
3.425 kelime · ~17 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 21 Ocak 2025'te alıyoruz. Evvela Bolu Kartalkaya'da yaşananlar üzerine biraz konuşalım, bölüme sonra başlarız. Bu konuyu size bir gazeteci gözünden bir deneyim aktarımı olarak sunmak istedim. Sabah kalktım ve tren topuyu hazırlamaya başladım. Gün boyu takip edeceğim gelişmeler Ümit Özdağ'ın akıbeti ve CHP'nin grup toplantısıyla AKP'nin Ankara kongresi olacaktı. Fakat Bolu'da da bir otel yangını söz konusuydu. 10 kişi ölmüştü. Saati 3-3.30'a doğru uyandırdı. Hiçbir alarm çalmadı. İçeride güya duman detektörü varmış. Hiçbir şey çalmadı. Dumanı görenler gürültüyü duyan eşim duydu.
Sabah bu feci kaza gündemde bir üçüncü sayfa haberi kadar yer kaplamaya başladı. Gündem akışı son derece rutin biçimde devam ediyordu ama bölgeye de canlı yayın ekipleri gönderilmişti. Biz biliyorsunuz gündemdeki böyle haberlerin yerini ölü sayılarıyla ölçeriz. 10 kişilik bir ölüm vardı ortada maalesef ve biz bu sayılara takık haldeyiz. 10 kişilik ölüm kadar da yer kaplıyordu gündemde Bolu Kartalkaya'daki otel yangını. Ardından öğlen saatlerinde Özgür Özel grup toplantısının Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki otel yangını nedeniyle iptal olduğunu açıklayınca Blancho'nun daha ağır olduğunu anlamıştık.
Dört bir yanındaki ailelerin yüreği yandı. Önümüzdeki dakikalar içinde ilgili bakanlardan hepimizi biraz daha üzecek haberler alacağız maalesef. Sayı artıyor, tablo çok vahim. Bu şartlar altında bugün bir grup toplantısı yapmak mümkün değildi zaten. Grup toplantımızı iptal ettik. Özgür Özel'i dinledikten sonra ölü sayısının 10 olmadığını, daha fazla olduğunu anlamıştık. Buna karşın Bilanço açıklanmıyordu. Daha doğrusu Özgür Özel öğrenmişti de Bilanço kamuoyuna açıklanmıyordu. Bakanlar türlü açıklamalar yapıyor ama ne büyüklükte bir facia olduğunu kamuoyuna duyurmuyorlardı. CHP'de tanıdığım insanları aradım. Özgür Özel konu hakkında bilgilendirildiğine göre devletin yetkilileri bilançoyu biliyordu. Yani Özgür Özel de devletten öğrenmişti bilançoyu. Ben saat 13 sularında ölü sayısının 60'ın üzerinde olduğunu böylece öğrendim. Fakat henüz kamuoyu bilmiyordu. Canlı yayınlar günlük bir rutin içinde devam ediyordu. CHP grup toplantısını ertelemişti ama
AKP Ankara İl Örgütü kurultay hazırlığını sürdürüyordu. AKP'nin gündeminde İyi Parti Sözcüsü ve Milletvekili Kürşat Zorlu'nun AKP'ye transferi vardı. Belli ki medya uyarılmış, bu gövde gösterisinin yani İyi Parti Sözcüsü'nün AKP'ye transferinin canlı verilmesini istiyordu. E düşünün, İyi Parti Sözcüsü AKP'ye geçiyor hem de İmralı açılım sürecinde. Bunun 7 Cihan'a duyurulmasını istersiniz değil mi?
Saat 15.00 geçmişti fakat ekranlar tümüyle AKP'nin Ankara kongresine kilitlenmiş haldeydi. 15.08'de Kürşat zorluya rozet takıldı ve zorlu konuşmaya başladı.
Zorlu'nun konuşması kısa sürdü. Ankara kongresinde şov yapıldı ve naklen yayınlar bitti. Saat 15.13. Zorlu'dan 5 dakika sonra İçişleri Bakanı canlı yayındaydı.
