
3.503 kelime · ~18 dk okuma
Merhaba sevgili dinleyici! Bugün seninle hepimizin zaman zaman yaşadığı ama tam olarak nereye konumlandırılması gerektiğini bilmediği iki farklı duygu üzerine konuşacağız. Biri kıskançlık, diğeri ise haset. Şimdi önce bu iki duyguyu birbirinden ayırmak isterim ki senin de kafanda daha net bir şekilde otursun. Çünkü biz bu kavramları günelik hayatta o kadar birbirleri anlamına gelecek şekilde kullanıyoruz ki bazen kafamız karışabiliyor gibi geliyor bana. Kıskançlık, sahip olduğumuz bir şeyi kaybetmemize yönelik tehditler algıladığımızı hissettiğimiz duygu. Mesela bir romantik ilişkinin içerisindeyken partnerimizin ilgisini çekebilecek başka bir insanın varlığını hissettiğimiz duygu kıskançlık.
ya da ebeveynlerimiz kardeşimize daha fazla ilgi gösterdiğinde hissettiğimiz duygu kıskançlık. Ya da mesela iki yakın arkadaşımız bizi aralarına dahil etmeden bir şeyler yapmaya gidiyorlar ve biz onları kaybedebileceğimiz yani bizi dışarıda bırakabilecekleri ve artık arkadaşlıklarına bizden ayrı devam edebilecekleri duygusuyla kıskançlık hissediyoruz. Haset veya imrenme ise bundan daha farklı. Haset de... Bu ikisi arasındaki farkı da açacağım biraz sonra. Ben o haset diye kolay olsun diye söylüyorum. Haset duygusunda biri bir şey sahip ve biz değiliz. Ve biz de onun sahip olduğu şeyden istiyoruz.
Ha ona bir sahip olursak, karşımızdaki insan ona sahip olamaz mı? Yani onun elindekini mi istiyoruz yoksa biz de onunkinden mi istiyoruz? Yani hem o hem ben buna sahip olmaya devam edebilir miyiz? Bu da apayrı bir soru ve podcast içerisinde konuşacağımız bir soru.
Bir de şimdi şöyle bir şey yapalım. Yani kıskançlık ve haset duygularının temel farklarını bir daha bir serelim ortaya. Kıskançlık kaybetme korkusu içeriyor. Haset başkasının sahip olduğunu duyduğumuz arzu içeriyor. Kıskançlıkta üç kişi var en az. Ben varım, benim sahip olduğum şey var. Bu partner olabilir, arkadaş olabilir, anne olabilir. Ve bir de bunu tehdit eden bir kişi var. Kişi veya kişiler var. O yüzden en az üç kişi diyorum. Hasette ise iki kişi var. Ben varım, iki faktör var. Yani ben varım, bir de başkasının sahip olduğu bir şey var. Kıskançlık genellikle ilişkiler içerisinde yaşanıyor. Yakın ilişkiler konteksinde. Dediğim gibi romantik olabilir, arkadaşlık olabilir, aile ilişkileri olabilir.
Haset ise daha çok başarı, statü, maddi şeyler bunlarla ilgili. Kıskançlıktaki temel korku onu benden alacaklar mı? Hasetteki temel korku neden benim değil? Böylece bence güzelce ayırt etmiş oluyoruz bunları. Şimdi gelin isterseniz önce kıskançlıkla başlayalım ve kıskançlığı bir eline boyuna konuşalım. Sonra hasete geçelim. Şimdi genel olarak kıskançlık hissettiğimizde beynimizin tehdit algılama sistemi aktif oluyor.
