Podcast

448: Ha Mansur Ha Ekrem

Trend Topic

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İmamoğlu ve Yavaş aday mı? Muhalefet yine bölünecek mi? 2023’te yaşanan dayatma tekrar mı ediyor? Umut mu, irade mi?
Bu hafta muhalefetin aday tartışmalarına giriyoruz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.



See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.197 kelime · ~26 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 11 Şubat 2025'te alıyoruz. Aslında önümüzde çok fazla konu alternatifi var. Mesela Trump'ı konuşmak mümkün. Galatasaray-Adana Demirspor maçında Adana Demirspor'un sahadan çekilmesi üzerine Türk futbolunu konuşmak da mümkün.

TÜİK adrese dayalı nüfus kayıt istatistiklerine yayınladı. Bir demografik depremle karşı karşıyayız. Nüfus artış hızımız sert şekilde düşmüş görünüyor son iki yıldır. Demografimiz üzerine de konuşabilirdik ama muhalif mahallenin gündemini bitirelim istedim bu hafta. Lanet gelsin adaylık gündemine. Uzatmanın anlamı var mı? Yok. Öyleyse ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Her kuşağın mutlaka kendine has özellikleri vardır ama bizim kuşak yenilgilerin kuşağıdır derim. Yenilgilerin kuşağı. 1980'lerin sonu, 90'ların başında doğan, ilk gençlik yaşlarında AKP iktidara gelmiş, 20'li yaşlarının başında Gezi'yi görmüş, Son 10 yıldır bir tür istibdat rejimi altında yaşayan ve hayata bu rejim altında başlayan bir kuşağız biz. Bir kısmımız batıya göç etti, kimimiz yılgınlık içinde. Hepimiz öyle ya da böyle işinde gücünde, 35 artık geride. Şöyle bir düşünüyorum da, memleketin son 20 yılındaki toplumsal mücadelelerine hem tanık olmuşuz hem de yer yer içinde yer almışız. Geriye dönüp onca yenilgiye bakıyorum, Yine de yüreğinizde umudu taşımak ancak iradeyle mümkün. Umutsuzluk hali eylemsiz kaldığınızda kendiliğinden olan. Umutlu olmak ise çaba gerektiriyor. Yani çabasız bir şekilde umutlu olamıyorsunuz. Bir önceki Tren Topik bölümünün ardından bir dinleyicimizin yazdıkları umut hakkında daha fazla düşünmeme neden oldu. Şöyle yazmış.

Transkriptin tamamını oku

Aklı başında herkesin yapması gereken tek şey var. İpsala Kapıkule üzerinden yurdu terk etmek. Gerçeği göz ardı edip Erdoğan'ın iktidarı teslim edeceğini düşünmek cidden saflık. İnsanların bir dil ve genelgeçer bir meslek edinip ülkeyi terk etmesi için teşvik edin. Lütfen umut satmayın. Gidecek başka yeri olmayanların ülkesi oldu Türkiye. Eğer alternatifiniz varsa zaten gidiyorsunuz. Memleketimiz sadece zorunda olanların kaldığı yalnız bir ülke maalesef. Dinleyicimiz haksız mı? Haksız diyeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Evet haklı. Aklımızı çalıştırınca ortada iyimser bir tablo olmadığı açık. Yani iyimser olmak için bir neden yok.

Hatta iyimserlik biraz da saflıktır böylesi dönemlerde. Peki ya umut nerededir? Umut aklımızda değil, irademizdedir. Biz irade koymazsak, ortada karamsar bir tablo var. Önümüze biri çıkacak ve bizim adımıza mücadele verip bizim adımıza değiştirmeyecek hiçbir şeyi. Kazanacak bir aday bulup seçim günü bira patates yaparak huzur içinde izlemeyeceğiz değişimi. Hayır böyle olmayacak. Değiştireceksiniz, siz yapacaksınız bu işi. İrade koymazsak aklımız kötümserdir. İyimser olan irademizdir. Ne yapabilirim diye kendinize sorun ama sorumluluk sizdedir. Siz sorumlusunuz. Başkasına kızmayın, halka kızmayın. Sorumu olan sizsiniz. Kızdıklarınız kadar siz de sorumlusunuz. Diyelim ve bu girizgâhı neden yaptığımı açıklayayım.

Bir önceki bölümde en kötü olasılık diye vurguladığım şey maalesef gerçek olmaya çok yakın arkadaşlar. Hem Mansur Yavaş hem de Ekrem Emoğlu aday olacak gibi duruyor ve üstelik bu adaylaşma bir çekişme, bir didişme içinde gerçekleşecek. Ben size gazeteci olarak gördüğümü söyleyeyim. Taraflar birbirlerinden pek haz etmiyorlar.

Yani ne Mansur Bey Ekrem Bey'den ne Ekrem Bey Mansur Bey'den haz etmiyor, sevmiyorlar. Nevşin Mengü'nün 10 Şubat'ta X'de yaptığı paylaşım gerçeği gösteriyor. Koşullar 14 Mayıs'tan çok farklı. Muhalefetin tek aday konusunda ısrar etmesine gerek yok. Anlaşılan bu sefer öyle bir seçenek de yok. Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde çok aday göreceğiz.

Biraz Fatih Altaylı gibi yapayım. Edemedik mi? Yazmadık mı? Söylemedik mi? Aylardır bu iş böyle bağıra bağıra bağıra bağıra geliyor demedik mi?

Aylardır Ekrem Emoğlu CHP'nin adayı olursa Mansur Yavaş da aday olacak demedik mi? Tam da bu yüzden aylar önce her ikisi de aday olsun, CHP kendi seçmenini tarafsız bıraksın diye fantastik bir öneri geliştirdim. Gerçi ben kim oluyorsam. Ben kim oluyorum bilmiyorum fakat özellikle milliyetçi dinleyicilerimiz bir yere oturtuyor beni. Yani bir biçimiyle milliyetçi dinleyicilerimiz vakayı kavrayamadı. Solcuyu hiç tanımıyorlar. Hiç tanımıyorlar. Zafer Partili bir dinleyicimiz şöyle yazmış.

