
5.671 kelime · ~28 dk okuma
Bu bölümü size teşekkür ederek açmak istiyorum çünkü her hafta beni dinliyorsunuz ve benim de konuşmam gerekiyor ve konuşmak için de çok düşünmediğimi fark ediyorsunuzdur konuşmadan önce. Tamam düşünüyorum biraz ama aynen yani size bir şeyler söylemek için benim de bir şeyler düşünmem gerekiyor. Bu da bana iyi geliyor. O yüzden dinlediğiniz için teşekkür ederim diyerek başlamak istedim.
Geçen ay içinde ya da son iki ay içinde inişli çıkışlı komik olaylar yaşadım. Onu anlatmak istiyorum şimdi size. Öncelikle şunu da söylemeliyim. Ben telefonuma bakmada sıkıntı yaşayan biriyim. Belki de işim dolayısıyla ama belki de işimin bu olmasının sebebi de telefona bakmakta sıkıntı yaşamam. Yani hani influencer olmamın sebebi de büyük ihtimalle sosyal medyada vakit geçirmeyi ve hem başka şeylere ilgi göstermeyi hem de ilgi görmeyi sevmem.
Ve bunu da işime haline getirdikten sonra çok iyi oldu sosyal medya sıkıntılarımı aşmam için. Ama yani benim arkadaşlarım belki farkındadır. Sürekli bir telefona bakıyorum, bakmıyorum diye kendimi anlatıyorum insanlara. Şu an şöyle bakıyorum, şu an şöyle bakmıyorum diye. Ve bazen şeyi düşünüyorum, kendimi bu şekilde mi değerlendireceğim diye. Yani bunu ne kadar fazla konuşabilirim diye düşünüyorum. Hani telefona bakmadığımı ya da baktığımı ve bunun beni ne kadar etkilediğini. Bazen de konuşmama moduna geçiyorum hani. Çünkü insanlar sıkılıyordur ve ben de benden sıkılıyorum bunları duyarken. Ama şimdi birazdan bundan konuşacağım. Ve bu sıkıntımı bazen insanlarla konuşurken bazı arkadaşlarım da hak veriyor. Yani sosyal medya konusunda evet yani hepimizi aşırı etkiliyor sadece seni de değil. Ve hepimizin davranışları değişiyor o yüzden konuşman normal diyen bir arkadaşım var. Ya da bu podcastta da bazen şeyi fark etmişsinizdir belki.
sürekli insan sıkıntısı kapitalizme çıkıyor. Bunu da geçen bir arkadaşımla konuşuyordum. İşte podcast yaparken sürekli her dediğim kapitalizme çıkıyor diye. O da ama öyle yani demişti. Bu geçen yaşadığım telefonla alakalı komik olaysa şöyle oldu. Ben geçen Aralık ayının çoğunu yurt dışında geçirdim. Çoğunlukla New York'taydım. Sonra böyle bir hafta on günde Panama'da kaldım.
Ve özellikle Panama'dayken telefonuma öyle bir bakmadım ki inanılmazdı yani. Birkaç gün 15 dakikaydı telefona bakma süren. Yani bu arada internetim de vardı Panama'da. İnternette kullanabilirdim. Hani Wi-Fi sıkıntısından dolayı olmuş bir şey de değil bu. Peki neden böyle bir şey oldu? Durup dururken 15 dakika telefonuma bakmaya başladım birkaç saat bakarken. Bunun birkaç sebebi var.
Panama'ya beni İstanbul'da bir gün bir kere tanıştığım biri çağırdı. Ve Panamalı biri. Buraları hızlı geçiyorum çünkü gezme bölümünde burayı biraz daha detaylı anlatmıştım. Ama evet yani hiç tam tanımadığım biri, ortak arkadaşımın olmadığı biri, İstanbul'da öyle rastgele tanıştığım biri. Sonra Panama'ya gel istersen dedi. Ben de tabii ki gelirim dedim. Ve böyle bir şey yaptım. Telefona bakmamın sebeplerinden biri de galiba hem orada Panama'yı geziyor olmak hem de biri beni evine çağırmış yani. Ve bilmiyorum bayağı özel bir durumdu yani bence. O yüzden de tüm dikkatimi hem Panama'ya hem de beni çağıran kişiye verdim gibi oldu.
Ve telefonumu uzakta tuttum, çantama koydum. Şu an sıkıcı duyuluyor dediklerim ama evet, devam edelim. Ve sonra Panama'dan döndükten sonra bu telefonuma bakmamaya devam ettim. İlk Amerika'ya döndüm. Orada teyzem, kuzenim, onlar var. Onlarla takıldık. Bakmadım telefonuma çok.
Sonra İstanbul'a döndüm. İstanbul'da da işte yılbaşı zamanları bir sürü arkadaşım yurt dışında yaşayan yılbaşı için hem aileleriyle vakit geçirmek için hem de herkes bir anda İstanbul'a geldiği için hani farklı şehirlerde yaşayan insanlar işte Londra'dan, Avrupa'dan İstanbul'a geliyorlar ve sonrasında güzel İstanbul'da vakit geçiriyorlar. O yüzden İstanbul'da bir sürü arkadaşım vardı ve döndükten sonra yurt dışından onlarla vakit geçirdim. Onlarlayken de telefonuma bakmadım. Rock'n Roll
Hayatı bu şekilde değerlendirmek şu an baya saçma geliyor aslında evet. Sadece telefonu bakıp bakmamın üstünden. Ama devam edelim ve tüm bu sıralarda özellikle Panama'dan döndükten sonra... Günlük tutma alışkanlığımı da biraz arttırdım gibi oldu. Benim bir tane deli arkadaşım var. Kendisi 7 yıldır galiba Google Docs'da günlük tutuyor ve evet el yazısı yazmak çok eğlenceli ama Google'da yazmanın iki tane çok iyi avantajı var. İlki hızlı yazabiliyorsunuz ama bu çok önemli değil. İkincisi yazdığınız her şeyi arayabiliyorsunuz.
