Podcast

Kaliteli Hisse Seçmenin Püf Noktaları | Finansal Özgürlük Kulübü #10

Midas Podcast

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Warren Buffett, Peter Lynch ve Charlie Munger gibi efsanevi yatırımcıların hisse seçim stratejilerini mercek altına alıyoruz. "Hisse seçimi bir bilim mi, yoksa sanat mı?" sorusundan yola çıkarak, uzun vadeli yatırımcılar için kaliteli şirket seçiminin inceliklerini tartışıyoruz.

İyi dinlemeler!

Midas uygulamasını indir: https://app.getmidas.com/gmih/mie6gpeu

X (Twitter): https://twitter.com/getmidas

Instagram: https://www.instagram.com/get_midas/

YouTube: https://www.youtube.com/@midasplus

TikTok: https://www.tiktok.com/@midasinkulaklari

Midas'ın Kulakları: https://www.getmidas.com/midasin-kulaklari

Not: Bu içerik, içeriğin yayınlandığı günkü veriler ve haberler baz alınarak hazırlanmıştır. Eğer varsa içerikte geçen hedef fiyat tahminleri, uzman ve analist yorumları bu içeriğin yayınlandığı tarihte geçerlidir. Bu tahmin ve yorumlar zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu podcast'te yer alan haberler ve haberlerin içerdiği şirketler hakkındaki bilgiler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bahsi geçen hisselerdeki; hisse adı, fiyatı ve grafikleri de dahil temsilidir, yatırım tavsiyesi değildir.

Bölüm Transkripti

5.851 kelime · ~29 dk okuma

Herkese merhabalar, Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bir bölümüne hoş geldiniz. Ben Bay Tuturuldu. Karşımda her zaman olduğu gibi Borsal'a bir başına var. İki haftanın ardından yine sizlerleyiz.

Nasılsın abi, iyi misin? Keyifler nasıl? İyiyim, çok keyiflerim gayet yerinde. Bitcoin 100 bin doları gördü.

Oldukça mutluyum. Sen nasılsın? Senden mutlusu yok bu aralar. Borsa da fena gitmiyor.

Transkriptin tamamını oku

Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Geçtiğimiz bölümün 29 Kasım'da yayınlanmıştı. O tarihten sonra bir Kasım enflasyonu aldık bildiğin gibi. Beklenti %2 civarında gelmesiydi.

2.25 geldi. Gerçekleşen rakamı arttıran en önemli kalem, %5'in üzerinde artışla bir gıda enflasyonu oldu maalesef. Yani kışın gelmesiyle mevsimsellik olacağını bekliyorduk aslında.

Sebze meyve fiyatları artıyor biliyorsun. Ama çekirdek enflasyonu %1.5 civarına gelmesi bence olumlu. İşte gıdayı dışarıda bıraktığımız zaman.

Yani enflasyonun düşüş hızı biraz yavaş... ...bir şekilde iyileşiyor ama... ...yine de dövizin sabit kalması,

işte enerji fiyatlarının düşüksel etmesi... ...destek atıyor bize. Artık yani arkamızda bu rüzgar varken... ...enflasyonu daha da %40'ların da altına çekmek bence yine elimizde.

Borsa da enflasyon verisinin ardından bir mineralli yaptı. 10.000 puanın üzerine çıktı. Özellikle geçen bölümde de konuşmuştuk aslında bankalar, GYO'lar önden gidiyorlar.

Şimdi de bir çimento furyası başladı. Suriye'de işte rejim değişikliği vs. Ne dersin? Sanki böyle yükselmek istiyoruz da buna bahane arıyormuşuz gibi bir hava var borsada.

Sen ne düşünüyorsun? Ben yani şöyle, şu andaki yükselişi elbette beklentiler dahilinde biraz anlamlı buluyorum ama bunun altının doldurulması gerekiyor devam edebilmesi için. Enflasyon verilerinden de şu şekilde orada bence biraz hatalı davranıyoruz. Yani şu anda tamamen kontrol altına alınmış durumda olduğunu düşünmüyorum ben enflasyonun bu faiz oranlarına rağmen.

Çünkü şöyle düşünebiliriz yani her ay diyoruz ki bu ay işte bizi giyim tarafı yaktı, bu ay bizi işte tekstil tarafı yaktı, işte bu ay gıda tarafı bizi yaktı gibi böyle. şey yapıyoruz, her ay bir bahane üretebiliyoruz yani ama bu bir zaten döngüsel bir şey. Her zaman, zaman zaman döngülerle birlikte farklı aylarda farklı şeylerin çok çok yüksek bir enflasyonist baskı yaratacağını bu aşikar yani. Bunun hani bahanesini üretmemiz bence çok pek doğru değil.

Bu olmaya da devam edecek bu arada bu şekilde ilerleyen süreçlerde. Önemli olan, tabii ki çekirdek ve enflasyon da çok önemli ama önemli olan bu enflasyon beklentisini halkın, bunu ben çok sık sık tekrarlamıştım burada yani insanların beklentisini törpülemek, onları dizginlemek yani artık evet tamamen enflasyon düşmek üzere gibi herkesin düşünmeye başlaması lazım. Bunu sağlamak önemli. Hala ben onun gerçekleştiğini çok göremiyorum açıkçası.

en ufak bir faiz indirim döngüsünde sanki insanlar tekrar hemen borçlanmaya yönelerek böyle hızlı bir şekilde yeni bir belki enflasyonist bir döngü yaratacakmış gibi nedense hissediyorum. Yani bilmiyorum tabii bu kişisel benim görüşüm şu anda. Bunun üstüne belki bilmiyorum sen bir şey ekler misin ama... Yani şöyle, dövizde bu algının kırılması yaklaşık 1,5 yıl sürdü.

Enflasyonda... Evet, bak daha yeni ancak dövizde. Artmaz galiba denmeye başlandı yani. Halkımız için çok önemli bir yatırım aracı.

Dolarizasyon çok yüksek seviyede. Enflasyon da benzer şekilde. Geçmişte hep yüksek enflasyonla boğuştuğumuz için biz hani enflasyon artık kanımıza işlemiş gibi ülke olarak. Yüksek enflasyon dönemi insanımız için artık yeni normal olmuş durumda.

Arada böyle bir 2002-2017 arası sanki bir anomaliymiş gibi davranıyor insanlar. Aslında öyle olmaması gerekiyor. Gelişmiş ülkelere bakarsak, hani gelişmekte olan ülkelere bile baksak, 5'in üzerinde enflasyon hiç çoğu yerde görmüyoruz yani böyle Afrika ülkeleri vesaire haricinde. Yani yüksek enflasyon bence halkımızın kaderi olmaması gerekiyor diye düşünüyorum.

Umarım yani önümüzdeki süreçte bu ekonomi yönetimi artık yüksek enflasyonun kaderimiz olmadığını halka ispatlayacak diye umuyorum en azından. Şunu ekleyebilirim ben de. Genellikle hani şey derler, dünyada 4 çeşit ekonomi vardır derler. İşte gelişmiş ekonomiler, gelişmekte olan ekonomiler.

