Podcast

Cringe Olmak Özgürlüktür | Konuk: Sude Belkıs Akgün

Aslına Bakarsan

1 yıl önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yeni medya dünyasının en çok kullandığı cümlelerden biri, “cringe olmak”. Genellikle utandırıcı ve tuhaf kişiler ya da durumlar için kullanılan bu ifade, internet jargonunda önemli bir yer ediyor. Aslına Bakarsan’ın bu bölümünde Sude Belkıs Akgün ile bu mesele üzerine kafa yoruyoruz. Kendisinin ve arkadaşlarının ürettiği internet dizisi Hasçelikler and the City ve Türkiye’de genç olma hali üzerine konuşuyoruz.








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

7.172 kelime · ~36 dk okuma

Has Çelikler Endüstri nasıl gidiyor? Güzel gidiyor. Aslında güzel gidecek. Dizi olarak anılıyor mu? Aslında dizi de diyemem. Yani başka bir format.

Kanalı iş yapmıyorsunuz, Lütfü Köktepe'niz de, belli prodüksiyon... Telefonla çekiyoruz. Zaten dünyanın en kötü açıları ve ışığı var. Onlar hiç umurunuzda değil, nasıl çekiliyor, nasıl ediliyor falan. Ama onun da getirmiş olduğu hafif cringe, hafif bir hava var yani. Telefonla çektiğim bir video, iki gün, üç gün uğraştığın bir setten daha keyif verebiliyor insanlara. Biraz düşük prodüksiyon ve onun beklentisi de izleyicilere daha düşük oluyor. Düşük beklentiye iş yapmak hem daha keyifli, kendinden de bir beklentin yok.

Çünkü ben o kadar ulaşılabilir biriyim ki. Şeyi biliyor yani, mesajı attığında bana gideceğine çok emin. Ve şeyi fark ettim, ben ürünmüşüm yani. Akşam evlerine geldiğinde kafalarını dağıtmak için izledikleri komik bir şeyim.

Transkriptin tamamını oku

Herkese merhaba, Aslına Bakarsan'ın bu bölümünde konuğum Sude Belkıs Akli. Sude'yi sosyal medyada yaptığı video içeriklerinden tanıyoruz. Bir kısmınızın aklında Belkıs TV diye kalmış olabilir. Şimdilerde ise Has Çelikler Endi Site isimli serisiyle üretimlerini sürdürüyor. Biz de bugün Sude ile içerik üretimi, internet dünyası, özgünlük ve gözlem gibi konuları konuşacağız. Hoş

geldin Sude. Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim geldiğin için. Konuşacak çok konu var çünkü çok alanda üretimin var. Ama en güncel olanından başlayalım istedim. Şu sıralar YouTube kanalında paylaştığın dizin has çelikler endüstri nasıl gidiyor?

Ya güzel gidiyor. Aslında güzel gidecek. Çünkü biraz böyle sekteye uğradı. Dizi olarak anılıyor mu? Aslında dizi de diyemem. Yani başka bir format. Ama devam edecek. Yani güzel gidecek. Güzel gidiyor ama daha güzel gidecek. Ama yani her hafta yeni bölüm gibi gelmiyor. Ya da hani böyle aralıkları çok açık olabiliyor. O da hani işte ne bileyim, gelgitler oluyor. Ne yapsak, ne etsek falan bir şeyler yaşandı. Çünkü bu kadar ilgi beklemiyorduk yani gerçekten.

Ama o epey ilgi gördü, söylediğin gibi. Ben tabii ki de belli, benim kitlemin seveceği bir şey olduğunu biliyordum. Ama bu kadar yayılacağını, hiç viral olacağını düşünmemiştim. Bilmeyenler için biraz hatırlatayım ben. Neslihan isimli bir kıza can veriyorsun.

Bu kızın ablası, kuzenleri, yengesi vs. böyle bir aile çevresi var. Onlarla böyle yarı tatlı, yarı toksik ilişkinin merkezi alan bir hikaye bu. Ve sanki hani başta tanımadığımız birinin düğününe gidelim diye başlamış bir proje. Hangi noktada bunu devam ettireyim dedin? Yani bu baştan böyle seri yapayım diye mi düşündün? Yoksa ufak bir şeyden başladı, buraları mı vardı?

Aslında yapmak istediğim şey şuydu, bir karakter oluşturup gerçek deneyimlerin içine böyle o karakterle dahil olmayı videolaştırmak istedim. Düğüne gitmek bunlardan biriydi. Bunlardan başka şeyler de olacaktı. Yani biz yine başka isim ve başka karakterlerle başka bir şeyler yapıyor olacaktık. Hani aslında öyle bir seri olacaktı.

Ama bizim düğüne gitmemizden daha çok öne çıkan şey bizim orada yaptığımız oyundu. O diyaloglar daha ilgi çekici olduğu için ve biz de çok sevdik. Bu arada onu biz çekerken iki gün gülme komasından çıkamadık ve birlikte kalıyorduk zaten. Böyle biraz random gelişen bir şey. İzlerken anlarsınız onu.

Sonra biz onu yaptık, çok eğlenince bir kere daha yapalım, nasıl çok istendi, devam etsin diye. Biz de bir kere daha yapalım falan dedik. Çünkü ben ilk bölümden sonra zaten Neslihan'ın Instagram'ını da açtım. Hani oradan o karakter olarak yaşamak çok keyif verdiği için. O karakteri Instagram'da da canlandırmaya devam ettim. Ondan sonra ikinci bölüm de yaptık. Sonra bir şeyler oturduğu gibi oldu, üçüncü bölüm yaptık falan. Sonra işte biraz böyle şeyler oldu. Hani ne yapalım, ne edelim, gel gitleri oldu. Dedim tamam, devam etmesin falan. Oralar biraz karışık. Ondan sonra ben tamam finalleyelim o zaman dedim. Hani madem şey, ben de genç kız kalbi diye son bölüm yapayım dedim. Hani öyle veda gibi olsun hani Neslihan'ın spinoffu falan. Sonra tekrar devam edelim kararı. Ondan sonra tekrar bir bölüm daha çektik. O da biraz daha işte şimdi dizi formatına daha çok yakın. Doğaçlama bu arada her şey. Sadece akış belli. Yani şöyle olur, şöyle olur falan gibisinden. Çok genel bir plot var yani. Bir tretman mı var elinizde? Aynen öyle. Eski usulü söylersek. Aynen, şey oluyor işte, herkese eşit ekran görüntüsü olacak şekilde böyle, bu şunu yaşar, bu karakterin çatışması bu olur, bu karakter bugün buna sinirlidir, şunu yapmak ister gibi herkese bir motivasyon verdiğinde, karakterleri de artık insanlar çok iyi bildiği için o çatışma çok güzel çalışıyor. Peki, herkes diyorsunuz, biz diyorsunuz, diğer ekip kim?

Diğer ekip benim arkadaşlarım bu arada. Şu an için Elif, Naz, Öngören ve Nergis var. Aslında onlar da içerik yöneticisi değiller ama benim diğer içeriklerim de, Sercan da aynı şekilde, diğer arkadaşlarım da her zaman diğer içeriklerimde bana hep destek olan, dahil olan insanlar. Yani onların aslında böyle bir kariyer yolları yoktu.

Ama eğlencesini yapıyoruz aslında. Hiç böyle şey bir motivasyonumuz olmadığı için de hani bir ajans gibi değiliz. Bir şey üretip bunun işte reklamlamak, şöyle para kazanmak, şöyle izlenmeler falan hiç o kadar strateji oluşturmadığımız için. Biz eğleniyoruz. Hoşumuza gidiyor birlikte bir şey yapmak. Çünkü hep yaptığım bir şey. Yani biz kamera kapalı olsa dahi biz zaten kostümler giyip birbirimizi eğlendiren insanlarız. Yani o kamerayı açtığım şeyler sadece izlediğiniz kadar. Hani onun kamera arkası çok daha hatta eğlenceli, öyle söyleyeyim. Hani bir dizi olarak görüyorsanız hasçilikleri, hasçilikleri çeken kızlar diye ikinci bir dizi daha var yani. Yani zaten kostümler giyip birbirini eğlendiren arkadaş grupları da sıklıkla karşılaştığımız gruplar değil.

