Podcast

Türkiye'nin Yürüyen Rap Tarihi | Konuk: Ceza

Aslına Bakarsan

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Son yıllarda Türkçe sözlü Rap müziğin yükselişine tanıklık ediyoruz. Bir alt kültür olarak yolculuğuna başlayan Hip Hop sadece dünyada değil, Türkiye'de de ana akım olmuş vaziyette. Peki bir zamanlar adını dahi bilmediğimiz, ana akım medyada şarkılarını ve hikayelerini hiç duymadığımız bu kültür nasıl böylesine popüler olabildi? Aslına Bakarsan'ın bu bölümünde Ceza ile "Rap nasıl başarılı oldu" sorusuna yanıt arıyoruz. Türkçe Rap'in ilk yıllarına uzanıyor, Hip Hop kültürünün lokal ve global popülerliğinin kaynağına inmeye çalışıyoruz.








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

7.003 kelime · ~35 dk okuma

Aslına bakarsanız bu bölümünde... Bir kayıt yaptık, cd'ye bastık. İnanamıyorum, hayatımda ilk defa sesim cd'de falan. Böyle hani 96 senesi, Walkin'in evinde. Yani çok güzel zamanlardı. Bir de o kadar şeydi ki, dünyanın en iyi rap şarkısı falan zannediyorum. 3000-4000 cd'lik bir arşivin varmış, Nefret Albümü'nün çıktığı zaman. Yani bu 90'ların sonundan bahsediyoruz. Bu ciddi bir maddi de yatırım o dönem, aklınızda.

O arşivi herkes Kadıköy'de kopyaladı mesela. Kim hip-hop DJ'li yapsa benim arşivimi kullanıyordu mesela. O yapılamaz, bu yapılamaz, şu yapılamaz deniyor Türkiye'de. Türkçeler yapılamaz, yapılıyor. Türkçeler hep yapılamaz dediler, yapıldı. Ya muhtemelen ne yapılamaz dense de yapılıyor. Sadece yapılması biraz geciktiriliyor. O zaman da çalsaydınız insanlar dinleyeceklerdi. 2024'te şarkı kesiyor diyorlardı. 2002'de çıkmış şarkıya, 22 yaşında bir şarkıya. Ve patlıyor bir anda meclisleri.

Harvard'ın özel müzik arşivi var. Burada işte Beethoven'ın, Mozart'ın mesela yanına 28 hip-hop ve rap albümü de girmiş durumda. Yani şu anda gerçekten üst kültürün en üst kurumlarını fethetmiş durumda gibi gözüküyor rap. Rap kültürler ödülü alıyor. Superbowl'larda mainstream olarak sahneye çıkıyor. Premier'ler alıyor. Yani bunlar çok önemli şeyler. O artık sokaktan çoktan çıkmış olduğunu göstergesi. Ama sokakta devam eden taraf da her zaman var. Onu bilen, hakim olanlar da rap kültürünün, hip-hop kültürünün içinde olan insanlar.

Transkriptin tamamını oku

Herkese merhaba. Aslına bakarsanız bu bölümündeki konuğum sevgili Ceza. Ceza'yı tanıtmaya çok da gerek yok aslında. Kendisi Türkiye'nin yürüyen rap tarihi gibi malum. E biz de bugün onunla bu kültürün ülkemizdeki yerini, geçmişini ve Ceza'nın hikayesini konuşacağız. Son yıllarda Türkçe rapin neden bu kadar popüler olduğunu da onunla birlikte anlamaya çalışacağız. Buyurun başlayalım.

Ceza merhaba, hoş geldin. Hoş bulduk. Bugün seninle rap'in bu popülerleşmesinden bahsetmek istiyorum. Yani alt kültürden gelen, karşı kültürden gelen, daha sonra da ana akımlaşan ve bütün listelerde her yerde rapten bahsettiğimiz bu dünyaya biraz nasıl geldiğimizi, bunun sosyolojisine ve bütün bunları senin maceranınla izleyin de konuşmanı istiyorum.

Birçok eski röportajına baktım. Onlardan hatta böyle 20 yıl önceki bir röportajında şunu söylüyorsun. O kadar sıkılmışsın ki, o daha genç bir ceza. İlk verdiğin röportajlardan herhalde bir üzerine afaganlar bastı. Hep rap'e nasıl başladığımı soruyorlar. Hep aynı şeyi anlatıyorum, hep aynı şeyi anlatıyorum diyorlar. O yüzden ben sana rap'e nasıl başladığını sormayacağım. Çünkü 3 aşağı 5 yukarı röportajlarından seni takip edenler bunu biliyor. Dinleyicilerimize hızlıca ben hatırlatayım istiyorum. Baban eski bir rocker, iyi bir rockçı ve evde müthiş bir arşivi var. O dönem öyle bir arşive içinde büyüme şansına erişiyorsun. Elvis Presley, Eric Clapton, Jimi Hendrix, Led Zeppelin. Birçok plak olan bir evde büyüyorsun. Ve rock'n'roll dinleyerek büyüyorsun aslında. Ama belki de o albümler arasında bulduğun bir şarkı, Rapper's Dream diye, 1979 senesinde dünyadaki ilk rap şarkısı olarak anılan, ilk kaydedilen rap şarkısı olarak anılan şarkıyı duyuyorsun. Belki de o zaman biraz bu rap doğumu gönlüne girmeye başlıyor. Daha sonradan da başka grupları da keşfediyorsun. Özellikle Public Enemy seni çok etkiliyor. 1991 senesinde ve böylelikle bir hiphop ve rap macerasının içine giriyorsun. Burada sormak istediğim şey şu, senin doğduğun yaşlarda, işte aynı yaştayız, senin kuşağında rock çok önemli bir müzikti. Baban rockçi. Evde rock plakları var. Sen bir tane ya da iki tane şarkıdan rap'i buluyorsun. Niye rockçi olmadığında rapçi oldun diye soracağım.

Vallahi açıkçası ben de bilmiyorum. Yani sonuçta müzik yapmak isterdim kesinlikle. Müziğe karşı her zaman bir ilgim, hevesim vardı ama rock yapmak özellikle biraz daha masraflı bir müzik. Çok zaman harcamanız, emek vermeniz ve iyi bir eğitim almanız da gerekiyor tabii ki bununla ilgili. Biraz daha yetenek de gerekiyor aslında bununla ilgili. O yüzden o bana birazcık daha zor geldi açıkçası ama rapten de çok fazla etkilenmiştim zaten. O anlatım tarzı, konuşma, sahnedeki duruş, giyim, o zamanki danslar, breakdance, hip hop kültürünü bir arada böyle o şekilde görmek bana daha fazla heyecan verdi açıkçası o hareketleri galiba. Ben halen daha rock müzik seviyorum, dinliyorum tabii ki elbette. Ama yani dediğim gibi o yolu seçmiş olmamın nedeni bir sürü psikolojik etken, kültürel, maddi, manevi, her şeye bağlı aslında. Yani dediğim gibi yazmaya 95 senesine doğru başladım ilk amatörce evde. Kararımı verdim herhalde 90 senesi ya da 91 falan. Public Enemy'nin Apocalypse 91 klibini izledikten sonra Can't Trust It parçasının. Ondan sonra benim hayatımda bir dönüm noktası oldu kesinlikle. Rap'i de, rock'ı da, her şeyi çok dinliyorum ama ondan sonra rap ana akımım oldu benim hayatım boyunca. Bir de bu rap'e girişinde tek başına da girmiyorsun tabii. Bir topluluk içerisinde de bu oluyor. Bir rap sini de doymaya başlıyor. Daha tabii siz söylemiyorsunuz ama o dönemde iki arkadaşın var. Ümit ve Murat. Ve bunların bir arşivi var. Yurt dışına gidip gelebiliyorlar. Ve böylelikle rap müziğe ulaşmaya başlıyorsun sanırım. Ya şöyle oldu, ilk 90 senesinde işte 80'lerde zaten Akmar Pasajı'nı keşfettikten sonra rap albümlerini orada ilk hayatımda orijinal albümleri ilk orada gördüm. Akmar Pasajı'nı da gördüm yani Kadıköy'de. Erkan ve Gökhan diye iki arkadaşım vardı ortaokuldaydım o zaman. Onlarla gitmiştim. Ondan sonra 90'lardan sonra işte oradaki rap albümlerine daha fazla ulaşmaya başladık ama Ümit ve Murat'la tanıştıktan sonra onlar

