
3.980 kelime · ~20 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 4 Şubat 2025'te alıyoruz. Geçen hafta görev bilip Kartalkaya faciasını konuştuk. Bu hafta da sanırım faciayı unuttuk. Onca didişme neye yaradı? Sorumlu Turizm Bakanı mı, Belediye Başkanı mı sorusu üzerinden birbirimizle didişip durduk. Olay ikinci haftasında unutuldu gitti. Artık önümüzdeki facialara bakacağız. İkinci hafta demişken, bizim elli küsür bin insanımızı kaybettiğimiz, küsür dediğim de binlercedir yani, 6 Şubat depremlerinin ikinci yıl dönümü gelmiş çatmış.
Şehircilik Bakanı hala Murat Kurum. Arada bir İBB adayı olduğu geri döndü. Ondan iyi bir şehircilik bakanı henüz bulamadık. 6 Şubat'a Asrın Felaketi diye isim taktılar ya, depremden sonraki imar çalışmalarına da Asrın İhyası diye isim takmışlar. Şu ana kadar Asrın İhyası için 75 milyar doları yani 2.6 trilyon lirayı aşan dev bir yatırımı
Çok kısa bir zamanda yıl dönümünü 2 gün sonra yapacağımız, anacağımız depremden 2 yıl geçmeden böyle bir yatırımı 11 ilimize yaptık. Ne diyelim Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Ne de çok para harcamışsınız. Tebrikler, bravo, harikulade. Bunca parayı faciadan sonra harcamayacaktınız ama. Bu paranın yarısından azını faciadan önce harcayacaktınız ki insanlar ölmeyecekti. Öyle ya da böyle, 21. yüzyılda bir depremin ardından toplu mezarlarımız oldu ve artık devletimiz sağ olsun bölgeyi ihya ediyoruz. Asrın ihyası. Midesi olanın öğüre öğüre kusası geliyor. Toplu biçimde öldüğümüzde bir miktar gündem olabiliyoruz fakat bir de teker teker öldüğümüz başlıklar var.
Bu hafta İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin 2024 yılındaki iş cinayetleri raporu önümüze düştü. Rapora göre sadece 2024 yılında yerel ve ulusal basına yansıyan 1897 iş cinayeti kayda geçmiş. 1897 bakın. Her gün ortalama 6 kişi. Tabii bunların sadece birkaçı ulusal medyada haber olabiliyor.
17 yıllık elektrik teknisyeni devrilen vincin altında kaldığı can verdi. İş kazası iddialarını kesinlikle reddeden aile o ölümü şimdi yargıya taşımaya hazırlanıyor. Kaza mı yoksa ihmal mi mahkeme karar verecek. İş cinayetlerinde ölen çalışanların yaşlarına bakınca tablo daha dramatik bir hal alıyor. 2024 yılında 65 yaşın üzerinde 96 işçi hayatını kaybetmiş. 65 yaşın üzerinde bakın. Neden çalışıyor bu insanlar? Nedeni belli. Nedeni 14.500 liralık emekli aylığı, buna karşılık 20.000 liralık kiralardır. Bu arada yaşlılar çalışıp çocuklara bakmıyor. Çocuklar da çalışıyor.
İş cinayetleri raporuna göre 14 yaşın altında 22 işçi ölmüş 2024'te. İşçi diyorum da 14 yaşın bile altında 12-13 yaşında çocuklar bunlar. Düşünün lütfen, 70 küsur yaşındasınız ve inşaatta ölüyorsunuz, 12 yaşındasınız ve beton karva makinesine düşüyorsunuz. Siz böyle bir ölümü mü hak ediyorsunuz? Bunlar ölenler, tabii gözünü kaybedenler, kör olanlar, ayağını kaybedenler, sakat kalanlar, elini kaybedenler. Bunların sayısı on binlerle ölçülüyor. Gaziantep Organize Sanayi'ye gidin, reklam panolarına bakın, ne göreceksiniz biliyor musunuz? El ve ayak cerrahisinde uzman hastanelerin ilanlarını, iş cinayetlerine bir de kadın cinayetlerine eklemek gerekir.
Kadın cinayetlerini durduracağız platformunun. 2024 yılı raporuna göre geride bıraktığımız yılda 394 kadın cinayeti, 259'da şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Her gün iki kadın. Kadınların %57'si kendi evlerinde öldürülürken, öldürülen kadınların %71'inin faili evlerinde onlarla beraber yaşayan babalar veya kocalar. Kadınlara yaş sorulmaz ya, artık kaç yaşına bastın, yine kaçıncı yarana bastın demek gibi bir öneri var. Çünkü her yara sağ çıktığı bir cebelleşme, bir katliam, bazen şiddet. Ne yazık ki kadına şiddet haberi vermediğimiz bir gün yok. Kadın cinayetleri istatistikleri bu biçimiyle 2010 yılından bu yana tutuluyor. Bu noktada Milad, Münevver, Karabulut cinayeti var. O tarihten bu yana kadın cinayetleri istatistiklerini tutuyor, kadın cinayetlerini durduracağız platformu. 2024 yılı, kayıtların tutulmaya başlandığı 2010'dan bu yana en çok cinayetin işlendiği yıl olmuş. Bu olanda rekor kırmışız yani. Bir tür psikososyal histeri yaşıyor gibiyiz. Bolu Kartalkaya'daki gibi olağan dışı facialara, kadın ve iş cinayetleri gibi olağan facialar eşlik ediyor.
