
2.394 kelime · ~12 dk okuma
Düşünsenize tüm dünya sizin paranıza güveniyor ve elinizde bu parayı basma yetkisi var. Herkese merhaba ben Zülel. Midas Podcast'in bugünkü bölümünde çok önemli bir konuyu ele alacağız. Dolar nasıl dünyanın rezerv para birimi haline geldi ve bu konumunu nasıl koruyor?
Aslında bu soru özellikle son Trump tarife tehdidiyle çok tartışılan bir konu haline geldi. Bu yüzden de bugün detaylıca bir masaya yatırmak istiyorum bunu. Konuya girmeden şunu mutlaka belirtmem gerekiyor. Doların dünya rezerv para birimi olması tesadüf bir durum değil.
Bu uzun yıllar içinde gelişen ve birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşan bir süreç Bugün bu konuyu sürdürmesinin de çok önemli nedenleri var. İsterseniz önce tarihsel arka planına bakalım. 1944 yılında 2. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru New Hampshire'daki Bretton Woods'da çok önemli bir toplantı düzenlendi.
Bu toplantıda 44 ülke bir araya geldi ve dünya ekonomisini yeniden şekillendiren bir anlaşmaya da imza attılar. Hatta bugün IMF, Dünya Bankası gibi hala aktif olan kurumlar da bu toplantıda kuruldu. Ama belki de en önemlisi bu toplantıda doların dünya para sistemi içindeki rolü belirlendi. Bakın bu çok ilginç bir nokta aslında.
O dönemde dünya para sistemi altın standartına bağlıydı. Ne demek bu? Yani paralar altına endeksliydi. Bratty Woods'da alınan kararla bir on saltın otuz beş dolar olarak belirlendi ve diğer tüm ülkeler kendi para birimlerini dolara endeksledi.
Yani dolar altınla diğer para birimleri arasında bir köprü görevi görmeye başladı diyebiliriz. Bu sistem de 1971 yılına kadar devam etti. Sonra 1971 yılında ABD Başkanı Nixon çok önemli bir karar aldı ve doların altına konvertibilitesini kaldırdı. Bunun birkaç nedeni vardı.
İşte Vietnam Savaşı'nın yarattığı mali yükler vardı, Amerika'nın altın rezervlerinin azalmaya başlaması, doların değerinin korunmasında yaşanan zorluk vs. derken böyle bir karar aldılar. Ama ilginç olan şu, doların altın karşılığı kalkmasına rağmen dünya para birimi olma özelliği devam etti. Şimdi burada çok önemli bir soru geliyor akla tabii.
Nasıl oluyor da karşılığı olmayan bir para birimi dünyanın en güvenilir parası olmaya devam edebiliyor. Bunun cevabı aslında Amerika ekonomisinin gücünde ve küresel finansal sistemin yapısında yatıyor. Bugün IMF verilerine baktığımızda dünya merkez bankalarının döviz rezervlerinin yaklaşık %58'inin dolar cinsinden tutulduğunu görüyoruz. Yani dolara en yakın euro var yani en yakın rakibi euro o bile ancak %20 civarında bir paya sahip.
Aynı zamanda dünya genelindeki uluslararası ticarette yapılan ihracat işlemlerinin de %54'ünde dolar kullanılıyor. Bir veri daha, dünya üzerindeki döviz işlemlerinin yaklaşık %88'inde de dolar kullanılıyor. Yani şöyle, düşünün siz mesela bir Türk şirketisiniz, Japon bir şirketten mal alacaksınız, bu işlemde bile çoğunlukla dolar kullanılıyor. Çünkü dolar adeta küresel ticaretin ortak dili haline gelmiş durumda.
Peki bu dominantlık nereden geliyor ve nereye kadar devam edebilir? Biraz bunu anlamaya çalışalım. Yani ABD ekonomisinin büyüklüğü bence burada en kilit faktörlerden biri. Şu anda dünyanın en büyük ekonomisi ve tabi bu konumunu uzun yıllardır da koruyabiliyor.
Bir diğer faktör Amerika'nın finansal piyasalarının derinliği ve likitte imkanı bence. Yani ABD hazine bonoları ve tahvilleri dünyanın en likit ve güvenilir yatırım araçları olarak görülüyor. Bir diğer faktör de Amerika'nın siyasi ve kurumsal istikrarı. Her ne kadar son yıllarda bazı sarsıntılar yaşansa da Amerika'nın demokratik kurumları ve hukuk sistemi hala dünya standartlarında güven veriyor.