Yani biraz böyle gerçekten benimle aynı kafa yapısına böyle yakın insanlar oldukları için hep biz çeşit çeşit ama bir yerde ortak noktamız var. O delilik yani ortak nokta. Bir de sanki birçok kısıt olmamış oluyor böylelikle. Yani ajans değilsiniz, sırtınızda işte reklam verenin heybesi yok. İşte bir kanalı iş yapmıyorsunuz, Lütfü Köktepe'niz de. Belli prodüksiyon... Telefon da çekiyor. Zaten dünyanın en kötü açıları ve ışığı var. Onlar hiç umurunuzda değil, nasıl çekiliyor, nasıl ediliyor falan. Ama onun da getirmiş olduğu hafif cringe, hafif bir hava var yani. O da insanı kendine çekiyor bir yerden sonra. Evet ve ben o dili seviyorum. Çünkü şöyle bir şey, biz biraz daha iyi prodüksiyonlu böyle skeç tarzı şeyler de yaptık Belkıs TV'ye. Ama hani o hem bir metin var, ezberlenmesi gerekiyor. Yine kimsenin oyuncu olmadığı arkadaşlarım herkes. Yani gelen herkes arkadaşlarım. Çalışan insanlar, kamera arkasındaki insanlar da arkadaşlarım olan insanlarla yaptığım işler. Ve hani orada ezber çalışılması gerekiyor, işte dekoruydu, ışığıydı falan. Ve şeyi fark ettim, yani aslında çok iyi prodüksiyon, çok iyi keyif veriyor diye bir orantı yok. Telefonla çektiğin bir video, iki gün, üç gün uğraştığın bir setten daha keyif verebiliyor insanlara. Biraz düşük prodüksiyon ve onun beklentisi de izleyicide daha düşük oluyor. Düşük beklentiye iş yapmak daha iyi. Hem daha keyifli, kendinden de bir beklentin yok. O yüzden daha çok çalışıyorsun.

Yani bunun da işte belli bir çekiciliği var ki bölümlerde yüz binlerce izlendiğine göre belli bir çekiciliği olmuş. Peki bu prodüksiyonun düşük olmasının bir noktadan sonra izleyiciyi görebileceğini düşünüyor musun? Ya prodüksiyon iyi olduğunda daha çok yoruyor izleyiciyi. Gerçekten. Ya şöyle bir şey yani zaten izleyici şeyi de seviyor. Atıyorum orada bir şeyleri oldurmaya çalışıyor olmamızı da seviyor. Yani biraz mış gibi yapıyoruz. O da izleyiciye okey. Tiyatro da öyle yani. Sonuçta orası da gerçek dünya değil yani. Sahne sonuçta. Dekorlarla oluşturuluyor yani. Kimse süper her şey gerçekçi olsun peşinde koşmuyor.

Gerekli yok zaten galiba buna. Yok yani. Yani anlatıyı daha güçlendirmiyor ışığın daha net olması. Şimdi bir sinemaya gittiğinde, sinema filminde sanırım güçlendiriyor diyebilirim. Ya evet ama yaptığımız şey sinema. Biz de şey konuşuyoruz bu arada hani bu formatı ne olarak adlandırabiliriz diye. Yani bu bir film değil, dizi de değil, bir vlog da değil ama. Yani bu işte ikisinin arasındaki bir yeni bir stil gibi bir şey. Belki bilmem var mı yapılan hani benzer, tabii ki de benzer şeyler, canlandırma skeç yapılıyor zaten ama hani doğaçlama olması falan hani bu ikisi de değil. Evet, yavaş yavaş ismi de olmaya, bir kahramanlık yapmasını bekliyoruz belki eski Türklerdeki, hani o zaman isim veriyorlarmış ya, Boğa'yı verince Boğaçan oluyorsun. Bir şey yapınca... Biz isim verirsek olur bu arada, yani insanlar şöyle diyebilir izledikleri bir şey, bu da Has Çelikler gibi. Zaten Sude Belkıs dil kurumun var. Evet, evet. Bu arada DİL Kurumu'na ekleyebilirim bunu, doğru. Evet, yani orada Sude Belkıs olarak ortaya çıkarttığın sen ve arkadaşların bir jargonu, terminolojiyi de orada açıklıyorsun. Orada birçok ilginç kavram da var hakikaten. Belki bu da buraya eklenebilir yani. İsmi sen koy, niye olmasın? Sude Belkıs DİL Kurumu'na biraz saldım, başka şeylerle ilgilendiğim için. Her şeye yetişemiyorum.

Ama yani bu dil bilgisini de bu kadar öksüz bırakmak, hani başlamışken... Evet evet, yapacağım. Her şeyin adını koyacağım, merak etmeyin. Tamam. Yani çünkü Cumhuriyet Kurulu'nda da kurduk bu dil kurumlarını falan. Sonra bak çok yeterince sahip çıkamadık, iyi olmadı. Sen lütfen... Ama o zaten o biraz şey olsun diye yapılan bir şey. Bu hani, biraz ona anti olmak için yapılan bir şey. Suda Belkıs Dil Kurumu. Oo, rejim karşılığı da var yani.

Peki, şimdi bu yeni formata isim bulmaya çalışalım. Tabii ki sen bir dil kurumu başkanı olarak bunda hepimizden daha yetkinsin. Hem de sen bu formatları ilk bulanlardan biri ya da ilk yaygınlaşan biri olarak hakkın vardır. Ama iki tane başka oyunculuk tecrüben de oldu. Bir yakın zamanda ana ekranda, televizyonda. Tutmayan dizim. Yani dizilerin %10 belli bir oranına gerçekten tutmuyor bu arada. Çok üzerinize alınmayın yani. Yok üzerime alınmadım. Benim ekran süren fazla olsaydı ben götürürdüm o diziyi. İşte bütün yapımcılar buradan bunu duysunlar. Buradan bize manşet verdi.

Hem orada oynadın, yani ana ekranda da oynadın. Ama aynı zamanda Umut Şilanoğlu'nu çekti. Dilan hakkında konuşmalıyız adala. Kısa filmde de oyunculuk yaptın. O da daha arthouse dünyası, festival dünyası. Yani YouTube'daki cringelerlerde de çıkıyorsun. İşte teyzeler, amcalar televizyonla kanal değiştirdin de karşılığında televizyonda çıkabiliyorsun. Ya da bir sanat filmi izlemeye giden festivaldeki birinin de karşısına çıkabiliyorsun. Amacın ne? Benden kaçış yok. Benden, Nerfete'den herkesin karşısına çıkmak. Amacım bu.

Hakikaten de yani her yerde var gibi gözüküyorsun şu anda, en azından bu dönemde. Şey olmak istemiyorum, her boku atlayan insan olmak istemiyorum bu arada. Yani böyle işte her şeye atlıyor, her şeyi yapmaya çalışıyor. Ama hani bir şey yapma cesareti ve imkanı varsa da niye yapmayayım? Bir şey değil, hiçbir şeyde kuralı yok ki yani. Ne? Hesap vermede gerek yok. O yüzden hoşuma gidiyor bir yerden böyle her şeyde. Bir de deneyim yani, deneyim yaşıyoruz yani hayatta. Tabii canım, ona bir şey demiyorum. Ben farklarını soracaktım. Nasıl? Yani farklılıklarını hissettim. Şimdi üçünün de gidiyorsun, çekiyorsun. Üçünün de de bir şeyler oynuyorsun. Yani hangisini en çok seviyorsun mesela?