Yani hiç Akmar'da bile bulunamayan, gerçekten Amerika'da ancak bulunan, bu kültün içerisinde olan insanların bildiği, benim zaten bildiğim, aradığım ama asla bulamayacağım şeyleri onların elinde görünce onlar... Murat galiba gümrükte çalışıyordu ve interneti o zaman da çok iyi kullanıyordu. O şekilde siparişler verip haftada 10-15 tane albüm getiriyordu kendisine 8 dolardan, 7 dolardan yani. Bana da sana da 10 dolardan getireyim dedi tanesi. Ben de elimde imkan oldukça yıllar boyunca onunla her hafta birkaç tane albüm getirdim. Çok büyük bir arşiv oluştu elimde benim orijinal albümlerden. Onları dinleyerek onların albümlerinin kapaklarının içindeki fotoğraflar, onların video klipleri yani etkileşime böyle bu şekilde oldu kültürü öğrenmemiz. Gerçekten müziği dinleyerek özünü benimseyerek yani öğrendik.

Bir de öyle bir şey ki ben hani New York'tan beğendiğim oluyor, Atlanta'dan beğendiğim oluyor, Chicago'dan beğendiğim oluyor, LA'den var, çeşit çeşit yerlerden. Amerikalı biriyle İstanbul'da tanıştığım zaman adam New York'tan gelmiş, Atlanta'daki grubu hiç duymamış. Biz burada Amerika'daki herkesi tanıyoruz. Amerikalı biri kendi eyaletindekiydi çünkü öyledir mesela. Türkiye'deki grupları bilirsin ama gidip Bulgaristan'daki rap grubunu herkes tanımıyor. Öyle gibi Amerika yani. Hakikaten diğer eyalette çok fazla aksı yok gibi kültürler. Biz burada süzülmüş bir şekilde en iyi rapleri dinledik aslında bir yandan da. Yani arşivimde benim

İnternette mesela yazayım, dünya tarihinin en iyi ilk 10 albümünde her zaman bende olanlar işte Nas, Wu-Tang ya da ne bileyim en babalar hep vardı bende yani. Çölde bir vahaya düşmek gibi bir şey bu aslında. Evet yani şanslıyız yani İstanbul'da olmak, Büyükşehir'de olmak, o arkadaşlara rastlamak. Sonra DJ Walkie D ile tanıştım ben. Kadıköy'de ev vardı, evde home stüdyosuyla fast tracker programıyla müzik yapıyordu zaten. İlk beatlerimizi onunla yapmaya başladık. Kendimize ait beatlerle üzerinde bir şeyler yapıp denemek. Yani o adım atmak zaten çok büyük bir şeydi benim için.

Bir kayıt yaptık, cd'ye bastık. İnanamıyorum, hayatımda ilk defa sesim cd'de falan böyle. 96 senesi, Walkin'in evinde. Yani çok güzel zamanlardı. Bir de o kadar şeydi ki, dünyanın en iyi rap şarkısı falan zannediyorum. Eve giderken dinletiyorum arkadaşlarım falan. Hiç alakası yok aslında ama o inanç olması güzeldi demek bizim için. Hep o inanca sadık olup koruduğum için de...

Bir de kendimi de eleştirebildim. Yaptığım müzikleri kendim çok fazla beğenmemeye başladım sonradan. Olmuyor ya. Batıların örnekleri dinliyorum. Das FX'i dinliyorum ya da ne bileyim, Helta Skelter dinliyorum. Bizim niye alakamız yok bunlarla falan derken, işte Meclis albümüne doğru ondan önce yaptığımız çalışmalar falan benim daha oturmuş bir şekilde devam ettim. Çok tutkulu da bir çalışmayı görüyoruz. Çünkü bir röportajında gene okumuştum. 3000-4000 cd'lik bir arşivin varmış nefret albümü çıktığı zaman. Yani bu 90'ların sonundan bahsediyoruz. Bu ciddi bir maddi de yatırım o dönem baktığınızda. Zaten ben bir yandan çalışıyordum, bir yandan da kazandığım parayı hem aileme hem de müziğe yatırdım elimden geldiği kadar. Hem müziğimi üretmek için hem kendimi, bu kültürün bir parçası olduğum için hem dinlemek için gerçekten zevkle müziğimi, hem de dediğim gibi maddi anlamda bir şeyler yapabilmek için gelecekle ilgili hep ona yatırdım aslında diyebilirim. Çünkü sadece maddi anlamda değildi yani maneviydi. Çünkü bir şeyler öğrenmek, dinlemek... Rapçiyseniz, hip hop kültürün içindeyseniz her şeyi bilmeniz lazım ve elinizde olması lazım diye gördüm.

Elimden geldiği imkanlar çerçevesinde de bunları gerçekleştirdim. Satmak zorunda kaldım zaten bütün arşivi. Biz Nefret albümünü yaparken en üzüldüğüm anlardan biriydi hayatımda. Çünkü gerçekten masraflar, borçlar falan birikti hep stüdyolara. Onlarcının da depremi olmuştu bir de 99 depremi. O albümün çıkışı ertelendi. Bizim Nefret 99'da çıkacaktı. Bir sürü şeyler yaşadık yani. O üzücü bir andı benim. Ama o arşivi herkes Kadıköy'de kopyaladı mesela. Kim hip-hop DJ'liği yapsa benim arşivimi kullanıyordu mesela. Herkesde o yıllardır elden elde dolaşan Kadıköy'de meşhur bir hip hop arşivi vardır, o benimdi işte. Benim cdlerimden çıkan arşivdir o. İçinde her şey vardı yani kesinlikle böyle neredeyse çıkmış, 2000-3000 cd'lik. Başka bir şey gerek duymuyordunuz bir yerde hip hop jam yapılacaksa, onu birinin elinde olması yetiyordu. Herkes birbirini kopyalamıştı zaten. Bizim Önder'de de böyle unique bazı şeyler vardı. Önder Şahin, diğer sonradan rapçi Genel Genç.

Şimdi artık onlar da orta jenerasyonu da sahi eder falan. Çok raple ilgileniyorlardı, orijinal albümler alıyorlardı. Onların da bazı eklemeleriyle o arşiv gerçekten ben de başlayıp kötü kötü elden... Hala da elinde saklayan varsa onun kıymetini bilmesi lazım. Orijinallerin hepsini sattım maalesef ama yani o hepsini bir arada görmek, kopya bile olarak fiziksel zordur yani. Şimdi gerçi açıyorsunuz bir streamde Spotify'a doğru burada. Hepsini bir anda tık tık alıyorsunuz ama fiziksel şeyin zevki apayrıdır yani. Yani o zaman buradan dinleyicilerimize de bir duyurda bulunalım. Elinde o arşivden bir şeyler olan varsa. Özellikle Kadıköy çevresinde olması lazım. Himmetini bilsinler. Şey diye düşündüm, yani müzik arşivlerine girmek için müzik arşivini elden çıkartman gerekmiş. Ama bunu yaptığın için de belki bir dinleyici kitlesinin de oluşmasına yol açtı senin o müzik arşivin.

Tabii ki o çok ufak fedakarlıklarından birisiydi benim için hayatımda yaptığım ama... ...dediğim gibi hem bana çok katkı sağladı manevi anlamda sonradan da maddi anlamda tabii ki. Biraz değerinin çok azından enerte yüzde kırk zarar oldu ama... ...öyle maalesef ikinci el bir şey oldu zaman. Bir de sadece bu para ayırmak değil vakit ayırıyorsun. Çünkü nasıl prova yapıyordun mesela? Aynanın karşısında mı yapıyordun, birilerinin karşısında mı yapıyordun?

