Podcast

"Paranın Ötesinde: FIRE ve FIBER'ın Getirdiği Farkındalık | Finansal Özgürlük Kulübü #9"

Midas Podcast

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Paranın ötesinde bir hayat mümkün mü? FIRE hareketi, agresif tasarruf ve yatırımlarla hızlı finansal özgürlüğü vadederken, FIBER daha dengeli ve sürdürülebilir bir alternatif sunuyor. Tasarruf oranını %75'lere çıkarıp sosyal hayatı kısıtlamak mı, yoksa daha uzun vadeli ama yaşam kalitesinden ödün vermeyen bir yol mu? Bu bölümde, finansal bağımsızlığa giden iki farklı yolun psikolojik etkilerini ve yaşam kalitesine yansımalarını konuşuyoruz.
İyi dinlemeler!
Midas uygulamasını indir: https://app.getmidas.com/gmih/mie6gpeu
X (Twitter): https://twitter.com/getmidas
Instagram: https://www.instagram.com/get_midas/
YouTube: https://www.youtube.com/@midasplus
TikTok: https://www.tiktok.com/@midasinkulaklari
Midas'ın Kulakları: https://www.getmidas.com/midasin-kulaklari
Not: Bu içerik, içeriğin yayınlandığı günkü veriler ve haberler baz alınarak hazırlanmıştır. Eğer varsa içerikte geçen hedef fiyat tahminleri, uzman ve analist yorumları bu içeriğin yayınlandığı tarihte geçerlidir. Bu tahmin ve yorumlar zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu podcast'te yer alan haberler ve haberlerin içerdiği şirketler hakkındaki bilgiler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bahsi geçen hisselerdeki; hisse adı, fiyatı ve grafikleri de dahil temsilidir, yatırım tavsiyesi değildir.

Bölüm Transkripti

6.002 kelime · ~30 dk okuma

Herkese merhabalar, Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bir bölümüne hoş geldiniz. Ben İlker, bir diğer ismiyle borsada bir başına ve karşımda Bay Tutumlu var. Merhaba abi nasılsın? Teşekkür ederim abi, sen nasılsın?

İyilik, fena değiliz. Şu piyasalar bugünlerde fena gitmiyor. Tabii bizim de piyasalara göre moralimiz değişiyor. Moral ve duygu durumlarımız değişebiliyor.

Ancak tabii son zamanlardaki ufak tefek gelişmelerden istersen yine başlayarak, onlarla konuşarak girelim. Merkez Bankası kararlarını nasıl değerlendiriyorsun? Bir onunla hızlı bir şekilde giriş yapmak istedim. Evet, bu IFA toplantısı vardı, onu geçen bölümde konuştuk zaten.

Transkriptin tamamını oku

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın toplantısından bahsedelim istersen. İlk defa faiz indirimleri için bir sinyal verildi bence. Piyasa artık aralık ayında bir faiz indirimi bekliyor. Yani 200 olur, 250 bas puan olur.

Sembolik de olsa bir indirim yapılacak gibi görünüyor bence. Borsa da buna paralel olarak zaten 2 haftadır iyi gidiyor. Ay içinde 8600 civarını görmüştük ama şu anda 9700'lere kadar geldik. Yükselişe de önderlik eden bankalar ve GYO sektörü oldu genelde.

Faiz indirimlerini zaten öncelikle fiyatlayan sektörler bunlar oluyor. Ardından işte sanayi şirketleri geliyorlar. Sen ne düşünüyorsun bu GYO'lar ve bankaların yükselişi konusunda? Sanayi şirketlerine sıra gelecek mi?

Yoksa topyekun bir rally görecek miyiz yıl sonunda? gelmeyebileceğini düşünüyorum sanayi tarafına. Yani sanayi tarafında ben çok uzun süredir, bilmiyorum sen de farkındasın herhalde, biraz olumsuz bakıyorum açıkçası. Şeyden de korkuyorum yani şu anda yurtdışını takip edenler de mutlaka vardır aramızda.

Bu Avrupa'nın şu anda girdiği içerisine durumdan hani Türkiye'nin de etkilenip etkilenmeyeceğiyle ilgili bazı korkularım var açıkçası. Özellikle otomotif tarafında. Yani Biraz sanayi tarafı benim olumsuz baktığım taraf ama diğer saydıklarım da aslında olumsuz baktığım taraflar bu arada. GEO'ları da çok açıkçası beğenmiyorum kişisel olarak.

Zaten çok şey bir, odaklı bir portföy yapmaya çalışıyorum Türkiye piyasalarında ancak... Söylediğin şeyler çok önemli. Faiz kararı yani Aralık ayında dediğin gibi bir indirim bekleniyor. Kişisel olarak yani ben bir önceki bölümde de yine galiba bunu konuşmuştuk.

Ocaktan sonra aslında yapılsa daha iyi olur gibisinden şeyler en azından ben söylemiştim diye hatırlıyorum. Ben hala onun doğru olacağı kanaatindeyim ama bilmiyorum senin düşüncelerin nasıl bu konuda? Yani şöyle, zaten asgari ücretin artışı Ocak ayında gerçekleşecek ve diğer zamlar Ocak ayında gerçekleşecek. Bence de Ocak ayından sonra olması tabii ki daha doğru olur.

Ama tabii biz borsa yatırımcıları olarak tabii ki faiz indirimlerinin bir an önce olması taraftarıyız. Ekonomi açısından bakacak olursak, bence de Ocak hatta Şubat ayından sonra yapılması daha mantıklı. Enflasyonu eğer kalıcı olarak düşürmek istiyorsak. Ama tabi bu sinyaller artık verildi.

Bundan geri dönüşü yok. Aralık ayında faiz alımını yapılmazsa piyasa bunu oldukça olumsuz algılayacaktır diye düşünüyorum. Ama zaten bunlar kısa vadeli işlemler. Yani kısa ve orta vadeli işlemler.

Aslında uzun vadede yine şirketler açısından bakarsak faizlerin belli seviyelere kadar inmediği müddetçe işte krediye erişim vs. engellemeleri hala devam ediyor olacak. Bunlar sadece psikolojik açıdan borsa yatırımcılarının olumlu ya da olumsuz etkileyecek gelişmeler diye düşünüyorum. Yani psikoloji açısından çok etkisi olacak.

Kesinlikle öyle olacak ve biraz da aslında biz ikiyüzlü müyüz acaba? Yani yatırımcılar olarak şöyle, şimdi faizlerin yüksek tutulmasını istiyoruz ki enflasyonu artık bir noktada çıpalayalım, bir dizginleyelim enflasyonu ama bir yandan da faizler düşsün, piyasalar yükselsin istiyoruz. Biraz faydacıyız galiba. Yani işte kişisel çıkarlar biraz devreye giriyor bence burada.

Tabii ki bir noktada mutlaka indirilmesi gerekiyor. Bunun için tabii ki Merkez Bankası Aralık ayına uygun görüyorsa onu da o şekilde değerlendirip sonra sonuçlarını aldıktan sonra değerlendirebiliriz ancak şu anda benim hani kişisel düşüncem en azından yani bireysel bir yatırımcı olarak düşüneceğim biraz erken olduğu görüşünde. Sadece ne açısıyla bu fikrimi belirtebilirim. Tabi bunun yanında Amerika tarafında da çok ciddi gelişmeler var.

