Podcast

Yatırımcının En Büyük Düşmanı: Kendisi | Finansal Özgürlük Kulübü #8

Midas Podcast

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

"Piyasalar rasyoneldir" diyenler yanılıyor mu? Finansal Özgürlük Kulübü'nün bu bölümünde, Modern Portföy Teorisi'nin eksik bıraktığı insan psikolojisi faktörünü masaya yatırıyoruz. Kayıp korkusundan sürü psikolojisine, aşırı tepkiden zihinsel muhasebeye kadar yatırımcıların en sık düştüğü psikolojik tuzakları ve bunlardan korunma yollarını konuşuyoruz.
İyi dinlemeler!
Midas uygulamasını indir: https://app.getmidas.com/gmih/mie6gpeu
X (Twitter): https://twitter.com/getmidas
Instagram: https://www.instagram.com/get_midas/
YouTube: https://www.youtube.com/@midasplus
TikTok: https://www.tiktok.com/@midasinkulaklari
Midas'ın Kulakları: https://www.getmidas.com/midasin-kulaklari
Not: Bu içerik, içeriğin yayınlandığı günkü veriler ve haberler baz alınarak hazırlanmıştır. Eğer varsa içerikte geçen hedef fiyat tahminleri, uzman ve analist yorumları bu içeriğin yayınlandığı tarihte geçerlidir. Bu tahmin ve yorumlar zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu podcast'te yer alan haberler ve haberlerin içerdiği şirketler hakkındaki bilgiler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bahsi geçen hisselerdeki; hisse adı, fiyatı ve grafikleri de dahil temsilidir, yatırım tavsiyesi değildir.

Bölüm Transkripti

6.647 kelime · ~33 dk okuma

Herkese merhabalar. Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bir bölümüne hoş geldiniz. Ben Bay Tutumlu. Karşımda her zaman olduğu gibi borsalı bir başına var.

Nasılsın abi, iyi misin? Bayağı bir ara verdik. 3 hafta oldu artık. Normalde 2 haftalık aralıklı bölümlerle yapıyorduk ama bu hafta birazcık gecikme oldu.

Sen nasılsın? Keyifler yerinde mi? İyiyim, çok iyiyim. Keyiflerim çok yerinde benim.

Transkriptin tamamını oku

Özellikle Amerikan seçim sonuçlarıyla birlikte. En azından başkan seçimiyle ilgili değil de, bunu piyasalara etkisi olarak keyfim gayet yerinde diyebilirim. Bilmiyorum senin nasıl? Evet, Amerikan seçimlerinde aslında beklenen oldu.

Donald Trump seçildi. Piyasalar için de olumlu bir isim kendisi. En son 2016'da seçilmişti kendisi. 2020'ye kadar başkanlık yaptı.

O esnada da Amerikan piyasaları hep bir yükseliş eğilimi içerisindeydi. Ne zaman ki Biden'in yönetimi ve demokratlar bir tek tekrar izdara geldiler, tabii faiz arttırımların da etkisiyle bir tekrar S&P 500'de bir geri çekilme görmüştük. Önümüzdeki süreçte de piyasa dostu bir yapısı var Trump'ın. Bence piyasaları destekleyecektir diyoruz.

Sen ne düşünüyorsun? Kesinlikle aynı şekilde düşünüyorum. Yani gelen başkandan ziyade bunun da ben bir piyasa döngüsü olduğunu düşünüyorum aslında. Zaten tüm dünyayı ilgilendiren bir şey.

Amerikan seçimleri, başkanlık seçimleri. Herkese ilgilendiren bir konu yani. Ne kadar uzak olsak da bizi de alakadar ediyor bir miktar. Ve bunun da aslında 4 yıllık bir döngü yarattığını söyleyebilirim kişisel olarak.

Demokratlar veya cumhuriyetçiler tarafında ben bir şey pek söyleyemem. Yani politikayla çok ilgilenen birisi değilim. Sadece finansal piyasalara yansımasına bakmaya ve kendi adıma bunun ne gibi sonuçları olabileceğine odaklanmaya çalışıyorum. Piyasa bunu çok gayet olumlu algıladı ki önümüzdeki süreçte de sanırım işte Ocak ayından sonra başkanlık koltuğu devraldıktan sonra o şu anda seçim arifesinde verdiği sözleri ne kadar tutacağını, neler yapacağını hep birlikte izleyeceğiz, göreceğiz diyelim.

Bu ay FET toplantısı da vardı. Yine 25 puan indirim yaptı ve siyasetle alakalı konuları da tıpkı senin gibi böyle biraz bypass etmek ihtiyacı hissetti herhalde. Yani siyaseti pek girmedi. Yani Trump bildiğimiz gibi Pavlov'u çok seven birisi değil bu arada.

Bunun herkes farkındadır zaten. Ve Powell'ı görevden alıp almayacağıyla ilgili çeşitli tartışmalar var Amerika'da şu anda. Ben oraları da takip etmeye çalışıyorum. Tabi bu yani teorik olarak mümkün değil aslında.

Powell'ı görevden alması mümkün görünmüyor. Fakat bunun aksini iddia eden bazı yazılarda okudum. Yani şöyle olursa, işte şu şekilde yaparsa falan alabilir aslında görevden gibi. bazı şeyler okudum.

Bunun ben gerçekleşeceğini pek düşünmüyorum. Powell'da birazcık galiba yumuşamaya başlayacak Trump'la birlikte ama şu anlamda yani 2026'da görev süresi doluyor Powell'ın. Ondan sonra Powell'ın bir daha FED başkanı olmayacağını sanırım söyleyebiliriz Trump'dan dolayı. Şunu da söyleyenler var bu arada hani Trump'ın Amerikan piyasası için ya da global piyasalar için çok kötü bir sonuca sebep olacağını söyleyenler de var.

İşte global enflasyon tetikleyeceğini söyleyenler var. Ticaret savaşları nedeniyle büyük bir enflasyon dalgası yaratacağını söyleyenler var. Tavil faizleri bunu biraz fiyatladı aslında. Dört buçuklara doğru geldi.

Tekrar aşağı indi. Drakken Miller haklı çıktı sanki bilmiyorum. İlk aşamada Böyle bir tepki gösterdi piyasa ama uzun vadede ne olacak bilmiyorum açıkçası. Ülkemize gelelim.

Merkez Bankası yine faiz değiştirmedi. Faiz indirimlerini ötelenmeye devam ediyor. Bu ayki enflasyon da %2.88 civarı geldi.

Ben 2.5 falan bekliyordum aslında. Ama yine de geçen ay eğitim enflasyonu dedik. Bu ay giyim enflasyonu ve gıda enflasyonu dedik.

Yani bir türlü böyle halkın algısını kıramıyoruz. Halkın algısını kıramadıkça da faiz indirimleri öteleniyor. Bu da tabii şirketlerin finansallarına olumsuz etki yapıyor. Sen ne düşünüyorsun?

Yani Ocak'tan önce çok zor artık da hani acaba Mart falan mı diye insanlar konuşmaya başladılar. Evet ya bu konu birazcık psikolojik bir konu. Zaten bugünkü konumuzda psikolojiye birazcık odaklanmaya çalışacağız ama enflasyon beklentisi de psikolojik bir konu. Bunu yanlış hatırlamıyorsam Ben Bernanke söylemişti.

Para piyasalarıyla ilgili Yani merkez bankalarının yönetimiyle ilgili yapması gereken en önemli noktalar %99'u piyasa psikolojisini yönetmek, %1'i uygulama kısmı diye bir sözü var. Tam bu sözü doğru olarak çevirmemiş olabilirim ama. Buna inanan birisiyim ben de. Bu piyasa psikolojisinin çok önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum.

Beklentileri bir noktada çıpalamak için. Ki şimdi önümüzdeki süreçte zaten bazıları gerçi diyordu. Eylül, Ekim aylarında biz bir beklenti içerisindeyiz. Faiz indirimine girebiliriz, beklentisi olabilir gibi söylemler vardı ama Ocaktan erken sanırım bir faiz indirim döngüsüne Türkiye'nin girebileceği şu anda artık masadan kalktı diye düşünüyorum ben kişisel olarak.