Bu facialar hariç tutulsa gündelik rutinimiz içinde geçim sıkıntısı başı çekerdi. Asgari ücret bu yıl hiç ele geçmeden açlık sıdığının altına şimdiden indi. Geçen yıllarda yıl ortasında şöyle haberler görürdük. 4 yıl öncesinden mesela bir haber dinleyelim.
Açlık sınırı bir ayda 35 lira, yoksulluk sınırıysa 112 lira arttı. Asgari ücret yine açlık sınırının altında kaldı. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.516 lira, yoksulluk sınırıysa 8.197 lira oldu. Bu haber 4 yıl öncesindendi. 4 yılda değişen bir şey varsa o da tutarların yükselmesidir. Türk İş bu hafta açlık sınırının 22.131 liraya yükseldiğini açıkladı. Asgari ücret ise 22.104 lira.
Bu sene henüz ele geçmeden açlık sınırının altına düştü asgari ücret. Emekli maaşları ise 4 yıl önce asgari ücret seviyesindeydi. Şu sıralar emekliler dilenecek durumdalar, dilenecek. Tel tel dökülüyor sistemimiz. Sağlık sistemimizdeki kışkırtılmış sağlık talebini, randevu krizini, bir hastaya 2 dakika ayırabilen performans sistemini değiştiremedik.
Doktorlar önlerine gelen hastaya MR ultrason yazıp göndermeye başladı. Sorun doktorlarda da değil. Onlar ne yapsınlar? Kapının önü hasta dolmuş. Hiçbir sebeple erken tarih yok. En erken yani babam buranın sahibi bile olsa 6 ay. 6 aydan erken göz işin, diş işin ya da dahiliye, cildiye bunlara randevu alabilen var mı?
Bakın bunlar halkın doğrudan gündelik meseleleri. Adalete, demokrasiye falan gelmedim bakın. Bu çözüm mözüm işindeki tutarsızlıklara falan da hiç gelmedim. Hadi orayı da bir hızlıca turlayalım ayıp olmasın. Genç teğmenler ihraç edildi mesela. Uyarı, kınama, aylık kesintisi, kıdem durdurma falan cezaları az bulundu ve doğrudan
TSK'dan attılar teğmenleri. Gezi'ye ait soruşturma genişletiliyor. İstanbul Başsavcılığı, Rütük'ten Gezi dönemindeki televizyon yayınlarının kaydını istemiş. Halk TV genel yayın yönetmeni Suat Toktaş, yatarı olmayan bir suç nedeniyle Silivri cezaevine kondu geçen hafta.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, yıllar önce attığı tweet halkı kim ve düşmanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle cezaevinde. Geri kalan gazeteciler de otosansürün dozunu arttırarak kendilerince önlem alıyorlar ama basın camiasında herkes endişeli. CHP'li belediye başkanlarının bavulu hazır sıralarını bekliyorlar. CHP'lilerde durum bu ama demlilerde de değişen bir tablo yok. Çözüm süreci falan var da bu hafta Siirt Belediyesi'ne de kayyum atandı. Tüm bu atmosfer içinde halk kesimleri de yaşanan karşısında korkuyor tabii. Ekmek on lira oldu, on iki buçuk lira oldu, on iki buçuk lira oldu.
Biz konuştuğumuz zaman bizi alıyorlar içeriye. Büyükleri alıyorlar içeriye. Bunun için bizim bu geçimimiz ne olacak? 15 lira, 12 lira maaşıyla nasıl geçineceğiz evladım? Söyleyin bak siz olmasanız var ya sustuk biz. Ne yapacağımızı şaşırdık ya. Esir alınmış gibi halkımız. Girişi uzattığımın farkındayım ama bu bölümde tam da bu gerekiyordu. Böyle bir ülkede hiçbir şey değişmeden yol aldıkça çürüyoruz. Mayıs 2023 seçimlerinden önce sıkça söylüyorduk bunu. Kimsenin mutlu olmadığı bir düzende hiçbir şey değişmezse çürüyeceğiz diye. Çürüyoruz pek açık. Peki ne yapmalıyız? Bu bölümde pek meşhur bir soru üzerine konuşacağız. Ne yapmalıyız? Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
İzlediğiniz için teşekkür Ülkenin ne kadar kötü gittiği ortada. Bu düzenden ne muhalifler ne de iktidar destekçileri memnun. Sorunların teşhir edilmesine gerek dahi yok, gözü olan görüyor. Fakat diğer yandan, alternatif olması beklenen muhalifetten de esaslı bir çıkış görememiş, bu nedenle son haftalarda CHP'yi ve genel başkanı ederim. özgür özel eleştirmiştik. Bunları tekrar etmeyelim ama, muhalif mahalle Şubat ayına önceki aylara oranla daha moralli girmiş görünüyor.