artıyor, kendimizi huzursuz hissediyoruz. Duygusu olarak kıskançlığın yanı sıra öfke, üzüntü, değersizlik, karşımızdaki insan duyduğumuz güvensizlik, bu tip duygular tetiklenebiliyor. Ve baktığımızda da kıskançlığın neredeyse fiziksel edeceğe benzer bir etki yarattığını da görüyoruz. Eskiden kıskançlığın böyle daha çok romantik ilişkilerde hissettiğimiz ve erkeklerin mesela babalık korkularını yani bu çocuk benim çocuğum mu? dan gelen babalık korkularını rahatlatmak adına veya o amaçla sordukları bir soru ve oradan beslenen bir duygu olduğu düşünürken aynı zamanda kadınların da bu adam benim çocuğumun babası ve çocuğumu büyütmek için gereken kaynaklara sahip o yüzden ben bu kaynakları kaybetmemeliyim den beslenen bir korkuyla kıskançlık hissettiğimiz düşünürken
Şimdi artık araştırmalar kıskançlığın çok daha derin duygulara dayandığını gösteriyor. Yani mesela bebekler de kıskançlık duyuyor. Daha neredeyse 6 aylık bebeklerde bile kıskançlık duygusunu görebiliyoruz. Anne bebeğe benzeyen bir bebek veya oyuncak bebek diye vakit geçirdiğinde o küçücük bebekler bile annelerini kıskanmaya başlıyorlar. Ya da mesela köpeklerde de kıskançlık duygusunu görebiliyoruz.
YouTube'da eğer National Geographic Jealousy Bites yazarsanız inanılmaz tatlı bir video geliyor. Köpeklerin ve işte bebeklerin az önce anlattığım kıskançlıklarını orada izleyebilirsiniz de. Burada işte bir köpeğin insanı diyeyim ben sahibi demeyi hiç sevmiyorum. Köpeğin insanı çok köpeğe benzeyen bir oyuncakla vakit geçirmeye başladığında köpek inanılmaz bir kıskançlık duygusuyla sahibinin ilgisini çekmeye çalışıyor. Hatta bir yerde işte o insanın oynadığı oyuncağa saldırmaya başlıyor kıskançlık duygusuyla.
Bunlar tabii ki tek örnek değil. Bunlarla ilgili çok fazla araştırma var. O yüzden de kıskançlık duygusunun aslında sadece yetişkinlere has, yetişkin kadın ve erkeklere has duyguları olduğunu iddia etmek bu kavrama çok sığ bir bakış açısı. sadece kadın erkek farklarıyla limitlemek aynı zamanda baya heteronormatif bir bakış açısı da. O yüzden bu artık birçok araştırmayla bu fikirden uzaklaşılmış durumda. Şimdi gelelim bu kadar geniş kavramda baktığımızda nasıl alıyoruz kıskançlığı?
Kıskançlığın iki aşamadan oluştuğunu söylemek mümkün. Birinci aşama bizim kıskançlığın o ilk tehdidi algıladığımız veya tehdidi algılamak için çaba harcadığımız kısım diyelim. tepkilerden oluşuyor. İlk kısma bir sürü davranışımızı koyabiliriz aslında. Yani mesela partnerimizin Instagram hareketlerini takip etmeye çalışmak, onun nerede olduğunu anlamaya çalışmak, mesaj atarak onun nerede vakit geçirdiğiyle ilgili sorgulamalarda bulunmak ya da mesela bir ortamda partnerimizin nereye baktığına, kiminle ilgilendiğine, kiminle konuştuğuna dikkat etmeye çalışmak.