Ki yine kişisel bir görüş yani bu tabii ki ben bu görüşü yaparken hiçbir yetkinliği olmayan sıradan bir vatandaş ve sıradan bir yatırımcı olarak bu görüşü, kendi görüşümü söylemem gerekirse Doğrusunun da bu olacağı yönünde fikrim var benim. Ocaktan sonra faizini... Çünkü bu psikolojinin kırılması gerekiyor. Kişisel olarak benim görüşüm bu.

Tabii zaten Ocak ayında da bu asgari ücretin arttırılması ne kadar arttırılacak? Artı ne kadar vergilere ne kadar zam getirilecek? Yani bunun da... Merkez Bankası bunu da görmek istiyor benim anladığım kadarıyla.

Yani memur zamları ve işçi zamları artı asgari ücretin ne kadar artacağını gördükten sonra bunların ne kadar enflasyon yaratacağını tespit edip ondan sonra bir indirim yapmak isteyecektir benim düşünceme göre. Hani bu da piyasada aslında Türkiye'de sözlü yönlendirme fazla yapılmıyor. Aslında sözlü yönlendirmeler de piyasayı etkileyen bir araç. Bizde sadece faiz oranlarını değiştirerek bir yönlendirme yapıyor Merkez Bankası.

Aslında sözlüğü yönlendirmeler de bence en az faiz değiştirmek kadar önemli dünyada. Yani özellikle de FETV, Avrupa tarafında. Kesinlikle, kesinlikle çok önemli. Ve istersen yavaş yavaş konumuza girelim.

Yani gelişmeler bunlardı son 2-3 haftada ki çok önemli. Belki de piyasalardaki en önemli gelişmelerin yaşandığı haftaları geride bıraktık diye düşünüyorum. Psikoloji kısmından biraz bahsetmiştik. Konumuzla da zaten o anlamda bu işte enflasyon kısmı da çok önemli.

Yine piyasa psikolojisi çok çok önemli önümüzdeki süreç içerisinde. Biraz istersen konumuza yavaş yavaş girelim diyorum. Ve şu sözle belki ben pası sana atmak istiyorum. Bu merkez bankaları için de geçerli.

Yani konuya oradan girdik zaten. Hatırlarsan Şubat-Mart aylarında Merkez Bankası'nın enflasyon sunum gösterimlerinde orada konuşmalarla, oradaki teorideki yapılması gerekenleri anlattıkları ve şu anda geldiğimiz noktaya baktığımızda farklar olduğunu görüyoruz. Şu söze ben çok inanan birisiyim. Teoride, teori ile pratik aynı görünebilir.

Fakat pratik de ikisi farklı şeylerdir diye sözü sana pası atayım. Psikoloji kısmına istersen biraz girelim hem de borsa kısmıyla birlikte. Evet, kesinlikle. Şimdi teori ile pratik gerçekten birbirini tutmuyor.

Özellikle finansal piyasalarda hiç tutmuyor. Şimdi bunun tutmamasının sebebi de en büyük sebebi davranışsal finans aslında. Borsada psikoloji niye önemlidir diye bir beyin fırtınası yapacak olursak, şimdi ister finansal özgürlük amacıyla yatırım yapıyor olalım, ister başka bir amaçla yatırım yapıyor olalım. projemizin güçlü olması gerekiyor.

Çünkü piyasalar bir döngülerden oluşuyor, insan davranışları gibi. Aşırı umutsuzluk, aşırı cesaret gibi duygular, sarkacın kolları gibi piyasa döngüleriyle beraber hareket ediyor. Sen de bahsettin zaten. Bu duygularımızın çoğu da aslında ya doğuştan gelen duygular ya da çocukluğumuzdaki bizim yetiştiğimiz çevrenin bize kattıkları.

Uzun vadeli yatırımcı olarak bence piyasa döngülerinin neresinde olduğumuzu anlayabilirsek duygusal ilişki çıkışlarımızı da o kadar kontrol edebiliriz. Şimdi sen biliyorsun Modern Portfolio Teorisi diye bir klasik bir finans teorisi var. Senin buna katılmadığını da biliyorum. Modern Portfolio Teorisi'nde kurucusu Harry Markowitz yatırımcıların rasyonel davrandıklarını varsayıyor ve sürekli kendi faydalarını maksimize etmeye çalıştığını varsayıyor.

Halbuki gerçek hayatta bunun böyle olmadığını biliyoruz. Aslında Harry Markowitz bile bunu tam olarak %100 bu şekilde savunmuyor. Yatırım stratejisinde psikolojik faktörlerin etkisini kabul ediyor ve gelecekteki pişmanlığını en azından indirmek için tahviller ve iyice senetler arasında %50-%50 bir portföy dağılımı öneriyor aslında. Piyasada işlem yapan yatırımcıların çoğu kararlarını korku ya da açgözlük gibi duyguların etkisi altında veriyorlar.

Piyasa döngüleri bu şekilde oluşuyor zaten. piyasaların işte belirsizliklerle dolu olması ve bazı sahip olduğumuz önyargılar, bunlardan birazdan bahsedeceğiz. Bunlardan dolayı tereddüt ediyoruz veya acele karar veriyoruz. Zaten tüm bu önyargıları açıklamak için Darvanistan Finansı oluşturulmuş ve sürekli gelişmeye devam ediyor.

Peki sen nasıl bakıyorsun yani teori ve pratik arasındaki farka? Modern portföy teorisine katılmadığımı biraz önce söyledim ama şimdi sen cevap vermedin. Bununla alakalı bir podcast bölümüm bile var ben hatırlıyorum. Sence Marco Wilson'in hiç haklılık payı yok mu yoksa Hani birazcık da olsa aklılık payı yok mu yani Markovic'in?

Sıfır! Sıfır haklılık payı var. Yani tamamen bir saçmalık olduğunu söyleyebilirim kişisel olarak modern portföy teorisinin. Çünkü orada bir etkin sınır hipotezi diye bir şeyden bahsediyor.

Ve bu finansal araçları işte bir grafiğe oturtarak bunların geçmiş volatilitelerini bir risk unsuru olarak kabul edip geleceğe yönelik bir projeksiyon çizmeye çalışıyor. Bunu biraz gülerek anlatıyorum kusura bakma ama. Risk böyle bir şey değil. Risk tamamen bambaşka bir şey.

kurduğu denklemin baştan sona yanlış olduğunu söyleyebilirim ki bununla bu arada MIT'de yanlış bilmiyorsam OpenCourse YouTube'da bunun eğitimleri var yani isterseniz Modern Portfolio Teorisi ile ilgili kaç derste yanlış hatırlamıyorsam 25-30 derse yakın bir ders var açık herkese ücretsiz bir şekilde izleyebilirsiniz. Onları da izleyerek konuşan birisi olarak bunları belirtebilirim. Etkin piyasaya inanmıyorum. Etkin sınır noktasına onun çizdiği, volatilite ile birlikte hangi araçtan ne kadar almalıyız portföyümüzü, o sunduğu şeye inanmıyorum ki bunun da bence piyasada sonuçlarını görebiliyoruz.

Yani volatilite korkutucu bir şey olarak görünüyor ve bir risk unsuru olarak kabul ediliyor Harry Markowitz tarafından ve modern portföy teorisini savunanlar tarafından. Fakat volatiliteyi ben yatırımcının bir dostu olarak görüyorum açıkçası. Burada zaten volatility dediğimiz zaman için içine senin dediğin korku ve açgözlülük sarkacı devreye giriyor. Uç sınırlara gidebiliyor zaman zaman piyasa.

Ve piyasaların etkin olarak çalışmadığını sıklıkla görebiliyoruz. Yine her zaman olduğu gibi. Piyasa rasyonel değil maalesef. Bence hatta şunu söyleyebilirim.

