Podcast

Fare Yarışı ve Modern Kölelik | Finansal Özgürlük Kulübü #3

Midas Podcast

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Finansal Özgürlük Kulübü'nün ilk kuralı, finansal özgürlük hakkında konuşmaktır.
Finansal Özgürlük Kulübü'nün ikinci kuralı, finansal özgürlük hakkında "her şeyi" konuşmaktır.
Hoş geldiniz. Kabul etmesek de modern dünyada hepimiz bir fare yarışının içerisindeyiz. Bu uğurda öne geçebilmek adına farkında olmasak da çoğumuz modern kölelere dönüştük. Peki, bu sistemi kırmanın bir yolu var mı? Serimizin üçüncü bölümünde, sistemin bu keskin iki yüzü hakkında derinlere dalındı ve cevaplar arandı.
Herkese iyi dinlemeler.
Midas uygulamasını indir: https://app.getmidas.com/gmih/mie6gpeu
Midas'ın Kulakları: https://www.getmidas.com/midasin-kulaklari
Twitter: https://twitter.com/getmidas
Instagram: https://www.instagram.com/get_midas/
Not: Bu içerik, içeriğin yayınlandığı günkü veriler ve haberler baz alınarak hazırlanmıştır. Eğer varsa içerikte geçen hedef fiyat tahminleri, uzman ve analist yorumları bu içeriğin yayınlandığı tarihte geçerlidir. Bu tahmin ve yorumlar zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu podcast'te yer alan haberler ve haberlerin içerdiği şirketler hakkındaki bilgiler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bahsi geçen hisselerdeki; hisse adı, fiyatı ve grafikleri de dahil temsilidir, yatırım tavsiyesi değildir.

Bölüm Transkripti

6.848 kelime · ~34 dk okuma

Sahip olmadığımız paraları ihtiyacımız olmayan şeyler ve bize değer vermeyen insanları etkilemek için harcıyoruz. Biraz ağır bir giriş oldu ama günümüzde çalışanların ezici bir çoğunluğunu yaptığı şey bu. Adeta bir tekerleğin içindeki fare gibi hiçbir noktaya ulaşma imkanı olmadan sonsuz bir döngünün içine sıkışmış durumdayız. Burada ne yapmamız gerekiyor peki?

Tek yapmamız gereken şöyle bir kenara bir adım atıp etrafımızda neler olup bittiğini gözlemlemek ve bazı kararlar vermek. Herkese selamlar. Sarı Özgürlük Kulübü'nün 3. bölümüne hoş geldiniz.

Geçtiğimiz iki bölümde mazlok piramidi ve minimalizmden bahsetmiştik. Bu bölümde de finansal bağımsızlıkla yakın ilişkili olan fare yarışı ve modern kölelik düzeninden bahsedeceğim. Bu arada ben Bay Tutumlu. Karşımda borsada bir başına İlker var.

Transkriptin tamamını oku

Merhabalar herkese. Bu arada güzel bir haber vermek istiyorum. Finansal Özgürlük Kulübü Eylül ayından itibaren artık ayda iki bölüm şeklinde yayınlanacak. Böylece biz de anlatmak istediklerimizi siz dinleyicilerle daha sık paylaşabileceğiz.

İlker de bu durumu bayağı sevmişti anladığım kadarıyla. Evet daha güzel olacak inşallah umarım. Tabii içeriği doldurmak önemli. Ben sadece aslında o kısmı çok önemsiyorum.

Burada amacımız insanlara aslında herkesin hemen hemen bildiği, gördüğü veya düşündüğü şeyleri sesli olarak düşünüyoruz. Birbirimizle sohbet etmiş oluyoruz. Bunun tabii karşılıklı olarak içeriğini doldurmamız çok önemli bence. Dolu dolu inşallah bölümler yapmaya devam edeceğiz.

Evet kesinlikle öyle. Şimdi öncelikle ben fare yarışı ifadesinin ilk defa kimin kullandığından bahsetmek istiyorum. İlk defa literatürde 1997 yılına girmiş Robert Kiyosaki'yi herkes tanıyordur. Zengin Baba Yoksul Baba kitabında ortaya çıkmış bu ifade.

Fakat bundan bir yıl önce yayınlanan ve sonradan filmi de çekilen Fight Club diye bir kitap var. Bu kitapla da benzer bir konseptten bahsediliyor. Filmde Tyler Durden'ın şu sözü Fare yarışını gerçekten çok iyi özetliyor bence. Her gün ihtiyacımız olmayan şeyleri almak için nefret ettiğimiz işlere gidip geliyoruz.

Gerçekten fare yarışını çok iyi özetleyen bir cümle olmuş bu. Kiyosaki'nin kitabında da fare yarışından çıkmak için finansal okur yazarlığımızı geliştirmemiz gerektiğinden bahsediyor. Muhtemelen pek çok kişi okumuştur zaten kitabı. Kiyosaki'nin bir yoksul babası var, bir de zengin babası var.

Aslında kitapta arkadaşının babası olarak geçiyor bu. Zengin baba ek gelirleri ve girişimci ruhuyla sürekli olarak kendisine pasif geliri yaratacak varlıklar satın alıyor. Bir nevi bileşik getirim makinesi inşa ediyor. Yoksul baba ise para için çalışıyor.

Parayı çalıştırmasını bilmiyor. Bunun birçok sebebi var. Fakat Kiyosaki bunun en büyük sebebinin okullarda finansal okuryazarlık eğitiminin verilmediğinden kaynaklandığını söylüyor. bunu podcast'ın ilerleyen bölümüne tekrar döneceğiz.

Bu noktada ben sana sormak istiyorum. Yani sence Faire yarışı nasıl ortaya çıktı? Geçmişi neye dayanıyor? Bu konuda senin fikrini almak istiyorum.

Şöyle aslında ben biraz daha bizim zaman çizelgemizi büyüterek konuya girmek istiyorum. Şimdi kesinlikle şeyde haklısın. Bu aslında kavram olarak belki Fight Club'la birlikte biraz daha artık gün yüzüne çıkmaya başladı. Aslında filmden aldığımızı da 99'dan itibaren alabiliyoruz ama kitabına gidersek eğer sanırım 70'lerde veya 80'lerde yazılmış olması lazım.

Tam emin değilim, tarihini hatırlamıyorum ama çak falan yok. 80'lerde falan olması lazım kitabı. Kitabını ben parça parça böyle bölüm bölüm okudum, tamamını okumadım. Filmi bu arada çok güzel, mutlaka izlemeyen varsa da tavsiye etmiş olalım.

Orada zaten bir modernizme getirilen bir eleştiri var. Yani burada fare yarışından kasıt aslında modernizmin bize getirdiği, senin de bahsettiğin gibi ihtiyacımız olmayan şeylerin peşinde koşmaktan dolayı bizim kendi kendime vurduğumuz bir zincirden bahsediyor aslında. Tamamen bunu eleştiriyor, modernizmi eleştiriyor. İnsanın kendi anlam arayışından uzaklaştığını anlatıyor bir bakıma.

Şimdi ben aslında bu konuyu biraz daha bence geriden almamız gerekiyor. Yani şöyle, bence, benim fikrim yani bu en azından, son 100-150 yılda aslında bu fare yarışı şekillenmeye başladı. Yani şöyle ki, şimdi şeyden almamız gerekiyor, ta gidip Otto van Bismarck'tan almamız gerekiyor bence. Bu Almanya'nın, Prusya devletinin başkanı diyelim.

Otto van Bismarck. O bizim şu andaki günümüzdeki modern emeklilik sisteminin kurucusu olarak bilinen bir kişi. Biliyorsunuz tabii ki sanayi devrimiyle birlikte, endüstriyel devrimle birlikte artık çalışma şekillerimiz düzenlenmeye başladı. Çalışma şekillerimiz artık belirli bir kalıba oturmaya başladı ve bunun kurucusu da Otto von Bismarck.