Şimdi şöyle, kendi bir şeyimi çekerken daha stres olabiliyorum. Çünkü kurgusunu da düşünüyorum. İşte ses alıyor mu? O görevler bende olduğu için, ya da gidişatı falan kafama düşündüğüm için daha stres alıyorum. Ama onun sonucunda aldığım şeyi daha çok seviyorum. Ama kısa filmde oynamak çok güzel. Çünkü kısa film çok güzel tepkiler de aldı, ödüller falan da alıyor. Yani hepsi güzeldi ya. Oyunculuk keyifli bu arada, ne bileyim. Eğlenceli yani.

Peki daha önce işte vardır ya kimisinin böyle ilkokulda elime tarak alır, şarkı söylerdim, işte ilk oyunumu arkadaşlarla... 3 yaşından beri piyano çalıyorum falan. Arkadaşlarla hemen oyun yapmıştık, komşulara bilet kesmiştik diyen bazı girişken tiyatrocular falan vardır çocukluklarından itibaren. Sende böyle bir şey var mıydı? Sonradan mı gelişti? Yok hep vardı yani ama şey böyle benim kafayı yemiş gibi ben böyle televizyon, kulisler, sahne o dünyayı aşırı merak ediyordum ama hani böyle yanıyorum yani işte bir diziyi izlerken mesela atıyorum kat giriyor ya mesela çocuk ya kafayı yiyorum nasıl diğer ekrana geçebilir hani böyle kafamda bunu düşün Allah düşün. Nasıl çekiliyor? Bunları falan da çok kafamda kuruyordum. Ve kamera önünde olmak ve arkasında olmak ikisi de çok istediğim şeylerdi. Çocukluğumdan beri hep şey yapıyordum. Şu oynadığımız bu evcilik diyorum ben buna. Mesela ben 20 yaşıma kadar evcilik oynadım kuzenlerimle. İşte onları alıyordum. Herkesin bir şeyi var. Oyun kurucuyum işte. Sen şöylesin, sen böyle. İşte ben giriyorum, ortalığı karıştırıyorum, hikayeyi başlatıyorum, çocukları eğlendiriyorum. Ve bunu çok yapıyordum ve çok keyif alıyordum bundan. Aslında bu da onun bir değişik versiyonu, yetişkin versiyonu.

Ama kalabalık, bol kuzenli bir ailede büyümüşsün. Evet, evet. Öyle öyle, çok. Benim de biraz öyleydi. Hepimizin de arası 1'er yaş olan böyle 12-13 çocuktuk. O zaten hep beraber bir sürü içinde olma ve bir şeyler oynama ve... Ya ne yapacağız? Bizi bayramda arka odaya atmışlar. 6 tane çocuk ne yapacağız? Ya birbirimizi döveceğiz ya anlaşıp oyun oynayacağız.

Bizde de çok benzer durumlar olmuştu o yüzden iyi anlıyorum bunu. Peki şeyi görüyor musun? Giderek aileler UFO almaya başladı ya şimdi. Giderek çocuk yok ya da az çocuk var falan. Peki bu yeni kuşak çocuklar nasıl böyle kuzenler bulacaklar da oynuyor oynuyor büyüyecekler de senin gibi olacaklar? Arkadaş bol ya. İnternette falan bulurlar yani arkadaş.

Tabletten bulsun işte arkadaş. Evin arka odasında olmaz. Açılırsa Roblox'tan bulsunuz. Roblox'tan bulsun aynen. Ya da işte benzer oyunlardan. Devir o devir. Hiçbir şeyi bahane etmeyin. Hiçbir şey size engel değil. Gerçi sosyalleşme biçimleri tabii ki de değişti. Biz çocukken kuzenlerimizle sosyalleşiyorduk da. Ama şey de birlikte oyun oynadığında da bir çocuk. Orada mesela ekip oyunu... Birbirini izlesinler. Strateji geliştirmek, ekip oyunu çalışması yapmak aslında o da pratikte yine olan bir şey. Minecraft'da da yapıyorlar ev falan. Çok kreatif şeyler dönüyor yani.

Tabii ama yani insanların... Beklediğin cevabı var. Nostaljik bir cevap mı bekliyordun? Yok, yok canım onu beklemiyorum. Sadece merak ediyorum yani fark eder mi acaba aynı fiziki mekanda bulunmakla dışarıda bulunmak arasında bazı farklar vardır. Dünyada değişiyor ki yani. Yapacak bir şey yok. Ben şu an çocukken aldığım yaratıcı şeyi yine bu dünyaya uyarlayarak yapıyorum sonuçta. Onlar da yine ilerideki dünya yine değiştiğinde yine ona uyarlayarak yapacaklar aldığı şeyi. Tabii daha çok beni Z kuşağı izliyor diye hemen bir yağcılık Z kuşağına. Ben mi? Ama ben çok şeyim, yaşlı olmayı asla kabul etmiyorum. Onu bir röportajda da söylüyorsun, sürekli ergen kalmak istediğini söylüyorsun. Evet, hastayım. Peki, ergenlik ama herkes tarafından da harika anılan bir dönem değildir. Ergenlik, krizi vardır değil mi? Bunalımı vardır. O kısımlar hiç tesir etmiyor mu? O kısımlar daha keyifli. Duyguyu çok büyük yaşamak, şarkılar dinlerken ağlamak falan. Onu şeyde de hasçeliklerdeki canlandırdığın esnanda da o şey var. Büyük duygular yaşıyor. Büyük yani bir tane platonik çocuğa mesela deli gibi tutulmuş. Şimdi yetişkin insanlarda da var bu platonik aşk tutulması aşırı. Telefonunu vermedi o yüzden mis gibi çocuğa. Yani işte mesela atıyorum, o platonik falan evet biraz da... Şimdi Neslihan 21-22 yaşlarında falan. Ama tabii ki davranışsal olarak biraz daha bizim lisede yaptığımız hareketlere daha çok benziyor. Hafiften biraz işte böyle daha iyi niyetli, temiz kalpli ve biraz saf bir kız olduğu için öyle hani. Ama evet daha çok hani lise ergenliğine daha yakın davranışları. Peki bugünün lise ergeniyle senin lise yıllarındaki ergen aynı ergen mi?

Değil canım, çok akıllılar yani inanılmaz. Ben gerçekten çok salaktım yani, utanıyorum kendimden. Yani onlar daha akıllı, internete erişimi var, daha çok şey öğreniyor, okuyor, ediyor, her şeyi biliyor yani. Yarışamam, şu anki halimle yarışamam, ergenliğimi geçtim.

bir yarış mı var ki? Hayır yani şey olsam hani ondan daha bilgiliyim diyemem yani. E tabii bilgi erişiminin bütün koşulları değiştiği için. Ben de zaten övelim ya da dövelim demiyorum. Fark var mı onu görüyorsunuz. Daha akıllı görüyorsunuz. Özellikle dijital ortamda daha mahirler yani. E tabii ki de sorgulama noktasında bir tık şey var. Bir şeyleri çok böyle büyütme olayı vardır ya. Biri işte bir şey yazıyor, onu böyle büyütüyor falan filan. Böyle o sorgulama ve hani... Tamam o gençken oluyor ya. İşte o var işte. Her şeye inanma tecrübesizliği var.

Herkes oluyor galiba ya o yaşlarda. İşte o normal. Ama daha mı fazla görüyorsun bunu? Aslında daha fazla değil. Bence aynı oranda ama onu artık gösterebiliyor ya internette. Biz görüyoruz artık onu. Biz zaten içimizde yaşıyorduk o abartıyı. Mesela internet olmadığı zaman da dünyanın düz olduğuna inanan her mahallede belki

Vardı yani. Ama onu bilmiyordun. Ama o her mahalledeki bir ya da iki kişi, diğer mahalledeki bir ve iki kişiyi bulunca da mesela sayıları arttı ve güç kazandılar ki bir yandan da hani dünyanın düz olduğuna inanmamakla beraber bu insanların var olması da hoşuma gitmiyor değil. Onu da söyleyeyim. Bence olmalı zaten. Ya çok güzel şeyleri var, yan ürünleri falan var. Ya düz dünya şeklinde tepsi satıyorlar. Kesin anlayabiliyorum. Yani dava aslında bu kadar uyan yokuş olmaz. Bir tane şey var, bir tane yorum var. Dünya düz olsa da ne olur ki arkadaşlar, problem ne? Yani...