Japonya ve Arjantin. Ben buna bir de 5. Türkiye'yi belki ekleyebiliriz yani. Son o bizim belki 40 yılımıza baktığımızda 5 Türkiye diyebiliriz.

Umarım biz de gelişmiş ülkeler seviyesindeki gibi bir noktaya gelerek artık yani önümüzdeki belirsizliklerin kalktığı insanların rahat bir şekilde yaşayabildiği bir ülkeye dönüşebiliriz umuduyla. İstersen bu kısımdan Suriye'ye geçelim mi? Evet evet Suriye konusunda sen birazcık daha hem sektöre yakınsın hem de o bölgede oturuyorsun diye biliyorum. Yani Suriye'de rejimin değişmesi sence çimento ve demir çelik gibi şirketleri hareketlendirdi ama sence nasıl bekliyorsun yani çimento şirketlerine gerçekten de yarar mı?

Dediğim gibi Akdeniz bölgesindeyim ben. Bir miktar yarar elbette ve bunu aslında ben birkaç bununla ilgili bir yazı falan da yazdım, bir şeyler hazırladım yani takipçilere göndermiştim. Şimdi biraz ama piyasanın durumu abarttığını düşünüyorum ve bazı yanlış bilgiler de görünce piyasada çok moralim bozuluyor. Yani en azından konuyla ilgili çok fazla bilgisi olmayan insanların bu tarz konulara uzmanmış gibi yaklaşarak yorumlar yapması biraz benim moralimi bozuyor açıkçası.

Şöyle şimdi çimento sektörüne baktığımız zaman Yine aynı betondaki gibi belirli bir hinterland'ta çalışan sektörler bunlar. Yani bu... Şimdi clinker'i gönderebilirsin. Buradan... Afrika'ya zaten gönderiyoruz biz,

clinker'i gönderiyoruz ama çimento falan göndermiyoruz öyle Afrika'ya doğru düzgün veya Avrupa'ya. Clinker, ham madde gönderiyoruz ve orada öğütme tesislerinde öğütülerek çimento'ya dönüştürülüyor bunlar. Veya yine yakın coğrafyalara gönderiyoruz bunu yani. Libya'ya da gönderiyorduk, savaş olan bölgelerde yine zaman.

Özellikle zaten o Arap baharını hatırla. O dönemden sonra biz zaten Afrika kıtasında daha da yoğun bir şekilde bu tarz aktivitelere girmeye başladık ki hatta Türkiye'deki birçok büyük çimento oyuncusu da Afrika'da santraller ya satın aldı ya kurdu işte ya beton orada üretti gibi böyle oralara da girdi. Aynısı burada da olacak. Yani bu kaçınılmaz bir şey.

Fakat şimdi şöyle bir şey var yani Akçansatı'a gidip şeyden buraya çimento getirmeyecek mi? Yani Nuh çimento oradan buraya yani çok mümkün değil. Bu çimento da zaten 250 kilometre sınırını çoğu kişi biliyordur. Yani 250 kilometrenin üzerinde feasible olmuyor çimento dağıtımı değil mi?

Benim bildiğim kadarıyla. Çok ciddi bir maliyet var. Lojistik maliyetler çok önemli. Yani bir yerden fiyat alırken sen çimento fiyat alırken bir fabrikadan şöyle yaparsın genellikle yani çimento fiyatın ne kadar taşıma maliyetin ne kadar?

İkisini toplarsın bakarsın ya bu şekilde fiyatlar alınır çimento da. Şimdi ne kadar ucuza satabilirsin sen? Yani İstanbul'dan veya işte İzmir'den atıyorum Ankara'dan ki Ankara'dan daha da garip yani hadi diğerlerinin limanları var. Oradan buraya ne kadar ucuza sen çimentonu satacaksın ki senin taşıma maliyetin bu en yakında satanın altında kalacak.

Ama şöyle bir şey de var Çimento'da yani bu konulara çok da girmeye gerek yok ama bölgesel oligopiler mi diyeyim artık ona, şeyler oluşabiliyor bölgesel. Biraz hani rekabeti zedeleyici durumlar oluşabildiğini düşünüyorum ben Çimento'da. Bu bölgede de yani Akdeniz bölgesi ve işte Güneydoğu Anadolu bölgesinde büyük oyuncular var zaten. Oyak var bildiğimiz gibi.

Limak çok büyük bir oyuncu değildi yani hiç oyuncu da değildi hatta bundan belki 6-7 sene öncesine kadar ama ciddi bir Atılım yaptı Limak. Hızlı bir şekilde büyüdü aslında. Baya bir fabrika açtı. Bölgede halka açık 2 tane fabrikası var.

Açık olmayan da galiba 1 veya 2 fabrikası var. İşte burada mesela Limak'la ilgili şöyle bir sıkıntı devreye giriyor. Şimdi halka açık fabrikalardan mı oraya mal gönderecek? Yoksa diğer bazı başka onun fabrikaları yine var bölgede.

Oradan mı çalışacak? Şimdi bunlar da biraz sıkıntı. Oyak var yine bölgede çok aktif çalışan. Zaten Türkiye'nin de en büyük oyuncusu.

Yani benim kişisel kanaatime göre diğer bütün çimento oyuncularının toplamından çok daha etkin, büyük bir firma Oyak. Yani böyle açıklayabilirim. Onların şöyle bir avantajı var bölgede. Hem fabrikaları var hem öğütme tesisleri var.

Biri İskenderun Limanı'nda, biri Adana'da fabrika. Şimdi liman üzerinden de yine öğütme tesisinde demiş ki işte fabrikada klinker buraya gönderiliyor. Burada işte sem 1, sem 2, sem 3, artık sem 4 neyse çimentoya dönüştürülüyor. Oradan gönderebilir liman üzerinden ve yine karayolu üzerinden yine gönderebiliyor zaten.

Bu şekilde bir avantajı var. Yani bölgede çimsa şöyle söyleyebilirim yine Mersin'de onların var ama onların Suriye sınırından torbalı çimento bile geçirebileceklerini pek düşünmüyorum ben açıkçası. Yine halka açık olmayan şirketlerden saymak gerekirse mesela Medcan var, Kipaş var, Çimko var. Bunlar da çok büyük oyuncular bölgede.

Çok ciddi oyuncular yani. Bu şekilde yani bu kadar karmaşanın arasında kısaca şunu en son ekleyeyim. Bunların bizim Türk çimentocularına kapasite oranı olarak yani üretim oranı olarak uzun vadelerde yani çok uzun vadelerde %10 küsur, yüzde 15 belki civarında bir üretim katkısı ki o da çok sınırlı sayıda oyuncuya katkı olarak dönüşebileceğini ama bunun da sürekli bir katkı olacağını uzun vadelere yayılan söyleyebiliriz. Yani birkaç tane oyuncu için iyimser bir haber aslında bu ama geriye kalanlarını hiç hiç ilgilendirmeyen bir haber.