Ya zaten yazarken sesli sesli söylüyorsunuz bir yandan. Benim mesela çatışma tekniğim hep öyleydi. Yani çünkü satır oluyor söylüyorum, ikinci satır oluyor söylüyor söylüyor. Zaten bittiğinde söz ezberlemiş oluyordum çoğunlukla. Oluyorum hala da öyle. Zaten o yüzden diliniz ve söyleniş şekliniz bir anda alışmış oluyor. Yazdığınız kelimeden günlük hayatın yan yana gelmeyecek şeyler rapte geliyor. O bir tiyatrocunun ya da bir oyuncunun filmden önce prova yapması gibi bir şey olmuş oluyor zaten.

O yüzden kendi kendine hızlıca gelişti. Kayıt yaptıkça, kendimi dinleyip eleştirdikçe, burası olmamış, bir sonrakine daha iyi, kayıt daha iyi, daha iyi yapa yapa. Çünkü bunun bir okulu yok, bunu bana öğretecek bir insan yok, bunun böyle bir dersi olmayan, sokaktan gelen, size ait olan yeteneklerle, birikimle, edebiyatla oluşacak olan bir sanat rap. O yüzden onlar zamanla birleşip gelişti bende hep. Gerçekten kendi kendinize öğretmeniz gerekmiş yani. Öyle oldu yani. Peki bir şeyler öğrenip, çözüp sonra da sen de başkalarına mı aktarıyordun?

Ya da insanlar beni dinleyerek etkileşime giriyor. Ben de dinlediğim gruplar, o zamanki bana etki verenleri dinledim ama aynılarını yapmadım hiçbir zaman. Sadece bana verdiği ruh, ilham, o şevkle kendime ait bir tarz oluşturdum. Mesela ben her zaman Mobb Deep, Wu-Tang falan dinliyordum ama hiçbir zaman onlar tarzında yapmadım müzik. Ama her zaman da dinlerim, her zaman da seviyorum. Şu anda dinlediğim gruplar da aynı şekilde. Mesela Kodak Black çok seviyorum ama Kodak Black gibi bir müzik yapmıyorum. Aynı o ruh bende devam ediyor yani. Millet şaşırıyor benim Kodak Black'i dinlememe. Mesela o kadar şey arasında. En sevdiğim yeni rapçi o şu anda. Kendrick Lamar zaten ayrı. Mesela o benim tarzıma ya da yaptığımız orijinal rap'e daha yakın yani. Ortodoks rap dediğimiz kökten olan rap. Gerçek rap. Kendrick Lamar. Sonuçta Kodak Black de rap ama daha alternatif, daha biraz farklı. O farklılığı da seviyorum işte ben yani mesela. O yüzden hep açık olduğum için... Peki başladığında flow'un mu daha kuvvetliydi, rhyme'un mu daha kuvvetliydi? Ben her zaman hızlı rap'e yöneldim. Yani o zamanda daha Amerika'da bile 1-2-3 örnek vardı. Twista vardı, Technine vardı. Hızlı rap yapan hiç kimse yoktu neredeyse. Fush The Kins vardı mesela o da old school sayılıyor grup. Yani mesela ilk dinlediğimdi benim. Busta Rhymes yapıyordu hızlı rap'i de. Onların haricinde çok fazla yoktu ve ben yapıyordum yani açıkçası. Ben Almanya'ya da oraya buraya gittiğim zaman insanların hep dikkatini çeken konserlerde, festivallerde, 2002'de

başladı benim Avrupa konserlerim İsveç'le beraber. Yabancıların hep dikkatini çeken, hızlı olan olayın tek nefeste yapabilmem, sahnede canlı olabilmesin. Çünkü herkes playback yapıyordu o zamanda bile Avrupa'da, Batı'da. Rap'te böyle bir şey var. Ben izlediğim canlı rap yapan çok az grup var Amerika'da da dahil. Roots falan değilseniz, Nas değilseniz böyle. Canlı rap yapan çok fazla grup yoktu eskiden de. Ben hep canlıydım. Almanya'dakiler bile hep playback'tı çoğu. O çok etkiledi insanları.

Ve şimdi hızlı rap 2010'dan sonra bile moda olmaya başladı. Eminem Rap God parçasını çıkarttı, World Wide Chopper zaten bu benim en büyük madalyamdır hayatta. Hızlı rapi devam edip bırakmayıp, Tech N9ne'in o World Wide Chopper parçasında Busta Rhymes'la, Twista'yla hayatım boyunca dinlediğim demin saydığım adamlarla aynı şarkıda olmak, yani o anda müziği bıraksam Ceza Zirve'de bıraktı falan denilebilirdi. Onu soracağım, yani o dönemde doğru düzgün internet yok, bir şey yok. Yani sen hem Tecnan'ı buluyorsun, işte İsveç'te gidiyorsun, yanılıyorsan değil mi? İsveç'te de düetler yapmaya başlıyorsun. Nasıl buluyordun? Yani uluslararası iletişim nasıldı bu işin o yıllarda? Çok ilahi bir şekilde gelişti her şey. Böyle şans, böyle tesadüfler var, artık ne diyeyim karma. Yani İsveç'e çağrılmam, Allah Allah. Hayatımda hiç uçağa binmemiştim. 2002 senesinde hiç uçak deneyimim oldu. Bir de Avrupa'ya çıkmamışım. İlk defa Avrupa'ya çıkıyorum, bir de İsveç. Hani dedi ki, müzik yapıyorum. İlk konser vereceğim yer Avrupa'da herhalde Almanya falan olur diye düşündüm. Hani orada gurbetçiler daha çok. İsveç gelince Stockholm şok oldum böyle. Oraya gittiğimde de çok güzel oldu. Oradaki yerel gruplarla tanıştım. Onlarla parça yaptık Fiyarda Validen'le. 2002'de tamam parçası. İsveç'te hit oldu. Bütün radyolarda çaldı. Aylarca birinci kaldı. Sonra ben onu Rapstar albümüne koydum iki sene sonra. Türkiye'de de çok beğenirdi. Çünkü öyle düetler, yabancı sanatçılar, kültürler hep heveslendiğim şeyler zaten. Onu yaşamaya başlayınca o heyecan bana daha çok fazla şey verdi. Ondan sonra zaten işte Kul Savaşı'nın parçasında Mobb Deep'te yaptık, Önderler'le Onyx'le parça yaptık. Sonra Technine'la yaptığımız diğer çalışmalar oldu. Yani yabancı sanatçılarla, rapçilerle ulaştığımız, konser verdiğimiz, festival çıktığımız, parça yaptığımız durumlar çok fazla oldu ve ayrı bir manevi heyecan bu. Evet, ilk Almanya'dan gelir diye bekliyordum. Çünkü bir de Türkçe rap'in aslında doğduğu yer Almanya. İşte biz Kartel'le biliyoruz. Kartel hatta Türkiye'de Türkçe rap yapılabiliyormuş. Geniş kitlenin en azından farkına varmasını sağladı. Ama onun veliatı da varmış. Kartel 95'te. Ben de seninle röportaja gelmeden önce biraz baktım.

Yani kartelle başladı zannediyordum meğer öyle değilmiş. Ama işte karakanlar, içindeki kartel oluşturanlar daha eskiler aslında. Mesela islamic force vardı, kilahkan rahmetli boğabiyelerin kurduğu. Yani cinayet şebekeler, onların isimleri de farklıydı zaten. Kingsize terörler falan, birkaç isimler falan, Mike force. Tabii 91 yılındaymış ilk Türkçe sözlüler. Rahmetli Bobby'nin 1985-86 senesinde Killa'nın evinde bir videokasette, arada bazen hatta açıp da izliyoruz Killa Hakan'la, o Amerikalılarla orada işte Amerikan sektörüyken, duvar yıkılmadan önce Berlin'de, Amerikan Hip Hop kulübünde rap yaptığını izledim, yani Bobby'nin. İngilizce rap yapıyor, bir de freestyle.