Zira Özgür Özel'in önüne artık Cumhurbaşkanı aday adayları geçiyor ve siyaset gerçek zeminine kavuşuyor. CHP aday belirleme sürecine girmiş görünüyor. 1 milyon 600 bin cesur yürekle birlikte Cumhurbaşkanı adayımı belirlemek istiyorum diyen herkese söylüyorum. Bugün ilk gündür resmi açıklama yapılıp Gün be gün tarih belirlendiğinde, o günden sonra artık gelenler oy kullanamayacaklar. Varsanız hepinizi baba ocağına bekliyoruz. Partiye kaydolan herkes Cumhurbaşkanı belirleme seçiminde oy kullanabilecektir.
Bu açıklama geçen hafta CHP'nin grup toplantısında yapıldı. Cuma günü de İmamoğlu, Çağlayan adliyesine ifade vermeye gitti. Muhalif mahallenin gözü, Çağlayan adliyesine çevrildi ve orada İmamoğlu ve Yavaş'ın beraber poz vermesi, muhalif mahallenin moralini toplamasını sağladı. Mesele vatansa gerisi teferruattır diyerek bir arada olduğumuzu gösteren Mahalle bu görüntü karşısında moral depoladı çünkü morale ihtiyacı vardı. Ülke bu haldeyken, faşist baskının dozu bu kadar artıyorken, muhalefet cephesindeki dağınık ve ümit vermeyen görüntü insanları çok bunaltmıştı. Çağlayan'daki birlikteliğe muhalifler çölde su bulmuş gibi sevindiler. Fakat önümüzdeki tablo bu kadar moralli olmayı gerektirecek cinsten değil. Hakikati kavramadığımızda kendimizi kandırıyoruz.
An itibariyle Özgür Özel baklayı ağzından çıkardı bir kere. CHP üyelerinin cumhurbaşkanı adayını belirleyeceği bir sürece girilecek denildi. Bunu Ekrem İmamoğlu Perşembe günü Çağlayan'daki ifadeye gitmeden bir gün önce sosyal medyadan yayınladığı bir video ile desteklediğini açıkladı. Bu kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıkmıştır. Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu seçimdir, erken seçimdir. Bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece tarihi, son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini başlatmıştır. İmamoğlu sloganını bile belirlemişti. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Büyük oranda solculara hitap eden bu sloganla belli ki CHP tabanını arkasına almak niyetinde İmamoğlu. Böylece gözler, diğer cumhurbaşkanı aday adayı olan Mansur Yavaş'a çevrildi. Hafta sonu sessizliğini koruyan Mansur Yavaş, 3 Şubat pazartesi günü mikrofonların karşısına geçti.
Özgür Özel'in bir hafta önceki çıkışı Mansur Yavaş'ın da gündemindeydi. Fakat belli ki pürüzler vardı. Tabii insanın, kardeşim bu açıklamayı yapmadan önce Mansur Yavaş'la görüşülmedi mi diye sorası geliyor. Ben de bu sorunun peşine düştüm, yavaş çevresinde olan ve CHP'de tanıdığım isimlere tabloyu sordum. Levent Gültekin'in bulduğu cevaplarla hemen hemen aynı şeyleri bulmuşuz, o halde cevabı Levent Gültekin'den dinleyelim. Biz Mansur Bey, ön seçim kararını Özgür Özel'le konuşmasında, görüşmesinde Özgür Bey'e şu anda adaylık tartışmasının çok yanlış olduğunu, bir adaylık tartışmasının Cumhur İttifakı'na çok yarayacağını, partide bir ayrışma yaratacağını, o yüzden şu anda bize düşenin birliktelik yaratmak olduğunu söylemiş Özgür Bey. Özgür Bey de o görüşmede Mansur Bey'e bir ön seçimden bahsetmemiş. Mansur Bey, ön seçim kararını Özgür Özel'in grup toplantısındaki açıklamasından öğrenmiş. Bu bize şunu gösteriyor, CHP asla kararını vermiş. CHP İmamoğlu'nu aday yapıyor ve bunun yollarını, enstrümanlarını oluşturuyor.
Ben de Gültekin'e katılıyorum. CHP büyük oranda İmamoğlu'nda karar kılmış görünüyor. Ama bu durumda Mansur Yavaş gibi, deve dişi gibi birine ne yapılacak? Mansur Yavaş ikna edildi diyelim. Mansur Yavaş'a sempati besleyenler ne olacak? Onlar İmamoğlu'na oy verecekler mi? Eğer İmamoğlu adaylaşır ve Mansur Yavaş cephesine sus yoksa muhalefeti bölen kişi olursun diye baskı kurulursa, Yavaş sempatizanı milliyetçi muhalifler Erdoğan'a kayabilirler.