Tren Topik 446'da yine beni çok güldürmüştür. Muharrem İnce'yi oyları bölmekle suçlamış, hepimizi CHP'nin doğal seçmeni olmak zorunda bıraktıktan sonra CHP'nin adaylık süreciyle ilgili bir sürü ihtimal sıralamış, hatta Mansur Yavaş'ın CHP'den istifa edip yeni parti kurup ilk turda aldığı oyla AKP'ye yanlama ihtimali olduğunu bile ima etmiş. İmamoğlu'nun siyasi yasak davası aklına bile gelmedi. Bölümün çıktığı gün siyasi yasak davası ilerlemeye başladı ve seçimlerde Ozan kardeşimiz Mansur Yavaş'ın adaylığına mecbur kalacak gibi görünüyor. Önümüzdeki hafta bakalım nasıl bir sağcıya güven olmaz temalı bölüm hazırlayacak.

Muharrem İnce'yi oyları bölmekle falan suçlamadım. Ya nereden çıktı bu? Oylar zaten bir dayatma sonucu bölünmüştü. Ortaya mutsuz bir seçmen kitlesi çıkmışsa Muharrem İnce gibi, Sinan Oğan gibi antipolitik adaylar bu mutsuzların oyunu almaya çalışacaktır dedim. Eğer Mansur Yavaş ve Ekrem Embol'u didişmeye başlarsa aynı mutsuz kitle yine yürer. Kafası karışır. Ya Ekrem ve Mansur mı? Hayır ikisine de lanet gelsin der. Bir tane elemanın biri de çıkar. Hadi ikisine hayır diyenler bana oy versin diyecekler.

Muhareminci gibi bir tip o mutsuzların oyunu hedefleyerek gücünü arttırabilir. Yoksa muhareminci oyları böldü falan demedim. Allah kahretsin. Mansur Yavaş'ın CHP'den istifa edip yeni parti kuracağını falan hiç söylemedim. Allah kuru iftiradan saklasın.

Solcu bir gazeteciyi dinlerken böyle insanların zihni manipüle oluyor, bir kalleşlik arıyorlar herhalde. Bu kalleşliği yapmasanız bile hemen yapıştırıveriyorlar. Ya 35 dakika konuştuktan sonra böyle sonuçlar çıktığını görünce açıkçası üzülüyorum. Sevgili sağcı arkadaşlar, ben sol görüşlü biriyim de hain, kalleş bir değilim ya. Ya ben de sizin düşündüğünüz gibi bir insanım işte. Bu topraklarda doğduk, bu topraklara gömüleceğiz. Bu sizin zihninizde korkunç bir şey olabilir. Yani o nasıl solcu olabilir falan filan denebilir. Her dediğimde bir kalleşlik arıyor olabilirsiniz ama zihninizi bu kadar bulandırmayın. Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı olmasını çok isterim. Tekraren söyleyeyim. Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı adayı olmasını çok isterim. Samimiyetle söylüyorum. Sadece aday değil, direkt cumhurbaşkanı olmasını da isterim. Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı olmasını çok isterim diyorum, böyle deyince bir sessizlik oluyor.

Boşuna beklemeyin ama demeyeceğim. Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı olmasını çok isterim ama diye devam etmeyeceğim. Aması yok. Bu kadar arkadaşlar. Mansur Yavaş cumhurbaşkanı olabilir. Peki ya İmamoğlu? Elbette o da olabilir. O da cumhurbaşkanı olursa çok sevinirim. Zaten ortada iki tane alternatif var. Ya Mansur ya Ekrem. İkisi de olsun ya. Birbirlerine oy vermeyeceklermiş falan filan. Sosyal medya didişmelerle dolu. İkisi de vereyim hiç fark etmez.

Muhtemelen ikisi de aday olacaklar ve seçim satına girilene kadar bu iki aday arasında mümkün olduğunca objektif kalmaya çalışacağımı bilin lütfen. Dedim ya yenilgilerin kuşağına mensubum diye. Onca yenilgi insanın taktik ve strateji üzerine daha çok düşünmesi neden oluyor. Üstelik bu yenilgilerin bedelleri de sadece hayal kırıklığı değil. Kendi adıma ölen arkadaşlarım oldu. Gezide ölen etem sarı sülüyü tanırdım. Hapiste arkadaşlarımız oldu. Sadece geçmişte değil, şu gün ya. Suat Doktaş iki haftadır hapiste. Can Atal'a içeri giren iki yıl oldu. Her ikisini de tanırım. Ben hapse girdim. Yine girmemek için ne yapılabilir bilmiyorum. Bu hafta bir günden üç arkadaşımızı, Uğur Koç, Berkant Gültekin ve Yaşar Gökdemir'i gözaltına aldılar.

Tutuklanacaklar mı diye bekledik, adli kontrole serbest bırakıldılar. Uğur Koç'u dinleyelim. İronik bir soru ama şöyle bir şey geliyor. Ne oldu da yani 1-2 ay içerisinde bu ülkede bütün muhalefet unsurları suç işlemeye mi karar verdi? Ya da bu 1-2 ay içerisinde birileri bazı şeylerin hayata geçmesi için düğmeye mi bastı? Uğurların evlerinden gözaltına alınmalarının nedeni Sabah Gazetesi'nin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'e dönük ziyaretlerini haberleştirmesiydi. Haberi zaten Sabah Gazetesi yapmıştı bu arada. Ama bizim arkadaşlar haberi şöyle vermişlerdi. Sabah Gazetesi Haber Koordinatörü Abdurrahman Şimşek, muhalefetin *** olarak adlandırdığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ile görüştü. Bir sansür duydunuz. Değil mi? Bip sesi geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına CHP Genel Başkanı Özgür Özel ***

Fakat biz bunu veremiyoruz. Bir gazete muhalefetin *** dediği bir ifade kullanıyor, biz bu ifadeyi tırnak içinde bile söyleyince gözaltına alınıyoruz. Ya bu akıl alır gibi bir şey değil. Akşamına eviniz basılıyor, gözaltındasınız. Yüzlerce insan toplanıyor, tutuklanacak mısınız acaba diye. Eskiden de böyle miydi? Bir intikam sürecinden mi geçiyoruz?