Daha o zaman o şekilde New School Rap bile daha dünyada yokken ve Bobby'nin flow'ları hiç kimsede ben duymadım. İngilizce flow'ları vardı rahmetlinin. Yani dediğim gibi Cartel mainstream olmasını sağladı gerçekten Rap'in. Ben de aynı şekilde Türkiye'de Rap'in mainstream olmasını sağladım. Ama emek veren bir sürü insan altta olmasa böyle olmaz tabii ki. Bir arkası vardı her şeyin tabii. Cartel'in bir öncesi var, onların yaptığı çalışmalar. Benim de aynı şekilde. Daha önceki yaptığım çalışmalar, beraber emek verdiğimiz insanlar. Ama Cartel hem Almanya'da hem de Türkiye'de çok fazla ses getirdi yani yaptığı şeyle.

Ve tematik olarak da yani şimdi alt kültürden geliyor. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri'nde siyahlardan geliyor. Almanya'da da doğal olarak aslında göçmenler arasında, Türkler arasında yayılıyor ve bir siyasi amacı da var orada. Neonazilerin o zaman işte genç dinleyicilerimiz belki hatırlamaz ama binaların falan yakıldığı, Türklerin çok eziyet gördüğü bir dönemde Neonazilerin sokaklarda saldırılarına karşı gruplaşan insanların müziği bir yandan. ve sözleri de zaten bunun üzerine yani ilk Türkçe şarkı dönem Bir Yabancının Hayatı adında ve doğal olarak da bir tepki olarak kendilerine karşı gelen bu neonizm şiddetine karşı, skinhead şiddetine karşı bir tepki olarak da Türkçülüğe, Müslümanlığa, kendi kimliğine sahip çıkan ve Türklük temasının yoğun olduğu bir müzik ama orada da bir tezat da oluyor kartel Türkiye'ye geldiğinde önce ülkücüler karşılıyor onları kartel de bir şaşırıyor ve memnun da olmuyor aslında bu durumdan çünkü o bir mazlum Türkçülüğü aslında

Diğerinde daha başka bir şey, daha yaygın bir, herkesin Türk olduğu yerdeki Türk milliyetçi olmakla orada olmanın arasında bir fark var. Fakat müzik çok milliyetçi bir yerden başlıyor ilk başta, rap. Nefret albümünde görüyoruz, senin de ilk sözlerinde bunlar var. Belkiden Türkçe rap yapılamazla karşı bir tepki ya da o dinlediklerinden olan bu skinheadlere karşı bir Türkçülükten. Fakat şeyin bir makalesi var Tuncay Arıcan'ın, akademisyen. JTP Üniversitesi'nde. O diyor ki, ceza bu işi kozmopolitleştirendir Türkiye'de. Yani rap müziği, o milliyetçi temasını sadece orada kalmasını aşan ve kozmopolit bir hale getiren. Yani yeri geldiği zaman tasavvufta, Mercan dedeyle tasavvuftan anıtlarda da yapan, dünya sosyolojisine açılan ve birçok temayı rap'e getirerek, rap'in o şeyden gelen, Almanya'dan gelen bazı kalıplarını ilk aşan odur diyor.

Zaten başladı dediğim gibi 2002 Meclisler albümünden sonra, o zamana kadar dediğim gibi nefret albümünde yaptığımız daha önceki çalışmalarda, milliyetçi söylemler ya da ona benzer şeyler, vatanseverlik o etkileşimden dolayı kartel ve o Almanya'dan gelen söylemlerle ilgili birazcık öyle şeyler oldu ama dünya görüşümüz, bir şeyler hayatta öğrendikçe, insanları tanıdıkça, gezdikçe okudukça daha farklı şeyler, daha farklı söylemler oluşmaya başladı tabii ki. Sözlerimize de bu en iyi şekilde yansıtmaya çalıştım. Dediğim gibi başta bunun bir okulu ya da bu edebiyatı yapmanın, aynı yazdığınız sözleri ritme oturtmanın bir de anlaşılabilir bir sürü işin içinde matematik olduğu için bunların hepsi zamanla açıkça oluştular ve ben kendi açıma kendi yaptığım referanslarda toplumsal şeylerin de içermesi gerektiğini, sadece toplumsal olması gerektiği değil, onların da olması gerektiğini düşünüyorum. Irkçılığa da karşı, savaşa da karşı, soykırıma karşı ya da siyasi herhangi bir yanlış olduğu zaman onu dile getirebilmek, böyle şeylerle ilgili bence olması gerekiyor içerisinde zaman zaman insanın. Mecbur değil ama benim çoğum zamanında kullandım yani. Yani bu bir şeyi değiştireceğinden ya da her şeyi dünyayı değiştireceğinden dolayı değil ama bu söylemler birçok insan tarafından, rapçi, sanatçı, fark etmeyenler tarzı yaptığı artarsa kendi dinleyicileri, geleceğe daha barışçıl bakan bir dinleyici nesil en azından miras bırakmak şansı daha fazla oluyor. Şey çok hoşuma gitmişti, bu nefret albümünden niye nefret ismini koyduğunuzu açıklarken, şey diyorsun orada, bütün şarkılar sevgi, aşk üzerine mi olmalı diye. Ben de yani hani tabii geri kalanında nefret üzerine olmamaların birçok duygu var da, ben de ilk gençliğimden beri hep onu hissetmişimdir. Yani niye hep aşk arkası, hep aşk arkası, tamamen aşık da oluyoruz, o güzel bir şey ama çok sıkılıyordum ben de o tema darlığından gerçekten. O sebeple o açıklamayı görünce çok hoşuma gitmişti. Yani sanırım işte bizim kuşağında biraz rock dinlemeye başlamasının sebeplerinden biri de o. Yani o popüler olanın sürekli böyle bir çiçek böcek aşk işte kavuştum kavuşamadım ki onlar da önemli meseleler elbette. Ama diğer yerlere işte rock ve raple açılıyordu. Oradan bu akmar pasajına gelmek istiyorum.

Akmar Pasajı'nda girdiğim zaman hani öldüm de cennete mi geldim demişsin o zaman. Çünkü tüm farklı müziklerin, tarzların bir araya geldiği bir yer. Ama orada da müthiş bir rock da değil. Hatta metal ağırlığı vardı. Biz de Ankara'da Akmar Pasajı'ndaki bir grubun yaptığı demonun çok kötü kaydını falan dinlerdik. Oraya kadar da sirayet ediyordu. Ben de rap'i ilk, rap diye bir şey olduğunu fark etmem. Aerosmith'in Run DMC ile yaptığı crossover. Walk This Way'i dinlediğim zaman gidip Run DMC kaseti almıştım.

JAK'la rap arasında da bir ilişki vardı ve AKMAR'da da bu yaşanıyordu herhalde. Nasıl yaşadınız o ilişkiyi? O çevrede herkes birbirine çok saygılıydı mesela. Çünkü Akbar Pasajı farklı alternatif kültürlerin de bir buluşma noktasıydı. Çünkü bizim orada hardcore dinleyen, punk dinleyen, skate yapan her farklı kültürden grunge takılan arkadaşlarımız vardı. Her çeşit dinleyiciden, her çeşit kültürden insanlar vardı ve orada buluşuyorduk. Çünkü geldiğimiz mahallelerde çok dışlanma durumu olduğu için aynı kafada olan insanların bir arada olup kendilerini daha özgür hissettiği bir çevre her zaman hepimizi daha iyi hissettirdi açıkçası.