En azından düzenleyicisi diyelim. Sosyal devlet anlayışı ve sosyal güvenlik sisteminin kurucusu diyelim. Biz bu sosyal güvenlik sistemi içerisinde kendimize artık bazı güvenceler almaya başladık. Yani bu güvencelerden bazıları örneğin tabii ki emeklilik yaşlarında düzgün bir hayat yaşamamız.

Onun dışında çalışma şartlarındaki düzelmeler. Hatta şöyle bir örnek verin, bunun istatistiğini de vereyim. 1870'lerde insanların yıllık çalışma süreleri Ortalama olarak bir tahmin yapmak ister misin sen Bay Tutumlu sevgili Gökhan? Ben çok olduğunu düşünüyorum.

Ne kadardır mesela? 14 saat falan olduğunu düşünüyorum. 13-14 saat. Yıllık?

Şöyle yıllık tahmin. Pardon. Şimdi yıllığı hesaplayamadım ya. Tamam, peki.

Haklısın aslında. Onu ben de haftaya çevirmedim ama şöyle söyleyeyim. Şaşıracaksın yani bu rakama. Yıllık ortalama 1870'lerde bir kişinin çalışma saati 3000 saat civarında.

Bu Avrupa, Amerika ve Orta Doğu tarafı. İşte bizim bu taraflar için çıkartılmış bir istatistik. Yıllık 3000 saat civarında. Bugün geldiğimiz noktada çalışma saatlerimiz 2010'a kadar benim önümdeki grafikte var.

Zaten o dönemden sonra artık çok da değişmedi. Çalışma sürelerimiz yıllık ortalama 2000 saatin altına inmiş durumda. Yani %50'den fazla bir düşüş var çalışma sürelerimizde. Hatta bunu Otto van Bismarck'ın işte o sosyal güvenlik sistemini getirmesinin arkasından iş hayatın düzenlenmesiyle birlikte kademeli olarak düşüşünü görüyoruz zaten.

Hatta yanlış bilmiyorsam 1920'lerden sonra artık o şey daha çok oturmaya başlıyor. 8 saat uyku, sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme süresi. Tabii buna ne kadar uyduğumuz şu anda çok emin değilim. Yani bazı yerlerde hala bu çalışma sürelerinin üstünde çalışılıyor ama lafı çok uzatmadan şuraya gelmek istiyorum bundan.

Şimdi bu bize sağlanan güvencelerin içerisinde biz artık bir noktada sanki biraz daha konfora alıştık gibi yani konfor duygumuzu geliştirerek artık çalışma sürelerimizin de düşmesiyle birlikte sosyal hayatlarımıza odaklanmaya daha fazla başladık. Ki bu da kaçınılmaz bir şey. Fakat işte bu noktada bence çoğumuz, buna biz de dahil olabiliriz eskiden, çoğumuz bu fare yarışının içinde kayboluyor. O geçen bölümde bıraktığımız hani Keeping Up with the Joneses diye sen bir kalıp kullanmıştın.

o noktaya bizi hapsedebiliyor. Ben genel resmi böyle çizerek başlamak istedim öncesinde. Aslında dediğin gibi aslında önümüzdeki süreçte yani bundan bir 100 yıl önce baktığımızda 2000'lilere geldiğimizde çok daha az çalışma öngörüyordu aslında o zamanın uzmanları diyeyim. Yani bu konuda araştırmalar yapanlar işte günde 4 saat veya daha az çalışma öngörüyorlardı.

Teknolojinin de gelişmesiyle birlikte ama öyle olmadı. Başka bir bölümde gireriz ona da. Yani neden teknolojinin gelişmesine rağmen bu kadar çalışma süreleri hala 8 saatte sabit kaldı? Çünkü biraz önce senin gönderdiğin grafiğe baktım.

Bu arka tarafta grafiği gönderdim. Gördüm şimdi yıllık çalışma süreleri grafiğinde. Yani 1950'lerden beri çok az bir azalma olmuş. Yani 1870'lerden itibaren çok sert bir düşüş var ama 1950'lerden sonra artık böyle yataya bağlamış gibi çalışma süreleri.

Buna da ayrı bir bölümde gireriz aslında. Evet aslında tabii ki. Hatta şöyle düşünmek lazım yani şimdi 100 yıl öncesine gittiğimizde yine bakarsan eğer oradaki işte geleceğe yönelik tahminlere, o demin senin söylediğin veya fütüristler deniyor bunları zaten bugünlerde de hala geleceğe yönelik böyle tahminler yapıyorlar. Şu kısım önemli bence.

Hani bu endüstriyel ve sanayi devrimiyle birlikte İnsanların artık robotlaşmayla birlikte çalışma sorunlarının çok azalacağı artık neredeyse hiç çalışmayacağı bir dünya böyle hayali kuruluyor. Bugün aynı şey yapay zeka üzerinden belki bölümün sonlarına doğru bu konulara gireceğiz zaten. Aynı şey bunun üzerinden kuruluyor. Fakat işte bu bize bu tam gerçekçi bir hedef değil hem bu gerçekleştirilebilir bir hedef olarak görmüyorum.

İnsan çalışmadan bence var olamaz bu birincisi. İkincisi bizim bu çalışmanın içerisinde dikkat etmemiz gereken çalışmalarımızın meyvesini ben öyle adlandırıyorum çalışmalarımızın meyvesi olarak adlandırıyorum kazandığımız parayı. Bu kazandığımız parayı çalışmalarımızın meyvesini kendimiz için saklamalıyız. Zaten Kiyosaki onu anlatıyor işte yani kitabında zengin baba yoksul baba da bunu eğer kendimiz için saklamazsak ve başka isteklerin peşinde, arzuların peşinde koşarsak bir fare yarışının içinde diğer insanlarla bir rekabetin olmayan aslında bir rekabetin içine hapsolabiliyoruz.

Yani bu şekilde ben fare yarışına kapıldığımızı düşünüyorum. Bilmiyorum sen fare yarışına hani kapılma noktasında bunun farkına varma noktasına gelene kadar o aradaki aşamada Hani insanların nasıl burada kapana kısıldığını düşünüyorsun veya bundan nasıl çıkabileceğimizi düşünüyorsun? Evet, sen bahsettin. Sanayi devriminden biri olan gelişimden bahsettin.

Şimdi fare yarışına kapılmamızın bence en büyük sebebi psikolojik. İnsan psikolojisine dayanıyor bence. İnsan doğasına dayanıyor. İnsanlar geçmişten beri hep doğası geriye yönetilmeye ihtiyaç duymuşlar.

Sosyal varlıklarız biz insanlar. Hep geçmişten beri gruplar halinde yaşamışız. Birilerinin bizi yönetmesine ihtiyacımız var. Bence fare yarışından çıkmak için tek ihtiyacımız olan şey düşünce özgürlüğü.

Yani özgürce düşünmek. Düşünce özgürlüğünden kastım bölümün başında bahsettiğim durum. Yani bir çarkın üzerinde koşturuyor olduğunu farkında olmak. Günümüzde pek çok insan bunun farkında değil.

Çarkın üzerinden kenara adım atıp böyle hayatlarını objektif şekilde değerlendirebilseler, nasıl bir durumda olduklarının farkında olsalar aslında ilk adımı atmış olacaklar. Bu da aslında daha geçmişe gidelim. Eğitim sistemine dayanıyor. Yani ilkokul, ortaokul, lise hep eğitim sistemimiz ne kadar şekil olarak değişse de hep ana fikir ve konsept aynı.

Bir öğretmen var. O öğretmen bir şeyler anlatıyor. Baskın bir şekilde sınıf içerisinde bir otoritesi var ve öğrenciler oturup dinliyorlar. Bu sistem belki 100 yıldır bu şekilde.

Bu sistemde bence özgür düşünce sadece öğretmen izin verirse ortaya çıkabiliyor. Öğrenci ise neden ve nasıl sorgulamıyor çünkü. Öğretmenin anlattıkları da yetiniyor. En azından %90'lık kesim.