Mesela arkadaşım benim ismimi arayabiliyor günlüğünde ve direkt buluştuğumuz her gün çıkıyor, tanıştığımız gün çıkıyor. Yani bazen ne yaptığımızı unutuyoruz ya da mesela ilk tanıştığımızda ben ne konuştuğumuzu hatırlamıyordum. Arkadaşım günlüğüne girip adımı arayıp bakabiliyor. Ve hani her ay içinde ayrı ayrı organize mi ya da her yıl içinde bilmiyorum. Ama onun da organizasyonunu iyi yapmış. Böyle 3000 sayfalık bir şey değil de parça parça bölmüş günlüğü. Ve günlük tutmak bana da iyi geliyor. Çünkü avantajlarını şu şekilde anlatabilirim. Bu da böyle kişisel gelişim gibi şöyle artıları şöyle eksileri var demek şey ama şu hoşuma gidiyor.
bir gün içinde ne yaptığımı yazınca bazen gerçekten günlük tutarken hani tüm günümü sırayla yazıyorum böyle 9 yaşında bir çocuk gibi önce uyandım sonra bunu yaptım sonra bunu yaptım sonra bunu yaptım sonra bunu yaptım diye ve onları yazarken bazen nasıl ne yaptığıma göre ne hissettiğimde değiştiğini fark edebiliyorum anladınız galiba Gün içinde şu olmuş, sonra da şöyle hissetmişim. Onları yakalamama yardım ediyor. Ya da bazen bu size de oluyordur. Kendinize itiraf etmek istemediğiniz şeyler oluyor. Kafanızda düşünceler oluyor. Ama siz yani tamam aynen böyle bir düşünce var ama çok da olmasın.
tarzında davranıyorsunuz ya da böyle bir düşünce var ama yani yok aslında tarzında davranıyor olabilirsiniz. Yani ben bazen öyle yapıyorum. Bazen hayatımda bir büyük değişiklik yapmak istemediğimde. O yüzden de günlük tutarken aklınıza o düşüncenin gelmesi ve sizin onu yazamamanız bile büyük bir etki yapıyor ve belki de bilmiyorum öyle oluyor mu? Bende bazen öyle oluyor.
günlük tuttukça daha çok yazasınız geliyor ya da kendinizi biraz daha açmaya başlıyorsunuz. Çünkü dürüst bir şekilde de günlük tutmayabilirsiniz. Günlük tutma konusu değişik. Yani bazı arkadaşlarım şey diyorlar, ben yazmaya başlayınca çok uzun yazıyorum, o yüzden tutmak istemiyorum diyor. Ama mesela bunu diyen arkadaşım da yani 7.24 telefonuna bakıp bazen de çok dışarı çıkmıyor ya da yani aslında günlük tutacak vakti oluyor. Ama tabii ki tutmayabilirsiniz yani o anlamda demedim.
Bazı arkadaşlarım da şey diyor, bir şey yazmak o şeyi çok fazla materyalize ettiği için, hani gerçekmiş gibi hissettirdiği için ne yazacaklarına emin olamadıklarını söylüyorlar sanırım. Çünkü her söyleyecekleri şey çok önemli olacakmış gibi geliyor o arkadaşlarıma. Aslında öyle de değil bence. Çünkü bir sürü şey hissediyoruz ve hislerimiz sürekli biz değil ya. Yani bazen çok ağır şeyler hissediyorsun ama geçiyor.
Şu an psikolojik hiçbir bilgim yok. Sadece öylesine konuştuğumu tekrar hatırlatmak istiyorum. Bunu da bir arkadaşımla şeyde konuşmuştuk. Bob Burnham diye bir tane stand-upçı var ve şarkılarında kendi sıkıntılarından bayağı bahsediyor. Ben de bir arkadaşıma şey demiştim. Sence ne kadarı gerçek hissi, ne kadarını abartıyor diye. O da yani bilemeyiz demişti. Ama herhalde bunları en azından hissediyor ki yazıyor. Tabii ki
hislerinizi fazla dramatize de edebilirsiniz. Yani o da günümüzde var gibi bir şeylerin romantikleştirilmesi. Neyse oralara girmeyelim. Günlük tutmak bana hislerimi daha iyi anlamam ve neyi yapmayı sevdiğimi, neyi yapmayı sevmediğimi anlamam açısından yardım ediyor. Bir de şey açısından yardım ediyor günümüzde. 21. yüzyılda ve 2025'de insanlar bazen ne yaptıklarını gün içinde unutabiliyorlar.
Tabii ki şu soruyu sorabilirsiniz. Gün içinde yaptıklarımızı hatırlamamız önemli mi? Bunun cevabını bilmiyorum. Ama bazen bana önemli gibi geliyor. Yani günler çok hızlı geçip ne olduğunu fark etmiyorken, son 4 yıl içinden yaptığım şeyleri hatırlamıyorsam, ki bu bazen olabiliyor veya günler böyle ne olduğunu anlamadan geçiyorsa, bu bana çok hoşuma gitmiyor yani. Çok iyi bir his gibi gelmiyor. Evet, hikayemize devam edelim. Yılbaşı zamanındayız şimdi. Arkadaşlarım gelmiş yurt dışından. Keyifliyiz.
Sürekli sosyalleşiyoruz. Biz, ben ve içimdeki sesler ve arkadaşlarım hepsi de kafamın içinde aslında. Gerçekten gelmedi kimse. Geldiler, şaka yapıyorum. Evet, her şey güzel gidiyor. Hayatta ilgili konuşuyoruz. Bazı arkadaşlarım... işlerini bırakıp başka şeyler denemeye çalışmayı düşünüyorlar. Bazı arkadaşlarım işlerinden memnun değil, bazılarım memnun. Öyle takılıyoruz, eğleniyoruz, gülüyoruz. Gülmüyoruz. Konuşuyoruz ne yapacağımızı. Hayat yani. Sonra şöyle bir şey oldu. Arkadaşlarım gitti. Ki İstanbul'da da arkadaşlarım var aslında. Ve ben biraz sosyal açıdan yorgun hissettim tüm bunlar yaşandıktan sonra. Ama esas
yaşadıklarımın sebebi bu sosyal açıdan yorgun hissetmemden dolayı olmadı sanırım. Çünkü bunlardan sonra yılbaşından biraz sonra hasta oldum ve ilk hafta hasta olacağımı hissettim ve dışarı çıkmadım. Çünkü evde dinleneyim ve hızlıca geçsin diye düşündüm ama evde dinlendiğim süreç boyunca hastalık çok yavaş bir şekilde arttı ve bir hafta sonra Anca hasta olabildim ve öksürmeye başladım bayağı uyurken. Tam da gece oluyor yani. Bu bana daha önce de olmuştu. O zaman doktora gitmemiştim ama bu sefer üçüncü günde doktora gittim çünkü uyuyamayacak bir şekilde öksürüyorum. Hani boğazım böyle sıkılıyormuş gibi oluyor ve insan uyuyamayınca akli dengesi de sonraki günler yerinde olmuyor bazen. Ya da ben bunu da mı şey yapıyorum ona emin değilim.