Bizim hayatımızda değişen bir şey yok ki. Ben niye bunun iddiasını yapayım ki? Yani doğru bir plan. Yani şu açıdan doğru. Uzaya muzaya çıkmıyorum gibi. Yani beni alakadar etmiyor ki. Evet ama bir mühendis kişi yapıyorsan ve dünyanın yuvarlak olmasını hesaba katman gerekiyorsa falan zorlanabilirsin. Aynen. İşi olan düşünsün. Evet ya. Dünya ile işe olan dünyanın düzlüğünü, yuvarlaklığını düşünsün. Doğru. Buradan gene Has Çelikler Endüstri'ye geçmek istiyorum. Burada çok iyi bir sosyolojik ve sınıfsal okuma yaptığın ortaya çıkıyor. Sıkıcı cümle kurmaya başladım. Sınıfsaldık. Sınıfsalı kullandık. Okumayı kullandık. Bu iki kelime bitti. Kapattılar şimdi programı. Dinleyicilerin yüzde 45'ini kaybettikten sonra bu tuzaktı. Burada direnemeyenler için. Bundan sonra ben çok daha kendimle ilgili derin ve özel şeyler açacağım arkadaşlar.

Peki bu canlandırdığın karakter ve onun içinde bulunduğu semt vs. falan, sen buraları nerelerden gözlendin? Yani oturduğun yerde internetten mi gözlendin, gittin, katılımcı bir gözlemci oldun, orada gezindin mi? Sen mi oradan geliyorsun? Bunu bana çok söylüyorlar mesela, bu nasıl bir gözlem? Hani bunun dışında da bir şey yaşamadık ki ben de anlamıyorum. Hani siz nasıl bunu fark etmediniz ki böyle bir yerde? Diğer arkadaşlarım da bu arada bu şeyde çok iyi ama zaten mesela atıyorum,

Fark edip izleyenler zevk aldığına göre, onlar da fark etmiş. Ama sen fark edip uygulamaya geçirebilmişsin. Şey zaten, evet bu arada, ben de işte böyle... Şimdi Hasçilekiler'de şöyle bir şey var, daha kadın egemen bir aile. Ne kadar işte abilerin lafı geçse de mesela, dünyanın etkisiz elemanı yani. Orada hiç abi figürünü çok az görüyoruz. Hatta sadece abin kızar, abin kızar lafı var. Ama abi yok ortada. Sen bir şey söyledin, kızlar falan diye sesleniyor. Hani böyle bir kızma şeyi de yok. Aslında çok böyle mahalle baskısı, el alem ne der şeyi var, uğultusu var.

Ama daha kadın ağırlık, çünkü hepsinin kadın olduğu ve işte kadın ağırlıklı ailelerde de böyle o tartışmalar daha böyle yüksek sesli, daha böyle hani dışı açık sesini yükseltebilen karakterler oluyor bence. Yani benim gözlemlediğim kadarıyla. Biraz aslında o da eğlenceyi daha çok arttırıyor normalde. Ya böyle daha işte hani erkek figürlerin daha baskın olduğu bir şey olsa bu karakterler bu kadar olay yaşamazdı ya da yani biraz daha üzücü olaylar olurdu gibi geliyor bana. Daha dark şeyler yaşanırdı gibi geliyor. Üzülmemek için... Aynen komedisi olması için daha kadınların aktif olduğu bir aile. Erkekler için çok harika bir şeydi. Bize anlatmış oldu yani. Dark olmasın diye, komik olsun, üzülmeyelim diye erkekleri minimum kullandılar. Aynen öyle oldu. İşte Ümraniye'de oturuyorlar. Ümraniye'de Ümraniye bir yer yani. Ümraniye'de her zaman akrabalarımızı ziyarete gittiğimiz yerlerden birisiydi yani. Kocaman bir yer bir de Ümraniye. Bir de Ümraniye'de şimdi abimler falan oturuyordu mesela hani Ümraniye'nin bazı mahallelerini Şerif Ali, Esat Paşa bilmem buraları falan mesela biliyorum ama şey değil hani bir de ben böyle İstanbul'un haritasını biliyorum tamam mı mahalleleri böyle benim emlak şovum vardı mesela. Biliyorum oraya gelmek istiyorum.

Biraz oradan dolayı da her mahallede nasıl insanlar yaşadığını falan sosyal ekonomik olarak biliyorum ve bir şey yaratırken de hani örnek verirken o semtleri örnek vererek konuşuyorum ya da şey de vardı bu arada ben bunu da düşündüm ben çocukken de mesela insanların evlerine gitmeyi çok severdim böyle insan evlerine gittiğinde mesela bazı insanların dolabında böyle abur cuburlar oluyordu böyle. Yetişkin ailelerde abur cubur alınması bana çok garip geliyordu. Veya da aldığın şeyi o gün bitmemesi. Nasıl yani? Siz bunu ertesi gün yemek için nasıl aldınız? Ve orada duruyor. Ya böyle kafamda hep bunları düşünüyordum. Ya da işte annesi, babası çalışan insanların evlerinde mesela bazı şeyler daha farklı oluyor. İşte mesela kapıları daha Amerikan mutfak oluyor. İşte Amerikan kapı ve mutfakları daha böyle şey oluyor. Beyaz lamine falan oluyor. Ama işte daha geleneksel aralarda daha tahta mutfaklar ve tahta kapılar var.

Bunları böyle hoşuma gidiyordu bakmak. İnsanın evlerine gittiğimde incelemek. Belki onlar da böyle biraz şey oluşturmuştur bende ama bir de çok fazla insan da tanıdım yani böyle. Çocukluğumdan beri çok farklı şeylere girdim çıktım yani. Böyle şey değil. Öyle gözüküyorum ama hani böyle işte ne bileyim Erenköy'de oturan işte böyle belirli bir fanusta yaşayan biri gibi olmadım yani. Erenköy'de oturan ve belli bir fanusta yaşayan dinleyicilerimizden özür dileyerek devam ediyoruz. Evet, öyle demeyeyim. Bu arada Erenköy'de oturuyorum ve belli bir falanız yaratmaya çalışıyorum.

O zaman Erenköy'de yaşayan ve Duda Belkıs'ın fanusuna girmek isteyen ya da kendi fanusuna kendisini çağırmak isteyen, kendilerinin fanusuna lütfen bu yayından sonra kendisiyle temasa geçsinler. Şimdi çağımız bir kendini tanımlama dönemi ya. Bir de programı da, yayın tipini de tanımlayamadık, hasçelikleri de. Bir de herkesin markalaştığı da bir dönem. Herkesin en kötü şahıs şirketi olduğu bir dönem. Herkesin birbirine fatura kestiği, herkesin kendi kendini pazarladığı falan enteresan bir dönemdeyiz. Şimdi bu dönemde sen... Mesleki olarak kendini nasıl tanımlıyorsun? Yani mesela Sude Belkıs, ne eşleştik aileler dediğin zaman bir cümle cevap verebiliyor musun? Havalı bir cevap mı vermeliyim? Yok. Yani verebiliyor musun? Sorumlucu ama değilsin zaten. Ya ben bu arada sanatçı olarak kendimi adlandırıyorum. Ama yani yaptığım meslek Sude Belkıslık. Bir röportajında da yaptığım her işte bir Sude Belkıslık olsun istiyorum demişsin. Bundan tam olarak neyi kastediyorsun?