Buy piyasa uzun toplama baktığımız zaman piyasayı daha rasyonel bir noktaya çekmeye çalışan bir araç olarak görüyorum ben açıkçası. Orada şeye de çok katılamıyorum. Ben Graham'ın dediği by Piasa'yı hani sarhoş, şey bir adam olarak tarif ediyor ya, biraz böyle rasyonel olmayan bir kişi gibi tarif ediyor. Biraz ona da aslında tam katılamıyorum.

By Piasa bence bizim o rasyonellik dışı, irrasyonel hareketlerimizi, açgözlülüklerimizi ve korkularımızı hep dengeleyici unsur olarak toplam, ortak aklımızı yansıtan bir şey olduğunu düşünüyorum. Kısacası böyle bahsedebilirim. Modern portfolio teorisi ve işin psikolojik kısmıyla ilgili kendi düşüncelerim bunlar. Bilmiyorum sen nasıl düşünüyorsun?

Modern portfolio teorisini gömdük gömdük. Madem modern portfolio teorisine inanmıyoruz, ben de inanmıyorum. Madem buna inanmıyoruz, davranışsal finansa geçelim istersen. Yani davranışsal finans nasıl ortaya çıkmış?

Bunun temelleri nelerdir? Şimdi davranışsal finansın kökleri aslında 1900'lerin başına ulaşıyor. Ama resmi başlangıcı genellikle Daniel Kahneman'ın 79 yılındaki yazdığı bir makale, Prospect Theory isimli bir makalesi. Kahneman şöyle söylüyor, yatırımcıların geleneksel finans teorisinde varsayıldığı gibi rasyonel kararlar almadığını, bunun yerine kayıptan kaçınma ve zihinsel muhasebe gibi bilissel önyargılardan etkilendiğini söylüyor.

Daha sonrasında Richard Taylor, Dan Ariely gibi yazarlar da bunun fikirlerini geliştirmişler. Savaştan Fenas hakkında kitaplar yazmışlar. Ben hem Kahneman'ın kitabını okumuştum hem Ariely'nin kitabını okumuştum. Çok değerli yazarlar ikisi de gerçekten.

Ülkemizde de Atilla Köksal Bey'in Parasal Konularda Yaptığımız Hatalar isimli bir kitabı var. Onu da bir bir platform üzerinde dinlemiştim, sesli kitap olarak dinlemiştim. O da çok başarılı. Şimdi istersen beklenen fayda teorisi, kahramanın kendi teorisini oturttuğu temel kavram olan beklenen faydayı biraz anlatalım.

Bilissel önyargılara girmeden önce bu fayda teorisini bence değinmekte fayda var. İşte burada bu teori aslında bireylerin belirsizlik altında karar verirken risk ve getiri arasında nasıl tercih yaptıklarını açıklıyor. Buna göre işte bireyler farklı seçenekler arasında seçim yaparken her bir seçeneğin beklenen faydasını hesaplıyor ve en yüksek beklenen faydayı sağlayan seçeneği tercih ediyorlar. Aslında bunun böyle olmadığını birazdan ön yargılar kısmında anlatacağız ama şimdi çok basit bir örnek verecek olursak.

İki tane şirket olduğunu varsayalım. A şirketinde örnek veriyorum %50 olasılıkla %20 getiri sağlayan bir yatırım yapacaksın. %50 olasılıkla ise %5 kayıp sağlayan bir yatırım yapacaksın. B şirketinde ise %10 getiri sağlayan bir yatırımı yapma olasılığın %70.

%10 kayıp yaşatan bir yatırım yapma olasılığını ise %30 diye varsayalım. Burada beklenen getiriye hesaplarken olasılıkları çarpıyoruz aslında. A şirketinin beklenen getirisi burada %7.5 oluyor.

B şirketinin beklenen getirisi ise %4 oluyor. Burada matematiksel bir hesap yaptığımızda A şirketinin tamamen mantıklı olması gerekiyor aslında. Tüm yatırımcıların %100'ünün A şirketine yatırım yapması gerekiyor. Ama burada aslında birazdan da bahsedeceğimiz gibi kayıptan kaçınma önyargısına sahip olan bir yatırımcı %30 olasılıkla %10 kayıbı kabul ediyor, %50 olasılıkla %5 olan kayıbı kabul etmeyebiliyor.

Yani kayıbın olasılığının yüksek olması yatırımcıyı B şirketine yönlendirebiliyor burada. Sen beklenen fayda teorisi hakkında ne düşünüyorsun? Yani böyle yatırımcılar her bir olasılık için hesap yaparak bu beklenen faydayı kendilerine sağlayabiliyorlar mı yoksa önyargılara kapılıp bazen kendileri için mantıklı olmayan şeyler yapıyorlar mı? Şöyle şey, beklenti teorisiyle beklenen fayda teorisi aslında çok küçük nüanslarla birbirinden bir tık ayrılıyor.

Beklenti teorisi kahnemanın Zaten beklenen fayda teorisi üzerine kurduğu bir şey. Amos Tversky'nin yanlış hatırlamıyorsam beklenen fayda kısmı ona ait olan kısım. Kahneman'a ait olan kısım, beklenti kısmı. Benim kişisel olarak hayatımda belki son 20 yılda kullandığım en önemli teorilerden bir tanesi olduğunu söyleyebilirim.

Beklenen fayda teorisinden bahsediyorum. Burada senin de bahsettiğin gibi basitçe işte olasılıkları aslında hesaplıyoruz. Yani kazanç halinde elde edeceğimiz kazanım ve kayıp halinde elde edeceğimiz zararın toplamının alacağımız riske oranla geçerli bir beklentimi değil mi olduğunu hesaplamamız gerekir. Bu basitçe böyle tarif edebiliriz sanırım ki en basit bunun en kolay örneklerini şeyde veriyoruz.

Ben de zaten kafamda o şekilde oturtmuştum bu konuyu. Bir milli piyango bileti aldığımızı düşünelim. Bu arada bununla ilgili bir kitap da önereyim. Olasılıksız kitabı var.

Edwin Fever'ın. Onu da çok eskiden okumuştum. O kitaptan zaten öğrenmiştim bu teoriyi. Orada geçen bir teori.

O kitabı mutlaka okumalarına tavsiye ederim. Zaten oradaki örnek şunu anlatıyor işte. Bir milli piyango bileti aldığımızı düşünelim. Biletin de fiyatının 2 dolar olduğunu düşünelim.

2 dolar bir ödeme yapacağız ve orada bir risk alıyoruz aslında. 2 dolara atıyorum 50 milyon dolar kazanacağız belki o piyango çekirişinin ödülü neyse. Fakat buradaki olasılığımız bizim o kadar düşük ki milyonlarda bir olasılıkla bu ödülü kazanacağımızda kazandığımız miktarı bu ödülle çarptığımızda Ve bunun karşılığında ödediğimiz 2 dolar kazanmadığımızda kaybedeceğimiz rakam olduğunda topladığımızda aslında biletin değerinin 2 dolardan çok çok çok düşük bir şey olması gerektiği ortaya çıkıyor. Yani bunu bir araba alırken de kullanabilirsiniz veya bir hayatınızda herhangi bir finansal karar alırken de kullanabilirsiniz.

Sonuç olarak alacağınız riske oranla elde ettiğiniz gelirde kazanacağınız miktar ve kayıp yaşadığınızda kaybedeceğiniz miktarın olasılıksal toplamı yatırdığınız miktardan fazla olursa eğer burada bir beklentiden, faydadan söz edebiliriz. Onun dışında bir zarar ortaya çıkıyor. Bu çok rasyonel bir seçim aslında. Fakat bahsettiğim gibi senin de insanlar bu rasyonel seçimi, bu hesaplamayı ya yapmıyorlar ya da yanlış yani yapmıyorlar derken şöyle hiç tamamen göz ardı ediyorlar bunu.

Ya da hiç şey değiller. Yani bu seçimin böyle yapılması gerektiğinin farkında değiller. O yüzden de zaten irrasyonel davranışlar gösterebiliyoruz. Ve bence zaten tamamen rasyonel bir sistem kurmamız da bana kalırsa çok mümkün değil.