Bu cidden düşündüğüm bir konu çünkü 28 yaşında bir insan olarak çok yani gencim ve uyumadığım zamanlar moralim bozuluyor iyi uyumadığım zamanlar ve sonraki gün kötü geçecekmiş gibi biraz böyle ağlayan bir tarafım var galiba. Hemen kendimi şeye veriyorum, tamam diyorum, bu böyle olsun. Oldu artık, uyuyamadım, bitti. Yarın da bitti. Bugün niye uyuyamadım diye kendimi geriyorum. Sonra hem uyuyamıyorum, hem de sonraki gün uyandığımda da ben zaten dün uyuyamadım. O yüzden bugün beynim çalışmayacak diye düşünüyorum. Ama yani aynen, kıçımı kaldırıp beynimi çalıştırabilirim belki.
Evet, bu da böyle bir düşünceydi. Ne dediğimi unuttum. Ve galiba bu bölüm ilk defa aynen dedim. Çünkü bundan önceki bölümlerde bir ara sürekli aynen diyorum. Cidden çok fazla diyorum. Yani o kadar fazla aynen diyorum ki... Aynen, bölümü dinlemek çok da zorlaşmıyor ama... İnsanın kafası gidiyor yani aynenlere. Bundan önceki bazı bölümlerde. İlk bölümler bunu yapmıyormuşum, bunu fark ettim. Daha sakin konuşuyormuşum ama sonraki bölümlerde böyle heyecanlanıp sürekli kafamda bir şeyleri toparlamaya çalışıyorum ve o dediğim aynenler aslında size bir mesaj gibi. Dediğimi anladınız. Sürekli kelimelerle kendimi ifade etmem gerekmiyor. Aynen.
Evet, hikayemize devam edecek olursak, öksürmeye başladıktan 3 gün sonra, yani 2 gün boyunca uyuyamadım, 3. uyuyamadığımın akşamı tamam ben hastaneye gidiyorum dedim. Sonra antibiyotik yazdılar ve birkaç gün içinde tekrar uyumaya başlayabildim, çok iyi oldu. Ve çok kısa bir parantez açıp bundan 3 yıl önce aynı şeyi yaşamıştım ve bu akciğer enfeksiyonuymuş.
O yüzden akşam nefes almam zorlaşıyormuş. Ben böyle biraz daha alerjik bir öksürük gibi bir şey diye düşünmüştüm. Çünkü boğazımdaki fiziksel bir şey oluyormuş gibi hissediyorum. Öyle bir daralma oluyormuş gibi. Ve ben bundan 3 sene önce bunu yaşayıp hiçbir şekilde hastaneye gitmeyip birkaç gün boyunca hiç uyumamıştım ve kendiliğinden geçmesini beklemiştim.
Bu da enteresan bir olay düşününce. Kendime bu şekilde böyle bir şey yapmam. Ve o sırada biriyle yaşıyordum. Ve bir artı bir ev yani. Yaşadığım kişiyi de sürekli uyandırıyordum çünkü 7.24 öksürüyordum. En sonunda evdeki kettle'ı alıp tuvalete gitmiştim. En uzak ses çıkaran yer diye. O kettle'da sürekli yani tuvaletin üstüne oturup sürekli çay yapıp içiyordum ve sürekli vitamini alıyordum. Ama doktora gidebilmişim.
Şimdi tekrar hikayemize geri dönecek olursak, ben bu uyuyamadığım 3-4 gün içinde yavaş yavaş kendi hakimiyetimi kaybetmeye başladım. Kendi beynimdeki hakimiyetimi. Bundan tam önce, şakasız, son zamanlardaki hislerimle ilgili yani kendimi daha günlük yazmak, hislerimi anlamak, telefona bakmamak, Ha, tamam. Telefona bakmamakla ilgili şöyle bir şey oldu. Telefonuma bakmadığım için Panama'dan döndükten sonra insanlarla iken nasıl hissedebildiğimi biraz daha iyi anladım. Hangi arkadaşımla iken ne hissediyorum, ne zaman konuşma hoşuma gidiyor, ne zaman gitmiyor. Bazen de konuşma sıkıcı olması da önemli olmuyor eğer sevdiğiniz bir arkadaşınızlaysanız. Çünkü sıkıcı olabilir arkadaşlıklar. Yani o şeyi unutuyoruz galiba. Bir şeyden sıkıldığımızdan uzaklaşmaya çalışıyoruz ama
Evet, yani kısaca onları daha iyi anlamaya başladım. ya da sabah ne yapınca bana iyi geliyor, ne yapmayınca iyi gelmiyor. Ve bir şekilde hayatımı biraz daha istediğim bir düzene oturtmaya başladım. Bu düzen de aslında çok basit yani. Sadece sosyalleşmek ve çalışmak ve günlük tutmak ve yemek yapmak ve dans etmek... Yani çok düz bir... Öyle... Yani düz değil tabii ki. Bunların hepsini yapabilmek çok eğlenceli tabii ki. Ama evet, böyle bir şey. Tam aynen diyordum. Fark ettiniz mi ama demedim.
Evet, aynen yerine evet diyeceğim artık. Neyse, artık evet yerine neyse diyeceğim. Ya da artık diyeceğim. Hayır. Ve bence bu güzel bir şey. Çünkü telefona baktığımızda nasıl hissettiğimizi anlamıyoruz. Mesela bu bana oluyor. Akraba ziyaretlerinde de oluyor. Telefona bakayım, zaman geçsin gibi bir şey diyebiliyorsun bazen. Ama gerek yok buna. Sıkıldıysan da daha az vakit süre harca. Ve olabildiğince iyi harca. Ya da daha az sürede harcama. Ama anladınız dediğimi.
Çünkü sanki bazen bir yerlerde bulunmam zorunlulukmuş gibi davranıyorum ama o zorunluluğu aşmamın yöntemi de telefona bakmak oluyor. Ama tam tersi o sırada olabildiğince iyi vakit geçirip sonra oradan gitmek bu da zor bir şey tabii ki. Arkadaşlarınızla mesela iki saat buluşacağınızı söylemek ya da bir buluştuğunuzda sonrasında işiniz olduğunu söylemek ya da buluşamayacağınızı söylemek. Çünkü bazı insanlar sürekli buluşmak isteyebiliyor ama siz de yoğun olabiliyorsunuz ve İşkolik gibi gözükmenin de işkolik gibi gözükme gibi şeyleri var. Tabii ki sevdiğiniz bir iş yapıyorsanız işte işkolik gibi gözükmek de bence çok okey. Ama bu dengelerin daha iyi farkına varmaya başladım telefona bakmıyorken ve şeyi fark ettim. Telefona baktığımda dikkatim dağıldı.
