
1.315 kelime · ~7 dk okuma
En büyük fırsatlar herkesin gördüğü ama kimsenin harekete geçmeye cesaret edemediği durumlarda ortaya çıkıyor. Geçenlerde kendimi bu cümle üzerine düşünürken buldum ve aklıma George Soros geldi. Finans dünyasında hala bir günde bilinip kayıt altına alınan en büyük kar George Soros'a ait. bir diğer adıyla İngiltere Merkez Bankası'nı batıran adama.
Herkese merhaba ben Zülel. Bugün sizlerle tarihin tozlu sayfalarını şöyle bir karıştıracağız. Merkez Bankası'nı batıran adam olarak da anılan Soros'un stratejik hamlesini bir konuşacağız. Finans tarihinin en çarpıcı olaylarından biri bence bu.
Kara Çarşamba olarak da duymuş olabilirsiniz. Soros'un adeta tek başına İngiltere Merkez Bankası'nı dize getirdiği günde diyebiliriz buraya. Takvimler 16 Eylül 1992'yi gösterdiğinde İngiltere ekonomisi gerçekten tarihindeki en büyük sarsıntılardan birini yaşadı. Ama ben konuya girmeden önce biraz bu sarsıntının arka planında anlatmak istiyorum.
1979 yılına dayanıyor diyebiliriz. Avrupa ülkeleri kendi aralarında para birimlerinin kurlarını stabil tutmak ve gelecekteki ortak para birimi olan euroya geçişi hazırlamak amacıyla Avrupa Döviz Kurulu kurmuşlardı. İngiltere'de bu sisteme katılmıştı. Sistemin temeline baktığımızda şu vardı, İngiltere sterlini Alman markına karşı belirli bir bant içinde kalmak zorundaydı.
Bu bant da aşağı yukarı artı eksi şeklinde yüzde 2,25 civarında bir banttı. Yani sterlin haliyle çok dar bir aralıkta, çok dar bir bantta dalgalanabilirdi. Fakat burada bir problem daha vardı. Almanya'nın yüksek faiz politikası vardı ve İngiltere'nin düşük faiz ihtiyacı vardı.
Tabii ki bu da bir çelişki yaratıyordu. Zaman içerisinde 1922 yılına gelindiğinde bu yılın yaz aylarında İngilizler faiz ve kur arasına artık iyice sıkışmıştı ve bu durum aslında bir sır da değildi. Fakat daha önce hiç kimse bir merkez bankasına hele ki yani 300 yıl önce kurulmuş dünyanın en eski ikinci merkez bankası olan İngiltere Merkez Bankası'na karşı pozisyon almaya cesaret edemiyordu. Ama biri etti.
George Soros, kuantum fonu aracılığıyla yaklaşık 10 milyar sterlinlik devasa bir pozisyon aldı. Nasıl aldı bu pozisyonu diyeceksiniz. Önce bankalardan sterlin borçlandı. Yani henüz elinde olmayan sterlini sattı ki buna açığa satış diyoruz.
Sonra bir yandan da forward sözleşmelerle bankalardan aldığı sterlin kredilerini kullanarak gelecekteki bir tarihte sterlini daha düşük bir fiyattan geri alma hakkı elde Yani Soros'un stratejisine baktığımızda çok katmanlı bir yapı olduğunu görüyoruz. Karmaşık bir türev işlemi yapısı kurmuştu. Ama size basitçe şöyle açıklayayım ben bu durumunu açizane. Sterling o dönem 2.95 Alman markına sabitlenmiş durumda.
Soros bir yandan spot piyasada Sterling satıp marka alırken diğer yandan forward piyasada 2.90'dan Sterling alma pozisyonu alıyor. Eğer Sterling düşerse, aradaki fark da onun kârı oluyor. Bu işlemi milyarlarca Sterling büyüklüğünde yapıyor bir de.
İşin daha da kritik bir yanı var. Soros sadece kendi fonuyla da hareket etmiyor. Goldman Sachs gibi, JP Morgan gibi büyük bankalar da benzer pozisyonlar alıyorlar. Bu koordineli hareket, Sterlin üzerindeki satış baskısını da haliyle çığ gibi büyütüyor.