Yani bu biraz sosyal bilimlere giriyor aslında konu burada ama. tamamen herkesin rasyonel davrandığı bir zaten etkin piyasa diyebileceğimiz bir piyasayı oluşturuyor bu. Bu da çok mümkün olmayan bir şey bana kalırsa. Bunun da avantajlarını biz kendi adımıza kullanmalıyız diye düşünüyorum.

Aynen öyle. Yani zaten bu önyargılar olmazsa dediğin gibi piyasa etkin olmaya yaklaşır diye düşünüyorum. Burada aslında ön yargılarımıza kısaca bakalım istersen. Biraz önce bahsettik ön yargılardan ama.

Kayıptan kaçınma en büyük ön yargı. Basit bir insan üçgüdüsü aslında. Yatırımcıların kazançlardan elde ettikleri mutluluktan daha fazla kayıpların acısını hissediyorlar. Böylece kişi kaybetme olasılığı olan yatırımlardan kaçınıyor.

Kaybetme olasılığının yüksek olduğu yatırımlardan kaçınıyor. Kaybetme miktarından bağımsız aslında bu. Kaybetme olasılığı yüksekse o yatırımdan kaçmaya yöneliyor yatırımcı. Kayıptan kaçınma böyle.

Aşırı tepki verme var. Bu tabii piyasa döngülerini oluşturan en büyük önyargılardan bir tanesi. Aşırı tepki verme piyasadaki anomalilerin oluşmasına katkıda bulunuyor. Özellikle kısa vadede piyasa hareketlerine aşırı tepki veriyor yatırımcılar.

Örneğin bir hisse senedinin fiyatı düştüğünde yatırımcılar işte paniğe kapılıyorlar. Bu da hisse senedinin fiyatını daha da düşmesine sebep oluyor. Benzer şekilde işte bir hissenin fiyatı arttığında yatırımcılar coşkuyla satın almaya gidiyorlar. Bu da aslında bir balon oluşmasına katkıda bulunuyor.

Aşırı tepki verme piyasa döngülerini en çok oluşturan, piyasa döngülerini aşırılaştıran diyeyim hatta. En büyük önyargılardan bir tanesi. Bir de zihinsel muhasebe var. En çok bahsettiği kahnemanın.

Bunu da aslında geçtiğimiz hatalar bölümünde konuşmuştuk. Portföyümüzü aslında bir bütün olarak görmemiz gerekiyor demiştik ve farklı hesapları ayırmamamız gerektiğini söylemiştik. Örneğin işte BES hesabı, trade portföyü, temetdü portföyü vs. Bunlardan bahsetmiştik.

Bilgisayar ön yargılar çok fazla yani burada hepsine girersek bölümü bitiremeyiz ama sana da sormak istiyorum. Yani belki ön yargılarla alakalı bir bölüm de yapabiliriz bu arada. Sana şey sormak istiyorum. aşırı tepki vermek ya da piyasada kayıptan kaçınmak gibi önyargılar sence üstesinden gelinebilir şeyler mi?

Yoksa bunlar dediğin yani bunlar sosyal bilimler aslında. Bunlara kapılmamız kaçınılmaz mı? Yani insan psikolojisi gereği bunlara kapılmamız kaçınılmaz mı sence? Ben kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

Yani ve hatta bunları bilsen bile uygulama kısmında her ne kadar konulara hakim olsan bile uygulama kısmında kendini bazen tekrar ve tekrar bu tip yanılgılara düşebileceğini düşünüyorum insanın. O yüzden her zaman için çok dikkatli olmalıyız. Kişisel olarak benim görüşüm bu. Ve zaten senin, sen bahsettin o en önemli kayıptan kaçınma özellikle zaten.

Yani bunun çok basit zaten matematiksel şeyleri var, örnekleri var. İşte sana 100 dolar vereceğim. 100'de işte bu 100 doları kazanma ihtimalin şunu bilirsen işte %50 ihtimalle kazanacaksın veya 100 dolar vermek yerine atıyorum 5 ay sonra sana 1000 dolar ödeme yapabilirim o da bilmem kaç ihtimalle gibi böyle matematiksel bunların şeyleri var. Herkes böyle hep psikolojik olarak en kötü aslında teklife yöneliyorlar.

Çok ilginç bir şekilde yani bunun bence önüne geçebileceğimizi pek sanmıyorum. Burada zaten bir de kahnemanın aslında bahsettiği başka şeyler de biraz devreye giriyor. Yani olasılık yanılgıları diye bir başlık var. Burada şey bu yani Sana ben bugün şimdi desem ki yolda her kırmızı araba gördüğünde işte bu da yine bir örnek yani davranışsal finansın örneklerinden bir tanesi her kırmızı araba gördüğünde 50 dolar ödeme yapacağım desem sana yolda sürekli kırmızı arabalar aramaya başlarsın ve onları sürekli görmeye başlarsın ve bu işin bir üst noktasında da artık şu noktaya gelebiliyor mesela insanlar diyor ki kırmızı arabaların pazar payı belki işte beyaz arabalardan, siyah arabalardan %50 daha fazla gibi mesela bir yanılgı, olasılık yanılgısına kapılabiliyoruz zaman zaman.

Bunların önemli şeyler olduğunu düşünüyorum ve farkında olursak belki ancak işte o zaman hataya düşmek üzereyken belki ya bu bir yanılgı aslında ben bir yanılgı içerisine girmek üzereyim diye kendi kendimize telkinde bulunabiliriz diye düşünüyorum. Ama bunların kaçınılmaz şeyler olduğunu söyleyebilirim kişisel olarak. Bilmiyorum, sen nasıl düşünüyorsun? Tabii yani bunlar sonuçta çoğunluğu aslında belki de genetik.

Atalarımızdan gelen, bize antik zamanlardan kalan bir önyargılarımız aslında. İşte kayıptan kaçınma, belki bir avdan kaçınmak ya da bir avı kovalarken onu takip etmek, takip ederken harcayacağın enerji vs. genetik olarak gelen şeyler olduğunu düşünüyorum bunların. belki biraz önce bahsettiğimiz önyargıların üzerine biraz daha devam edecek olursak, burada sürü psikolojisi de bence piyasadaki anomalilerin oluşmasına katkıda bulunan en büyük önyargılardan bir tanesi.

Biraz önce bahsettik. Kesinlikle ve bir araya girin burada hemen. Sürü psikolojisi deyince hemen araya girmek istedim. Bunu babam bana anlattı.

Şöyle, matematikçi aslında ama bir sosyal bilimlerde, dört tane üniversite okumuş bu arada, biraz karışık onun şeyi de. Sosyal bilimlerde gördüğü bir test çalışmasında bir şeyden bahsetti. Bir karanlık oda deneyi diye bir şey var. Tam deneyin ismini hatırlamıyorum ama ben karanlık oda deneyi diyorum.

İnsanları bir denek grubunu, işte 5-10 kişilik bir denek grubu, bir de 5-10 kişilik bir de kontrol grubu var. Bunları bir odaya kapatıyorlar. Karanlık bir odaya alıyorlar bu insanları ve karşılarına, tamamen karanlık bir odada karşılarına iki tane ışık kaynağı koyuyorlar. Aralarındaki bir uzaklık var iki ışık kaynağının arasında.

Ve deneklere sırayla sormaya başlıyorlar. Bu iki ışık kaynağı arasındaki uzaklık sizce kaç metre? İlk denek mesela tahmin yapıyor. Diyor ki 3 ila 4 metre arasında bir şey olması lazım gibi bir tahmin yapıyor.

Ve tahmini de aslında çok yakın bir tahmin. İlk birkaç deneyin. Sonra o şeyler giriyor araya artık. Asıl o odadaki yanılsamayı yaratacak kişiler orada artık söz almaya başlıyor.