Yani partilerimizin davranışlarını böyle sürekli takip ettiğimiz aşama ve bir de orada bir tehdit algıladığımızda o tehditin karşı verdiğimiz tepkiler, daha doğrusu o tehdidi ikinci bir süreçte analiz etmemiz ve bunun gerçekten bir tehdit olup olmadığını ve buna göre aslında bir tepki oluşturmamız. Yani şimdi genel olarak zaten biz yanımızdaki insanın dediğim gibi bu ben şimdi partnerimiz diye kolay anlatıyorum ama siz bunu partnerin üzerine çizip annem, babam, arkadaşım bunları da koyabilirsiniz buraya hiç zor değil kardeşim neyse buraları koyabilirsiniz. Ben dediğim gibi bu podcast boyunca kolay olsun diye partner kıskançlığı üzerinden anlatacağım. Mesela partnerim diyelim ki ben fark ettim ki bir insana çok daha fazla vakit ayırmaya başladı. Yani ne zaman telefon açsam bir arkadaşıyla oluyor ve o arkadaşı benim için aslında hatta bu güzel bir örnek oldu. Diyelim ki benim eşim ben ne zaman onunla bir şeyler yapmak istesem arkadaşı Ali'yle vakit geçiriyor. Ve bu beraber çok eğleniyorlar, çok güzel vakit geçiriyorlar. Aralarında romantik bir şey yok. Ben bunu biliyorum ve ben yine de kıskanırım ki. Yani burada aslında partnerimin romantik ilgisini kaybetmek söz konusu olduğunda bu tehditin illa bir, en azından benim örneğimde, böyle çok onun aklını cezbedecek bir kadın olması gerekmiyor. Eşimin vakti de benim için kıymetli bir kaynak olduğu için ben onun vaktinin ve ilgisinin de benim üzerimde olmasını istiyorum. Ama aynı şekilde ben diyelim ki eşimin başka bir kadınla mesajlaştığını veya ona bir şekilde ilgisinin kaydığını hissedersem de kıskançlık duyuyorum tabii ki. Burada o ikinci süreç önemli. Yani ben o tehdidi algıladığım zaman buna nasıl bir anlam veriyorum? Yani mesela eşim arkadaşıyla daha fazla vakit geçiriyor örneğinde. Ben bunu algılıyorum. Sonra diyorum ki mesela, ya bu aralar sosyalleşemiyordu ve şimdi ona çok iyi geldi bu süreç. Ve aslında oradan beslendiğinde bana da ayırdığı vakitte biz daha iyi vakit geçiriyoruz.
O yüzden ben buna karşı böyle köstekleyici değil de destekleyici ya da nötr duran bir tavır sergileyebilirim. Bakın bu ikincili aşama. Ya da o arkadaşıyla o kadar çok vakit geçiriyor ki benden, evden belki kızımızdan çalıyor vaktini ve bize hiç zaman kalmıyor. öyle olunca ben kendimi çok ihmal edilmiş hissediyorum o yüzden de kendimi çok değersiz hissediyorum çok dışarıda bırakılmış hissediyorum diyerek buna daha negatif tepki gösterebilmem de mümkün başka bir kadına karşı ilgisi olduğunu düşünmem örneğine gelince burada da aslında önce bu ilginin gerçek olup olmadığını anlamam lazım. Yani ben ilk başta fark ettiğim şey gerçek bir tehdit mi? Yoksa yanlış düşünmem mi? Yani aslında öyle bir şey yok ama ben bunu böyle anladım mı? Ya da mesela çok geçici bir şey mi? Ve gerçekten anlık bir şey ve bizim ilişkimizi etki etmeyecek bir durum mu?
Çünkü böyle şeyler de mümkün. Bunu bir değerlendirmem. Ondan sonra bunları ikinci aşamada değerlendiriyorum. Ondan sonra buna göre tepkimi oluşturmam lazım. Hayır, ben bundan çok rahatsız oluyorum ve bunun yapılması asla istemiyorum da diyebilirim. Yok, bu çok önemsiz bir şeydi. Ben buna es geçeceğim de diyebilirim. Ya da bu aslında hiçbir şey değilmiş ve ben buna zaten tepki göstermeyeceğim diyebilirim.
Burada da dikkatinizi çekerse şöyle bir şey var. Birebir aynı tehdidi. Benim değerlendirmemle başka insanların değerlendirmesi birbirinden farklı olabilir. Mesela az önce verdiğim örnekte anlık bir ilgimi, ben bunu önemsemeyebilir miyim dedim. Şimdi ben bunu önemsemeyebilirim belki yani bizim ilişki bağlamımızda diyelim ki yanımızdan çok çekici bir insan geçiyor ve bir an için ona baktık ve ondan sonra geri döndük yani normal sohbete geri döndük bir an bakışımız kaydı ve geri döndük. Bu bazı ilişkilerde çok büyük bir problem oluştururken, bazı ilişkilerde problem oluşturmuyor. Bu ilişki bağlamında ele alınması gereken bir şey. İki insanın dinamiği. Birine bakmak yeteri kadar büyük bir tehdit mi değil mi? Yani mesela yanımızdan geçen insanın gerçek bir tehdit oluşturup oluşturmayacağı da bu arada önemli bir soru.