Yok artık demeyin, bakın Muharrem İnce, atadan dededen CHP'li bir kişi hatırlayın. Muharrem İnce seçim süreci boyunca Erdoğan'a değil Kılıçdaroğlu'na yüklenmiş, Kılıçdaroğlu'ndan mutlu olmayan muhaliflerin oyunu almayı hedeflemişti. Başarılı da olmuştu. Kılıçdaroğlu ile öylesine sert didişti ki, Kılıçdaroğlu taraftarları ile İnce taraftarları düşmanlaştı. Günün sonunda kendi taraftarlarını Erdoğan'a oy verdirtecek kadar delirtmeyi başarmıştı sayın İnce.
Belki aranızda Muharrem İnce taraftarı olup, bu seçimde Erdoğan'a oy veren ve ben bugün ne yaptım diye pişmanlıklar yaşayan dinleyicilerimiz de vardır. FETÖ'nün siyasi ayağı benden başka hiçbiri bunun üstüne gidemez. Hiçbiri. Erdoğan gidemez, FETÖ'nün eski ortağı. Kılıçdaroğlu da gidemez, o da yeni ortağı.
Muharrem İnce bile bunu yapabildiyse, yani popülaritesi Mansur Yavaş kadar yüksek olmayan biri bile seçim sürecine böylesine sabote edebildiyse, Yavaş'ın neler yapabileceğini siz düşünün. Yavaş bunu yapar, bu tinettedir demiyorum, bunu yapabilecek güçtedir diyorum. Siyaset bu arkadaşlar, mideniz bulanıyor biliyorum ama böyle bakın Muharremince şimdi CHP'ye falan gelecek yani. Mansur Yavaş da milliyetçi muhalifleri İmamoğlu'ndan uzak tutmayı başarabilir, ikinci tura kalamazsa kendi tabanını Erdoğan'a yönlendirecek kadar ileri gidebilir. Gider demiyorum, hainliğinden yapar anlamında demiyorum, bunu yapabilecek güçtedir diyorum.
Eğer CHP Mansur Yavaş'ı tecrit eder, onu partiden uzaklaştırıp adaylaşmasına fırsat tanırsa, Mansur Yavaş mecburen İmamoğlu'yla didişmek zorunda kalacaktır, diyorum. Peki, İmamoğlu CHP'nin adayı olarak ilan edilirse Mansur Yavaş ne yapar? Ben İmamoğlu aday olursa Mansur Yavaş'ın da aday olacağını düşünüyorum. Tüm varsayımlarımı da bunun üzerine kuruyorum. Yani hoşunuza gitsin ya da gitmesin. İmamoğlu CHP'nin adayı olursa Mansur Yavaş da aday olmak isteyecektir, bunun yollarını arayacaktır. Gel sen bizim adayımız ol diye de etrafta partiler onun kapısını çalacaktır.
ya da aday olmamak için çok fazla tavize ihtiyaç duyacaktır, öyle diyelim. Ben önerimi aylar önce söylemiştim. CHP iki adayla seçime gitsin, tabanını serbest bıraksın. Yavaş da iyidir, İmamoğlu da iyidir, her ikisi de aday olsun. Bu kulağa ilk duyulduğunda oldukça saçma geliyor, farkındayım ama olasılıklar içindeki en iyisi olarak öne çıkıyor maalesef. Çünkü CHP'nin genel başkanı aday değilse, CHP hangi gerekçeyle bu iki adaydan birini aday gösterecek?
Bu soru üzerine düşünmeye değer. Diğer olasılıkları şöyle bir gözden geçirelim, ondan sonra bizim olasılığa gelelim ama önce kısa bir ara verelim. Aradan önce hem İmamoğlu'nun hem de Yavaş'ın aday olmasını, CHP'nin bu iki aday arasında seçim yapmayıp tabanı serbest bırakmasının, bu iki adayın da aralarında didişmemesinin en iyisi olasılık olduğunu söylemiştim. Böyle düşünmemin nedeni Mansur Yavaş'ın her halükarda aday olacağını düşünmemden kaynaklanıyor. Başka bir ifadeyle, CHP'nin adayı İmamoğlu olursa, Mansur Yavaş seçim satında CHP'den istifa edebilir ki bu çok sancılı bir sürece dönüşür.
Lütfen hayal edin, Mansur Yavaş CHP'den istifa ediyor. Bu korkunç bir şey olur. Madem Mansur Yavaş her halükarda aday olacaktır, o halde bu adaylığın Erdoğan'a yaramayacak bir hale sokulması gerekir. Eğer Mansur Yavaş, anti-Erdoğan'cı çizgiden üçüncü yolcu bir çizgiye saparsa, bu değişim isteyenler için korkunç olur.