Bu sistemin Amerika'ya sağladığı en büyük avantajlardan biri, buna Fransızlar aşırı ayrıcalık da diyor, kendi para biriminin rezerv para olması sayesinde çok düşük maliyetlerle borçlanabiliyor olması. Yani başta da söyledim ya, tüm dünya sizin paranıza güveniyor ve elinizde bu parayı basma yetkisi var. Bu müthiş bir güç ama bu gücün de bazı dezavantajları var. Mesela bu sistemin Amerika'ya getirdiği yüklerden biri doların istikrarını korumak zorunda olması.
Yani çok fazla para basarsa ya da mali disiplinden uzaklaşırsa bu güven sarsılabilir ve bu da tabi ki sadece Amerika'yı değil tüm dünyayı etkiler. İkincisi dolar güçlendikçe Amerika'nın ihracatı pahalılaşıyor ve bu da tabi ki ticaret açığına neden oluyor. Üçüncüsü ise Amerika'da bu gücü bir silah olarak kullanmaya başlarsa, yani başladığında ki yapıyor bunu yani, diğer ülkeler alternatif arayışlarına girebilir ki giriyor. Gelelim günümüzde en büyük tartışma konularından da biri olan bu diğer ülkelerin alternatif arayışlarına.
Buna dedolarizasyon da diyoruz yani dolardan uzaklaşma eğilimi. Özellikle BİRİS ülkeleri yani işte Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika gibi ülkeler kendi aralarında ticarette doları devre dışı bırakmaya çalışıyorlar. Hatta son dönemde Türkiye de bu gruba dahil olmaya çalışıyor. Peki bu çabalar doların hakimiyetini gerçekten tehdit ediyor mu?
Bir bunu incelemek gerekiyor. Bazı verileri size söyleyeceğim ama sonra neden bu verilere rağmen bunun şu anda mümkün olmayabileceğini anlatmaya çalışacağım. Uluslararası para fonu yani IMF'in verilerine baktığımızda, Biricik'in ekonomik büyüklüğü 29,5 trilyon doları geçiyor. 2028'de dünya satın alma gücünün %38,6'sını da Biris grubunun oluşturması bekleniyor.
Bunlar oldukça pozitif veriler yani önemli veriler. Fakat baktığımızda bu çabalar şu an için doların konumunu ciddi bir şekilde tehdit etmekten uzak. Çünkü bir para biriminin rezerv para olabilmesi için bazı temel kriterlerin karşılanması gerekiyor. Ne bu kriterler?
ekonominin büyüklüğü, finansal piyasaların derinliği ve açıklığı, paranın convertible olması, ülkenin uluslararası ticaretteki önemi ve tabii ki makroekonomik istikrar gibi faktörler. Yani bu faktörler yoksa para biriminin rezerv para olması oldukça zor. Şu anda doların en güçlü potansiyel rakibi olarak görülen Çin, ve Çin'in Yuan'ı tabii ki. Buna baktığımızda, Çin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasına rağmen Yuan'ın küresel rezervlerdeki payı sadece %2,3 civarında.
Üstelik bu oran 2022'deki %2,8'lik zirve seviyesinin bile altında yani gerilemiş bir durum var burada. Neden? Çünkü Çin'in sermaye kontrollerinin çok sıkı olması ve finansal piyasalarının yeterince derin olmaması, Yuan'ın küresel kullanımını sınırlandırıyor. Euro'ya gelelim, her ne kadar küresel rezervlerde %20'lik bir paya sahip olsa da, özellikle Euro bölgesinin yapısal sorunları ve ortak bir maliye politikasının olmaması, Euro'nun dolarla rekabet etmesini zorlaştırıyor.
Yani Avrupa Merkez Bankası'nın bile Euro'nun uluslararası rolünü artırmak gibi bir hedefi yok. Çünkü bu rolün getireceği sorumlulukları üstlenmeye hazır değiller. Peki, kriptolar ne durumda, ne alemde bir rakip olabilir mi? Bitcoin gibi dijital varlıklar doların yerini alabilir mi konusu çok yine gündemde olan konulardan biri.