Değerli arkadaşlar, otelin arka tarafının yamaç olması nedeniyle müdahale ancak ön ve yan cepheden gerçekleştirebildi. İçişleri Bakanlığımızca yangınla ilgili iki mülkiye baş müfettişi görevlendirdik. Şahitliğimdedir. 66 kişinin öldüğünü saat 12'de de biliyorlardı. Fakat Ankara kongresinde yapılacak şovun bu facia tarafından gölgelenmesini istememişlerdi. Bütün kanallar Ankara kongresini canlı yayınladı ve kongrenin ardından bilanço açıklandı. Ve akşam saatlerinde ne oldu biliyor musunuz? Bir günlük milli yaz ilan edildi. Çok üzüldüler, çok. Bu kardeşlerimizin acısını paylaşmak amacıyla
bir günlük milli yaz ilan edilmiştir. 22 Ocak 2025 çarşamba günü yurdumuzda ve dış temsilciliklerimizde güneşin batışına kadar bayraklarımız yarıya çekilecektir. Milli yaz ilan edecek kadar büyük bir faciayla karşı karşıya olduğumuzu Kürşad Zorlu'ya rozet takarken de farkındalardı ama bu önemli değildi. Bir siyasal parti devletleştiğinde devlet işleri de bir tür halkla ilişkiler çalışmasına dönüşüyor maalesef. Bu ahlaken iflas etmiş bir düzendir. Ahlaksızlıktı gözümüzün önünde yapılan. Ve ne acı ki, halkımız artık doğru ile yanlış arasında fark görmüyor. Yanlışın yanlış olması artık halkımızı o kadar ilgilendirmiyor. Ahlaken çürüyoruz. Milliyi yasmış. Çok üzgünlermiş.
Kartalkaya'da hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dilerim. Hele ki Nedim Türkmen, sözcü yazarı, yurtsever bir gazeteci, vergi konularında danıştığım bir meslek büyüğümdü. Maalesef Nedim abi, eşi ve iki çocuğuyla birlikte bu faciada can verdi. Sözcü gazetesinin ve Nedim abiyi tanıyanların başı sağ olsun. 50 bin insanın hayatını kaybetmesinin ardından hesap sormayınca, bir felaketler ülkesi olacağımız ortadaydı. Bu düzenden ya kurtulacağız ya da felaketlere alışacağız.
Daha fazla konuşurum da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek tepemizde demokrasinin kılıcını sallandırıyor. Konuşmak zor. Yumruğumuzu ısırıp susuyoruz efendim. Uzatmaya lüzum yok. Konumuzun ne olduğunu anladınız herhalde. Konumuz 20 Ocak günü yaşanan gözaltılardır. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Sevgili dostlar, ben Trend Topik bölümlerine en az cuma gününden karar veriyor, ona göre çalışmaya başlıyorum. Yani aslında 2-3 günlük bir çalışmanın neticesini sunuyorum ben sizlere. Geçen hafta da söylemiştim, Ayşe Bağrım olayına çalışıyorum diye. Çeşitli notlar aldım. Bu kültürel iktidar meselesi üzerinden Ayşe Bağrım olayını konuşmak istiyordum. Fakat 20 Ocak 2025 pazartesi günü enteresan geçti ve Trend Topik'in gündemini değiştirmek zorunda kaldım. Biraz uykusuz, biraz yorgun düştüm ama karşınızdayım.
20 Ocak 2025 günü dünya Trump'ın yemin törenine odaklanırken, Türkiye'de de İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürley'in imzasıyla birbiri ardına operasyonlar düzenlendi. İsmail Saymaz'ın 20 Ocak 2025 günü için attığı başlık ise bence oldukça yerindeydi. İktidarın yargı eliyle siyasete müdahalesinin en uzun günü bu. İktidarın yargı eliyle siyasete müdahalesinin en uzun günü diyordu saymaz. Peki böylesi bir başlığın nedeni neydi? Sondan başlayalım. 20 Ocak gününün akşamına Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ gözaltına alındı ve an itibariyle adliyede tutuklanıp tutuklanmayacağı ben bölüme hazırlanırken hala belirsizdi.