Şimdi Trump artık yavaş yavaş kabinesini oluşturmaya başladı gibi görünüyor. Orada da ilginç şeyler olacak. Özellikle bu Doge diye yeni bir kurum kurdular. Bilmiyorum bu kurumu bir konuşmak istiyorum biraz seninle.

Baktın mı ona da Dogecoin'den yola çıkarak biraz da yani bu Elon Musk'ın şeyiyle sanki o ismi koydular gibi. Verimlilik kurumu gibi bir şey kuruyorlar Amerika'da böyle şeyleri denetlemek için işte. devlet kurumlarının verimliliğini kontrol etmek için. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Yani açıkçası çok fazla detaylı bilgim yok ama bildiğim kadarıyla hükümete bağlı olmayan fakat hükümetin dışından hükümeti denetleyebilecek bağımsız bir kurumdan bahsediyorlar burada. Yani hükümetin içerisindeki çeşitli bakanlıkları ve kurumları denetleyebilecek bir kurumdan bahsediyorlar. Bana biraz açıkçası başlangıçta böyle espirili meme tarzı bir şey gelmişti ama gerçekten böyle bir kurum var ve kurulacakmış yani. İlgiyle takip ediyor olacağım açıkçası.

Çok detaylı bilgim yok. Senin detaylı bilgin varsa paylaşabilirsin. Yani biraz takip ettim ama biraz oralara çok girersek belki çıkamayabiliriz. Benim sadece ilgimi çeken kısmı şey kısmı oldu.

Kurumun ismi çok ilgimi çekti benim. Doge ismini verdiler kuruma. Şeye gönderme yapıyor yani Elon Musk burada biraz işte Dogecoin'e gönderme yapıyor aslında. Ve onun da o şeyini anlayamıyorum ben.

Bu Dogecoin'e olan ilgisini zaten hiç anlayamıyorum yani. Bitcoin varken böyle bir şey tercih etmesi çok ilginç geliyor bana ki belki hatırlarsın 2021'lerde o Bitcoin ilk 60 bin dolara doğru giderken Bitcoin Tesla bilançosuna eklemişti yani Tesla Bitcoin tutmaya başlamıştı fakat sonra azaltmışlardı ve Elon Musk bir anda böyle bir Dogecoin falan gibi şeyler söylemeye başlamıştı. Onun işte eklentileri bence çok şey değil bence yani bu şekilde yaklaşması çok bence uygun değil ama şimdi SEC'nin başkanının da görevden ayrılacağını öğrendik. 26 Ocak'ta görevini bırakacak ve işte yavaş yavaş aslında kripto tarafında da değişik gelişmeler olacak gibi Ocak ayından sonra zaten Trump'la birlikte.

O taraf zaten benim o ilgimi çekiyor açıkçası. Onun dışında kurumun kendisiyle çok ilgilenmiyorum. Ne yapacaklarını da merak ediyorum ama. Zaten Amerika tarafında Yani Donald Trump çok kripto yanlısı birisi.

Elon Musk da onun en büyük destekçilerinden birisi olduğu için. Kriptoların zaten bu kadar çok yükselmesinin en büyük sebeplerinden birisi de bu. Ben de ilgiyle takip ediyorum. Kripto yatırımım yok ama yani kriptoların bu kadar çok yükselmesi aslında bir anlamda Donald Trump ve Elon Musk sayesinde diyebiliriz.

Birazcık böyle spekülatif olarak yükseldi. Ama tabii ki bu hiçbir zaman şey anlamına gelmiyor yani bu kriptoların ederleri bu değildir. İşte bunlar düşecektir, çakılacaktır anlamına gelmiyor. O kısımları sen daha iyi biliyorsun.

Sana bitcoin aldıracağız bir gün. Bir gün sana bitcoin aldıracağım. İnşallah. İstersen yavaş yavaş konumuza giriş yapalım.

Evet, bu çok uzatmayalım istersen. Bize yeterince de uzattık aslında ama bugün şeyi konuşacağız. Sen zaten bununla ilgili bir anket yapmıştın ama galiba ilk anket madden tam olarak doğru anlaşılmamış olabilir diye düşündüm ben sonuçlara baktığımda. Bugün biraz şeyi konuşalım istedik.

Finansal bağımsızlık, FIRE hareketi ve bunun yanında bir de erken emeklilik diyebileceğimiz FIBER hareketi var. Yani ikisi biraz galiba senin yaptığın ankette de yorumlarda gördüm ben tam anlaşılmamış gibi görünüyor. FIRE dediğimiz hareket, hızlı bir şekilde yani hızlı derken tabii ki agresif bir birikim oranıyla, tasarruf oranıyla yatırımlarımızı yönlendirerek en erken aşamada finansal özgürlüğe, finansal bağımsızlığa ulaşmak. FIRE.

Bunun yanında Fiber'da daha böyle standart böyle daha makul, daha böyle düşük seviyelerde birikimlerle çok uzun vadede sadece erken bir emekliliği kovalamak ya da emekli olduğumuzda ek bir bize kaynak yaratacak bir birikim yaratmaya çalışmak. Bu ikisi arasında böyle bir fark var. Bununla bir giriş yapayım istedim ben. Bilmiyorum sen bu konularda ne düşünüyorsun?

Yani ikisi arasındaki farkları nasıl değerlendiriyorsun ya da hangisine daha yakınsın? Daha yakınsın derken yani hangisinin daha mantıklı olduğunu düşünüyorsun? Evet ya bu fiber hareketi aslında çok yeni bir hareket. Daha öncesinde ben bununla alakalı birkaç paylaşım da yapmıştım.

Yani finansal bağımsızlık aslında bu yola girenlerin kişilerin esas amacı finansal bağımsızlık ama tabii ki bu amaca bir anda erişemiyoruz. Belki 10-15 yıl sürecek bir yolculuktan bahsediyoruz. Bu yüzden bu FIRE hareketinin çeşitli türevleri ortaya çıkmış. İşte bunlar hakkında, ben Minas'ın kulaklarında da makaleler paylaşmıştım.

İşte Lean FIRE, Cost FIRE, Barista FIRE, Slow FIRE gibi bir sürü çeşidi var bunların. FIBER de bunlardan birisi aslında ama bir anlamda da farklı diğerlerine göre. FIBER dediğimizde, açılımını söyleyeyim öncelikle. Financial Independence Before Early Retirement.

Yani finansal bağımsızlığa ulaş ama erken emekliliği bu seviyede hedefleme. Yani daha sürdürülebilir ve dengeli bir model. Aslında birazcık bu Maslow'un piramidine dayanıyor bir anlamda. Yaşamdan keyif alırken özgürleş stratejisi.

Agresif bir birikim baskısı yok burada. Aksine çalışmaya devam ederken kendini finansal olarak güçlendir bir anlamda buna odaklanıyorsun sen. Aslında bunu birazcık analoji yapmışlar yabancılar. Fiber, İngilizce'de lif demek.