Tabii yine bunun yanında demir-çelik tarafı da var. Oraya da girebiliriz ama bir 10 dakikada demir-çeliği anlatmayayım istersen burada. Yine benzer bir hikayeyi demir-çelikte de. Yani bugün konumuz zaten hisse senedi seçim yapmanın temelleri olduğu için.

Bu aslında bir örnek üzerinden anlatmış oldun. Sen yani bir hisse senedi nasıl seçeriz? Ya da bir şirketin kalitesini nasıl ölçeriz? Aslında birazcık girmiş oldun yani olaya.

Talep, arz konusuna birazcık girdin. İstersen yavaş yavaş konumuza geçelim. Bugün... hisse senedi seçim kriterlerini konuşacağız.

Yani bu bir temel analiz ya da değerleme bölümü olmayacak. Onu bir sonraki bölüme düşünüyoruz açıkçası. Bu bölümde daha çok işte kaliteli bir şirket nasıl seçilir? İşte en fazla birleşik getiriye ve büyüme potansiyele sahip şirketleri nasıl buluruz?

Bu sorunun cevabını arayacağız birazcık. Tabii bu cevapları hepsini bildiğimizi iddia etmiyoruz kendimiz. Kendi tecrübelerimizden ya da okuduklarımızdan çıkarımlar yapmaya çalışacağız. Borsan'ın bir başına ile birlikte.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Burada konuşacaklarımız uzun vadeli yatırımcılar için daha çok anları ifade edecek. Yoksa kısa vadeli traderlar ya da işte bilanço analizi dediğimiz, bilançodan bilançoya tüm portföyü değiştirenler, daha farklı metriklere bakıyorlar. Biz ikimiz de yatırıma 5 yıldan daha uzun vadeli bir perspektiften baktığımız için, Kısa ve orta vadeli yatırımcılara göre şirketin kalitesine daha çok önem veriyoruz aslında.

Bence kaliteli şirketleri bulmak için uzun vadede yüksek bileşik getiri elde etmenin en büyük anahtarı kaliteli şirketleri bulmak. Bunu aslında ünlü yatırımcılardan görebiliyoruz işte. Warren Buffett olsun, Peter Lynch olsun, Charlie Munger olsun. Bu yatırımcılar kaliteli şirketleri seçtikleri için bu kadar uzun sürede yüksek bileşik getiri elde edebiliyorlar.

Burada şunu konuşmak lazım. Kalite kavramından ne anlıyoruz? Öncelikle ben sana şunu sormak istiyorum. Sence şirket seçimi tamamen analitik yani bilimsel yöntemlerle mi yapılmalı yoksa işin içinde öznerlik ya da sanat var mı?

Ben de çoğu yatırımcının söylediği gibi bunun bilimden çok bir sanat olduğunu düşünüyorum. Yani çoğu büyük yatırımcı bunu söylüyor zaten. Gerçekten bir sanat. Yani...

Şimdi bu işin bir matematiği elbette var. Tabii ki belirli başlı şeylere bakmamız gerekiyor ancak hiçbir zaman göz önüne alamayacağımız veya hiçbir zaman değerlendirmemizde belki bulunmayacak çok ilginç katalizörler devreye girebiliyor. Yani bu da birazcık işi karmaşıklaştıran kısım zaten burası. Kağıt üstünde bizim okuyamadığımız bazı şeyler var şirketlerle ilgili ve bu anlamda ben biraz Sanata daha yakın olduğunu düşünüyorum.

Hisse seçimi, kriterlerinin özellikle ve doğru seçimin. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Yani sence bir sanat mı, bilim mi? Katılıyorum.

Yani bir noktaya kadar bilim olsa da, mesela örnek vermek gerekirse, yönetimin yani patronun dürüstlüğünü nasıl ölçeriz? Tamamen analitik şekilde ölçmenin bir yöntemi yok. Yani kap bildirimleri, faaliyet raporları, işte temetlü dağıtımında imtiyaz gibi konular bize fikir verir. Ama nihayetinde kararı verirken, kendi hislerimiz de devreye giriyor.

Şimdi Peter Lynch'in çok ilginç bir kriter listesi var. İstersen bunlardan kısaca bahsedelim. Peter Lynch kriterleri benim çok ilgimi çekmişti. Şirketin yaptığı iş mesela diyor ki sıkıcı olmalı.

Ya da şirketin... ...yaptığı iş insanın midesini bulandırmalı. Ya da kulağa ismi gülünç gelmeli.

Ya da yaptığı iş moral bozucu olmalı. Bunun gibi mesela birkaç kriteri var Peter Lynch'in. Yani bunları Peter Lynch kriterleri dediğimizde... ...rakipleriyle olan ilişkilerinde şirkete avantaj sağlar diyor.

Mesela iş şirketinin yaptığı iş moral bozucuysa. ...veya şirketin içinde bulunduğu sanayinin daha fazla büyümeyeceği iddia ediliyorsa? Sen bu konuda Peter Lynch kriterlerine katılıyor musun yani?

Oldukça beğeniyorum bu arada yaptığı. 13 tane kriter... Borsa'da tek başına kitabındaydı. 13 tane olması lazım kriteri.

Onu ben madde madde de çıkartmıştım zaten. Şey kısmını çok beğeniyorum. Şirketin yaptığı işin sıkıcı olması kısmını çok beğeniyorum. Bir de moral bozucu aynı zamanda.

Orada bir örnek veriyor Peter Lynch. Amerika'da bir cenaze levazumatçısı şirketinden örnek veriyor. Çok ilginç bir örnek. Halka açık bir cenaze işleriyle ilgilenen bir şirketten bahsediyor.

Bu iş çok moral, sıkıntılı bir iş. Biliyorsun Amerika'da özel mezarlıklar falan var. Onları yöneten bir şirket düşün. Aynı zamanda cenaze işlerini yönetiyor.

Kim buraya yatırım yapmak ister ki? Sektör de büyüyen bir sektör değil. Sonuçta yılda ölen insan sayısı. Benzer sayılar yani tabii ki nüfus artıyor ona oranla artıyor ama hani böyle bir anda patlama yapacak gibi hani büyüyecek böyle aşırı uçacak bu sektör diyebilir misin cenaze işlerine?

Mümkün değil ama şöyle işte şimdi orada bu Peter Lynch'in işte kriterlerinin bak hepsini neredeyse karşıladığını görüyoruz ve şöyle diyor şirketin sektörü de diyor eğer büyüme artık büyüme görünmüyorsa diyor o sektörde yani çok ciddi bir büyüme beklentisi bulunmuyorsa gibi bir maddesi daha var. Şimdi bu tarz sektörlerde bazı şirketler bütün sektörü böyle ele geçirecek tarzda hamleler yapabiliyorlar. Yani bir monopole dönüşme yolunda gidebiliyorlar aslında. Tam olarak bu tarz sektörlerde oluyor bunlar genellikle.