Bunun ötesine geçmeye çabalamıyor. Sonrasında bu birey büyüyor, okulunu bitiriyor, iş hayatına atılıyor. Fakat iş hayatında da çok bir şey değişmiyor, sorgulamamaya devam ediyor. Kendisinden beklenen görevleri yapıyor, maaşını alıyor, maaş gününü beklemeye başlıyor.

Maaşını aldıktan sonra bunun hemen tüketime yöneliyor. İşte restoranlara gidiyor, kıyafet alıyor, son model telefonunu alıyor. Bunlarla, maddi şeylerle mutlu olabileceğini düşünüyor. Bunun hakkında kendi podcastinde bir bölüm yapmıştım.

Büyük evler, hızlı arabalar ve parlak şeyler satın alarak tüketim tuzağına çekilmiş oluyor aslında insanlar. Burada neden diye sorabilir dinleyiciler. Bence burada amaç maddi varlıkları kullanarak başkaları tarafından takdir edilmek. Geçtiğimiz bölümde de konuşmuştuk aslında Ferrari'deki adam paradoksu.

Burada tüketiciler Ferrari'deki adama özenmiyorlar aslında. Bu Ferrari'deki adamın yerinde olmayı hayal ediyorlar. Yani o adama değil de o arabaya özeniyoruz aslında biz. Eğitim sistemimiz de bu duyguyu pekiştirmek için elinden geleni yapıyor.

Yani maaşımızı alıyoruz örneğin ay sonunda ya da ay başında. Maaş sanmanı alır almaz hemen bunu bir maddi varlık alarak somutlaştırmak istiyoruz. Aslında bizim maaş sanmamız ekrandaki rakamlardan ibaret. Çünkü kimsenin eline bir nakit para geçmiyor.

Bunu somut bir şekilde algılamak için maddi bir varlıkla taçlandırma ihtiyacı hissediyoruz. Fakat yani bu işin sonu hep daha fazlasını istemeye doğru gidiyor. Şimdi o arabayı alıyorsun mesela mezun olmuşsun, bir araba almışsın, kredisini ödüyorsun, daha üst modele geçmek istiyorsun. Ya da örnek veriyorum, ev kredisine giriyorsun, hayatının 15-20 yılını ipotek altına alıyorsun.

Tabii ben şey demek istemiyorum burada, kimse ev almasın, araba almasın, herkes böyle mob gibi keşiş gibi yaşasın demek istemiyorum tabii ki. Ama tüketim çılgınlığının böyle bir sarmala dönüştüğünü ve buna kapıldıktan sonra çıkmanın çok zor olabileceğini herkesin farkına varması gerekiyor. Yani insan olarak ömrümüz kısıtlı. 70-80 yıl yaşıyoruz ortalama.

Bu kısıtlı ömrün her döneminde yapabileceğimiz şeyler farklı. Mesela 70 yaşında yapabileceğimiz aktiviteleri 30 yaşında yapamıyoruz. Mesela bungee jumping yapabilir misin 70 yaşında? Çok zor.

Sadece bungee jumping değil, yamaç paraşütü ya da değişik aktiviteler yani geçmişte gençken yapabileceğiniz aktiviteleri yaşlıyken çoğu zaman yapamıyorsunuz. O yüzden fare yarışına sadece böyle tasarruf ve birikim olarak değil de her yaşın gerektirdiklerini zamanında yaşamak olarak da bakmak gerekiyor. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Yani fare yarışından çıkmak için neler yapabiliriz?

En azından farkındalık kazanmak için. Yani sence farkındalık bireysel bazda mı olmalı? Aynı Kiyosaki gibi yoksa toplum bazında da bir çaba gerekli midir? Şöyle bence senin bu girdiğin nokta çok olması gereken bir nokta aslında.

Tam zaten bu işin bence özetini biraz önce yaptın sen. Eğitim sistemiyle başlıyor bu aslında dediğin gibi. Özellikle okullarda zaten finansal okuryazarlık eğitimi neredeyse yok denecek kadar az veya parayla ilgili hiçbir şey üretilmiyor okullarda. Bu kısımları ama gene bir kenara bırakırsak, bunu mecburen biz kendi kendimize öğrenmeliyiz veya birilerinden öğrenmek zorundayız, profesyonel birilerinden.

Yani bunu bize eğitim hayatı içerisinde öğretmiyorlar. Kiyosaki'nin kitabı aslında bu yüzden de çok önemli bir kitap. Zaten o da onu anlatıyor kitapta. Özellikle öğrencilik zamanlarındaki bazı hikayeler var.

Onlar çok güzel yani. Onları anlatıyor. Ve eğitim sisteminin bizi aynı model içerisinde sadece bir iş hayatına hazırladığını görebiliyoruz biz. Ve burada şunu da söyleyebiliriz.

Eğitimin içerisinde de bir yarış var. Aynı fare yarışına benzer bir şekilde eğitim sistemi içerisinde de öğrenciler bir yarış halinde. Zaten biz bu yarışa hayatımızın ilk döneminden itibaren hazırlanmaya başlıyoruz. Ortaokul itibarından artık biz kendimiz bunun farkına varmaya başlıyoruz ama anaokulundan bugün belki de artık başlıyor bu yarış.

Özellikle ailelerin yeni, ebeveynlerin biraz daha belki buna itmesiyle çocukları artık anaokulundan itibaren bir yarışın içine giriyor çocuklar. ve ömürleri boyunca hayatlarının büyük bir kısmında emekli olana kadar bu yarışın içinde devam ediyorlar. Benim gördüğüm durum bu. Yani bu değiştirilebilir mi?

Pek emin değilim. Bunu toplumsal bazda değiştirebilir miyiz? Ondan neredeyse çok bir umudum yok ne yazık ki. Ancak bireysel bazda bence bazı farkındalıklara varabiliriz.

Yani tabii ki şunu demek istemiyorum. Şimdi eğitim sistemi içerisinde elbette başarılı olmak mutlaka Hem iyi hissettirir, hem de statü anlamında veya güç... Gerçi o konulara da gireceğiz birazdan ama sizi güzel yerlere getirebilir hayatta. Bunlar mecburi yarışlar bir kısmı.

Aslında içinde olmamız mecburi yarışlar. Fakat buna işte kendimizi kaptırıp o çemberin içinde boşuna böyle dönmememiz gerekiyor. Birazcık da hayatı anlamamız gerekiyor bence. ve bence oradan şeye bağlayabiliriz yani ben bunu biraz şeye benzetiyorum monopoliye benzetiyorum monopoli oyununa benzetiyorum bir hayatı aslında Rabus Kiyosaki'nin de kendi bir oyunu var.

Ben o oyunu hiç oynamadım, Cashflow oyunu diye. Aynı Monopoly'nin çok daha değişik ve daha finansal okuryazarlık gerektiren tarzı diyeyim Monopoly oyununu. Ama hayat resmen bir Monopoly oyununa dönüşmüş durumda. Bir kutunun içerisinde dönüyoruz, yarış halindeyiz.

Burada bazı mallar almaya çalışıyoruz, bazı kendimize varlıklar edinmeye çalışıyoruz ama dikkat edersen Monopoly tahtasında Genellikle eğer aynı kişilerle oynuyorsan kazanan kişiler genellikle hep aynı kişilerdir ve kaybeden kişiler de hep genellikle aynı kişilerdir. Yani bu hayatta da aynı şekilde bence. Oyunun kurallarını yanlış oynadığımız için biraz kaybediyoruz bence. Şöyle bir söz var ya sözünü kestim ama dünyadaki tüm varlıkları eşit olarak insanlara dağıtsak bir 15-20 yıl geçse yine eski sahiplerine geri döner diye bir şey var.

Anekdot var o şekilde anlatıyorlar. onu şöyle anlatayım o şeyde geçiyor sen nerede okudun emin değilim ama Babil'in en zengin adamında geçiyor arkada belki hatırlarsın şimdi arkada galiba orada geçiyordu kral çağırıyor arkada yani diyor ki arkad işte sen hani sıfırdan geldin büyük bir servet yarattın tabi arkad burada bu serveti yatırırken aslında birinden de faydalanıyor yani birinin serveti de ona geçiyor falan hani bir şey de var Neyse o kısımlara girmeyelim. Hani sen bu kendi servetin en azından nasıl büyüttün işte bize de bunu anlat ve halkı da aydınlat. Onlar da öğrensinler.

