Podcast

kolektif mutsuzlukla nasıl başa çıkacağız?

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bundan 2 sene önce Hatay ve çevre illerinde yaşanan 6 Şubat Depremleri hepimizin içinde onarılamayacak yaralar açtı ve açmaya devam ediyor. Çünkü orada hayat hala normale dönmedi, depremzedeler hala çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyor. Ve bugün bizim de hala 6 Şubat dendiğinde kalbimiz sıkışıyor, içimizi derin bir mutsuzluk, umutsuzluk ve çaresizlik kaplıyor. Peki ne yapacağız? Ülkece -maalesef- düzenli olarak yaşadığımız felaketlerle hep beraber üzüldükten sonra oturmaya devam mı edelim? Bu kolektif mutsuzluğun içinden çıkmak, onu dönüştürerek faydalı bir hala getirebilmek mümkün mü? Bölümde tüm bunları dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım, gelin konuşalım.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.843 kelime · ~19 dk okuma

Peri bacası fakültesi Selam Molecule. Selam Molecule mi? O da ne? Arkadaşlar geçen bir reel gördüm. Kız diyor ki, biyolojide diyor nasıl selam verilir? Selam Molecule. Peki nasıl alınır? Ve Molecule selam. Şimdi molekül molekül yani ama aslında kimya olacakken kız biyoloji diyor. Orada yanlış yapıyor ama ben çok beğendim. Ben bundan sonra bilim insanı işte o kadın falan olarak Selam Molecule diyeceğim hastalarıma. Onlar da bana ve Molecule selam diyecekler. Benim ütopyam böyle.

Her neyse arkadaşlar, özledim sizi. Nasılsınız ya? Ben size diyorum ki update vereyim. Ve şafak sayamaya başladım. Bu şu anda gezegendeki en iyi haber olabilir. Enerjimi gönderiyorum. Şafak sayıyorum. Ne kadar kaldı biliyor musunuz? 4 ay 22 gün. Ve ne oluyor? Ben İstanbul'a geri dönüyorum. Sizinle bu güzel haberi paylaşmaktan gerçekten mutluluk duyuyorum. Mecburiyet hizmetim bitiyor yani. Mecburiyet hizmeti niye yapıyorum arkadaşlar? Türkiye'de eğer

Bir yer açmak istiyorsanız, kendi kliniğinizin olmasını istiyorsanız, bu hakka sahip olmak için tıp bitirdikten sonra mecburiyet hizmetinizi bitirmeniz gerekiyor. Mecburiyet hizmetinin süresi de mecburiyet hizmetinizi yaptığınız yere göre değişiyor. Benim gittiğim yer, Boyabat, 3. veya 4. bölge, tam emin değilim. Geçen özlüğü aradım. Dedim, benim kaç kaldı? Ve kullandığınız, raporu aldığınız yıllık izin falan bunu böyle arttırıyor yani. Hani öyle bir hakkınız yok aslında. 500 gündü benimki. Şükürler olsun ki 4 ay kaldı. Yani 150 gün falan bir şey kaldı işte.

Transkriptin tamamını oku

Ve ben hiç yıllık izin almadım daha. Almayı da düşünmüyorum. Almazsam şu kadın var ya hani izinliyim, izinliyim. Ben o kadın 8 Temmuz'dan itibaren izinliyim. Ben 4 Temmuz'dan itibaren izinliyim inşallah. Ve o günden sonra çok güzel hedeflerim, hayallerim var. Mart ayı gibi de sonrasında ne yapacağımı kesinleştireceğim. Babam biliyorsunuz ki benim menajerim, akıl hocam, her şeyim, danışmanım. Beraber oturacağız.

Tuba, bundan sonra ne yapmalı falan. Chet GPT'yi de yanımıza alacağız. O da beni çok iyi tanıyor. Beraber tüm yollarımızı çizeceğiz. Ve ben o güne kadar da yapmam gerekenleri gün gün daily rutinime katıp yapmaya devam edeceğim. Bence insanda gerçekten en güzel mental refahlardan birini yaratan şey, gelecek kaygısı olmadan, geleceğinde ne yapacağım, bu yol nereye gidiyor demeden, bu anlamda go with the flow'a kendini kaptırıp yapması gerekeni yapıp, o geleceği de güzelce ve heyecanla beklemesin.

Çünkü ben yaptığım işten memnun olmadığımda ve gelecekte ne yapacağımı bilmediğimde hemen tahammülsüzlüğe başlıyorum kendimle ilgili. Ve labilitem gelişiyor. Yani duygusal olarak hassas ve kırılgan oluyorum. Çevreme karşı aşırı tahammülsüz oluyorum. İşte bence bunda gelecek kaygısının çok büyük bir payı var, çok büyük bir etken.