Lifli gıdalar. Kısaltılması değil tabii ki. Lifli yiyecekler nasıl sindirim sistemi için gerekli ve uzun vadede sağlıklıysa, fiber da finansal sağlığı için benzer bir şekilde bir yol sunuyor sana. Dengeli bir yol sunuyor.

Lifli yiyecekler yavaş sindiriliyor ve tok tutuyor. Bu da aslında yavaş ve dengeli bir şekilde finansal bağımsızlığa ulaşmakla alakalı. Klasik anlamda fair ise bir şok niyeti gibi. Yani hızlı sonuç olabilirsin ama sürdürülebilirliği biraz zor.

Biraz önce bahsettim, bir anket yapmıştım aslında. Hangisi daha önemlidir dedim. Finansal bağımsızlık mı, erken emeklilik mi? Burada aslında dediğim gibi biraz yanlış anlaşıldı.

Finansal bağımsızlıkla erken emekliliğin birbirinden farklı şeyler olduğunu çoğu kişi anlamadı. Finansal bağımsızlık demek pasif gelirlerimizin harcamalarımızı geçmesi veya eşit olması anlamına geliyor. Erken emeklilik ise çalıştığımız maaşlı işimizi bırakıp artık tamamen pasif gelirlerimizi yaşamamız anlamına geliyor. Çoğu kişi finansal bağımsızlık erken emekliliği sanki bir ön koşuluymuş gibi algılıyor.

Doğru ama erken emekli olmak zorunda değil kişi illaki finansal bağımsızlığa ulaştıktan sonra. normalde çalıştığı işe devam edebilir, isterse sevdiği başka bir işe devam edebilir ya da isterse part time çalışabilir. Erken emekli olmanın şartlarından birisi finansal bağımsızlık ama finansal bağımsızlık illaki erken emekli olmayı gerektirmiyor. Bu da aslında ikinci soruya yöneltiyor bizi.

Finansal bağımsızlığa ulaştıktan sonra çalışmaya devam eder misiniz diye bir soru sordum. Burada Aşağı yukarı %50-50 bir rakam çıktı. %50'si finansal bağımsızlığa ulaştıktan sonra çalışmaya devam etmem demiş. %50'si de ederim demiş.

Son soruda finansal bağımsızlığa ulaşma amacınız nedir diye sormuştum. Aslında biraz şaşırttı ve sevindirdi. Çoğu kişi yani %40 oranında kendimi gerçekleştirmek ya da hayattaki amacımı bulmak için finansal bağımsızlığa ulaşmak istiyorum demiş. Bence bu farkındalığa ulaşmış olması, 2.564 kişi katılmış bu ankete.

Yani 2.500 kişiden %40'ının bu farkındalığa ulaşmış olması beni çok mutlu etti açıkçası. Senin cevaplarını da merak ediyorum. Sen nasıl cevaplar vermiştin peki ankete?

Senin bu anketlerini çok beğeniyorum ben bu arada. Bu arada 2.500 diyorsun ama ilk sorduğun ankete, yani bu sıralı bir anket olduğu için alttaki anketlere bazıları katılmamış galiba. İlk ankete 5.000'e yakın kişi oy vermiş.

%90'dan yakın finansal bağımsızlığı seçenler 4.500 civarı toplam oy vermişler. Bir anket kuruluşu gibi bile çalışabilirsin aslında yani onu söyleyebilirim. Şey yani baya bir kişi katılıyor.

Benim oylarım da şey oldu. Birinci soruna senin hangisi daha önemli dedin? Finansal bağımsızlık dedim ben. İkinci sorunda çalışmaya devam eder misiniz sorusunda?

Hayır dedim, devam etmem dedim. Üçüncüsünde de amaç olarak da kendimi gerçekleştirmeye işaretledim. Aynen orada da çoğunun işaretlediği gibi. Orada dediğin farkındalı da bu arada yine bence sen biraz yaratmış olabilirsin yani.

Sen bu tip konulardan bahsediyorsun. Ben hatırlıyorum buna benzer daha önce bir anket daha yapmıştın. Belki 3-5 ay önce. Orada böyle çıkmamıştı sonuçlar.

Orada daha farklı sonuçlar çıktığını hatırlıyorum. Yani daha yakındı en azından seçenekler birbirinde. Şu anda ezici bir üstünlükle insanlar işte kendi amacını, kendini gerçekleştirme hedefini birazcık daha benimsemiş gibi görünüyor. Bu da büyük ihtimalle senin yönlendirmelerinden kaynaklı.

Onu da söyleyebilirim. Evet mesela işimi sevmiyorum diyenlerin oranı %9.5 çıkmış sadece. Yani %91 oranında işini seviyor insanlar.

Gerçekten bu çok mutluluk verici bir şey bence. Ankete katılan 100 kişiden 90 kişisi işimi seviyorum demiş. Bu gerçekten beni çok mutlu etti. Ya gerçekten işlerini seviyorlar ya da sevdikleri bir işe geçmişler sevmedikleri işlerden.

Bu gerçekten bence önemli bir nokta. Ama bence orada işimiz... Şimdi çoktan seçmeli sorular ya bunlar. Bağımsızlığa ulaşma amacın ne?

Yani işini sevmiyor olabilir ama daha önemli bir amacı olarak işte dünyayı gezmek istediği için olabilir. İşte o seçeneklerden biri. Ondan kaynaklı bence en düşük işimi sevmiyorum çıkmış diye düşünüyorum ben. Sadece tek bir şey anketi açsan hani işinizi seviyor musunuz evet hayır şeklinde bir anket açsan %90 belki işimi sevmiyorum çıkabilir yani bilmiyorum.

Bunu bir deneyeceğim evet. Anketör gibi çalışabilirsin. Çok ciddi bir takipçin olduğu için yani sonuçlarda anlamlı bir şeyler sunuyor en azından yani onu söyleyebilirim. Evet haklısın.

Peki şunu sormak istiyor ya da şundan bahsedelim birazcık da. Şimdi Fire ve Fiber dedik ya biraz önce. Birisi kısa vadede işte kaplumbağa tavşan hikayesi ya da sprint koşusu, maraton koşusu örneklerini verdik. Bu iki modelin yaşam kalitesine etkisi konusunu konuşmak istiyorum birazcık da.

Yani Fire yapan birisi daha mı stresli yoksa Fiber daha mı rahat bir seçenek? Bana soracak olursan bu kişiden kişiye göre değişebiliyor. Fire genelde daha kısa vadede sonuç almak isteyenler için ama bu süreçte harcamalarını çok ciddi şekilde kısıtlaman gerekiyor. Yani belki arkadaşların dışarıda eğlenirken, gezip tozarken sen evde yemek yiyeyim, paramı biriktireyim diyeceksin.