Aynen, bu derin bölümü dinlediğiniz için teşekkürler. Apple Podcast'a ve Spotify'da puan... Hayır, devam ediyorum. Ama gerçekten bunu fark ettim. Şey oluyor, mesela hoşuma gitmeyen bir yerde telefonuma baktığımda sonra evime döndüğümde de telefonuma bakmaya devam ediyorum ve o döngü bir şekilde devam ediyor. Tavuk mu yumurtadan çıkıyor, yumurta mı tavuktan çıkıyor döngüsü.
Ve bu telefonuma bakmama dönemi sırasında birkaç böyle karar almaya karar verdim. Bir tanesi yani hala emin değilim ama belki başka bir şehirde yaşamakla alakalı. İstanbul'u çok seviyorum ama başka hiçbir yerde yaşamadım ve birazdan değineceğim bir şekilde de dünya ve haberler beynimi o kadar yok etti ki hastayken ve hasta olduktan sonra bilmiyorum böyle bir şey yapabilirim gibi geldi. Onun üstüne düşünüyorum sizi güncellerim. Onun dışında ne düşündüm? Daha iyi çalışmayı falan düşündüm.
Çok komik duyuluyor. Ama aynen şey de... Yani işimi seviyorum yaptığım şeyi. Ama bazen şu an o kadar içine girmeyeceğim bu konunun. Ama bazı açılardan da direnç gösteriyorum işimi yapmaya. Özellikle YouTube'a video yapma konusunda. Bu şeyler hakkında bir şeyler düşündüm. Sosyal medya ve... ...işimle ilgili. İşime biraz daha ağırlık verebileceğimi düşündüm bazı açılardan. Çünkü...
Bazı şeylerin işe yaradığını düşünüyorum YouTube'da özellikle yaptığım videoların. Bu podcast'ı dinleyen insanlarla daha benzer şeyler düşündüğümü düşünüyorum. Hani sizle konuşurken daha böyle de ilişkimizi isimlendirmeye gerek var mı bilmiyorum ama daha biraz önce dediğim gibi daha yakın biriyle konuşuyormuş gibi hissediyorum. Ama YouTube'da mesela Fight Club'la alakalı bir video yaptığımda o videoyu izleyen insanlar benden daha farklı görüşlere sahip olabiliyor. Ve özellikle Fight Club dedim çünkü Fight Club ergen erkekler tarafından en
Yanlış anlaşılabilen filmlerden biri. Bence güzel bir film bu arada. İzlemediyseniz öneririm. Ve böyle şeyler yapmak... Mesela ergen birinin benim Fight Club videomu izlemesi bence kötü bir şey değil Türkiye'de. Bunu düşündüm biraz. O yüzden de biraz daha böyle şeyler yapabileceğimi düşündüm. Çünkü internet gerçekten... insana kafayı yedirten bir hal aldı ve çok fazla hoşuma gitmeyen içerik görüyorum ve bir içerik üreticisi olarak da bunun sorumluluğunu hissedip böyle bir şey düşündüm, evet. Bir de şey düşündüm, son bir yıldır aşırı sosyal olduğumu, sürekli insanlarla beraber vakit geçirdiğimi ve bunu bir tık azaltabileceğimi düşündüm. Yani bir tık. Sosyalleşmeyi çok seviyorum ve sosyalleşmeye devam etmek istiyorum ve şey yapmak istemiyorum, bir dönem evde kalayım, bir dönem çıkayım. Hani hep dengeli bir şekilde sosyalleşip çalışayım istiyorum. Ama son zamanlarda çok iyi çalışamadığımı düşündüğüm için belki sosyalleşmeyi azaltabilirim diye düşündüm. Ama bölümü dinleyince şey yapacaksınız, bu düşünceyle ilgili de farklı şeyler düşünüyorum şu an.
Sonrasında yaşanan gelişmelerle beraber üç gün boyunca uyumadım o akciğer enfeksiyonundan dolayı ve giderek beynimi kaybettim ve bu süreci gördüm. İlk olarak şu an Stanford Üniversitesi'nin YouTube kanalı var ve orada Robert Sapolsky diye bir nörobilimci var. İnanılmaz bir insan bence. Onun derslerini izliyorum. Şu an 16. dersteyim galiba ya da 17. dersteyim. İlk olarak o adamın derslerini anlamamaya başladım. Yorgunluktan yani. Bu tabii ki olabilecek bir şey.
İzlemeye çalışıyorum, anlamıyorum, kapıyorum ya da bir saat boyunca ekrana bakıyorum sonra hiçbir şey izlemediğimi fark ediyorum. Dersi başa alıyorum. Sonra da bir şeyleri hatırladığımı ama tam anlamadığımı fark ediyorum. Böyle yani spaget makli, çorba yaptım yani o dersleri. Sonra dedim ki, tamam yani dersleri izlemeyebilirim, izlemeyeyim. Başka şeyler yapayım. İşte kitap okumak, film izlemek. Sonra onlar da çok az yormaya başladı.
Ve sonra YouTube'da önerilenlerde benim için çok akacak bir içerik çıktı. Fenerbahçe-Galatasaray 2014 Derb Özeti. Hiç yani inanılmaz efor harcamadan izlenebilecek baya saçma, saçma değil de bir içerik. Ve ben bunun bir tanesine tıkladım ve bundan 16 saat sonra tüm Fenerbahçe-Galatasaray derbilerini izlemiştim ve ben küçükken futbol takip eden bir insandım. Benim dedem Kamuran Başak kendisi çok deli bir Fenerbahçeliydi.
ve beni de 18 yaşında gidip kongre üyesi yaptı. Aziz Yıldırım'la fotoğrafım var direkt. Çok komik. O yüzden de babam da futbol izliyor. Onlarla iletişim kurma biçimimiz de özellikle dedemle yani futbol izlemek. O yüzden çok hakimim olan takımlara neler oldu neler bitti. Bu maçların çoğunu zaten izlemişim yani. Ve tekrar izleyip böyle ismini hatırlamadığım oyuncuları görmek. Mesela Isyardia diye bir futbolcu varmış. Onu biliyordum ama unutmuşum. Hatırladım.
