Podcast

Yatırımda Sık Yapılan Hatalar 2. Kısım | Finansal Özgürlük Kulübü #7

Midas Podcast

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Finansal Özgürlük Kulübü’ne hoş geldiniz.
Yatırım sürecinde birçok yatırımcının düştüğü çok büyük hatalar var. Bu hataların farkında olmak ve önlemler almak, kazançlarınızı artırmanıza yardımcı olabilir. Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bölümünde yatırım sürecinde sıklıkla karşılaşılan hataları, bu hataların olası sonuçlarını ve bunlardan kaçınmak için atılabilecek adımları detaylı bir şekilde inceledik.
Yatırım yolculuğunuzda size rehberlik edecek değerli bilgiler edinmeniz dileğiyle.
İyi dinlemeler!
Midas uygulamasını indir: https://app.getmidas.com/gmih/mie6gpeu
X (Twitter): https://twitter.com/getmidas
Instagram: https://www.instagram.com/get_midas/
YouTube: https://www.youtube.com/@midasplus
TikTok: https://www.tiktok.com/@midasinkulaklari
Midas'ın Kulakları: https://www.getmidas.com/midasin-kulaklari
Not: Bu içerik, içeriğin yayınlandığı günkü veriler ve haberler baz alınarak hazırlanmıştır. Eğer varsa içerikte geçen hedef fiyat tahminleri, uzman ve analist yorumları bu içeriğin yayınlandığı tarihte geçerlidir. Bu tahmin ve yorumlar zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu podcast'te yer alan haberler ve haberlerin içerdiği şirketler hakkındaki bilgiler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bahsi geçen hisselerdeki; hisse adı, fiyatı ve grafikleri de dahil temsilidir, yatırım tavsiyesi değildir.

Bölüm Transkripti

7.028 kelime · ~35 dk okuma

Herkese merhabalar. Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bir bölüme tekrardan hoş geldiniz. Geçtiğimiz bölümde hatırlarsanız konuyu birazcık birikim yaparken ve yatırım yaparken karşılaştığımız hatalarla veya yaptığımız hatalar üzerine bir bölüm yapmıştık ve taklit ederseniz ki bu konular aslında hatalar bir bölüme sağamayacak kadar çok fazla hata yapabiliyoruz. Hayatta da hem de yatırımda da zaten aynı şekilde geçerli.

O yüzden aslında Bunu iki bölüme ayırmayı düşünüyorduk geçen bölümde de bahsettiğimiz gibi ve bugün daha teknik anlamda hatalar üzerine yine portföyler bakımından ve yatırım anlamında bazı hatalardan bahsetmeye çalışacağız ve bu konuyu kendi adımıza toparlamaya çalışacağız. Tabii karşımda Bay Tutumlu var. Öncelikle ona bir merhaba diyerek başlamak istiyorum. Merhaba abi nasılsın?

Teşekkür ederim abi. Sen nasılsın? İki hafta aradan sonra yine birlikteyiz. Evet, iki hafta geçti.

Transkriptin tamamını oku

Tekrardan bir aradayız. Bu arada Merkez Bankası faiz kararını da açıkladı. İstersen öyle bir ufak onlarla başlayalım. Ne düşünüyorsun?

Sabit bıraktılar faizleri. Yani beklentilere paralar oldu bence. Yüzey %50'de sabit tuttu Merkez Bankası. Burada tabii geçen bölümde bahsettiğimiz eylül enflasyonu beklenti üstü gelmişti hatırlarsan.

Zaten faiz indirimlerine öteleneceğini tahmin ediyorduk ama bu defa metinde farklı bir ifade var. Enflasyonun iyileşme hızındaki belirsizlik arttı ifadesi. Birazcık böyle piyasalara karıştırdı aslında. Şu anda yabancı kurumlar ilk faiz indirimi için ocak ayını işaret ediyorlar.

Yani aralık diyenler de var ama genellikle ocak ayını işaret ediyorlar. Borsada dip arayışında 8600'lerdeyiz şu anda ama ne bilen çolar ne de gelen son veriler maalesef yardımcı olmuyor borsanın dibi bulmasına. Sen ne düşünüyorsun? Peki dip arayışı biraz sonra bahsedeceğiz fiyasa zamanlaması konusunda ama sence bir dip arayışında mıyız yoksa biraz daha böyle yolumuz var mı?

Şöyle hatırlarsan sana bir ay önce galiba kayıtta söylememiştim galiba onu ama hatırlarsan şey demiştim piyasalar %50 dolar bazında düşerse ne yaparız diye bir sohbet etmiştik hatırlıyorsan yani o aşamalar yani orada her o noktadan itibaren %20 %30 yakın galiba dolar bazında geri çekildik tahminim şu anda bakmadım tam rakamlara ama tabii ki bunun faiz kararlarıyla da çok etkisi var yine ülkedeki beklenti enflasyonla da çok etkisi var bu piyasaların bu şekilde olmasının Fakat ben uzun vadede yine görüş olarak her zaman iyimser olduğum için özellikle 4-5 yıllık bir sürece baktığımda şu andaki bu konuştuğumuz konuların öneminin çok düşük kalacağını düşünüyorum çok çok uzun vadede. Tabi geçen bölümde şeyden bahsetmiştik hatırlarsan orada ben bir alma ertele gibi bir kalıp kullanmıştım. şu anda o daha yeni o aşamalarda olduğumuzu düşünüyorum enflasyon bakımından yani faiz kararları zaten bununla direkt bağlantılı ve hatırlarsan yine şey demiştik yani daha yeni yeni aslında enflasyonla savaşımız başlıyor gibi bir cümle kullanmıştık o aşamalarda olduğumuzu düşünüyorum ben şu anda bilmiyorum sen nasıl düşünüyorsun?

Aman hissirler konusunda da alma ertele yapmayalım. Alma erteli aşamasında mıyız acaba hisseler konusunda? Ya şöyle, tam tersi olduğumu düşünüyorum ben aslında şu anda ama tabii ki bu kişisel fikrim benim. Yani şu anda senin de portföyünde olan, benim de ortak portföyümde olan bazı hisseler var.

Biliyorsun çok inanılmaz fiyatlamalara geldiler. Bunların ben kişisel olarak tabii ki kendi bir şirket ismi söylemeden bazılarında gerçekten inanamadığım fiyatlar olduğunu görebiliyorum şu anda. Beni cezbediyor yani diyebilirim daha doğrusu. Evet, ben de sana katılıyorum.

Şu anda zaten borsada hacimler de neredeyse dibi görmüş durumda. 100 milyarın altında hacimler çok standart hale geldi. 85 milyar kapattık dün hatırladığım kadarıyla. Gerçekten de hem iştahsızlık hem yüksek faiz insanları borsadan uzak tutuyor ama aslında karamsarlığın en yoğun olduğu zaman da dibi en yakın olduğumuz zaman aslında bana kalırsa.

O açıdan zaten insanlarda da nakit kalmadı diye düşünüyorum. Alım yafa yafa. bende dahil. Ondan dolayı bu hacimlerin dip yaptığı zaman bence artık yükselişe geçmeye en yakın olduğumuz zamanlardan birisi diye düşünüyorum.

Enflasyon konusunda peki tam olarak ne düşünüyorsun onu merak ediyorum. Yani şu anda bir yol kat edildi mi sence veya kat edilmediyse de bundan sonra kat edilebilir mi? Ne düşünüyorsun enflasyon konusunda yani faiz kararıyla ilişkili olarak? Enflasyon konusunda para politikası tarafında bence yapılabilecek her şey yapılıyor.

Faiz yeterince yüksek, faiz yeterince uzun sürede yüksek kalacak. Kaldı zaten, kalmaya devam ediyor. Bundan sonrası halkın, geçen bölüme de konuştuk, halkın algısı. Halkın algısı bir noktada kırılmaya başladığında enflasyon çok hızlı bir şekilde düşeceğini düşünüyorum ben.

Ama bu demek değil ki bir anda tabii ki %10'lara geleceğiz ya da tek hanede rakamlara geleceğiz. Bu bir süreç sonuçta, bir kırılım yani. Geçmişteki 2-3 yılın acılarını şu an çekiyoruz. Ben 2025 yılında %30'un altında enflasyonla karşılaşacağımıza inanıyorum, 2025 sonunda.