Klasik Fire bir anlamda bir sprint koşusu anlamına geliyor. Bu tabii şu demek değil. Yani klasik anlamda finansal bağımsızlığa ulaşmak isteyen herkesin 2-3 tane ekiş yapıp, tasarruf oranı %80'lere çıkarttığı, tüm harcamalarını kısıp sadece makarna, pilav, mercimek yediği anlamına gelmiyor tabii bu. Fakat kişi kafasında yanan o ilk ampul var ya, finansal bağımsızlık fikri, bu uyanışın ardından bir an önce finansal bağımsızlığa ulaşmak isteyebiliyor çoğu kişi.

Bu kendimde de böyle oldu benim. Bu da gerçekçi ve sürdürülebilir olmayan aşırı tasarruf isteği ve tükenmişlik sendromuna doğru giden bir yol açabiliyor insanın önünde. Bir yandan da kendime örnek vereyim. Finansal bağımsızlık kavramını 2018 yılında keşfettim.

O ilk heyecanlı ve hararetli günleri gerçekten şu an unutamıyorum yani. Bir an önce hedefe ulaşmak için hırslanıyorsun. İşte ben bunu nasıl daha önce düşünemedim. İşte şirketlere ortak oluyorsun, temettü alıyorsun, Eurobond kuponları alıyorsun ve işte bunlardan pasifkiler elde ediyorsun ve bu miktar harcamalarından daha fazlaysa artık çalışmana gerek kalmıyor.

Bu yüzden işte insan biraz hırslanıyor. Eline geçen her parayla hisse almaya çalışıyor ya da işte Eurobond almaya çalışıyor, temettülerini arttırmaya çalışıyor. Bu yüzden biz ek işler yaptık eşimle beraber. Daha önce birkaç bölümde de söylemiştim aslında.

İşten geldikten sonra akşamları, hafta sonları ek işler yapmaya devam ettik. Çoğu durumda biz kendi maaşımız kadar ek gelir elde ediyorduk. Burada tabii kendimizden ödün verdiğimiz zamanlar da oldu. Yani ikili ilişkiler de olumsuz etkilenebiliyor.

Bu yüzden ben şunu söylüyorum, ultra tasarruf ve çalışma, ek iş yapma uzun vadede sürdürülebilir değil. Belki bir sene yapılır, iki sene yapılır. Biz üç sene kadar sürdürebildik ve ciddi bir birikime ulaştık. Tasarruf oranımız hep %75'lerin üzerindeydi.

Ama geriye dönüp baktığımda tekrar yapabilir miyim aslında şu an emin değilim. Kendimi bu konuda yeterince güvenilir hissetmiyorum. Eğer sosyal ilişkilere ve hobilerinize zaman ayırmayı seviyorsanız ve bunlardan vazgeçemiyorsanız, arkadaş çevrenizden vazgeçemiyorsanız Fiber daha uzun vadede size belki daha uygun olabilir. Bu konuda senin de tecrübelerini merak ediyorum.

Yani finansal bağımsıza ulaşma yolunda kendini zorlayacak kadar yüksek tasarruf yaptın mı? Keşke bu kadar sıkmasaydım dediğin zamanlar oldu mu? Açıkçası ben yaptım yani kendimi çok sıktığım dönemler çok fazla oldu. Aynı ama o senin dediğin gibi hani ilk başlangıçta bu kavramla karşılaştığınızda işte pasif gelirle artık hayatınızı idame ettirebileceğinizi en azından örneklerle gördüğünüzde Çok heyecan verici bir fikir oluyor bu.

Neden benim aklıma gelmedi diyorsunuz. Aynı senin dediğin gibi. Ben de ilk bu fikre yaklaştığımda çok ciddi bir şekilde odaklandım. Ben buna da inanıyorum bu arada.

Bir şeye örnek verebilirim burada bilmiyorum ama... bir ufak bir hikaye araya sıkıştırayım. Sunay Akın, gerçi bunu da çok daha güzel anlatıyor aslında. Ondan dinlese dinleyiciler daha güzel ama Simurg diye bir kuş varmış yani bu Kaf Dağı'nın arkasında yaşayan Simurg diye bir bütün kuşların kralı olan bir kuş varmış.

Diğer kuşlar işte bu kuş hani Simurg Simurg Simurg sürekli lafı dolanıyor. Bu kuş ya nerede? Bu kuşu biz gidip bulalım ona danışalım bütün problemlerimizi diye bir hedefe yani Simurg'u bulma hedefine Kaf Dağı'nın arkasına uçmaya başlamışlar. Yolda giderken kuşların bir kısmı işte yakınlarda gördükleri bir bakmışlar aşağıda güzel bir göl var.

Ya bu bölge güzelmiş işte biz burada balıkçı kuşlar hemen oraya dalmışlar. Hedeften sapmışlar. Biraz daha ilerlemişler işte böyle cennet gibi bir mekan. Ağaçlar, çiçekler.

Bir kısım kuşlar bırakmış yolu oraya, inmiş aşağıya. Günün sonunda o yolculuğu, o uzun yolculuğu Kaft Dağı'nın arkasına kadar uçup Simurg'u görmek için giden kuş sadece 30 tane kuş kalmış geriye, binlerce kuş arasından. Yani ben bu yolculuğu böyle görüyorum birazcık. Hani Fire ile Fiber arasındaki farkı da tamamen böyle görüyorum.

Yani bir hedef belirlendiği zaman o hedefe hiçbir şekilde başka bir şeye yani yönelmeden veya dikkatimiz dağılmadan odaklanıp gitmeliyiz. Yoksa hedefe bence ulaşmamız mümkün değil. Tabii ki şu önemli yani yaşam kalitemizi aynı senin dediğin gibi belirli bir standardın üzerinde tabii ki tutmalıyız. Yani şey gibi yaşamamalıyız yani keşiş gibi yaşamamalıyız veya evimiz böyle bilmiyorum şey olmamalı yani çöp ev gibi olmamalı en azından yani bunlara da dikkat etmeliyiz ama hedefe odaklanmanın çok çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Yoksa başarıya ulaşmak işte bin tane kuştan otuz tanesi belki hatta on bin kuştan otuz tanesi gibi bir oransal yüzde dilime giriyor bana kalırsa. Böyle bakıyorum yani ben. Ve kendim de mesela örnek vereyim. Son galiba son 2-3 yılımda bu belki herkesin tercihcisi de bir şey değil ama son Son 2-3 yılımda hiç tatil bile yapmadım ben.

İzin bile kullanmadım. Sırf daha fazla çalışayım, daha fazla para kazanayım mantığıyla. İzin bile kullanmadım son 2-3 yılımda. Bu böyle anlatabilirim en azından kişisel olarak bakış açımı.

çok güzel bir bakış açısı sundun. Şimdi anketin üçüncü sorusuna bir gelmek istiyorum. Oradan bir noktaya bağlayacağım. Şimdi finansal bağımsızlığa ulaşma amacınız demiştim.

Çok fazla kişi kendine gerçekleştirme seçeneğini tercih etmişti. Burada aslında para için çalışmayı bırakmak ya da işte hayattaki amacımızı bulmak bu bence çok önemli bir nokta. Para için çalışmayı bırakmak insana muazzam bir özgürlük sunuyor ama aynı zamanda bir boşluk hissi yaratabiliyor. Belki de insanlar bu yüzden, mesela %50'yi tercih etmişler ya ikinci soruda, yani finansal bağımsızlığa ulaştıktan sonra çalışmaya devam eder misiniz?