Olayın ne derece büyük olduğunu vurgulamak gerekir. Bir siyasi parti genel başkanı ve azımsanmayacak bir seçmen tabanı olan bir lider, cumhurbaşkanına hakaret diye uyduruk bir suçtan alıkonuldu. Ümit Özdoğan avukatı ve partinin genel idare kurulu üyesi Paşa Büyükkayaer suçlamaları şöyle anlatmış. Sayın Genel Başkan hakkında Pazar günü Antalya'da il başkanları toplantısında yaptığı bir konuşma sebebiyle Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından reysel soruşturma başlatılmış. Akabinde Pazartesi günü Cumhurbaşkanı'nın avukatı bir şikayet ilkesi vererek Ümit Öz'ü hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Ardından bu iki dosya birleştirerek Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla soruşturma başlatılıp Sayın Ümit Öz'den Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla hakkında gözaltı kararı verilmiş.
Bunun anlamı üzerine düşünmeye değer. Suç dediğimiz şey bir siyasi liderin siyasi rakibi hakkındaki ifadeleridir. Muhalif bir liderin ifadelerinin gerekçe olduğu bir suç bu. Siyasi rakibini eleştirirken kullandığı ifadeler nedeniyle uydurulan bir suç. Üstelik suçu işlediği iddia edilen kişi konuşurken neyin suç olduğunu bilmediği böyle tuhaf bir gayya kuyusuna düşmüş gibi. Mesela benim bu bölümde söylediklerim üzere de dava açılabilir, tutuklanabilirim. Neyin suç olduğunu bilmiyoruz bakın. Öyle istiyorlar. Şimdi hakaret deyince aklınıza türlü şeyler gelebilir. Bizim hakaret lügatımız geniştir. Gözaltına alınmasına neden olan konuşmayı beraber dinleyelim isterseniz. Haçlı Seferi Türk Devleti'ne casusları sokamamıştır. Erdoğan casus FETÖ'yü Türk Devleti'ne soktu. Türk Devleti'ni FETÖ'ye teslim etti. FETÖ'ye paralel devlet kurdurdu. Hiçbir Haçlı Seferi
Türk milletini Deist, Ateist, Hristiyan yapamamıştır. Erdoğan döneminde Türk milletinin geniş kesimleri Allah'la aldatanlardan dolayı dinlerinden soğumaya başladılar ve Erdoğan döneminde Deist, Ateist oranı %16'yı aştı. Fakat 20 Ocak gününü iktidarın yargı eliyle siyasete müdahalesinin en uzun günü yapan tek gelişme, Özdağ'ın gözaltına alınması değildi. Sabah kalktık ve CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın'ın gözaltında olduğunu öğrendik. Yani güne zaten bir gözaltı ile başlamıştık. Onun nedeni de İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek hakkında CHP Gençlik Kolları hesabından yapılan
Seyyar Giyotin adlı video edit paylaşımıydı. Cem Aydın öğlen saatlerinde adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Haftada üç gün karakola gidip imza atacak. Gençlik Kolları'nın paylaşımının başlığı Seyyar Giyotin Akın Gürlekti. Videoda da Genel Başkan Özgür Özel'in 2020'deki ifadeleri yer alıyordu. Dört tane hakim bulamadınız, bu adalet cellatını seyyar giyotin olarak mahkeme mahkeme gezdiriyorsunuz. Bu beyefendi adalet levhanı koparmış. Bu beyefendi devri iktidarınızın şahıs devletinde onu bırakmam, onu yapmam diyen kişinin talimatları için tekerlekli giyotin bu. Bu isim Akın Gürlek. Bu meclisin kayıtlarında ilerleyen zamanlarda tekrar yer alacaksın. Öğlen saatlerinde gençlik kolları başkanı adli kontrolle serbest bırakıldığı sırada Ekrem İmamoğlu da Ülke Politikaları Vakfı'nın düzenlediği Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması başlıklı panelin açılış konuşmasını yapıyordu. Konuşmasında İmamoğlu konuyu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akbolat'ın babasının evinden gözaltına alınmasına getirdi. Buradan hareketle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürle'ye seslendi ve şunları söyledi.