Ama Merkez Bankası'nın beklentisi biliyorsun %17,5. Çok mantıklı gelmiyor bana %17,5, çok olası da gelmiyor ama bize 25 ile %30 arasında bir enflasyon bence 2025 sonunda karşılaşacağımız bir enflasyon olacak. Tamam, peki. Bunu duymak istedim senden, o yüzden sordum.

Peki, istersen yavaş yavaş konumuza geçelim istersen. Zaten aslında konumuzla da bağlantılı bir giriş yaptığımızı düşünüyorum. Şeyle başlamak istiyorum özellikle, risk konusuyla başlamak istiyorum zaten bu konuya, bu bölüme. Şöyle şimdi o şeyi hatırlarsan o cümleyi tekrar piyasalar %50 düştüğünde ne yaparız veya işte dolar bazında çok ciddi bir kayıp olabileceğini hesaba katarak neler yapabiliriz veya burada finansal piyasalarda bizim aldığımız riskler nelerdir diye bir düşünürsek eğer bazen şöyle bir hataya düştüğümüzü düşünüyorum ben özellikle yatırım yapan birçok kişinin bu hataya düşebileceğini tahmin ettiğim için bu konuyla risk ile bağlantılı başlamak istiyorum.

risksiz hisselere yatırım yaptığımızı düşünebiliyoruz bazen. Yani bu şirkette hiçbir risk bulunmuyor. O kadar güvenli bir liman ki hiçbir şey olmaz. Bacası tütüyor, işte fabrika çalışıyor gibi bir hataya bazen düşebiliyoruz.

Bu bence çok büyük bir yanılgı. Piyasalarda her zaman her şey olabilir. Bunların çoğuna hazırlıklı olmadan yakalanabiliriz biz. Bilmiyorum sen bu hataya düşüyor musun?

Sana sorarak başlayayım. Yani portföyünde bulunan şirketlerle ilgili böyle çok çok hiçbir riski bulunmayan temet üreticisi çok yüksek belki. Bir şirketle ilgili mesela böyle bir düşüncen var mı senin için? Açıkçası portföyümüzdeki şirketlerin, geçen bölümlerden birinde konuşmuştuk.

Portföyümüzdeki şirketlerin ne kadar uzun süredir hayatta olduklarını kendi aramızda tartışmıştık seninle. Çoğu şirket Türkiye'de genellikle 40-50 yıllık yani çok köklü şirketler. bir sürü kriz görmüş, hepsinden de başarıyla bir şekilde çıkmış şirketler. Ben açıkçası portföyümü bir şirkete alırken buna da dikkat ediyorum.

Yani çok yeni şirketler ya da çok sallantılı sektörlerde, çok regüle sektörlerde olan şirketleri almamaya çalışıyorum. Çok güvenli şirket bence yok. Ben bu hataya açıkçası düştüğümü düşünmüyorum. Çünkü çok güvenli bir şirkete, bir şirkete çok güveniyorsan eğer portföyünün belki %50'sini o şirkette bulundurabilirsin.

Ben bu şirketlerin sistematik risklerini şu şekilde elimine etmeye çalışıyorum. Portföyüme bir şirketin maksimum %20 oranda alıyorum. Hatta bunu %15'in de altına indirmeye çalışıyorum ki yani ne kadar güvenirsem güveneyim bir şirkete, ne kadar risksiz olduğunu düşünürsem düşüneyim. En fazla o şirket batarsa portföyümün %15'ine %20'sine karşılık gelsin.

Hisse senede portföyünden bahsediyorum tabii. Toplam portföyüm içerisinde belki %10'un bile altında oluyor bu rakam. Çünkü bende Eurobond tarafı da var. Bu nedenle yani portföyü çeşitlendirerek bir anlamda şirketlere yeteri kadar güvensem bile o şirketlerden elde edeceğim zararı minimize etmeye çalışıyorum.

Bu tabii çoğu kişi için belki mantıklı gelmeyebilir. Çok güveniyorsan niye portföyünün %50'siyle ya da %100'üyle almıyorsun diye düşünebilirsiniz. Bu bir anlamda benim şirket hakkında içsel bilgiye sahip olmadığım için şirketin çalışanı da değilim, şirketin içeriden bilgiyi edinmeye haiz bir insan da değilim. O nedenle hep halka açık bilgilerden hepimiz yorumlar yapıyoruz.

Bu nedenle ben portföyümü bu şekilde korumaya çalışıyorum. Bilmiyorum sen nasıl hep düşünüyorsun bu konuda? Ben bu hataya geçmişte çok düştüm. Yani şöyle, bazı şirketler bazı dönemlerde bana inanılmaz fazla güven verdiği zamanlar oldu geçmişte.

Ve o şirketlerin sanki hiçbir zaman işlerinin kötüye gidemeyeceği yönünde bir yanılgıya kapılabiliyorum bazen. Bu bence önemli bir hata. Yani işler her zaman iyi gitmeyebilir. Bu zaten hem finansal piyasalarla alakalı konulardan olabilir hem de genel ekonomik, ülkenin ekonomik durumuyla alakalı olabilir veya makro çerçevede bir riskten kaynaklı olabilir.

Yani işler her zaman kötüye gidebilir. Bunu düşünmek gerekiyor. Mutlaka kafamızın bir tarafında bu olması gerekiyor bence. Hatta Charlie Munger'ın bu konuyla ilgili yine bir konuşmasında bir sözü geçiyor.

Ona nasıl şirket seçtiğini sorduklarında şey diyor, ben ilk başta şirkete bu şirketi neden portföyüme eklememeliyim? Yani neden almamalıyım? Ne gibi riskler var bu şirkette? Önce hayır diye cevap vereceği sorulardan başladığını anlatıyor.

Bu bence çok önemli. Şeytanın avukatlığını yapmak gerekiyor önce bir. Tabii ki. Ya şöyle bu zaten piyasalarda çok gördüğümüz bir hata.

Bir şirketle ilgili konuşurken, burada biz genel olarak şirket isimleri vermiyoruz zaten ama herhangi bir şirketle ilgili bir rapor okurken veya buna benzer resmi bir kurumun hazırladığı bir araştırma okurken o şirketin olumsuz yanlarını genellikle çok fazla göremiyoruz. Bu bence yanlış. Yani her zaman olumsuzları da olumlular kadar bir kenarda düşünmemiz gerekiyor ve risklerin her zaman var olduğunu ve piyasaların bir anda inanılmaz bir irasyoneliteyi kapılabileceğini veya bu irasyonelite bile olmayabilir, çok ciddi risklerin bir anda devreye girebileceği adeta bir domino taşı etkisiyle kötü haberlerin arka arkaya gelebileceğini her zaman düşünmemiz gerekiyor. Bu bence piyasalarla ilgili öğrenilmesi gereken ilk kurallardan bir tanesi olabilir ve burada zaten konu aslında şeye geliyor işte, şimdi belki o zamanların içerisinden birindeyiz şu anda.

O bölümün başında sen alma erteleyi piyasalara uyarlarken onu söylemiştin. Bu zamanlarla ilgili peki sen şey düşünebiliyor musun? Yani zamanlama yapılabileceğini düşünüyor musun? Şirketlerin işleri çok kötüye gittiğinde, işleri derken daha doğrusu piyasadaki görünüşü çok kötüye doğru gittiğinde alıp çok çok iyiye gittiğinde satıp sonra tekrar alıp böyle bir zamanlama yapılabileceğini düşünebiliyor musun?

Şöyle, ben en çok aslında sosyal medyada bu soruyla karşılaşıyorum. Yani 5 yıl önce de karşılaşıyordum, 3 yıl önce de karşılaşıyordum, şimdi de karşılaşıyorum. Geleceği tahmin edebilecek bir sihirli aynanız yoksa, piyasa zamanlaması bana kalırsa, uzun vadede, istikrarlı olarak yapılması çok zor bir şey. Yani imkansız demeyeyim şimdi yani belki yüzde bir, binde bir şekilde yapanlar vardır ama çoğu kişi, çoğu yatırımcı geleceği tahmin etme konusunda berbat bir iş çıkarıyorlar.

