
2.032 kelime · ~10 dk okuma
Sri Lanka'nın başkenti Colombo'daki St. Paul Kilisesi'ne 1950'lerde yeni bir rahip atandı. Anglikan Kilisesi'nin yeni rahibi Matthew Peiris, yıllar içinde adını ruh çıkarma seanslarıyla herkese duyurdu. Bu seanslar, Peiris'in dini otoritesini pekiştiriyordu.
Baba, oğul ve kutsal ruhun adıyla sana emrediyorum. Bu ruhu özgür bırak! Gücün yetmez! Tanrı seni lanetliyor, pis ruh! Burası artık bizim! Hayır! Bu ruh Tanrı'ya ait. Onun ilahi kudretiyle seni kovuyorum. Geldiğin yere dön! Hayır! Defol! Onun gücü de bize yetmez! Tanrım, bu ruhu kötülükten kurtar!
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün, yasak bir aşkın sebep olduğu, itirafı imkansız bir cinayetin nasıl adım adım planlanıp ilmek ilmek örüldüğüne tanıklık edeceğiz. Ne dersiniz? Kilisenin duvarları ardındaki bu karanlık hikayeyi dinlemeye hazırsanız başlayalım mı?
Ruh çıkartma seramonileri ve yardımsever karakteriyle Rahip Pierce, kiliseyi ziyaret edenler tarafından oldukça seviliyor ve sayılıyordu. Bu seansların sıkı takipçileri arasında Ingram çifti de vardı. 1976'da Rahip Pierce'i keşfeden Ingram çifti, ondan oldukça etkilenmişti. Her pazar kiliseyi ziyaret eder, bir seansa katıldıklarında heyecanlarını gizleyemez, etkilenmiş bir halde seramoniyi takip ederlerdi.
Onları birbirine yakınlaştıran olaysa Pierislerin Ingramlara iş bulmasıydı. Delrene Ingram kilisenin sekreteri olarak görevlendirildi. Eşi Russell'a da yakınlarda bir iş bulmuşlardı. Bu gelişmelerle birlikte iki çift arasındaki ilişki daha da derinleşecekti. Artık yemeklerin periyotları daha da sıklaşıyor. Bu iki çift neredeyse bir aileymişçesine yakınlaşıyorlardı.
1978 yılının Şubat ayına gelindiğinde Rahip Pierce ve Eunice bir dünya turuna çıkmaya karar verdiler. Yokluklarındaysa kiliseyle ilgilenmeleri için pek güvendikleri Ingram çiftini seçtiler. İki aylık bir gezinin ardından Rahip Pierce Kolombo'ya geri döndü. Eunice bir süre daha İngiltere'de kalacaktı. Onun yokluğunda Kolombo'da yaşanacaklarsa büyük bir trajedi barındırıyordu.
Russell Ingram bir anda baş dönmesi ve bilinç kaybı gibi sağlık sorunlarıyla karşılaşmaya başladı. Bir süre ilaç kullanarak idare etse de sorunları artarak devam ediyordu. Doktora gitmesi şarttı. Hızlı bir şekilde doktor randevusu bulamayan Russell'ın yardımına dostu Rahip Pierce koşacaktı.
Russell, iyi değilsin biliyorum. Bak al şu ilaçları. Doktor bir dostumun önerisi bunlar. Rahip, seni Tanrı gönderdi. Ne kadar teşekkür etsem az. Başım sürekli dönüyor, sanki yer ayağımın altından kayıyor. Bunları al her akşam bak, unutma. Bu arada Russell, yarın ayna gelecek misin?
Evet, tabii ki. Neden sordu? İçimde kötü bir his var. Sanki o ayinde bir şeyler olacak gibi. Kötü şeyler. Beni korkutuyorsun.
Ayin başlamadan hemen önce ingramlar yerlerini aldı. Kilise her zamanki gibi kalabalıktı. Colombo'nun Anglikanları rahibin her bir kelimesini dikkatle dinliyorlardı. Ancak ayinin katılımcılarından biri odaklanamıyordu. Russell. Baş dönmesini durduramadı ve bir anda yere yığıldı. Bunu gören rahip Pyrus ellerini açıp Tanrı'ya haykırmaya başladı. Tanrım sen onu koru ve bize bağışla. Russell'ı acilen hastaneye götürmemiz lazım. Biri ambulans bulsun. Peder, Russell'a bir şey mi olacak? Onu sadece Tanrı bilir. Dinleyiciler şok içindeydi.