Ben Şafak soruyorum demişken, çok komik bir şey söyleyeyim. Her zaman güzel şeyler söylüyorum. Babam arkadaşlar, bedelli askerliğe gitti ve çok geç gitti tamam mı? Ben hatırlıyorum yani. Ben kaç yaşındaydım? Sekiz mi, dokuz mu? Babamın öyle elinden tuttu bu askerlikle. Fotoğrafımız var. Ablam, ben, babam. Ve babam yirmi sekiz gün gitti. Ama yani öyle bir antöki ve hani çoğunda hasta yattı bu.

Ve şöyle bir şey oldu. Bana diyor ki o kadar zaman zor geçti ki baba diyorum 28 gün yani hani ama öyle deme diyor. İlk 14 gün zaten hani gittin bir alışma evresi falan filan. Ve sonrasında her gün şafak saymış tamam mı? Her gün çentik atmış. Ben diyorum ne yani evde çocuklar aç mı bekliyor? Hani niye sayamadın bu kadar? Niye zorlandın? Yok diyor falan. Ve sonra gerçekten hasta bir şekilde yatmışlar. Yaşlı olduğu için diğer askerlere göre herkes de ona...

Hüsam'a göstermiş. Canım babam. Hikaye gerçekten böyleydi. Yani bence çok komik ve tatlı bir hikaye. Sonuç olarak babam bana dedi ki, bazen gün az kaldığında şafak saymak çok zor oluyor diyor. Yani kendisi 14 günden bahsediyor. O yüzden sen de bu 4 ay 20 gün işte gün gün saymak yerine bence biraz unut dedi bana. Ben de dedim ki, ben unutmayı Yusuf Güney'in Unut Onu Kalbimdeki şarkısında bıraktım en son. Bundan sonra hiçbir şey unutamam dedim. Ve unutmayacağım arkadaşlar. Unutursam fısıldarsınız.

Dr. Gilledge Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Güldük ettik. Şimdi gelelim asıl konuya. Ciddileşiyorum. Size dedim ki, 6 Şubat'ta çok güzel bir duyuru yapacağım. Bir şey üzerinde çalışıyorum, bir proje üzerinde. Benim için çok anlamlı ve sizin de kalbinizde gelebileceğine eminim dedim. Çok güzel bir haberim var size. Sizin de payınızın olabileceği, hep beraber bir iyilik zinciri oluşturabileceğimiz. Söylüyorum, benim için çok başka bir anlamı var bunun. Şimdi, deprem üzerinde şehirlerden bir tanesine, ki bu şehir Malatya,

Hep beraber arkadaşlar bir kütüphane açıyoruz ve kütüphanenin ismini biliyor musunuz? Benim Boyabat'ta göreve gelirken hastanenin arabasında trafik kazasında kötü bir şekilde can veren canım arkadaşım şehit doktor Turan Yazlak ve doktor arkadaşları kütüphanesi. Size Turan hakkında şöyle bir bilgi vermek istiyorum. Ben böyle bu olay işte üzerinde çalışırken Turan'ın babasını aradım. Dedim böyle böyle böyle işte hani önce Turan'ın hani

Bu arada o telefon konuşmasında arkadaşlar ben büyüdüm. Ben yaşattım yani. Çünkü böyle bir kayıp, böyle bir çocuk, bu Turan hani arkasından kimsenin bana şu yanlışı oldu diyemeyeceği bir insandı. Gerçekten bilgili bana çok şey öğrettirdi bir anlamda hayat anlamında. Sonra...

İkimiz de tabii duygulandık telefonda. Hani çok dedim ya, başka bir konuşmaydı o. Battal Bey, Turan'la kitap okumayı çok seviyordu. Babası dedi ki, işte ben kitaplarını da göndermek isterim. Dedim, Turan'ın okuduğu kitaplara, hani kütüphanede bir yer yaparız. Hani çünkü öyle bir çocuk, öyle yetişti. Onu yetiştiren hangi kitaplardı? Bunları da görür herkes. Ve biliyor musunuz arkadaşlar, Turan 6 Şubat'ta benim de gönüllü olarak, hemen ilk gidenlerden de Hatay'a o da. Başımız sağ olsun. Desteklerinizi bekliyorum. Bu kütüphane sadece benim değil, hepimizin emeğiyle olacak bir kütüphane. İki yıl geçti, değil mi? Bizim için belki onlar geçti ama bazıları hala o günde kaldı. Yakınlarını kaybedenler, yakınlarını bulamayanlar. Bu insanlar için artık hayat bu şekilde devam etmiyor.

