
2.879 kelime · ~14 dk okuma
Hiç çok küçük şeyler için çok sevdiğiniz insanlarla büyük tartışmalar yaşadınız mı? Yani böyle çok küçük şeyler derken gerçekten çok küçük şeylerden bahsediyorum. Mesela eşimle yaptığımız en büyük tartışmalardan bir tanesi geçmiş yıllar içerisinde sorfada çilek reçeli olup olmamasıyla ilgiliydi. Yani bir çilek reçelinden ne kadar tartışılabilir diye düşünüyorsanız biz o kadar tartıştık. Ya da bugün hala hatırladığım benim için böyle önemli olan bir günde
Annemle pirinç yıkamak üzerine tartışmışlığımız var. Ve pirinç yıkamakla başlayan tartışma gerçekten böyle ikimizin de ağlamasıyla sonlanabildi. Bu kadar küçük şeylerden insanlar niye tartışır? Gerçekten böyle elle tutulmayan, hiçbir ipe sapa gelmeyen, inti çekirdeğini doldurmayan sebeplerle biz neden kavga ediyoruz?
Yani kavga ediyoruz belki büyük bir tabir ama hani tartışıyoruz, kavga ediyoruz, birbirimizi üzüyoruz. Ve hani böyle mesela bir dizide falan olsa izlerken şey deriz ya çok saçma insanlar böyle bir sebepten dolayı tartışmaz yani. Ne kadar abartmışlar deriz. Ama bir bakın günlülük hayatınızda siz de göreceksiniz yani çok küçük şeyler için böyle büyük meseleler çıktığını. Peki neden oluyor bu? Yani bu bizim bug'ımız mı? Bir yerlerde böyle küçük şeyler bizim için önemli hale mi geliyor yoksa bu bir şeye mi işaret?
Bugün bu konu hakkında konuşalım istiyorum ve hazırsanız hadi bakalım neden küçük şeyler hakkında tartışırız? Bu aslında nelerin bizim için önemli olduğunu gösteriyor olabilir ve bunlar takılmamayı nasıl öğrenebiliriz? Bir deneyelim bakalım neler çıkacak bugün podcastta. Küçük meseleler deyince aklıma benim bir sürü konu da geliyor. İnsanlar, deşim ağacının kapağını açık bırakmaktan tartışabiliyorlar. Bulaşıkları yıkadın mı, yıkamadın mı diye tartışabiliyorlar. Ne bileyim, sen de hep odanın ışığını açık bırakıyorsun diye tartışabiliyorlar. Dediğim gibi, benim örneğimdeki gibi çok daha küçük meseleler hakkında tartışabiliyorlar. Peki, burada asıl soru tabii ki şu. Sorun gerçekten bulaşık mı yoksa başka bir şey mi?
Bu bu tarz problemlerin altında genelde başka dinamikler görüyoruz ve benim ilk aklıma gelen şu bu küçük durumlar genellikle bize verilen değeri hissettiren durumlar. mesela ben çilek reçeli ile açılış yapmıştım sizi bundan 15 sene öncesine götürüyorum ve çilek reçeli konusu şöyle başladı aslında ben eşimden kahvaltıyı hazırlamasını rica ettim o da sofraya işte kahvaltıda yiyeceğimiz şeyleri getirdi ve çilek reçelini getirmemiş Ben de çilek reçelini niye getirmedin diye sordum. O da uğraşamadım dedi. Ama ben çilek reçelini seviyordum ve getirmiyor diye üzüldüm. Sonra o benim bu kadar küçük bir şeye üzülmeme üzüldü. Sonra ben onun üzülmesine üzüldüm. Sonra bu böyle sonsuz bir döngüye girdi tahmin edersiniz ki. Ama çilek reçeli ne diyeyim? Bir sabah çilek reçeli yemezsem ölür müyüm? Tabii ki ölmem. Ama yani orada şey olayı var ya... Kalkıp benim için bunu getiriyor mu? Yoksa benim... Ben de kalkıp koyabilirim. Ama o bana bu değeri veriyor mu gibi... Aslında küçük bir test bu. Ve doğru mu? İyi ki bunu yapmış mıyım? Bence asla değil. Yani şimdi... Profesyonel şapkamla konuşuyorum. Çok anlamsız bir sebepten bu tartışmayı açıyorum.