Bak başsavcı sana söylüyorum Biz var ya Sana hiçbir faydamız olmaz senin zihnin çürümüş de Senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için Seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız Bunu unutma Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın Senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın İmamoğlu konuşmasını bitirdi, yerine oturdu ve aradan 15 dakika geçtikten sonra bakın, 15 dakika sonra İmamoğlu'na biraz önce dinlediğiniz konuşması nedeniyle yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek tarafından soruşturma açıldığını öğrendik. Bu jet hızıyla açılan soruşturma aslında bir şeyleri bizlere göstermek içindi. Yani aslında onlar da vaziyetin böyle algılanması gerektiğini istiyordu. Gerekçe, Akın Gürley'in ailesinin tehdit edildiği iddiasıydı. Gören gözler görür ki, o konuşmanın bağlamında tehdit falan yoktu. Görmeyenin gözünü açacak şifayı bulamadık. Oldukça enteresan bir tablo vardı ortada. Bakın, İmamoğlu konuşmayı yapıyor, yerine oturuyor ve jet hızıyla biraz önce yaptığı konuşmaya soruşturma açılıyordu.
Bu ortamda siyasi rekabetten bahsetmek mümkün müydü? Bu ortamda bir demokratik hukuk devletinden bahsetmek mümkün müydü? Bunları zaten rafa kaldıralı aylar, yıllar olmuştu da bu kadar gözümüze sokulmamıştı hiçbir zaman. Bir tür arınma gecesi yaşanıyordu ki hukuk falan tümüyle rafa kalkmış, siyasallaşmıştı. Konuya ilişkin Özgür Özel de şunları söyledi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu kadar işe olması gerekirken işi gücü bırakıp, canlı yayında bizi izleyip,
Tüm bunların ardına geldi Ümit Özdağ'ın gözaltına alınması hadisesi. Bu da çok ilginçti. Özdağ konuşmasını Antalya'da yapıyor ve ardından Ankara'ya gidiyor. Fakat soruşturmayı ne Ankara ne de Antalya Başsavcılıkları açıyor. Soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek yürütüyor. İstanbul'dan ekipler kalkıp Özdağ'ı alıp, alma hikayesi de enteresan, lokantadan alıyorlar adamı ve İstanbul'a getiriyorlar. Gerçekten çok cüretkar, kendisini çok sert bir siyasi pozisyona sokan hareketler bunlar. Konuya ilişkin Zafer Partisi sözcüsü Azmi Karamamutoğlu'nun tespitleri de şöyle. Antalya'da yapılan bir konuşma için Ankara'da bu.
gözaltına alındı ve İstanbul'a getiriliyor. Antalya, Ankara ve İstanbul. Halbuki konuşmanın yapıldığı yer olan Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı böyle bir soruşturma yaşayabilirdi. Şayet gerekli gördüyse. Suç unsuru varsa. Olmadı. Şikayetçi ve şikayet edilen ikisinin de ikametgâhı Ankara. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da bunu yapabildi. Yapmadı. İstanbul yaptı. İstanbul'un yapmış olmasına rağmen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yine de talimatla
Ankara savcılığı üzerinden ifadeyi alabilirdi. İşte iş böyledir. Bu da yapılmadı. Böyle bir eziyet yoluna gidildi. Anlamaya çalışıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz diyor Azmi Karamamutoğlu. O halde bu bölümde biz de anlamaya çalışalım. 20 Ocak 2025 günü aslında ne oldu? Bu soruya bir reklamın ardından cevap verelim.
Bir takım hukuksuzluklar meydana gelmiş ve ardı ardına bazı muhalif isimler gözaltına alınmış ama hukuk işlerini yapıyor gibi düşünen olabilir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürley'i tanıyarak başlayalım ki böyle düşünenlerin düşüncelerini daha sarif bir şekilde ifade etmelerini sağlayabiliriz belki. Benim üzerine yorum yapmamı beklemeyin lütfen. Adam elinde taşla bekliyor. Bir TRT Spiker'i soğukluğuyla anlatayım ki kimi vurduya gitmeyelim. Evvela 14 Ekim 2020'ye, yani yaklaşık 4 yıl önceye gidelim.
Anayasa Mahkemesi CHP Milletvekili Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanmasına dair karar vermişti ama İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılamaya gerek yok diyerek hukuk tarihimizde Anayasa Mahkemesi'nin hiyerarşisini sorgulayan ilk kararı vermiş oldu. Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan mahkemenin başkanı Akın Gürlek'ti. Böylece siyasetin de radarına girdi Gürlek. Ne diyecek şimdi?