Aslında çok hızlı büyüyen sektörlerde de olabiliyor ama orada rekabet yani daha farklı oyuncular da girdiği için sürekli bir rekabet tekrar canlanabilir. Ama burada yeni oyuncu da yok, sektör de büyümüyor. Artık yavaş yavaş birileri bu pastadan en büyük payı kapmaya çalışıyor. O aldığı şirket de işte cenaze işleriyle ulaşan bütün Amerika'daki böyle değişik değişik yerlerdeki şeyleri toplamaya başlıyor.

Mezarlıkları toplamaya başlıyor, portföyünü ekliyor. İnanılmaz bir şekilde büyüyor şirket. Sektörü hiç büyümüyor olsa da. Bu bence çok güzel bir örnek yani Peter Lynch'in o maddelerinin hepsinin ortak örneği gibi.

Evet, katılıyorum sana. Zaten bu tarz sıkıcı ya da insanların ilgilenmediği işlerde, borsa analistleri veya aracı kurumlar da bu şirketler hakkında rapor yazmıyorlar zaten. Çok fazla ilgilenmiyorlar. Evet, yatırımcıların o şirkete karşı ilgisiz kalmasına sebep oluyor.

Bu da değerlemeleri aşağı düşürüyor aslında. Kimse o şirketle ilgilenmezse, kimse alım yapmazsa şirketin hisse fiyatı yükselmez gibi düşünüyorsun aslında. Ama uzun vadede her zaman değer fiyatı yakaladığı için ya da fiyat değeri yakaladığı için, Bu durumda kısa vadeli o şirketin fiyatının düşük kalması aslında akıllı yatırımcı için bir fırsat olmuş oluyor. İstersen şey yapalım yani ünlü yatırımcıların yaklaşımlarına bakalım birazcık.

Biraz önce bahsettiğimiz Buffett, Munger, Peter Lynch gibi yatırımcıların bir kısaca yaklaşımlarına ben bakmak istiyorum. Hani hisse senedi seçim kriterlerine bakmak istiyorum. Peter Lynch'e zaten aşağı yukarı bakmış olduk Peter Lynch aslında. Buffett'ı istersen sen... Evet,

bakmış olduk evet. Evet, Buffett'la ben Charlie Munger'ı benzer gördüğüm için ikisini beraber aslında söylemek istiyorum. En bilinen yatırımcılar zaten Buffett ve Munger. Bunlar diyorlar ki, her alacağımız hisseye bir işletme gözüyle bakmalıyız.

Yani yönetimin dürüstlüğü, yetkinliği ve hissedarlara karşı şeffaf olması onlar için çok önemli. Bunlar faaliyet raporlarını da çok önemsiyorlar. Raporların yazım dili, işte içerdiği bilgiler, sunum şekli, yönetimin şeffaflığı konusunda ipuçları verebiliyor. Bütün bunların yanında şirketin yönetimi ne kadar iyi olursa olsun, o yüzden sektör zorlu bir sektörse başarısız olabilirler diyor.

Yani başta yatırım yapacağımız sektörü seçerken de dikkatli olmamız gerekiyor aslında. Büyümeyen sektörde büyüyerek pazar payını arttıracak şirketi bulmak, hızlı büyüyen sektörde şirket bulmaktan daha zor. Bana kadar ise benim şahsi bakış açım Peter Lynch bunun tersini savunuyor ama Sektör hızlı büyüyorsa zaten en kötü şirket bile pastadan belli oranda pay alabiliyor. Burada önemli bir söz var.

Warren Buffett söylemiş bunu. Benim de hoşuma gitti yani ilgimi çekti. Amerika'daki tüm CEO'lar arasında seçme hakkım olsa, ilk seçme hakkım olsa ve bana Ford Motor yönetme görevi verilse bunu yapmak istemezdim diyor. Çünkü sektörün büyümeyeceğini ve şirketin hantal olduğunu, şirketin yönetimsel sıkıntıları olduğunu düşünüyor muhtemelen.

Peter Lynch da bu konuda ayrışıyorlar aslında. Peter Lynch daha farklı bir yatırım anlayışı belimsiyor. Şirketleri anlamamız gerektiğini, benzer noktaları da var ayrı noktaları da var. Benzer noktaları şirketleri anlamamız gerektiği konusunda.

Yani anlayamadığımız işe yatırım yapmayın diyor. Hem Peter Lynch hem Warren Buffett. Ayrıştıkları nokta, Buffett çok konsantre, yani portföyünün %50'ye yakını... ...şu anda Apple listesinde.

Lynch çok çeşitlendirme yanlısı. Ten Beggar dediğimiz onluk hisseleri bulmaya çalışmamız gerektiğini söylüyor. Bu yüzden daha ufak piyasa değerine sahip şirketlere yatırım yapıyor. Peter Lynch daha çok etrafımıza bakın diyor.

Yani en çok kullandığınız, memnun kaldığınız ürünleri satan şirketlere yönelin diyor. İşte McDonald's, Taco Bell, Dunkin Donuts... Bunlar 40 kat arttı. hayatınızda bir kez 40 kat kazanmanız yeterlidir diyor.

Sen ne düşünüyorsun yani ikisi arasında benzer yanlarda var, ayrışan yanlarda var. Sen birazcık daha hangisine yakınsın onu sormak istiyorum. Ben bu ikisinden de aslında bir şeyler öğrendim kendimce. Şey kısmı çok önemli zaten yani bu ikisi de piyasalarda çok uzun yıllardır %20 ve %30 civarında bilgilendirilmiş getir oranına sahipler.

Yanlış hatırlamıyorsam Buffett'in %20 küsürdü. Peter Lynch'de zaten emekli oldu yani. Çok erken emekli oldu bu arada o. O da galiba 29 civarındaydı.

Yanlış hatırlamıyorsam 56 yaşında falan emekli oldu. ailesiyle zaman geçirmek için. Babasını da o yaşta kaybetmiş galiba, emekli oldu her neyse. Devam etse belki onun da düşünceleri şekillenebilirdi çünkü 90'ların başlarında hemen emekli olduğu için.

Devam etse belki başka şekilde devam edebilirdi. Şimdi o dönemde aynı bizim belki Türkiye piyasasına benzetebiliriz. Bunu galiba sen de geçenlerde bir söylemiştin. Biz Amerika'nın belki 40-50 yıl piyasalar bakımından, finansal piyasaların etkinliği bakımından o anlamda bir gerisinden geliyoruz.