Ve maçlarda yaşanan olaylara baktım. Takımların gücü zamanla nasıl artmış, nasıl azalmış, nasıl öyle şeyler olmuş diye. Evet, bunları izledikten sonra Arda Güler videoları izledim. Real Madrid'de neler yapıyor, neler ediyor ve yavaş yavaş şey oldum. Tamam yani benim beynim bunlarla iyi bir etkileşim kurdu. Bu arada telefonuma bakmamak için şunu söylememiştim. Sosyal medyayı siliyordum. Instagram'ı, YouTube'u, TikTok uygulamasını siliyorum.
bir şey yüklemiyorken. Çünkü öbür türlü çok bakıyorum. Bu arada sosyal medyayla olan ilişkimi daha detaylı konuşabilirim belki başka bir podcast'ta. Sadece bu bölümde şey yapmak istiyorum, bu son yaşadığım komik olayı anlatmak istiyorum. Evet, sosyal medyayı tekrar indirdim. Tekrar arkadaşlarımın ya da bilmediğim insanların yaptığı şeyleri gördüm. İşte çok çekici insanlar gördüm. Çünkü böyle 10 dakikada aşırı çekici
Erkekler, kadınlar yani beyniniz yok oluyor gerçekten. Gym önerileri gördüm Instagram'da. Ve şey olmaya başladım, tamam yani buna devam edeyim olmaya başladım. Ve kısacası hastalığım düzeldikten sonra da, iyileştikten sonra da bu rutinim devam etti ve size rutinimin en önemli parçasını söylemeyi unuttum.
Haberlere bakmak. 7.24. Çok eğlenceli. Türkiye haberlerine bakıyorsanız ki bu arada bence haberlere bakmak kötü değil. Gidişatı bilmek ve hani şey diyor olabilirsiniz, politika zaten hep oluyor ve beni işte nasıl etkiliyor ama etkiliyor. Çok deli bir şekilde etkiliyor bence ve
biraz bir şeyleri bilmek ve hangi tarafta olmanız gerektiğini düşünmek bence kötü bir şey değil. Ama bunun tam tersi de sürekli haberlere bakarsanız, çünkü özellikle Türkiye ya da dünya haberlerine bakarken de, mesela şu an Donald Trump Amerika başkanı seçildi ve ben Amerika ile ilgili o kadar çok şey biliyorum ki şu an. Bunu iyi olarak da söylemiyorum. O kadar çok haberleri takip ettim ki, mesela Trump'ın yemin törenini canlı izledim. Trump'ın konuşmasını, yemin ettiğini izledim.
Yani bildiğiniz yemin ediyor, bir şey yapmıyor ya da yürüyor öyle. Bir dakika boyunca yürüyor, onu görüyorsunuz. Müzik çalıyor, koro şarkı söylüyor. Ben bunu mesela niye izledim? Şu an kendine niye laf ediyorsun diyor olabilirsiniz ama sadece bundan dolayı değil yani. Bunun dışında da bir sürü şey izledim. Ve bunun sebebi biraz şey. Mesela Trump dünyaya geliyor. Dünyaya geliyor, doğuyor, hayır. Trump başkan oluyor ve bu da çok uzun bir konu. Belki başka bir bölümde de Amerikan politikasını konuşuruz. Ama şöyle bir şey var.
Bu insan çok dengeli ve barışçıl bir insan değil. Zaten bundan önceki yönetim de çok barışçıl değildi. Trump şeyi de kullanıyor, bir iyi gözükerek kötülük yapmak var, bir de kötülük yapar gibi gözükerek kötülük yapmak var ve bu kötülüğü yaymak var. Şu an 3 yaşında konuşuyor gibi olabilirim ama Trump'ın söylediği ırkçı şeyler ya da agresif tavırları halka da yayılıyor. Zaten halkta olan şeyleri de söylediği için yayılıyor ve
Amerika'ya iyi geleceğim, Amerika'ya birinci önceliğim yapacağım gibi şeyler söylüyor. Amerika zaten dünyanın en zengin ülkesi, şu an inanılmaz büyük problemleri varmış gibi konuşuyor. Ki var, gelir eşitsizliği, işçilere maaş verilmemesi ama o şey diyor, ülkemiz göçmenler tarafından ele geçirildi, onları yolladı. Neyse, konuşmaya başlarsam şey olacak. Ama çok alakasız şeyler için çok alakasız şeyleri suçluyor. Geçen mesela bir helikopter kazası oldu, orada da... Neyse.
Aha bunları söylemiyorum. Ama mesela Trump dünyaya geldikten sonra yani Trump tekrar başkan olduktan sonra mesela garip garip şeyler söylemeye başladı. Gördüğünüz gibi bilmiyorum ama Kanada Amerika'nın tekrar tekrar değil Kanada Amerika'nın eyaleti olsun dedi. Yani Amerika'ya bağlansın dedi. Panama kanalı var Panama'da. Ben de artık duygusal olarak Panama'ya bağlı hissettiğim için Panama'ya laf etti mesela Panama kanalını Amerika yapıp sonra Panama'ya vermiş ve şu an Panama'nın yani şey diyor orayı geri alacağız diyor.
Ve soruyor gazeteciler mesela askeri güç kullanır mısınız diye. Olabilir diyor. Yani siz diyelim Panamalı bir insansınız ve Amerika dünyanın en büyük askeri gücü herhalde. Böyle bir şey söylüyor. Dur da sinirlenme yani. Öyle bir belirsizlik yaratıyor ki. Siz de ne olduğunu, o ülkede yaşayan biri olarak ne olacağını bilmek istiyorsunuz. Çünkü ülkenize Amerika'da askerleri gelebilir yani. Savaş açabilirler. Ve Panaman'ın da ordusu yokmuş. Baya ilginç bu da. Güney Amerika'da çok o şekilde askeri tehditler olmadığı için. Konu yine Trump'a girdikten sonra bir anda konuşmaya başladım. Çok fena ama. Siz de bu belirsizliği tamamlamak için, tamamlamak değil de belirsizliği azaltmak için sürekli haber okumaya başlıyorsunuz ama bu belirsizliği durduramazsınız.