Bu olasılığı elemenin bence tek bir yolu var. CHP'nin parti olarak bu iki aday arasında seçim yapmaması ama tabanını bu iki adayla sınırlaması, kendisinin bu iki adaydan koparak apayrı bir kulvara, yasamaya talip olmasıdır. Yani diyecek ki yürütme erki ve başkanlık koltuğu Yavaş veya İmamoğlu'na emanettir, Türkiye Büyük Millet Meclisi de CHP'ye emanettir. Böyle bir şey olmayacak muhtemelen de benim aklımdaki en iyi olasılık bu, fantezi yani biraz. Şartımız şu, şimdi olasılıkları konuşalım, gerçek olasılıkları. Şartımız şu, Yavaş illaki aday olacaksa olsun ama İmamoğlu ile didişmesin. Bu bence en iyi olasılık. Diğer olasılıklara bir bakalım beraber. CHP'nin adayı İmamoğlu olur, Yavaş partisinden ayrılarak Milliyetçi Muhalefetin adayına dönüşür.
Bu durumda ikinci tura kalacak muhtemel isim takdir ederseniz İmamoğlu olacaktır. Yavaş kendi partisi CHP'den kopuş sürecinde hain ilan edilir, CHP'lilerin tepkisiyle karşılaşır, milliyetçi mahalle Yavaş'ı bağrına basar ve İmamoğlu'na öfkelenir. İlk turda Yavaş'a oy verenlerin önemli bir kısmı, ikinci turda İmamoğlu'na ya oy vermezler ya da Erdoğan'a oy verirler. Bugünden hayatta bileğimi kesseler vermem falan diyenlere bakmayın. Seçim sürecinde manipüle edileceğiz. En kötü olasılık İmamoğlu ve Yavaş'ın birbirine düşman biçimde adaylaşmasıdır ki Allah korusun diyelim. Bir diğer olasılık... CHP'nin adayı İmamoğlu olur, Mansur Yavaş aday olmadığını açıklar.
Bu durum şartlı sorularla düşünülebilir. Eğer İmamoğlu'nun adaylığı bir ortak konsensüsle değil de bir dayatmayla gerçekleşirse, yani Yavaş aday olmaya yeltendiği takdirde hain ilan edileceğini hisseder, böylece Yavaş oyun dışı bırakılırsa, mutsuz bir seçmen grubu ortaya çıkacaktır. İmamoğlu'nun neden aday olduğu Yavaş sempatizanlarına doğru anlatılamazsa, bu kesimler İmamoğlu'na antipati beslemeye başlayacaktır. Bu seçmen grubu İmamoğlu'na oy verebilir ama ortada mutsuz seçmenlerin varlığıyla iştahı kabaracak siyasetçilerde oluşacaktır. Sinan Oğan ya da Muharrem İnce benzeri antipolitik bir aday ne o ne bu diyerek mutsuz seçmenlerin oyuna talip olabilir. Seçim sürecini manipüle edebilirler. Bunu yapabilecek çapta siyasetçiler ölemeye başladı bile.
İsimlerini şimdilik vermeyelim ama ortaya çıkıyor yeni yeni partiler işte. Bu yeni partilerin derdi budur. Söz konusu iki taraf birbiriyle anlaşamazsa ortaya çıkacak protesto oyları ilk turda alıp ikinci turda pazarlık yapmak. Yani bu kadar parti bu yüzden kuruluyor. Diğer bir olasılık... CHP'nin adayı Masur Yavaş olur, İmamoğlu aday olmadığını açıklar.
Bu olasılık bugünden bakınca muhalefetin kazanmaya en yakın olasılığı gibi görülse de ben o kadar emin değilim. Mansur Yavaş, İmamoğlu'nun aksine bu zamana dek Erdoğan'ın neredeyse hiç karşısını almadı. Erdoğan da onu rakibi saymadı. Haliyle Yavaş, Erdoğan düellosunda Yavaş'ın performansına dair bir şey bilmiyoruz. Erdoğan bugün devlet gücündedir. Yeni rejimin kurucu lideri konumundadır.
Mansur Yavaş gibi devlet adamı görüntüsü veren bir liderin devletin kendisi haline gelmiş bir rakip karşısında iyi bir performans göstereceği bence şüpheli. Seçim satında Yavaş ve Erdoğan'ın baş başa kalması halinde işler tahmin edilmeyecek biçimde kötü gidebilir. Kaldı ki akıllarda hep İmamoğlu mu olsaydı acaba gibi sorular da ortaya çıkacaktır. Dahası Kürt oylarını hele ki çözüm mözüm işi de böyle giderse bir daha düşünmek gerekir.
CHP'nin adayı Mansur Yavaş ya da Ekrem İmamoğlu olur, diğer aday da onun yardımcısı gibi konumlanır. Fena proje değil. Kazanma olasılığı bu senaryoda da oluşabilir ama bu durumda Erdoğan ikisi arasındaki gerileme oynayacak, çift başlılık görüntüsü teşhir edilecektir. Yönetilmesi ve halka izahı zor bir adaylaşma senaryosu bu. Bu olasılık fena değil gibi görünse de türlü zayıflıklara gebedir.