En iyi ihtimalle biz yalnızca yüzde elli oranında doğru tahminde bulunabiliyoruz. Şimdi önümüzde ayı piyasası mı geliyor yoksa resesyon mu olacak? Yani benim hiçbir fikrim yok açıkçası. Tamam bazı öngörüler var ama bunlardan en fazla yüzde elli oranında emin olabilirsin.

Şimdi makro ekonomi hakkında okumak, veya düşünmek. Bunlar hakkında makareleri incelemek farklı bir şey. Bu düşünceleri yatırım kararlarını uygulamak farklı bir şey. Şimdi makro ekonomi okuyan herkes mükemmel bir yatırımcı olsaydı tüm ekonomistler portföy yöneticisi olurdu.

Yani borsa benim düşünceme göre yükselecek veya düşecek önümüzdeki süreçte. Şimdi tarihsel olarak baktığımızda ise uzun vadede şirketlerin karları ülkenin büyümesiyle doğru orantılı. Ülkenin GDP'si dolar bazında büyüyorsa uzun vadede borsada yükselecektir. Konjonktür ona uygun değildir işte FK'lar düşebilir ama bu uzun vadede her zaman şirket karları yükselme eğiliminde.

Bu nedenle zaman içinde işte çeşitlendirmeden bahsediyoruz piyasa zamanlaması daha az önemli hale geliyor. Piyasada geçirilen zaman bence piyasa zamanlamasından daha önemli. Galiba Peter Lynch söylemişti bunu. Piyasadaki düşüşlerden faydalanmak için tabii kenarda bir miktar nakit tutabiliriz.

Bunu geçen bölüme de konuşmuştuk nakit tutamamak konusunda. Ama sürekli olarak mesela borsaya girip çıkmak bana hiç mantıklı gelmiyor. En azından önümüzdeki 3 yıl boyunca mesela ihtiyacınız olmayan parayla yatırım yapmak bence bu psikolojik olarak hem sizi ratacak hem de borsaya giriş çıkış zamanlarınızı daha rahat hale getirecek. bu şekilde piyasa tökezlediğinde veya şu anki durumda olduğu gibi testere piyasasına girdiğinde satmak zorunda kalmayacaksınız.

Bence piyasa zamanlaması böyle olmalı. Bilmiyorum sen de, benim galiba düşüncelerimle paralelsin ama eklemek istediğin bir şey var mı? Şöyle ben genelde o bahsettin hani bu tarz yorumlar geldiğinde diyorsun ya, bana da böyle yorumlar geldiğinde ben şey diyorum, o zaman tepeden satmış olun, dipten tekrar geri toplarsınız. Sonra tekrar bunu tekrar edin 4-5 kez, zaten milyoner olursunuz.

Böyle bir cevap veriyorum genelde bu tip şeyler söylendiğinde. Yani bu hiç yapılabilecek bir şey değil. Mümkün değil daha doğrusu. Bunu tabii ki o... Aslında şeye girebiliriz belki.

Quant şeylerine girebiliriz belki. İşte buna benzer fonlar var. Bu tarz işlemler yapan ama onlar high frequency transaction. Yani şey, çok hızlı işlem yapıyorlar.

Ondalık birimlerde Alsat yapıyorlar. Ve bunu yapan bir bot. Yani arkasında bir yazılım var. İnsan olarak biz özellikle de psikolojik açıdan böyle bir şey yapmaya elverişli değiliz.

Bizim yapabileceğimiz en basit şey alıp beklemek. Eğer doğru hisseyi aldıysak, eğer doğru şirkete yatırım yaptığımızı düşünüyorsak, ileriye yönelik büyüme beklentimizi doğru bir şekilde oluşturduysak beklemek ve piyasaların dalgalanmalarında eğer mümkünse çok çok ciddi bir artık irrasyonel bir durum ortaya çıktığını düşündüğümüz anlarda da eklemeler yapmak, alım yapmaya devam etmek. Uzun vadede zaten seni de bahsettiğim gibi ülkelerin GDP'si arttıkça, ülkeler büyümeye devam ettikçe zaten Dolayısıyla bu şirketlerden geliyor bu GDP'ler yani havadan bir yerden gelmiyor. Halka açık şirketler oluyor genellikle bunlar da zaten.

Bu şirketlere ortaklık kurmak uzun vadeli olarak yani zamanlama yapmakla uğraşmak yerine o şirketi araştırmaya çalışmak bence çok daha mantıklı bir şey bir yatırımcı olarak. Sürekli okumak gerekiyor. Yani Warren Buffett söylüyor zaten günde 500 sayfa okumanız gerekiyor diyor. Yani günde 500 sayfa okumaya yaklaşamıyorum bile ama mesela şu an piyasayı takip etmektense günde mesela 10 sayfa 20 sayfa bir şey okusan yani o mesela seni çok daha ileri götürecek.

Şimdi geçtiğimiz günlerde bir şey paylaştım işte bu yapay zeka araçlarıyla alakalı. Şimdi o da işimizi daha da kolaylaştırdı. 150 sayfalık rapor mesela normalde okumaya çalışsan belki 3 gün 5 gün sürecek. Yapay zeka aracı onu senin için çok güzel bir şekilde işte ana noktalarını özetliyor ve sana hop bir şekilde bilgi veriyor ve üzerine soru sorabiliyorsun.

Ya inanılmaz önümüzde çok güzel araçlar var bunları değerlendirmek lazım. Piyasayı ekrana açıp takip etmek, yeşilleri kırmızılara sevinmek veya üzülmek bence yapılabilecek en boş aktivitelerden bir tanesi. O yapay zekaların çıkarttığı özetlere güveniyor musun sen bu arada? Denemedim hiç o özet çıkartma işini çünkü güvenmiyorum yani yanlış bir şey sokar araya falan bilmiyorum.

Bazıları halüsinasyon görüyorlar, bazılarında ise Google'ın yeni yapay zekasında sadece senin verdiğin dokümanın içerisinde olan bilgileri söylüyor sana. Dokümanın içerisinde olmayan bir bilgi verdiğin zaman bu bilgi dokümanın içerisinde yok. O yüzden sana bu bilgi hakkında yorum yapamıyorum diyor. O açıdan mesela halüsinasyon görmesini engellemiş oluyorsun.

Anladım. Ben korktuğum için biraz ondan kullanmıyorum. Şey anlamında kullanıyorum. Yapay zekaya çok fazla soru soruyorum.

Çok fazla etkileşime girmeye çalışıyorum ama bir dokümanı verip özetini çıkart demekten korkuyorum. Beni yanlış yönlendirir diye. O yüzden sordum. Evet evet haklısın.

Yani şimdi Halüsinasyon görme ihtimaline karşı her zaman tetikte olmak lazım. Başka bir yerden teyit etmek lazım. O bilgiyi yatırıma dönüştürmeden önce en azından. şeye karşı ben de birazcık bir saplantı mı diyeyim veya durum var.

Yani yanlış bir bilgi almaktan korkan birisiyim ben ve bu aslında piyasalar için de geçerli bir konu. O yüzden biraz girmek istedim buraya. Bir yerden aldığımız bir bilgiyi bence en az 3-4 yerden teyit etmemiz gerekiyor. Ben genellikle öyle yapıyorum.

Yani bir okuduğum bir şeyi hemen kabul etmek yerine başka kaynaklara bakmaya çalışıyorum ve onunla teyit ettikten sonra o bilgiyi kabul ediyorum. Bu piyasalarda da böyle bence. Herhangi bir şirkette ilgili bir şey okuduğumuzda veya bir rapor okuduğumuzda bunu başka yerlerden teyit etmeliyiz gibi mi geliyor en azından? Tabii araştırma raporlarını da mesela bir şirket aynı benzer araştırma raporunda benzer konulardan bahsediyor.

Örnek veriyorum al tavsiyesi veriyor. %50 getiri potansiyeliyle. Başka bir kurum raporu aynı benzer yeterim tezine kullanıyor ve %10'la tut tavsiyesi veriyor mesela. Bu tarz şeyler olabiliyor.

Ben şeyi sormak istiyorum sana. Piyasa zamanlamasından bahsettik biraz önce. Piyasa zamanlaması yapmaya benzer şekilde diyeyim. Biliyorsun ülkemizde döngüsellik çok fazla.