Bana kalırsa intikam motivasyonu var elbette ama 28 Şubat sürecinde İslamcıların hiçbiri böyle bir atmosferde ifade etmediler fikirlerini. Gazeteci Ali Bayramoğlu muhafazakar kesimlerin taleplerini yıllarca köşesine taşıdı. AK Parti'yi de yıllarca destekledi. Karar TV'de Elif Çakır ve Yıldıray Uğur'un konuğu olmuş bu hafta. Yeni Yüzyıl gazetesinde yazardım. Müthiş bir başörtü üstüne ve

süre baskı vardı. çok sert yazılar yazardım. çok kuvvetli yazılar yazardım arkadaşlar. hiç tutuklanmadım ben. hiç tutuklanmadım. bu yazılarından hareketle soruşturmaya çağrılmadım. ve askerlerle ilgili yazıyordunuz değil mi? başka askerlerle ilgili çağrıldım pek çok kez. orduya hakaretten çağrıldım ama… siyasetçiler gibi yazdığınızda oldu. hayır. yani refah partisiyle ilgili, başörtüsüyle ilgili yazdım. Eğer gidecek başka bir yeri olmayanların ülkesinde kaldıysak bir başımıza ya biz değişeceğiz ya da biz değiştireceğiz. Aksi halde yaşamak için yeterli oksijeni de ciğerlerimizden almaya karar vermiş görünüyorlar. Ben böyle bir atmosferde ardımda ayı bağırırken acaba Ekrem mi olsun Mansur mu olsun diye entelektüel bir tartışmaya gireşecek değilim. Ekrem de olsun Mansur da olsun kardeşlerim. Yenilgiler sorun değil. Yeter ki yenilgiler öğretici olsun. Mayıs 2023'te yeni jargonla söyleyeyim, büyük yenilmiştik. Büyük yenildik. Şimdilerde herkes onu hatırlıyor. Mayıs 23'ten benim çıkardığım ders, adaylığın dayatılması halinde ne tip sorunlarla karşı karşıya kalınacaktı. Gelin size Mayıs 23 yenilgisini kendi deneyimimle aktarayım. Filmi 3 yıl kadar geriye sarıp Şubat 2022'ye gitmemiz gerekiyor maalesef. Huzurlarınızda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Deva Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu, İyi Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu'nu davet ediyorum.

Daha sonra altılı masa olarak anılacak muhalif partilerin liderleri ilk kez bir araya gelmiş ve ortak bir proje ve ortak bir adayla seçime gireceklerini açıklamışlardı. O günlerde ben Halk TV'de çalışıyordum. Mehmet Teskan ve Seda Selek'le birlikte Neden Sonuç adındaki sabah programının daimi konuydum. Yani hafta içi her gün sabah 8, 11 arasında 3 saat canlı yayındayım. Haftada 15 saatlik bir canlı yayın temposu.

Program 11'de bitiyor ve gündelik siyaset akış biçimine, gündelik haber akışına sürekli maruz kalıyoruz. İşte ben 11'de program bitmiş, o saatten sonra gazeteye gidiyorum, yazı falan yazıyorum, podcast yapıyorum, yani yoğun bir dönemdeyim. Neyse, Altılım Hasan'ın ilk toplantısı bizim programa denk geldi. Ben de programdan sonra Suat Toktaş'ın odasına çıktım, yayını izliyoruz. Ortak proje ve ortak aday. Peki hangisi önce olacak?

Önce aday mı belirlenecek yoksa önce proje mi? Önce projenin olduğu, adaylığın seçim satına ertelendiğini o gün öğrendik. Zaten o gün öğrenince aynı noktada Suat Toktaş'la ben de uzlaşmıştık. 6 lider var ortada. Seçime kadar iktidar olduktan sonra ne yapacaklarını konuşacaklar, sonra da bu 6 liderden bir başkasını aday olarak belirlemelerini bekleyeceğiz. Böyle bir şey olmaz.

Siyaseti bu mesafeden takip eden kimse böyle bir şey olmayacağını bilir. Dolayısıyla siz bir yıl boyunca iktidar olduktan sonra ne yapacağınızı tartışırsanız, adayınız da bu tartışma içinde olanlar olur. Çok açık. Altılı Masa, Kılıçdaroğlu'nun adaylığı için oluşmuştu. Liderler de bunun farkındaydı. Bu kurgunun içinden Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş çıkamazdı. Kurgunun içinden Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş'ın çıkması için Altılı Masa'nın dağılması gerekirdi.

Bu kurgunun tek bir cumhurbaşkanı aday olabilirdi, o da Kemal Kılıçdaroğlu'ydu. Kemal Kılıçdaroğlu doğru aday mıydı, yanlış aday mıydı o ayrı konu. Bu Altılı Masa'yı oluşturunca oradan çıkacak tek bir aday vardı, Kemal Kılıçdaroğlu. Devam edeyim. Altılı Masa'nın kurgusundan İyi Parti rahatsızdı. Deva'yla, Gelecek'le ya da Demokrat Parti'yle falan eşitlenmek istemiyorlardı. Altılı Masa'nın kurgusu CHP ve diğer 5 parti gibi oluşuyordu.

Halbuki İYİ Parti CHP ile eşitlenmek istiyordu. İYİ Parti'deki bu rahatsızlık kazanacak aday söylemiyle dile geliyordu. İYİ Parti bir dayatmayla karşı karşıya kaldığını düşünüyordu ki haklıydı. Orada bir dayatma söz konusu olamaz. Orada bir ortak akıl ortaya çıkacaktır. Ortada bir dayatma var mıydı? Çok açık ki vardı. Seçim satı yaklaştıkça bu daha fazla hissediliyordu. Sevgili dostlar, bu sistemde parti genel başkanlığı çok ama çok güçlü bir koltuk. Çok güçlüler.

Partilerimizin genel başkanları, partinin neredeyse reisi, efendisi gibi bir şey. Çok güçlüler. Genel başkan kendisi ben aday değilim demezse, genel başkan olmayan birinin onun karşısına çıkıp sen değil ben aday olacağım demesi neredeyse imkansızdır. Yani dese bile partiden ihraç edilir, arkasında örgüt olmaz, para bulamaz falanlar filanlar. Kemal Kılıçdaroğlu da bugün Özgür Özel'in yaptığı gibi ben aday değilim demedi. Hele hele 6 Şubat depreminden sonra. Seçime sadece 3 ay kalmışken artık yeni bir planı devreye sokacak zaman da kalmamıştı. Kelimenin gerçek anlamıyla Kemal Kılıçdaroğlu adaylığını dayattığı olanlar oldu. Ben Kılıçdaroğlu'nun her şekilde aday olacağını varsayarak yayın yaptım.