Yani diyelim ki yanımızdan Ryan Gosling geçiyor. Ben Ryan Gosling'i çok seviyorum. Podcastlerde belki daha önce bahsetmişimdir. E şimdi ben ona bakmayayım mı? Ben benim Ryan Gosling'e bakmam ne değiştirecek bizim ilişkimiz için? Ryan Gosling benim ilişkim için gerçek bir tehdit olabilir mi? Yani o zaman bunun çok da büyük bir önemi olmayabilir ilişkimiz için.
Ama bakın olmayabilire net bir şekilde çiziyorum altını. Çünkü ben şu anda kendi ilişkimden bahsediyorum. Belki başkasının ilişkisinde bu daha farklı olabilir ama yine de bu bakış açısını yani bu insan gerçekten bir tehdit oluşturabilir mi, oluşturamaz mıyı düşünmemiz lazım. Yanınızdan geçen insan benim iyi tanıdığım, hayatımda sık sık interaksiyona girdiğim, kolay ulaşabileceğim bir insansa ve benim dikkatimi dağıtıyorsa o daha büyük Bu bir tehdit bizim ilişkimiz için değil mi? Çünkü ben o insana ulaşabilirim. O insan bizim için gerçekten bir tehdit oluşturabilir. O yüzden bunları düşünmek, değerlendirmek lazım kıskançlıktan bahsederken. Bir de tabii benim karakter özelliklerim ve ilişkimizin bazı özellikleri de benim kıskançlık duygumu belirliyor. Yani mesela ilişki zaten böyle bir belirsizlik sürecindeyse, zaten bazı noktalarda zorlanıyorsa, ben zaten karşımdaki insana yeterince güvenemiyorsam, orada doğal olarak tehditleri daha büyük algılıyorum.
Ama eğer biz sağlam bir noktadaysak, hiçbir belirsizlik yoksa, karşımdaki insan bugüne kadar benim güvenimi sarsacak bir şey yapmadıysa, o zaman daha önemsiz olarak geçebileceğim tehditler büyük tepkiler oluşturmayabiliyor. Bu önemli bir fark bence. O yüzden eğer kıskançlık duygunuz sık sık tetikleniyorsa dönüp bir ilişkiye bakmakta da fayda var. Bu ilişkinin temelinden sıkıntılı yerler var mı? Ya da ben şu anda acaba buralarda daha fazla kıskançlık duygusu hissediyorum? Acaba ben ilişkimde kendimi yeterince güvende hissetmiyor muyum? Ya da ilişkimdeki belirsizlik unsurunun arttığını mı hissediyorum? diye bir sormak lazım.
Bir de ilişkin ne kadar uzun süredir sürdüğü de önemli bir unsur olabilir. Yani çok daha ilişkimiz yeni başladıysa ve ben karşımdaki insanı tanımıyorsam, biraz daha fazla kıskançlık yapma eğilimim olabilir. Yani tehdidi, ilk anda algıladığım tehdidi İkincili değerlendirme de daha önemli bulabiliyorum. Uzun süredir birlikteysem, zaten bir de deneyimlerle de beraber neyin tehdit olduğunu algılamam biraz daha kolay oluyor. Tabii ki bu. Burada da şu unsur var. Belki daha kısa süreli bir ilişkide hissettiğim kıskançlık duygusu, ona verdiğim tepki fazla olabilir.
Ama o ilişkinin bitiminde hissettiğim acıyla daha uzun süreli bir ilişkinin bitiminde hissedebileceğim acı birbirinden farklı olabilir. Etkileri daha uzun sürebilir uzun süreli bir ilişkinin bitiminin. Kaybedeceğim çok daha fazla şey olabilir. Diyelim ki mesela ben 20 yıllık ilişkimi kaybediyorsam onunla beraber kaybedeceğim şeyler çok daha fazla olabilir.
Arkadaşlarımı da onunla beraber kaybediyor olabilirim. O insanın ailesiyle kurduğumuz ilişkileri kaybediyor olabilirim. Mesela o insandan bir çocuğum olabilir ve ondan aldığım, çocuğumuz beraber büyütürken aldığımız, birbirimizden aldığımız desteği kaybediyor olabiliriz gibi gibi unsurlar da girdiği için uzun sürede ilişkilerde değerlendirmeler daha farklı da olabiliyor. Bunu da söylemeden geçemedim şimdi. Bir de tabii kişilik özellikleri var. Kişilik özelliklerinin farklılıkları da kıskançlık duygumuzu etkileyebilir.