Peki bizim için ne oldu? Biz de toplum olarak hep beraber sürekli bir acının, bir öfkenin, bir mutsuzluğun, bir umutsuzluğun içerisindeyiz. Yani kolektif olarak hepimiz mutsuzuz ve umutsuzuz. Birincisi, neler yaşadık? İkincisi, neler yaşamamız gerekiyordu belki de? Üçüncüsü, sıradan bir vatandaş ne yapabilir?

Ve kolektif mutsuzluk nedir ve bundan kaçınmak mümkün mü ya da bunu iyileştirmek ya da kolektif mutsuzluk anında bireysel refah için, duygusal sağlamlık için, resilience için ne yapabiliriz? Çünkü bireysel bakımımız da çok önemli ki yararlı, üretken ve topluma bu anlamda katkılı olabilelim. Yani ben aslında ne istiyorum biliyor musunuz? Ben nasıl diyorum ki hep size? İşte ben hayatımı sublime ettim, travmalarımı sublime ettim. Yani yaşadığım tüm olumsuz süreçleri yapmaya çalıştığım şey, üretken bir sonuca dönüştürmek. Yani sublimasyon. İstiyorum ki bu kolektif mutsuzluğumuzu, yani bizim toplumca travmalarımızı bir şekilde evirelim, çevirelim, hamurunu yoğuralım ve günün sonunda daha pozitif bir şeye, olumlu bir şeye, üretken bir şeye, faydalı bir şeye çevirelim. Belki de bu podcastin sonunda size bunu sağlayabilirim, bunu verebilirim. Benim şu andaki en büyük gayem bu.

Şimdi bir şey söyleyeyim. İki sene önce, tam bu zamanlar yaşadığım ve şahit olduğum bazı olayları anlatacağım ve bu kimisi için tetikleyici ve travmatik olabilir. O yüzden eğer kötü hissediyorsanız lütfen bu kısımları atlayın. Sonrasında kolektif mutsuzluğa geçtiğim kısımdan sonrasını dinlerseniz sizin için çok daha iyi olacak. Sizi çok seviyorum.

Herkes işinde, gücünde. Ben de o zamanlar İstanbul'dayım. İlk başta çoğumuz sosyal medyadan duyduk. İşte o zamanlar tabii önce bir şoku. Ondan sonra o böyle dayanışma, kaz altında kalanlar. Böyle bir şok oluyorsun. Yani beklemiyorsun tabii ki. Ondan sonra anlatırken bile tabii ki zor bu konular. İşte iş yerindeydim biraz. Ben çalışıyordum. İstanbul'daydım. Kendi işimi yaptığım zamanlardı. Haberlerde gördüm. Böyle duramıyoruz. Bence çoğumuz aynı zaten. Yemek yemiyoruz, içemiyoruz. Böyle bakıyoruz boşluğa. Hani öyle bir şey ki şey gibi yani yakınını kaybettiğinde düşündüğünde kendini ben kendimi bazen düşünüyorum. Hastanede özellikle çok görüyorum kaybeden. Ben nasıl olurum? Büyük ihtimalle şokla hiçbir şey hissedemeyecek bir halde olurum. Allah korusun öyle olmayayım tabii de. Bazen kendimi hayal ediyorum öyle. Başa çıkma konusunda çok başarılı olacağımı sanmıyorum. Ve öyle bir haldeydim yine. Ama ne oldu biliyor musunuz? Sığamadım yani. Sığamadım bir yerlere. Bir şey yapmam gerekiyor. Bir şey yapmam gerekiyor. Şükürler olsun ki hani cidden iyi ki doktor olmuşum dediğim zamanlardı. Çünkü bir zaten herkes gidemiyor. İki gitsen ne yapacaksın? Bilemiyorsun. İnsan çünkü hani etkili olmayacaksan niye gidiyorsun falan. O yüzden o an hiçbir şey düşünmedim biliyor musunuz? Yani görüyorum haberleri ve hani elimden ne geliyorsa. Doktor olmam önemli değil. Ben gidebileyim. Gittikten sonra taşı çıkarırım oradan. Bir şey yaparım. Hani önemli değil. Bir faydam olsun istiyor insan. Ben gideceğim dedikten sonra arkadaşlar o 4-5 saat içerisinde tabi Instagram'da bu zaman böyle popüler item yok. Ama çevremi duyurmaya başlayınca herkes ben bu yardımı yapmak istiyorum, ben şu yardımı yapmak istiyorum özellikle hani güvenmedikleri için çoğu kuruluşa falan öyle benim de gidip direkt bireysel olarak yapacağım bildikleri için hani direkt gidip vereceğim hatta bu verdiklerimi de göstereceğim belgeleyeceğim direkt falan diye bildikleri için tanıdıklar zaten güvendikleri için bunu yaptılar ve ben asla tahmin etmeyeceğim kadar fazla kişiden fazla sayıda ya böyle sadece maddi de değil geçen podcastta da bahsetmiştim