Yani dedim ki bu masadan çıkacak tek bir aday var o da Kılıçdaroğlu yani o yüzden böyle kazanacak aday vesaire falan filan ya masayı dağıtırsın ya da bu kazanacak aday işi çok apolitik geliyordu bana. Masayı dağıtmaya da 3 Mart'ta falan karar verdiler. O zamana kadar konuşmadınız mı ya diye daha sonra sorup soruşturunca Konuşmadıklarını öğrendim. Bakın konuşmadıklarını öğrendim diyorum bu bir bilgi. Olanlar oldu işte yani. Aralık 2021'den beri aday olmak istediğini Kemal Kılıçdaroğlu'nun gören gözler görüyordu. Bir genel başkan da aday olmak istiyorsa onu durduracak bir gücün olmadığını biliyordu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun 2021 yılının sonundaki bütçe görüşmeleri bu gerilimle geçmişti.

Evet değerli arkadaşlar, biz hangi noktaya geldiniz? Hangi noktaya geldiniz? Benim aday olup olamayacağımı size kim söyledi? Düzenek çalışmaya başlamıştı. Adaylık meselesi bilinçli olarak ertelendi. Seçim zamanı yaklaştıkça Kemal Kılıçdaroğlu adaylığa daha çok yaklaşıyordu. Bu esnada Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığını istemeyenler de susuyorlardı. Yani üstü kapalı konuşuyorlardı. Aranızda konuşmuyor musunuz? Yok aranızda konuşmuyorlar. Seçim bu kadar yakınken manevra yapacak zaman da kalmayacaktı.

bir dayatma olduğu ortadaydı. Tüm parti ve partinin periferindekiler Kılıçdaroğlu'nun adaylığını kabullenmiş ve bunun için çabalamaya başlamıştı. Ben bu süreçte Kemal Kılıçdaroğlu adaylaşana kadar olumlu veya olumsuz bir şey dememeye özen gösterdim. Yani gazetecinin görevi aday adayları arasında tercih yapmak değildir diye düşündüm ama Kemal Kılıçdaroğlu da adaylardan biridir, bunu biliyordum yani zaten. İyi Parti zaten oldukça agresifti, Kılıçdaroğlu zaten adaylaşacaktı, aday olmadan önce yıpratmanın artık anlamı kalmadığı bir zamana girmiştik. Dedim ya hele ki 6 Şubat depreminden sonra. Yenilginin kuşağıyız biz. Sadece 2023 değil, geride birçok yenilgi bıraktık. Ama Kemal Kılıçdaroğlu'nun damağımızda bıraktığı o tatsız his hiç geçmedi. Önceki gün Kemal Kılıçdaroğlu'nun KRT TV'de yayınlanan programda söyledikleri o ağzımızdaki tatsızlığı daha da arttırdı.

Erdoğan'ın Kasım 2023'teki 38. CHP kurultayına şaibeli dediğini, partinin bu ithama cevap vermesi gerektiğini söylüyordu Kılıçdaroğlu. Erdoğan bildiğim kadarıyla 4 veya 5 kez şaibeli kurultay dedi. Bu konuda partinin yetkili organlarını, veya Sayın Genel Başkan'ın çıkıp çok açık ve çok net bir açıklama yapması lazım. Sen kim oluyorsun da Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurultayına şaibeli kurultay dersin denmesi lazım. Ben bu sorunun aslında doğrudan muhatabı değilim. Doğrudan muhatabı partinin Sayın Genel Başkanı. Beş kez bu söylenir ve ses çıkarılmazsa o zaman pek çok soru işareti sıradan vatandaşın bile hafızasında yer alır. Bu konuşmanın ardından öğrendik ki zaten Ekim 2024'te yani birkaç ay önce CHP kurultayına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma zaten başlatmış, Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu açıklamaları da soruşturmanın gerekçelerini güçlendirmiş. Cumhuriyet Halk Partisi'nin esi genel başkanı bilerek ya da bilmeyerek iktidar yargısının sopası haline gelmiş. Yakın bir dostum şöyle yazmış Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu açıklamasının ardından.

Kılıçdaroğlu hırsından bir ajana dönüştü. Zamanında güvenip destekledik diye başımız öne eğilir oldu. Utanç içinde anacağız kendisini. Kötü bilirdik diyeceğiz arkasından.

Yüzüm yerdedir. Gerçekten öyle. Kötü bilirdik diyeceğiz arkasından, utanç içinde anacağız kendisini. Yüzüm yerde. Bu zamana dek çok yenildik ama bu yenilgilerin hiçbirinde itibarımız bu kadar ucuzlaşmamıştı. Onurumuzla yenildik ve yenilgilerimizden dersler çıkardık geçmişte ama bu seferki bir başka oldu ya. Yani bu Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçimden sonraki içine düşürdüğü, kendini içine düşürdüğü pozisyon hepimizin yüzünü yere eğiyor. Diyelim ve bir reklam arasına gidelim.

2023 seçimlerine şimdi geriye dönüp muhasebesini yapıyorum da ne yapmak gerekirdi? Bu dayatmayı teşhir mi etmeli yoksa o günkü gibi kabullenmeli miydim? Henüz buna bir cevap verebilmiş değilim. Yani bir çaresizlik durumudur bu. Gözünün önünde oluyor her şey yani. Her şey gözünün önünde oluyor. Bunu görmeyenlere de kör diyemiyorsun. Kardeşim görmüyor musunuz adam aday olacak mı? Bir yıl boyunca adam adaylık çalışması yaptı. Görmüyor musunuz? Niye konuşmadınız siz? Neyse.

Henüz buna bir cevap verebilmiş değilim dedim ama hakkınızı helal edin sizlerden özür dilerim. Öyle ya da böyle Kılıçdaroğlu'na Mayıs 2023 seçimleri sürecinde kefil oldum. Kazanması için uğraştım. Bugün yine yapar mıydım emin olun bilmiyorum. Bugünden bakınca belki de kazanmaması daha iyi olmuş. Bunu demek oldukça zor ama maalesef öyle. Hakkınızı helal edin. Ben de manipüle oldum yüzüm yerdedir. Peki bu yenilgiden nasıl bir ders çıkar bana ve bize?