Bu Akın Gürlek ben hukukun üstünlüğüne tanımam diyor. Vicdan-i kanaatime göre karar vermem diyor ben. Ben sarayın talimatını yerine getiririm. Bu Akın Gürlek böyle bir adamdır. Bundan adalet falan beklenmez. Adaleti katleden adam kimdir derseniz adı Akın Gürlektir. Bu kadar. Açık bu kadar. Yeni Zeker Yavuz. Yeni Zeker Yavuz.
Henüz 14. ağır cezanın başkanı iken siyasetin radarına girmeyi başarmıştı Akın Gürlek. Sözcü gazetesine ve yazarlarına FETÖ'ye yardım ve yataklıktan ceza veren de oydu. Can Dündar'ın gayrimenkullerine el koyma kararını veren de Akın Gürlek oldu. Şehadet Başkanı Selçuk Kazaçlı'yı da o tutukladı, Selahattin Demirtaş'ı da o içeri aldı. Henüz başsavcı değilken kritik davalara atanan isimdi.
Bu haliyle henüz mahkeme başkanı iken kritik davalar hep onun önüne getirilmiş, o da verdiği kararlarla hep tartışma konusu olmuştu. İşte böyle bir isimken Akın Gürlek 1 Haziran 2022'de yargıdaki kariyerinden yürütmedeki kariyerine transfer oldu ve Adalet Bakan Yardımcısı olarak atandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni Adalet Bakan Yardımcısını belirledi. Akın Gürlek, Erdoğan'ın atama kararı resmi gazetede yayımlandı. Karar tepkilere neden oldu. Zira Gürlek, kamuoyu tarafından Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan hakim olarak biliniyordu.
Aslında bu atama kararı, Akın Gürley'in ve Akın Gürley'in geçmişte aldığı kararların siyasi bir referansı olacaktı. Yeni sistemde müsteşarlar yoktur. Onun yerine bakan yardımcıları bulunur. Fakat bu yardımcılar, müsteşardan farklı olarak siyasi komiser pozisyonundadır ve bakanı siyaseten de temsil ederler.
Bu haliyle Akın Gürlek'in bakan yardımcısı olmasıyla birlikte, yargıdaki kariyerinin bittiği, artık bir siyasi bürokrat olduğu, bundan sonraki adalet bakanı falan olabileceği konuşuluyordu. Ve 2 Ekim 2024, yani sadece 3 ay önce, adalet bakan yardımcısı olarak görev yapan Akın Gürlek, yargıya yeniden atandı ve tepeden atandı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı oldu. Rasim Ozan Kütahyalı, Akın Gürlek'in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu 2 Ekim 2024 günü Twitter'da şunları yazmış. Akın Gürley'in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olması, anlayabilenler için, mevcut içinde yaşadığımız devlet rejimini kavramak için büyük bir hadise. Adamı sevin veya sevmeyin, adam haklı. Akın Gürley'in İstanbul Başsavcısı olmasının ardından yaşananlar da bunu teyit ediyor. 2 Ekim'de atama kararı çıkan, 9 Ekim'de görevinin başına geçen Gürley'in, o tarihten itibaren kamuoyunda tartışma konusu olmuş davaları şöyle.
30 Ekim 2024, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandı. 9 Kasım 2024, Nasuh Mahruki tutuklandı. 22 Kasım 2024, gazeteciler İsmail Saymaz ve Fatih Altaylı'ya soruşturma açıldı. 20 Aralık 2024, Gazeteci Özlem Gürses, Ankara'da gözaltına alınıp İstanbul'a getirilip ev hapsine çarptırıldı. 22 Aralık 2024, İstanbul Barosu Başkanı ve yönetimi hakkında soruşturma açıldı. 15 Ocak'ta ise bu soruşturmanın neticesi olarak İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınması talep edilecektir. Baro Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin değişmesi talepli bir davaname aslında bahsettiğimiz son dakika gelişmesi. Peki bu aşamaya neden gelindi? Hemen ondan bahsetmek istiyorum. Cihan Nazım Taştan ve Cihan Bilgin isimli iki PKK-YPG terör örgütü üyesi olmakla suçlanan iki isim Suriye'nin doğusunda hayatını kaybetmişti ama sosyal medyada bu iki ismin gazetecilik faaliyetleri sırasında hayatını kaybettiğine dair paylaşımlar yapılmıştı.