Onlar da senin gibi varlıklarını büyütsünler diye soruyor ve o şeyi fark ediyorlar. Kral diyor ki yani ben diyor herkese diyor eşit miktarda herkesten vergi alıyorum. Herkese eşit miktarda yardım ediyorum ama bakıyorum ki diyor para diyor benim dağıttığım para veya ticarette dönen para bir şekilde dönüp dolaşıp hep aynı kişilerin ceplerinde toplanmaya başlıyor. işte bunu anlamak lazım bence yani aslında bu sahtekarlık mı yapıyorlar hayır sahtekarlık yapmıyorlar işte problem orada yani bugünkü belki finansal düzenle bunu karşılaştıramayız ama bence yine oralara da çok girmiyorum sahtekarlık yapmadan yapıyorlar bunu bir şekilde dönüp dolaşıp o insanların ceplerinde toplanmaya başlıyor tekrar para Peki neden böyle diye konuşacak olursak, yani aslında onlar, bu kişiler, varlıkların ve yükümlülüklerin arasındaki farkın bilincindeler.

Yani ben öyle düşünüyorum. Neler benden varlık götürür, neler pasif gelir üretir, neler benim varlığımı çoğaltır ve neler benden para götürür, bunları biliyorlar. Ve bunu bilinçli bir şekilde yapıyorlar. Onlar şunu yapmıyor.

Monopoly tahtasını şimdi tekrar gözümüzün önünde canlandırırsak, ne vardı orada en kötü varlıklardan hani tren istasyonu falan mı vardı şeyler hiçbir neredeyse nakit akışı üretmeyen doğru düzgün getirisi olmayan tren istasyonu veya işte su işleri su idaresi falan gibi yerler var oraları mesela kimse çok istemez oyun oynarken işte onlar oraları almıyorlar onlar onun yerine gidip şeyi alıyorlar etilerde atıyorum bölge alıyorlar veya işte orada yavaş yavaş konutlarını dikmeye başlıyorlar hani monopoli oyunu bazında bunu çözmüş durumdalar O yüzden onların cebinde toplanıyor. Yani fare yarışından peki bu kadar konuştuk. Tarihsel geçmişini anlattık. Peki nasıl çıkabiliriz diye bir öğüt isteyecekler bizden.

Podcast'ı dinleyenler bir şey alacaklar bu podcast'tan. Şimdi nasıl çıkabiliriz fare yarışından? Biraz önce bahsettin. Toplum bazında pek bir umut yok gibi görüyorum ben de.

Kişi bazında bakmak lazım öncelikle. Bence kişinin biraz önce söylediğim gibi pasif gelir üreten veya varlığını çoğaltan asetlerin farkında olması ve ondan para götüren yükümlülükleri bilmesi ilk aşama. Yani bunu yine hiç yükümlülük almayalım, hiç yükümlülükse satın almayalım şeklinde düşünmemek lazım. Yine yükümlülük almak istiyorsan al ama bunu bilerek yap, bilinçli olarak yap.

Hiçbir zaman sıfır yükümlülüğe sahip olamazsın. Her zaman fiziksel varlıklara ihtiyacın var. Fakat bunları minimumda tutarak birikimi ayırdığımız tutarı arttırabiliriz. İlk aşamayı geçtikten sonra ikinci aşama tasarruf ve yatırım yapmak aslında.

Bu bilince sahip olduk diyelim. Bundan sonrası yaşam tarzımızda değişiklik yapmak gerekiyor. Bazı durumlarda bu kolay, bazen ise çok zor. Ufak paralarla başlayıp büyütmek bir seçenek.

Küçük küçük tasarruflar yapmak. Bazen hızlı bir başlangıç yapmak da bir seçenek. Mesela evini değiştirmek, araba satmak gibi radikal değişiklikler de yapılabilir. Tamamen kişinin ne kadar fedakarlık edebileceğiyle alakalı bir durum.

Önceki bölümde konuştuğumuz minimalizm felsefesini hatırlatacak olursak. Bu felsefede de yani daha az eşya, daha az yükümlülük demek. Bu da tasarruf miktarımızı otomatik olarak arttıracaktır. Sen mesela şey konuda ne düşünüyorsun?

Yatırıma başlamadan önce ufak paralarla mı girmek lazım yoksa böyle büyük bir kickstart diyorlar yani hızlı bir şekilde başlayıp böyle harekete geçmek mi lazım? Şimdi bizi dinleyenler arasında mutlaka bunu yaşayan vardır. İşte ailesi mesela ona bir para veriyor bir kişiye. Onunla başlıyor mesela.

Hani öyle kişiler de var. Ben buna çok katılmıyorum yani bu fikre. hatta vermesinler bence aileler böyle bu şekilde hani şey yapılması lazım bence gerçekten de ufak ufak başlanması lazım yani birikim mantığını bir kere anlamadan bir kere zaten finansal piyasalarda doğru yatırımlara da yönelmeniz çok kolay değil öncesinde bir birikim mantığını anlamamız gerekiyor bence insanlar Çünkü bir yerden böyle gelen veya başka bir şekilde elde ettiği büyük bir parayı piyasalarda değerlendirmeye başladığında aslında orada güzel bir ders öğrenebilir. Hızlı bir şekilde bu parayı kaybederse o da aslında güzel bir ders olur onun için ama buna çok gerek yok.

Temelden başlamak ve yavaş yavaş ilerlemek bence her zaman daha iyidir. Şeyi savunuyorum ben yani Kaplumbağa tavşan yarışında ben Kaplumbağa tarafındayım. Bilmiyorum sen tavşanı mı tutuyorsun ama Kaplumbağa her zaman kazanır. Şöyle düşünelim, hayvanlar aleminden konuşalım biraz.

En çok yaşayan hayvanlar kaplumbağalar. En çokları derken, 150-200 yılaya kadar yaşayabiliyorlar. Çok yavaş hareket ediyorlar. Ve bunun arasında şöyle bir ilişki var.

Bir canlının kan akış hızı ne kadar hızlıysa, yaşam süresi de o kadar düşüyor. Yani böyle ilginç bir bağlantı var bunun arasında. Tavşanlar 5-6 yıl yaşıyor benim bildiğim kadarıyla. Kaplumbağalar 150 yıl yaşıyor.

Biz o yüzden bence uzun vadiye düşünmeliyiz diye benim fikrim bu en azından. Lafı ağzımdan aldım. Ben de kaplumbağa tavşan hikayesinden bahsedecektim. Sen önce davrandın.

Öyle mi? Evet, aynen. Pardon. Yok yok, önemli değil.

Senin şeyini çaldım, pardon. Bana çeşitli çevremdeki insanlar da böyle sorular soruyorlar. Hani borsaya gireceğim, nasıl şey yapayım? Evimi, arabamı satıp mı gireyim yoksa sıfırdan başlayıp ufak ufak birikim yaparak mı devam edeyim diye.

Yani ben onlara şey söylüyorum. Her asetin bir oranı olmalı insanın portföyünde, kişinin portföyünde. Mesela bir örnek vereyim. Adamın evi 4-5 milyonluk bir evin içinde oturuyor.

Arabası 1 milyon. Ama bankada ne kadar parası var diye soruyor. Tamam bunun borçları da var tabii. Hepsi adama ait değil.

Bankaya karşı borcu da var. Evin kredisi vardır mutlaka. Evin kredisi var vesaire. Ama bakıyorsun banka hesabında ya da yatırım hesabında hiç parası yok.

Şimdi bu bir dengesizlik oluşturuyor bence. Her asetin toplam portföy içerisinde bir oranı olması gerekiyor. Evin mesela yüzde 30 ya da arabanın yüzde 10 kişiden kişiye göre değişiklik gösterebilir. Şimdi topa tutulmayalım burada şimdi yüzde 30 nedir falan diye ama kişiden kişiye göre değişir ama bu yüzde 100 olmamalı kesinlikle.