Benim Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığı ayan beyan dayatılırken Ante Erdoğan'cı tüm kesimlerden beklediğim bu dayatmayı tıpkı benim gibi kabullenmeleriydi. Yapacak bir şey yoktu ve zaman da yetersizdi. Öyleyse susup ortak aday arkasında birleşmek gerekirdi. Kardeşim bıdı bıdı yapmayın işte belli adam dayatmışsa dayatmış. Ne yapalım cumhurbaşkanı aday oldu işte. Artık destekleyeceğiz yani. Susuverin siz de gibi bir tavrım vardı.

Öyle olmadı. Özellikle milliyetçi muhalif kesimler Kemal Kılıçdaroğlu'na direndi. Neticede bu kesimlerin oyuna talip olan Sinan Oğan ve Muharrem İnce gibi oyun bozucuk adaylar ortaya çıktılar. Önce mutsuz bir seçmen kitlesi üredi ve sonra bu mutsuzluğu örgütlemeye aday isimler çıktılar ortaya. Yani önemli olan Sinan Oğan ve Muharrem İnce değil. Siz yine bir mutsuz kitle yaratırsanız yine buna benzer isimler ortaya çıkar. Ben çıkarım, o çıkar, başkası çıkar.

Bugün de aynı çevrelerin yaşadığı his, 2023 seçimlerinden önce yaşanana benzerdir. Zaten bu bölümde de vurgulamak istediğim kısım burası. 2023 seçimlerinde de aday aylar öncesinden belirlenmiş, adayın adaylaşması için altılı masa karar verecek denilmişti. Ama karar belliydi zaten Kılıçdaroğlu adaydı ya. O yüzden Meral Akşener noter masası değiliz, noter masası değiliz diyordu. Yani sonuç tipi öyle gelin tasdik edin bu işi deniyordu altılı masaya. O da diyordu ki ben noter masası değilim. Neyse. Adayın meşruiyet kaynağı altılı masadaki altı liderdi önceki seçimde. O masadan Kemal Kılıçdaroğlu'nun adının çıkacağı ise siyaseti bu mesafeden takip eden herkesin malumuydu. Bugün de aday bellidir arkadaşlar.

CHP'nin adayı Ekrem İmamoğlu'dur. Bu bugün verilmiş bir karar da değildir. Yarın verilecek bir karar da değildir. Kasım 2023'te CHP Genel Başkanı Özgür Özel olduğundan beri Ekrem İmamoğlu'nun CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu bellidir. 17 aydır bellidir yani. 17 aydır. Hiç şüphem yok ki 38. kurultayımız, atamızın 100 sene önce yaptıklarından ilhamla yeni zaferlere giden yolun açıldığı bir önemli, tarihi ve çok değerli kurultay olacak." Ekrem İmamoğlu, 38. kurultaya deyim yerinde ise gövdesini koymuş ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun değişmesi için mücadele vermiş.

Bu kurultaya giderken en kritik viraj İstanbul Kongresi ki, bu kongrede Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akboğat'ın Kılıçdaroğlu'ndan yana olan tavrını son anda değiştirmesi, İstanbul Kongresi'nin özgür özel taraftarlarınca kazanılmasını sağlamış. İstanbul delegelerine kazanan Özgür Özel böylece Türkiye'yi kazanabilmişti. Rıza Akbolat'ın bugün hapiste olması bu nedenle semboliktir. Bakın, saldırıyı doğrudan nereye yapacaklarını biliyorlar. Kılıçdaroğlu'nun sırtından hançerlendim dediği isimlerin başında da Rıza Akbolat'ı yazmak yanlış olmaz sanırım. Elinde hançer olanlar arkamda dursunlar. Hançerlerini soğutmasınlar.

Böylece aslında yapılan ne? Aslında yargı eliyle CHP'deki siyaset dizayn ediliyor. En kritik isimler gözaltı ve hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyor. Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun arasını açacak şekilde operasyonlar yürütülüyor ve aynı dönemde İmamoğlu'nun adaylığı ön plana çıkartılsın diye aslında bir yargı operasyonu düzenleniyor. Ne yapacaksınız? Giderek kember daralıyor, İmamoğlu adaylaşıyor.

38. kurultay Özgür Özel tarafından kazanıldığı günden bu yana Ekrem İmamoğlu'nun CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olduğu bellidir. Ön seçim falan sadece bu kararın meşruiyetini sağlamak için alınmış bir karar. Şimdi diyorlar çeşitli CHP'li kesimler, ya işte ön seçim yapacağız ne kadar demokratik falan. Ya ok işin kılıfı kardeşim. Levent Gültekin bu konuda hakikati söylüyor yani. Ön seçim Ekrem İmamoğlu'na aday etmek istiyorlar ama kılıf uyduracaklar. Kılıfa ihtiyaçları var, o başka bir anlamı yok. Yani belli ki Özgür Bey diyet borcunu ödüyor. Yani genel başkanlığı Ekrem İmamoğlu sayesinde gelmiş olduğu için Ekrem İmamoğlu'nun adaylık talebine direnemiyor. Hayır da diyemiyor, buna bir kılıf uydurmaları gerekiyor.

CHP içindeki bir kaynağım Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı üzerine çarpıcı bir kavramın altını çizdi. Adaylık Ekrem İmamoğlu'nun hakkıydı. Çünkü bu onun siyasi kılıç hakkıydı. Siyasi kılıç hakkı. Çünkü az şey değil, bu düzende genel başkan değiştirmek zordur. Kılıçdaroğlu'nu gönderen Özgür Özel'in arkasındaki güç Ekrem İmamoğlu'ydu. Kılıç hakkı da Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olarak CHP tarafından ilan edilmesidir. Kılıç hakkının peşine düşmesi de bir politik insan olarak doğaldır. İmamoğlu taraftarları böyle düşünüyor. Ya hakkımız, bizim adaylık, bizim hakkımız diyorlar. E haklarıdır, doğru tabii yani genel başkanı bunlar değiştirdi.