Özetleyelim, bu olasılıkları değerlendirdikten sonra en iyi senaryonun Yavaş ve İmamoğlu arasında bir konsensus sağlanması olduğu açık şekilde ortaya çıkıyor. Ama böyle bir konsensus sağlanamazsa, her ikisinin de adaylaşması ama birbirleriyle centilmenlik anlaşması yaparak adaylaşması ikinci en iyi senaryo olarak karşımızda duruyor. Ben de zaten bu senaryoyu destekliyorum. İlla birisi aday olacaksa, çok belliyse bu, şimdiden söylesinler, şimdiden adaylaşsınlar kardeşim. En kötü senaryo ise bu ikisinin birbiriyle didişerek adaylaşmasıdır ki bu durumda bence Erdoğan kazanır. Diğer ihtimallerin hepsinde muhalefetin kazanma olasılığı var. Hepsinde muhalefet kazanır demiyorum ama hepsinde muhalefetin kazanma olasılığı var fakat Mansur Yavaş'la
İmamoğlu'nun birbiriyle didişerek adaylaşması, Erdoğan'ın çok muhtemel seçimin bir daha kazanacağı bir tabloyla bizi karşı karşıya bırakır. Şimdi senaryoları değerlendirirsek, içinde bulunduğumuz durumu bir başka cepheden fotoğraflayalım. 85 milyonluk bir topluluğuz biz arkadaşlar ve kaderimiz, İmamoğlu yavaş ve Özgür Özel'in bu süreci doğru yönetip yönetememelerine bağlı. Yani inşallah anlaşırlar falan diyoruz aralarında. Ben bunu kabul etmekte zorlanıyorum açıkçası.
Şunu demeye çalışmıyorum, ya bir üçüncü aday çıksın mecbur muyuz falan filan dediğim yok yani. Muhalif halk kesimlerinin bu süreçte hiçbir sorumluluğu yok ya. Bu üç kişinin ağzına mı bakacağız biz? Cuma günü Çağlayan adliyesi önündeki atmosferi gören muhalifler, konunun kapandığını, erken seçim geleceğini, Erdoğan'ın kazanmasına imkansız olduğunu, arkalarına dönüp, arkalarına yaslanıp şöyle artık bu olayları seyretmek gerektiğini falan düşünmeye başladılar. Çok mutlulardı, ortada mutlu olacak ne varsa. Ve ne oldu biliyor musunuz? Muhalif kesimlerde, haklı olmanın dayanılmaz hafifliğiyle Erdoğancılara sövmeye, onlara cahil demeye, iktidar değiştiğinde hesap sorulacağından bahsetmeye falan başladılar.
Galatasaray'la Fener arasındaki didişme her neyse, söz konusu muhalif kesimlerle iktidar cephesi arasındaki kesimler arasındaki ilişki buna döndü. Didişme, yani hiçbir sonucu olmayan birbiriyle küfürleşme. Çünkü tüm sorumluluk İmamoğlu'nda, Yavaş'ta veya Özel'deyse, muhalifler tüm bu curcunayı izlemekten öte bir sorumluluk hissetmiyorsa, tam bir takım taraftarı gibi davranıyorlar. Halbuki ortada matematiksel bir hakikat var ki, değişim isteniyorsa Erdoğan'a oy veren toplum kesimlerinin tavır değiştirmesi gerekiyor. Yani bunu reddedemezsiniz, öyle tahmin ediyorum. Yani Fenerbahçelilik ya da Galatasaraylık gibi bir şey değil bu. Günün sonunda bir takım Fenerbahçelilerin Galatasaraylı olması ya da tam tersi gerekiyor. Başka bir ifadeyle, bugün Erdoğan'cı olan kesimlerin bir kısmının tavır değiştirmesi lazım.
Bunu deyince sosyal medyadan aldığım birkaç reaksiyon üzerine konuşmak isterim. Çünkü bu reaksiyonlar sadece sosyal medya değil, toplam gündelik hayatta da karşıma çıkabiliyor. Buna hiç gerek yok. Biz zaten çoğunluğuz. Şu an seçim yapılsa Erdoğan zaten kazanacak durumda değil.
Sevgili kardeşim, zaten Erdoğan şu anda seçim yapmıyor o yüzden. Yarın seçime giderken illaki ekonomiyi biraz ferahlatacak. 3-5 aylık rahatlamayla gidecek seçime. Yani o gün öyle olmayacak. Biz çoğunluk gibi hissediyoruz çünkü ekonomi çok kötü. Ama yarın seçim yaklaştığında ekonomi düzelecek, emekliye maaşlar dağıtılacak, EYT'ye bir şeyler yapılacak falanlar filanlar. Ben diyorum ki öyle ya da böyle bir takım Erdoğancıların tavır değiştirmesi şart.