%50'si devam ederim demiş, %50'si etmem demiş. Belki de çalışmayı tercih eden %50, belki de bir boşluğa düşme hissini sevmedikleri için çalışmaya devam ediyorlar. Çünkü çoğumuzun kimliği işimizle bağlantılı. O yüzden yani finansal bağımsızlık aslında bizim için bir araç, bir amaç değil.

Bunu ilk bölümde konuşmuştuk aslında seninle. Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi ile doğrudan ilişkisi var bunun. Senin bu finansal bağımsızlık aracını kullanarak hayatta gerçekten seni mutlu eden şeyleri keşfetmen gerekiyor. Buna da kendini gerçekleştirme diyoruz.

Bunu başarmak için aslında birazcık böyle parayı hayatından çıkartman gerekiyor. Yani parayı dert etmiyor olman gerekiyor. İşte kendini gerçekleştirme deyince bu arada hani çok ulvi hedefler anlaşılmasın. Aslında basitçe kişiyi mutlu eden ve dünyaya katkı sağlayan şeyler olarak özetleyebiliriz.

Mesela bir örnek verelim ne olabilir? Bunlar yeni beceriler edinmek, işte yaratıcı projelere yönelmek ya da böyle gönüllülük yapmak, normal mesela iş hayatında yapamayacağın şeyler bunlar. Bunlar hep kendini gerçekleştirme ile alakalı. Sosyal medyada bana hep soruyorlar, yani işte finansal bağımsızlığa ulaştıktan sonra yan gelip yatacak mıyız?

İşte insan çalışmazsa sıkılır, hayat anlamsız olur. Hatta şunu söylüyorlar, çalışmayan, dünyaya katkısı sunmayan kişi bencildir, değersizdir. Bunu söyleyenler de oluyor. Burada aslında bence çalışma kavramı biraz yanlış anlaşılıyor.

Yani çalışma denilince hep bir işverene bağlı olarak... Çok yanlış anlaşılıyor. Çok yanlış anlaşılıyor. Hep bir işverene bağlı olarak belli saatler içerisinde işte masa başında, atölyede, fabrikada çalışan birisi de anlaşılıyor.

Ama aslında öyle değil. Yani kendin için çalışmak diye bir kavram var. Bunu en iyi sen bilirsin. Senden dinleyelim.

Yani kendin için çalışmak nasıl bir şey, nasıl bir his, nasıl bir duygu? Yani şöyle örnek verebilirim. Bu şimdi çalışma derken biz belki de şunu da anlıyor olabilirler. Bir iş karşılığında bir para ödenen bir şeye çalışma diyoruz.

Biz aslında birazcık çalışma kavramımız buna evrilmiş durumda. Ya da hemen yani değeri o iş yapılmadan önce belirlenen işlerin şekline biz çalışma diyoruz. Yani maaşlı çalışma işte buna zaten sokabiliriz. Ama yani bilmiyorum şimdi bu ne kadar buradaki dinleyicilere geçer ama yani ben 150 bölüm podcast bölümü hazırlamışım mesela yani bu da bir çalışma bence bana kalırsa.

Bunun karşılığında bir ücret almamış olsam da o podcast bölümlerini yaparken ama bu bana kalırsa bir çalışma. Veya burada işte mesela Midas bize burada bu platformu sunuyor. Burada fikirlerimizi anlatmak için. Bu da bir çalışma bana kalırsa.

Yani bunlar da çalışmaya giriyor. Yani en azından ben böyle bakıyorum. Yani hatta daha böyle geçmişe gidelim. Yani şimdi bugün yaptığımız çoğu iş aslında biraz da anlamsız yani.

Kimse kusura bakmasın. Yani ben de çalışma hayatımdayken her gün Yani normal bir iş kavramı içerisindeyken her gün sabahtan akşama kadar yaptığımız böyle tekrarlı işler, sürekli aynı tekrarla devam ettiğimiz bazı işleri tekrar ediyorduk. Arada sırada sadece yaratıcılığımızı kullanabileceğimiz veya kendimizi ön planda gösterebileceğimiz asıl esas önemli şeyler çok nadiren normal çalışma hayatının içerisinde karşımıza çıkıyor. En azından ben böyle görüyorum durumu.

Ve yani geçmişe gidelim. Bu 1900'lerden önce bugünkü gibi bir çalışma kavramı, çalışma sistemimiz yoktu. Ondan önce yani şey diyebilir misiniz? Örnek veriyorum.

Tabii ki burada kendimizi karşılaştırmak için şey için söylemiyorum ama Leonardo da Vinci'ye annesinin, babasının şeyi dediniz düşünün. Oğlum bırak şu şeyleri, yağlı boyayı bilmem neyi. Ne bunlarla uğraşıyorsun? Git doğru düzgün şeyin orada marangozun yanında ki gerçi öyle işlere girdiğinde de acayip şeyler yapan birisi ama git şöyle bir eve ekmek getir bilmem ne işte yap gibi böyle yaklaşıldığını düşünsenize veya Picasso'ya örnek olarak veriyorum yani veya Mozart'a yani bu insanlar ben buna inanıyorum açıkçası hani çalışma dediğin zaman dünyaya fayda katkı sağlayacağın herhangi bir şey karşısında bir ücret almak bu kişiye kalmış yani eğer buna ihtiyacınız varsa zaten almanız gerekiyor ama Bunun ihtiyacınız yoksa almadan da kendinizden bir şeyler verebilirsiniz.

En azından böyle görüyorum ben. Bilmiyorum biraz uzattım ama çünkü bu seçenekte de çok fazla %50 olmuş yani çalışmayı bırakırım bırakmam diye. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Yani iş hayatında hep böyle bir yoğunluk ve sürekli bir işle uğraşmak bir övülüyor.

Yani hiç böyle insanların boş vakitlerinin olması hiçbir zaman hoş karşılanmıyor. Normal çalışanlar dediğin gibi normal mesailerinin belki %10'unda yaratıcı işler yapıyorlar. Diğer zamanlarına hep vakit doldurmakla harcıyorlar. Bu böyle olmak zorunda değil.

Yani bir işverene bağlı olarak çalışmayı bıraktığınız zaman çalışma saatlerinizi kendiniz belirliyorsunuz. Kendi değerlerinize, ilgi alanlarınıza uygun çalışmalar yapıp kendinizi geliştirebilirsiniz. Bu da bir çalışma aslında, bu da bir iş. Tabi bu geliştirme aşamasından sonra bunu diğer insanlarla paylaşmak gerekiyor.

Sen bizi kendi içinde saklarsan bu dünyaya bir katkı sağlamamış oluyorsun. Üretilen değer bence ancak paylaşıldıkça yayılabilir. Örnek veriyorum bir hobinizi geliştirebilirsiniz. İşte bir kar amacı gütmeyen bir yerde hayır işleri yapabilirsiniz veya Part time çalışabilirsiniz, daha az stresli bir işte.