O yüzden oradaki kültürlerle de etkileşim almak, oradaki metal yapan ya da punk yapan gruplarla, arkadaşlarla muhabbet etmek, bu da bize çok fazla şey kattı açıkçası. Bana özellikle, birçok arkadaşıma da, onlara da aynı şekilde. Birbirimizin kültürünü öğrenmek, saygı göstermek. Nefret grubu çıktığında Hammer Music metal şirketiydi bizim. İlk yaptığı rap projesiydik biz. Nefret grubu. Konser veriyorduk Kemancı'da o zaman 99'da, 2000'de böyle. Radical Noise, Antisilence falan koma çıkıyor. Biz ön grubuz. Tüm dinleyici metal. Yani öyle bir ortamdan geldik, öyle şeyler gördük ki, yaşadık ki. İnsanlar belki dinlemiyordu böyle şeyde ama bir saygı vardı en azından. Bu ne lan falan. Onu hissediyorduk ama o zaman da işte adım adım, adım adım biz o konserleri 50, 100, 150, 200, 300, 500 rapçiler, dinleyiciler gele gele. Hani olayın boyutu değişmeye başladı zaten. Ama Akmar Pazacı'nın o yüzden biraz daha rock'n roll hayatımız ya da görüşümüz varsa oradan geliyor yani benim.

Oğlum yetki işimi oldu kesin. Kesinlikle. Bu başladığınız zaman röportajlarını da bahsediyorsun. Seni programlara çağırıyorlarmış ama müziğini yayınlamıyorlarmış. Bunu nasıl açıklıyorsun? Niye böyle bir şey yapıyorlar sence? Yani açıklamaları da çok böyle hani küfür etseydin mesela daha iyi. Şimdi bizim mesela dinleyicimiz şöyle şeyler dinliyor, yaptığı müzik bok o zaman.

O anlama göre yani de herifin öyle bir açıklaması, özrü kabahatinden beter şeyler yaşadık böyle. Bir şey çalarsan insanlar dinler. Yani çalmazsan daha bilmediğin bir şeyi nereden bilecekler? Yani fark var, parçası mesela benim normalde hiç favori görmediğim ya da öyle çok patlayacağını ummadığım öyle kaçıncı parça olduğunu bile hatırlamıyorum albümde. Diziyle patladı mesela. Demek ki onu radyolarda zamanında çalınsa 2 sene sonra patlıyor parça. Ama 2006'da çıktığı zaman şarkıları çalsalar normal insan gibi bir albüm çıkmış, şarkı çalınır. O kadar basit. O zaman da dinlenecekti yani. Bizi hiçbir zaman şans vermediler açıkcası. Böyle dizilerde, bir reklam müziğinde. Şimdi artık böyle TikTok'lar, oradan buradan bir şeyler insanlar parçalar. En eski 2002'de çıkmış Meclis'in parçası TikTok'da patlamış. Benim hiç haberim yok. Ya motosiklet kullananların hepsi, hiçbirine kaza gelmesin. Öyle bir paylaşılmış ki. Yani o gelir benim olsa şimdi mesela. Yani sanki yeni albüm çıkartmışım ve çok patlamış gibi bir şarkı oldu şu an Meclis'dir. Çok acayip bir dönemmiş o. Çünkü eski medyanın da dönemi o. Bugünki gibi değil. Aslında tuhaf bir şey oluyor. Bu şeyin ispatı. O zaman da çalsaydınız insanlar dinleyeceklerdi. 2024'te şarkıyı keşfediyorlar. 2002'de çıkmış şarkıyı. 22 yaşında bir şarkıyı. Ve patlıyor bir anda meclistir ya da eski bir şey, ya da 2001 ya da bir şey. İşte bu eski karar alıcıların da bir tuhaf kibrini gösteriyor. Çünkü toplumda bir ilgi var, ona duyarsız kalamadığı için seni programa davet ediyor. Ama toplumda neden ilgi var? E çünkü bu şarkıları seviyorlar. Ama bu şarkılardan bir şey olmaz diyor, onu yayınlamıyor. Yani paradoksalde bir durum içindeler zaten yani. Ya diğer bence kültürleşti. Arabesk pop olan kısım. Geleceği gördüler bence. Eyvah bu tehlike geliyor. Bunu şimdiden yayınlamayalım. Kafasını ezelim yılanın başını gibi dediler ama olmadı işte. O yüzden yani rap artık var. Kabul edilmesi lazım. Çünkü dünyanın en önemli müzik türlerinden biri artık. Yer aldığı yerler, sanatçılar, bir sürü ödüller, verilmiş emek ve 40 seneden fazla zaman, 50 sene oldu neredeyse yani doğalı. Yani ciddi bir kültür artık. Ve Türkiye'de de var. Yani ciddi bir şekilde var hem de. O yüzden buna da gurur duyuyorum.

Dediğim gibi daha fazla yer alabilmek lazımdı. Ve şeyi hatırlatıyor bu bana. Başka podcast bölümlerinde de bunun konusu olmuştu. Teoman'la da bunun şeyi konuşmuştuk. Türkçe rock yapılamaz da deniyordu bir ara. Sonra Türkçe rap de yapılamaz dendi. Sonra ikisinin de nasıl kadar iyi yapılabildiğini Türkiye'de gördük. Peki kim bu insanlar? O yapılamaz, bu yapılamaz, şu yapılamaz diyenler kim bunlar? Endüstriden olan insanlar mı? Yoksa toplumdaki normal ilse sıradan insanlar mı? Hepsi mi? Toplumumuzun geneli bence öyle biraz. Çünkü insan kendi bazen, yakın arkadaşlarımdan da yaşadığım oldu tabii ki birçok kere. Yani o şekilde sizin aldığınız kadar ciddi almıyorlar ya da sizin verdiğiniz manevi değeri gösteremiyorlar insanlar ya da sizin başarınızla gurur duymayı başaramıyorlar. Ben birçok arkadaşımın sporcu olsun, sanatçı, mahalledeyken eskiden böyle hani hatta okul birincisi olmuş, arkada mesela diplom almış, her şeyde her zaman gurur duyardım yani. Ama bizde öyle bir çoğunlukta, ya yapamazsın, Türkiye'de albüm olmaz, Türkiye'de rap mi olur, böyle bir şey olmaz, bu bize yakışmaz. Daha halen bu konuşmalar, daha hala devam ediyor bu cahillik. Yani kullandığımız bütün donanımlar, device'ler, günlük hayatta yaşadığımız her şey batıya aitken kültürel anlamda her şeyi eleştirmek daha kolay oluyor mesela yani. Ataspor dediğimiz güreş haricinde

Yaptığımız bütün sporlar da Batı'ya ait mesela. Hani müzik de aynı şekilde, musikimiz. Birçok şey dışarıdan etkilenip beslenmiş ve Batı'da aynı şekilde bizden de etkileniyorlar. Bu kötü bir şey anlamında değil. Anlattığımız konular, verdiğimiz örnekler, röportajlarımız, içeriğimiz zaten bizim bu topluma ait olan şeyler yani. Bu bahsettiğim meseleyi biraz daha derinleştirmek istiyorum ama burada şimdilik bir ara verelim. Aradan sonra rap müziğin popülerleşmesini ve üst kültür tarafından da benimsenmesini konuşmaya devam edeceğiz.

Evet, yeniden Ceza'yla beraberiz. Ceza, şeyden bahsediyorduk yani, o yapılamaz, bu yapılamaz, şu yapılamaz deniyor Türkiye'de. Türkçe rap yapılamaz, yapılıyor. Türkçe rap yapılamaz dediler, yapıldı. Yani bugüne kadar ne yapılamaz derse de yapılıyor. Sadece yapılması biraz geciktiriliyor anladığım kadarıyla. Bu bana şey fıkrasını hatırlattı. İşte birisi cehenneme gitmiş. İşte bir sürü kazanlar varmış. Her ülkenin de başka kazanı varmış başlarında. Zebaniler işte ülkenin, halkının durumuna göre az ya da çok. Türklerin olduğu şeydeyse zebani yokmuş kazandı. Niye diye sormuşlar. Çünkü Türkler kendileri birbirlerine aşağıya çekerler. Zebaniye gerek yok diye bir fıkra vardır. Çok iyi fıkra anlatamam ama bu söylediğin bana biraz onu hatırlattı. Şimdi yapılamaz deniyordu. İşte ya da belki aşağı görülüyordu. Sokak kültürü diye bakılıyordu. İşte o TRT zihniyetinin getirdiği bir elitizm zaten hep vardı. İşte arabesk de giremedi uzun yıllar TRT'ye. Acısız arabesk istendi falan. Garip garip şarkıları ısmarlandı bir dönemler.