Buna karşı geliştirilen bir diğer argüman şöyle. Doğru, Erdoğan'cılar homojen bir grup değil. Bir kısmının Erdoğan'a olan bağlılığı çok zayıfken bir kısmının çok güçlü. Ama bilin ki seçim günü ekonomi bu halde olmayacak.
Erdoğan'ın karşısındaki aday da devlet baskısıyla karşı karşıya kalacak. Peki ne yapmalı? Evvela tüm bu tabloda sorumluluk hissetmelisiniz. Evet, sizin bir suçunuz olmayabilir ama sorumluluk hissetmek için ille de suçlu olmaya gerek yoktur. Sorumsuzca, sosyal medyada Erdoğancıları cahil diyorsunuz ya, demeyin.
İktidar değişince her şeyin eskiye döneceğini zannediyorsunuz ya, yanılıyorsunuz. Yeni bir rejim, yeni bir devlet, bambaşka bir düzenle karşı karşıyayız. Bilin ki Erdoğan'ı yenmek demek, devleti yenmek demektir. Bu da iyi bir adaydan daha fazlasını gerektirir.
22 yıldır Erdoğan'cılar sinirimizi çok bozdular, kabul. Bizler ülkemiz için bu kadar endişelenirken, devletin baskısı altında yaşarken, adaletsizlik almış başını gitmişken, şöyle tipler karşımıza çıkınca asabımız bozuluyor, haklısınız, haklıyız. Gene söylüyorum, gerekirse kuru ekmek soğan yeriz, Erdoğan'dan vazgeçmeyiz. Kimse kusura bakmasın, biz bu oyunlara gelmeyiz.
Fakat bizim de sınavımız bu. Öfkelenmekte çok haklısınız ama öfkenin bir faydası yok. Kaldı ki öfke aklın katilidir. Ha derseniz ki, biz silahlanacağız, sokaklara döküleceğiz, öyle iktidar olacağız. Böyle diyorsanız okey, buyurun. Uyruke Mayraf'ın dediği gibi. Yanlış insanlara doğruları anlatmanın faydası yoktur.
Amainov seçimlere girmiyordu. O Alman Kızıl Ordu fraksiyonunun silahlı bir militanıydı. Onun stratejisinde diyalog değil silah vardı. Sizin yönteminiz seçimleri kazanmaktır ki bence doğru olan da bu yöntemdir. Eğer seçimleri kazanarak iktidarı değiştirmeyi bekliyorsanız Erdoğan'cıların tavır değiştirmesine mecbursunuz. Erdoğan'cılara sövüp durmanın bir anlamı yok. Söve söve oylarını alabilmek de mümkün değildir. Bu düzen
Sizin üzerinizde yani Erdoğan'cı olmayanların üzerinde tepinerek büyüyor. Siz küfrettikçe, siz onlara cahil dedikçe, siz onları hor gördükçe, siz onlara hakaret ettikçe daha da güzel tepiniyor. Bu düzenin harcı bizlere dönük nefret üzerine kuruluyor. Şu devlete uzaktan bir bakın. Sizce sizi, bizi seven bir devlet mi bu? Hapise atabilmek için neredeyse hatamızı kolluyorlar. Başkası yaptığında alelade sıradan bir vaka, bu düzene itiraz eden biri yaptığında hapisle sonuçlanıyor.
Evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum. Çok ama çok açık ki düzen sizi üvey evladı olarak bile görmüyor. Siz sevilmiyorsunuz, biz sevilmiyoruz. Biz bu evde yaşıyoruz ama ev sahibi bizi pek sevmiyor. Tümüyle güvencesizce yaşıyoruz.
Dedim ya, ekonomi düzelse, bu ülkenin muhaliflerini Taksim meydanında kör testereyle katır kıtır kesseler, geri kalanımız buna alkışlayacak hale geldi. Halk kesimleri arasındaki nifakın boyutları endişe verici haldedir. Teğmenler meselesinde gördük bir tarafın bu kadar üzüldüğü bir hadiseye, diğer taraf göbek atacak halde. Kartalkaya'yı da gördük. Turizm Bakanlığı'nın sorumlu olduğu anlaşılınca Erdoğan'cılar üzüldüler ama bu üzüntüleri bir takımın yenilmesinin ardından taraftarların üzüntüsü gibiydi. Önlerindeki maçlara bakacaklar yani. 6 Şubat'ta da gördük. Bizden ölesiye nefret etmiyorlar mı? Daha ne kadar belli etsinler bu nefreti? 7 kene deprem olsa da 6'lı Masya'yı yok.