Ben şimdi bunun öncesinde böyle reklamcılık da yaptım, ajanslarla çalıştım falan. Ya da işte böyle müzik klipleri, böyle biraz sanat projeleri falan yaptığım bir meslek hayatım oldu. Ve her zaman yaptığım işte de, kendi projem değilse dahi, işte bir marka yapıyorsam da, her zaman içinde böyle bir espri vardır. Ama bu espri kahkala espri değil. Hani bir şeylerin güzel denk gelişinden bahsediyorum. Onu her zaman yapmaya çalışırım. Yani bir fotoğrafta da bir şey olmalı yani. Cüzdülüğü sevmem.

Anlıyorum. Şey denirdi eskiden, yani hala köşe yazarı diye bir şey var tabii de, eskiden gerçekten varken. Köşe yazarının ismini kapattığınız zaman, okuduğunuzda, üslubundan onun kim olduğunu anlıyorsanız, işte üslup aslında. Evet, üslup aslında dediğim şey o yani. Bir yaptığım her şeyde, yani bir kıyafete ya da izledikleri bir şeye de, sudebel kızlık dediklerin, okey bir istediğim şey o yani. O zaman şimdi ufak bir ara verelim. Bu aradan sonra Sude Belkıslık ne demektir? Hayır ya o kadar kendimi anlatmayayım ne olur ya. Hayır bundan sonra sadece Sude Belkıslık üzerine konuşacağız. Hayır ya. Öyle demişsin röportajında bu konuşulacak. Birazdan Sude Belkıslık hakkında konuşacağız. Görüşmek üzere efendim.

Evet şimdi kaldığımız yerden Sude Belkıslık ile konuşmaya devam ediyoruz. Korkma Sude Belkıslık hakkında konuşmayacağız okulda. Yeterince konuştuk gibi geldi bana. Biz bu arada bayağı bir konuştuk. Onu ben size söylemiştim.

Evet diyorsun. Cringe olmak o kadar kötü bulunmamalı. İnsanlar kendini rezil etmeli. Kendisiyle dalga geçebilmeli bence demişsin. Bunu bana biraz açmanı istiyorum. Ya aslında bu çok normal bir şey değil mi? Birincisi çok ciddi yapılan bir şey de çok cringe gözükebilir. Yani sen onun çok ciddi olduğunu zannediyorsundur. Ama gerçekten aptalcadır yani cringedir. Yani utanır. Birisi senin adın olduğunu sanır. Bu arada ben cringe olmayı okuyayım. Yani ben cringe olmayı seviyorum. Hani nasıl anlatsam ya? Cringe için cringelik yapmıyorsun.

Hayır, yok. Cringe içerik yaratmak da bir meziyet bence. Ve onlar daha çok insanların daha çok ilgisini çeken içerikler oluyor. İnsanın böyle kim olduğunu ve kendini, işte bulunduğu yeri, işte kariyerini falan kenara koyup umursamadan bir şey yapmasın. Doğru bir şey bence. Yani bir özgürlükten de bahsediyorsun aslında. Cringe olmak özgürlüktür. Yani bir anlamda özgürlük veriyor. Tabii burada delidir, ne derse yeridir, rede varabilirsin. Şeye nasıl bakıyorsun? Cringe olmakla ciddiye alınmak arasında da bir, genelde tersine görülen bir denge var. Sen şimdi cringe diyebileceğimiz içerikler yapıyorsun. Tamam, bundan ibaret olmamakla birlikte. Bir yandan da ona akımlaşıyorsun da. Yani televizyona çıkman, kısa filmde oynaman, reklam ilişkilerine girmen, işbirliklerine girmen vesaire. Burada bir baskı hissediyor musun markalardan ya da ana akım kültürü dünyasından? Ya o kadar da yapmasan gibi ya da kendi bir otosansörü gibi bir şey geliyor mu içinden? Ya medya zaten geleneksel medyada rezilliklerle dolu bir yer. Yani belki de internette yaptığım şeyler oradaki en haysiyetli şeyle eşdeğer yani. Zaten kendi maymunlarını çıkaran, medya maymunlarını çıkaran bir sektör. Hani onlar mı diyecek bana bunu yapma çok utanç verici diye? Yani neler neler var. Ben bir de çok seviyorum yerli programları falan çok takip eden bir deyim. Eski gündüz kuşağından başlıyoruz. Aynen, gündüz gece hepsini böyle izlerim. İşte Okan Berugin'i, Beyaz Show'u falan filan. Biz bu ülkede salamın üzerinde protez diş gördük.

Hangisi? Ha şey, evet. Yani neler neler var. O yüzden geleneksel medyanın sosyal medyadaki cringe'likleri asla şey diyemez. Şu anda da var bu saçma sapan şeyler dizilerde falan. O yüzden orada hiçbir çekincem yok. Reklam anlaşmalarında da bir riff gelir, ben kendi içerimi kendim yazarım. Yani ben bunu böyle yaparım ya da güzel bir fikir gelirse onu uygularım ya da kendime dönüştürürüm yani.

Bir de artık reklam sektörü de şey oldu, sıkıldı insanlar. İşte bu ürünü kullanıyorum, bunun ötesinde bir şey istiyor ki onlar zaten. Amaç daha çok izlenme, daha çok kişiye ulaşma falan artık. Daha çok izlenmek istiyorsan, daha çok kişiye ulaşmak istiyorsan da o zaman içerik üreticiyi de biraz serbest bırakmak lazım. Ama tabii reklam vereninde kendine göre başka hedefler oluyor falan filan. Onun tabii ki de raporlaması gerekiyor. O şey beyaz yakalaya sonuçta onu anlatacak. Yani 60 yaşında adama anlatacak onu, nasıl anlatacak? Bu kıza bir şey yaptırdık da ama sonucu ne oldu? Adamcak ki bu ne diyecek yani. Ama açık artık, benim çalıştığım markalar açık oluyor. Peki, bir 51 yaşın üzerinde seni hiç anlamıyor mu? Yoksa anlayanlara da rast geliyormuşsun?

Yo, var var. Bayağı işte yani işte yaşım şu, seni izliyorum falan diyenler var. Çünkü şey değil, çocuklara yönelik hiç değilim yani. Daha çok hatta yetişkinlere yönelik bence. Peki kitlen, yani senin en çok takipçin kitlendi. Belli bir yaş grubu görüyor musun? Evet, ben ne yaş... 20, ağırlıklı olarak işte 18-30. Ama hani her yaştan da var. Çalışan ya da çalışmayan, genç, yetişkin, herkes ya. Gerçekten öyle. Çalışan ya çalışmayan, genç ya da yetişkin.

HOSCAKALIN... İlk başta şey çok fazlaydı, ben biliyordum. Reklam sektöründen falan böyle insanlar çok takip ediyordu. Benim kendi meslek hayatımdaki insanlar falan sonra öyle yayıldı falan. Daha önce yine başka röportajlarında gördüm. Aslında komedi yapmak gibi motivasyonlu olmadığında ve komediden o kadar da hoşlanmadığından bahsediyorsun. Ama şimdi yaptığın daha çok komediye yakınmış gibi algılanıyor, görünüyor. Biraz da öyle hakikaten. Ne düşünüyorsun, komedi mi yapıyorsun, mizah alanında mısın, başka yerde misin? Ya bilmiyorum, komedi yapmak çok hedef tahtasında olmak ya. Komik değil ki, biz gülmüyoruz.