Ama dönüp bakınca gençtik. İlişkimizin daha başlarında sayılırdık ve sanırım o zamanlar böyle testler yapmak daha çok aklımıza yatıyordu. Bilmiyorum. Yani bunun zaten test olduğunu düşünerek yapmıyorduk. Ama bunlar yani bu tarz böyle bana değer veriyor mu soruları hala düşündüğümüz şeyler. Yani mesela yorgun bir iş gününün sonunda yemeği kim hazırlıyor? İşte ne bileyim? Siz o gün gerçekten kötü bir gün geçirdiyseniz, kanepede otururken partneriniz atar mı size sevdiğiniz bir şeyleri getirip yanınıza koyuyor mu? Ya da bu hep verdiğim bir örnek ama bence çok kritik. Kanepede uyuyakaldığınızda gelip üzerinizi örtüyor mu? Ne bileyim mesela kafanız yastıktan kenara düştü ve böyle çok rahatsız bir pozisyonda yatıyorsunuz. Gelip sizi düzeltiyor mu? Daha rahat uyumanızı sağlıyor mu?
Sizin hayatınızı kolaylaştıracak küçük şeyler yapıyor mu karşımızdaki insanlar? Yani biz küçük şeyler için tartışıyoruz ama aslında küçük şeylerden de sevginin işaretlerini alıyoruz. Yani o care dediğimiz, affection dediğimiz İngilizce'de, Türkçe'de şefkat diyelim, bakım diyelim, özen diyelim. Bütün bunlar aslında küçük küçük küçük şeylerde yatıyor. Ve onları görürsek ancak, onları karşılarsak ancak, sevildiğimizi ve anamsanlığımızı hissediyoruz ilişkilerde. Bunu sizinle paylaşırken aklıma hemen şey geldi. John Gautman isimli çok ünlü bir ilişki bilimcisi var ve belki şeyden hatırlarsınız. Önceki podcastlerde mahşerin dört atlasından bahsetmiştim. Tartışmalarda yapmamamız gereken davranışlardan bahsederken John Gautman'dan çok bahsediyorum. Yine kendisinin böyle çok benim sevdiğim ve bence çok kıymetli olan bir araştırması da ilişkideki bitler üzerine BID diye yazılıyor İngilizce'de.
Türkçe bunu ben küçük şeyler diye çevirmek istiyorum çünkü en kolayı bu olacak şunu söyleyen biz birbirimize devamlı böyle küçük ipuçları atarız ve önemli olan o küçük ipuçlarını yakalamaktır ilişkide. Ya ben mesela partnerime, ''Aa yeni bir film gelmiş, gel fragmanını beraber seyredelim.'' diyorsam, aslında arka planda ''Aa hadi seni bugün bu filme götüreyim.'' demesini bekliyorumdur. Ya da ''Aa hadi açıp izleyelim.'' demesini bekliyorumdur.
ya da bugün işte instagramda şöyle bir şey gördüm dediğimde aslında onun bunu aklına atmasını atıyorum bir mekan görmüş olalım diyelim ki ve beni ilk fırsatımızda oraya götürmesini bekliyorumdur ya da mesela yorgun olduğumu söylüyorsam aslında sonrasında benim yorgunluğuma dair bir şey yapmasını bekliyorumdur Daha da küçülteceğim örnekleri. Mesela, of bu aralar ellerim çok kuru diyorsam, işte gelip benim ellerime krem sürmesini bekliyorumdur. Ya belki şimdi bunlar dinlerken size şey gibi gelebilir, ya bunlar çok küçük şeyler, biz bunları niye karşımızdaki insandan bekliyoruz dedirtebilir ama aslında öyle de değil. Çünkü, ya ben mesela kendi ellerime krem sürmeyi unutuyorsam ama partnerim benim ellerimi benden daha çok önemsiyorsa bu bana müthiş bir işaret aslında.