Ne gibi derseniz, mesela daha nevrotik olanlarımız yani duygu salınımları daha yüksek olanlarımız daha fazla kıskanç duygusu duyuyorlar. Ya da mesela öz saygısı daha düşük olan insanlar kendilerine sevilmez ya da değer verilemez görmeye daha yatkın oldukları için kıskançlık duygusunu daha fazla hissedebiliyorlar, partnerlerini kaybedeceklerine olan inançları daha fazla oluyor ve bir de tabii bağlanma stillerinin kıskançlığa çok ilgisi var. Hadi şimdi minik bir ara verelim sonra kaldığımız yerden kıskançlık konusu hakkında konuşmaya devam edelim. Tabii bağlanma stillerinin kıskançlığa çok ilgisi var. O da şöyle, eğer mesela ben kaygılı bağlanan bir insansam daha fazla tehdit algılamaya meyilli oluyorum. Ama tepkimi daha bastırmaya çalışıyorum aslında. En azından ilk aşamada.
Çünkü vereceğim tepkilerin karşı taraf tarafından ilişkiyi bitirmeye bir sebep olarak görüleceğinden korkuyorum. O yüzden de çok daha fazla data toplamaya meilde oluyorum diyelim. Bunu da şöyle açıklayacağım size. Kaygılı bağlanan insanlar daha fazla partnerlerini takip ediyorlar demek istiyorum. Daha iyi bir kelime bulamadığım için.
Daha fazla kontrol ediyorlar diyeyim. Hem sosyal medyalarını, hem yaptıkları şeyleri arkadaşlarına vs. vs. Telefon karıştırmaya, daha meyili oluyorlar. Çünkü burada duruma dair sürekli bilgi akışı sağlamaya çalışıyorlar.
Bu arada tabii ki kamu spotu bunu söylemem lazım. Telefon karıştırmak hiç iyi bir fikir değil ve ilişkilerimize hiç iyi gelmiyor aslında. Her ne kadar insanların aşağı yukarı 3'te 2'si bir noktada bunu yaptıklarını itiraf etseler de bunu yapmayı gerçekten azaltmamız gerekiyor. Çünkü bu darmadaşlar aslında bizim karşı tarafa duyduğumuz güvensizliği besliyor. Dahası da insanların bu fark ettiklerinde, yani bizim bu darmadaşlarımız fark ettiklerinde buna tepki göstermeye daha meyilli oluyorlar. Daha meyilli oluyorlar değil, buna tepki gösteriyorlar ve ilişkideki güven daha çok sarsılıyor. O yüzden lütfen bunu yapmayalım. Geri dönüyorum kamu spotunu bitirerek. Derim gibi kaygılı bağlananlar bu tip darmadaşları daha çok yapıyorlar.
ve böyle tepki vermek için yeterince data toplamayı bekliyorlar diyelim. Güvenli bağlanan insanlar daha az kontrol etseler de bir tehdit algıladıklarında bunu açık açık konuşmaya daha meyilli oluyorlar. Kaçından bağlanan insanlar hem data toplamaya daha az meyilli oluyorlar yani kontrol etmeye daha az meyilli oluyorlar hem de buna tepki vermeye daha az meyilli oluyorlar. Böylece buradaki bağlanma siteleri farklılıklarında konuşmuş olduk.