Fakat kripto paraların aşırı volatiltesi, işte regulasyon eksikliği, merkezli bir otoriteye bağlı olmamaları, onların güvenilir bir rezerv para birimi olarak kullanılmasını mevcutta zorlaştırıyor. Bir gelecek vaat ediyorlar mı? Evet ediyorlar ama mevcutta zor. Bir diğer detay da hatta bununla ilgili, merkez bankaları da kendi dijital paralarını geliştirmeye başladılar.
Dolayısıyla gelecekte burada da bir rekabet oluşabilir. Kripto paralardan bahsetmişken Bitcoin'le ilgili birkaç detay daha vermek istiyorum. Özellikle Trump'ın son Bitcoin konferansında stratejik ulusal Bitcoin rezervi oluşturacağını açıklaması ve Senator Rubens'in de 5 yıl içinde 1 milyon Bitcoin alımı yapılmasını öneren yasa teklifini sunması çok dikkat çekici. Burada El Salvador da oldukça dikkat çekici bir ülke.
El Salvador'un Bitcoin'i yasal para birimi olarak kabul eden ilk ülke olduğunu gördük bu süreçte ve milli rezervlerine eklenmesi de önemli bir adım aslında Bitcoin'in. Genel olarak baktığımızda da Bitcoin'in 21 milyonluk sınırlı bir arzı var ve merkezi olmayan bir yapısı var. Bu yapı onu politik manipülasyonlara karşı dirençli kılıyor haliyle ve bu özellikleri de bazı ülkelerin onu alternatif bir rezerv aracı olarak değerlendirmesini yol açıyor ve gelecekte de açabilir. Ama yine de az önce de söylediğim gibi buradaki yüksek volatilite ve regulasyon eksikliği yakın vadede doların yerini almasını zorlaştırıyor.
Bir diğer önemli konu da doların gücünü bize bir kez daha hatırlatan konulardan biri. Yakın geçmişte Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşananlar. Hatırlarsınız Amerika ve müttefikleri Rusya'ya karşı finansal yaptırımlar uyguladığında Rus varlıklarının önemli bir kısmını dondurabildiler. Bu durum bazı ülkeleri tedirgin de etti ve alternatif arayışlarını da hızlandırdı bence.
Ama ironik bir şekilde küresel belirsizlik arttıkça yatırımcılar yine dolara yöneldi. Yani dolar yine o güvenli liman olma hırkasını giyebildi. Bir çarpıcı veri daha vermek istiyorum. Amerika'nın kamu borcu şu anda 36 trilyon dolar seviyesinde ve bu rakam ülkenin yıllık ekonomik üretiminin bile üstünde.
Normal şartlarda bu kadar yüksek bir borç şükür bir ülkenin para birimini zayıflatır. Ama dolar söz konusu olduğunda durum farklı. Çünkü dünya bu borcu finanse etmeye devam ediyor ve ABD hazine bonolarını hala en güvenli liman olarak görüyor. Peki doların bu konumunun önümüzdeki yıllarda değişebileceğini düşünenler yok mu?
Elbette var. Özellikle IMF gibi kurumlar uzun vadede daha çok kutuplu bir para sistemine geçiş olabileceğini öngörüyor. Yani tek bir dominant para birimi yerine birkaç güçlü para biriminin olduğu bir sistem öngörüyorlar. Ama bu geçiş eğer olacaksa bile çok uzun yıllar alabilir ve kademeli olması beklenir.
Aslında şu an yaşanan süreç bana İngiliz Stalin'in dünya rezerv para birimi konumunu kaybetmesini hatırlatıyor. 1890'larda Amerika, İngiltere'yi dünyanın en büyük ekonomisi olarak geçmişti. Ama Stalin'in rezerv para konumunu tamamen kaybetmesi, İki Dünya Savaşı ve İngiltere'de yaşanan ciddi bir mali kriz sonrasında yani yaklaşık 50 yıl sonra gerçekleşmişti. Günümüzde finansal sistemin çok daha karmaşık ve birbiriyle bağlantılı olduğunu da düşünürsek böyle bir değişimin çok daha zor olacağını söyleyebiliriz.
Çünkü baktığımızda artık sadece bir para birimini değiştirmek yetmiyor. Tüm finansal altyapıyı değiştirmek gerekiyor. Swift sisteminden uluslararası ödeme sistemlerine, borsa işlemlerinden en tiya fiyatlandırmasına kadar her şey dolara göre kurgulanmış durumda. Bu noktada akla şu da gelebilir, pekiye altın sorusu gelebilir.