Fakat şu anda şöyle bir şeyle karşı karşıyayız. Amerika'da çok önemli ve itibarlı bir müzik ödülü var. Pulitzer Müzik Ödülü. 1902 senesinden beri veriliyor. Ve 2018 senesinde Kendrick Lamar, Demn albümüyle bu ödülü alıyor. Tarihi boyunca ilk defa caz ya da klasik müzik olmayan bir müzik türü bu ödülü alıyor. Ve kimlerle yarışmış o dönem? Hani spor yarışı gibi değil de bu tabii. Kültürel bir dalgalanmayı anlatmak için söylüyorum. Bir tane yaylı kuarteti ve bir tane kantata ile yarışıyor.

Ve adaylar bunlar. Kendiliği glamour kazanıyor ve jüri üyelerine bakıyorsunuz, işte bir klasik müzik virtüözü, bir violin, kemancı, metropolitan operasının direktörlerinden biri, bir karşılaştırılmalı edebiyat profesörü, bir The Nation dergisinin büyük bir müzik eleştirmeni, bir büyük besteci falan. Burada üst kültürün temsilcileri aslında bunlar. Ve yaklaşık bir kuşak içerisinde sokaklardan gelen bir şeyin Pulisler Müzik Ödülü'nü aldığını görüyoruz, bir müzik türünü. Sen de Türkçe rap şarkıları çalınmazken bugün saygı geceleri sana düzenleniyor. Amma gecelerinde harika konserlerle acayip işler izliyoruz. Yani Türkiye'de nadir gördüğümüz bir şey. Bunu nasıl hissettin? Bu gidişatı, bu 20-25 senede? Yani hiç bunu bekliyor muydun?

Yani tabii ki hayalini kurduğumuz, yapmak istediğimiz şey elbette ki olması güzel bir şey ve bunların hayalini de kuruyordum zaten. Çünkü yabancı izlediğim konserlerde baktığım zaman, misal diyelim nasıl konsere bakıyorum, önünde 10 bin kişi seyirci, 10 bin kişiye rap konseri vermek nasıl bir duygu? Yani yıllarca bunu hayalini kurup bunu başarmak yani muazzam güzel bir şey. E tabii ki benim hayalimle kurduğum şey bu kültürün oluşmasıydı. Eski sözlerime ya da röportajıma en eskilere baktığımız zaman hep bu nefret zamanında özellikle hep bunu anlatıyorduk yani. Türkiye'de rap olması, insanların rap'i bir şekilde anlayabilmesi. Yani bunun gerçekleşmiş olması çok güzel bir şey. Kendirik'in aldığı ödül mesela rap müziği benim adıma da hepimizin adına, rap müzik kültün içinde olan insanlar adına da taçlandırmış oluyor aslında. Ben mesela 2007'de MTV ödülü aday olmuş. Türkiye'de iki sene sürdü MTV'nin ömrü maalesef. Türkiye'deki yine aynı şeyler yüzünden, biraz aşağı çekme olayları yüzünden. MTV ödülünü almıştım mesela. Türkiye'ye gelen ilk MTV ödülü de bana ait. Bazı zamanlarda mantıklı olan, doğru düzgün gelen insanlar karşılığını veriyorlardı bazı şeylerin. Onun haricinde 2008'de Fair Play'e ödül almıştım mesela yaptığım bir parçayla. Onu da mesela federasyonun desteğiyle. Yani bu tarz şeyler de yaptığınız işi manevi olarak taşlandırıyor ve insanların daha ciddiye almasını sağlıyor.

Yani Kendrick'in aldığı ödül, aldığı Grammy'ler ya da ne bileyim, Super Bowl'da rap'in olması, Dr. Dre'lerin sunup doklanması rap için büyük başarılar bence. Maddi kazancın ve değerin haricinde böyle manevi şeyler yaşamak çok önemli şeyler. Ben de o yüzden yer aldığım özel festivaller, ödüller, böyle şeyleri hep ayrı bir yere koyup daha manevi, farklı bir his yaşıyorum açıkçası. Harvard Üniversitesi'nde ta 1996 senesinde Hip Hop Arşiv ve Araştırma Enstitüsü kurulmuş. Ama tabii çok kolay kurulamamış. Bir profesör var, Marsiliana Morgan diye. O kurmak istemiş ve birçok meslektaşı... Yani bu gelip geçici bir sokak müziğidir. Hani delirdin mi Harvard Üniversitesi'nde, niye buna merkez açıyorsun demiş.

O da bu müzik gençliğin halk dili ve kendini yepyeni bir müzikle ifade ediyor. Kıyıdan kıyıya önce Amerika Birleşik Devletleri'ne sonra tüm dünyaya yayılacak kehanetinde bulunmuş ve bugün bu kehanetin gerçekleştiğini görüyoruz. Şu anda yine Harvard'ın özel müzik arşivi var. Burada işte Beethoven'ın, Mozart'ın mesela yanına 28 hiphop ve rap albümü de girmiş durumda. Yani şu anda gerçekten üst kültürün en üst kurumlarını fethetmiş durumda gibi gözüküyor rap. Peki bunun rapi sokaktan kopartılabilme ihtimali olur mu?

Zaten rap sokaktan kopmuş durumda değil, kopmaz da zaten ama rapin hem sokakta olan hem de dışarıda mainstream olan, çok yukarılarda olan bir tarafı da var yani. Yani bir kast sistemi gibi görünebilir yani açıkçası underground yapan daha sokakta olan bir tarz da var. Bu hem anlatımlarıyla, soundlarıyla ya da duruşlarıyla tercih meselesi olarak ya da gangsta olarak sokakta yani olan var hala daha. Yani o yüzden dallar o kadar çok farklı ki artık rap müzikte. Yani sokaktan çoktan çıkmış durumda zaten rap artık. Artık daha dediğim gibi Rap Pulitzer ödülü alıyor, Super Bowl'larda mainstream olarak sahneye çıkıyor, Grammy'ler alıyor. Yani bunlar çok önemli şeyler. O artık sokaktan çoktan çıkmış olduğunu göstergesi. Ama sokakta devam eden taraf da her zaman var. Onu bilen, hakim olanlar da rap kültürünün, hip-hop kültürünün içinde olan insanlar. Onlar dinliyor, onlar o albümleri alıp arşivine ekliyor ya da konserlerine gidiyor o isimlerin. Yani hem sokak hem üst taraf devam ediyor açıkçası. Yani şimdi artık ne bileyim böyle Travis Scott'a sokak diyemeyiz yani artık daha ya da ne bileyim Asap Rocky'lere. Onlar daha biraz böyle hani mainstreamler, yukarıdalar. Kendrick Lamar da artık aynı şekilde. O yaşadığı geldiği sokaklarda rahatça yürüyemez artık eskisi gibi yani. Yani biraz geçenlerde bir street art hakkında bir podcast bölümü yapmıştık. Biraz onu hatırlattı bana. Çünkü orada da hala anonim kalan, ismi bilinmeyen, daha guerilla usulü işte polisle hatta yeri geldiğinde çatışarak graffiti ya da street art yapanlar da var. Büyük galerilerde çok büyük meblalara eserleri satılan ve isimleri bilinen işte kendi şirketlerini kurmuş, moda markalarını kurmuş olanlar da var. Bu zaten bir şeyin yaygınlaştığı zaman kendi içerisinde çeşitli bölümlere ayrılması bana normal geliyor.

Bu iyi ya da kötü diye bakılacak bir şey değil. Kültür üretimi hep bu şekilde devam ediyor. Bir İngiliz kültür eleştirmeni profesör, antropolog Lawrence Grossberg diye. Onun üçlü ayrımı var rap'e baktığı zaman ve sokaktan gelen, karşı kültürden gelenlere baktığı zaman. Gene Tuncay'ın makalesinden aldım bunu, Tuncay Arıcan'ın. Direniş, marjinalizasyon ve tarz, stil diyor.