Şu çok önemli. Kıskanmayan insan sevmeyen insan mıdır? Hayır hiç böyle bir şey yok. Kıskançlık eşittir sevmek değil. İlla ben kıskançlık tanımlarken dedim ki sahip olduğumuz şeyi kaybetmekten korktuğumuz için hissettiğimiz bir duygu dedim. Aklınıza şöyle bir şey uyansın. İstemem. Yani beni kıskanmıyor. O zaman beni kaybetmekten korkmuyor mu? Böyle bir şey yok. Kıskançlık duygusunun şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Bir, kıskançlık duygusunu regüle etme kapasitesi kişiden kişiye değişebilir. Yani ben kıskançlık duyabilirim ama bunu hiç dile getirmeyebilirim. Bunun kendimi bile yeterince farkında olmayabilirim veya
Bunu fark ettikçe de çok güzel içimde işte o ikincili proseslerden geçirip hiç su yüzüne çıkartmayabilirim bile. Bu proseslerin çok hızlı ve içerde yapıldığını söylemek, hatırlatmak istiyorum size. O yüzden böyle kıskanan insan, seven insandır falan gibi iddialarda bulunmak aslında çok da doğru değil. Peki ama o zaman neden kıskançlık var Gizem Hocam? Yani çok saçma değil mi diyorsanız? Aslında kıskançlık çok kıymetli bir duygu. Kıskançlık bizim karşımızdaki insana verdiğimiz değeri bize hatırlatıyor hissettiğimizde. Eğer bunu hatırlamıyorsak...
veya aslında kıskançlık duymayalım diye ya da karşımızdaki insan bize kıskançlık hissettirmesin diye o insanla daha fazla vakit geçirmeye başlayabiliyoruz ya da o insana daha fazla iyilik göstermeye başlayabiliyoruz. O yüzden aslında bizi yakınlaştıran bir tarafı da var yani faydalı da ve kıskançlık duygusu bu sayede ilişkilerdeki bağlılığı artıran bir yere sahip. Tekrar söylüyorum yani kıskançlığı göstermek veya konuşmak farklı bir durum. O yüzden bunu beklememiz gerekmiyor. Kıskançlık normal ama kıskançlığın davranışlara dökülmesinde çok büyük yanlışlar olabiliyor. Kıskançlığımızın kontrolcü davranışlara dönüşmesine izin vermememiz gerekiyor aslında. Ben kıskançlığımı nasıl gösteriyorum? Kıskançlığımızı sağlıklı bir şekilde karşı tarafa aktarabiliyor muyum sorusu önemli.
Kıskandığınız zaman karşınızdaki insana siz bunu güzelce aktarabiliyorsanız, karşınızdaki insana nelerin size kıskançlık yarattığını ve neleri daha azaltırsa sizin de kendinizi daha iyi hissedebileceğinizi onu suçlamadan, onu kısıtlamadan sadece bu durumu paylaşarak aktarabiliyorsanız bu çok güzel. Çünkü kısıtladığınız zaman karşı taraf kendi rızasıyla bunu yapmıyor aslında. Sadece siz onu tehdit ettiğiniz için bunu yapıyor. Ve bir süre sonra bu bir yerlerde patlıyor. Ama siz kendi taleplerinizi, beklentilerinizi sağlıklı bir şekilde iletebilir. Karşınızdaki insanla bu konu hakkında konuşup bir orta yolda buluşabilirseniz, iki insan da birbirinden razı olarak ilişkinin kurallarına uyum sağlayabilirse, o zaman bir problem kalmıyor.
Ama dediğim gibi siz sadece kendi hissettiğiniz kıskançlık duygusundan kısıtlamaya gidiyorsanız bu zaten bir yerde psikolojik şiddete dönüşebiliyor ve ilişkinin sonunu da getirebiliyor. Arkadaşlar ben spontan bir kararla haset bölümünü bir sonraki haftaya bırakmaya karar verdim. Çünkü aslında böyle tatlı tatlı ben hasete de girerim diye düşünürken bu podcast çok uzun olacak gibi görünüyor. O yüzden de ben size kıskançlıkla ilgili birkaç bilgi daha verip podcastı kapatayım. Sonra da haset hakkında konuştuğumuz bir sonraki bölümü siz dinlersiniz haftaya. Kıskançlıkla ilgili şu çünkü konu kaldı. Retrospektif kıskançlık. Bu kavramı daha önce duydunuz mu hiç bilmiyorum ama aslında çok sık yaşanan bir durum. Partilerimizin geçmişini kıskanmak. Yani bu insanların hiçbiri şu anda partnerimizin hayatında değil ya da o önemde değil hayatında. Ama biz onun daha önce yaptığı şeyleri, başka partnerleriyle yaşadığı deneyimi ya da bir başkasıyla bir şey yaşamamış bile olsa başkasının hissettiği duyguları kıskanabiliyoruz. Şöyle sorular sormak belki başlangıçta doğal olabilir. Eski sevgilisinin benden daha çok mu seviyordu? Ben de onun önceki ilişkileri kadar değerli miyim?