Şimdi Peter Lynch'in bu yüksek çeşitlendirmesi o dönemlerde bilmiyorum yani aralarındaki işte o tenbeagerları yakalayıp onları tuttukça zaten aslında getiri yaratıyor ama bu kadar yüksek çeşitlendirmenin ben yararlı bir şey olduğunu düşünmüyorum ve özellikle de sadece tek bir piyasanın içerisinde çeşitlendirme yapmanın çok hatta saçma olduğunu düşünüyorum açıkçası. Böyle bir şey yapmak istiyorsanız farklı bir aset alarak hani korelasyonu düşürerek bir çeşitlendirmeye gitmelisiniz gibi bana daha doğrusu bu geliyor. O anlamda biraz hani daha yoğun bir portföyün mantıklı olduğunu düşünüyorum ben. Biraz Buffett ve Mangra, hatta en çok Mangra galiba ben yakınım bunların arasında.

Buffett de çünkü yani değer konusunu biraz hani şey bunu hani defter değerine çok önem veriyor diyelim hani bir şirketin. O değerlemesinde şirketin hani içsel değerlerine yakın bir noktada hep olduğu noktada giriş yapmak istiyor. Mesela Charlie Munger orada onlardan da biraz ayrışıyor. O her zaman hani şey diyor, ne diyordu hatta onun o sözünü de burada okuyabilirim hemen hızlıca.

Şöyle diyor, ''Adil bir fiyata harika bir iş, harika bir fiyata vasat bir işten daha üstündür.'' diyor Charlie Munger. Yani bir işe eğer bu iş harikaysa ona adil bir hani veya hatta adilin de belki biraz üzerinde bir fiyat ödeyebilmekte bence bir sakınca yok. Bunun yerine şeyi arıyoruz ama biz işte.

Harika bir fiyat ama işin kendisi vasat veya vasatın altı. Devam edecek hatta uzun bir süre. Burada harikalar arıyoruz. Bu kısa vadede belki o aradaki fiyat, değer arasındaki şeyden yararlanmakla belki portföyüne katkı yapabilir bir kişinin ama uzun vadede bunun olumlu bir sonucu olmaz diye düşünüyorum.

Ben bu 3 kişi en azından böyle kendimce hani biraz oturtmuş oldum galiba. Biraz uzun konuştum ama. Sen peki? Yani Buffett birazcık kriz yatırımcısı gibi geliyor bana.

Yani çok harika şirketleri çok uygun fiyata almaya çalışıyor. Bu yüzden de krizleri bekliyor aslında. 2008 krize çok ciddi alımlar yapmıştı. 2020'de çok ciddi alımlar yaptı.

Ciddi bir nakit pozisyonu da oluşturdu şu anda yine. Evet evet yani normal iyi zamanlarda biraz bekleme ve nakita geçme tarafına ağırlık veriyor. Böyle büyük krizlerde ise çok beğendiği şirketleri çok ucuz uygun fiyatlara almaya çalışıyor aslında. Dediğin gibi Munger birazcık daha uzun vadeli şirketin büyüme potansiyelimden veriyor.

Ben birazcık da burada kendi kriterlerimden bahsedeyim istersen. Ben şirketlerde kurumsal yapıya önem veriyorum. Yani kurumsallık kişiden kişiye göre değişir aslında ama kastettiğim işte kar dağıtımında, ücret politikasında imtiyazlar var mı? Yöneticiler işte huzur hakkı alıyor mu?

Alıyorsa yıllık karın ne kadarına karşılık gelen bir miktar alıyorlar? ya da şirket temettü dağıtmış ve o yıl huzur hakkı vermiş mi? Örnek veriyorum yani şirket o yıl hiç temettü dağıtmamış ama yöneticiler netkarın %10'unu performans pirinmiştir, huzur hakkı gibi isimlerle ceplerine indirmişler mi? Bu bence büyük bir kırmızı bayrak o şirketi almamak için.

Yönetim kalitesi dışında şirketin sektörüne bakıyorum. Şirket sektörde küçük oyuncu mu yoksa pazar payı yüksek büyük oyuncu mu? özellikle doğal kaynakları üzerine kurulmuş. Dolayısıyla işte maliyet avantajına sahip şirketlere yatırım yapmayı seviyorum.

Bu sektöre yeni bir şirket girmek istediğinde o maliyet avantajına sahip olmayacağı için pazar payını arttırmak istiyorsa marjlarından kısmak zorunda kalacak. İkincisi zamanında yüksek maliyetli yatırımlar yapmış ve sektöre giriş para yerine yüksek olduğu sektörleri ve şirketleri seviyorum açıkçası. Örneğin işte rafineri ya da petrokimya şirketleri buna örnek gösterilebilir. İşte rafineri sektörü pek katma değerli değil biliyorsun.

Ama potansiyel olarak bu yatırımları zamanında yapmış şirket neredeyse sektörde tekel konuma gelebiliyor. Son olarak şuna önem veriyorum. Şirket başkalarında olmayan işte patent, uzun vadeli anlaşma gibi varlıklara sahip mi? Örnek veriyorum.

Çip tasarımı yapan firmalar, ilaç şirketleri, İşte hassas döküm yapan şirketler, know-how'u olan şirketler. Buna örnek verebiliriz. Şirketin sattığı ürünün alternatifleri azsa ya da işte sattığı şirketlerle özel anlaşmaları varsa bu da bir avantaj. Örneğin işte ticari yedek parça üretimi yapan bir firmamız var.

Yurt dışındaki müşterileriyle 15-20 yıllık hatta daha uzun vadeli anlaşmalar yapıyor. Bu da aslında şirketin ürünlerine o piyasada güvenildiğini ve fiyatlama gücü olduğunu gösteriyor. Biraz uzun konuştum kusura bakma ama senin şirketlerde aradığın kriterler neler? Yani sektörün büyümesi mi senin tercihin olur?

Yoksa şirketin büyümeyen sektörde pazar payı alması mı tercihin olur? Bu konuda fikirleri merak ediyorum. Ben burada şey yapıyorum genelde bottom up deniyor. şeyden başlayarak hani şirketin kendisinden başlayarak yukarıya doğru çıkıyorum.

Sektöre aslında en son genellikle bakıyorum. Yani tabii ki bazen işte bir sektör hepimizin işte görüyoruz bir anda bir sektör parlayabiliyor veya önümüzdeki süreçte diyoruz ki şu sektörler güzel olacak sanki gibi şeyler düşünüp de sonra bakabiliyoruz ama ben genel olarak yani temelde portfölde bulunan tüm şirketleri önce şirket ilgimi çektikten sonra başlayarak diğer tüm metriklere bakıyorum. Burada da önemli olan, son zamanlarda özellikle bende daha da önem kazanan, ilk baktığım şeylerden bir tanesi marka değeri bir şirketin ve şöyle söyleyebilirim. Şirketleri ben değerlendirirken 3 tane değer aslında belirliyorum.

Belirliyorum derken bunlardan zaten 2 tanesi belirlenmiş durumda. Bir tanesini de ben kendim işte aslında fiyat ve değer arasındaki farkı anlatmak için bunu şey yapıyorum. Bir piyasa değeri zaten bu halka açık bir şekilde hepimizin belki bir oylama makinesinde oyladığımız bir piyasa değeri belirliyoruz bir şirkete. Bunun yanında bir de şirketin işletme değeri yani firma değeri var.