Sağlık ekiplerinin gelmesiyle hızlıca hastaneye geçildi. Gergin bekleyiş başlamıştı. Doktorlar gerekli testleri yaptılar. Ancak bir problem vardı. Testlere göre Russell'ın ölçülebilir bir sağlık sorunu yoktu. Kan değerleri gayet yerindeydi. Sadece şekeri düşmüştü. Russell ise Rahip Pierce gibi bir sorun olduğuna inanıyordu ve defalarca bunu doktorlara açıklamaya çalışıyordu.
Doktorlarsa somut bir bulgu eksikliğinden dolayı Russell'ın bir sorunu olmadığında ısrar ediyorlardı. Birkaç gün müşahede altında tuttuktan sonra taburcu olabileceğini söylemişlerdi. Ancak Russell hastaneden ayrıldığında Delrin ve Rahip Pierce ona bakımı konusunda destek olsalar da Russell'ın baş dönmesi geçmiyordu. Düzenli kontrollerden birinde kanındaki şekerin kritik seviyede düşük çıkması nedeniyle tekrar hastaneye kaldırıldı. Ancak bu defa birkaç günle atlatamayacaktı. Neredeyse bir ay kadar hastanede kalan Russell'ın değerlerinin normale dönmesi beklendiğinden çok daha uzun sürmüştü. Bu süre boyunca Delrin ve Rahip Pierce onu hiç yalnız bırakmıyorlardı. Hastane çalışanlarıysa, şehrin çok sevilen rahibi Pierce'in sık ziyaretlerinden oldukça memnunlardı. Rahip hemşirelerle sohbet ederken onların meraklı sorularını cevaplıyor, ruh çıkarma seanslarının detaylarını anlatıyordu. Ardından gizlilik talep ediyor, Russell'la baş başa kalıp Tanrı'ya bir mucize için dua ediyordu.
Doktorlar testlere devam ediyor, Russell'a özellikle kan şekerini düzenleyecek ilaçlar veriyorlardı. Bazı değerleri yavaş da olsa düzeliyor gibiydi. Ancak zihinsel sağlığı geri dönülemez şekilde etkilenmişti. Kan değerleri normal seviyelere ulaştığında, Delrain oldukça yıpranmış eşini alıp onu evlerine götürdü. Fakat maalesef bu eve dönüş kalıcı olmayacaktı.
Sadece dört günün ardından Russell bilinci kaybolmuş şekilde tekrar hastaneye kaldırıldı. Doktor bey ona şeker vermeyi bırakmanız lazım. Bakın böyle iyileşmiyor işte. Şeker ona zarar veriyor. Dediğiniz gibi olamaz Ray. Açıkça ortadaki Bay Ingram'ın sorunu kan şekerinin düşmesi. Şu an onun en çok şekere ihtiyacı var. Bakın anlamıyorsunuz. Şeker beni hasta etti ve Tanrı bu nedenle beni uyardı. Russell'ın benim gibi hasta olmasını istemiyorum. Eğer ona bir şey olursa vebal senin üzerinde.
Doktorların rahatsızlığı rahibi durdurmamıştı. Russell'ı kurtarmak istiyordu. Tanrı ona yalan söylemiş olamazdı. Bu yüzden hemşirelere şeker zehirdir deyip duruyordu. Artık şekerli şeyleri Russell'a yedirmek veya serumuna katmak doktorlar için zorlu bir görev haline gelmişti. Hastanede kaldığı süre boyunca Russell ataklar geçirmiş ve tedavisi hiç durmamıştı.
Sürekli olarak seruma bağlı yaşıyor ve hiçbir kasını doğru düzgün hareket ettiremiyordu. 10 Ağustos'a gelindiğinde doktorlar Russell'ın kalbinin durduğunu söylediler. Russell Ingram tüm tıbbi yardıma ve psikolojik desteğe rağmen hayata tutunamamıştı. Herkes aynı soruyu soruyordu. Acaba Rahip Pierce'in dediği doğru muydu? Doktorlar suçlu olabilir miydi?
Burada kısa bir ara verelim. Ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz. Rahip Pieris'in öngörüleri insanları etkilemiş, güvenlerini kazanmış olacaktı ki, rahibin takipçileri doktorların suçlu olduğuna çoktan ikna olmuştu. Üstelik rahibin hastalığı nedeniyle ona daha çok güveniyorlardı. Ne de olsa o da şekerden çok çekmişti.