Onlar mesela bir tanesi diyor ki 8 metre var burası diyor. Öbürü diyor ki hayır 10 metre olması lazım çok büyük baksanıza gibi böyle. insanların kafasını karıştırıyorlar. Bir süre sonra dönüyor tekrar en başa, diyor ki ''Siz 3 metre demiştiniz.

Kararınızda emin misiniz? Kararınızı değiştirmek istiyor musunuz?'' diye soruyor. Bu kontrol grubu o kadar yüksek bir etki yapıyor ki bu insanlara.

Herkes, bu yakın tahmin yapan insanlar bile o tahminlerini 3 metre değil de bu sefer 5 metre, 6 metre gibi büyütmeye başlıyorlar. Yani bu sürü psikolojisi işte bence tamamen bu örnekle çok rahatlıkla açıklanabilir. En büyük örneklerinden bir tanesi... Araya girdim, direkt senin arana girdim ama.

Estağfurullah. En büyük örnek, ben de şeyden bahsedecektim aslında, hisse senedi fiyatlarından bahsedecektim. Yine benzer bir durum burada da. Şimdi bir hisseyi düşünelim.

Olumlu bir haber oluyor mesela bir hisseye karşı. Bu hisseye karşı bir talep oluyor. ve fiyata yükselmeye başlıyor. Senin bahsettiğin gibi diğer yatırımcılar fiyata yükseldiğini görüyorlar, fırsata kaçırmamalıyım diye bu düşünceyle hisseleri alıyorlar.

Bu durum fiyatı daha da yükseltiyor ama bir noktada artık aşırı alım gerçekleşiyor ve bazı yatırımcılar buradan realize ediyorlar. Tabi bunlar kurumsal de olabilir işte birazcık daha böyle finansal okuryazarı yüksek yatırımcılar da olabilir. Bu satışlar diğer yatırımcıları da paniğe sevk ediyor. Daha böyle düşük finansal operasyonlarla sahip yatırımcıları da paniğe sevk ediyor.

Ve büyük bir satış dalgası başlıyor. Sonuç olarak hisse fiyatı yükseldiği hızla düşmeye başlıyor. Bu da yatırımcıların sürü psikoloji sebebiyle aşırı hareketler sergilediğini gösteriyor. Düşüşte de aynı şekilde.

ekonomik belirsizlikler var, resesyon var vs. Yatırımcılar ne yapacaklarına karar veremiyorlar. Bu durumda bazı yatırımcılar hisseleri satmaya yöneliyorlar. Diğerleri de alım yapma fikrinden vazgeçiyorlar örneğin.

Bu kararsızlık aslında piyasada düşüşe sebep oluyor. Diğer yatırımcılar bu durumu gördüklerinde de işte biraz daha fazla beklemek yerine şimdiden satayım, belki daha düşükten alırım psikolojisine yöneliyorlar. İki farklı hal davranış şekli var diyeyim. Bir tanesi kazancı erken realize etme, bir tanesi de zarardaki yatırıma tutunma şeklinde.

Bir tanesi mesela yükselirken kazancı erken realize ediyor, bir tanesi de bir yatırımcı da zarardaki yatırıma tutunmaya çalışıyor. Bunların ikisi de kayıp korkusu ve açgözlülük arasında sürü psikolojisine, etkisine dayanarak korku ve açgözlülük sarkacı oluşturuyor yatırımcılar üzerinde. Peki sen sürü psikolojisinden ziyade piyasa zamanlaması nasıl bakıyorsun? Şimdi ben dedim ya biraz önce piyasada döngü döngüyle hareket ediyor.

Burada fiyat yükseldiği zaman satalım, daha da düşükten geri alalım. Ya da fiyat düşerken satalım, daha da düşükten geri alalım. Sen bu duruma nasıl bakıyorsun? Yani piyasa zamanlaması uzun vadede yapılabilir mi?

Yoksa kısa vadede yapılabilir, uzun vadede yapılamaz mı? Yoksa hiçbir şekilde yapılamaz mı? açıkçası ben zamanlamayı devre dışı bırakmaya çalışmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum yani bu zamanlama konusunu daha önce de biraz konuşmuştuk ama şöyle yani bu bahsettiğin sarkacın uç noktalarını tespit etmek bana kalırsa çok kolay değil ya da şu anlamda kolay değil yani o hangi noktada olduğumuzu tespit etmek özellikle daha kısa vadelerde çok kolay değil bence o yüzden hani herkes korkarken biz açgözlü olalım veya herkes açgözlüyken biz korkalım diye yaklaşabiliriz ama bunun yanında tabii ki bu dönemlerde belki çok açgözlülük anlarında artık biz korkuya kapılıp bir şeyler yapmalıyız veya tam tersi şekilde piyasa korkarken açgözlü davranmalıyız ama bunun yanında bunları yaparken ekstra olarak da zamana yayarak yatırım yapmanın yine ben bundan en korunmacı yöntem olduğunu söyleyebilirim. Yani sarkacın farkında olmalıyız ve emin olduğumuz noktalarda o sarkacın hangi noktasında olduğumuzu eğer emin bir şekilde tahmin edebiliyorsak bununla ilgili belki hatta kararlar da almalıyız ama

daha çok vakit ayırmamız gereken, akıl yürütmemiz gereken kısmın zamana yayarak kararlar almak olduğunu söyleyebilirim. Bu şekilde de bu zaman konseptini, en azından oradaki zaman riskini devre dışı bırakıyoruz bir miktar. Bu şekilde düşünüyorum ben. Yani istikrarlı olmalıyız.

Bence çok fazla karar almadan hareket etmemizin daha doğru olduğunu düşünüyorum kişisel olarak. Evet, ben şöyle katılıyorum aslında, bir miktarına katılmıyorum. Piyasa zamanlaması konusunda... Ne kısmına katılmıyorsun?

Mesela sen zamanı yayarak alım yapmak ya da zamanı yayarak ortalama maliyet yapmak, birazdan bahsedeceğiz zaten. Katıldığım kısmını söyleyeyim önce, hiçbirimiz geleceği bilemiyoruz istikrarlı şekilde. Buna katılıyorum, bunun artık tartışılacak bir tarafı yok bence. Bir veya birkaç kez doğru tahmin yapmamız bizi çok iyi bir yatırımcı yapmıyor.

Sadece şanslı olduğumuzu gösteriyor. Şimdi yakında BOA piyasası mı olacak? Ayı piyasası mı olacak? Resessiyon ne zaman bitecek?

Hiçbir fikrim yok. Bundan zaten ünlü yatırımcılar da hiçbir fikirleri olmadıklarını söylüyorlar. Peter Lynch olsun Warren Buffett olsun yani piyasa zamanlamasının çok zor olduğunu ve anlamsız bir uğraş olduğunu dile getiriyorlar. Bir tane örnek şey vereyim Warren Buffett'ın sözüyle örnek vereyim.

SSD piyasalarının zaman zaman düşmesi normaldir. Kötü bir piyasadan kaçınmak için geliştirilmiş bir sistem yoktur. Piyasa zamanlaması yapmadan bunu yapamazsınız. Bu da çok ahmakça bir davranıştır, diyor.

Mucize beklemeden istikrarlı tasarruf yaparak muhafazakar yatırım yapmak gidilmesi gereken tek yoldur, diyor. John Bogle da şöyle söylüyor. Bu zaten John Bogle'ın böyle söylemesi çok normal. Çünkü endeks fonlarının kurucusu kendisi.

Fiyasa tepedeyken satmak ve dipteyken almak çok güzel olurdu ama 55 yıllık iş hayatımda sadece bunun nasıl yapılacağını bilen birini değil, bunun nasıl yapılacağını bilen birini tanıyan birini de görmedim diyor. Çok güzel bir söz yani ben seviyorum. Kendi endeks fonlarına yöneltiyor. Peki ne yapabilir?

Yani piyasa zamanlaması yapmak imkansız diye herkes söylüyor. Peki ne yapılabilir? Ortalama maliyet mi yapmalıyız yoksa paramızın hepsini tek seferde yatırıp beklemeli miyiz? Burada aslında seninle ayrışıyoruz birazcık.