Firma değerine bakıyoruz bir de şirketin. Ben bir de bunun üzerine şirketin marka değerini özellikle son yıllarda 3-4 yıldır çok çok daha fazla önemsemeye başladım. Benim için çok önemli marka. Yani bu şey olması önemli değil.

Bak burada hani lüks marka olması veya işte böyle en şey marka olması önemli, sükse marka mı diyeyim ona ya da janjanlı marka kısmı değil. Bu marka tanımının içerisine şirket kültürü, şirketin geçmişi, işte yönetim kalitesi ve şirketin kullanıcılar tarafından veya işte şirketin iş yaptığı diğer başka şirketler tarafından Oturmuş algısından bahsediyorum. Bu benim için birinci kriter oldu neredeyse son 3-4 yıldır. Onun dışında tabii şeyler geliyor yani yönetim kalitesi çok önemli senin dediğin gibi.

Rekabete bakıyorum ben özellikle yine yani o pazardaki en büyük oyuncu olmasına gerek yok. Ancak neyi farklı yapıyor diğerlerinden? Ya da nasıl rekabet ediyor diğerleriyle? Ben şey şirketlerini sevmiyorum, fiyat rekabeti yapan şirketleri mesela hiç sevmiyorum.

Bunları mesela bu perakende sektörü direkt buna giriyor zaten. Fiyat rekabeti, adi mal satan sektörleri çok fazla hiç sevmiyorum. Bu yine galiba Warren Buffett'ın da aslında örneklerinden bir tanesi. Tabii bunun yanında bir de kar payı dağıtması benim için çok çok önemli.

Bu çok yüksek, yani aşırı bir kar dağıtım politikasıyla yani karının %80'ini, %90'ını veya %70'ini olmasa bile en azından %30-40 civarını belki veya hatta %20 bile olabilir dağıtım politikası belirlemesine önemsiyorum. Bunlar benim kriterlerim. Yani temel hani şey olarak, prensipler olarak, kriter olarak bunlar benim. Teşekkür ederiz.

Yani çok doğru bir noktaya parmak bastın. Bir şirketin kalitesini ölçerken En büyük kriterlerden birisi aslında sürekli rekabet avantajına sahip mi değil mi? Sen de biraz önce marka değerinden bahsederken onu konuştuk yani. Buna yabancılar mode diyorlar aslında.

Ekonomik hendek olarak adlandırıyorlar. Burada senin de söylediğin gibi üç farklı kriter devreye giriyor. Bir tanesi marka değeri. Lüks olmasına gerek yok dedin marka değerine sahip olması için.

Bu konuda en büyük örnek bence Coca-Cola. Coca-Cola mesela lüks bir marka değil ama gerçekten de bir marka değeri var. Tabii ki çok müthiş bir örnek bu. Benim aklıma başka şirketler gelmişti aslında ama Coca-Cola bence bunun en müthiş örneği.

Bugün dünyanın her neresine gidersen git, bunun bir marka algısı var. Hatta bununla ilgili galiba analizler de vardı. Coca-Cola'nın marka değeri ne kadar olabilir acaba diye. Şirketin piyasa değerinden çok ayrışan bir şey çünkü bu.

Ve ben işte bu arada, şimdi hani fiyat ve değer diyoruz ya işte, bir şirketin marka değeriyle piyasa değeri arasında çok çok ciddi bir ayrışma varsa eğer, orada genellikle ben pozisyon almaya çalışıyorum. Pardon, böldüm seni. Devam et istersen. Katılıyorum.

Estağfurullah. Şunu demek istiyorum aslında, marka değeri çok önemli. İkinci olarak teknolojisi ve patentleri, biraz önce de bahsettim aslında. Yenilikçi ürünler üreten veya patent sahibi olan şirketler rekabet avantajını arttırıyor.

Örneğin Pfizer şirketi, ilaç şirketi patentleri sayesinde çok yüksek karlılığa ulaşmış durumda. Ya da Adobe mesela, tekrarlayan abonelikleri var. Bildiğiniz gibi. Bu sayede düzenli gelir elde ediyor.

Üçüncü olarak da senin katılmadığın bir sektöre örnek vermek istiyorum. Ölçek ekonomisine sahip şirketler. İşte büyük şirketler oluyor genellikle bunlar. Büyük oyuncu oluyorlar genelde.

Düşük maliyetli ürün ve hizmetler sunabiliyorlar. Örneğin, ülkemizde faaliyet gösteren en büyük ucuzluk marketi. Buna örnek verebiliriz. Ya da Starbucks, Amazon gibi şirketler... ...devasa lojistik ağları sayesinde maliyet avantajı sağlayarak... ...aslında marjlarını belli bir noktada tutabiliyorlar.

Bunlar birazcık adi iş yapıyorlar, haklısın. Ama bu lojistik ağları sayesinde maliyetlerini piyasa koşullarına göre... esnetebiliyorlar diye düşünüyorum açıkçası. Bunların hepsi büyük hendeklere sahip şirketler ve değerleme yaparken de aslında bu hendekleri sayesinde sektördeki diğer oyunculardan ayrışıyorlar ve daha yüksek çarpanlarla değerlenmeyi hak ediyorlar.

Değerleme kısmına şu an çok girmeyelim. Bir sonraki bölümde gireceğimiz için detaylarda çok boğulmayalım. Yani ben böyle düşünüyorum açıkçası. Bir de aslında şunu örnek vermek gerekirse, nasıl diyelim?

Yani hissedarlar, yöneticiler ve çalışanlar şirketin geleceği hakkında çok farklı bakış açılarına sahip olabiliyorlar. Bu da şirketin geleceğini etkileyebiliyor, marka değerini etkileyebiliyor, ölçek ekonomisini etkileyebiliyor. Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yani hissedar ve yöneticilerin farklı bakış açıları şirketin gelecek potansiyelini etkileyebilir mi?

Kesinlikle etkileyebilir. Yani bunu genellikle aslında şeylerde görüyoruz biraz daha fazla. İki çeşit şirkette görüyoruz bence. Bir çok köklü şirketlerde görüyoruz.

Bir de aile şirketlerinde görüyoruz galiba bunu. Bu ikisinde sanki daha çok görülüyor ama diğerlerinde bence çok daha böyle hani kurumsal yapının tamamen oturduğu şirketlerde Aslında şimdi böyle örnek verince çok inanılmaz bir tarif yaptım kendimden. Hemen aklıma bir şirket canlandı ama neyse o şirketin ismini vermeyelim şimdi burada. Çoğu kişinin şeyi bir şirketi çünkü uzun süredir dert yandığı bir şirket.

Hem aile yapısı hem kurumsal yapı işte birbirinden bazen farklı da düşünebiliyor. Her neyse şimdi bunlara mesela bence en güzel örnekler özellikle son dönemlerde Mesela Volkswagen'in içine düştüğü durum belki buna çok güzel örnek olabilir. Şimdi çalışanlar iş güvencesi arıyorlar şirkette. Çok ciddi bir sendikalaşma var bildiğin gibi özellikle Almanya'da.