Ve Ocak ayına girdik. 17 Ocak 2025'te Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akbulat tutuklandı. Dün yaşananları da anlattık. Tüm bu soruşturmalar ve tutanakların altında imzası olan kişi Akın Gürlek'ti. Şimdi tüm bunları anlatmamın nedeni, vakayı doğru kavrayabilmek içindir. Bu yeni rejimin tesis edilme sürecinde, deyim yerinde ise İstiklal Mahkemesi yetkisine haiz politik bir savcıyla karşı karşıya olduğumuz ortada,
Bu savcının bir politik programa bağlı kalarak, politik bir arka planda olan operasyonlar yürüttüğü de sanırım ayan beyan ortada. Savcı İstanbul'a 2 Ekim'de atanıyor ve 9 Ekim'de göreve başlıyor. Ekim ayı hem Esad'ın devrildiği hem de Türkiye'de ikinci çözüm sürecinin başlatıldığı ay. Yani devlet düzeninde de bir kırılmanın yaşandığı bir aydayız. İşte tam da o ayda İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak olağanüstü bir isim Akın Gürlek atanıyor.
Aynı ay, böylesi olağanüstü yetkilerle donatılmış, daha doğrusu siyasi iradeyi arkasına almış bir başsavcının İstanbul'a atanması tesadüf değildir. Bunu vurgulamak gerekir. Peki yaşadığımız şey nedir? Tam olarak Erdoğan düzeninin, ya uzlaşın ya da bertaraf olun tehdidiyle karşı karşıyayız.
Erdoğan'a alelade bir siyasi parti lideriymiş gibi davrandığımız sürece akıbetimiz bellidir. Erdoğan'ın söylediği budur yani daha doğrusu. Siyasi rekabete girebilirsiniz. Bu rejimde bu serbest ama Erdoğan'ın devlet haline geldiğini tanıyarak muhalefet edin. Senin düzenini yıkacağız, seni yenecek, sonra hesap soracağız falan olmaz.
Erdoğan bu haliyle zor kullanarak, zorla muhalefeti karar vermeye zorluyor. Ya biat ya ölüm. Biat etmeyi seçmek rasyonel hale getiriliyor. Tabii bu bir cüret. Yani Erdoğan'ın gösterdiği bir cüret. Ama bu cüreti gösterebilmesinin nedeninin muhalefetin projesizliği, liderlik krizi içinde olması ve dağınıklığı olduğu ortada.
Ebeşiktaş belediye başkanı tutuklandıktan sonra gösterilen tepkinin cılızlığı da ortada. Yanlış anlamayın, bu noktada CHP yönetimi cılız tepki gösteriyor demiyorum. Ama CHP yönetimi çuvallayınca, projesiz ve siyasetsiz kalınca, geniş halk kesimleri umutsuzlaşıyor ve CHP yönetiminin çağrılarına uymuyor. Bakın, CHP'nin en yüksek oyla seçilen ilçesi Beşiktaş, bu haliyle semboliktir. Hatta şöyle söyleyeyim, Türkiye'de belediye meclisinin tulum çıktığı tek ilçe, belediye meclis üyelerinin tümü CHP'li bakın. Böyle bir ilçenin belediye başkanını alıyorsanız, çok büyük bir halk tepkisi görmemiz gerekirdi. Evet, CHP çok fazla çağrı yaptı, en tepeden tepki gösterdi ama, Hulk ile CHP'nin arası açılmıştı bir kere. Gazeteci Hilmi Hacaloğlu, 20 Ocak akşamı Hulk TV'de bu tespiti dillendiren isimlerden oldu. Ya Beşiktaş İstanbul'un kalbi. Yani Beşiktaş'a vapurla, metroyla, otobüsle her şekilde ulaşabilirsiniz. Ama oradaki insanlar... Görünürde kameraların gösterdiği açıda ve kalabalıktı ama olması gerekenin çok altıydı. Bunu oradan iktidar da görüyor. Yani ben bir baskı yapıyorum, bir saldırı yapıyorum. Onlar geri çekiliyorlar diyor. Evet yani burada yeterince bir karşı koşu görmedikleri zaman devam edecekler.