Yani ülkemizde çoğu şirketimiz döngüsel işleyen sektörlerde faaliyet gösteriyor. Sen mesela portföyünde döngüsel şirketler var mı? Döngüselliğe nasıl bakıyorsun? Yani döngüselliğin yanlış noktasında giriş yapmak, sence nasıl bunu elimine edebiliriz döngüsellik konusunda?

Bu en tehlikeli durumlardan bir tanesi. Yani bu bazı sektörler için döngüselliğin hangi noktasında olduğumuzu kolaylıkla tespit edebiliyoruz. Yani kolaylıkla demeyelim ama en azından baktığımız zaman anlayabiliyoruz. Bu demir-çelik sektörü için geçerli örneğin mesela.

Fakat mesela otomotif sektöründe bunu bilmiyorum tespit etmek pek bana kolay gelmiyor veya başka sektörlerde yine tespit etmek çok kolay gelmiyor. Özellikle sanayi şirketlerinde bazılarında. Yani çok emin olmamakla birlikte ben özellikle son zamanlarda döngüsel işler yapan şirketlerden uzaklaşmaya çalışıyorum. Son birkaç yıldır özellikle.

Minimuma neredeyse indirdim diyebilirim portföyümde bu tarz şirketleri ve çok ağır, çok büyük şirketleri diyeyim en azından. minimuma indirmeye çalıştım. Daha çok sürekli benzer bir şey satan, bu Peter Lynch'in zaten tavsiyelerinden bir tanesi. Warren Buffett'ın da aynı zamanda.

Sürekli satılan bir şey olan, bir ürün sahibi bir şirket bence bu döngüsel şirketlere göre daha avantajlı. Özellikle de bu şekilde çalkantılı dönemlerde. En azından bu şekilde düşünüyorum ben ve döngüselliğin yanlış yerine girmek ayrıca bence yapılabilecek en ölümcül hatalardan bir tanesi. Bunu biz şeyde de konuşmuştuk yine.

Herhalde 2-3 bölüm önce konuşmuştuk. Yani özellikle bazı temettü hisselerinde insanlar evlerini, arabalarını satarak o en güvenli görünen anda, işte o hani konuya girerken risksiz bir hisse bu, hiçbir risk bulunmuyor düşüncesine dönersek, o en güvenli anda insanlar bazı mal varlıklarını satarak buradan bir temettü geliri elde etme maksadıyla bazı şirketlere döngüselliğin en tepe noktasında girdiler. Öyle değil mi? Yani bu çok ölümcül bir hata bana kalırsa.

Ve bu zaten şey aslında şununla da biraz törpülenebiliyor. Portföyü henüz belirli bir aşamaya gelmemiş birisi, zamanlama yapmaya çalışmadan sürekli ve aralıklı bir şekilde alım yaptıkça bu döngüsellikten bence çok fazla etkilenmeden bir şirkette pozisyon oluşturmuş olabilir. Bu şekilde yaklaşmalı bence. En azından portföyü belirli bir oranın altında olan kişiler.

Yani şu anlamda katılmıyorum sana. Şimdi ülkemizde çoğu şirket döngüsel dedik. Şimdi bu döngüsel şirketlerin tamamından kaçıp, ya da döngüsel sektörlerin tamamından kaçıp, güvenli, defansif sektörleri yönelmek hani bana çok mantıklı gelmiyor. O zaman belki yurt dışına yönelmek daha mantıklı olabilir.

Biraz önce otomotiv ve demir şerikten bahsettin. Bunun yanında bir sürü döngüsel sektör var. Beyaz eşya var, havacılık var. Petro kimya var.

Kesinlikle. Yani tekstil var. Hepsi döngüsel sektörler. Şimdi bunları çıkarttığımızda borsada çok bir şey kalmıyor zaten.

Perakende kalıyor ve sağlık sektörü kalıyor ve gıda kalıyor. Bu nedenle bence döngünün dibi ve tepesi arasında yapılan alımlar arasında büyük fark oluyor. Bunu kabul ediyorum. Burada birazcık bir önceki bölümlere bahsettiğimiz orta vadeli yatırımdan bahsetmiştik yani.

kişiler bunu bu şekilde çözmeye çalışıyor. İşte sektör verilerini takip edeyim, sektör verileri kötüye gidiyorsa hemen satayım, iyiye gidiyorsa hemen alayım ya da geleceği takip etmeye çalışmak bir seçenek olabilir. Diğer bir seçenek de senin de bahsettiğin, bu döngüselliği kabulleniyorum ben, şirketin kurumsal yapısına ve yönetimine güveniyorum. İşte bu döngüselliğin tepe noktasından aşağı doğru inmeye başladığında şirket bunu nakit yönetimiyle satışlara düşse bile, nakit yönetimiyle bunu şirketin yönetimine güvenmek aslında bir anlamda.

Kurumsal bir şirket olması lazım tabii bunun için de, patron şirketi olmaması gerekiyor. Bu döngünün geçmesini beklemek, o esnada alımlar yapmak. Mesela otomativde bu yapılabilir, ya da traktörde yapılabilir, ya da neyde yapılabilir, beyaz eşyada yapılabilir, havacılıkta yapılabilir. Bu döngüselliği kabullenip, döngünün dip noktalarında da alımlar yaptığınızda bu sefer dolar bazında 2-3 kat kazanma ihtimaliniz olabiliyor döngünün tekrar tepesine ulaştığınızda.

Ben birazcık böyle Alsat sektör verilerini takip edip, Alsat'tan ziyade birazcık daha buna ağırlık vermeye çalışıyorum kendi aşımdan. Bu döngüserliği kabulleniyorum. Portföyümde döngüsel şirketler var. Otomotiv benim portföyümde %40 civarında yer kaplıyor.

Çok ciddi bir oran. Gerçi bu şeyle beraber, otomotiv yansanayıyla beraber. Yani yedek parçayla beraber. Sadece otomotiv değil ama yine de otomotiv sektörünün bir alt kolu diye düşünebiliriz onu.

Evet, alt sektörü diye düşünebiliriz. Böyle yatırıma yeni başlamış kişilerin yaptığı hatalara ben de düşmüştüm zamanında. 2018'de petrokimya şirketi mi vardı bir tane? Ya da işte bir tane de demir çelik şirketi mi vardı?

İkisi de döngüsünün zirvesindeydi. Bir tanesi işte çelik fiyatlarında artacağı beklentisi vardı. Daha da artacağı beklentisi vardı. Bir tanesinde de İMO beklentisi vardı.

O zamanlar meşhur da İMO beklentisi. Ondan dolayı bunlar da döngünün tepesinde yakalandığım oldu ama ben düzenli alımlar yaptığım için toplu bir miktarlık borsaya giriş yapmadığım için zararlarım aslında minimum miktarda kaldı. Tabii bunu evine arabasını satıp temettüğü şirketlerine tepeden giriş yapmak çok daha acı ve acı sonuçlara sebep olabilir. Benim düşüncem bu şekilde.

Ben döngüselliğe kabulleniyorum ve şirketin yönetimine güveniyorum. Tabii güvendiğim şirketlere yatırım yapıyorum bu durumda da. Bu aslında bir sonraki başlığımızı da birazcık yönlendirmiş oldun. Çok fazla şirket değiştirmemekten bahsettin ve belirli bir araştırmadan sonra bazı şirketlere güvenerek, o döngüselliği kabul ederek uzun vadeli yatırımlar tercih ettiğini söyledin.

Burada zaten şey konusu devreye giriyor. Bu Türkiye'de çok fazla dikkat edilmeyen bir şey bence. Özellikle yatırımcılar arasında. Trader'ları zaten bir kenara bırakacağım şimdi konunun içine girince zaten de.

Portföy dönüşüm oranlarından istersen birazcık konuşalım. Çok fazla kişi bunu kontrol etmiyor. Zaten o trader kısmını devre dışı bırakalım dediğim kısımda onların portföy dönüşüm oranları herhalde yıllık bazda belki yani rakamları da bilmiyorum açıkçası ama %300, %400 bile olabilir. Yani portföyüne takla attırmak olarak bunu eğer dönüşüm oranını bilmeyen dinleyiciler varsa bir portföy bir yılda ne kadar dönüşüyor?

Ne kadar alsat yapılıyor? Hacim olarak da düşünebiliriz bunu. Sen kontrol ediyor musun portföy dönüşüm oranını? Tabii kontrol ediyorum.