Yani şimdi ben insanların bu söylemiyle uğraşmaktansa, ben komedi yapmıyorum demek daha kolay geliyor bana. Ben mesela şey diyorum, sanat yapıyorum diyorum. Çünkü sanat, tartışılabilir ama bir sonuca varılmaz bir şey ya. Komedi de gerçi öyle. Ama hani sanat, en azından çok herkes konuşmaz o konuda diye. Ama komedi olunca ben gülmüyorum. Tamam kanka, o zaman komik değilim. Ama komiklik yapmak, bilmiyorum ya, bu konuda hala düşünüyorum.

konu hakkında düşünmeye devam edelim o zaman. Düşünüyorum yani. Ondan sonra konuşup düşünüyormuşuz değil mi? Programın geri kalanında bir sessizlikle. Tek yaptığın iş hasçelikler değil en son ve popüler işin o diye bahsettim. Aslında başka bir sürü formatta buluyorsun. Bir konsept belirip onun ortamında aslında bir muhabbet ortamı kuruyorsun. Doğru aşka doğru da insanlara eşleştiriyorsun. Çöpçatanlık yapıyorsun bir anlamda. Derde doğru da dertleşiyorsun. Bilgisizsiniz de bir genel kültür yarışması üzerinden sohbet ediyorsun falan. Sohbet tüketimi, yani bu podcastlerde biraz o sohbet üzerine kurulu, YouTube'da çok sohbet üzerine kurulu. Burada topluluk yaratma ve sohbet kavramlarını soracağım. Yani birincisi, sohbet özellikle Covid'den sonra biraz ilgi arttı gibi geliyor. Nasıl görüyorsun bunu? İkincisi de bundan hareketle o sohbetlerle yaratmış olduğum bir topluluk var. O topluluğa karşı sorumlulukların ne olduğu hissediyor musun?

Ya ben de bu arada bu formatları pandemi döneminde yapmıştım. Pandemi bittikten sonra yavaş yavaş o yayınları başka şeylere çevirmeye başladım. Ama çok yoğunluk olarak bunları pandemi üç yıl boyunca bayağı bu yayınlarda bunu yaptım. Şu an çok aktif yayın yapmıyorum hatta.

Topluluk gerçekten çok keyifliydi. Bizim hatta kendilerine kemik kadro dedikleri o ekip, Discord'umuz oldu, Twitter topluluğu oldu. Ben ilk sene yayınlar yaptığımda insanlar hep şey diyorlar, az izleniyordu falan diyorlar da aslında benim en çok izlendiğim dönem pandemi dönemiydi. Ve işte pandemiden sonrasında... Ama her yere yayılmışsın sen, tek platforma yayılmışsın. Evet, evet. Mesela şey oldu, biz o toplulukla piknik falan yapıyorduk. Topluluğun şeye de vakit geçirdiğim ve tanıdığım insanlardı. Covid zamanı piknik miydi? Yok şey, bittikten sonraki o şey evre var ya, yavaş yavaş açık açık alanlarda buluşulduğu falan orada hani böyle tanıdığım, beni çok eskiden tanıyor gibi oluyorlar onlarda. Şeyde o mesajı alıyorum yani, seni çok uzun zamandır tanıyorum işte, çok güzel şeyler yapıyorsun, yaptıkça daha çok seviniyorum falan. Onlar çok güzel oluyor ve şeyde yani dertleştiğim için insanlarla ben de derdimi anlatıyorum. Bir yerden soruşturuyor, sanki kamera yokmuş ve böyle konuşuyorsun, yazılarla konuşuyorsun gibi oluyor. Bazen ben de fazla açıyorum içimi.

Yani ya da işte Twitter toplumunda mesela çok açık her şeyimi gerçekten konuşuyorduk falan ama şimdi artık hasçeliklerle bizim çemberimiz çok genişledi. Yani hiç Belkıs TV izlemeyen insanlar hasçelikleri izlemeye başlayıp öyle Belkıs TV izleme başladı. Ve hani onların sıfırdan şimdi bir şey anlaması lazım. Yani biz ne yapıyoruz? Ben neyim? Ben kimim? Ben neler söylerim? Hani onlar için sıfırdan bir şey olduğu için şu an mesela biraz topluluk çok karıştı. Büyüdükçe topluluk da karışıyor demek ki. Peki böyle organik buluşmalar etmeler devam ediyor mu hiç? Bir üniversitelerde falan bazen söyleştiler. Hepsine gidemiyorum, çok çağrılıyor. Gittiğimde oluyor. Aslında çok güzel. Beni hep çağrılıyor da ben şimdi sonuçta gideceğim de biraz şey olabiliyor, zor olabiliyor.

Gitmesi mi? Hayır ya, böyle bir söyleşi gibi falan tamam da, abla işte Eskişehir'e gel, nasıl geleyim şimdi? Ben geleceğim, şu parkta duruyorum, herkes buraya gelsin mi diyeyim? Şey diyeyim ki, ben müze heykeliyim, bir de gelip gelmek, sohbet etmek ve konuşmak isterim yani. Öyle çağırıyorlar, hani genel bir gelsen iyi olur diye. Evet, hani ben şimdi gelip seninle fotoğraf çekilmek için değil, sohbet etmek için gelinir yani. Evet, o sebeple Eskişehir'e Sude Belkıs gelsin ve fotoğraf çektirelim diye düşünen arkadaşlar, organize olun, sanki bir konuşma panel varmış gibi yapın, o öyle gelsin, siz fotoğrafı o şekilde çektirin. Bir de onun sevdiği bir insanı bulun, o kesin o da geliyor deyin. Öbürüne de deyin ki kesin Sude de geliyor, o ikisini bir kandırın, yapın. Bunları öğrenin artık, bu yıllardır bu şekilde yapılır. Eskişehir'e gidiyormuşsun ayrıca, benim boşu boşa bir duygum var o yüzden. Peki bu topluluğun olumlu tarafları dışında bir olumsuz tarafları da var. İşte bu meşhur dünyamızda linçe uğrama. Sen de baktın böyle ara ara linçe uğramışsın fakat neden linçe uğradığını hiçbir şekilde anlayamadım. Yani şimdiden bakıyorum geçmiş linçlere ne kontekst anlıyorum, ne durumu anlıyorum. Bir yandan da komik geliyor yani bugünden baktığın zaman. O an belki önemli bir konuymuş da ben hakikaten anlamadım neden linçe edildin. Ya şöyle... Belki hak etmişsindir yani, onu da bilmiyorum. Ya ben bu arada şöyle, benim böyle üç ayda biri zaten Twitter'da bir bana tutulunur illaki. Biri bana bir şey söyler. Ben de çok aktif Twitter'ı kullandığım için açıkçası çok fazla insanlarla yüzgöz oluyorum. Tamam, bunu yapmamam lazım. Gerçekten bunu çok yapıyorum. Twitter'da en azından yapmamam lazım. Çünkü ben sonradan şeyi fark ettim. Ünlülerin neden mesafe koyduklarını şimdi fark ettim. Çünkü ben o kadar ulaşılabilir biriyim ki, benim ağzıma sıçması çok yakın.

Yani çok yakından bir mağazama sıçabilir. Yani ya da şeyi biliyor yani, mesajı attığında bana gideceğine çok emin. Neyse. Ve yakın zamanda bir şey yine var bu arada. Ama yine insanlarla alakadar etmeyen bir durum ve böyle tamamen lise kavgası gibi bir şeye dönüşmüş. Yani artık hiçbir şeye cevap vermeyeceğim ve hiçbir şekilde duygularımı ve fikirlerimi yazmayacağım. Ben şeyde biraz ayıktım bunu. Hasçalikleri final yapma durumumuz olmuştu. Ama tamamen benimle alakalı bir durum değil yani bu.

Ben de insanlara makul şekilde açıklayıp arkadaşlar sonuçta hani sadece bunu yapmıyorum, başka şeyler de yapacağım, sizi içeriksiz bırakmayacağım falan ama şey oldu. Herkes için söylemiyorum burada, siz kendi üzerinize alınmayın. Şimdi demeyin Sude Belkıs yine takipçilerine saldırıyor diye. Ben biraz böyle agresifim ya. Ve şeyi fark ettim, ben ürünmüşüm yani.

İnsanların benim hislerimi neden önemsesin ki? Ben onların sadece akşam evlerine geldiğinde kafalarını dağıtmak için izledikleri komik bir şeyim, yani komik bir video yapıyorum. Ve mesela kendi derdini anlatmaya başladığında, iyi ya sen bunları takmayacaksın, niye takıyorsun ki? Sonuçta sen komik birisin, niye takıyorsun ki? İyi de senin olayın zaten bunları takmamak değil mi? Ve sonra, hmm...