Yani kendimle konuşuyorum şu an. Bu belirsizliği durduramıyorsunuz çünkü ne olacağı tam da belli değil ve aslında şey de belli yani, tamam çok iyi şeyler olmayacak. Sizin bunları canlı takip etmeniz size çok büyük bir getiri sağlamıyor bir süre sonra. Tabii ki günde bir kere, haftada beş kere bakmak kötü değil bence. Zaten çok fazla saçma bilgi oluyor kafamızda. Arada böyle haberlere bakıp ne olup ne bittiğini öğrenmek iyi. Ama şey de lazım yani, Tamam, dünya bu şekilde gidecek, Amerika böyle şeyler yapacak. Ben bununla ilgili neden böyle hissediyorum deyip sonra da buna göre plan yapabilmek de önemli. Çünkü öbür türlü direkt haberler size öyle bir ansiyete veriyor ki siz bir şey yapamaz hale geliyorsunuz ki hani biz ne yapabiliriz? Hem kendi hayatımızda hem de mesela neyin değişmesini istiyoruz ve neye nasıl etki edebiliriz?
Sürekli haberleri okumak bu açıdan yardım etmiyor ama tabii ki nasıl bir ortamda bulunduğumuzu bilinmek ediyor. Bu da ayrı bir bölümün konusu. Politik midir her şey? Değil midir? Ki evet, öyledir. Çok iyi bir bölüm oluyor.
Kısacası Amerika'daki ve Türkiye'deki haberlere de çok baktım bu şeyler yaşanırken, hastayken. Ve hastalığım bittikten sonra da sosyal medyaya ve haberlere bakma sürecim devam etti. Yine değişik bir şekilde. Ben son birkaç aydır dışarıda yürürken çok fazla müzik dinlememeye çalışıyordum ya da evde. Bunun sebebi de şey diye hissediyorum. Müzik dinlerken... Müzik dinlemek bence inanılmaz güzel bir şey ve müzik dinlemeyi çok seviyorum.
ve dışarıda dans etmeyi de çok seviyorum. Ama bazen o kadar çok fazla müzik dinliyorum ki yolda yürürken ya da bir yere giderken hani sanki 7.24 bir şey oynaması gerekiyor kafamda. Evdeyken bir podcast açıyorum ya da hastalandığımda mesela Socrates diye bir YouTube kanalı var futbol konuşuyorlar. Şey diyorlar yani öyle zaten havalı konuşuyorlar futbolu. Detaylarıyla konuşuyorlar. Ben de açıyorum mesela evi toplarken falan. Çok fazla dinlemem de gerekmediği için
İzlemediğim maçın yorumunu dinliyorum mesela. Bu da aslında çok hoşuma giden bir şey değil. Neden değil? Çünkü sessizlik içinde durmak da bazen güzel geliyor. Tabii ki bazen saçma bir maç yorumunu da dinleyebilirim ama bazen de hoşuma gitmiyor. Müzik dinlemek de o şekilde. Mesela evde onu dinliyorum, tam çıkarken de müzik açıyorum. Ve müzik dinlerken şey ilginç bence.
hislerinizi çok belirliyor ve bir yerden bir yere giderken o hissi taşımanıza sebep oluyor. Yani o şarkı boyunca siz o şarkının içindeki hislerde oluyorsunuz ve sürekli de aynı şeyleri dinliyorsanız kendinize sürekli aynı hisleri yaşatabiliyorsunuz. Eğlenceli bir şey dinleseniz de belki bazen ben böyle hissediyorum. Tabii ki Mutsuzken eğlenceli bir şey dinlemek insana iyi gelebiliyor ya da işte öyle araştırmalar varmış ya bu da ne kadar doğru bilmiyorum ama kötü hisseden birine sürekli gülmesini söylerseniz işte deneyde gül derseniz ama şey için diyelim bir oyunculuk yapacak onun için güldürüyorsunuz o kişi sonra yine de güldüğü için iyi hissediyor. Bu da tavuk mu yumurtadan çıkıyor yumurta mı tavuktan çıkıyor şeyini anlatıyor gibi. O yüzden ailelerin gülmeyen çocukları gül diye zorlaması, eğlenmeyen insanları eğlen diye bağırması çok önemli. Kesinlikle bunları yapmanız gerek. Şaka yapıyorum. Kesinlikle çıkarımlarımdan hiçbir şey yapmayın. Ama sürekli müzik dinlediğimde bir şey hissetmiyormuşum gibi oluyor bir süre sonra ve...
O sokaktaki sesleri duymamak ya da evden çıkarken kapıyı açıp kapadığını, onları duymamak, evdeki tak-tuk şeyleri duymamak insanı ne yapıyor? Daha her şey zaman hızlı geçiyormuş gibi oluyor. O yüzden çok müzik de dinlemiyordum son birkaç aydır. Bu arada dinliyordum. Yani şey gibi düşünmeyin. Böyle bir zamanım da vardı küçükken. Küçükken dedim üniversitede kişisel gelişim videoları izleyip artık 5'te kalkacağım deyip böyle radikal kararlar yapıp sonra yapmıyordum. Şu an daha relaxedim, öyle biri değilim. Bu erkeklerde oluyor galiba. Bir tane kişisel gelişim videosu izliyorsun. Tamam artık öyle yapacağım. Şimdi ben böyle biriyim diyorsun. Sonra ama nedense o şey devam etmiyor. Onun nedenlerini başka bir bölümde konuşabiliriz.
Her şeyi başka bir bölümde konuşabiliriz. Bu bölümden yeterince şey çıkaramadıysanız sonraki bölümünü dinleyebilirsiniz. Çünkü sonsuza kadar beni... Hayır, dinlediğiniz için teşekkür ederim. Benim de korkularımdan biri yani kendimi sürekli tekrar etmek ama geçen...
Instagram'da o kadar çok kişi şey yazdı ki sadece konuşman okey diye yani sadece senin konuşmanı dinlemeye okeyiz dedi birkaç insan ve bu da bana şeyi hatırlattı evet yani insan arkadaşlarıyla da kendini tekrar ediyor günlük hayatında da kendini tekrar ediyor tabii ki bir şeyleri aşabilip devam edebilmek de güzel ama Geçen bölümde dediğim gibi hayat sürekli farklı yollara saptığımız bir yolsa bazı şeyleri de arada tekrar edip kendimize bir şeyleri hatırlatmak da iyi bir şey aslında. O yüzden mesela bölümün başında size teşekkür etmemin sebebi de oydu çünkü bu bölümü kaydedecek olmam ve düşünmem bile bana yardımcı oluyor ve günlük yazmak gibi aslında. Çünkü konuştukça aklıma bir şeyler geliyor ve düşüncelerimi daha iyi toparlayabiliyorum ve ifade edebiliyorum. Evet, bu da büyük ihtimalle oluyordur size. Hatta okulda da oluyor ya bir şey birine anlatınca, yani ders dinlerken birine bir şey anlatabilecek seviyeye geldiğinizde daha iyi oluyor ya da birine bir şey anlatmaya çalışırken konuyu anlamadığınızı anlıyorsunuz ve konuyu anlamaya çalışıyorsunuz. Kesinlikle böyle şeyler oluyor, tamam mı?