Seni seviyorum, seni önemsiyorum, seni düşünüyorum. Elimden geldiği kadar size gündelik hayattan çok küçük örnekler vermeye çalışıyorum ama bunu daha da büyütebilirsiniz tabii ki. Mesela bu sevdiğimiz bir yemekten bahsettiğimizde ya da işte ne bileyim özlemini çektiğimiz bir eski tattan bahsettiğimizde onun bulunup getirilmesi olabilir ya da işte Ya şu kitabı okumayı çok severdim ben dediğimizde o kitabın bulunup okunulması karşımızdaki partner tarafına olabilir. Yani çok fazla şey var aslında. Bir de bunları şöyle bir yere de evletmek istiyorum. Mesela çok yorgunum da illa karşımızdaki insanın bize fiziksel bakım uygulaması da gerekmiyor. Yani bu
Kafamızı göğsüne yaslayabileceğimiz bir ortam yaratması, ben o gün kötü bir gün geçirdiysem biraz gelip saçımı okşaması ya da işte bana şeyde vardı ya Big Bang Teori'de Sheldon her üzülen insana gidip çay yapıp getiriyordu. Yani aslında sosyal olarak çok başarılı olmadığı sürekli. belirtilen bir karakterin bir insan üzüldüğü zaman böyle bir şeye ihtiyacı olabilir algısı bile aslında üzüntü ipucu çay küçük bir şey o ipucunu al ve küçük bir şeyle en azından orayı karşılayı öğrenmiş olmasıydı ve biz aslında günlülük hayatta böyle şeyleri çok yapıyoruz yani ben Diyelim ki ofisime gelen birini gördüğümde o insan biraz kendisini kötü hissediyorsa ona güldürmek için, ona iyi hissettirmek için bir şeyler yapabiliyorum. Bir iş arkadaşımın modunu biraz düşük görüyorsam belki dışarıdan gelirken ona bir demet çiçek alıyorum kendisini iyi hissetsin diye. Ya da işte bir arkadaşımın kendini kötü hissettiğini biliyorsam gün içerisinde bir mesaj atıyorum nasılsın diye sormak için. Bunların hepsi küçük şeyler. Ve bunlar olmayınca aslında biz kötü hissetmeye başlıyoruz.
Bunun dışında bir başka küçük şey dinamiği, küçük şey tartışması dinamiği diyeyim. Eşitlik algısıyla ilişkili. Yani mesela işte bulaşıklardan başlayarak girmiştik konuya. Bulaşıkları neden hep ben yıkıyorum? Yani bu ilişkideki bütün yükü ben mi taşıyorum duygusu.
Mesela işte alışveriş yaparken o alışveriş listesinin tamamını ben mi aklıma tutuyorum? Evde alınacak şeyleri hep ben mi biliyorum? Şimdi ne bileyim, akşam yemeğini hep ben mi hazırlıyorum? Ya da ne yemek yapılacağını ben mi düşünüyorum? Dışarı çıktığımızda hep planları ben mi yapmak zorunda kalıyorum? Ya bunların yükünü hep ben mi taşıyorum yoksa bizim daha eşit bir ilişkimiz var ve ikimiz de bunu yapıyor muyuz? Ya aslında mesela bu söylediklerime sinema örneğini tekrar getireyim ve şey diyeyim yani
Ben bir fragman gösteriyorsam partnerime aslında belki ona şunu diyorum. Ya bu hafta sonunda planı sen yap ve beni bu filme götür. Bak burayı al üstlen. Yani bu eşitsizliği boz benim gözümdeki. Ya da işte yorgunluğumu söylüyorsam belki aslında evdeki bir eşitsizlikten kaynaklı yorgunluğuma dev vurmaya çalışıyorum ve bunu hissetmesini istiyorum karşımdaki insanın. Mesela ben girişte örnek verirken pirinç yıkama örneği demiştim. Biraz orayı, hikayeyi anlatmak istiyorum size. Çünkü onun altında yatan dinamiğin sizde de belki benzer olabileceğini düşünerek anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz ben podcastta kişisel örnekler vermeyi seviyorum. Şimdi hepinizi 31 Aralık 2017'ye götürmek istiyorum. Kendisi benim kızımın ilk yılbaşı günü olacaktı, oldu.