O sendikalaşmayla birlikte uzun vadeli güvenceler arıyorlar. Bunun yanında sektörde çok büyük bir problem var aslında yani şu anda onlar çok ciddi rahatsız olmuş durumdalar özellikle elektrikli otomobillerle birlikte ve bunun yanında bir de yatırımcılar. Yatırımcılar da bambaşka bir şey istiyor şirketten. Yani işte yatırımlarının dönüştürmesini, değiştirmesini belki hatta istiyorlar.

Burada bir üçlü çıkar çatışması devreye giriyor. Yani buna hatta bir Meksika açmazı bile diyebiliriz yani. Şu an Volkswagen'in içinde olduğu şey bana karışırsa tamamen bir Meksika açmazı. Ve mesela bundan nasıl çıkacağını aslında merakla bekliyorum.

Yani bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Hani bu işte farklı görüşler yani. Yatırımcı, yönetim ve çalışanların farklı düşüncesi bir şirketi belki büyük bir felakete bile sürükleyebilir. Bilmiyorum sen bu konuda ne düşünüyorsun?

Yani bu konuda ben de senin dediğin gibi iki örnek vermek istiyorum. Bir tanesi aile şirketleri. Sen de söyledin zaten. Aile şirketlerinde o kurucu, şirketi kuran aile şirketi kurumsallaştırmazsa bir süre sonra babadan oğula geçen sanki böyle bir padişahlık gibi bir sonuç ortaya çıkıyor.

Bu da ne kadar aile şirketi olursa olsun, ne kadar kaliteli yöneticiler olursa olsun o şirketi bir süre sonra ...kalitesiz yöneticilerin eline düşürmek zorunda kalıyor. İkincisi ise senin bahsettiğin gibi çok köklü şirketler... ...bir süre sonra hissedarlar ve yöneticiler arasında... ...çıkart çatışması ortaya çıkabiliyor.

Volkswagen örneğini verdim. Ben biraz detaylandırmak istiyorum. Hani biraz araştırma yaptım Volkswagen konusunda. Burada ana hissedarlar arasında iki farklı grup var.

Bir Porsche Piage ailesi var ve bir de Lower Saxony eyaletinin kendi hisseleri var Volkswagen içerisinde. Porsche Piage ailesi yüzde ellinin üzerinde oy hakkına sahip, yüzde elli üç civarında. Lower Saxony hükümet yönetimi ise yüzde yirmi civarında paya sahip. Bu Porsche ailesi Volkswagen'in ana hissedarı.

Genellikle işte bunlar birazcık daha dönüşümü destekliyorlar. Tel dönüşümü, elektrikli araç dönüşümünü destekliyorlar. İşte maliyet azaltma çabalarını da aslında hızlandırılmasını istiyorlar. İşten çıkarılmaların da aslında en büyük arkasındaki kaynak bu Porsche ailesi.

Lower Saxony eyaleti ise %20 oy hakkına sahipler ama eyalet hükümeti işte iş gücünü ve yerel istihdamı korumak istiyor. İşte fabrika kapatma ve işten çıkarma planlarına genelde karşı çıkıyorlar. Çünkü bu kararlar işte bölgesel ekonomiyi etkiler diye düşünüyorlar. Birazcık böyle sosyal sorumluluk projeleri, çalışan refahına öncelik veriyorlar.

Biraz böyle sendika işi yapıyorlar yani açıkçası. Bu ikisi arası tabii ki çıkar çatışması olması çok normal. Bir de çalışanların bakış açısına bakarsak tabii ki dijital dönüşüm ve elektrikli araç dönüşümün sonucu sonrasında Geleneksel işten yanmalı motorlara göre üretim süreçlerinde daha az iş gücü gerekiyor. Bu da aslında işten çıkarma riskini arttırıyor.

Fabrika kapatma durumu var. Yöneticiler düşük karlılıkla faaliyet gösteren fabrikaları kapatmak istiyorlar. Bu da çalışanların tabii tepkisini çekiyor doğal olarak. Yani Volkswagen biraz zor bir durumda bence.

Özellikle işte elektrikli araç dönüşümüne yönelik maliyetleri karşılayabilmesi için fabrikalarını yeniden yapılandırması gerekiyor. Şu an ID5 şeylerine göre kendi benzer segmentteki araçlara göre çok pahalı kalıyor. Bu da işte düşük performansa tesisleri kapatması ve maliyet yönetimine biraz daha önem vermesi gerektiğini gösteriyor bence. Yani 2021 yılında Almanya'daki bir fabrikasını kapattılar.

Kapatmadılar da yeniden yapılandırdılar. Bazı işten çıkarma durumları oldu. Ve işte zayıf performans gösteren fabrikaları Çin'de ve diğer pazarlarda daha verimli tesislere kaydırmayı düşünüyorlar. Bunlar da tabii sendikaların ve eyaletin tepkisini çekiyor.

Yani biraz aslında dediğim gibi Meksika açmazına doğru gidiyor bu işin sonu. Ben Volkswagen'in geleceğini çok aşırı parlak göremiyorum açıkçası. Şimdi burada çok iddialı konuşmuş gibi olmayayım ben ama bazen biz böyle içinden geçerken durumun çok farkına varamayabiliyoruz. Bugün biraz aslında Amerikan hisselerinden çok bahsetmiş olduk.

Yani yurt dışı hisseleri diyelim daha doğrusu. Ben Tesla örneği vermek için bunu söyleyeceğim. Şimdi 2005 yılında değil mi? İlk iPhone çıktığında 2004 müydü?

2005'ti galiba. Biz ne olduğunu pek anlayamadık. Yani bunu ben birebir elektrikli araçlar olarak söylemiyorum ama burada sadece iki şirket karşılaştırması yapacağım. Şimdi iPhone, Apple şirketini düşünelim ve bunun karşısında Blackberry şirketi vardı.

Hatta Nokia'ya kadar da gidebiliriz aslında ama Nokia zaten hani bu mobil telefonlarla biraz daha böyle akıllanmasıyla birlikte bir miktar geriye düşmüştü zaten. Hani BlackBerry ile şimdi burada Apple'ı karşılaştırırsak bence şu anki günümüz durumunda elektrikli otomobiller üretmeye başlayanlar bugünün Apple'ı ve Volkswagen şu anda BlackBerry'nin konumunda bence. Yani Volkswagen, hatta Mercedes bile belki bunun biraz içerisine giriyor. Yine başka markalar da var.

Bu biraz daha hani ben böyle görüyorum ve hani bilekberinin kayboluşunu bakın bunlar genellikle böyle bir anda olan şeyler değil. Yani aa bugün işte bilekberi var, yarın kayboldu diye bir şey. Önce bunlar yavaş yavaş sonra bir anda gerçekleşiyor. Aynı Hemingway'in dediği gibi nasıl onun bir romanında diyor işte nasıl iflas ettin, nasıl bu boş batağına saplanıp işte tamamen iflas ettin diye soruyor bir roman kahramanı.