Bir tane evin var hiçbir şeyin yok geri kalanda. Kesinlikle. O yüzden mesela şimdi 5 milyonluk evde oturuyorsun. Bir finansal özgürlük hedefliyorsun.

Önümüzdeki 10 yıl içerisinde hani gelecekte bu günümüzdeki 10 yıl içerisinde finansal özgürlük hedefliyorsan 5 milyonluk evde oturamazsın. Yani oturmamalısın. Tamam yani 5 milyonluk ev senin o anki hayat standartlarında iyi olabilir ama şimdi bazı fedakarlıklar yapmak zorundasın. 5 milyonluk evde değil de 3 milyonluk evde otur.

2 milyonu değerlendir biraz borsaya böyle bir atılım yaparak gir. Benim fikrim bu şekilde yani küçük küçük birikim güzel ama belli bir noktada da lump sum diyorlar. Yani toplu yatırım yaparsan ilk başta çünkü günümüzde ülkemizde şey var 2-3 yılda bir kriz çıkıyor. Mesela o krizleri yakalayabilirsen değerlendirebilirsen yani toplu para yatırım yapmayı başarabilirsen o krizlerde belki 10 yıl 5 yıla inecek, belki 7 yıla inecek.

Kesinlikle haklısın. Zaten bu bir aşamadan sonra buraya geçmek lazım. Başlangıç aşamasında bir hani henüz daha finansal piyasalara ilgisi yeni başlayan birisinin toplu bir birikimle bir anda yani mesela bununla ilgili hani örnekler vermeyelim ama çok yaşadık geçmişte. Yani benzer örnekleri Birisi mesela arabasını satıp temettü hisselerini alıyor.

Evini satıp şey alıyor. Şimdi hissi, ismi yine vermeyelim ama parabolik bir şekilde artacağını düşündü diyelim. O zamanın popüler hisselerinden bir tanesini alıyor diyelim. Evet alıyor.

Yani ben bundan bahsediyorum aslında. Büyük ihtimalle bu piyasalarda yaptığı ilk hamle o kişinin. veya ilk olmasa bile ilk birkaç hamlesinden birisi. Bunlar bence çok zararlı.

O yüzden küçük küçük böyle başlayarak yani birikimlerinizi aktarıp onları biraz büyütmeye başlayıp ve piyasaların nasıl çalıştığını, nasıl işlediğini anladıktan sonra aynen senin dediğin gibi işte o krizleri, o fırsatları kenarda eğer birazcık gene nakit biriktirebiliyorsanız onları da o noktalarda iyi değerlendirerek bu sefer kendi finansal bağımsızlık yoluna giden o yolculuğunuzdaki süreleri aslında kısaltmış oluyorsunuz. O her büyük krizde o her %10, %20 büyük çekilmelerde sizi aslında geleceğinizdeki zamandan kazanmış oluyorsunuz bir bakıma eğer bunu değerlendirebilirsiniz. O kısımda sana katılıyorum yani. Kesinlikle yani tabii her zaman herkesin o miktarda nakiti olmayabilir.

Evet olmayabilir. Ben genelde nakitsiz çalışıyorum %99. Yani aynen finansal bağımsızlık yoluna girdiği bir kişi diyelim. Şimdi öncelikle önün çok uzun bir yol var.

Belki 10, belki 15 yıllık bir yol var. Bunu böyle aslında o yolu oyunlaştırarak, parçalara ayırarak değerlendirmek daha avantajlı bence. En azından böyle belli aşamalarda bir başarı hissi yaratıyor insanda. Örnek veriyorum.

İşte ben internet faturalarımı şu şirkete ödetiyorum ya da işte mutfak masraflarımı şu şirkete, şu perakende şirketine ödetiyorum. gibi böyle bunu oyunlaştırırsak işe hem motivasyonu artacak hem de fiziksel olarak bir şeyler başarmışlık hissi olacak. Örnek veriyorum ayda 20 dolar internet faturası ödüyorsun. 300 kuralını çoğu kişi haberdardır.

%4 kuralından türetilmiş bir kural. 20 çarpı 300, 6000 dolarlık bir portföy. Çok küçük bir portföy, çok büyük değil. Ama size ömür boyu internet faturalarınızı ödemenize sağlayacaktır.

Bunu benzer şekilde mutfak masrafına da uyarlayabiliriz. Örnek veriyorum aylık 300 dolarlık bir mutfak masrafınız varsa 300 çarpı 300 90 bin dolarlık bir portföyle 90 bin dolarlık bir para kendi şirketine aldığınızda bir daha hiç mutfak masrafı işlerine endişelenmenize gerek kalmaz. 90 bin dolar tabi yüksek görünüyor ama zamanın ve paranın da birleşik yetenesini unutmamak gerekiyor bence. Evet zaten zaman içerisinde bu oluşabilecek bir şey dediğin gibi.

Şey kısmı çok önemli. Ben özellikle bütçe kısmına çok takık birisiyim. Yani burada şey demiyorum. Bütün giderlerimizi tamamen kısarak sineğin yağını çıkartarak böyle o kadar Değilim ben aslında hiçbir zaman ama doğru bütçe kurmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Yani hatta şöyle bir söz var. Bunu ben bazen kullanıyorum. Bütçe yapmak bir cimrilik veya işte parayı sıkmak işte parayı böyle suyunu çıkartmak değil. Bütçe yapmak şu demek.

Paranın nereden geldiğini ve nereye doğru gittiğini kontrol etmektir. Bütçe yapmak. Böyle bir söz var. Bunu yapmak gerekiyor ve o senin biz zaten fare yarışından aslında bu yüzden biraz kurtulamıyoruz.

Yani hem bütçemizi bilmediğimizden dolayı bütçemizi göz ağrıda ediyoruz ve o ihtiyacımız olmayan şeylere gereğinden fazla ödeme yapıyoruz veya gereğinden fazla ihtiyacımız olmayan şey alıyoruz. Ama eğer bunu bir kişi oturup, rasyonel bir kişi en azından oturup aylık ve hatta yıllık bazda önündeki süreci düşünerek bir bütçe yapsa, ben bu ay bu kadar kazanıyorum, şu kadar harcayacağım diyerek bir gelir gider tablosuna oturtsa bunu aslında görecek ki şu an bizi dinleyenlerin de eminim büyük bir çoğunluğu eksideler, ekside çıkacaklar yıl sonunda. Yapmak istediklerini eğer tamamen oturturlarsa o bütçeye. İşte bunun kontrolünü elimize alarak ancak fare yarışını birazcık kendi lehimize çevirebiliriz.

Oradan kendimize bir birikim ayırarak o birikimi de yavaş yavaş piyasalarda değerlendirmeye başlayabiliriz. Yani bu bence başlangıç noktası. Aslında ben bunun notunu da almıştım. Yani bu üç aşamalı bir şey bence fare yarışından kurtulmanın formülü.

Birincisi birikim yapabilme yeteneğimiz. En önemli kısım bence burası. İkincisi bu birikimlerimizi yatırıma dönüştürebilme yeteneğimiz. Üçüncüsü de bu son aşama bence.

Bu birikimleri yatırıma dönüştürdük önce. Şimdi de üçüncü olarak yatırımlarımızdan bize nakit akışı sağlayacak bir gelir yaratma modeli oluşturmamız. İşte bu senin demin saydığın şeylere giriyor da faturalarımızı ödemekten başlıyor. Artık bir aylık gider bütün ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir noktaya kadar ilerleyen bir skala bu da.

Bu üç aşamaya bence çok dikkat etmemiz gerekiyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun bilmiyorum ama. Kesinlikle katılıyorum. Yani ilk aşama dediğin gibi farkında olmak.

Çoğu kişi banka hesabında kredi kartı ekstresine bile bakmıyor. Yani bu artık işin uç noktası ama kimse kredi kartı ekstresine bakmıyor ve örnek veriyorum kredi kartı aidatı kesildiğinin bile farkında değil. Evet ben de farkında değilim bu arada bak aslında yani benim de bu konularda çok eksiğim var. Ben mesela bütçe yapmayı iki yıldır bıraktım hani bunu da itiraf edeyim iki yıldır bütçe yapmayı bıraktım ama çok ciddi bir bütçe yaptım ondan öncesinde yani bunun da birazcık şeyini yiyorum şu anda diyeyim yani.