Dediğim gibi bu noktada CHP sert tepki vermiyordan ziyade CHP ile tabanı arasındaki güven krizi nedeniyle CHP sert tepki veremiyor demek daha doğru olur. Peki bu iş nereye gidecek? Kayda girmek için akşam saatlerine dek bekledim. Bunun nedeni Ümit Özdağ'ın akıbetini öğrenebilmekti ama henüz süreç belirsizliğini koruyor. Ben gözaltına alındığı ilk dakikadan itibaren tutuklanma olasılığına göre hareket ettim. Böyle bir siyasi lideri tutuklanmayacaksanız, böyle gözaltına almazsınız. En azından bu darbalarınız tutarsız olur. İnşallah tutuklanmaz, hiç istemem ama serbest kalması benim için bu saate itibariyle saat yedi buçuk sekiz civarı, bu saat itibariyle sürpriz olur. Burada hedefin doğrudan İmralı sürecine ilişkin olduğu da açıktır. Zafer Partisi sözcüsü Azmi Kara Mahmutoğlu'nun değerlendirmelerini ben yerinde buldum.
Bu yapılanın tamamen halkın gözünü korkutmaya, Türk toplumunu sindirmeye, AK Parti ve Cumhur İttifakı dışında kalan toplumsal muhalefeti sindirmeye dönük bir işi olduğunu görüyoruz. Bu yapılanı 22 Ekim'de başlatılan süreçten bağımsız düşünemiyoruz asla. 22 Ekim'de başlatılan İmralı'da yatmakta olan terörist başı Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması, salıverilmesi ve terör örgütüyle bir pazarlık sürecinin başlatılmasıydı. Çok açık ki bu açılım süreciyle Özdağ'ın gözaltına alınması doğrudan ama doğrudan ilgili. Fakat birkaç not almışım, onları izin verin madde madde aktarayım size. 1. Türk Sağı devletinin emrindedir sevgili dostlar. Devlet bir karar vermiş ve Özdağ'ı içeri almışsa başlangıçta ortaya çıkan öfke birkaç hafta içinde soyacaktır.
Zafer Partililerin öfkesi direcektir demedim. Başlangıçta ortaya geniş bir öfke dalgası yayılır ama o dalga geri çekilir bir süre sonra. Zafer Partisi kendi organik tabanı olan ve bu açılımı sürecine en sert muhalefeti yapan partiydi. Muhtemelen oyları da giderek artacaktı.
Fakat Ümit Özdağ'ın alınmasıyla özellikle Anadolu taşrasında Zafer Partisi'ne yaklaşmak Türk sağcısı için oldukça zorlu olur. Muhtemel ki MHP teşkilatları da Anadolu taşrasında artık Zafer Partisi'ne böyle gün yüzü göstermeyecektir. Hedef Zafer Partisi'ni izole edip dağıtmaktır. Zira ortada bir kurumsal yapıdan ziyade bir lider partisi görüntüsü var. Özdağ'ın gözaltına alınmasından sonra partinin açıklamasındaki amatörlük bunun delili gibiydi. Bağımsız Türkiye istersen eğer, yaşasın ümit yaşasın zafer! Bağımsız Türkiye istersen eğer, yaşasın ümit yaşasın zafer!
İki, devlet, yani Erdoğan, Kürtleri oyalarken milliyetçileri dövüyor. Bakın, bu zamana kadar bu kadar hukuksuzluğa Dem partiden tek bir ses çıkmadı. Onlar sürece zarar vermek istemiyorlar tırnak içinde. Bana öyle geliyor ki, yarın da milliyetçileri oyalayıp Kürtleri dövecekler.
Bu kadar sertleşerek bir barış görüşmesini sürdürmek eşyanın tabiatına aykırıdır. İmralı'dan gelen mesajları da ele alacağız gelecekte ancak bu İmralı sürecinin barışla sonuçlanacağına inanmak giderek zorlaşıyor bakın. Bir önceki bölümde ifade etmiştim. Bu sürecin başarısız olması halinde Suriye'nin kuzeyine geniş kapsamlı bir operasyon başlayacak ve ciddi anlamda bir savaşa girmiş olacağız. Tekraren ifade edeyim.