Piyasada bir nevi domino etkisi yaratıyor. Her büyük fon yöneticisi Sterlin satmaya başladığında para birimi üzerindeki baskı daha da artıyor haliyle. 15 Eylül akşamına geldiğimizde, yani kara çarşambanın arifesinde diyebiliriz, Soros ekibi tüm gece çalışıyor. Asya piyasaları açılır açılmaz sterlin satışlarına başlıyorlar.
Avrupa açıldığında satış baskısı zirveye ulaşıyor. İngiltere Merkez Bankası daha sabah olmadan milyarlarca sterlin harcamak zorunda kalıyor. Nasıl bir baskı olduğunu şöyle anlatmak istiyorum, nasıl bir sistemle hareket ettiklerini. Soros sahip olduğu Limitinin yettiği, ödünç alabildiği her para birimine karşı puan satıyor.
Hatta Cem Çiloğlu, Milyar Dolarlık Hikayeler kitabında burayı şöyle anlatmış. Gerçekten de İngiltere Merkez Bankası'nın tam şah damarına saldırmıştı ve dişlerini çekmeye niyeti yoktu. Madem faiz artmıyor, o zaman puan değer kaybetmeli diye düşünüyordu demiş. Bir kıyas yapabilmek adına 1991 yılının sonunda... ...Quantum Fu'nun varlığı 15 milyar dolar seviyesindeydi.
92 yılının eylülüne geldiğimizde... ...Fu'nun sadece spot döviz pozisyonunda... ...Pound'a karşı açığa sattığı tutar 10 milyar doları bulmuştu.
Yani neredeyse her şeyiyle bunu yaptı. Bu noktada İngiltere Merkez Bankası'nın iki seçeneği vardı. Ya faizleri çok yüksek seviyelere çıkaracaktı ki bu ekonomiyi resesyona sokabilirdi ya da Sterling'in Avrupa Döviz Kurulu bandından çıkmasına izin verecekti. Her iki durumda da Soros kazanacaktı.
İşin deha yanı da buydu. Merkez Bankası ne yaparsa yapsın, Soros için kazanç senaryosu çoktan hazırdı. Merkez Bankası önce direndi tabii. Faizleri bir günde %10'dan %12'ye, sonra %15'e çıkardı.
Yani tarihte bir ilk oldu ve büyük bir merkez bankası ilk kez aynı gün içinde ikinci kez faiz artırımında bulundu. Aynı zamanda piyasadan sterlin alımı yaparak kuru desteklemeye de çalıştı. Bu savunma için yaklaşık 15 milyar sterlin harcadı. Fakat Soros'un kurduğu pozisyon o kadar büyük ve karmaşıktı ki bu müdahaleler yetersiz kaldı.
Ve tabii sonunda da kaçınılmaz olan oldu. İngiltere, Sterlin'i Avrupa Döviz Kurulu bandından çıkarmak zorunda kaldı. Sterlin, Alman markına karşı yaklaşık %15 değer kaybetti. Hatta Avrupa Döviz Kurulu'ndan çıkmadan önce iki civarında olan GBP-USD, yıl bitmeden 1,50 seviyesine kadar düştü.
Soros'un kar rakamı ise yaklaşık 1,5 milyar dolar oldu. Yani tek bir günde, tek bir işlemle 1,5 milyar dolar. Düşünün, 1992 yılında 1,5 milyar dolar demek, bugünün parasıyla kabaca 6 milyar dolar civarında bir rakama denk geliyor. Soros, Kara Çarşamba'dan bu yana toplamda 32 yıl geçti.
Her gün 500 bin dolar harcasaydı, kazandığı para bugün hala bitmemiş olurdu. Yani ne demek istediğimi umarım anlatabiliyorumdur. Peki Soros bu pozisyonu alırken risk neredeydi? Eğer İngiltere Merkez Bankası direnmeyi başarsaydı ve sterlin değer kaybetmeseydi, Soros pozisyonunu kapatmak için daha yüksek fiyattan sterlin almak zorunda kalacaktı.