Ben oraya giderken, gittikten sonra ya frigo kamyonlarda, tırlarda aşı gitti ya. Ben kimdim ki? O zaman 10 bin mi, 15 bin mi takipçim ne var? Yani hani insan bazen gerçekten düşünmediğinde ve cesur olduğunda çok daha güzel şeyler olabiliyor. Sonrasında atladım gittim. İlk gittiğimde kendi arabamızla falan gitmiştik.

Ben Fatih'e mi Eminönü'ne mi gidip böyle bir sürü ilaç götürebildiğimiz kadar yanımızda. Ondan sonra tabi ki cerrahi setler falan filan. Sonra herkes gitti. Tuz tersanesinde bırakmıştı her şeyi oradan. Kamyonlar her gün başka bir ile kalkmıştı. Ben Hatay'a gittim ama mesela Maraş'a gitmişti o Ferigo'daki aşı kamyonu. Ondan sonra bir sürü kamyon Adıyaman'a falan gitti. Diğer illere gitti. Erzak yardımı, kıyafet yardımı, ilaç yardımı falan olan.

Sonra giderken yollar hakikaten çok kötüydü. Hatta biz bir yerde böyle işte suyun altında kaldık ettik. Çok korkunçtu ve en kötüsü de ne biliyor musunuz? Gittiğimizde koku yani aklımdan silinmiyor. Travma, enkaz, yani... Anlatamıyorum şu anda onu. Kötü de oldum. Ve gittik ve her şey o kadar hızlı gelişti ki ben ilk gittim, eşyalarımı bıraktım. Bağırıyorlar işte. Ses geliyor, ses geliyor. Anında önce oraya koşuyoruz. Şimdi yanımızda işte o paramedikler de var, hemşire de var falan. Hayatımda gerçekten doktor oldum. İlklerime kadar hissettiğim, 72 saat sonra falan enkazdan çıkan bir tane...

Orada ilk müdahaleyi yapmak falan. Yani o bir kişi için, bilmiyorum böyle sürekli yürüyoruz ve sürekli böyle sesler geliyor ve koşuyoruz. Gönül ekipler geliyor, kazıyor falan bizi çıkıyor hemen ilk yardımı yapıyoruz. Sonrasında ambulansla hastaneye ama böyle alkış kıyamet kopuyor tabii. Yakınları çok mutlu falan sonra diğerine koşuyoruz hemen ya da...

Başka bir sesle koşuyoruz mesela böyle ses yanlış oluyor, oradaki hayal kırıklığı ya da ben orada çıkmış depremden, enkazdan ama gördüklerimden ötürü, travmadan ötürü şok halinde ve hani psikolojik olarak etkilenmiş, sakinleşmeye çalışması gereken kişiler var. Mesela onlarla ayrıca ilgileniyorsun, yardımcı olmaya çalışıyorsun ya da yavrusunun hani kucağına soğuk bedenini alan anneler vardı, onlara destek olmaya çalışıyorsun. gibi gibi şimdi bu en baştaydı çünkü en başta ne oldu herkes üzüldü herkes birlik oldu Türkiye tek birlik dedik işte biz nasıl bir beraberlik yapabiliyoruz seferberlik yapıyoruz itidarlıyız falan filan çok iyi sonra Her zaman olduğu gibi, her zaman olduğu gibi paylaştılar. Yavaş yavaş azaldı. Tamam, bu doğal bir süreç, okey. Ama sadece bu da olmadı. Yani iki yıldır... Biz sesimizi çıkartsak da, gelinen noktayı biliyoruz aslında. Ben geçen gittiğimde yine konteynırda baktım, hasta. Yani iki yıl oldu. Bir şehir kurulurdu.

E tamam da, ne yaparsak yapalım değişmiyor ki. Bu hep böyle oluyor. Hiçbir şey değişmiyor, diyorsanız bence asla öyle değil. Ben de hiç öyle inanıyorum. Hani dünden bugünden bugünden yarını belki göremiyoruz. Ama size şunu söyleyeyim. Hatta inanmıyorum sadece, kanıtlarım da var. Bundan yüz yıl önce, hani belki yüzde elli işte, kadın doktor yoktu, değil mi? Hipokrat...