Kendimize örnek verelim, ikimiz de maaşlı bir işte çalışmıyoruz. Bu podcastleri bu sayede yapabiliyoruz. Sevdiğimiz aktiviteleri, vakit ayırabiliyoruz. Sen biraz önce bahsettin, kendine ait 150 bölümlük podcast serim var.

Yani bunu normal maaşlı çalışırken yapman çok çok zor, hatta mümkün değil. Yani maaşlı işini bıraktıktan sonra, daha fazla çalışmaya başladığında bile aramızdaki sohbetlerde sen söylüyordun. Eskiden daha az çalışıyordum, şimdi daha fazla çalışıyorum, daha yoğunum diye söylüyordum. Yani bence kendini mutlu eden işlerle vakit ayırınca zaten insan daha da böyle motive oluyor.

Başkasının işini yapmayınca, kendi işini yapınca motivasyonu giderek artıyor diye düşünüyorum. Şu bölümü hazırlarken çıkarttığımız dosya, bölüm dosyasını mesela göstersek insanlar herhalde derler ki ya evet bu da galiba bir çalışma şekli olabilir mesela diyebilirler. İş kavramı işte birazcık yani farklı bu özellikle Türkiye'de de hep bizim ailelerimiz şey yapar ya oğlum işte sağlam bir işin olsun şey olsun işte herkese bu aşılandığı için iş ve çalışma kavramları bizde birazcık farklı algılanabiliyor. Ve şunu da şurada yapılabilir.

Sadece ben ona çok karşı değilim bu arada. Bir şirkete, işte o şirketin ortağı olarak o şirketten temetliyor gelirleriyle hiç çalışmadan yani mesela biz gene bir şeyler yapıyoruz ama ben kişisel olarak düşüneceğim yani bir şeyler yapıyoruz ama hiç çalışmadan da Sadece sermayeyi kullanarak da ben buna okeyim yani çok şey değilim. Hani orada bir problem göremiyorum. O kişi de sermayesini kullanıyor.

O sermayesini birisinin aklına yatırıyor yani. O yatırdığı kişi onun sermayesiyle çalışabiliyor ancak. Böyle düşünmek gerekiyor bana kalırsa. O da bir katkı.

O da bir fayda. Öyle görüyorum ben en azından. Doğru. Evet kesinlikle.

Buradan devam edelim. Çalışma kavramını konuştuğumuzu düşünüyorum ben yeterince. Şeyi birazcık burada yine gündeme getirebiliriz belki tam bunlar üzerine yani. Minimalizm konuşmuştuk zaten.

Bunun yanında bir de maksimalizm var. Yani bugünkü konuştuğumuz konuların aslında çatıştığı nokta burası zaten. Minimalizm mi? savunmalıyız, maksimalizmi mi savunmalıyız?

Yani bu, şöyle düşünebiliriz. Mesela bizim bugün karşılaştırdığımız konular, fire ile fiber. Yani birisi finansal bağımsızlık, diğeri bağımsızlığa ulaşsan da emekliliğe ayrılmamak, işte sonra emekli olmak. Yani burada bir tanesi minimalizm oluyor, bir tanesi maksimalizm oluyor.

Şöyle bu da, finansal bağımsızlığa hızlı bir şekilde ulaşma kısmı minimalizme giriyor diye düşünüyorum. Diğer fiber hareketi de maksimalizm yani her şey, hayattan çok fazla zevk almak veya hayatın bütün tadını çıkartarak yaşayıp bir aşamada olur mu artık falan gibi maksimalist bir şekilde yaklaşmak oluyor kişisel görüşüm. Akışına bırakmak biraz yani. Akışına bırakmak, evet.

Sen bunlarla ilgili ne düşünüyorsun? İkisi arasındaki bu minimalist, maksimalist yaklaşım olarak bakarsan. Ben aslında şöyle düşünüyorum. Minimalizm ve maksimalizm birbirinin normalde kelime anlamı olarak zıttı kavramlar ama finansal açıdan bakacak olursak ise birbirleri tamamlayan kavramlar.

Şu anlamda söyleyebiliriz ki minimalizm felsefesini benimseyen birisi finansal bağımsızlığa bir an önce ulaşmak istiyor dedin. Burada giderlerini minimize ediyor. Bir anlamda da tasarruflarını ve tasarruf mantalitesini de maksimize ediyor aslında. Yani tasarruf oranını maksimize ederek giderlerini minimize ederek bir an önce finansal bağımsızlığa ulaşmaya çalışıyor.

Sen de bahsettin, maksimalizmi benimseyen birisi ise dünyadaki yaptığı aktiviteleri işte eğlence olur, diğer aktiviteler olur. Bunları maksimize, dünyadan aldığı keyfi maksimize etmeye çalışıyor. O da emekliliğini minimize ediyor. Emeklilik için birikim yapmayı minimize ediyor ve erteliyor aslında bunu.

Bunlardan hangisi doğru dersek bence tek bir doğru cevap söyleyemeyiz. Yani kişinin kendi psikolojisi, kendi hayat tarzı, çocuğu var mı, evli mi, bekar mı? Bunları hepsini göz önünde almak gerekiyor. Yani bekar birisi ailesiyle birlikte yaşıyorsa, hiçbir masrafı yoksa, çok az masrafı varsa belki minimalizm felsefesini daha rahat bir şekilde benimseyebilir ama bir de üç çocuğu olan ve üçü de okula giden bir aileyi düşünelim.

Bu kişi istese de minimalist olamaz zaten, mümkün değil. Bu kişi birazcık daha orta yolu bulmak zorunda. Maksimalizme daha yakın olmak zorunda. Çünkü bu çocukların masrafları var, işte her halükarda minimalizmi daha az benimsemek zorunda kalıyor bu yatırımcı.

Bence ikisinin de kendine özgü doğru yanları var. İkisinin arasında bir denge kurmak gerekiyor diye düşünüyorum. Orta nokta bulmak gerekiyor galiba evet. Yani uç noktalarda bilmiyorum hayatta hiçbir konuda herhalde olmamak lazım yani en uç noktalarda.

Belki uca yakın en azından olunabilir yani burada kişisel tercihim Fire kısmında uca yakın böyle en uç noktalarda değil ama şeyler de var yani senin de takip ettiğin benim de takip ettiğin bazı yabancı blog siteleri var. Eskiden çok çok daha sık takip ediyordum ama Financial Samurai var veya Retire Extreme Early gibi böyle onun mesela blogu acayip bir şey yani o tamamen minimalist yaşıyor. Yani bu uç noktalara kadar giden insanlar çok fazla var. Burada biraz da şey devreye giriyor bence işte işin psikolojik olarak kendini bunu hazırlama kısmı devreye giriyor.

Yani bu kısımda bence şey çok önemli işte. Yani psikolojiyi yönetmek, kendimizi hangi noktaya yaklaştırıyorsak artık yani onun sonuçlarına katlanmak. Çünkü acı çekmeden bana kalırsa hiçbir şey elde etmek mümkün değil. Özellikle bir finansal bağımsızlık yolculuğunda.