Şimdi sen dedin ya yıldayı 300-400. Yani bu 300-400'ü ayda yapanlar var bu arada. Yani traderlar... Yıldayı 300-400'ü onlar için böyle çok fazla hareket etmedim havasındalar.

Çok küçük kalıyor. Öyle mi? Bir şekilde düşünüyordum. Evet evet yani uzun vadeli yatırımcı olarak kendini gören insanlara sorsan belki %300-400'dür.

O trader dediklerimiz yani belki bunu haftada ya da ayda yapıyorlar bu 300-400'ü. Aslında komisyon harcamaktan başka bir şey yaptıkları yok benim düşünceme göre. Yani bir hisse senedini, şimdi traderları bir kenara bırakıyorum. Bir hisse senedini alma sebebimiz değişmediyse yani sırf fiyatı yükselmiyor diye satmak bence en büyük hata.

Ya bunu zaman zaman ben de yaşadım geçmişte. Şimdi diğer hisseler, trendlisiniz mesela, diğer hisseler yükseliyor. Sizin hisseniz yerinde sayıyor. Burada işte FOMO devreye giriyor.

Fear of missing out. Kenarda kalma psikolojisi. Giden trene atlamak istiyor çoğu kişi. İşte bunu enerji hisseleri zamanında yaşadık.

Ya da demir-çelik hisseleri zamanında yaşadık. Çoğu zamansa, işte Dvd's önce bahsettiğim gibi komisyon harcatmaktan veya stratejimizi bozmaktan başka bir işe yaramıyor. Eğer hisseyi alım sebebinizi hiç bilmeyen birine birkaç cümleyle açıklayamıyorsanız, muhtemelen o hisseyi niye aldığınızı anlamamışsınız demektir. Ve o pozisyonda rahat değilsiniz demektir.

Ben bu şekilde düşünüyorum çok fazla hisse değiştirme konusunda. Trader'lara gelirsek de yani Trader'lar zaten hissenin temel olarak inceleyip almadıkları için sadece grafik olarak bakıyorlar onlar. Fiyat hareketlerini kontrol ediyorlar. Ondan dolayı onlara bir şey diyemiyorum.

Onların stratejileri farklı. Ama orta ya da uzun vadeli yatırımcılar, hisse senedini alma sebebiniz değişmediyse, sırf fiyatı yükselmiyor diye satmak bence en büyük hatalardan bir tanesi. Ben bunu biraz tavşanla kaplumbağanın yarışına benzetiyorum bunu. O portföy dönüşüm oranı, portföy katlama hızı.

Hızı olarak alırsak bunu buradaki şeyi, tavşan ve kaplumbağanın yarışına çok benziyor. Ne kadar hızlı hareket ettiğiniz sizi hedefinize daha hızlı ulaştıracağını garantileyen bir şey değil. Hatta tam tersine sizi hedefinizden saptıracak veya yoldan çıkmanıza bir virajı alamamanıza sebep olacak riskli bir davranış biçimi. Kaplumbağa her zaman bu yarışı kazanır bana göre.

Ne kadar yavaş hareket ediyor gibi görünse de. Portföy dönüşüm oranını da benim kendi kişisel düşüncem %20 yıllık bazda konuşuyorum. Yani biraz şaşırtıcı gelebilir. Şimdi ben rakamları da aslında traderlar için yıllık %300-400'dür belki dedim ama sen bunun çok 10-20 katından bahsettin.

Yıllık bazda %20 ve altında bir portföy dönüşüm oranı bence sağlıklı bir tercih. Bir yatırımcı bakış açısıyla böyle olmalı diye düşünüyorum. Bu oranı yakalamaya çalışıyorum ben de. Kontrol ettiğim bir şey bu da benim.

Ve burada zaten işte o senin bahsettiğin diğer konu da devreye giriyor. Bazen yerimizde rahat duramıyoruz. Özellikle hisseler, fiyat hareketleri çok volatilitesi yükseldiğinde, çok yüksek bir şekilde bir anda volatilite arttığında, fiyatlar yükseldiğinde kendimizi o fiyatların üzerinde otururken pek bulamayabiliyoruz. Burada işte o bir sonraki başlığımız zaten devreye giriyor.

O da şu, bir hissenin fiyatı yükseldiğinde kendimizi inanılmaz derecede zeki, akıllı ve haklı olarak görüyoruz. Ve hissenin tam tersi şekilde fiyatı düştüğünde, aldığımız noktadan belki daha aşağıya düştüğünde, bu kez çok çok büyük bir kritik hata yaptığımızı ve aptal gibi hissediyoruz kendimizi arkasından. Fiyat hareketleriyle çok bağlantılı duygu durumlarımız değişiyor. Bunun çok çok yanlış olduğunu söyleyebilirim.

Bunu çok çok büyük yatırımcılar da söylüyor zaten. Bu fiyat hareketleriyle birlikte kendini haklı hissetme veya haksız hissetme durumuna sen düşüyor musun veya Bu konuda bir tecrüben var mı? Paylaşabilir misin? Yani açıkçası buna düşmüyorum diyen bence yalan söyler.

Bu yine aslında biraz önce bahsettiğim hisseyi yeteri kadar araştırmadan veya incelemeden aldığında çoğunlukla ortaya çıkıyor diyeyim yani her zaman değil ama. Şimdi hisse fiyatı yükselince senin de bahsettiğin gibi analizimizi haklı buluyoruz. Sonrasında düşmeye başladığında ise bu sefer suçu kendimiz de aramıyoruz ama çoğu kişi öyle yapıyor. Suçu başkalarına atıyor.

İşte bu piyasa olabilir, işte algoritmalar olabilir, robotlar olabilir, işte veya işte büyük kurumlar olabilir. İşte al raporu verdi sonra sat. vesaire olaylar oluyor. Bununla alakalı çok konuşmalar dönüyor sosyal medyada.

Bunu aslında ben de kapılıyorum. Analizime güvensem bile yine de içimde bir kuşku olabiliyor. Mesela ben yeterince araştırmışım şirketi ama diyorum ki benim bilgi sınırlarımı aşan bir haber mi var, bir insider bilgi mi var diye düşünmekten açıkçası kendimi alamıyorum. Ben hisseyi aldım, ondan sonra düşüyor.

%10 düştü, %20 düştü. Ben aslında düşmesini bekleyerek almıştım ama belki de döngüsel bir şirkette işlem yapıyorum. Belki döngünün dibini yakalayamadım. Biraz daha düştü ben aldıktan sonra.

Ama yine de içimde bir kuşku olabiliyor. Yani benim acaba bilmediğim bir şey mi var sektörle alakalı ya da şirketle alakalı diye bu düşünceye kapıldığım oluyor. Yine de bunu minimize etmeye çalışıyorum, dizginlemeye çalışıyorum. Bu düşerken biraz daha tabi acılı.

Yükselirken çok sorun değil. Yükselirken zaten herkes zevkli bir şey. Ben çok haklıyım. En iyi yatırımcı benim.

O moduna dönüyor yani çok kişi. Bende bu şekilde oluyor. Bunu artık dizginlediğimi düşünüyorum yani ama yine de ara sıra kaçaklar oluyor diyelim. Bir yatırımcının herhalde kendini sürekli check etmesi gerekiyor.

Bu özellikle burada konuştuğumuz hatalar arasındaki bence en gözden kaçan hatalardan bir tanesi diye düşünüyorum. Hisse fiyatı yükseldikçe kendini haklı sanıp hisse fiyatı düştükçe haksız olduğunu düşünmeye başlamak. Buna ben de senin gibi çok sık düşüyorum aslında. Hemen kendimi tekrar telkin etmeye çalışıyorum.

Bir dur, bir sakin ol. Yükseliyorsa da düşüyorsa da fark etmez. tekrar bir geniş pencereden bir olaya bakmaya çalışıyorum. Yani kendimizi bence bu hatalara karşı sürekli olarak ne kadar öğrenmiş olsak da insan psikolojisi sürekli yeni telkinlerde bulunmamız gerekiyor sanırım kendimize.

Aynen öyle, yani Porsche F1'deki hisselere ara sıra bakmak böyle. Ben bu hisseyi niye almıştım zamanında? Ya da bu hisseyi alırken ki düşüncelerim nelerdi? Bunu bir kağıda yazmak da olabilir ya da bilgisayara yazmak da olabilir.