Yani teorik olarak zarar potansiyeli sınırsızdı ama Soros ekonominin temellerine bakarak bu riskin düşük olduğunu biliyordu, düşünüyordu diyelim. Bu olaydan sonra İngiltere'de ciddi bir zihniyet değişimi yaşandı. İngiltere, Avrupa Birliği ile ilişkilerine daha temkinli bir yaklaşımı benimsedi. Hatta Brexit'e giden yolun ilk taşlarının da o gün döşendiğini söyleyenler var.
Çünkü İngilizler, Avrupa'nın dayattığı finansal sistemlerin kendi ekonomileri için her zaman doğru olamayabileceğini o gün çok sert bir şekilde öğrenmişlerdi aslında. O dönem İngiltere'nin faizleri %15'e çıkarması ne anlama geliyordu diye bir düşünelim. Bu aslında baktığımızda real ekonomi için adeta bir yıkımdı. Düşünsenize yani küçük işletmeler, morguç ödemeleri olan insanlar, yatırım yapmak isteyen şirketler hepsi bir anda inanılmaz bir faiz yüküyle karşı karşıya kaldı.
Soros bu olaydan sonra çok ilginç bir şey söyledi. Dedi ki işte ben sadece piyasaların zaten yapacağı şeyi biraz daha erken yaptım. Ve bence bu çok önemli bir noktaydı. Çünkü bir sistem sürdürülemezse bunun mutlaka bir maliyeti olacak.
İngiltere o gün bu maliyeti tek seferde çok ağır bir şekilde ödedi. Bu olay bize piyasalarla ilgili çok temel bir gerçeği de gösterdi bence. En büyük fırsatlar, başta da söyledim ya, herkesin gördüğü ama kimsenin harekete geçmeye cesaret edemediği durumlarda ortaya çıkıyor. İngiltere'nin Avrupa Döviz Kurulu sisteminde kalması sürdürülemezdi.
Herkes bunu biliyordu. Daha ilk zaman bunu biliyorlardı. Ama kimse bu kadar büyük bir pozisyon almaya cesaret edemiyordu. İşin komik tarafına baktığımızda 1990'da 600 olan hedge fond sayısı, Kara Çarşamba'dan sonra, 10 yıl sonra hatta, 6 katına çıkarak 3800'e yükseldi.
2024 itibariyle baktığımızda ise dünyada 15.000 hedge fond var. ve 4,5 trilyon dolar yönetiyorlar. Ama aralarında bir soros çıkmadı şimdiye kadar.
Şaka bir yana, bu fonların 2023 sonunda finansallarında 218 milyar dolar kar rapor ettiklerini biliyoruz. Bu da bir kıyas yapabilmek adına, Türk bankacılık sektörünün toplam karının 11 katı kadar diye belirtebiliriz. Bugün artık merkez bankaları çok iyi bir ders almış durumda baktığımızda. Hiçbir merkez bankası artık döviz kurunun sonsuza kadar sabit tutacağını iddia etmiyor.
Daha esnek sistemler, daha gerçekçi hedefler belirliyorlar ve belki de en önemlisi piyasa gerçekleriyle kendi hedefleri arasında daha iyi bir denge kurmaya çalışıyorlar. Şunu da belirtmek lazım bence. Soros'un bu hareketi tamamen yasal deminde gerçekleşen bir hareketti. Yani aslında Soros, Merkez Bankası'nı dolandırmadı.
Gayet yasal bir şey yaptı. Yasa dışı hiçbir şey yapmadı. Sadece mevcut sistemdeki zayıflıkları gördü ve bunun üzerine pozisyon aldı. Evet, belki etik açıdan tartışılabilir ama finansal piyasaların işleyişi açısından bakıldığında son derece normal bir hareketti.
Son olarak şunu da söylemek istiyorum. Bu olay finansal piyasaların ne kadar karmaşık ve aynı zamanda ne kadar basit olduğunu da gösteriyor. Karmaşık çünkü Soros gibi bir yatırımcının kurduğu pozisyonlar çok katmanlı ve çok sofistike. Basit çünkü sonunda her şey temel ekonomik gerçeklere dayanıyor.
Hiçbir merkez bankası piyasa güçlerinden sonsuza kadar daha güçlü olamaz. Herhangi bir varlığın fiyatını baskılayabilir ya da pompalayabilirsiniz ama unutmayın fiyat her zaman intikamını alır. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.