Rap'in içinde bu üçü de aynı anda var ve birbirinin içine sürekli geçen bir döngüsel ilişkisi var diyor. Yani bir direniş, nasıl neonazilere karşı direnmesi gibi ya da sistemi adaletsizliklerine karşı direnmesi gibi. Marjinalizasyon çünkü hegemonik olan toplumda o sırada hakim olan popüler kültürün marjinlerinde, sınırlarında akmar gibi. Ama aynı zamanda bir tarz, kıyafetiyle, kendini ortaya koyuşuyla. Ve bu üçü arasında dinamik bir ilişki var aslında diyor. Sen nasıl değerlendiriyorsun bunu?

Doğru diğer kültürlerde de aynı şekilde mesela metal dinleyen bir insana baktığınız zaman onun metal dinlediğini anlarsınız ya mesela. Rap'te de artık öyle bir görüntü, böyle bir durum söz konusu olabiliyor bazen. Şu anda artık tabi ki dünyada moda, stil, insanların tercihleri birazcık değişti ama böyle bir durum var. Rap'te de aynı şekilde yani savunduğunuz, dinlediğiniz, sevdiğiniz kültürü belli etmek, kendinizi öyle hissetmek için zamanında bol pantolonlar modeli, şimdi dar pantolonlar, tekrar bol pantolonlar. Rock, metalde de uzun saçlar, küpe ya da dövmeler, giydiğinizde daha farklı şeyler. Kendini belli edecek bir kültüre sahip hip hop. O yüzden orada anlatılmak istenen de o. Kendine has bir giyim tarzı, kendine has bir duruşu, anlatımı ve müziği olan bir kültür bence. Buradan da şuna gelmek istiyorum. Yine bu Harvard'daki merkezi kuran profesörün söylediği bir şey var. O da diyor ki, keep it real diye bir kavram var. Rap'te de, hip-hop'te de. Yani sahici ol, kendin ol gibi bir kavram. Eğer diyor, sahici olacaksan, kendinden olacaksan, senin sürekli analiz etmen ve kritik bir göze sahip olman lazım. Neyin gerçek, neyin gerçek olmadığını anlamak için. bunun içinde birçok şeyi bilmen gerekiyor ve kendini de bilmen gerekiyor diyor. Ve böylelikle rap'in ve hip-hop kültürünün sahici kalacaksa sürekli eleştirer ve analitik olması gerektiğini düşünüyor. Senin de parçalarında bunu sıklıkla gördüğümü fark ediyorum. Mesela bitcoin'i yapıyorsun ya da yatay zeka'yı yapıyorsun. Yani toplumdaki teknolojik dönüşümleri de çok yakından izliyorsun ve bunu da analiz ediyorsun aslında. Peki senin bu teknolojik dönüşüm hakkındaki fikrin ne? Müziğe, trap'taki autotune'un kullanılması, giderek dijitalleşmenin olmasını,

analitik ve leştiril olarak baktığında ne görüyorsun? Ya zaten müzik, yani rap yapan özellikle bir insan en büyük enstrümanı, kalemi, her şeyi, ağzı ve yazdıkları olduğu için çok fazla şey bilmek zorundasınız zaten etkileyici olması için. Hem anlama bakımından hem bilgi anlamında. Bir sürü şeye hakim olmanız gerekiyor mesela. Gerçekten kültür çok fazla gerekiyor çünkü rap bir edebiyat sayılıyor bence yani kesinlikle.

Ve çoğu, lirisistlerin çoğu da, yani rapçilerin, Amerika'da sayılanların, çok iyi gerçekten söz sahipleri. Sadece Kendrick'in Pulitzer Ödülü değil, birçok rap sanatçısının da sözleri edebiyata geçmiş durumda neredeyse Amerika'da. Mesela Rakim gibi isimler var, böyle sayabileceğim daha bir sürü. O kadar unuttum ki artık.

Spoken word var zaten rapten bir öncesinde. Konuşmalı anlatım bizim kültürümüzde de zaten kalenderi dervişlerinden beri yani bin seneden beri neredeyse Anadolu'da var olan bir kültür. Daha Anadolu'da terli çalgılar bile yokken ritimlerin üzerine söyleyerek bazı şeyleri anlatmışlar. Freestyle denilen olaylar ya da aşkların atışmaları gibi. Yani bu sözlü anlatım ritme oturarak anlatım toplumlarda kültürlerde yüzyıllardan binlerce yıldan beri olan bir şey olduğu için

Sanki biraz insanın da kendi özüne dönük bir sanat oluşmuş gibi oldu rapte de yani. Bu şekilde sözlü ritmik anlatım, bu coşku, lirik zaten coşkulu anlatımın anlamına da geliyor bir yandan. Lirik, akıyorsunuz yani bir şekilde. Yani bunun için çok fazla bilgi dağıtacağına, kelimeye bir şeyler bilmeniz gerekiyor kesinlikle. Orada söylenen kesinlikle bence doğru. Bir şeyleri anlatacağınız konu hakkında bilgi sahibi olmanız lazım, fikir sahibi olmanız lazım. Yani o yüzden öğrenmek ve kültürel açıdan yüksek durmak bence şart. Peki o zaman şey alıştırısı çok yapılıyor kibir rap sanatçıları, müzisyenleri için. Sözlerinde işte kadını aşağıladığı ya da tamamen işte servetini göstermek ya da işte hava atmak üzerine yaptığı. Flex de deniyor sanırım buna değil mi? Şimdi buna nasıl yaklaşıyorsun? Yani tabii ki her rapçi işte çok harika sözler yazmak zorunda, toplumu çok iyi incelemek zorunda, tahlil etmek zorunda değil. Ama kalıcı olmanın sanırım yolu buradan geçiyor. Peki bu tartışmalar hakkında ne düşünüyorsun? Son dönemde çok bunlardan da bahsediliyor.

Rap'in zaten bu şekilde flex olayı her zaman var. Yani 90'lardan beri. Tupaclar zaten başlattılar o olayı. Mesela Master P'nin tayfası vardı eskiden No Limits Records'ta. O zamanlarda işte kadınlar, parti, rap müzik, daha böyle materyalist, daha yüzeysel olan şekli 90'lardan beri hep var. Sürekli zaman zaman popüler oluyor. Jay-Z de zaten ilk 96'dan sonra tarzını değiştirdikten sonra hep ona yöneldi mesela. Birçok isimle aynı şekilde. Yani dediğim gibi Türkiye'de ve dünya da şu anda ondan etkilenmiş durumda. Şu anda en popüler olan daha biraz böyle işte kadınlarla ilgili biraz daha seksist, daha böyle materyalist sözler, daha böyle dikkat çekici, heyecanlandırıcı. Çoğu insanın belki hayatında benimseyip yaşamak istemediği şey yapmadığı konular ama yine de dinliyor insanlar yani. Belki de normalde duymadıkları ya da yaşamayacakları bir şeyleri müzikle dinlemek tercih meselesi oldu yani. Şu anda dediğiniz gibi farklı anlatımlar, kadınları aşağılayan gibi görünen şeyler

Dinleniyor ama kadınlar da dinliyor sonuçta bunu baktığım zaman. Ben takip ettim ya da baktığım insanlara kadınlar da çoğu paylaşımlarını da görüyorum yani takip ettiklerini dinledikleri o aşağılığını o deldikleri saçlarını. Demek ki yani illa onu dinliyorsunuz diye bunu kabul etmek zorunda da değilsiniz. Biraz daha belki eğlencenin açısıyla dinleniyor olabilir. Ama dediğim gibi tercih meselesi kimi siyasal, toplumsal ya da öyle bir şey, içerik yapmak istemeyip sadece böyle yapmak isteyebilir. Sörmük Solat vardı eskiden ya da Tuğlay Kuru falan. Ayrıca sırf sex edici parçalarıyla ilgili yani 90'lardan beri old school gruplar. Yani o da bir tercih meselesi yani.