Hatta cephenin karşısında Mansur Yavaş var ki Mansur Yavaş 38. kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu'nu desteklemişti. Yani kaybedeni destekledi Mansur Bey. İşte bu yüzden zaten CHP'nin adayı Ekrem İmamoğlu'dur ve bu 17 aydır bellidir diyorum. Yani şimdi Mansur Yavaş'ı destekliyorsanız veya onu çok böyle gönül verdiyseniz kalbiniz kırılabilir ama olan tablo bu yani işte ortadaki. Bir aday adayı Özgür Özel'i destekliyor ve kazanıyor. Tablo buyken CHP'nin adayının Mansur Yavaş olabilmesi eşyanın tabiatına aykırı. Ha dersiniz ki ama kazanacak aday Mansur Yavaş'tır. Ya o da ayrı konu.

İşte bu yüzden CHP'nin 38. kurultayı hedefte ve bu yüzden Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akboğat hapiste. Yani devlet saldıracağı yeri boşuna seçmiyor. İmamoğlu birkaç hafta içinde, yani Mart sonu ya da Nisan başına dek diye duydum, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanacak. Şimdi o tarihe kadar neler başımıza gelecek bilmiyoruz. Peki sonra?

Çok açık ki bu süreçte Mansur Yavaş da adaylaşmak isteyecek ki onun da hakkıdır ya. Şu anda anketlerde bir numara, ikinciye 10 puan fark katmak üzere Mansur Yavaş'tır. Yani şu anda evet CHP'deki Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olması onun hakkıdır ama Mansur Yavaş da an itibariyle kazanmaya en yakın kişidir. bir önceki bölümde şu an hiç konuşmadığı için seçim satında nasıl bir performans göstereceği şüphelidir dedim diye Mansur Yavaş bir düşmanı falan zannedilmişim. Hayır öyle bir şey yok yani gerçekten öyle bir şey yok. Çok açık ki bu süreçte Mansur Yavaş adaylaşmak isteyecek ve bir süre daha CHP'de kalacak.

Zira Mansur Yavaş'ı bu oy oranlarına kavuşturan CHP. Bu noktada Burak Bulganoğuz pek haklı. Mansur Yavaş şu andaki o yüzde ellilerin üzerindeki popülarite oranını da aslında CHP'li olmasına borçlu. Yani hem Cumhuriyet Halk Partili hem Cumhuriyet Halk Partili değil. Yani hem Cumhuriyet Halk Partili olmayan muhalifleri çözüp edebiliyor ama logoya sahip olduğu için, logonun adına siyaset yaptığı için Cumhuriyet Halk Partili seçmenleri de kendisine çekebiliyor. Üstelik çok yorum da yapmıyor biliyorsunuz. O konuları da çok konuştuk. Yani çok fazla siyasi risk alan bir tavrı da yok. Dolayısıyla %60'lık bir beğeni oranına ulaştı. O yüzden Mansur Yavaş da Cumhuriyet Halk Partisi'nden öyle çıkmaya niyetli ya da çıkartılacağı zaman, herhangi bir sorun yaşayacağı zaman hemen partinin dışında konulanacak bir figür değil. Çok ilginç bir şeyden bahsediyorum burada. Yani kavga edilmeyecek kadar içeride, uzlaşılamayacak kadar dışarıda bir aktör Mansur Yavaş. Fakat siyasetin doğası Mansur Yavaş'ı siyaset sahnesinde güçlü bir figür olarak tutuyor. Öyle ya da böyle hem anti Erdoğan'cı hem de anti CHP'ci kesimler için Mansur Yavaş parlak bir cumhurbaşkanı adayı. Kaldı ki şu da var, İmamoğlu'na oy vermeyecek olan Erdoğan'cıların bir kısmı Mansur Yavaş'a oy verebilirler. Yani İmamoğlu'nun Erdoğan'cılardan oy alma kabiliyeti an itibariyle, seçimde ne olur bilmiyorum ama an itibariyle Mansur Yavaş'tan daha az bence. İmamoğlu çünkü anti-Erdoğancılığın vücut bulmuş hali gibi şu anda. Benim en başından bu yana savunduğum şey Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'nun bir konsensüsün parçası olarak adaylaşması.

Ama madem bir konsensus oluşamıyor, o halde centilmenlik sözleşmesiyle her ikisinin de adaylaşması, yani bu iki ismin birbirine didişmesi halinde bir acayip bir korkunç sonuç ortaya çıkabilir. Birtakım CHP'liler Mansur Yavaş'ın adaylaşması halinde onu şeytanlaştırabilecek argümanlar üretiyorlar. Bu argümanların en popüleri Mansur Yavaş'ın Sinan Oğanlaşması olasılığı. Yani Ekrem Emoğlu ile Tayyip Erdoğan'ın rekabet halinde olacağı, Mansur Yavaş'ın da partisi CHP'den koparak milliyetçilerin oyuna talip olacağı, %5'lik 6'lık bir parçayı tutmak pahasına seçimleri kaybettireceği gibi. merdan yanardağ, tele1'in genel yan yönetmeni, kulislerde konuşulan sinan oğanlaşma olasılığını ilk zikredenlerden biri olmuş. geçen seçimlerde de bunları nerede gördük, biz sinan oğan olayında gördük. ben, eğer mansur yavaş chp'nin dışında bağımsız olarak aday olursa, ikinci bir sinan oğan olayının yaşanacağını ve kendi politik geleceğini bitireceğini, politik kimliğini imha edeceğini düşünüyorum. hiç etkili olmayacağı gibi, Sinan Oğan gibi bir bölene dönüşeceğini ve dar bir milliyetçi çevreni, yani %5'lik, 6'lık bir milliyetçi çevrenin oylarını almaktan ibaret bir varlık gösterebileceğini düşünüyorum ki bu siyasi intihar olur. Göreceksiniz önümüzdeki haftalarda Mansur Yavaş'a bu ima daha sık yapılacaktır. Bir bölen iması, Sinan Oğan iması. Ben bu tip bir çabanın son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Yani Mansur Yavaş'ın itibarına hedef alarak adaylaşmasının engellenmeye çalışılması ya da adaylaşsa bile onu marjinalleştirmek bence oldukça yanlış. Çünkü günün sonunda Mansur Yavaş belki aday olmaz ama senin bu süreçte girdiğin bu savaş, mutsuz bir seçmen grubunun ortaya çıkması neden olur ve bir biçimiyle Sinan Oğan gibi, Muharrem İnce gibi bir tip adaylaşır ve o seçmen grubunun protesto oylarını alır.