Ve ben çok heyecanlıydım. Yani bu çok önemsiz gelebilir bazı dinleyicilere. Ama işte benim için kızımın hayatındaki ilk yeni yıla girişiydi. Yani kendimce böyle heyecanlıydım o gün için. Bütün gün onunla vakit geçirmek istedim ama bir türlü geçiremiyorum. Çünkü o gün evde kutlayacaktık biz yılbaşını, birçok yılbaşı gibi. Ve böyle bütün gün mutfaktan çıkamadık, onu da hazırlayalım, bunu da hazırlayalım derken, böyle bütün gün mutfakta geçti. Artık böyle akşam yemeği saatlerine çok az kaldı. Hani böyle şeydir ya, son rutuşları yaparsın, sonra gidip duşunu alıp güzel kıyafetlerini giyersin ve sofraya otursun. Öyle bir andayız artık. Annem dedi ki bana, kızım biraz pirinç yıkar mısın? İşte pirinç ıslayalım ve pilav yapalım. Sonra ben aldım elime pirinç kavanozunu ve annem o andan itibaren şöyle pirinç yıkanmaz böyle yıkanır, şöyle yapılmaz böyle yapılır diye bana müdahale etmeye başladı. Yani normal koşullarda bu benim çok rahatlıkla toleredebileceğim bir şey ve yani problem yok yani onun istediği gibi de yapabilirim ya da şey de diyebilirim yani anne tamam ben hallederim boş ver sen karışımı da diyebilirim. Fark etmez yani, o anki moduma göre hareket edebilirim aslında. Şimdi sınırların esnek olmasına da vurgu yapayım burada. Ama ben artık o gün o kadar dolmuştum ki ve o kadar böyle... O gün hayal ettiğim gibi gitmemişti ki... Bir anda, ya anne ben gelmişim bu yaşıma senden mi öğreneceğim pirinç yıkamayı ne kadar saçma bir şey deyip elimdeki süzgeci attım lavabonun içerisine ve evden çıkıp gittim. O kadar orantısız bir tepki ki bu. Yani neden böyle bir şey yapıyorum?
Ama şimdi dönüp bakınca orada mesela bir sürü duygu benim içimde birikmiş, birikmiş, birikmiş. Yani benim hayal kırıklığı var orada. Yani bir şey hayal etmişim o güne kadar ve onun hiçbiri olmamış. Bir şekilde kendimi değersiz hissetmişim. Çünkü bu yaşıma gelmişim. Ben de pilav yapmayı biliyorum. Çok fazla yemek yapmayı bildiğimi söyleyemem. Bu arada öyle bir algı yaratmak istiyorum ama...
Yani ufak tefek şeyleri bilebiliyorum. Ve yani orada da alanıma müdahale gelince ben bunu artık böyle taşarak öfkelenmek çok yüksek bir tepkiyle karşılamışım. Bu doğru mu? Asla değil. Yani işte zaten hep söylüyorum ya podcastlerde de. Bence meslektaşların birini bazen yapıyorlar. Yani biz psikologlar hiç hata yapmayız ve siz insanlar çok hata yapabilirsiniz gibi bir bakış açısı gelebiliyor. Hiç öyle değil. Yani ben de sık sık böyle şeyler yapabiliyorum. O gün de bunu yaptım.
ve ondan sonra çıktım evden gittim 15 dakika sonra şey oldu ben bir pirinç yıkama konusu yüzünden evde böyle bir problem yarattığımı nasıl açıklayabilirim kendime nasıl açıklayabilirim yani böyle bir şey olamaz ama sonuç olarak ne oldu beni orantısız tepkim yüzünden belki çok daha böyle yumuşacık geçebilecek bir durum hiç öyle olmadı ve biz çok keyifsiz başladık o gün yılbaşı yemeğimize Bunu şu yüzden söylüyorum yani küçük şeyler aslında hak ettiklerinden çok daha büyük tepkileri alabiliyorlar bizden ve biz başlangıçta talep ettiğimiz, umduğumuz şeyden çok daha farklı bir yerde bulabiliyoruz kendimizi. Burada hemen kendimce parantez açıp size şey demek istiyorum. Haklıyken Haksız Duruma Düşme podcastini dinleyin lütfen çünkü bence bu buna çok güzel bir örnek. Burayı da şu yüzden anlattım yani aslında mesela benim burada anneme verdiğim tepki sadece hayal kırıklığı değildi belki de. Bir yandan da mesela benim çocukluk deneyimlerimle de ilgili bir hassasiyetten kaynaklanıyordu. Çünkü benim annem mutfakta çok iyidir ve hep çok iyi olmuştur. Ve mutfak onun alanıdır. Çocukken de ben o alana ne zaman girmeye çalışsam annem o alanı, kendi alanını korurdu ve beni dışarıda bırakırdı. O benim için hassas bir konu haline geldi zaman içerisinde. Belki bugün mutfakta çok vakit geçirmememin sebebi de bu olabilir bu arada.