Hani kendime de bir öz eleştiri yapayım. Burada dinleyenler de hani bunun kolay olmadığını anlaması için bir araya bunu da sokmak istedim. Ben de mesela yani ilk başlarda işte bundan 6 yıl önce her şeyin didik didik tek tek hesaplardım. Uygulamam vardı.

O uygulamaya girerdim. Tek tek tüm harcamalarımı bir simit bile alsam o uygulamaya girip yazardım. Bunu tabii zaman içerisinde devam ettiriyorsunuz. Bir süre sonra da artık belli bir varlık seviyesine ulaştıktan sonra biraz daha kendinizi rahat takılmaya başlıyorsun.

Aslında yaşam düzeyi enflasyonuna giriyor biraz ama yani birazcık böyle kendinize ödül verme ihtiyacı hissediyorsunuz bir noktada. Hani o bu kadar para kazandım, bu kazandığım paranın da bir kısmı benim hakkımdır diyorsunuz. Belli noktaya kadar bence zararsız bir şey. Tabii limiti ve çizgiyi aşmamak şartıyla.

Bütçe ben de şu anda hala yapıyorum. Aylık ne kadar giderim var takip ediyorum. Ama bütçeyi... Çok katı yapmıyorsun herhalde.

Bütçeyi daraltma konusunda herhangi bir girişim yapmıyorum. Yani ne harcıyorsak onu yazıyorum. Ama şu kadar daha az harcayalım demiyorum hiçbir zaman. Çünkü bunu hak ettik yani.

Şimdi finansal bağımsızlığa ulaştık. Bundan sonra o bütçenin, belirlediğimiz bir bütçe var aylık, o bütçenin işte artı eksi yüzde 10, yüzde 15 üzerinde ve daha aşağısında kaldığımız sürece herhangi bir sorun yok aile bütçesi açısından. Aile bütçesi bu şekilde. Tasarruf, yatırım yaparak varlıklarımızı büyüteceğiz dedik.

Bölümün başında bahsettiğimiz konuyu tekrar geri görmek istiyorum ben. Şimdi teknoloji ve şeyden konuştuk. Otomasyondan konuştuk ya. Senin söyleyeceğin başka bir şey varsa söyleyebilirsin galiba.

Şeyi de istersen biz konuşalım mı? Aktifler ve pasifler konularını hani o şeyde aslında biraz bence yarım bıraktık. Ev konusunda özellikle araç konusunda pasiflerimizi nasıl aktiflere dönüştürebiliriz? Bunlar konusunda istersen bence biraz daha bir şeyler ekleyebiliriz yani.

Sen bilirsin tabi ki. Sen aslında burada daha fazla hatta ben senden bir şeyler duymak istiyorum. Pasifleri aktiflere dönüştürme konusu gerçekten çok önemli. Yani biraz önce örneğini verdiğim arkadaşım dediğim gibi 5 milyonluk bir evde oturuyor ve 1 milyonluk bir arabaya sahip.

Ben ona şunu tavsiye ettim. Bana arabamı mı satayım, evimi mi satayım diye sordu. Ben ona dedim ki arabanı satma kesinlikle. Çünkü iki tane çocuğum var.

İki tane çocuğunun arabaya ihtiyacı var. Bunlar okula gidecekler, işe gidecekler. Dedim ki evini daha uzakta bir muhitten tut. Aradaki mesela iki milyonu daha böyle pasifkeleri yaratacak varlıklara değerlendir dedim.

O mesela arabasını satmayı daha çok istiyordu. Çünkü arabanın da giderleri var sonuçta. Ama belli noktada iki çocuğu olan bir aile babası için araba bence pahalı bir evden bir tık daha önemli. Sonuçta merkezi bir yerde de otursa çocukların okula gitmesi lazım vesaire.

Servis belki daha pahalıya gelecek. O açıdan mesela ona öyle bir tavsiye vermiştim. Küçük küçük birikim yapmak da bir seçenek ama o mesela eşi çalışmıyordu. Tek maaşla birikim yapması biraz daha zor olacaktı.

Çocukları da zaten lise seviyesindeydi. O mesela öyle bir yol tercih etti. Evini satmadı, arabasını sattı. Yani kendi bileceği iş tabii.

Ben evini satmasını öğütlemiştim. Pasifleri, aktifleri çevirmek bu açıdan çok önemli. Sen de zaten çevrende sana da buna benzer şeyler soruyorlardır muhtemelen. Borsa ile ilgilendiğini bilen herkes ne hisse alalım, ne yapalım falan diye soruyorlardır muhtemelen.

Ben hiç kimseye tavsiye vermiyorum çünkü dinlemiyorlar zaten. Çok uzun yıllar boyunca tavsiyeler verdim hiç dinlemediler. Şey yapmıyorum artık çok fazla böyle insanların kararlarını etkileyecek düzeyde yani yüzeysel konuşuyorum daha çok açık konuşmak gerekirse böyle yüzeysel cevap veriyorum genelde sorulara. Sana sorarken aslında oraya tekrar altını çizim.

Şimdi hayat enflasyonunu konuştuk. İşte fare yarışı diyoruz. Zaten bu hayat enflasyonuyla birlikte biz bu yarışın içinde kalıyoruz. Yarışın içinden çıkamıyoruz.

Yani o şeyin içinden hamster diyelim, onun içinden kendimizi atamıyoruz. Bunun en önemli sebeplerinden birisi bizim sahip olduğumuz pasiflerden kaynaklanıyor. İşte Kiyosaki zaten onu anlatıyor. Biz bunların birer varlık olduğunu düşünüyoruz.

Fakat sahip olduğumuz şeylerin çok büyük bir çoğunluğu bizim için birer yükümlülük. Yani bu yükümlülüklere tabii ki bazılarına mutlaka İhtiyaçlar yerelçisinde konuştuk bunları mutlaka sahip olmalıyız yani bir barınma ihtiyacımız var bir ulaşım ihtiyacımız var ve ev araba konusu bence de kesinlikle olmazsa olmaz bir şey fakat işte burada şu devreye giriyor bir kişinin eğer bütün mal varlığı tüm mal varlığı evine yönelikse, yani ev sahibi sadece. Bu bir pasif, bu aktif değil. Bu bizim zaten ihtiyacımız olan bir yükümlülüğümüz.

Bize nakit akışı üreten herhangi bir şey değil. Aynı o senin verdiğin o örnekteki gibi yani bir insanın 5 milyonluk bir mal varlığı var sadece ve bu sadece ev. İşte üstüne de bir araba ekliyoruz. O da zaten bir yükümlülük aslında ama ihtiyacımız olan bir yükümlülük.

Bu bence çok yanlış. Yani tüm mal varlığımızın sadece bir gayrimenkulde yatırılmış bir şekilde olması bence çok yanlış ve bu bize birazcık da hayat enflasyonunun dayattığı bir şey işte fare yarışının dayattığı bir şey çok daha büyük bir evde oturmak işte o büyük evler parlak şeyler ve hızlı arabalar bölümünde ben onu anlatmıştım yani büyük evlerde oturmayı hepimiz isteyebiliriz ama bunu bir bütçe içinde değerlendirip o şekilde yani mal varlığımızın bence maksimum belki sen bu rakamı galiba verdin bölümün başında bir yerde %30 demiştim ben %30 dedin değil mi ev için Yani ben de o civarlarda bir yerde kalması gerektiğini düşünüyorum. Hatta belki biraz daha aşağı indirebiliriz. Şimdi Buffett'a bakalım örneğin.

Oturduğu evi biliyorsun. 60 bin dolarlık bir ev almış yani. 1956'da almıştı galiba. 1950'lerde aldığı evde oturuyor yaklaşık 70 yıldır.