Ya ben bu hisseyi zamanında niye almıştım? Acaba şu an satmayı düşünüyorum ama neden satmayı düşünüyorum? Bunları mesela kendince, kendi kendini konuşur gibi bence ara sıra insanın kendisini kontrol etmesi gerekiyor. Belki o hisseyi düşük maliyetle almışsındır.

Mesela 5 katına çıkmıştır. Ama işte potansiyeli vardır. Biraz daha gitme potansiyeli vardır. Örnek veriyorum, zamanında aldığın hisse 1 liraya almışsındır.

3 liraya çıkmıştır, 5 liraya çıkmıştır ama senin önde hala, çirketin büyüme potansiyeli vardır. Gelecek planları, yatırım planları vardır. O hisseyi satmamak gerekiyor. Burada işte düşük maliyet yanılgısı.

birazcık işin içine giriyor. Bence bu birazcık acemi hatası aslında ama yine de tecrübeli yatırımcılar bile bu hataya düşebiliyorlar. Hatta aracı kurumlara temeddüllerinizin neden maliyetten düşmüyorsunuz diye şikayet edenleri gördüm ben. Yani o ekranda senin maliyetini düşük görme hissiyatı insanlarda çok fazla takıntı haline gelmiş durumda.

Başlangıç olarak düşük miktarda yatırım yapıyor bir kişi mesela. Yatırımın değeri de çok yükselmesiyle belki o pozisyona ekleme yapmaktan çekiniyor. Şimdi biraz önce bahsettiğim 1 liradan 3 liraya çıktı ama 10 liraya çıkma potansiyeli var. Şimdi sen 3 liraya çıktı diye ekleme yapmayı bırakırsan o hisseye, 1 lira maliyetli 100 tane A hissesinin hiç kimseye bir faydası yok.

O 100 tane değil de 1000 tane olsa mesela, uzun vadede senin sermayeni çok daha büyük hızla büyüteceksin. Yani maliyetim yükselecek endişeniz tamamen boş bir endişe bana göre. Çünkü maliyetinizin kimseye bir faydası yok. Önemli olan nominal olarak yaptığınız kâr miktarı ve aslında pardon real olarak yaptığınız kâr miktarı ve kazandığınız para buradaki.

Ben bu şekilde düşünüyorum. Maliyet takıntısı evet biraz bizim herhalde Türk borsacılarında mıdır yatırımcılarında maliyet takıntısı çok fazla var. Onun ben de büyük bir hata olduğunu düşünüyorum. Yani hatta tabii şu da var bizim yatırımcımızda özellikle bunu herkes zaten kabul ediyor.

Kârda çok fazla oturamıyoruz. Fakat zararda olduğumuz zaman o maliyet takıntısından dolayı %10, %20 belki %30 izliyoruz onu. %40 geriye gidiyor. İzliyoruz ve geldiği noktaya, aldığımız noktaya gelsin ki satalım diye böyle bir maliyet takıntımız var.

Bu da çok çok büyük bir hata. Tabii ki burada şey devreye giriyor yani o şirketin gerçekten de artık içsel değerlerinden kaynaklı olarak şirketin kendi iç dinamiklerinden kaynaklı mı bu fiyat düşüşü gerçekleşiyor. Bunu tespit ettiğimizde maliyet takıntısı sadece bize zarar verici bir bakış açısı bana kalırsa. Ve burada şeyi de, onu da söyleyeyim araya bir not olarak.

Mesela öneri olarak şeyi söyleyebilirim. Bir not defterinden bahsettin. Ben genelde Notion uygulamasını kullanıyorum. Seninle beraber de kullanıyoruz bunu.

Veya buna benzer başka uygulamalar veya senin dediğin gibi bir not defteri. Her şirket için bence bir şirket kartı gibi bir sayfa mutlaka her yatırımcının açması lazım. Bu sayfaya hatta o şirketle ilgili, o anki, o tarihteki duygu durumlarıyla ilgili yani böyle bir şey oldu, şöyle bir duygu durumundayım ben gibi şeyler bile eklemesi lazım matematiksel veriler yanında. Bence böyle bir şirket kartı oluşturulursa geçmişe yönelik işte neden aldığını veya neden satmak istediğini bir dönem bunları kayıt altında tutmak bence çok önemli.

Çünkü biz balık hafızalıyız yani insanlar balık hafızalı. Belki bir ay önceki bir haberi hatırlayamayabiliyorsun. Bu açıdan dediğin gibi bir şirket kartı oluşturmak çok önemli. Ben bunu şu anda yapmıyorum ama yani yeni girenler yapsın diyeyim yani yeni başlayanlar.

Kesinlikle yapmalılar. Ben bir dönem çok yaptım bunu. Özellikle herhalde bir 4-5 yıl öncesinde KnowOcean'da böyle her şirkete bir dosya açmıştım. Faaliyet raporlarını oraya atıyordum.

İşte arkasından yorumlarımı yazıyordum. Böyle çok çok ciddi bir şekilde yaptım bir dönem. Biraz zahmetli oluyor öyle. O yüzden azalttım.

Ama yani geçmiş verileri en azından şu anda elimde var. Düşüncelerimi yazıyorum oraya mesela bazen. O bence önemli bir şey. çok çok detaylı ve bu demin anlattığım gibi yapmaya da gerek yok yani sadece düşüncelerinizi o anki durumu gibi şeyler de yapılabilir bu en azından bazı şeyleri unutmamanızı sağlayabilir o şirketle ilgili.

Aynen öyle peki şey hakkında ne düşünüyorsun biraz önce konuştuk gerçi bu konuyu ama bir şirkete mesela portföyünde ne kadar ağırlık vermek ya da bir şirketin portföydeki hisse sayısını da bir ara konuşmuştuk yani portföydeki hisse sayısı bir hisseye portföyüne ne kadar ağırlık vereceksin yani portföy dağılımını nasıl yapmamız gerektiği konusunda çoğu kişi kararsız kalıyor bana çok fazla soru geliyor bu konu hakkında yani portföy dağılımı nasıl yapmalıyız ya yanlış portföy dağılımı diye bir şey var mıdır ya dengesiz portföy dağılımı var mıdır sence portföy dağılımı nasıl yapmamız gerekiyor Bence kesinlikle bu dedin var yani yanlış portföy dağılımı çok ciddi bir problem. Dengesiz veya yanlış iki kelimeyi de kullanabiliriz. Bir kere burada ya bu benim tabii kendi yatırım prensiplerim arasında olan bir şey. Herkes aynı şekilde düşünecek diye bir şey yok tabii ki.

Seninle de bu konularda özellikle ayrışıyoruz zaten. Ancak özellikle bence ilk bakılması gereken kural bir portföy oluştururken herhangi bir piyasadan, herhangi bir bu fark etmez Türkiye, Amerika veya kripto piyasası da olabilir. Gerçi kripto tarafını çok fazla konuşmuyoruz burada ama herhangi bir finansal piyasalardaki bir araç veya bir ekosistemi düşünelim. Ben burada bir pozisyon aldığımda benim toplam portföyümün işte ana benim karşılaştırma aracımla veya ana benim hedefimle korelasyonu nedir?

Bu çeşitlendirmeyi yaparken ne kadar bir korelasyon yaratıyorum? Bu soruyu sorarak başlaması gerekiyor bence bir yatırımcının. Zaten bu soruyu sorduğun zaman şey ortaya çıkmaya başlıyor. İşte buraya ben ne kadar %'lik... Bunu büyük fonlar da bu arada bu şekilde yapıyor.

Yani ben burada kendi şeyimi gibi anlatıyorum ama büyük fonlar zaten böyle yapıyorlar yatırımlarını. Belirli bir ülkeye yatırım yaparken bile o ülkede pozisyon aldıklarında bu pozisyonu başka bir ülkede bu kez hedge ediyorlar mesela başka bir pozisyon alarak. Biz yapacağımız tüm işlemleri bu şekilde değerlendirmeliyiz bence. Yani portföy dağılımını şöyle, şu mesela kesinlikle çok çok büyük bir hata bence.