İnsanlar Muharrem İnce'ye, Muharrem İnce iktidar olacak diye oy vermiyorlardı. İnsanlar bu düzeni protesto etmek için Muharrem İnce'ye oy veriyorlardı. Bugün İmamoğlu'nun adaylığını destekleyen çevrelerin yaptığı en büyük yanlış, Mansur Yavaş'ın zorla, mahalle baskısıyla adaylaşmasının önüne geçmektir. Bu hem mümkün değildir, çünkü adam isterse aday olur. Yani nasıl müdahale edeceksiniz? Yani Mansur Yavaş adaylaşacaksa zaten adaylaşır. Hem de böyle bir tavır yanlıştır ya. Mayıs 2023 seçimlerinde dayatmanın nasıl sonuç verdiğini gördük. Bir başka dayatma muhalif milliyetçi cephenin travmalarını tetikliyor. Aynı senaryonun tekrar yaşandığı bir tür dejavu hissi uyandıran bir süreç yürütülüyor.

Siz Mansur Yavaş'a bu şekilde yüklenir, İmamoğlu'na dayatırsanız ona, Yavaş taraftarları İmamoğlu'na iyice antipati beslerler. Haklılar da yani gerçekten antipati beslemekte. Ben de olsam ben de gıcık olurum. Şimdiden İmamoğlu'na Türk düşmanı falan denmeye başladı bile. İmamoğlu ve Yavaş didişirse, Türk milliyetçisi muhalifler İmamoğlu'nu bir milli güvenlik çerçevesine sokabilirler. E böyledir kutsallarla siyaset yapanlar böyle bir güce sahipler. Eğer İslamcıysanız Müslümanlıktan atılabilirsiniz, Türk milliyetçisiyseniz vatan haini ilan edilebilirsiniz. Erdoğan zaten İmamoğlu'na da böyle yürüyecektir. Bu esnada muhalif milliyetçilerin de İmamoğlu'na bölücü terörist imasıyla yüklenmesi İmamoğlu için hiç de iyi olmaz.

Efendim ben kendi içimde adayımı belirleyeceğim. Bu millet de zaten benim belirlediğim adayı şayet desteklemezse benim adayımı desteklemeyende oyunbozan haline gelir. Yani bir aday belirleyecekler, deme soracaklar da İyi Parti'ye sormayacaklar. Var mı böyle bir yağma altan böreği?

Bu çıkış çok konuşuldu. Ya saçma açıklama falan dendi İYİ Parti lideri Musavat Dervişoğlu'nun bu açıklamasına. Dem partiye de sorulmadı ki zaten fanal denildi. Sevgili dostlar, Musavat Dervişoğlu bunu bilmiyor mu? Elbette biliyor. Bu konuşmadan anlaşılanın ne olduğu ortada. İYİ Parti'nin ya da Milliyetçi Muhalefet'in onaya alınırsa ne olacağını bilemem ama

Orayla didişilirse tehdidin ne olduğu açık. İyi Parti'nin ya da Milliyetçi Muhalif Cephe'nin iki temel gücü var. Birinci gücü, %10-15 bandındaki oy potansiyeli. İkinci gücü, seninle didiştiği zaman seni terörist ilan edebiliyor. Yani İmamoğlu'nu da eğer ki anlaşamazlarsa, Dem Parti'yle yakınlığı üzerinden vurmak isteyeceklerdir. 2023'tekine benzer biçimde İmamoğlu taraftarları terörist işbirlikçisi oluverir.

Mansur Yavaş taraftarları protestocu hale gelir. Bunun kimseye faydası olmaz ama muhalif milliyetçiler kırılan gururlarını böyle onarmaya çalışabilirler. Kaldı ki yarın CHP'liler Mansur Yavaş'a oy vermek durumunda da kalabilirler bakın. Yani dolayısıyla sizin bugünden Mansur Yavaş'a bu şekilde yüklenmeniz son derece hatalı bir tavır olur. Yarın oy vermek zorunda kalabilirsiniz çünkü.

İmamoğlu'na bir siyasi yasak olasılığı ya da ikinci tura Mansur Yavaş'ın kalması halinde ne yapacaksınız? Yenilgilerin kuşağıyız ya, bu yenilgiler kendi adıma beni taktik strateji konusunda ilgili biri yaptı. Sosyalist mücadelenin aktif bir parçası olmayı geziden sonra bırakınca, bir süre bu taktik strateji meselesine kafa yormaya başladım. Bu kavramlar büyük ölçüde askeri terminolojiden alıntıdır. Yani taktik ve strateji, askeri terminolojinin kavramlarıdır.

Finali solcular üzerine konuşarak yapmak istedim. Çünkü solcuların çelişkili bir tutum içinde olduğunu gözlüyorum. Sevgili dostlar, kendisini solda konumlandıran sizler, askerlikteki en zor paktik manevra ricaptır, yani geri çekilme. Bazen cephe hattınız ortadan ikiye yarılır. Bu geri çekilme manevranızı zorunlu kılar, aksi halde dağılan parçaları düşman ordası kuşatır ve imha eder. O halde düşmanın taarruzundan daha hızlı geri çekilmeli ve hattınızı yeniden birleştirmelisiniz. Düşman da cepheyi yardıktan sonra ne yapmalı? En hızlı biçimde taarruzu sürdürmeli ki, rica eden geri çekilen savunma gücü yeniden bir araya gelemezsin.

Bu ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir talimatının arkasında yatan sır budur. Yunan ordusu ricat etmektedir, geri çekilmektedir. Öyleyse en hızlı biçimde kovalamak gerekir. Afyon'dan İzmir'e yürüyüş sadece 10 günde tamamlanmışsa, bu bir askeri zorunluluktan kaynaklıdır. Bir tarafta taarruz gücü, bir tarafta ricat gücü. Bu bir sinir savaşıdır. Ricat gücü kuşatılmamak için en hızlı şekilde hareket ederken, taarruz gücü kuşatmak için en hızlı biçimde kovalar.

Büyük taarruz esnasında yaşanan da benzerdir. Trikupis güçleri icraat ederken, Kurtuluş Ordusu onu Dumlupınar önünde kesmiş, zaferin ilan edildiği olay da bu hadise olmuştur. Birinci kolordunun raporu, nihayet. 23. Tümen, Dumlupınar önünde Trikupis kuvvetlerinin yolunu kesmiş. Öyleyse? Bu iş bitti! Bu iş bitti! Şükürler olsun! Birinci kolordunun raporu geldi efendim.