Bunları sormak tabii sıkıntı yok. Bunlar tabii ki sorulabilir. Ama bunu kıskançlık boyutuna döküp sürekli mesela partilerin eski sevgililerini kötüleme, partilerin şu anda kontrol edemeyeceği şeylerle ilgili huzursuzluk yaratma, Sürekli geçmiş ilişkilerle ilgili sorular sorarak, didikleyerek burayı kendimize yeni problemler açma. Partilerimizin eski ilişkilerindeki mesajlaşmalarını bizimle paylaşmasını talep etme.
o daha önceki ilişkilerinle yaşadığı tecrübelerin detaylarını talep etme, detaylarını duymayı talep etme gibi şeylere girdiğimizde bu iş artık daha sorunlu bir hal alıyor. Bir de bunun tabii şöyle bir boyutu var. Partnerimizin eski sevgililerini sosyal medyadan bulup kendimizi onlarla kıyaslama. Ben daha iyi miyim? Ben daha çekici miyim? Acaba biz daha farklı şeyler yapıyor muyuz? Beni daha çok sevdiğini nasıl gösterebilirim başka insanlara?
gibi duygular geldiğinde ya da partnerimizin hiçbir geçmişi olmamasını ve sadece bize ait olmasını başka hiçbir insan hayatına girmemiş olsun ve sadece bize ait olmuş olsaydı gibi duygularla ilişkiye aslında zedeleme gibi yerlere varabiliyor retrospektif kıskançlık. O yüzden burada bunu yapmaya başladıysak bunun ilişkiye çok zarar verdiğini hatırlatmam lazım sizlere. Ve bu hiçbir işe de yaramıyor. Çünkü yani bir kere zaten geçmiş geçmişte kalmış durumda. Partnerim şu anda eski partnerleriyle görüşmüyor, onlarla vakit geçirmiyor, onlara karşı bir duygu hissetmiyor, onlarla mesajlaşmıyor. Ve ben çok çok çok geride kalmış mesela mesajlaşmalar üzerinden ama ona böyle yazmışsın, bana böyle şeyler hiç söylemedin gibi şeyler söyleyebiliyorum.
Burada şunu hatırlayalım. Her ilişki biricik. Her ilişkide yaşananlar da biricik. Her ilişkide hissedilenler de biricik. Sevgi şeklimizde değişiyor. Sevgi ifade edişimizde değişiyor. Sevgi içimizde hissedilişimizde şekil değiştirebiliyor. Sevginin ölçülebilir bir tarafı yok. Onu daha çok sevmiştin, beni daha az sevmiştin, ona daha çok iyi göstermiştin, bana daha az iyi gösteriyorsun gibi. Kıyaslamaların bizi götürebileceği bir yerde yok. Çünkü mesela diyelim ki partnerimiz eski sevgilisiyle üniversitedeyken birlikte, bizimle ise çalışırken birlikte. Üniversitedeki bir insanın biriyle geçireceği zamanla
Çalışan bir insanın biriyle geçireceği zaman birbirinden çok farklı, yapabilecekleri şeyler çok farklı, imkanlar çok farklı. Bunları göz ardı edebiliyoruz bu kıskançlık türü içerisinde. O yüzden ne olur bunları da hatırlayalım ve biz şu anda kalmak durumundayız. Şu an ve gelecek bize ait. Partnerimizin geçmişi bize ait değil. Olmamalı, olamaz da.