Gerçekten de son dönemde merkez bankalarının altın alımlarında ciddi bir artış var. Özellikle Brits ülkeleri 2018'den bu yana altın rezervlerini dünya ortalamasının üzerinde artırıyor. Ama altının da bazı dezavantajları yok değil. Öncelikle fiziksel bir varlığı var altının.
Yani fiziksel bir varlık olması uluslararası ticarette kullanımını zorlaştırıyor. Ve dünya ekonomisinin büyüklüğüyle karşılaştırıldığında mevcut altın arzı yetersiz kalıyor. Buffett'in bu konuyla ilgili güzel bir yorumu var. Yani bir oda dolusu altınla yapabileceğiniz tek şey ona bakıp durmaktır.
Yani altın üretken bir varlık değil. Öyle bir dezavantajı var. Doların gücünü anlamamız için Amerika ekonomisinin rakamlarına da bakmamız gerekiyor. Amerika, Çin, Almanya ve Japonya'nın toplam ekonomik büyüklüğü kadar bir ekonomiye sahip.
Dünyanın en büyük ve en likit sermaye piyasalarına ev sahipliği yapıyor. Sadece ABD hazine bonusu piyasası 28 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu, herhangi bir alternatifin kolayca yakalaması mümkün olmayan bir ölçek. Ayrıca doların bu konumunu sürdürmesinde ABD'nin kurumsal yapısının da çok önemli bir rolü var.
Güçlü bir hukuk sistemi, bağımsız bir merkez bankası, şeffaf piyasaları... Bu özellikler yatırımcılara güven veriyor haliyle. Bir düşünün, bir ülke döviz rezervi tutacak ve bunu 20-30 yıl sonra kullanabilmek istiyor haliyle. Böyle bir durumda en çok neye ihtiyaç duyar?
Tabii ki güvene ve öngörülebilirliğe. Peki, bu sistemin dezavantajları yok mu? Tabii ki var. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için ciddi riskler barındırıyor.
Örneğin, geçen süreçte de bunu gördük. ABD Merkez Bankası FED faiz artırımına gittiğinde bu kararın etkilerini tüm dünya hissediyor. Dolar güçleniyor, gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybediyor, dolar cinsinden borçların ödenmesi zorlaşıyor. Yani bir anlamda tüm dünya Fed'in kararına bağımlı hale geliyor.
Amerika'nın doları bir dış politika aracı olarak kullanması da önemli bir tartışma konusu bu arada. Özellikle Rusya'ya uygulanan yaptırımlar sonrasında birçok ülke bu durumdan rahatsız oldu. Çünkü Amerika, küresel finansal sistemi kontrol ederek istediği ülkeyi ekonomik olarak izole edebiliyor. Bu da bazı ülkeleri alternatif arayışlarına itiyor.
Ama burada şunu da vurgulamak gerekiyor, bir rezerv para birimi olmak sadece ekonomik güçle ilgili değil. Aynı zamanda güvenilirlik, istikrar ve kurumsal altyapı bu anlamda çok önemli. Çin örneğini veriyoruz ya, ekonomik olarak çok güçlü olmasına rağmen sermaye kontrollerini sürdürdüğü ve finansal piyasalarını tam olarak serbestleştiremediği için Yunan'ın gerçek bir alternatif olması mevcutta çok zor gözüküyor. Diğer yandan, Bris ülkelerinin kendi aralarında yaptıkları ticarette yerel para birimlerini kullanma çabaları da hala devam ediyor tabii ki ama ortak bir para birimi oluşturma planlarından da hatta bahsediyorlar bu anlamda.
Ama bu planların gerçekleşmesi için öncelikle bu ülkelerin arasındaki ekonomik farklılıkların ve çıkar çatışmalarının çözülmesi gerekli. Yani bu da kısa vadede çok olacak gibi gözükmüyor. Bir de tabi burada Trump'un taptaze tarife tehditleri var değil mi? Ne demişti?
Brit ülkelerinin dolardan uzaklaşmaya çalışmasını kenarda durup izleme fikri bitti. Gidip kendilerine başka bir enayi bulabilirler. Brits'in uluslararası ticarette ABD dolarının yerini alması mümkün değil ve bunu deneyen herhangi bir ülke Amerika'ya elveda demeli. Bu adamı bir şeye sinirlendiğinde şöyle bir köşede durup izlemeyi çok isterdim.