Ben o çok uzun vadeye pek inanamıyorum kişisel olarak. O noktada şeye çok güvenemiyorum. Bizim normal bir şekilde diğer emekli olanlardan pek bir farkımız olup olmayacağı konusunda şüphelerim var. Ama bu tarafta biraz böyle en uca gitmeden tabii ki acıya katlanarak, kendini psikolojik olarak buna adapte ederek ben daha rahat bir şekilde başarılı olabileceğini düşünüyorum.

Ama bunun da yüzdelik dilimi çok çok düşük kalıyor genellikle. Ve biraz bunu şeye benzetebiliriz, onu biraz konuşmak istiyorum seninle. Yani işte finansal piyasalarda kendi portföyünü yöneterek yatırım yapmak, çok ciddi bir şekilde araştırma yaparak bu yatırımları yapmak, bu fire gibi düşünebiliriz bunu. Diğer tarafta da mesela bir BES hesabı açıp, BES hesabında yanında işte normal diğer başka bir şeyle ilgilenmeden maaşından kesilen kesintilerle bir birikim yapmak, uzun vadede oradan da bir bireysel emeklilik sisteminden yararlanmak mesela.

Bu aslında iki konuştuğumuz konuyu böyle özetleyebiliriz belki de bilmiyorum. Sen bu konuda bu ikisi arasında işte yani bez mesela bir bez hesabıyla bu şekilde bir şeye ulaşılabileceğini düşünebiliyor musun? Düşünüyor musun ya da? Biraz önce sen söyledin birazcık acıya katlanabilmek gerekiyor.

Ben buna şey bakıyorum yani çok uzun vadede hepimiz ödeyeceğiz. Bu yüzden yani belli bir noktada belli aktiviteleri artık zaman ayırmamız için yani belli şeyleri daha erken yaşlarda yaşamamız için gençliğimizde acıya katlanmamız gerekiyor. Senin de söylediğin gibi. Finansal bağımsızlığa giden yol sadece birikim ve yatırımdan ibaret değil.

Aynı zamanda güçlü bir psikoloji de gerektiriyor. Dayanıklılık gerektiriyor. Özellikle bu uzun vadeli yatırımda bence işte bu zihinsel zorluklarla başa çıkmak bu portföy yönetmekten ya da matematiksel hesaplamalardan işte değerlemeden vs. den daha önemli belki de.

Çok çok daha önemli ya. Yani zihinsel dayanıklılık çok önemli. Günümüzde yatırımcılar hep böyle kısa vadeli getirileri yöneliyorlar. İşte uzun vadeli hesaplar bile maksimum 2-3 yıllık.

Peki bu Fiber yöntemi şimdi tercih ettiğimiz düşünelim bunu. Piyasa dalgalanmaları uzun vadede portföyümüzü daha az etki ediyor. Şimdi biraz önce sen BES'ten bahsettin. Bunu en güzel bence BES sisteminde görüyoruz.

Bana yatırım tavsiyesi soranlara ben BES öneriyorum açıkçası. Çünkü devlet katkısı var diyorum. Bunu söylediğimde bana diyorlar ki ama 56 yaşına kadar parayı çekemeyeceğiz. İşte o yaştan sonra ben ne yapayım parayı deniyor.

Yani asıl para bence O yaştan sonra lazım ama gençken bunu anlamak çok zor. Kibesi normalde tasarruf ve yatırım yapamayan kişilere öneriyorum ben. Hani maaşınızdan hatta kredi kartınızdan kesilen küçük rakamlar bence işte güzel bir yönetimle tabii ki güzel bir fon seçimiyle uzun vadede bileşik getiriyiyle inanılmaz noktalara gelebilir. Burada yılda 6 defa fon değişimi hakkı var.

Bunu iyi kullanmak gerekiyor. Kendiniz bilgi sahibi değilseniz bile işte bir tanıdığınızı sorabilirsiniz veya Ücretli profesyonel destek almak bence bir tercih edilebilir bir yöntem olabilir. Normal hisse ya da fon yatırımı yapabilen yani buna kaynak ayırabilen kişiler bence BES'e ihtiyacı yok. Kendi portföyünü kendi yönetebiliyorsa bunu bence BES'e ihtiyacı yok ama altın altın günü yapan mesela bir kişi düşünelim benim tanıdıklarım arasında var altın günü yapıyorlar sırf birikim yapabilmek için bu altın günü yapacağınızı diyorum ki ben onlara 5 öneriyorum en azından devlet katkısından faydalanın yine altın fonu almak istiyorsan yine altın fonu al ama burada devlet katkısından da faydalan %30 bedavadan para girsin portföyüne diyorum Bu noktada sen BES'e birazcık soğuk bakıyorsun.

Biliyorum onu. Belki dinleyicilerimize de bunu neden soğuk baktığını anlatmak istersin. BES'e karşı mısın? Yoksa iyi yönetilen bir portföyle uzun vadede bir emeklilik sağlanabilir mi BES'le?

Ben BES'le bunun sağlanabileceğini pek düşünmüyorum açıkçası. Yani şöyle, şu değil ama. Mesela ben de BES'li yaptım çalışma hayatımdayken. BES şöyle yaptım ama.

Ona işveren katkılı BES deniyor galiba. Bir birim sen koyuyorsun, bir birim işveren koyuyor. Bir de bunun üzerine zaten şey geliyor, %25'te %30 devlet katkısı. Bu inanılmaz avantajlı bir şey bana kalırsa.

Bunu yaptım mesela, ben bunu kullandım ama işi bıraktığım anda ilk yaptığım iş BES hesabımı hemen bozmaktı. Çünkü yani şöyle, şimdi burada bir kere kazananları seçmemiz gerekiyor ve ben arada sırada, arada sırada da değil hatta sık sık BES fondlarının getirilerine ve bu getirilere oranla o fondlardaki yatırımcı sayılarını mesela kontrol ediyorum. Şimdi bizim genelde gördüğümüz şey işte şu bez fonu şu kadar getirir. Çok güzel bir getiri yapmış.

Şu kadar büyük bir getiri. Fakat bakıyorum toplam yatırımcı sayısı içerisinde o fonun ağırlığı %5'i genellikle geçmiyor. Yani 100 kişiden 5 tanesi sadece o fona yatırım yapmış. Yani genel olarak zaten şöyle bir problem var.

Best sistemindeki problemlerden bir tanesi, çok kötü bir sistem demiyorum bu arada ama daha iyi alternatifler olduğundan bahsediyorum sadece. Kötü yanlarından bir tanesi, genellikle best sistemine bizim gibi, senin gibi veya işte bu yayınları dinleyen gibi finansal okuryazarlığı Çok gelişmiş olmayan kişiler best sistemi içerisinde maaşlarından bir katkı olarak işte aynı bu fiberı yapmaya çalışıyor aslında onlar. Yani tamamen bunu yapmaya çalışıyorlar. Belirli bir finansal okuryazarlığı olmadan.