Bu kültür savaşının içine hapsettiler bizi. Erdoğan'ın iktidarı bu nefvetin üzerine kuruldu. Erdoğancılar bizlerden nefvet ediyor, kışkırtıldılar, bizleri gavur zannediyorlar, bambaşka bir toplulukmuş gibi kavruyorlar. Ama hakikat şudur ki, bizim de sabrımız kalmadı. Biz de Erdoğancılardan pek az etmiyoruz ve haklıyız. Madem bu nefvetin üzerine kurulu bir düzen var, o halde bu düzenin temelini sarsmanın yolunu söyleyeyim. Bu düzenin temelini sarsmanın yolu, bu nefveti bitirmekten geçiyor.
böyle pembe pamuk şeker gibi bir şey söylemiyorum yani yanlış anlamayın. Bu sadece seçimlerde mecbur kalınan yol değil, mesele sadece seçimlerde değil. Şu Erdoğan'cılara bir bakın ya, kimi patronlaşmış, halk düşmanı haline gelmiş, mülküne edinmiş, düzenin tüm kiripası onun menfaatine hale gelmiş, kimisini bir devlete sokuyor, belediyeden arsa ihale kovalıyor, devletten bir dolu böyle ranttı şuydu buydu elde ediyor, Bu kesimlerle mücadele vatandaşlık görevidir. Bunlar asalak takımıdır. Bunlar tufeylidir. Ama bir de Erdoğan'a da oy veren garibanlara bir bakın. Düzenin ezilenlerine. Erdoğan'cı olmaktan başka çaresi olmayanlara. Bu düzendeki tek güvencesi mahallesindeki AK Parti temsilcisini tanıyanlara. 10 milyonlarca insan, günde 12 saat çalışıp 8 saat uyuyan, bu hayattan tek bir beklentisi kalmamış milyonlara. Şöyle bir bakın onlara.
Onlara kızılır mı ya? Aziz içinde devletlerine sığınmışlar. Cahiller mi? Sizin kadar cahiller evet. Menfaatlerinin peşindeler mi? En az sizin kadar menfaatlerinin peşindeler. Sizden bizden bir farkı yok bu milyonların. Biz bir ulusuz deyip duruyorum. 85 milyonluk bir ulusuz. Aynı topraklarda doğduk, aynı topraklara gömüleceğiz. Aynı dili konuşuyor, aynı türküyü dinliyor, aynı insanları tanıyoruz. Geleneklerimiz, göreneklerimiz de birdir. Bizi ikiye bölüp birini diğerine kırdıran bu düzendir. Enteresan bir şey söyleyeyim. Erdoğancıları seviniz. Seçimleri boş verin, çok daha büyük bir şeyden bahsediyorum.
Erdoğan'cıları seviniz. Erdoğan orada durduğu müddetçe, zor görünüyor biliyorum ama biz bir ulusuz. Biz %49 değiliz, onlar da %51 değildir. Didişmeyi bırakmalıyız. Biz çok daha fazlasıyız. Biz %99'uz.
Ben böyle deyince, Erdoğan'cıları seviniz, halka kızılmaz falan deyince, tümüyle yanlış politize olmuş muhalif kesimler, benim iktidara yanladığımı, orta yolculuk yaptığımı, böyle barışalımcı, normalleşelimci tiplerden biri olduğumu falan düşünüyor. Halbuki tam tersidir. Türkiye'de tufeğli, asalak, halkın sırtından geçinen %1'lik bir azınlığı sırtımızdan atmak için, %99 olmak zorunda olduğumuz için böyle diyorum. Yoksa hayallerim sizinkinden çok daha acımasızdır emin olabilirsiniz. Bu hayallerimi de anlatmayayım, müsaade edin. İçimdeki öfke de tahmin etmeyeceğiniz kadar çoktur, öyle yumuşamış değilim. Ama bu öfkenin yöneldiği yer biraz farklı. Erdoğancı garibanlara kızılmaz, halka kızılmaz. Yoksuldan, halktan yana bir ülke kurmak istiyorsak halka kızılmaz, Erdoğancılara kızılmaz. Dinleyin arkadaşlar, bir ata sözümüz var.
Dinleyin arkadaşlar, bir ata sözümüz var. Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar. Biri yer biri bakar da kıyamet ondan kopar. Ruhi suya kulak verin, kıyamet koptu kopacak. Bu düzende kim mutluymuş ki Erdoğan'cı mutlu olsun? O gariban da tutunmuş bu düzene bir yerinden, ne yapsın? Sizinkinden farklı mı ki onun yolu? O da menfaatinin peşinde, o da güvenliğinin derdinde. Mesele, hep beraber yaşayabileceğimiz bir düzen hayal edebilmekte. Kıyamet dedikleri Ha koptu ha kopacak Kıyamet dedikleri
Ha koptu ha kopacak. Yoksuldan halktan yana bir dünya kurulacak. Sinan Topi'yi Podbe Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar halkımızı sevin, ülkemizi sevin. Garibana kızmayın. Sorumluluk hissedin. Bu halktan, bu ülkeden soğumanızı istiyorlar. Bunu yapmayın. Bu karalık ettiysem de affedin. Hoşçakalın.
Görmüşler ileriyi, atalarımız demek. Görmüşler ileriyi, atalarımız demek. Herkese yeter dünya, herkese yeter ekmek.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.