Neyse oraya girmeyeceğim. Bugün baktığımızda çok güzel bilimsel çalışmalar var. Bununla alakalı ve kadın doktorların mal practice sayısı çok daha az, hastalarının memnuniyeti çok daha yüksek. Yani bu ne demek? Yüzü içerisinde seslerimizin bir anlamı olmuş, yankı bulmuş demek. Yani o yüzden biz yarın göremesek de bizim bugünkü çırpınışlarımızın bir anlamı var. Boşa gitmiyor. O yüzden değiştireceğiz. Peki nasıl? Ben birazcık soluklanayım. Devamında onları konuşalım. Doktor Güneş radyo.

Değiştireceğiz, tamam. Ama nasıl? Şimdi şöyle. Ben kendimden örnek vermeyeceğim. Çünkü benim yapabileceklerimle... ...hem şu anki influyans etkisi... ...hem işte doktor olman böyle afet durumlarında... ...sonuçta farklı şeyler yapabiliyorum. O yüzden ben bu bölümde... ...sıradan bir vatandaşın yapabileceklerine odaklanacağım. Çünkü amacımız ne? Pragma. Fayda. Yapmamamız gereken bir şey var. O da ne arkadaşlar? Acının pornografisi.

Gerçekten empati yapıyor muyuz? Ben bu konuda aynen şöyle düşünüyorum. Dedim ya geçen, bir acık kalbim olsa ben nasıl başa çıkarım diye kendimi hayal ettiğimde. Diğer bir hayal ettiğim şey de bir cenaze töreni. Ebeveynlerinden birini kaybetsem, yine diyorum Allah korusun, ve benim cenaze evine biri gelip de başsağlığı diledikten sonra tatlı arasa evimden kovarım direkt. Ve maalesef ki bizim kültürümüzde böyle millet sadece tatlı değil, yanına ayran, pilav, bu ayran niye böyle, bu tatlı niye böyle, zıkkım ye.

Yani ben gerçekten çok sinirleniyorum bu cenaze evi kültürüne. Evet hayat devam ediyor ama benim için hayat devam etmiyor. Senin için hayatın devam ettiğini benim gözümün önünde göstermene gerek yok. O yüzden gerçekten empati yapıyorsan, acıma ortak oluyorsan bu şekilde olma. E zaten bu şekilde olmuyorsan da göstermelik de olma. O yüzden benim için mesela bir kaybım olsa aramalar falan da anlamsız. Yani yanımda duruyorsan dur, dinle, bir şey söylemene gerek yok. Çünkü her söyleyeceği şey az kalır.

Sadece dinle, yanında ol. Ve hani ihtiyacın varsa onu gider. Gerçekten empati kuruyorsan. Geri kalan öyle boş laflara hiç gerek yok. Ben böyle düşünüyorum. Ve o yüzden de... Tabii ki yaşamadım bu arada. Bu sadece şu anki düşüncem. Belki yaşayınca farklı olur. O ayrı. Bu aynısı deprem durumlarında da geçerli bence. Yani şu an tamam ilk başlarda görüntülerin önemi çok ağır idi. İnsanlarda empati oluşturmak zor. O yüzden görüntüler bunu çok böyle güçlendiriyor falan. Katılıyorum. Ama şu anda sen de ekle hikayesi koyup...

Ya da sadece işte böyle çok tetikleyici fotoğraflar koyup arkasına böyle hüzünlü bir şarkı falan... Ne oldu? Görevini yerine getirdin mi? Bravo! Hatta böyle görev yerine getirilince bence yani bir de arkasına günlük yaşamından bir story koyunca benim gerçekten midem bulanıyor arkadaşlar.

Özellikle influence etkin varsa, senin yapabileceğin çok daha fazla şey var. Çok basit, ben söyleyeyim mi mesela? Hani, çok basit. Bugün değil ha, bugün değil. Bugüne kadar. Bir sürü kütüphane var Hatay'da. Bir sürü çocuğa yardım eden dernek var. Değil mi? Hani çocuk hani, hiç bunun tartışması olmaz. Çocuk çünkü. Destek, ver. Ya da paylaş. Çok basit. Mesela. Ya da insanları herhangi bir şekilde aktif bir rol alıyorsa bile sosyal medyada görünür bir şekilde bunun acısını böyle paylaşmadığında çok fazla tufa tuttuğumuz için görev bilinciyle yani kılıktivizm, slacktivizm dediğimiz görev bilinciyle bir tıkla aktivist olmaya ittiğimizden ötürü onlarda ne yapıyor? Sen de ekle diye ekliyor. Biz ne yapıyoruz? Adamsın, bravo, helal olsun.