Ben kendimin rolünü oynuyorum demek ki. Çünkü şeyi de ben aptallık ettim. Yani kamera karşısındaki insanın o hareketlerimin, ağız çiçekler içindeki yayınları diyorum, genel tavrım, onu bir rol play zannediyordu galiba insanlar ama o bendim yani. O bir persona değildi. Herkes bana persona deyip durdu ama o kamera karşısındaki insan bendim. Gerçekten de öyle biriyim.

Ama insanlar onu personel olarak gördüğü için o personaya hep böyle bir şeyler söylemeye başladı. Şahsıma söylüyorsun yani. Orada söylediğim şeyler gerçekti, duygularım gerçekti. Ama artık samimi biri olmamaya karar verdim. Sadece herkese kalpli yorumlar atacağım ve sadece iyi yorumlara cevap vereceğim. Ve işte öyle şeyler yapacağım. Yüzdüm. Yüzdüm. Bunu böyle söylediğime bakmayın bu arada. Benim bir arada gelgitlerim olur.

Ya ben normalde gerçekten böyle sosyal medyada ne olursa olsun asla umrumda olmayan bir insandım ama son bir aydır falan şeyi çok fark ettim yani. İnsanlara güldürmediğim sürece niye beni takip etsinler ki sonuçta? Kırgın mısın insanlara? Ben kimim ki? Kırgın mısın insanlara? Değilim bu arada, abartıyorum bu arada. Biraz sadece duygularımın esiri oldum, kusura bakmayın. Bazen böyle şeyler yaşayabiliyorum. Peki, takipçilerinden gelen sorulara yanıtladığın bir YouTube videosunda bir köy okulunda öğretmen olmak isterdin diyorsun. Bak şimdi bu sorunun üzerine bunu sorarsam...

Peki neden bu? İnsanlara bir şey aktarma hevesinin kaynağı ne? Bir şey anlatma hevesinin kaynağı ne? Madem sevmiyorsun da takipçilerini... Ben olduğunu ne düşündüm biliyor musun? Bence bu şöyle, benim hayatımda bir abla figürü yoktu. Böyle hayatım boyunca hiç böyle destek olan bir kadın figürü yoktu. O yüzden o figür ben olmak istediğim için bence. Böyle bir abartı, aman kardeşim derdin ne, aman ne oluyor falan gibi bir şeyim olabilir insanlara. Yaşadığım deneyimlere aktarma ve onlara da ne bileyim, uyanık olun, okuyun, şunu yapın, bunu yapın falan gibi bir yerdeyim galiba.

Bunların hepsi bir abla özleminden mi oldu? Abla özlemi de değil yani o kadar böyle şey bir isteğim bilmiyorum. Ben düşündüğümde kendi içimde neden olabilir diye öyle bir şey olabilir diye düşündüm. Olabilir. Yani bilmiyorum ben psikolog değilim yani. Ben bir kadın figür, otoriter ve desteklen bir kadın figür ihtiyacımın kendim olduğum için insanlara böyleymiş gibi. Sude Belkıs Dil Kurumu'ndaki sözlüğünde de hem anne hikniyle kullandınız, hem de anne logda da görüyoruz böyle bir şahsı şefkatli bir kadın imajı, olgusu var. Ama dişi, yani kadınsal bir şey, sözlük olduğu için böyle daha dişi bir sözlük. Evet, peki bu internetteki linçlere de çok eşlik eden mizojeni hakkında ne düşünüyorsun? Beni onlar linç etmesi benim hiç umurumda olmuyor. Tamam, bana bu karı çirkin, her ay işte böyle bir şeyler oluyor. Onlar sıkıntı değil bu arada. Kadınlardan gelen şeyler beni üzüyor açıkçası.

Yani o linç esnasında da o tarafını tutan kadınlardan başlıyor. Evet, işte bu kız... Ben bunu anlamıyorum bu arada. Bu kızı çok abartıyorlar. Bu kız aslında çok egoist, bencil bir kız gibi gözüküyor. Gözüküyorlar. Buradan böyle alınan bir dalga. Evet, bu kız gerçek yüzü artık ortaya çıksın.

Bir de gerçek... Ama sen de işte... Gerçek yüzümü ne yapacağım? Ama sen de diyordun ki, bu arada oynarken askerliklerde, o gerçek benim diyorsun aslında, benim duygularım diyorsun. Kendi yayınlarımda. Geçmiş belki de yani gerçeklik hissi. Geçmiş ve egoist bulanlar da var demek ki senin aralarında. Bu arada egoist olmak, ben niye buna saldırılıyor anlamıyorum. İnsanın prensiplerinin olması kötü bir şey mi? Değil. Ama o da o değil falan diyeceksin. Prensiplerinin bu olduğunu bilmek iyi hepimiz için aydınlatıcı oldu yani.

Yo, insanın kendi egosuna biraz sahip çıkmasında hiçbir zararı yok. Ne bileyim, herkes bir şey söylüyor ama gerçekten herhalde bu son günlerde zaten bu çok vardı. Twitter'ı sildim. Gerçekten çok angsa oldum böyle. İlk defa böyle oldum yani. Yani hepimizin hayatında kötü tesirleri olmuştur bu Twitter'ın. Hepimize bir bunu yaptı ama son dönemde... Bir de ben eski Twitter'cıyım, ben eski interz orbasıyım. Ama işte eski Twitter'da kalmadı. Eski Twitter olsaydı, orada zorbalık senin elindeydi. Şimdi algoritmanın elinde. O yüzden işler zor yani. Şimdi bu Dilan hakkında konuşmalıyız ve dönersek. Orada işsiz bir genci canlandırıyorsun. Ev gencini canlandırıyorsun. Türkiye'de giderek, dünyada da artıyor ama Türkiye'de bir hayli artıyor bu ev genci sayısı. Siz de biraz istiyorsunuz aslında bu. Hasçiliklerde de o ev genci ortamında biraz var. Peki, senin takipçilerinde bu ev genci durumunu görüyor musun? Ve bu nasıl etkiliyor sence onları?

Ya biz işte derneğe doğru da hep bunları konuşuyorduk aslında. İşte evgenici ya şey noktası var ya hani çünkü bize yıllarca şu söylendi, tamam işte lise oku, sonra işte iyi bir üniversite ve mesleğin maaşın hazır. Hep bununla bizi motive ettiler. Bir yazlık, bir kışlık, iki çocuk... Ya aynen, bu motive... Hani bizde çok vardı, Anadolu Lisesi'ne gitmezsen böyle hayatın mahvolur falan. Şimdi lise terkler köşeyi dönmüş. Yani diyorsun ki o zaman şöyle oluyor, bana söylenen doğrular yanlış oldu, benim hayattan alacağım var. Yani ben o zaman niye o gençliğimi yaşamadığımda üniversiteye gittim, bilmem ne...

işte niye kendimi parçaladım falan filan bir de şey var ya hani hep başarı olarak sunulan şey üniversite sıralaman tamam o sayılar onların başarı olmadığını kafasına dank ediyor insanların ve ülkenin tabi ki ekonomisi zaten orta o ayrı bir şey de en çok konuştuğum şey bu hatta insanlara da yani benim tavsiye verecek bir şeyim yok sonuçta yani ben kimim ki ama böyle dertleşiyorduk işte yayınlarda bu konuları çok konuşuyorduk Bu köşeye sıkışmışlık ekşisi var herhalde. Ben de üniversitenin son senesi ve sonra mezun olduğumda falan böyle işte staj arıyordum. Parasız çalışmak için yani. Parasız hani, yol yemek falan da yok. Staj bile bulamıyorum bir ajansta. Her gün bir tane iş görüşmesine gidiyordum. Üsküdar'dan Levent'te böyle kar ama o zamanlar karların çok yağdığı dönem. Yani dizime kadar kar var. Levent'te böyle hani şey, şöyle... Yaşın ortaya çıkacak. Şöyle açıyorum, şöyle açıyorum. O villaların olduğu yer var ya, Etiler tarafı. Aramızda hiç kar görmemiş lise öğrencileri falan var yani. Evet, var. Ya böyle aça aça, part-time, staj için başvuruya gidiyorum. Gittiğimde bana şey der, biz full-time arıyorduk ya. Ben böyle geldim ve... Niye bunu telefonda söylemediniz? Geldim ve geldim. Bunların bir sürü, bir sürü. Ve artık gitmediğim yer kalmadı. Böyle merdiven altı yerlere gidiyorum. Saçma sapan şey pazarlama var, ürün pazarlama. Onlara falan bile gidiyorum böyle. Ve bir buçuk yıl falan böyle düzgün bir şey aradım, iş aradım falan.