Ve orada aslında benim çocukluğuma da dair bir tetikleyici var. Yani dışarıdan bakıldığında aşırı saçma, aşırı küçük görünen bir konu. Benim o gün kendi anneliğime dair duyduğum bir eksiklik. Yani kızımın ilk yılbaşı günü ve ben onunla vakit geçiremiyorum. Artı kendi çocukluğumdan gelen bir tetikleyicinin varoluşu ile bir araya gelip sonucunda dediğim gibi orantsız bir tepkiyle sonuçlanabiliyor.
O yüzden küçük şeylerle karşınızdaki insan çok tepki veriyorsa bence bunu bir düşünün. Acaba belki mesela ilişkideki davranışlar, belki ilişkideki durumlar karşınızdaki insanda tahmin ettiğinizden çok daha fazla durumu tetikliyor olabilir. Şimdi önce küçük bir ara verelim. Ondan sonra size böyle birkaç tane soru sormak istiyorum. Bu konuyu ne kadar önemsediğinizle ilgili. Oradan devam ederiz birlikte.
Evet, işte şimdi sorularla beraber biraz da kendimizi inceleyelim. Küçük meseleler bizim için ne kadar önemli. Çünkü bana öyle geliyor ki bazılarımız küçük meseleleri daha fazla dert ediyoruz. Bunun tabi bence birçok şeyle ilgisi var. Yani mesela daha hassas bir insan olabiliriz. Daha kontrolde olmayı seven bir insan olabiliriz. Ya da büyük meseleleri konuşmaktan kaçınan bir insan olabiliriz. Bence bunların hepsinin ilgisi var, etkisi var.
O yüzden gelin böyle bazı sorulara birlikte bir cevap verelim. Mesela gün içerisinde bizi rahatsız eden bir olay olduğu zaman bunu gün içerisinde düşünmeye devam ediyor muyuz? Böyle uzun uzun düşünüyor muyuz? Bunun bir diğer adının ruminasyon olduğunu hatırlatayım. Muhtemelen daha önceki podcastlerde benden duymuşsunuzdur.
Başkalarının bize söylediği küçük bir sözü ya da yaptığı bir davranışı çok kafamıza takıyor muyuz? Bunu böyle uzun uzun analiz ediyor muyuz? Bana niye öyle söyledi? Niye o mesajı attı? O mesajın sonuna niye iki nokta koydu? Gibi gibi.
Biri, bize cevap vermekte geciktiği zaman ya da işte diyelim ki ilgisiz davrandı, aradığımızda açmadı. Bunun altında hemen kötü bir anlam mı arıyoruz? Yoksa daha böyle rasyonel bir şekilde yaklaşabiliyor muyuz? Daha önce hiç küçük meseleler hakkında tartışmaya girdik mi? Yani böyle bu hayatımıza sık sık olan bir durum mu?
Kendi küçük hatalarımıza da takılıyor muyuz? Yani mesela bir toplantıda bir kelime söyledik. O kelime böyle kafamızda gün boyu gezinip duruyor muyuz? Ya o kelimeyi değil de şu kelimeyi söyleseydim daha iyi olurdu. Ya da işte artık geri alamayacağımız mesajı attıktan sonra bu mesaj değil de şunu atsaydım nasıl olurdu diye düşünüp duruyor muyuz? Ve başkalarının bizim hakkımıza ne düşündüğünü kafamıza takıyor muyuz?
sürekli nasıl gözüküyorum, en iyi şekilde olmalıyım endişesini taşıyor muyuz? Yine işte az önce söylediğim gibi kontrol duygusuyla ilgili olarak küçük detaylar bizim kontrolümüz dışında geliştiğinde kendimizi huzursuz hissediyor muyuz? Yani mesela diyelim ki yemek masasının düzeni illa bizim istediğimiz gibi mi olmalı? O öyle olmayınca yerimizde duramaz gibi hissediyor muyuz kendimizi?
Ya da mesela bir planımız, bir rutinimiz bozulduğunda bu bizi rahatsız ediyor mu? Burada da hemen parantez içerisinde esneklik podcastını hatırlatmak istiyorum size. 2 ya da 3 podcast öncesinde bunun hakkında konuşmuştuk. Bir arkadaşımız ya da ailemiz bizimle ilgili önemli bir konuyu, önemli olabileceğini düşündüğümüz bir konuyu hafife aldığında ya da görmezden geldiğinde bu bizi kırıyor mu? Mesela bir şey anlattık biz ailemizden insanlara ve hemen arkasından bizim için o konuyla ilgili olabilecek bir durum gelişti. Ama onlar bunu fark etmediler. Bu bizim için önemli bir sorun mu yoksa göz ardı edebileceğimiz bir mesele mi? Ve tabii yani küçük konularda biz sürekli özür dileme ihtiyacı duyuyor muyuz?