Hayır arkadaşım, sana helal olmasın. Senin burada sosyal medya okurlu yazarlığından ötürü seni tenkit ediyorum. Sana helal falan olmasın. Senin bu konuda söyleyebileceğin tek şey sende ekleme. Yani söyleyebileceğin hiçbir şey yok. Yapman gereken orada olan bilgilerden biraz ayıklayıp, değil mi? Biraz süzüp doğru olanı yani bir şey katacak olun. Senin de bir tuzun olsun. Anlatabiliyor muyum? Eklemekten başka bir sözün olsun.

Çünkü artık acısını hissetmekten ziyade bir amacımız var. Bir yere ulaşmaya çalışıyoruz değil mi? Bugünden yarına değil ama belki o yüz yıl sonra. Hadi neyse daha erken olsa ne güzel.

Tamam, şimdi gelelim artık eleştirden. Biz de yapıcı olalım. Yani eleştireleştirdik nereye kadar? Ne yapabiliriz? Ne yapacak bir sıradan vatandaş? Ne yapsın? Bu sorunun çok güçlü bir cevabı var arkadaşlar. Böyle bir soru değil. Çok güçlü. Aklımıza gelmiyor olabilir. Ama yapabileceğiniz en kolay şey ne biliyor musunuz? Chat GPT'ye sormak. Vallahi çok akıllı. Ben bazen diyorum ki ona, seni çok seviyorum. Çünkü yani konuşabileceğim en zeki arkadaşım sensin.

O da bundan çok mutlu, aramız iyi bayağı. Şimdi, ilk başta deprem olduğunda veya herhangi bir felakette de yangın. Sadece deprem değil bu yani, hani daha çok yakında bir acımız var, başka bir acımız. Yine kollektif bizim mutsuzluğa, depresyona, üzüntüye, depresyonu anlamda kullanmadım. Hani hastalık olarak kullanmadım. Sürükleyen. Herhangi böyle bir şey yaşadığımızda ki biz bunu çok sık yaşıyoruz, o yüzden bunları bilmemiz ve bunları gerçekten alışık olmamız gerekiyor.

Ne yapacağız arkadaşlar? Birincisi, bilgi kirliliğine karşı dikkatli olacağız, ilk başta olduğunda. Bunu herkes yapabilir. Bunun için herhangi bir meslek, herhangi bir title'a gerek yok. Yanlış bilgilerin yayılmasını önleyeceğiz. Resmi kaynakları takip edeceğiz, güvendiğimiz. Bir de asılsız yardım çağrılarını paylaşmayacağız. Bu hep oluyordu zaten işte asılsız, bir sürü bir sürü troller bir şey yapıyor, biz de ona kanıyoruz falan, Twitter'da orada burada. Ben hani bu baraj patla dolayı vardı ya, ben o baraja yakındım mesela, öyle orada o kadar korktum ki, o kadar

Askerlerle beraber kalıyorduk biz zaten. Hani askerler... Bir de orada bir patlama falan oldu. Yabancı, ülüklü birisi bir silah mı patlattı? Sonra bir şeyler oldu. O kadar korktum ki hepsinden. Ama aslında öyle bir şey yokmuş sanırım. O böyle iç karışıklık çıkarılmaya çalışılan bir şey değilmiş. Yardımları önlemek için yapılan bir şey falan filan. Tam hatırlamıyorum da anlamadım zaten. Çok anlamam öyle şeyleri ben. Peki başka ne yapabiliriz?

İlk olduğunda herkesin bildiği gibi maddi destek ve bağışlar. Bunu geçiyorum. Burada önemli olan şey, hani ihtiyaca göre göndermek önemli. O bölgedeki eksiklik neyse ona göre. Mesela benim o an o cerrahi setlerini, o plastik cerraha... Hatta hocamın ismini söyleyeyim.

Prof. Doktor Tamer Seyhan, kendisi o zaman Hatay'da, o MKÜ'nün başındaki doktordu. Ona götürmenin işte yararı herhangi bir şekilde oraya buraya atılan işte sulardan kat kat fazla değil mi? Şimdi üçüncüsü yine hepimizin bildiği gönüllü olmak, fiziken de olabilir destek sağlamak.