Senin fikrini alayım önce, sonra kendi fikrimi söyleyeyim. Şöyle ben kendi fikrimi şöyle özetleyebilirim. Marcus Aurelius'un çok sevdiğim bir sözü var. Şöyle diyor Marcus Aurelius, ''Hayattaki amaç çoğunluğun yanında olmak değil, kendini delillerin saflarında bulmaktan kaçınmaktır.'' diyor Marcus Aurelius.

Bu delilikler işte, bu çılgınlıkları eğer anlarsak yani piyasaların o irasyonültesini yani bu bence bu arada Warren Buffett'in o korku açgözlülük sözünden çok daha önemli bir söz olduğunu söyleyebilirim. Onun bir ikamesi bir söz fakat çok daha bence temel bir söz bu. Kendimizi deliliklerin, çılgınlıkların arasında bulmaktan kaçınmalıyız. Çoğunluğa güvenerek hareket etmememizin gerektiğini söyleyebilirim.

Burada biraz karşıt yatırım da devreye giriyor aslında ama bu şekilde ancak zaten bu işte sarkacın uç noktalarında zarar görmeden hareket edebiliriz bana kalırsa. Korku ve açgözlülükten önce bunu düşünmemiz gerekiyor. Biz bir çılgınlığın, bir delilliğin arasında mıyız? Yani buna belki 100 kişiden 99 kişi bile inanıyor olsa acaba bu bir çılgınlık olabilir mi sorusunu Bence sormamız gerekiyor.

Burada çoğunluğa veya azınlığa bakmamak gerekiyor. Zaten psikolojik olarak düştüğümüz hata da bu zaten. Karanlık oda örneğindeki gibi, senin verdiğin diğer örneklerdeki gibi çoğunluğun sürü psikolojisine kapılma hatasına düştüğümüzde yanlış kararlar aldığımızı düşünüyorum. Ve bu piyasalara yorumlarsak eğer bunu piyasada da bu sefer bu momentum anlamına geliyor bir miktar.

Trend takibi anlamına geliyor belki yine bir miktar. Yani bence bu çılgınlıkların arasına çok fazla katılmadan sessiz sakin bir şekilde kendimizi çoğunluktan belki ayrışsak bile deliliklerin arasında bulmaktan kaçınmaya çalışmalıyız. Temel prensip bence bu olmalı. Birazcık da Charlie Munger'ın düşünce yapısıyla benzeşiyor aslında.

Charlie Munger da çok iyi yatırımlar aramaktansa, berbat yatırımları minimize etmeye kendisi yöneliyor ya, yani çok iyi yatırımlar aramaktan ziyade, çok kötü yatırımlar yapmamayı, yani o kalabalıkların, çılgınların arasında olmamayı ortalama bir yatırımcı için yeterli şart olarak kabul ediyor yani. Sen çok abartı yatırımlar, çok kaybedebileceğin yatırımlar tercih etmezsen, zaten endeksin üzerinde performans sergileyebilirsin anlamına geliyor bu. Peki yani şunu sormak istiyorum sana ben. Biraz önce bahsettik.

Uzun vadede işte her zaman biz ortalama maliyet mi yapmalıyız? Yoksa işte paramızın belli miktarını piyasa döngülerine göre işte piyasa şuraya çıkarsa satarım, piyasa şuraya inerse tekrar alırım. Yoksa zamana vayayak bir yatırım mu yapmalıyız? Üçüncü bir seçenek olarak da şu olabilir.

Ben paramın hepsini yatırırım. O paramı artık piyasa döngülerinde kabul ederim. Ben mesela böyle tercih ederim açıkçası. Ben piyasa döngülerini kabul ediyorum.

Piyasa döngülerinin yükselicini, alçalacağını kabul ederek yatırım yapıyorum. Paramı tamamen tek seferde piyasaya sokarım. Paramın tamamen değerlendiğini bilerek geceleri daha rahat uyuyabilirim. Piyasaya bakıp, piyasa yükseliyor.

Dün yatırım mı yapmalıydım? Bugün %3 yükseldim. Tüh keşke dün yatırım yapsaydım. Başka bir günümü beklesem diye kendi kendimi yormayı bırakıyorum anlamına geliyor bu aslında.

Piyasanın düştüğü günler yatırım yapmazsam ve ertesi gün piyasa yükselirse bu durumda kendimi suçlarım. Yatırıcı psikoloji bunu gerektiriyor aslında. Piyasa o gün yükseldiyse ve sen yatırım yapmadıysan ve bekliyorsan aslında bu durumda yatırımcı kendini suçluyor. Birinci görüş bu şekilde.

İkinci görüşte ortalama maliyet. Her zaman alımların zamanlaması kişiye kalmış. Aylık ya da çeyreklik alımlar olabilir. Burada düşünmeyi ve psikolojiyi devre dışı bırakıyor aslında.

Tamamen mekanik bir yatırım tarzı. Burada önemli olan işte alım günü geldiğinde eğer borsa yükselmişse veya siz stratejinizde ısrarcı olmayıp ertelemişseniz burada işler karışabiliyor. Yani psikolojiyi devreye sokuyorsunuz. Sen birazcık bu görüşe daha çok sıcak bakıyorsun anladığım kadarıyla.

Yani şöyle ben bu konuya şöyle bakıyorum açıkçası. O karar alma mekanizmasını devre dışı bırakmak gerektiğine biraz... Bu da bana biraz şeyden biraz bugün sosyal bilimlerden konuştuk. O yüzden bu konuyu da açayım yani.

Jiddu Krishnamurti diye bir filozof var. Hintli bir filozof bu. Biraz, en azından ismini aratarak bazı şeylere bakmanızı tavsiye ederim bu kişinin. Şöyle bir şey söylüyor, mesela örnek olarak veriyorum.

Bir gün boyunca, sabahtan akşama kadar, kalktığın andan, yatana, gece yatana kadar hiç karar almadığın bir günü düşün. Yani bu çok ilginç bir şey olurdu herhalde değil mi? Ben bu fikri düşündüğümde böyle inanılmaz bir fikir gibi geliyor. Çünkü uyandığımız andan itibaren yatana kadar belki farkında bile olmadan binlerce karar alıyoruz.

Bu kararlarımızın çok çok büyük bölümü de aslında yanlış kararlar oluyor. Örnek olarak gidiyoruz mesela mutfağı buzdolabına açıyoruz. Buzdolabından bir şey alacaktık ama ne alacağımızı bile unutuyoruz veya bir odadan başka bir odaya geçerken kafamızdaki düşünce bile dağılıp kaybolup gidebiliyor. Yani insan psikolojisi ve insan beyni çok ilginç çalışan bir şey.

Krishnamurti de şunu söylüyor. Biz tabii ki bir gün boyunca, 24 saat boyunca ya da uyanık kaldığımız süre boyunca hiç karar almadan yaşamak pek mümkün değil ama minimuma indirmeliyiz aldığımız kararları. Alacağımız kararları en minimum seviyeye çekebilmeliyiz ki ancak o zaman belki daha doğru kararlar almaya başlayabiliriz diye düşünüyorum. Aynı şekilde de piyasaya yaklaşıyorum.

Burada şu örnekle karşılaştırıyorum şimdi senin verdiğin örneği. Tabii ki sen zamanlama yapalım sürekli demiyorsun zaten de. tren takip etmek, işte momentum'a sürmek veya onun yanında bir yatırım aracından çıkıp başka bir yatırım aracına geçmenin zamanlamasını yapmaya çalışmak veya haber akışlarına göre evet bundan sonra şöyle olacak, artık ben şöyle yatırım yapmayayım diye sürekli kararlar almak, yeni kararlarını gözden geçip değiştirmek gibi bir yatırımcı düşünelim. Ve bunun yanına ben şimdi bir tane şey koyacağım, başka bir örnek koyacağım.

Bunun yanına, bu kişinin yanına dart atan bir maymun koyalım. S&P 500'ün hisse senetlerini alalım, bir duvara asalım bütün hisseleri. Bir maymun dart atsın. 5 tane, 10 tane, artık ne kadar çeşitlendirme yapmak istiyorsanız, dart atarak orada hangi noktayı vurursa o hisseyi seçelim.