Çember kapanmış. Tasarladığımız durum dört günde gerçekleşti. Bu safhada birliklerin yanında bulunarak... ...sürat ve şiddetle hareket etmelerini sağlamamız gerekiyor. Doğru. Paşam, siz ikinci orduyla süvari kol ordusuna gidersiniz. Başüstüne.

Ricat etmek zordur. Hele ki çok bedel ödediyseniz geri çekilme kararı vermek de oldukça zordur. Ama ricat, yeri gelir, hayati önem arz eder. Geri çekilmezseniz imha olursunuz. Yunan ordusu 26 Ağustos akşamı ricat etseydi Afyon'u tutunabilirdi. Ama onlar, ricat manevrasında gecikerek büyük bir bozguna uğradılar.

Sol ile bu işin ne ilgisi var? An itibariyle tabloya bakıyorum. 22 yıllık AKP karşıtı mücadelenin geldiği noktaya bir bakın siz de. 85 milyonun kaderi İmamoğlu ve Yavaş'ın omuzlarında. Onlar yenilse ne yapacağımız şüpheli. İmamoğlu yenilse bundan sonra ne yapacağız belli değil. Haliyle aslında sol yenilmiş halde bunu görmüyoruz. Tüm solcuların bunu kabul ederek tavır alması gerekir. Varmışız gibi yapıyoruz. Varmışız gibi.

Solcuların bir kısmı Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu arasında kalıyor ve eski bir ülkücü yerine Ekrem İmamoğlu'nu tutuyor. Olabilir, hiçbir şey diyemem. Ama dönüp bir kendimize bakalım ya. 2014'te Mansur Yavaş Ankara Belediyesi'ne aday olunca, solcular Kaya Güvenç adında bir aday çıkarmış, Kaya Bey, 1200 oy almıştı, bakın 1200. Bu süreçte Mansur Yavaş'ın ülkücü günlerinden konuşmaları elden ele dolaşıyordu.

Deniz Gezmiş'i, hakim katili Yılmaz Güney'i, terörist Köreç Bey'i ve Yasar Kemal'i kahramanı ilan edip, ülkücüleri mafya ve çete ilan eden hazırlılara soruyorum! Bu insanlar bir çete yoksa siz bir çetesiniz! 2014'te sosyalistler Mansur Yavaş'a oy vermeyin çağrısı yapmıştı. Hatta mitinglerinde protestolar düzenlenmişti. Aradan 5 yıl geçti. 2019'a gelindiğinde ise hem Türkiye hem de solcular değişmişti. O seçimde sol Mansur Yavaş'a destek açıklaması yapmadı. Ama onun karşısına aday da çıkarmadı. Yani 2014'teki tavırlarından bir miktar rica ettiler. 2024'te ise daha da ileri gidildi. Bir takım sol partiler doğrudan Mansur Yavaş'a oy verilmesi çağrısı yaptılar. 10 yılda nereden nereye. Şimdi ise Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş arasında kalıp, büyük bir tutkuyla Ekrem İmamoğlu'nu tutuyorlar.

Solcular kendi mevzularına şöyle bir baksınlar. Mansur olsa ne farkı var, Ekrem olsa ne farkı var? Aradaki fark bugünden fanatik Ekremci olmaya değecek kadar çok mudur ya? Fakat Sol yine de rica etmiyor, yine de geri çekilmiyor, direniyor çelişkili biçimde. Ekremci oluyor şimdi de. İslamcılık fikren yenildiği gibi aynı şekilde Sol da fikren yeniliyor. Sanki Ekrem Emoğlu adaylaşsa Sol kendi küçük zaferini kazanacak.

Öyle fanatize olmuşlar ki. Halbuki Türkiye'nin solu geri çekilmek, yaşamak için geri çekilmek ve politik iddialarını yeniden gözden geçirmek zorundadır. Devrim falan mı yapmayı düşünüyorsunuz? Böyle bir iddiamız var mı? Ben solcuların yerine geri çekileyim. Fark etmez dostlar, fark etmez. İster Mansur olsun, ister Ekrem olsun. Ben Erdoğancılara bile sövmemek gerektiğini söylerken Ekremcilerle Mansurcular birbirine sövüyor.

Bu bölümde böylece seçim tavrımı da açıklamış oldum. Ne Mansur, ne Ekrem değil. Ha Mansur, ha Ekrem. Bu süreçte Ekremciler Mansurculardan, Mansurcular Ekremcilerden tiksinmesin yeter. Çünkü belli ki yanlış şekilde politize olmuş bir topluluğuz,

Mahallemiz yanlış şekilde politize oldu ve aslında apolitiklik üretiyor bu politizasyon. Bu nedenle Ekremciler ve Mansurcular diye ikiye bölünmemiz an meselesidir. Ekremciler Mansurculara söver, Mansurcular Ekremcilere söver. Erdoğan'cılar da ikisine birden söver. Böylece seçime gideriz. Her ikisine de başarılar dilerim. Gerçekten samimiyetle söylüyorum. İkisinin de kazanmasını yürekten isterim. Benim tek istediğim şey var, bu ikisi kazansın arkadaşlar. Erdoğan kazanmasın. Tek istediğim şey bu. Her ikisinin de kazanmasını yürekten dilerim. İkisine de kefil değilim. İkisini de bu ülkeyi yönetecek ideal kişi değil bana göre. İkisi de an itibariyle bir siyasi vizyon ortaya koyabilmiş değil. Solla dönsün kendine baksın.

Size mi kaldı, bize mi kaldı Ekremci ya da Mansurcu olmak ya? Geçelim bunları. Hayallerimizi Ekrem'le, Mansur'la küçültmeyelim. Evvela geri çekilelim, sonra yine geliriz. Hayallerimizi satmayalım. Bugün değilse, bir gün mutlaka. Sana kutsal gelen bin yıllık tınar, eski vuruşuyla yıkılsın.

Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme de tercihlerinizden benim gibi pişman olmadığınız günler dilerim. Yine yenileceğiz, yine kalkacağız, yine yenileceğiz. Ama bir gün mutlaka. Hoşça kalın.

Hadi bakalım.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)