%100 borsa, bunu ben seninle yaptığımız yayınlarda herhalde 4. 5. kez tekrar ediyorum yanlış hatırlamıyorsam ama %100 borsa İstanbul portföyü oluşturmak bence çok kritik bir hata. borsamızın çok yüksek bir getiri vaadi var uzun vadeli olarak bir fırsat sunuyor fakat aynı zamanda hep işte ülke risklerinden bahsediyoruz veya kendi iç dinamiklerimizden bahsediyoruz yüzde yüz ben bir şeyi taşımak bana birazcık şey geliyor o senin sorunla da bağlantılı yine biraz bunu sadece bir tane aset için yapabilirim belki onu burada şimdilik söylemeyeyim ama yüzde yüz bir şey taşımak ve yüzde yüz bir şeye korele olmak diyeyim daha doğrusu bence çok tehlikeli bir davranış biçimi Öncelikle bu soruyu sorarak başlamak gerekiyor bence bu dengesizliği ortadan kaldırmak için.

Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Katılıyorum. %100 bir ülkenin hisse senetlerine ya da bir ülkenin riskine %100 bağlı kalmak bence de yapılmaması gereken bir şey. Burada birazcık familiarity diyorlar.

Yani o ülkeye aşina olmak, o ülkenin şirketlerine aşina olmak birazcık böyle bizi elimizi kolumuzu bağlıyor. Şimdi Amerikan şirketleri ya da Avrupa şirketlerine çok fazla bilginiz olmadığı için ancak fonlar aracıyla ya da ETF'ler aracıyla yatırım yapabiliyoruz. Burada insanlar böyle daha çok aşina oldukları şirketlere yatırım yapmayı sevdikleri için belki %100 borsa İstanbul deneyebilirler ama burada artık günümüzde teknoloji çok gelişti. Bir fonla istediğin 500 tane Amerikan şirketine yatırım yapabiliyorsun.

İstanbul 500 fonu alabilirsin. Nasdaq fonu alabilirsin ya da işte yabancı ülke tahvillerine yatırım yapan bir ETF alabilirsin. Günümüzde çeşitlendirme isteyenler için yani seçenekler çok fazla. Ben de kesinlikle %100 bir asete ya da bir ülkeye bağlı kalınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Hatta ben biraz daha ileri gidiyorum. Portföyümde en az 10 hisse bulunduruyorum. Bunların en azından maksimum bir tanesini %20 pay vermeye çalışıyorum. Bir sektöre maksimum %40 oranında ağırlık veriyorum.

O sektörden ne kadar şirket olursa olsun elimde. Toplamın %40'ı geçmemesine dikkat ediyorum. Bir şirketi %20'den bahsettik. Onun dışında portföyümün çok büyük kısmı lise senetlerinde, %70 civarı.

Bu birazcık uzun vadede büyüme potansiyeli olduğu için lise senetlerini tercih ediyorum. Şu anki stratejim birazcık daha böyle şirketlerin rekabet avantajları, işte sektördeki lider konumları ya da pozisyonlarına daha çok önem veriyor. Şirketin marka değerine önem veriyorum, tüketicinin gözündeki algısına bakıyorum. Bunlar aslında birazcık sayısal olarak ölçülmesi zor şeyler.

Bu yüzden aslında değerlemeye birazcık sanat gözüyle bakılıyor. Yani hiçbir zaman oturup da Excel'de yaptığın bir değerlemenin birebir doğru çıkmasını bekleyemezsin. Sayısal olarak bazı şeylere bakacak olursak ise, şirketlerin kalitesini ölçen metlikler var. Bunlardan bir tanesi de öz sermayekarlılığı, bir tanesi de yatırılan sermayekarlılığı yani ROİK.

Bunlara dikkat ediyorum. Belki başka bir bölümde hisses ve net açım kriterlerimizle konuşuruz ama şu anda benim çok güzel bir bölüm olur bence. Yani şu anda şirketlerin kalitesini ölçen metriklerden olan ROE ve ROİK benim için çok önemli. Bunun dışında işte marka algısı ve şirketin birazcık böyle kalitesini ölçmeye çalışıyorum.

Peki... Ben şey, bir ara şey çok hoşuma gidiyor bak. Nedense takıntılı bir şekilde şeye bakıyorum ben de hep. Bir şirket, bu dediklerine de bakıyorum zaten ama takıntım var yani bu konuda.

Özellikle bir şirketin... alacaklarını ne kadar sürede tahsil, DSO diyoruz ona ve satış tahsilat süresi. Yani ikisinin arasındaki farka bakıyorum. Şirket bir malı sattığında bu malın tahsilatını kaç günde yapıyor, bunun karşılığında bu malı üretirken yaptığı harcamaların ödemesini kaç günde yapıyor.

Bu aradaki fark benim için takıntılı derecede bir önem arz ediyor nedense. Bazı şirketler de negatif oluyor, onlar bal kaymak oluyor zaten. Evet yani alacaklarını çok hızlı eğer tahsil ediyorsa ve bunun yanında ödemelerini çok geç yapıyorsa yani mesela örnek olarak atıyorum 50 günde bir alacak tahsil süresi var. Ödeme vadesi de şirketin 150 gün.

Arada inanılmaz bir fark var. Bu nedense benim yani tabii ki anlaşılır bir şekilde zaten nedense derken ama çok hoşuma giden ve takıntılı derecede kontrol ettim metliklerden bir tanesi. Onu araya bir sıkıştırayım dedim. Yani bu şirketin ne kadar piyasalık, gücün olduğunu ve işte marka değeri aslında. Birçok şey anlatıyor aslında.

Peki biraz önce portföy dağılımından bahsettik. Portföydeki asetlerin dağılımından bahsettik. Sen de hedgeden bahsettin. Ben bu ikisini birleştireyim şimdi.

Yani portföyünde hedge yapıyor musun? Yoksa daha doğrusu hedge nasıl yapıyorsun diye sorayım. İşte bunun için kaldıraçlı araçlar var. Kaldıraç kullanabildiğin araçlar var.

Bir de doğal hedge yöntemleri var. Sen hedge nasıl bakıyorsun? Hedge yapıyor musun? Hedge nasıl yapıyorsun diye sorayım.

Kendimce yapıyorum. Yani şöyle ben özellikle o şey konusunda zaten bir hedge olması gerektiğine her zaman inanan birisiyim. Fakat bunu şeylerle yapmayı tercih etmiyorum. Bir kontrat satın alıp yaptığım işlemin tam tersi bir işlemi satın almak gibi bir şeyle ben hedge benim için böyle bir şey değil.

Doğal hedgelerden ben faydalanmaya çalışıyorum. Yani bu altın olabilir bitcoin olabilir ki buradaki benim en önemli hedge mekanizmam aslında bitcoin. Bitcoin birçok şey hedgeden bir şey. hiçbir ülke riski bulunmuyor, hiçbir makro riski bulunmuyor demeyeyim ama uzun vadede bizim piyasalardaki gerçekleşen büyük makro riskler Bitcoin'i çok fazla etkilemiyor yine.

Tabii ki parasal sıkılaşma ve parasal gevşeme dönemlerine göre Bitcoin fiyatları bazı şekilde etkileniyor veya bunun yanında yine onun kendi ARS takvimine bağlı olarak 4 yılda bir girdiği bazı döngüler var, etkilendiği birçok şey var aslında ama Bizim normal, şu anda kullandığımız finansal piyasaları etkileyen risklerin büyük bir bölümü Bitcoin'i etkilemiyor. Bitcoin doesn't care diye bir söz var aslında bununla ilgili. Yani o anlamda en büyük hedge mekanizmasının ben piyasalara karşı korelasyonuzu düşürücü bir araç olarak Bitcoin olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında yine altının ben önemli bir araç olduğunu düşünüyorum.

Burada yine biraz senden ayrılıyoruz ama. Belirli bir oranda da altın var. Ha öyle mi? Geçen bölümlerde bir altın konusunda... Az miktarda da olsa var yani.

Bence olmalı. Yani bu bir güvence, güvence olarak bakmak lazım. Bir emniyet sporu olarak bakmak lazım bu tip şeylere. Ve ters kontrat satın alarak veya buna benzer şekilde hedgeler yapmaya çalışıyor.