Ayrıca da partnerimizi bugün onu sevdiğimiz insan yapan şey onun geçmişten getirdikleri ve yaşadıkları bütün tecrübeleri. O yüzden ben orayla bir probleme sahip olduğumda aslında bugünkü partnerimle bir probleme sahibim. Bunu da hatırlayalım isterim. Şimdi kıskançlıkla nasıl başa çıkabiliriz? Ben aslında bütün podcast boyunca buna bazı örnekler vermeye çalıştım ama bir toparlamak için tekrar söyleyelim. Birincisi, bu normal bir duygu. Duygunuza sahip çıkın. Yani bir sorun önce. Ben neden böyle hissediyorum? Gerçekten bir tehdit var mı ortada? Ve o, eğer bir teklif olduğunu düşünüyorsam, bunu partnerimle açık açık konuşmalıyım. Yani buraya varmamız lazım. Gerçekten partnerimizle hesap sormak için değil de duygu paylaşmak için konuşmalıyız. Yani mesela bu en son bahsettiğim retrospektif kıskançlıkta olduğu gibi oradan bir örnek vereyim. Yani senin geçmişteki partnerlerine ilgili bir espri yapman ya da onlara dair bir şey söylemen beni rahatsız ediyor. O yüzden bunu yapmasan olur mu? Bana gerçekten daha iyi gelecek.
Bunun seninle bir ilgisi yok. Ben sadece bundan rahatsız oluyorum. Sana o yüzden bunu yapmanı rica ediyorum. Böyle bir konuşma yapabiliriz. Ya da işte bilmem kiminle daha fazla vakit geçiriyor olduğunu hissediyorum bu aralar. Ben buna ilgili böyle biraz rahatsız oldum. Biraz konuşabilir miyiz bunun hakkında?
Ya burada direkt bir varsayımla gittiğinizde, sen zaten beni artık sevmiyorsun, zaten onu düşünüyorsun, zaten onunla ilgileniyorsun gibi varsayımlarla gittiğinizde daha sakin ve kendi duygularınızdan bahsettiğiniz şekilde başlarsanız konuşmaya karşınızdaki insanın sizinle empati yapma ihtimalini arttırabilirsiniz. Yine kıskançlıkla çok sık yaptığımız bir şey ruminasyon. Yani durup durup bunlar hakkında düşünmek, kendi kendimizi dolduruşa getirmek, bundan uzak olmak lazım. Yani sürekli sürekli bunları düşündüğümüzü fark ediyorsak mutlaka takıntılı düşüncek döngüsünü kırmamız lazım. Mesela diyelim ki yatmadan önce bunu yaptığınızı yakaladınız. Kalkın, bir nefes alın, bir cam açın, bir gidip su için.
Çok ciddi söylüyorum, iki dakika telefonunuza bakın, nefes egzersi yapın, meditasyon yapmaya çalışın, o döngüyü kırmaya çalışın. Çünkü o böyle üst üste üst üste üst üste binen düşünceler çığ gibi büyüyor ve bazen küçük şeyleri kocaman hale getirebiliyor zihnimiz. O yüzden o bölünmeleri mutlaka yapmamız lazım, döngüyü kırmamız lazım. Bir de her zaman için karşılaştırma yapmaktan kaçınmak zorundayız. Çünkü o karşılaştırmalar bizim kendimizden götürüyor. Yani bizim kendi değerimizi hissetmemize engel oluyor. Ve başkasına öykünürken, işte bu öykünmek gelecek haftanın konusu, başkası gibi olmaya çalışırken ya da başkasından nasıl farklı olduğumuzu keşfetmeye çalışırken aslında kendi orijinal taraflarımızı kaybediyoruz.
O yüzden bugün bu insan sizinle birlikteyse, sizi seviyorsa, sizin yanınızdaysa demek ki sizi zaten orijinal özelliklerinizle sevmiş, öyle kabul etmiş, öyle yanınızda olmayı istemiş. O yüzden başkası gibi olmaya çalışmanın gerçekten aslında ya da başkasından ne kadar farklı olduğunuzu ısrarla göstermeye çalışmanızın ekstra bir faydası yok. Bunu da belki benden duymak sizi iyi hissettirir diye söylemek istedim. Haftaya Haset üzerine konuşacağız. Haset, öykünmek, imrenmek, bazen başkasının acısından mutlu olmak, Şadan-Froda diye geçen kavram. Bunlar hakkında konuşacağız beraber. O bölümü de heyecanla beklersiniz diye umut ediyorum. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Çok güzel bir pazar gününü diliyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.