Bir şey yapamıyorsanız, gidebiliyorsanız ama, işte yemek dağıtımı, lojistik, çadır kurma falan filan, çocuklarla ilgilenme, değil mi? Bunların hepsi yapılabilir. Peki, gelelim sonrasında orta ve uzun vadede ne yapabiliriz? En önemlisi deprem bölgelerine destek devam etmeli. Depremde de aileler, çocuklar, evsiz kalan aileler için kalıcı barınma desteği çok önemli. Yani hala diyoruz, hala neden bahsediyoruz? Biz konteynerdan bahsediyoruz.

Psikososyal destek vermek. Psikolog değilim, ne yaparım? Mektup yazarım arkadaşlar, kitap bağışlarım. Moral etnikleri düzenlerim, onlarla oynarım, unutmadım derim, dinlerim derim, sarılırım, değil mi? Eğitimleri çok önemli, değil mi? Eğitime devam etmek için o yüzden neyimiz var? Burj, destek, bu projelere katılabiliriz.

Ben doktor olarak nasıl destek olduysam herkesin kendi alanında bir katkı sağlayabileceğini vurgulamak istiyorum. Mesela öğretmenler online ders verebilir, psikologlar ücretsiz terafi desteği sunabilir, yazılımcılar bağı sitesi oluşturabilir. Uzun vadede yapmamız gereken en önemli bir şey ise unutmamak ve unutturmamak. Yerel yönetimlere, devlete baskı yapmak. Ne için? Dayanıklı şehirler yapısınlar, binalar yapısınlar. Bunu istiyorsak bunun takipçisi olmak. Tamam mı? Bir şey imza kampanyası, direkt çevre onlar, bunlar. Bunlar uzun vadede gerçekten büyük fark yaratıyor, inanıyorum. Depremzedeleri iş hayatına dahil etmek. İşletmeniz falan varsa depremzedeleri işe alabilirsiniz, işliğe alınır, paylaşabilirsiniz. Freelance ya da uzaktan çalışabilecek depremzedeler için de iş fırsatı oluşturulabilir.

Gelelim kolektif mutsuzluğa. Ne bu kolektif mutsuzluk? Bir toplumun, yani bizim, büyük bir kısmının, yani bizim aynı anda benzer olumsuz duygular, işte üzüntü, kaygı, korku, öfke, umutsuzluk yaşaması durumu. Tanıdık geldi değil mi?

Bu durum arkadaşlar, savaşlar, ekonomik krizler, doğal afetler ya da toplumsal travmalardan sonra ortaya çıkıyor. Mesela 6 Şubat'ta deprem doğrudan etkilenenler için bir bireysel travma yaşatırken, tüm ülke içinde bir toplumsal yaz sürecine sebep olduğu haliyle ve insanlar sadece kaybettikleri yakınları için değil, bir millet olarak yaşanan büyük kayıplar için de yaz tutuyor, tutması da gerekiyor zaten. Peki ne oluyor bu kolektif mutsuzluk sırasında? Güvensizlik ve gelecek kaygısı.

Niye? Çünkü biz insanların güvenliğe dair inancımızı sarsıyor. Hani ne oldu? Hep korktuk değil mi depremden sonra? Kendi binamızla ilgili korkular yaşadık. Acaba ne olacak? İstanbul'dan insanlar başka şehirlere gitti. Peki başka ne oluyor kolektif mutsuzluk sırasında? Öfke ve hayal kırıklığı. Hani kurtarma çalışmalarının yetersizliği. Deprem böyle bir şey miymiş gerçekten? Yani bu kadar zor muymuş kurtarmak?

Hani biz mesela sokakta geçerken birileri bağırıyor, ben çığlıklarını duyuyorum. Yani bu niye birisi yok, niye burada şu an çalışma yok diyorsun ve bu öyle bir öfke yaratıyor ki içinde. Mesela hem depremde hem boldaki yangında ya sadece doğal felaket ya da herhangi bir yanlış veya kaza değil, ihmalin de olduğunu bildiğinde bu kolektif mutsuzluk daha da derinleşiyor haliyle. Başka ne oluyor? Dayanışma ve empati yorgunluğu. Hani ilk dönemde büyük bir dayanışma gösteriyoruz ama sonra zamanla psikolojik olarak tükeniyoruz. Yardım edememe yetememe oluyor. Ben bir şey yapamadım, yapmadım. Yapmak istesek de belki bizi durduran şeyler oluyor. Özellikle mesela ben hani artık haber okumuyordum. Şimdi hani influyans etkinliğine göre haberleri kayıtsız kalamıyorum.