Karşımızdaki insanın fark etmediği bir konu bizim için önemli bir konu haline geliyor mu? Hiç yaşadığınızı bilmem ben. Siz mesela bir şey için özür diliyorsunuz. Karşınızdaki insan bunu hiç... Yani onun radarına girmemiş bile bu mesele. Ama sizin için önemli. Yani siz belki onun için böyle bir gün harcamışsınız zihninizde ama karşınızdaki insan bunu fark etmemiş bile. Böyle durumlar yaşıyor musunuz?
Şimdi bu neden önemli? Eğer küçük meseleler sizin için bu sorulara cevap verdiğinizde önemli ise, gördüyseniz bunu, o zaman az önce bahsettiğim şeyleri bir düşünmek lazım. Ben ne kadar kontrolde kalmayı seven bir insanım? Acaba bu bana nasıl hissettiriyor? Bu bana iyi hissettiren bir şey mi? Çünkü bu biraz mükemmeliyetçilikle de ilişkili, esnek olamamakla da ilişkili. Bir buralardan başlayabilirim aslında. Bu konularla ilgili geçmiş podcastleri mutlaka tavsiye ediyorum. Oralara bakmanızı çok isterim. İkincisi, ben kırılganlıklarımı dile getirebiliyor muyum? Ben bir konu söylemeyeyim. Ben kırıldığım konuları dile getirebiliyor muyum? Ben bir şey üzüldüğümde konunun asla hakkında konuşabiliyor muyum? Yoksa o büyük mesele hakkında konuşamadığım için
Küçük meselelerden aslında böyle tartışmalar çıkartıp, o çıkan tartışmanın içerisine büyük konuyu yedirmeye mi çalışıyorum? Çünkü bu da sık yaptığımız bir şey. Bir de eğer böyle sürekli ilişkinizde küçük konular üzerine tartışıyorsanız, bunu romantik ilişkiniz için söylüyorum özellikle, acaba karşınızdaki insana dair daha derin endişeleriniz olabilir mi? Çünkü, çünkü bir teori de var özellikle uzun ilişkilerin bitiş sürecine dair. Bu süreçlerin böyle zihnimizdeki şüphelerin böyle küçük ve aslında önemsiz konular üzerinden karşımızdaki insana dile getirilmeye çalışılması ve karşımızdaki insan tabii ki bu aslında çok önemsiz meseleleri ciddiye almamasından dolayı bizim kafamızdaki şüphelerin büyümesine dair bir teori de var.
O yüzden bunu da düşünün bence. Yani karşımdaki insandan emin miyim ben? Burada kalmak istiyor muyum? Yine en başta bahsettiğim, yani bu küçük konular aslında bizim ilgi ihtiyacımıza, özen ihtiyacımıza tekabül ediyor. Mesela eğer bunun karşılanmadığını hissediyorsanız, podcast'ı dinlerken bunu fark ettiyseniz,
Belki böyle birkaç tane spesifik örnek biriktirip bunu yaptığını düşündüğünüz insanla konuşmayı deneyebilirsiniz. Yani ben aslında şöyle dediğimde şunu kastediyorum. Buna ihtiyaç duyduğum için sana bunları söylediğimi fark ettim. Acaba bunları daha farklı, bu konuya daha farklı yaklaşabilir miyiz diyebilirsiniz. Ve bir de şey var tabii. Yani ne kadar endirekt şekilde ifade ediyorsunuz kendinizi? Yani daha doğrudan ifade etmeye çalışabilir misiniz? o küçük ifade ediş şekillerini biraz daha karşımızdaki insanın anlayabileceği bir hale getirebilir miyiz? Aslında temel soru bu. Yani gördüğünüz gibi küçük şeyler diye başladık. İlişkideki çok önemli konulara değinerek bitirdik bu podcastı. Umarım hoşunuza gitmiştir, size yakın gelmiştir, hakkınızda ilişkilerinizi daha iyi hale getirebilecek bir yerlere dokunmuştur. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Bir sonraki podcastta görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.