Evet, hasta olduktan sonra ve hastalıktan çıktıktan sonra bende bu şey devam etti. Haberlere bakmak ve sosyal medyaya bakmak ve çok bir şey yapmamak gün içinde ve sonra bir şey yapmadığın için kötü hissetmek ve sonra tekrar aynı şekilde günü geçirmek. Yani tabii ki biraz önce dediğim gibi günümün hepsi bu şekilde geçmiyor ve sürekli bunu hissetmiyorum ama bu biraz daha normale göre hissettiğim bir his oldu. Ha ve şeyi anlatacaktım. Ben işte telefona bakmıyorken Ted Chang diye bir yazar var. Arrival diye bir film var. Geliş. Amy Adams oynuyor. Çok iyi bir bilim kurgu filmi. İzlemediyseniz izleyin. O film bir kısa hikayeden uyarlama. Ted Chang diye bir yazar var. Kendisi çok iyi. İki tane kısa hikaye kitabı var sanırım. Bir tanesi Arrival'ın olduğu. Adı da Stories of Your Life galiba. O kısa hikaye kitabını tekrar okuyordum ve orada bir hikaye vardı. Şeyle alakalı. Bir insan
bir adam galiba tam ölecekken bir kaza geçiyor ve hastaneye kaldırılıyor sonra adam ölmesin diye komadayken ona bir tane ilaç veriyorlar deneysel bir ilaç ve bu adamın bir anda şeyi artıyor yavaş yavaş aslında çok hızlı artıyor yani IQ'su da değil beynini kontrol etme biçimi artıyor şey de değil ama İşte beynimizin normalde %4'ünü kullanıyoruz. %100'ünü kullansak ne olur? Öyle bir şey yok galiba bilimsel açıdan. Ama bu adam genel olarak yeni bir, yani beynini inanılmaz kullanabilmeye başlıyor. Yani bizle ayrı bir şekilde yaşıyor. Zaten aslında hepimiz başkasının mimiğinde mesela ne olduğunu anlayıp hissedebiliyoruz ama bu adam oradaki süreci de anlıyor. Hani karşısındakinin mimiği ona ne hissettiriyor ya da kendi
beynini ve vücudunu o kadar iyi kontrol edebiliyor ki karşısındaki insanlara, yanındaki insanlara sinyaller verip bir şeyler yaptırtabiliyor ya da o kadar iyi her şeyi anlıyor ki dünyanın gidişatını. Hisselerle oynayıp aşırı zengin olabiliyor ve sonra CIA bu adamı aramaya başlıyor çünkü anlıyorlar bu adamın çok akıllı olduğunu. Üstünde deneyler yaparken adam aptalmış gibi davranıp sonra kaçıyor çünkü. CIA bunu yakalayacağını anladığı için herkesten bir adım önde düşünüyor ve giderek bir şeyler yapmaya mutlak bir şey bulmaya bir şey anlatmayayım yani çok fazla da evet yani bu hikaye şeyi anlatıyor bir insan çok akıllı ama çok yani ayrı bir şekilde beynini kontrol edebilse ve düşüncelerini görebilse ve anında durdurup anlayabilse ve değiştirebilse nasıl bir şey olurdu diye bende Şey kısa hikayesi yazmak istemiştim. Biraz da yani kara komedi gibi. Telefonuna bakmayan biri üst bir şeye dönüyor. Kançısınız. Üst bir bilince ulaşıyor. Ve dünyayı kendini kontrol edebiliyor. Her şeyi anlıyor. Onu yapıyor, bunu yapıyor. Bir anda hayatı düzeliyor. Makine gibi çat çat çat. çalışmaya başlıyor ve sonra da aslında yine şeyi düşünmüştüm sonra tekrar telefonuna bakıyor ve bu geçiyor gibi düşünmüştüm ve bu da bu kısa hikayenin ilhamı da şey olacaktı kendi üniversiteden, üniversite sırasında da bazen böyle hissedebiliyorsunuz ya ben üst bir bilince ulaştım şimdi bunu yapıyorum bunu yapıyorum sonra bir anda bir şey oluyor bir arkadaşınız bir şey diyor ya da bir haber görüyorsunuz ve tekrar kötü hissetmeye başlıyorsunuz ve tekrar bir anda eskiye dönüyorsunuz
Bu, bu hisle alakalı bir kısa hikaye olacaktı. Bu da düşündürdü çünkü tam yazmak istediğim şeyi yaşadım aslında. Üst bir bilince ulaşmadım. Zaten onunla hafif dalga geçecektim. Ama aslında gerçekten insan telefonuna bakmadığında da ulaşıyor gibi hissediyorum ama...
Yani hem bununla dalga geçecektim hem de yazacaktım. Hem de sonrasında karakter bundan çıkacaktı. Bana da aslında tam bu dediğim şeyler oldu yani. Ben de üst bilince ulaştım ve geri döndüm normal bilince ve şimdi de tekrar üst bilince geri dönmeye çalışıyorum. Tabii ki abartılı bir şey olacak. Neyse bunu yazacağım ve yazdığında okursunuz ama şu an yazma sürecine de siz de katkıda bulunmuş oldunuz.
Bunu dinleyerek ağzımdan çıkan lafları. Ve biraz da kişisel bir bölüm oldu. Evet, kısacası son dönemlerde biraz böyle dikkatim dağınık bir şekilde geçti ve bu kadar. Şu an bunu kaydediyor olmak belki de dikkatimin dağınıklığını geri kazanmamda yardım edecek. Çünkü günler içinde diyorum, tamam şimdi dikkatimi geri kazanayım. Sonra yok yarın kazanayım diyorum işte.