Ve bu, demin konuştuğum yatırımcıyla bir karşılaştıralım. Bunun sonucunda görüyoruz ki zaten bu karşılaştırmayı deneysel olarak yapıyorlar. Bunun sonucunda görüyoruz ki dart atan bir maymun bile bu kendini çok akıllı ve çok zeki sanan arkadaştan çok daha yüksek getir oranları yaratıyor. Yani bunun çalışmaları var.

Araştırırsanız bulabilirsiniz. O yüzden bana kalırsa ben de o aynı işte Jiddu Krishnamurti'nin dediği gibi bir günde veya bir ay boyunca veya bir yıl boyunca bir portföy yönetirken, belirlediğim vaadiye göre ne kadar az karar alırsam, kararlarımı ne kadar minimuma indirgersem o kadar başarılı olabileceğimi düşünüyorum ki bunun sonuçlarını da kişisel olarak gördüğümü umuyorum. Yani öyle en azından kendi portföyümde bunun başarısını yakaladığımı düşünüyorum. Benim düşüncem bu.

Yani bilmiyorum biraz uzun konuştum kusura bakma ama. Yani şöyle diyebilirim bizim ülkemiz gibi böyle iki yılda bir kriz çıkan işte piyasanın böyle genliğinin çok yüksek olduğu, frekansının çok yüksek olduğu piyasalarda düzenli alım yapmak çok daha kazanç sağlayan bir yöntem. Benim o başta bahsettiğim toplu alım işte bir seferde alıyorsun ve piyasada paranın tamamen değerlendiğini hissediyorsun. Bu aslında biraz daha böyle daha gelişmiş piyasada daha etkin piyasalarda geçerli.

Amerika piyasası gibi mesela S&P 500 2009'dan beri sürekli olarak bir yükseliş trendinde. Yani burada ne kadar vadelerle alım yaparsan yap yani bir yıllık ya da işte 5-6 aylık vadelerle alım yaparsan yap sürekli olarak daha pahalı alıyorsun aslında. Burada o tarz sürekli olarak böyle bir trend olan bir piyasada toplu yatırım yapmak senin kazançlarını maksimize ediyor. Ama bizim ülkemiz gibi daha böyle testere piyasası diyebileceğimiz piyasalarda çok böyle krizlerin sık yaşandığı piyasalarda düzenli alım yapmak veya işte Nasıl diyeyim?

Toplu alım yapmamak diyeyim en azından. Kendini böyle zararlardan daha fazla korumanı sağlayabiliyor. Bu konuda sana katılıyorum aslında. Ortalama maliyet yapmaya çalışmak, evet.

Burada sağa sola çok zıplama olayını ben de aslında katılmıyorum. Yani stratejimizde ısrarcı olmamız gerektiğini düşünüyorum. Araya duyguları sokmamak gerektiğine kesinlikle katılıyorum sana. Burada tabii alacağımız şirketlerin değerleri, kafamızdaki değeri de önemli.

Eğer fiyat kafamızdaki değerin altına inerse alımlarımızı arttırmaktan çekinmememiz gerekiyor. Yani zamanı gelmedi diye alımlarımızı ertelememiz bence çok orada mantıklı olmayacaktır. Hani bir anlamda da kaliteli ve ucuz bir hisse senedinde sırf fiyatı düşüyor diye satmamak veya işte sırf benim alım zamanım gelmedi diye bekletmek de aslında mantıklı değil bence. Örnek veriyorum çok sert bir düşüş yaşandı.

%20 %30'luk. Bu durumda benim alım zamanım gelmedi diye beklemek hani birazcık hani işi mekanikleştiriyorsun tamam ama yine de oradaki bariz fırsatları değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Bu tabii uzun vadeli yatırımlar için geçerli. Yani şimdi birkaç aylık ya da birkaç haftalık yatırımlarda bu çok geçerli değil.

Sen de uzun vadeli bir yatırımcısın biliyorum. Kısa vadeli düşünce tuzağına düşmemek gerektiğini de düşünüyoruz. Aynı zamanda geçtiğimiz bölümlerde de bundan çok bahsettik zaten. Kısa vadeli veya uzun vadeli yatırımın farklarından da bahsettiğimiz bölümler olmuştu.

Burada şunu söylemek istiyorum ben. Kısa vadeli düşünce tuzağına düşmemek için yatırımcılara verebileceğin tavsiye bir öneri var mı? Yani kısa vadeli yatırımdan uzun vadeli yatırıma insanları yönlendirmek için söyleyebileceğin teller neler olabilir? Ya şöyle, zaten dart atan maymunları konuştuk biraz önce ve şundan bahsedebilirim.

O portföy oluşturma kısmı. Bu kısmı aslında bir de iki aşama ayırmak gerekiyor bana kalırsa. Bir, portföy oluşturma kısmı. Yani bir, belirlebilir varlık büyüklüğüne ulaşma kısmı.

Birinci aşama ve ikinci aşamada bir portföy yönetimi. Artık belirli bir büyüklüğü geçmiş, çok fazla ekleme yapmanın olmadığı, eklemelerin bittiği belki de hatta bir portföyün yönetimi. Bu iki farklı bence şey elimizdeki. Buradaki anlattıklarım genel olarak birinci kısımdaki o henüz bir portföy oluşturma aşamasındakiler için geçerli olan maddeler aslında.

Yani ortalamayı düşünmek sürekli. Hatta ve hatta şunu da ben çok öneriyorum. Belirli bir toplu para geldiğinde bile ki bunu ben de geçmişte yaptım. Hemen o anda piyasaya sokmamak gerektiğini düşünüyorum.

Yani işte bu kısa vadeli ve uzun vadeli düşüncelere geliyor. Bu konuda bu arada bana çok fazla mail geldi. Yani şey konusunda... Ya benim elime şöyle bir para geçti veya işte bir tane... Özellikle bazen gençlerden geliyor.

Çok ilginç. Mesela bizim ailemiz o zaman böyle şeyler yapmıyorlardı. Mesela bir genç mail atıyor. Diyor ki... Böyle çok örnek geldiği için vereyim dedim.

Babam bana çok güveniyor işte bu konularda. Şu kadar para, x kadar para emanet edecekmiş bana. Ben bu parayı işte nasıl piyasaya sokayım sizce? gibi böyle hemen alayım mı falan böyle gibi böyle bir de özellikle de hızlı bir şekilde almayı önerecek şekilde şeyler geliyor bazen şunu söyleyebilirim ben her zaman elime ne zaman toplu para geçtiğinde hızlı bir hareket yaptığımda hızlı bir hamle yaptığımda hep zararla çıktım yani bunu altını çizebilirim yani o FOMO dedim işte Fear Of Missing Out her seferinde zararla çıktım Bunun biraz önce sen mekanikleştirmekten bahseddin.

Ben bunun ne kadar mekanikleştirilirse, ne kadar bir rasyonel bir zemine oturtup, belirli bir vadeye ve kurallar bütününe bağlanarak bu para piyasaya sokulursa o kadar yararlı olduğunu düşünüyorum. Burada biz ileriye yönelik kazançlardan kaybedebileceğimizi, ileriye yönelik önemli kazançları kaybedebileceğimizi düşünerek kısa vadede hemen hareket etmek istiyoruz. Fakat piyasalar yüzyıllar boyunca çalışan bir mekanizma, yani yüzyıllar boyunca gerçekleşen bir geçmiş var. Bu geçmişi biraz incelemenizi tavsiye ederim.

Bugün hemen yatıracağınız bir para eğer onu X vade sonra yatırdığınızda yaşayacağınız kayıp bu kadar kesin ve net işte belirli bir kayıp değil. O yine Daniel Kahneman'ın şeyine giriyor birazcık. O kayıptan kaçınma kısmına biraz giriyor. Bunu tavsiye edebilirim.