Trap içinde rapin bir makamıdır diyorsun. Gibi oldu. Evet aslında birazcık öyle oldu ya. Dallarından biri. Çünkü rapin de kendi içerisinde dörtlü sound'lar vardı. Yani Eastside vardı, Westside vardı, LA'nin her sound'unu dinlediğiniz zaman anlardınız aradaki farkı. Şimdi trap bambaşka bir havayla olayı değiştirdi diyebilirim. Çünkü içindeki sadece sound'u, bizim mesela old school kullandığımız, double time rap yaptığımız sound'ları adamlar alıp o tür türne melodik söyleyerek

Değiştirdiler çünkü Bomba Plak'ta bizim Killaka'nın Volume Maximum albümünde falan yaptığımız beatleri şu anda yeni 2020'lerde çıkmış beatlerde duyuyorum yabancıların, İngilizlerin ya da şeyin drill soundlarında ama vokali biz o şekilde yapmadık. Biz normal hızlı flow rap yapıyorduk, şimdi işte auto-tune, yavaş anlatım, melodik söylenler, tekrarlar, tekrarlar, tekrarlar. Bazen hiçbir şey de söylemiyorlar parçada mesela hani. Rap kategorisinde yer alıyor mesela isim, rap dediği için mesela kendini. O yüzden öyle bir farklılık olması gerekiyordu herhalde, bir değişim. Çünkü rap çoğu zaman tıkanıyor, bir soluk alıyor her zaman. Ya poplaşıyor, ya bir Mariah Carey'ler zamanında geliyordu. Öyle düetlerle ortalık bir anda patladı tekrardan. R&B, rap oldu. Rap artık yok oluyor, artık R&B var falan dendi ama rap yok olmaz. Şimdi trap de tekrardan ama bu yeni bir akım daha gelecek. Trap de artık old school sayılacağı bir dönem olacak. Çünkü bu hep böyle, ben bunu hep yaşadım. Birkaç kere oldu bu. Şimdi nereye gider diyorsun peki?

Valla bence şu anda yeni çıkan örneklere baktığımız zaman Amerika piyasasında ototune'lar çok azalmış durumda. Daha çok flow, daha yaratıcı şeyler. Mesela Kendilik Laman'ın son albümünü baktığımız zaman o zaten hep o şekilde yapıyor ama ona benzer çok fazla şey duymaya başladım. Zaten yeni nesil G.I.D.'ler, bazı Earthgang falan birkaç gruplar hep ona yöneldikleri için ve gerçekten listelerdeler. Flow yapan, rap yapanların listelerde olduğunu görünce Amerika'da hep o demek ki o sirkülasyon devam ediyor, onu görünmek güzel yani. şeyi ne diyorsun peki yani bu yapay zeka ile beraber parça üretmekle bir hali kolaylaştı bunun müzik piyasasını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsun? valla biraz sanki kontrol altında tutulması lazım onun yani tamam yapan bu insanlar bunu eğlenceli için bazıları yapıyorlar ama bundan para kazanıyorsa hiçbir şey yapmadan yorulmadan ne bileyim belli kanunlar ya da belli kriterler bir şeyler getirilmesi gerekiyor yani

Evet yani çünkü çok acayip örnekler olmaya başladı. Bir de mesela senin de tarzını kopyalıyor, senin de stilini kopyalıyor, senin de sözlerini kopyalayabiliyor. Birkaç sene önce Drake'in olmayan, Drake'in şarkısı hit oluyordu neredeyse. Adam kendisi kaldırttı internetten yani. Böyle bu kadar korkunç bir duruma gelmiş durumda yani. Artık biri dedi ki sadece rap dediği video yapıp, adamı porno çektirip böyle ooo falan işte diye denilebilecek boyuta geldi. Bu sadece müzik değil, yapay zekayı biraz daha böyle yaratıcı, daha iyi bir şekilde kullanmak gerekiyor bence yani. Sahte parabaksmaktan bir farkı yok yani o şekilde müzik yapmanın. Yani evet o konuda neler olacağı dünyada da hiç kimse bilmiyor şu anda. Bakalım o zaman içerisinde umarım bir çözüme gidecek. Bir de müthiş bir kakafonu ile karşılaşacağız diye tahmin ediyorum ben şimdi. Zaten çok bir yandan hani bizim gençliğimizde hiçbir şeye ulaşamamaktan dolayı çok mağdurduk. Şimdi de her şeye ulaşabilmekten dolayı mağdur olmaya başladık. Bir de buraya sürekli insanlar neredeyse otomatik olarak yapay zeka aracılığıyla yaratacakları şarkıları da basmaya başlarlarsa, hani biz doğru düzgün müziğe, isteyeceğimiz müziğe nasıl ulaşacağız? Bir de öyle bir tehlikeyle de karşı karşıya kalabiliriz herhalde. Peki Ceza, bir röportajında ölene kadar cahiliz, sürekli kendimizi geliştirmek gerek, demişsin. Peki hip hop kültürü dışında, yani hip hop müziği dışında, tabii ki onu, yani hip hopu da öyle besliyorsun, rap'i de öyle besliyorsun ama neyle ilgileniyorsun, neden keyif alıyorsun?

Ya böyle tarih, felsefe o tarz programlar izlemeyi çok seviyorum bu arada. Bu arada her zaman seviyordum ama daha çok fazla yöneldim bunlara mesela son dönemlerde. Onun haricinde spor tabii ki hayatımda elime geldiği kadar aktif olmaya çalışıyorum. Hem sahne performansım için hem zihinsel, mental, sağlık için fiziksel. Yani dediğim gibi öğrenmek öğrenene kadar öğrenebilir çünkü bilgi sonsuz gibi bir şey dünyada. Bütün dilleri öğrenseniz, ne bileyim, belli bir antiklarının bir tarzın kaç senesinde yapılıp kaç senesinde onun eksperti olabilmek için harcamanız gereken zamanı düşünün bir de yani. Sadece biblolar konusunda uzman olabiliyorsunuz ya da birkaç kene. Her şeyi bilmek isterdi başkası. Ne bileyim en basit, şarabı tattığım zaman hangi tarih, hangi şey, adı nedir? Bu bile bir öğretidir, bu bile bir bilgidir yani. Bunların hepsini öğrenebilmek, bazı insanlar var çok şey biliyor ama

Dediğim gibi, ölene kadar öğrenilecek bilmediğimiz bir sürü şeyle gelip gidiyoruz maalesef. O yüzden elimizden geldiği kadar öğrenmek, öğretmek de aslında daha önemli. Ama doğruyu öğrenmek çok önemli bence. Özellikle yazıyorsanız, sanatçıysanız ya da bir şey yapıyorsanız ne kadar çok şey bilirseniz o kadar da iyi. Eskisine göre şimdiki zaman birçok şeyi öğrenmek için elimizde de birçok imkan sunuyor. İnternet, Google en basit imkan mesela. Bazen öyle bir şey ki şarkıda bir şey duyuyorum, bu ne demek? Google'a şunu yazıp ne demek diye sormak bile aklına gelmeyecek kadar aciz. O kısmı gelişmemiş insanlar var maalesef. Ve hep uyarıyorum, araştırın bir şey. O zaman Google en basit. Google'a yazın en basitinden. Ki benim araştırma tekniklerim var. Google'un çok ötesi bir şey merak ettiğim zaman, doğruluğunu bir şey yapana kadar. Öyle tavsiye ediyorum gençlere özellikle. Ben de gençlere bu tavsiyeyi dinlemelerini tavsiye ediyorum. Çok teşekkür ederim Ceza geldiğin için. Ben teşekkür ederim valla. Evet efendim, aslına bakarsanız bu bölümünde Ceza'yla birlikteydik. Hip hop kültürünü, bu kültürün Türkiye'deki etkisini ve zaman içinde diğer alt kültürlerle olan ilişkisini anlamaya çalıştık. Gelecek hafta görüşmek üzere. Şimdilik hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)