O zaman yanlış hatırlamıyorsam kaçtı? 20 bin dolara mı? Ne almış? Şu anda da herhalde enflasyona falan vurduğunda şey geliyor yani toplam değeri kaça geliyor emin değilim ama çok mütevazı bir evde oturuyor yani.

70 yıl aynı evde oturalım demiyorum ama yani bu kararları birazcık daha böyle mütevazı bir şekilde alarak oraya ayıracağımız o yükümlülüklerde kalacak varlıkları asıl aktiflere bize nakit akışı yaratacak diğer taraflara aktarmaya çalışmalıyız. Başka türlü zaten bu fare yaşından çıkamayız bence. Kesinlikle yani... Biraz uz gene uzattım kusura bakma.

Estağfurullah yok çok doğru şeylerden bahsediyorsun. Ama şimdi şöyle bakmak lazım bir de olaya. İnsan psikolojisi ve aile yaşamı da tabii kişinin hayatında önemli. Örnek veriyorum işte bu konuda ben sosyal medyada da birkaç bir şey paylaşmıştım.

Ailede sadece bir kişinin bağımsızlık hedeflemesi yetmiyor. Ailenin diğer bireylerin de buna fikren dahil olmaları gerekiyor. Mesela sen istiyorsun finansal bağımsızlığa sahip olmayı ama mesela eşin istemeyebilir ya da çocuğun bunu bilmeyebilir, anlamayabilir. Yani eş o konuda mesela benim arkadaşımdan örnek verecek olursak eşi mesela daha başka bir muhitte yaşamak istemiyor.

Örnek veriyorum yani. Yani o büyükte yaşamak istiyor. Bu da kişinin elini kolunu bağlıyor. Ne kadar fedakarlık yapmak isterse istesin, bir şekilde o 5 milyonluk evde kalmaya bir şekilde mecbur bırakılıyor yani.

Bu açıdan da kişinin aile yaşamı ve işte finansal bağımsızlığa çevresindeki insanların, ailesinin ve arkadaşlarının bakış açısı çok önemli. Yani kişi bir anda çevresini de değiştiremeyebilir. Bu yüzden hani yargılamadan önce birazcık o konuları da her kişinin kendi özelinde bence dikkat etmesi gerekiyor, bakması gerekiyor. Evet zaten şey şunu diyebiliriz yani fare yarışını tabii gene bir kenara da bırakabiliriz ama bu şekilde yaşamak isteyen birisini sen hani böyle tutup sarsıp hayır böyle yaşamamalısın diye biz hani böyle bir şey diyemeyiz zaten fakat bunu istemeyen veya bunun farkına varıp bunun bir ona fare yarışına doğru onu ittiğini bir rekabetin içine girdiğini sürekli harcamalarını yükselttiğini düşünülen birisi veya böyle bir farkındalığa ulaşan birisi finansal piyasalarda da bunu notürleyerek veya pozitife döndürerek bir aktif sahibi olmaya çalışan birisini o kişiden bence ayırmak gerekiyor.

Bence hedef kitle o kişi değil. Bence 5 milyonluk bir evde oturabilir. Hatta mümkünse 10 milyonluk bir eve de çıksın. Hiç önemli değil.

Yani ben o şey yapmıyorum. Şeyde bırakmak lazım. Bu arada bizim insanımızda bu çok var. Karşı komşumuzu kıskanırız veya işte kendimize bir rakip belirleriz.

Onu kıskanırız. İnsanlarla zaten bu yüzden böyle bir yarış içine giriyoruz. Bir şey oyununa giriyoruz yani. Hem böyle bir statü oyununa hem böyle bir güç oyununa giriyoruz.

Bu bizi zaten birazcık böyle tetikliyor sanki. Bence biraz bunlardan uzaklaşıp bireyselliğe dönmek gerekiyor. Yani en azından ben böyle düşünüyorum. Yani kişisel olarak bölümün başında sorduğun senin biz bundan toplum bazında sence kurtulabilir miyiz veya kişi bazında mı hani bu yapılmalı?

Ben toplum bazında böyle bir şey yapılabileceğini çok düşünmüyorum. Kişisel bazda ancak biz kendi yolumuzu çizebiliriz. Sürüden ayrılabiliriz en azından. Evet kesinlikle yani şu anlamda katılmıyorum aslında ben.

Toplum bazında hiçbir şey yapılamaz ya da toplum bazında umutsuz bir vakayız gibisinden bir şey demek çok doğru olmaz ama kişi bazında kişi kendi kurtuluşunu aramalı ilk önce. Toplum bazında şu şekilde bir şey olabilir. Son yıllarda işte bu yapay zeka ve işte teknolojik gelişmeler umut ışığı oldu aslında. Bazı kişiler bunu bir adım daha ileri götürüp işte evrensel temel gelir ya da dünya bazında bir herkese bir maaş bağlansın kavram var.

Belki dinleyicilerden duyanlar vardır. Ben tüm dünya bazında böyle bir kurtuluş maalesef göremiyorum. Evrensel temel gelirin çok uygun olacağını düşünmüyorum. Yani mantıklı olacağını düşünmüyorum.

tüm dünya bireylerine temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bir miktar maaş bağlanması çok ütopik bir kavram bana göre. Fakat şu olabilir, her ülke, Norveç Varlık Fonu gibi ülkeler kendi varlık fonlarını kurup vatandaşlarına belli aralıklarla, aydan aya da olabilir, işte üç aylık da olabilir, maaş ödemesi yapabilirler. Bu çoğu ülkede yapıyor. Varlık fonu var fakat herhangi bir maaş ödemesi yapmıyorlar.

Varlık fonu sadece büyütmekle yetiniyorlar. Norveç takip ettiğim kadarıyla bir miktar dağıtmıştı. Bunun dışında ben yakın gelecekte topyekün bir kurtuluş olmasını ya da dünyada böyle eşsizliğin azalmasını çok beklemiyorum açıkçası. Bunu bekleyenler de bence çok naif davranıyorlar.

Sen varlık fonlarına nasıl bakıyorsun? Yani varlık fonları bu evrensel temel gelirin bir alternatifi olabilir mi? Bu çok zor soru ya. Yani varlık fonları, evrensel temel gelirin alternatifi... Evrensel bazda değil de ülke bazında herkes kendi vatandaşlarına böyle bir pasif gelir sağlama buradan 50 yıl sonra başarabilir mi sence?

Ben böyle genelde bu tip şeyler düşünürken ekstrem noktalara böyle giderek anlamaya çalışıyorum genelde durumu. Ya böyle sıfır noktasına gidersek ne olur? Ya da yüz noktasına gidersek ne olur diye bakarak genelde ben her şeye böyle yaklaşırım. ülke bazında bunu yapılabilitesi var.

Norveç örneği doğru bir örnek aslında fakat biz ama hem ülkenin içinde bireyler bazında zaten ayrı birbirimizden yaşamıyoruz hem de küresel bir dünyadayız artık yani bütün dünya birbirine artık bir telefonun ucuyla bağlı durumda. Her an her yerden haberimiz olabiliyor. Yani Norveç'in sadece bunu böyle yapıp da kimsenin bunu farkına varmadan Norveç'in bir refaha yükselmesi mümkün değil. Şöyle mümkün değil.

Zaten bunu yapıyorlar Norveç'in. Varlık fonu var. Ülke vatandaşları için zaten bir refah yaratmış durumdalar. Fakat şunu anlatmaya çalışıyorum.

Bunu artık bir evrensel temel gelir bazında vatandaşlarına dağıtmaya başladığında bu modeli diğerleri kopyalamaya başlayacak. Herkes bunu kopyaladığı zaman, o zaman nereden üretilecek gelir? Yani bunu sadece finansal piyasalarda bütün dünyayı besleyecek kadar bir kar ve gelir modeli yaratabileceğini ben o yüzden çok düşünmüyorum. Yani ekstrem noktaya gittiğimizde mümkün olmadığını düşünüyorum.