Sıkıcı ama aynı zamanda da komik yani. Hayatın bir parçası tabii ki bunlar. Ve kesinlikle şunu da eklemek istiyorum. Kendimi çalışma makinesi, sürekli bir şey yapmam gerekiyormuş gibi hissetmiyorum. Ama bir açıdan da hissediyorum ama bunu böyle bir kazanç açısından değil de işin bana getirdiği mutluluktan dolayı hissettiğim için de.
hissetmek istiyorum, anlatabildim mi bilmiyorum. Yani işkolik olmanızı söylemiyorum kesinlikle. Ya da tembel olmak da güzel bir şey, sıkılmak da güzel bir şey. Ama sosyal medya benim sıkılmamı engelliyor galiba. Zaten en büyük sıkıntı orada. Yoksa sıkıldığımda aklıma güzel şeyler gelebiliyor, değişik bir şeyler yapmak isteyebiliyorum. O sıkılma hissini tekrar geri kazanmaya çalışmamla alakalı bir bölümdür sanırım. Çünkü istemediğim bir şekilde hayatımın kontrolünden çıktım ve mesela günlük tutma olayında da şey yaptım.
hasta olup istemediğim şeyler yapmaya başlayınca yani günlük tutmamak ya da spor yapamıyorsun zaten spor da normalde baya sürekli yapmıyorum da yoga ya da spor yapmaya çalışıyorum yoganın da hiçbir şeyine inanmıyorum yok çakra bir şey değil de yani stres azaltma ve meditasyon açısından hoşuma gidiyor ve tabi ki bazı esneme hareketleri ve core hareketleri de hoşuma gidiyor yoga'nın ama aynen hasta olduktan sonra bunları yapamamaya başlayıp hastalığım bittikten sonra da bunları yapamamaya devam ettim yani böyle bir anda eski eski de değil sürekli girip çıkıyorsunuz bu modlardan da bir anda böyle dikkat dağınıklığı moduna geçtim ve bir şeyleri de yapmayınca insan garip hissediyor ve şey diyor kendimi nasıl kandırıyorsam artık İlginç baya. Günlük tutmama gerek yok diyorum mesela. Zaten çalışmam gerekiyor, onu biliyorum. O yüzden tutmayayım diyorum. Ya da mesela yoga yapmayayım diyorum. Ya da telefonuma uyanınca bakabilirim diyorum kendi kafamda. Aslında normalde bakmıyordum son bir aydır. Ama bu hastalık sürecinden sonra zaten hastayım, bakabilirim diye kendime bir şey buldum. Böyle bir bahane buldum ve tabii ki bir kere baktıktan sonra tekrar bakmaya devam ediyorsunuz. Çünkü hoşunuza gidiyor yani ya da
İşte istatistiklere bakıyorum, hangi postum, kaç şey olmuş falan. Sıkıcı şeyler yapıyorum gibiydi. Ama şimdi bu... Aynen, bu da onu fark etmem ve onu tekrar durdurmaya çalışmamla ilgili.
Ve zaten kolay olanı öbürünü yapmak. Yani telefona bakmaya devam edip günlük tutmayıp spor yapmayıp bir şekilde var olup günlerin geçmesi yani kolay olan. Yani bu aynı zamanda insana kolay gelmiyor, kötü de hissettiriyor ama buna düşmesi kolay anlamında diyorum. Esas yani neden duruyoruz ve Nasıl duruyoruz ve durmaya, sakin olmaya nasıl devam edebiliyoruz? Bu da baya ilginç bir soru. Ve şey de ilginçti. Ben iki hafta neredeyse boyunca dışarı çıkmadım ve kimseyle buluşmadım. Bu başta hoşuma gitti. Kendimle kalıyorum, iyi çalışabileceğim, dikkat dağınıklığım yok diye. Ama sonra dediğim şey yaşandı yani.
ve bu dengeyi de hiç anlamıyorum çünkü mesela insanlarla tüm dikkatimi verebiliyorum ama sonra eve geldiğimde kendim çalışmam gerektiğinde bazen çalışamıyorum ve sonra diyorum ki çok sosyalleştiğim için oldu gibi alakasız çalışamadım diye düşünüyorum. Çünkü bazen çalışmam şey oluyor benim, evde böyle 12 saat oturup 6 saat telefona bakıp 6 saat çalışınca çalışabiliyorum bazen. Ama durup dururken hani 1 saat çalışıp ara verip tekrar 1 saat çalışıp ara verip tekrar 1 saat çalışıp sonra mesela sosyalleşmede çok başarılı olamıyorum. Bu konuda belki biraz daha... Yani bazen de oluyorum işte, bazen de olamıyorum.
Bu konuda kendim biraz daha şey yapmam lazım. Kendi üstüme çok geliyorum. Hayır, hayır. Çok gelmiyorum. Bu konular hakkında düşündüm, evet. Sosyal olmakla alakalı da düşündüm. İki hafta sonra dışarı çıkınca baya değişik hissettim. İlk arkadaşlarımla sosyalleşmeye başlayınca tekrar pandeminin sonu gibi geldi ve bir ara şey oldu. Hani birileriyle çok konuşmayan insanlar bir süre boyunca sonra bir anda sosyalleşmeye başlayınca
Sürekli bir şey anlatırlar ya. Ben de bir arkadaşıma mesela Amerika politikasını anlattım. İki hafta boyunca beynime işlediğim Amerika politikasını. Sonra bir anda böyle kusmaya başladım. Şöyle oldu, o da böyle, o da böyle falan dedim. Sonra da çok konuşuyorum dedim. Sonra anlatmaya devam ettim. Sonra bir şeyler oldu. Komikti yani. İlginç sosyalleşmek. Ama genel olarak iyi bir şey bence, bilmiyorum. Günümüzde bu denge, bazen insan kendiyle yalnız kalmalı, öyle yapmalı, böyle yapmalı deniyor ki insan kendiyle yalnız kalabilmeli, %100 kesinlikle. Ama kendimizi dışlamak da çok gerekiyor mu bilmiyorum, onu da mı? Bu dengeyi bazen abartabiliyoruz ya, onu da mı abartıyoruz, emin değilim. Bazı insanlar da sosyalleşemiyorlar, o da tamamen ayrı bir konu. Çünkü ben şey diyorum, sosyalleşebilip sonra
Çok sosyalleştim falan diyorum. Bazı insanlar sosyalleşme aşamasını da yapamıyorlar. Bunu bu arada ben de bazen yapamıyor muydum ya da yapamıyor gibi hissediyor muydum bilmiyorum. Aynen. Bu bölümü dinlediğiniz için teşekkür ederim. Eğer sevdiyseniz Apple Podcasts veya Spotify'da puan verebilirsiniz veya istediğinizi yapabilirsiniz. Tekrar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.