Bunu fonlar yapıyor. Yani fonlar bu şekilde hareket ediyor. Biz bireysel yatırımcıyız. Başka şekilde fonların o sınırlı dar yatırım alanlarından çıkıp başka şekilde doğal hedgeler kullanabiliriz.

Ben bunların daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Ben daha önce bu bahsettiğin kaldıraçlı işlemlerle yapılması konusunda birkaç deneme yapmıştım. Ben hiç kullanmadım bu arada.

Evet, ben de deneme amaçlı kullanmıştım. Fakat bir süre sonra şunu fark ettim. Bu sürekli ekran başında olmayı gerektiriyor ve psikolojik olarak kişiyi olumsuz etkiliyor. Birkaç kontratlık endeks long veya short denemesi yaptım daha önce.

Aslında en kötü senaryoyla karşılaştım ben. Zarar değil, kar etti ilk başta. Ondan dolayı dedim ki ben bunu devam ettirmeyeyim, ben bunun tadına varırsam eğer daha fazla risk alırım. Burada amaç aslında hisse portföyünüze güveniyorsunuz fakat endeksin düşme ihtimali olduğunu düşünüyorsunuz.

Bu durumda işte hisse satmadan endeks short açarak bu getiriyi arttırabiliyorsunuz ya da zararı minimize edebiliyorsunuz. Piyasa 1 düşerken sizin portföyünüz işte 0.6 0.7 düşüyor.

Aynı şekilde büyük bir trendle long açtığınızda piyasa 1 çıkarken sizin aldığınız riske göre veya kaldıraç büyüklüğünüze göre 1.5 çıkabiliyorsunuz. Ben başımı yastığa koyduğumda daha rahat uymamı sağlayan araçlara yatırım yapmayı seçtiğim için ben de doğal heci tercih ediyorum. Burada ben heci altın ve tahvillerle yapmaya çalışıyorum.

Yani tartışılır, pandemiden sonra tahvillerin ters korelasyonu biraz bozuldu ama yine de altın ve tahvillerin toplam ağırlığı yaklaşık %30 civarında bende. Bunun en azından bir miktar doğal etch olduğunu düşünüyorum. En azından beni krizlerde nakit akışımı koruyacak şekilde bir şey sağlıyor bana. Oradan bir nakit akışı sağlıyor.

Krizleri en azından atlatabilecek kadar nakit akışım oluyor bu sayede, tahviller sayesinde. Benim hece bakış açım bu şekilde. Peki bir soru daha sorayım sana son olarak. Uzattık konuyu ama sen pozisyon büyüklüğü riskini hakkında ne düşünüyorsun?

Yani bir hisseyi aldıktan sonra örnek veriyorum Portfolio'da bir hisseye %5 paya ayırdık. Sonra hızlı şekilde bu hisse çok 4-5 katına çıktı ve Portfolio'nun %30 paya ulaştı. Burada törpüleme yapılmalı mı? Yoksa kazananları sürmeye devam mı etmeliyiz sence?

Burada iki çeşit pozisyon büyüklüğü hatası ortaya çıkıyor. Bir tanesi senin söylediğin hissenin fiyatının çok fazla yükselmesiyle portföyünde çok yüksek bir ağırlığa çıkması durumu. Bu birincisi. İkincisi, Hissenin fiyatının düşmesiyle birlikte senin ona artık agresif bir şekilde sürekli ekleme yaparak onun ağırlığını belki farkında olmadan yükseltmen.

Yani hisse fiyatı düşerken de yükselirken de pozisyonunuz kontrol dışına çıkabilir. İki durum var burada. Birincisi o senin söyledin zaten. Yani ben burada şirketin işiyle ilgili kendi iş yapış şekliyle veya içsel değerleriyle ilgili bir değişim var mı?

Bunun kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani o hisse, o fiyata gelirken gerçekten bir haber akışıyla yani doğru bir haber akışıyla mı bu fiyata geliyor? Bu önemli. Eğer onunla da gelmiyorsa ne yapmalıyız?

Bence burada yine satış yapılmamalı. Mesela bu son zamanlarda, sana daha geçen günlerde bahsettim yani son zamanlarda benim de başıma gelen bir şey yani bir anda çok bir hisse çok hızlı bir şekilde portföyümde olan inanılmaz bir şekilde arttı. ve ben o fiyatı hak ettiğini düşünmüyordum o sırada. Fakat burada satış yapmam gerekmiyor benim.

Yani bu şunu getiriyor yanında, o hak etmediğini düşündüğüm fiyat, belki bundan 6 ay sonra o fiyata gitmesi belki beklenirken, eğer ben burada satış yapmaya başlarsam bu beni iki şekilde etkileyebilir. Birincisi daha fazla hisse fiyatı artabilir. Hiçbir zaman bilemeyiz nerede duracağını veya nerede geriye çekileceğini. Bu birincisi.

İkincisi, o şirketin, yani nasıl anlatabilirim bunu, bu satışı ben yaparsam eğer, bu beni artık bir yatırımcı kimliğinden başka bir kimliğe doğru taşıyacak. Yani bir trader'a belki dönüştürecek beni uzun vadede. Kendimi, prensiplerimi tamamen etkilemiş olacak. Ancak ve ancak artık son kademede yani artık tamamen bir irrasyoneliteden bahsediyorsak bence satış yapılmalı.

Yoksa kısa vadeli böyle fiyat hareketlerine aldanarak yükseldiğinde satıp düştüğünde tekrar almaya çalışmakla işte o zamanlama yine portföy dönüşüm oranını etkileyen şeyler bunlar. Fiyatı hak etmediğini düşünüyorsak bile bence üstünde oturabilmeliyiz hissenin, şirketin. Ben de bir anlamda bir noktaya kadar seninle benzer düşünüyorum. Bir noktadan sonra ise bazı o kadar çok irasyonel fiyatlamalar oluyor ki, sen hissenin ederini görüyorsun, o ederinin de 2-3 katına çıktığında ben yukarıya doğru kademeli olarak satma taraftarıyım.

Mesela daha önce bir tarım şirketinde aynı şeyi yaptım ve daha öncesinde bir kimya şirketinde benzer bir durumla karşılaşmıştım pandemi döneminde. Çok irasyonel fiyatlamalar olabiliyor bazen. Burada da tabii hiçbir zaman tepe noktasını bulamazsın. Ben bulacağımı iddia etmiyorum.

Orada kademeli olarak işte %5, %10'luk kademeler koyuyorum kendime. Emirlerimi veriyorum. O emirlerden gerçekleşenler oluyor, gerçekleşmeyenler oluyor. Bazen erken sattığım da oluyor.

İşte niye satıyorsun? Giden hisse satılır mı? gibi yorumlar da alıyorum sosyal medyada ama hissenin ederinin çok üzerine çıktığı zaman bu sefer riskin katlanarak artıyor. Aslında para kazanıyor gibi görünüyorsun ama şirketin ederi o olmadığı için.

Aslında o senin olmayan bir para. senin olmayan bir parayı aslında sen kazanamazsın zaten. O neden? Kazanmamalısın daha doğrusu.

Ben yukarıya doğru satmayı, kademeli olarak satmayı tercih ediyorum. Bazen hata yaptığım da oluyor. Tabii bu benim birazcık böyle şeyimi, alsat yapma şevkimi arttırıyor mudur? Muhtemelen arttırıyordur.

Buna da yapacak bir şey yok. Öyle düşünüyorum ben de, arttırıyordur. Ama sonuç olarak biraz daha böyle irasyonel fiyatlamalar olduğu zaman bundan para kazanmasını da bilmek gerekiyor diye düşünüyorum. Benim söyleyeceklerim bunlar.

Senin var mı eklemek istediğin bir şey kapatmadan önce? Şunu ekleyebilirim son olarak. Bu bence en önemli noktalardan bir tanesi. Çok çok düştüğüm hatalardan bir tanesi benim de.

Şöyle kısa bir cümleyle toparlayayım kendi adıma. Kendinize finansal piyasalarda en çok güvendiğiniz an, içinde bulunduğunuz en tehlikeli durum olabilir. Buna dikkat etmenizi tavsiye ederim. Kendi adıma böyle toparlayabilirim konuyu.

Evet, güzel bir cümle oldu. Teşekkür ederiz bizi dinlediğiniz için. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Teşekkürler. Tekrardan görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)