Yani mutlaka ve mutlaka uzun vadeye yayarak hareket etmenizi ve zaman riskini ortadan kaldırmanızı ve belirsizlik riskini de bir miktar hatta bu şekilde riski minimize etmiş oluyorsunuz aslında vadeye yaydığınız zaman. toplu paralarla ilgili bunu söyleyebilirim tavsiye olarak. Portföy yönetimi kısmı ise bence bambaşka bir kısım. Belki o kısmı zaten portföy yönetimi ile ilgili konuştuk birkaç bölüm önce.

Bunların hepsine biraz da girdik zaten ama belki daha başka bölümler de yapabiliriz yine o kısımla ilgili ileride. Yani bu zaten çok ilgi çekiyor. Çoğu yatırımcı ülkemizdeki 6-7 milyon yatırımcı var. %80'i kısa vadeli yatırımlar yapıyorlar.

Kısa vadede düşünce tuzağına düşmüş durumdalar yani. Aslında bunun düşmesinin birkaç sebebi var. Sen de bahsettin zaten hızlı kazanç arayışı. Yani kısa vadede yatırım portföyümüzün büyüdüğünü görmek bizi heyecanlandırıyor.

Özellikle trend dönemlerinde. İşte birkaç gün içinde portföyümüzün %10, %20 büyüdüğünü görmek Namzımızın hızlat duruyor aslında. İşte neden birkaç günde ya da haftada aynı kazancı sağlayabilecekken uzun vade bekleyelim? Çok kişi bunu soruyor yani.

İşte uzun vade yatırım yapmak enflasyona karşı kaybettirir. İşte kısa vadede alsat yaparak hisse sayımızı arttırmalıyız gibisinden düşünceler, bana da çok sorular geliyor. Bir hızlı kazanç arayışı bir sebep. İkincisi de doğru hissetme ihtiyacı.

Yani yatırımcı olarak herkes hisselerinin değer kazanmasını istiyor. İşte hisse fiyatı düşerse yanlış olduğumu düşünüyor. Hisse fiyatı artarsa doğru bir karar verdiğini düşünüyor. Bu geçen bölümde de bahsettik aslında bundan.

Kimse işte yanlış karar verdiğini veya işte gülünç duruma düştüğünü duymak istemiyor karşıdaki kişiden. Doğru hissetme ihtiyacı seni kısa vadede yatırıma yönlendiriyor. Bir anlamda da ego. Yani hepimiz aslında şu anki var olduğumuzdan daha iyi bir yatırımcı olduğumuzu düşünüyoruz.

Geçmiş performansımıza bakıyoruz, bilançoları inceliyoruz. Gelecekte nasıl performans göstereceğini, hissenin doğru şekilde tahmin edeceğimize hep eminiz yani. Emine yakınız en azından diyeyim. Hepimizde bir ego var.

İnsani bir şey bu aslında. Hepimiz aslında olduğumuzdan daha iyi yatırımcılar olduğumuzu düşünüyoruz. Ben şöyle düşünüyorum bu durumda kısa vadeli düşünce tuzağı kısmında. Kısa vadede paraya ihtiyacımız varsa bence hisse senedi piyasasında yatırım yapmak doğru bir davranış değil.

Yani bunun yerine işte para piyasası fonları var, işte mevduat var, tahviller var vs. Ya da böyle daha heyecan istiyorsanız altcoin'ler var diyelim. Yani böyle kısa vadede paraya ihtiyacınız varsa bence hisse payasasına olmak doğru değil. Uzun vadede yatırım yapıyorsanız ise işte parayı önümüzdeki 5-10 yıl veya daha uzun süre ihtiyacımız yoksa iyi yönetilen karlı şirketlere veya hisse yoğun fonlara odaklanmalıyız.

Son zamanlarda 2024 içerisinde hisse fonlarına çok fazla giriş oldu. Bence bu doğru bir karar. Yani bireysel hisse senetlerinden tırımcıların hisse yoğun fonlara giriş yapması doğru bir karar. Bu hem hisse senedi fonlarının piyasamızın da etkin, birazcık daha mantıklı çerçevede hareket etmesini sağlayacaklar.

Yani çok döngülerin yukarı aşağı çok fazla oynamasını engelleyecektir. Borsa aslında kısa vadede çok fazla dalgalanıyor ama uzun vadede o kadar fazla dalgalanmıyor. Yıllık getirileri incelersek bazı yıllar borsa %30'dan fazla düşmüş, bazı yıllarda %100'den fazla artmış. Sürekli böyle piyasaya girip çıkıp alsat yaptığımızda kaybeden tarafta olma olasılığımız her zaman artıyor.

İşte borsada en iyi 10, 20 veya 50 günü kaçırdığımızda getirilerin ne kadar düştüğünü gösteren bir çalışma vardı. Dolayısıyla hata yapmak veya bunlardan ders çıkarmak sorun değil. Hisselerimizin ne kadar iyi gittiği konusunda övmemize de gerek yok, ego yapmamıza da gerek yok. Alçak gönüllü olmak, hisse fonlarını yatırım yapmak, ego tatmini aramamak, bence kısa vadeli düşünce tuzağına düşmememizi sağlayacak en büyük yöntemlerden bir tanesi diye düşünüyorum.

Kesinlikle öyle. Yani bu söylediklerine katılmamam mümkün değil benim de. Yani şöyle, burada şeyden bir örnek vermek istiyorum, bir söz iletimi. Nasim Taleb'in bir sözü var.

Bu arada kendisi de çok sevdiğim birisi değildir ama. Bir insanı veya başka bir yatırımcıyı sevmiyor olsanız bile ondan bazı şeyler öğrenebilirsiniz. Yani o yüzden de mesela bu söz bence çok çok önemli Nasim Taleb'in. Şöyle diyor.

Gerçeklik Rus ruletinden çok daha acımasızdır. İlk olarak ölümcül kurşunu oldukça nadiren verir. Altı yerine yüzlerce hatta binlerce yuvası olan bir Roval var gibi davranır gerçeklik. Birkaç düzine denemeden sonra insanı uyuşturan bir güvenlik hissi altında kurşunun varlığı unutulur.

Yani bu bence önemli bir nokta. Biz elimizde aynı bu revolver gibi işte sonsuz sayıda yuvası olan ve içinde bir tane kurşun olan bir revolver gibi riski düşünüyoruz. Büyük riskler alırken. Ve bu kurşun hazneye gelmedikçe, mermi tabancadan çıkmadıkça, her boş sıktığımızda o riskin artık varlığını tamamen bir noktadan sonra unutabiliyoruz.

Bu uyuşturucu bir his böyle insanın. Buna dikkat edilmesi gerektiğini söyleyebilirim yani kişisel olarak toparlamak adına. Evet, güzel bir bölüm oldu. Bu bölümde yatırımcı olarak yatırımda psikolojinin öneminden bahsettik ve bir sürü örnek verdik.

Piyasa sarkacından örnek verdik, modern portföy teorisinden örnek verdik, davranışsal finansa bahsettik. Senin eklemek istediğin bir şey var mı? Yani yatırımcılara böyle hap olarak vermek istediğin bir tavsiye olursa söyle, dinleyin, dinleyelim. Eğer yoksa kapatalım bölümü.

ekleyebilecek bir şeyim yok. Örneğim de kalmadı, çok fazla örnek kullandım bu bölümde. Herhangi bir örneğim kalmadı verebilecek daha fazla. Evet, ben şunları tekrarlamak istiyorum en son söylediklerimi.

Yani hisselerimizin ne kadar iyi gittiği konusunda kesinlikle övünmemize gerek yok. Ya da işte borsada hiçbir zaman egoist olmaya gerek yok. Alçak gönüllü olun. Yatırımlarınızın değer kazandığını hissettiğinizde bunu aç gözlük sarkacına yakalanmayın.

Hızlı kazanç arayışına girmeyin. Benim söyleyebileceklerim bunlar. Yani hisse seneli fonları normal, standart bir yatırımcı için bence en iyi seçenek olacaktır. Peki o zaman bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)