Suriye'nin kuzeyine, Fırat'ın doğusuna dönük bir operasyon, son derece geniş kapsamlı ve belirsizliklerle dolu bir süreç olur. Böyle bir savaş sürerken devlet işini sıkı tutar, baskıyı arttırır. Önceki bölümde de söylediğim gibi, muhaliflerin savaş istemesi kendi topuklarına sıkmak olur. O savaş başlarsa dışarıda muhalif falan kalmaz. 3. Muhalefetin tüm özneleriyle bir arada ve omuz omuza durması son derece hayati önem taşıyor.
Zafer partililer bu zamana dek muhalif cephede çok düşman topladı, bunu kabul edersiniz. Herkese terörist, herkese vatanhane diye diye öfkeli bir kalabalığa dönüştüler. Özdağcı olmayan birinin, özdağı değil ama özdağcıları sevebilmesi pek zor hale geldi. Bugün Twitter'dan aylar sonra ilk defa bir destek mesajı paylaştım, ona bile tepki gösterdi özdağcılar. Biliyorum ki zafer partili olmayan biri tutuklansa, Mesela Sezgin Tanrı Kulu, örneğin, sembolik bir isim olduğu için onu söylüyorum, Sezgin Tanrı Kulu tutuklansa özdağcılar devletinin yanında hizalanırdı, alkışlardı. Hepsine kabul, hepsine tamam. Eğer hukuksuzluğa uğrayan kişiye sadece o kişiyi sevenler sahip çıkarsa lokma lokma yutarlar muhalefeti.
Özdağcılar demokrat olmayabilir. Hatta bir başkası aynı şekilde alıkonulsa özdağcılar alkışlayabilir. Ama fark etmez. Lokma lokma yutulmamak için özdağa sahip çıkmak durumundayız. Bu kimi kesimlerin içine sinmeyebilir, o bize sahip çıkar mıydı diye sorulabilir. Ama bence bunlar talihidir. Yaşamak için özdağda sahip çıkılmalıdır.
Nitekim kurumsal muhalefetin de yaptığı budur. İyi yaptılar. Musabat Dervişoğlu'nun bugünkü açıklamasını da yerinde buldum açıkçası. Herkes iyi bilsin ki milliyetçiler, cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, demokratlar, yurtseverler, vatanseverler artık yarışmayacak. Herkes şahit olsun ki birleşeceklerdir.
Ha diyebilirsiniz ki birleşince iktidar mı olacaklar? Yok. Başka bir düzenle karşı karşıyayız. Bunu görmek durumundayız. İktidarı yıkmak, iktidar olmak demek, devleti yıkmak, devlet olmak anlamına geldiği tuhaf zamanlardayız. Ama hiç değilse devlet gücünü arkasına almış ve etik kaygıları olmayan bir siyasi partiye karşı hayatta kalabilmek için omuz omuza durmak şarttır. Bu bir zorunluluktur. Faşist baskıya karşı milliyetçi kesimlerin tecrübesi az olabilir.
Bu konuda burunlarından bir miktar kıl aldırarak solcuların tecrübesinden faydalanabilirler. Alay etmek için söylemiyorum. Samimiyetle söylüyorum. Bu işi solcular bilir bakın. Pek çok şeyi bilmez solcular ama faşizme karşı mücadeleyi bilirler. Umutsuz durum yoktur. Umutsuz insanlar vardır diyelim ama tablonun karamsar olduğunu da kabul edelim. Madem milliyetçi dinleyicilerimize solcuların tecrübesinden faydalanmalarını öğütledik, Beyazıt Marşı'yla bitirelim bölümü.
Gerlenip dürülmesin bayraklar Uzaktan duyduğunuz çakalların ulumasıdır Safları sıklaştırın, safları sıklaştırın çocuklar Bu kavga faşizme karşı Bu kavga hürriyet kavgasıdır Tren Topik'i Pol B Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek bir başka tutukluluk olmamasını dilerim. Tüm Zafer Partili dinleyicilerimize iştenlikle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.