Ayaklarını yere vurarak zıpladığını hayal ediyorum. Tabii şaka bir yana, Trump'ın çok yakın zamanda paylaştığı bir tehdit bu. Tarifeleri %100'e çıkarmayı düşünebileceğini bile söyledi. Hatta bu konu Türkiye tarafında da bir soru işaretine sebep oldu.
Çünkü son dönemde Biriç Senelik adımları olduğunu biliyoruz. Geçtiğimiz ay Kazan'da düzenlenen Biriç Sirvesi'nde Türkiye'ye partner ülke statüsü teklif edildi hatta. Hatta Ticaret Bakanı Ömer Bolat da bunun ardından bu Teklifin, birisi ise tam üyelik yolunda bir geçiş süreci olduğunu belirtti. Burada önemli olan noktalardan biri de şu, Türkiye aynı zamanda NATO üyesi ve aynı zamanda Arpa Birliği aday ülkesi ve dolayısıyla Batı ile ilişkilerini bu şekilde koruyor.
Aynı zamanda küresel güç dengesinde yeni bir pozisyon almaya da çalışıyor Brits'le birlikte. Hatta Erdoğan'ın bu konuyla ilgili, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir açıklaması var. Bu yapılara dahil olmak NATO'yu terk etmek anlamına gelmiyor demişti. Amaç tek kutuplu dünya düzenini alternatif oluşturmaya çalışan ülkelerle de iş birliği yaparak Türkiye'nin uluslararası alandaki hareket kabiliyetini artırmak.
Tabii burada güzel bir amaç olsa da Amerika'nın tehdidi buraya nasıl bir boyut katacak? Önümüzdeki süreçte burayı takip edeceğiz. Şunu da eklemek gerekiyor bence. Amerika'nın bu tür agresif politikaları yani tehditleri vs.
aslında uzun vadede doların konumuna daha çok zarar verebilir. Çünkü doların gücü tabii ki anlattığım pek çok unsur masada ama büyük ölçüde sistemin gönüllü kabulüne de dayanıyor. Eğer ülkeler zorla bu sisteme bağlı tutulmaya çalışılırsa, alternatif arayışlar hızlanabilir. Bu da Amerika'nın hiç istemediği bir sonuç olur.
Peki devam edelim, tüm bunlar bize ne anlatıyor? Yani şunu söyleyebiliriz, doların dünya rezerv para birimi olma konumu kısa ve orta vadede tehdit altında değil. Ancak uzun vadede daha çok kutuplu bir finansal sisteme doğru yavaş bir geçiş yaşanabilir. Bu geçiş muhtemelen 10 yıllar alacak ve çok sancılı olmayacak şekilde kademeli olarak gerçekleşecek.
Ama hala baktığımızda IMF verilerine bile baktığımızda dünya döviz rezervlerinin yaklaşık %88'i dolar üzerinden yapılıyor. Yani merkez bankalarının küresel rezervlerinin %58'i dolardı demiştik. Dünyada en büyük döviz rezervine sahip ülkelerden biri Çin, 3 trilyon doların üzerinde bir rezervi var ve bunun önemli bir kısmı da dolar üzerinden. Yani doların hakimiyetinden en çok şikayet eden ülke bile rezervlerinin büyük kısmını dolar olarak tutuyor.
Bu da sistemin ne kadar dolar merkezi olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Dolar tüm eleştirilere ve alternatif arayışlarına rağmen dünya para sisteminin merkezinde olmaya devam edecek gibi görünüyor. En azından önümüzdeki 10-15 yıl için bu konumunu koruyacak gibi gözüküyor.
Çünkü doların sahip olduğu avantajları bir arada tutan ve sunan başka bir para birimi ne yazık ki yok ve daha da önemlisi küresel finansal sistem doların etrafında şekillenmiş durumda. Bu sistemin değişmesi için sadece ekonomik değil aynı zamanda teknolojik ve kurumsal bir dönüşüm de gerekli. Bu da kısa vadede gerçekleşmesi zor bir senaryo. Ancak uzun vadede daha dengeli ve çok kutuplu bir para sistemine doğru yavaş bir geçiş yaşanabilir.
Bu da belki daha sağlıklı bir küresel ekonomik sistem yaratabilir. Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.