Ki zaten Norveç Varlık Fonu'nun da yatırımlarını diğer ülkelere yapıyor. Sadece kendi ülkesinin varlıklarını yapmıyor. Bir süre sonra aslında dediğim gibi herkes bu sistemi kopyalamaya çalıştığında bu sefer her ülke farklı bir ülkenin varlıklarına yatırım yapacak. O ülke o varlıklara yatırım yapacak.

Belki de varlık balonu oluşacak. O da olabilir yani. o ekstrem noktalara bakınca biraz hani bence işte olayı anlayabiliyoruz. Gene şeye geliyor hani bireysel baza aslında hani Norveç'in bunu kendi başına yapıyor olması ve şu anda çok fazla onu kopyalayan ülke olmaması.

Zaten onlar şu anda hani bir miktar sürüden ayrılmış durumdalar. Tabii ki diğer ülkelerin de var bu arada. Her ülkede var. Türkiye'de de var bu arada bildiğimiz gibi ama Onlar farklı bir şey yapıyorlar.

Bunu yapmak lazım bence. Bireysel olarak bu farklılığı anlayıp bireyselliğe birazcık yönelmemiz lazım. Kendi şeye gelmek istemiyorum yani her koyun kendi bacağından asılır gibi bir noktaya gelmek istemiyorum ama hani bu konularda belki benzer düşünenler varsa onlara hani bir kitap önermiş olayım buradan şeye bakabilirler yani. Hatta sen de geçen bir paylaştın çok hoşuma gitti benim de.

Ayn Rand'ın Atlas Silkindi kitabını mutlaka bir okumalarını tavsiye ederim, böyle benzer şekilde düşünenler için. Senin tavsiyenden sonra başladım zaten ben de, %10'una kadar geldim, devam ediyorum şimdi. Çok böyle farklı ve değişik düşünceleri var Ayn Rand'ın. Çoğu kişinin beğenmeyeceği düşünceleri var ama... İlk bakışta çok tehlikeli görünebilir.

Şey peki, yani biraz o yapay zeka kısmını da konuşalım. Hadi evrensel temel geliri bir kenara bırak. Yani insanlar zaten aslında biraz bu yine konu şey işte bir varlık sahibi olmak veya işte bu fare yarışı dediğimiz şeyin içerisinde kendine bir konfor alanı yaratmak aslında bütün mesele buna uğraşıyor herkes şey konuşulmaya başlandı şimdi aynı o konunun en başında 100 yıl önce başladığımız gibi sanayi devrimindeki şimdi de yapay zekanın işte gelişerek insanların yerini alarak Bu yaratılıyor bu arada. Yapay zeka kullanarak ciddi bir gelir modeli yaratan kesim var.

Fakat başka bir şey söylüyorum ben yani bu yapay zeka gelişerek insanların işlerini elinden alacak fakat işte bizim yerimize artık tamamen yapay zeka çalışacak. Biz de onlar üzerinden tamamen bir gelir modeli yaratacağız. Böylece bir refaha ereceğiz insanlık olarak. Bizim yerimize yapay zeka çalışacak.

Sen böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini düşünüyor musun? Ben böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini düşünüyorum ama evrensel bazda değil de yine ülke bazında olacağını düşünüyorum. Sen biraz daha küresel taraftasın ama ben geçmişte yapılan bir araştırma var. Bu Gini kat sayısını biliyorsundur muhakkak.

Yani ülkeler arası gelir eşitsizliğinde Gini kat sayısı sürekli olarak artıyor. Yani eşitsizlik azalmıyor, aksine artıyor. Şimdi bu yapay zeka ve teknolojinin gelişimi de yine gelişmiş ülkelerde oluyor aslında. Avrupa ve Amerika'da oluyor ya da işte bir miktar Çin'de oluyor.

Yine toplum bazında evrensel temel gelir imkansız diyorum. Neden imkansız diyorum? İşte bu eşitsizlik yüzünden. Ülkeler arası ve kültürler arası eşitsizlik.

Bence bu evrensel temel gelirin ve yapay zeka ne kadar gelişirse gelişsin, evrensel temel gelirin mümkün olmadığını bu yüzden söylüyorum aslında. Eşitsizlik hiçbir zaman azalmayacak ve aksine artmaya devam edecek. Belki de gelecek distopik bir gelecekte insanlar yapay zeka işlerini yaptıracaklar, kendileri yan gelip yatacaklar ama bunu yapanlar gelişmiş ülkeler olacak. Gelişmekte olan ülkeler ya da gelişmemiş ülkeler belki de onların kölesi olacak.

Yani distopik bir gelecek bu şekilde ben hayal ediyorum açıkçası. Çok distopik oldu ya. Yani en son herhalde Matrix'i yaşayacağız mı diyorsun? Oraya doğru gidebiliriz.

Yani şu an kafamda biraz soru işaretleri oluştu senin bu konuşmandan sonra. Bence herkesin kafasında da bu soru işaretleri biraz oluştu. Nereye doğru gittiğimizle ilgili özellikle. Ve yine ben şunu savunuyorum, biz bundan bireysel olarak kurtulabiliriz bence.

Yani dediğim gibi tabii ki ülkeler, bazı ülkeler özellikle gelişmiş olan şu anda dünyaya yön veren ülkeler bunu kendileri vatandaşlar için gerçekleştiriyor olabilir ama biz öyle bir coğrafyada değiliz. O yüzden kendi kendimizi kurtarmamız gerektiğini düşünüyorum. Birazcık kendimize yatırım yapmamız gerekiyor o yüzden. Birazcık bireyselliği oyunu planına bence çıkartmamız gerekiyor ve çok distopik bir gelecek olacağını düşünmüyorum ben o anlamda.

Yani yapay zeka bizim tabii ki de işlerimizin büyük bir çoğunluğunu elimizden alacak ama inanılmaz distopik bir dünyaya doğru umarım gitmeyiz. En azından böyle söyleyeyim. O anlamda ben aslında Türkiye olarak yine de şanslı bir coğrafyada yaşadığımızı düşünüyorum. En azından belirli kurallarla denetlenen bir borsamız var ve borsa yatırım yapabiliyoruz.

Hani gelişmemiş bir ülkeyi düşünelim. Bir Afrika ülkesinin Borsası var ya da yok olanlar da hani yolsuzluklar ve yanlı. Kesinlikle. O açıdan mesela ben en azından bağımsız denetime tabi bir borsası olmasının ülkemiz açısından çok faydalı olduğunu düşünüyorum.

Kesinlikle ve hatta şunu ekleyeyim ben mesela geçen bölümde de galiba bunu konuşmuştuk. Amerika tarafında ben mesela şu anda hiç yatırım yapmıyorum. Türkiye'de çok ciddi fırsatların olduğunu düşünüyorum ben. Yani o konuda kesinlikle sana katılıyorum.

Biz de bu fırsatları değerlendirmeliyiz bence. Evet yani fare yarışından çıkmak için bu fırsatları değerlendirmek ve işte finansal okuryazarlığımızı geliştirmek, bir anlamda finansal bağımsızlığa ulaşmak için belli fedakarlıklarda bulunmak ve fare yarışından çıkmak için çevremizde farkındalık yaratmaya çalışmak bence en önemlisi. Senin eklemek istediğin bir şey yoksa kapatalım. Evet bu bölümde benim tavsiyem fare yarışından çıkmak isteyen kişinin neden fare yarışının içinde olduğunun farkında olması, insan doğasının kendi psikolojik yeteneklerinin ya da kendi zayıflıklarının güç duyanlarının farkında olması ve kişi bazında bu fare yarışından çıkmaya çabalaması, varlık ve yükümlülüklerinin farkında olması ilk aşama.

Daha sonrasında da bizi takip etsin, podcastlerimizi dinlemeye devam etsin, tasarrufu yatırım yaparak varlıklarını büyütsün. Benim tavsiyem bunlar olur. Çok güzel toparladın bence bölümü. Ekleyecek benim neredeyse hiçbir şeyim yok.

O yüzden ben de umarım herkes keyif almıştır diye iyi dileklerimi sunarak. Eğer bir hata yaptıysak affola. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)