Ve bu kişiler genellikle fon değişimi çok fazla yapmıyorlar. Ve bunun üzerine onların artık çalıştığı kurum kimse, o fonları onlar adına ilk seçtiği anda genellikle en kötü performans gösteren fonlar seçiliyor. Yani örnek vermek gerekirse, bak bunu çok samimi bir şekilde bir örnek vereyim. Benim babamın da BES hesabı var.

2000 galiba 4'te mi? Yani ilk BES çıktığında yaptırmıştı. Hemen yaptırmıştı. Hatta benim adıma da bir ara yaptırmıştı da sonra ben onu Boz demiştim ona.

Bu kadar süreç boyunca, yani yaklaşık neredeyse 20 yıla yakın bir süre boyunca BES'e 170-180 bin lira ödeme yapmış. Hatta önümüzdeki 15-20 gün içerisinde ödemesinin tamamını geri alacak sistemden. Yani geri ödeme alacak önümüzdeki 15 gün içerisinde. 20 yıl boyunca ödeme yapmış.

Geri alacağı ödemeyi sana burada söyleyeyim. Daha önce de söyledim ama dinleyenler için de söylemiş olayım. 650 bin lira gibi bir para geri alacak 15-20 yıl içerisinde. O kadar kötü bir yönetim yapılmış ki diyorsun 20 yılda sadece 600 bin lira birikebilmiş fonda.

Evet ve yani bu adam hani çok düşük bir miktar yatırmış değil yani. Zaten 200 bin lirasını kendi yatırmış 20 yılda. Biraz bana şey geliyor bu. Şimdi burada ne yapılabilir?

Burada bence yapılabilecek bir kere bez şirketlerinin En azından bu kadar tabii ki yatırımcıya ne kadar hizmet verebilirler emin değilim ama yatırımcılara çok daha doğru ve düzgün bir hizmet vermeleri gerekiyor bana kalırsa. En azından finansal okur yazarlığı olmayan ki BES sisteminin %95'ini ben bu şekilde görüyorum. Finansal okur yazarlığı yeterli olmayan kişilere en azından nasıl fonlar seçmesi gerektiğiyle ilgili yani bir yatırım danışmanlığı vermeleri gerekiyor bir miktar. kişisel görüşüm bu.

Onun dışında ama dediğim gibi şirket hesabıyla yani işveren katkılı BES sistemi bence bu diğer saydığım bu kötü örneğe göre çok çok avantajlı. Bir de ne yaptığınızı biliyorsanız zaten çok çok avantajlı bir şey dönüşüyor. Ama genel olarak BES ile ilgili görüşüm olumsuz yani kişisel görüşüm. Burada aslında şu nokta dikkat çekmek istiyorum ben.

Yurt dışında 401K gibi işte 529B gibi sistemler var. Bunlar da aslında bes bir anlamda bireysel emeklilik. Ama orada endeks fonlarına yatırım yapıyor genellikle insanlar. Ve ülkemizde çok güzel yönetilen endeks fonları olmadığı için ve endeksin hesaplanma şekli çok sorunlu ve saçma olduğu için ülkemizde endeks getirmiyor.

Endeksin getirisi çok düşük. Endeksin getirisi çok düşük olduğunda da insanlar bireysel hisse seçimine yöneliyorlar. ya da işte sosyal medya hüstadlarına yöneliyorlar diyeyim. O yüzden de endeks fonlarının getirilerinin daha yüksek olması için endeksin hesaplanma şeklinin biraz değişmesi gerekiyor.

Burada sen dedin ya fon değişimleri yapmıyor insanlar, böyle finansal okur yazarlıkları düşük, fon değişimleri yapmıyorlar insanlar çünkü Orada bireysel emeklilik şirketinin kendi seçtiği belki para piyasası fonu, belki dış borçlanma araçları fonu. Bunlar hep zaten kötü performans gösteren fonlar. Belki istesene de fonların tercih etse ya da işte endeks fonları da tercih etse belki babanın parası 600 bin lira değil de 6 milyon olacaktı. Burada birazcık da kişi ilgi göstermeli aynı zamanda da eğer ilgi gösteremeyeceğini düşünüyorsa, bu sefer şey demeli bireysel emekçilik şirketine, ben senden ücretli danışmanlık almak istiyorum, bana şu kadar param var, bu parayı yönet benim için demesi lazım.

Birazcık da bence çuvalınızı da kendimize batırmamız gerekiyor diye düşünüyorum babanı teyzeye demek. Evet, tabii ki. Ben zaten orada şey diyorum bak, şeyin altını çiziyorum yani, finansal okuryazarlığımız artması lazım bizim, bu sistemi iyi kullanabilmem. Bunun ama ne yazık ki pek mümkün olmadığını görüyorum işte.

Yani toplumun büyük bir %90'lık kesimine belki finansal okuryazarlık eğitimi vermeliyiz belki öncesinde. Yani bu da çok bana işte mümkün görünmediği için biz genelde en azından sosyal medyada hep en iyi örnekleri görüyoruz. Yani o kişi zaten o kişi bireysel emekli sisteminde değil normal piyasalarda da parasını değerlendirmiş olsaydı zaten onu yapmış olacaktı. anlatmaya çalıştığım tek şey bu sadece ama bunun bir tane iyi örneği varken ben 10 tane kötü örnek sayabilirim açıkçası sadece babamdan değil yani ki ona da kızdım birazcık yani bana daha şey biliyorum var zaten öyle bir hesabı olduğunu biliyorum ama ne yaptığıyla ne ettiğiyle ilgili hiçbir fikrim yoktu geçenlerde dedi işte işte 2-3 hafta sonra ödeme alacağım, bitmiş, emekli olmuş Best sisteminden.

Alacağım dedi, ne kadar oldu dedim. Rakamı söyleyince şöyle bir soğuk terler döküldü. Dedim, neden hiç danışmadın, şey yapmadın? Birkaç değişiklik de yapmış yıllar içerisinde fonunda ama kötü bir sonuçla karşılaştı.

Kötü bir örnek olarak da araya bunu sokmak istedim. Böyle örnekler de var. Evet yavaş yavaş bölümün sonuna geliyoruz. İstersen kapatalım.

Bu bölümde FIRE ve FIBRE arasındaki farkları konuştuk. Bir tanesi çok kısa zamanda finansal özgürlüğe ulaşmaya çalışmak. Bir tanesi de finansal bağımsızlığa ya da finansal özgürlüğe ulaşsak bile çalışmaya devam etme yolunda. Bunların arasındaki farkları birazcık konuşmaya çalıştık.

Psikoloji ve dayanıklılık, finansal bağımsızlık yolunda bunu anlamaya çalıştık. Para için neden çalışıyoruz? Hayattaki amacımız nedir? Finansal bağımsızlığa ulaştıktan sonra ne yapmalıyız?

Hayattaki amacımızı gerçekleştirmek için neler yapabiliriz? Bunları konuştuk. Senin eklemek istediğin bir şey var mı? Yoksa izleyicilerimize, dinleyicilerimize görüşürüz diyelim.

No pain, no gain diyorum son olarak. Evet, acı yoksa kazanç da yok. Kazanç da yoktur. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Kendinize iyi bakın. görüşmek üzere

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)