Ama sürekli felaket haberleriyle karşılaşınca bir insan psikolojik olarak yıpranıyor. E burada da duyarsızlaşma, yani desensizasyon devreye girebiliyor. Hani Filistin'de diyorlardı ya, sürekli bebeklerin fotoğraflarını koyduğunuzda artık insanlar bebeklerin ölmesini normalleştiriyor ve desensiz oluyor. Ve burada da duyarsızlaşma depresyon arası gidip gelinebiliyor. Başka ne oluyor arkadaşlar? Kimlik ve aidiyet krizi. Böyle hani çünkü ne oldu? Eski Hatay gitti artık değil mi? Onun bir kültürü var, bir zenginliği vardı. Ben daha önce gitmemiştim Hatay'a mesela. Şeşe gitseydim, bilseydim o eski Hatay'ı. Ama depremle beraber şehir kül olunca ne oldu?

kültürel mirası, toplumsal belliği de zarar gördü. Yani Hatay gibi çok kültürlü, tarihsel önemli büyük bir şehrin yıkımı hem bölge insanları için aciliyet kaybına yol açarken genelde de Türkiye'de hani biz kimiz, nasıl bir toplumuz gibi sorulara sebep oldu. Peki nasıl azaltacağız bu kolektif musluzu? Bunu da söyle derseniz ben de diyorum ki adaletin sağlanması, bu en önemlisi. Dayanışmanın sürdürülmesi, bu da en önemlisi. ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi. Ve arkadaşlar, en en en önemlisi, gelecekte benzer felaketlerin önlenmesi adına somut adımlar atılması. Bunun ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Şimdi gelelim kolektif mutsuzluk ekosisteminde, ikliminde. Biz bireysel olarak kendi bakımımızı nasıl yaparız, nasıl koruruz ki ne olsun bir katkımız olabilsin.

Duygularımızı kabul edeceğiz ve işleyeceğiz. Sublime etmeye çalışacağız. Yani yas, öfke, korku, suçluluk gibi duygular normal. Bunları bastırmak yerine ifade etmeye çalışacağız. Sublime edeceğiz. Yani yazmak, sanatla uğraşmak, güvenilir birine anlatmak, bunları. Bunları deneyebilirim. Resilinsimizi arttıracağız. Yani psikolojik dayanıklılık.

bilgi kirliliğinden kaçacağız. Hani sürekli felaket haberleri okumak yerine ya da bugün acının pornografisini yapmak yerine güvenir kaynaklardan işimize yarar bilgileri süzeceğiz. Hani sosyal medya okuryazarlığına sahip olacağız artık. Fiziksel sağlığımız ve rötünlerimize dikkat edeceğiz. Yani bunları okumak, bunları görmeksiz uykunuzda ne diyorsa bunun sadece size zararı olur. Herhangi bir şekilde topluma yararı olamaz.

Hedef ve anlam yaratacağız. Yani küçük de olsa bir amacı önemli. Mesela gönüllülük, sanatsal üretim, eğitim, tamam mı? Bunlar zihinsel iyileşmemizi, bu anlamı destekliyor. Mesela ne yaptılar? Yangından sonra, Başka Canımız Yok isimli bir hesap açtılar. Ve oradan sürekli hem bu davanın takipçisi olmak, hem kaybedilen kişileri anmak, onların hatırasını yaşatmak adına bir hesap açtılar ve bence çok güzel bir oluşum. Yine yapabileceğimiz başka bir şey, sosyal bağlarımızı güçlendirmek. Destek gruplarına katılmak, yani kolektif travmayı anlamaya çalışan insanlarla konuşmak.

Sonuçta kolektif mutsuzluk sadece bireysel terapilerle değil, toplumsal dayanışma ve aktif mücadeleyle de aşılabilir, tamam mı? Kendimize iyi bakarak, dayanışma içinde kalarak ve geleceğe yönelik önlemler alarak hem bireysel hem de toplumsal olarak bu travmayı aşma yolunda dilerim ki önemli adımlar atarız. Kendimize bakacağız, psikolojik sağlamlık, dayanıklılık kazanacağız, tamam mı? Rezilyonsumuzu elimize alacağız ve belki yarın değil ama yarından sonra değiştiriyoruz. Tamam mı? İki sene önce bu zamanlar yakınlarını kaybeden, hayata değişen kişilerin podcastini dinlediğini biliyorum. Sesinizi yeterince duyamadığımız için, bunu yeterince arkasında durup, takibini yapıp, sorumluların cezasını çekmesini sağlayamadığımız için özür dileriz.

Bundan sonra umarım bir şeyler değişir. Elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Size söz veriyorum kendi adıma. Kolektif mutsuzluğun bittiği, kolektif travmanın bittiği, daha mutlu bir toplum olduğumuzu gördüğümüz günlerde görüşmek üzere. Sizi çok seviyorum. Kendinize gücü bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)