Küçük küçük küçük falan buldum ve o buhran, o kadar yanıyorum ki sinir krizi geçirdim yani. Bir de evim falan yoktu, babaannemlerde kalıyordum. Burada bana sonuçta evlerini açmış, babaannemleri seviyorum ama hani böyle hayatım yok, evim yok, neyim ben falan olmuştum. Ve iyi bir üniversitenin... Yok, beklentim yoktu bu arada. Üniversiteden beklentim yoktu. Yani adı bilinen bir üniversitenin konunla yani meslek aradığın, iş aradığın alanda da eğitimini almışsın ve işte çok zorlanarak falan ama girdin bir şekilde reklam dünyasının içerisine. Aynen, aynen.

Sonra da birdenbire yandım Allah deyip Twitch'te belirdin mi oldu? Nasıl oldu o geçiş süreci? Aslında bir kılıçtım bayağı. Böyle ajanslarda çalıştım. Bir üçüncü, dördüncü yılımda falan pandemi patladığında işten istifa ettim. Freelance çalışıyordum. Ben freelance işe güvenerek mi işten istifa ettim? Sonra evdeyken ben YouTube'a bir şeyler yapmak istiyordum zaten. Emlak incelemesi. Sonra Twitch'ten yap dediler. Hani canlı yayından. Orada yapayım bari dedim. Öyle başladı yani. bilgisayar oynamadığın halde Twitch'ten yaptın ki o normalde gamerların mekanıdır yani. Aynen aynen. Ben sadece emlak yorumlamak için yani can sıkıntısı. Sonra tabii ki şey oldu yani kamera var ve canlı yayın ve bu arada o kadar kalitesiz ki o yayınlar çok yok hani YouTube'da falan yok. Hani bilgisayarım çok kötü bilgisayar, işte kamera falan çok kötü. Nasıl izlediler insanlar beni o kaliteye rağmen? İnanamıyorum. Donuyor falan, yayınlar donuyor. Yarım saat onunla uğraşıyorum. Şey de güzel ama yani Türkiye'nin ve gayrimenkulün çıldırdığı, krizin patladığı dönemde bu işe girmişsin ve oradaki yorumlar üzerinden aslında memleketin de biraz durumunu da görüyoruz. Evet, evet. Ben evde bir soruyordu mesela. İşte atıyorum, şu evi arıyorum, şöyle bir ev arıyorum. İki arkadaşız falan şu semtte. Ben işte onlara o semtin çevresine bakıyorduk falan. Bir de hani çok şeydi, beklenti de yok ya. Böyle normal takılıyorum hani. Şov beklentisi yok, senden beklenti yok. O yüzden böyle çok rahattı. Öyle öyle evde zaten yapacak bir şey yoktu. Onu yaptım. Peki ev yorumlarına baktığın zaman, yani dışarıdan gelen bir yabancı olsan ve Türkiye'deki ev yorumlarını okusan, senin dilini çevirseler, hani biraz da anlayabileceğin kontekst, tekstini de anlayabilirim. Bu millet hakkında ne düşünüyordun? Emlak piyasası olarak mı düşünüyorum? Evet, yani emlak piyasasındaki yorumlara bakarak. Ev sahibi-kiracı kavgası mı? Evet. Yani şöyle, tabii ki de her zaman kiracıyı destekliyorum. Ama biz de ev sahibiyiz bak. Ama biz gerçekten çok uyguna veriyoruz kiraya, valla. Var mı kiracı şu anda içinde?

Şu an bir tane ilana koydum. Kendin için de yapacak mısın? Ben koydum ilanı. Ben yapamıyorum ki çok normal bu arada, çok makul. Ben mesela sadece güzel bir semtte evde oturmak için çalışıyorum. Şu an gerçekten bir kârım yok. Günü çevirmeye çalışıyorum. Öyle bir hayatı seçtim artık. Gerçekten o hayatı yaşıyorum. Ve bu içerik üreticileri inanılmaz paralar kazanıyormuş gibi de bir izlenim var genelde. Pek öyle değil, değil mi? Çok kötü.

Çok geldiği için o işler kesin. Ya tabii ki de yatarak para kazanıyoruz, orası ayrı bir şey de. Yani bazen çok oluyor, bazen çok az oluyor. Önünü görmen lazım, akıllı olman lazım. Ben de çok parayla işim yok yani. Çok bilemedim. Peki Sudik, böyle tek tabanca mı gidiyorsun yoksa kurumsallaşmaya doğru giden bir yanında var mı?

Arkadaşım var, hani birlikte manajerliğimi yapıyor, sağ olsun. Onun dışında arkadaşlarım var, bir işimiz olduğunda yardımcı oluyor. Hiç kurumsal, Allah aşkına, hiç kurumsal değiliz yani. Biz akraba şirketiyiz, aile şirketi gibi bir şeyiz. Ben varım işte, ben yapıyorum. Destek olan, işte moderasyon ekibim var, işletiyorum. Topluluklarımızı da daha böyle modere eden. Onun dışında, bilmiyorum, çok düşündüm. Ajansla mı, ajansla mı çalışsam? İlk şey de çok bu aralar hiayelere başlıyor. Hatta biliyorum resanslı yaşıyor gibi Türkiye'de stand-up. Stand-up teklifi gelmiştir diye tahmin ediyorum ya da düşünmüşsündür. Neden yapmadığını sormak istiyorum.

Yani bilmiyorum, konuşarak komik olacağımı düşünmedim ya. Stand-up yapsam şöyle yapmak isterdim böyle. Yine biri olurdu ve zaten buradan yalan hikaye anlattıkları için hani kurgusal hikaye anlatırdım. Ve mesela şey, sadece ayakta durup bir şey anlatmaktan az yerden de dekorların belki bir projeksiyonla, sunumla bir şeyler anlattığım bir şey olabilir diye düşünüyorum. Kendine özgü bir format, biraz daha tek kişilik gösteriye doğru yakın sayılıyor. Yine evet, biraz daha öyle bir şey olsa da... Yine bir südebel kıslık katıp ona diyorsun. Bir de şey, giyim tarzım güzel yani bir stand-upçı olmak için. Fazla şıkım. Şok şok şok, stand-upçılara... Bize spotluk, eski zaman olsa işte magazin programında falan bunu böyle... Stand-upçı olmak için fazla şıkım diye böyle şey yapardık. Sonra bir stand-upçıdan görüşelirdik böyle böyle demişti diye. Uff harika bir yaratalı ilerlerdik ama artık pek o dünyada değiliz maalesef. Evet çok isterdim. O sebeple tam bir skandal yaratamadan bu sohbeti burada sonlandıralım diyorum. Hoşçakalın. Hoşçakalın. Görüşmek üzere. Çok sağ ol geldiğin için. Ben teşekkür ederim. Çok sağ olun.

Evet arkadaşlar aslına bakarsan da bu hafta sevgili Sude Belkıs Akgün konuğumdu. Hem Belkıs TV'deki üretimlerini hem de internet dünyasının halini ahvalini konuştuk. Gelecek hafta görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)