Adam da diyor ki şöyle diyor iki şekilde iflas ettim diyor. önce yavaş yavaş, sonra aniden, bir anda. Bu şekilde iflas ediliyor. Yani Volkswagen iflas edecek demiyorum aslında burada ama bu sürecin yavaş yavaş gerçekleştiğini ve sonra bizim anlamadığımız şekilde bir anda olabileceğinden bahsediyorum ve buna proaktif önlemler alınması gerek.

Aslında şirket seçimine de işte bu çok ciddi oranda giriyor yani. Bence şirket kriterlerimiz arasında bunu önemli ölçüde düşünmeliyiz eklemeyi. Şirketin proaktif önlemler alıp almadığı sektöründeki gelişmelere yönelik bir öngörüsü var mı durumla ilgili veya ne yapıyor? Bu bence çok kritik metriklerden bir tanesi.

Ve Volkswagen'in durumunu açıkçası ben de çok iç açıcı göremiyorum. Yani her ne kadar 100 yıllık neredeyse bir şirket olmuş olsa bile. Bilmiyorum, biraz karamsar konuştuk bugün aslında ama. Yani karamsar değil bence.

Çünkü Blackberry örneğini verdim biraz önce. Yani eskiden şey diyorduk, tuşsuz telefon mu olur? Gibi bir algı vardı. Yani Microsoft'un CEO'su Steve Ballmer mıydı?

Steve Ballmer'dı değil mi? iPhone ilk telefonu çıkarttığında, ekranlı telefonunu çıkarttığında adam gülüyor. Diyor ki, bu telefonu 400 dolara mı satacaklar? Bir kere bu telefonda klavye yok diyor.

Klavyesiz bir telefon. Nasıl ben mail yazacağım diyor. İnanılmaz gülüyor. Böyle bir röportajı var, kaydı var bunun.

Gülüyor ve diyor ki bakalım göreceğiz ne yapacaklar. Dalga geçiyor. Şimdi böyle konular... Orada biraz da Steve Jobs bile aslında bu iPhone'un bu kadar, ya da akıllı telefon diyeyim, bu kadar böyle yaygınlaşacağını düşünmedi.

Steve Jobs kendisi söylüyor zaten. Çok güzel bir iPod diyor. Telefonla arama yapabildiğiniz çok güzel bir iPod. Yani çok ilginç geldi bana.

Ben de yakın zamanlarda okudum, dinledim daha doğrusu. Yani telefonla arama yapabildiğiniz çok güzel bir iPod diyor tanıtırken. O da belki de geleceği bu kadar öngöremiyordu. Yani bu şirketler de Volkswagen de belki bu kadar dijital dönüşümün, elektrikli araç dönüşümünün bu kadar hızlı olacağını öngöremedi ve proaktif davranamadı.

Bu konuyu böyle görebiliriz bence. Kesinlikle ve çok çok ölümcül bir hata olabilir bu yani bir şirket için ve bu aslında bu konu bizim yani bütün şirket seçim kriterlerimizi kapsayan bir konu bak bu yani otomotiv pazarından biraz bölümün son kısmında çok konuşmuş olduk ama şimdi buradaki rekabet gücünü bakabiliyoruz yani otomotiv sektöründeki yönetimsel anlamdaki yetkinliğe veya yönetim kalitesine bakabiliyoruz. Sen biraz önce bayağı detaylara girdin. Yani Volkswagen'in yönetimiyle ilgili oluşan çıkar çatışmalarını ve oradaki o işte belki Meksika açmaz olarak tarif edebileceğimiz durumu çok detaylandırdın yani.

Bunu görebiliyoruz. Sektörün analizini yapabiliyoruz burada. Rekabetine bakabiliyoruz. İşte yine Volkswagen'in belki işte hani çalışanlarına sendikalaşması ve yine ortaklarına belki kar payı dağıtımına bakabiliyoruz.

İş modeline bakabiliyoruz. yaptıkları işin hikayesine bakıyoruz yine. Hikaye analizini yapıyoruz. Risklere baktık yine.

Risk faktörünü değerlendirdik. Bu şekilde bence işte hani kriterlerin hepsini biz şu anda belki Volkswagen'de kullandık diye düşünüyorum. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Evet yani bir şirketin bilen çoğuna ya da finansal tablolarına bakmadan önce bölümün başından itibaren yani konuştuğumuz şirketin kalite açısından bir incelemesini yapmak gerekiyor.

Yani finansal tabloları insanlar girip bakıyorlar ve finansal tabloların bir incelemesini analizini yapıyorlar. Bir şirke seçmeden önce finansal tablolarına bakmadan bu işte biraz önce evvel bahsettiğimiz seçim kriterlerini şirketin kalitesini ölçen metriklere ilk olarak bakılması gerektiğini düşünüyorum. Sektör analizi şirket analizi veya şirket analizi, sektör analizi. Önce hangisini yaparsanız yapın.

Bence şirketin kalitesini, şirketin finansal raporlarını okumadan önce incelememiz ve şirketin gelecek vizyonunu, projeksiyonlarını detaylı şekilde bence araştırmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bölümü de hani kapatırken tavsiyem bu olsun isterseniz. Son bir şey ekleyeyim ben. Descartes'ın bir sözünü eklemek istiyorum burada.

Şirket analizleriyle ilgili bence kullanılması gereken bir yaklaşım biçimi bu. İlginç bir düşünce biçimi. Şöyle diyor Descartes, elimizde bir elma dolu sepet olduğunu düşünelim diyor. Bu sepetteki elmaların bir kısmı çürük ve bir kısmı da sağlam elmalardan oluşsun.

diye ekliyor. Eğer bu sepetteki çürük elmaları tek tek ayıklamazsanız çünkü o sepetin içerisinde bir tane bile çürük elma kalırsa diğer sağlam elmalar çürümeye devam edecek çünkü değil mi? İşte diyor bu sepetin hepsinin bütün çürük elmaları ayıklamanız gerekir diyor böyle bir sepette. uğraşıyorsanız ve bunu yapabilmeniz için diyor bütün sepetin hepsini diyor önce boşaltıp önce tamamen boşaltıp arasından çürükleri çıkartıp sepeti tekrar dolu sağlam elmalarla doldurmanız gerekiyor diyor.

Bu bence yani bunu okuduğumda ben bakış açım değişmişti böyle bir anda kafamda bir şey olmuştu böyle şişekler çakmıştı hiç bu açıdan bir şey düşünmemiştim daha önce hani bütün elmaları sepetten boşaltıp, çürükleri seçip sonra asıl sağlamları doldurmak. Bir şirket seçerken de bence işte tamamen bu şekilde davranmalıyız diye belki kendi adıma toparlayabilirim. Güzel bir örnek oldu biraz önce bahsettiğimiz konuyla alakalı. Teşekkür ödediğiniz için bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)