Öte yandan doktorlar rahipten hiç memnun değildi. Onun yüzünden tıbbi uzmanlıklarına duyulan güven sarsılıyor, deneyimlerinin sorgulanmasından rahatsız oluyorlardı. Üstelik Rahip Pierce sık sık ilaç yazdırmak için hastaneye uğruyordu. Tüm bunlar yaşanırken Eunice hala İngiltere'deydi. Onun ve Russell'ın yokluğunda Delrin ve Rahip Pierce neredeyse baş başa kalmıştı. İkilinin yakınlığından kimse en ufak bir şüphe duymuyordu.
Sonuçta Rahip Pierce, Russell'ın yakın dostu ve Delrin'in patronuydu. Aynı zamanda saygın ve güvenilir bir din adamıydı. Delrin ise çalışkan bir sekreterdi. Herkes, rahibin ona zor zamanlarında destek olup, Tanrı'nın yolunda kalmasına yardımcı olduğuna inanıyordu. Kilise duvarlarının ardındaysa, kimsenin tahmin bile edemeyeceği, tüyler ürpertici bir gerçek saklıydı.
Artık rahatça baş başa kalabiliyoruz. Sana bir sürprizim var. Bu benim için mi Matthew? Beni inanılmaz mutlu ettin. Çok güzel bir yüzük. Özellikle bugünü bekliyordum. İngiltere'den almıştım ama Yunis'e hiç çaktırmadım. Yunis demişken... Merak etme yakında ben de seninle aynı durumda olacağım.
Russell'dan kurtulmak adeta ikisini de özgürleştirmişti. Ancak herkesin içinde hala istedikleri gibi davranamıyorlardı. Ne de olsa Rahip Pierce hala evliydi. Bu ikilinin olanları gizlemeye özen göstermesi şarttı. Sadece planlarına sadık kalarak istediklerine ulaşabilirlerdi.
Rahibin son aylarda diabet ilacı olması gerektiğinden hızlı azalsa da yenisini temin etmek çok zor olmayacaktı. Ona güvenen doktorlar hala az da olsa vardı. 6 Aralık'ta Eunice Sri Lanka'ya döndü. Russell'ın ölümünden sonra Kolomba'da eski düzenine kavuşacağını sanıyordu. Ama şehir bıraktığı gibi değildi. Delrin'le rahip arasındaki yakınlık onun dikkatini çekiyordu.
Başta bunu görmezden gelmeye çalıştı, ancak her gün fark ettiği küçük detaylar şüphelerini güçlendiriyordu. Russell'ın ölümü, Rahip ve Delreen için neyi değiştirmişti? Eunice gerçeği anlamak için acele etmeyecekti. gözlem yapmalı, doğru anı beklemeliydi. Hata yapmaktan korkuyordu. Ama bir şey kesindi. Bu hikayede fazlasıyla eksik parça vardı. Ve Yunus onları birleştirmek istiyordu. Bilmediğiyse tek gözlem yapanın o olmadığıydı. Yunus'un şüpheli bakışları eşi ve Delrin tarafından fark edilmişti. Artık Delrin ve rahip için işe koyulma zamanıydı.
Kolomba'ya dönmesinden kısa bir süre sonra Yunus baş dönmesi şikayetleriyle doktora gitti. Bazı testler yapıldıktan sonra Yunus'a ilaçlar yazıldı ve kullanması tembihlendi. Doktorların tahmini hava değişikliğinden ötürü Yunus'un birkaç güne ihtiyacı olduğuydu. O da ilaçlarını düzenli olarak kullanarak toparlanacağına inanıyor ve kendine iyi bakmaya çalışıyordu.
Rahip Pieris ve Delrin artık geri dönüşleri olmadığını biliyorlardı. Son engelin de ortadan kalkması gerektiğine emindiler. Delrin ile Rahip Pieris'in gizli buluşmalarından birinde Papaz evinin loş ışıklı odasında planları hakkında bir kez daha konuştular. Artık son aşamadayız Delrin. Bak konuştuğumuz gibi doktorumdan aldığım ilaçları her gün... Ya şüphelenirlerse? Ya anlarlarsa Matthew?
Kimse şüphelenmeyecek. Russell için de şüphelenmemişlerdi. Zaten artık çok geç. Tanrı bizi affetsin. Rahip işe koyuldu. İlaçlarını çantasından çıkardı. Önce tabletlerini toz haline getirdi. Ardından eşinin yemeğine, içeceğine katmaya başladı. Diabet ilaçları, Eunice'nin şekerinin düşmesine sebep oluyordu. Ve baş dönmeleri gün geçtikçe artıyordu.
Bir sabah kahvaltı masasında aniden gözleri kararan Yunus yere yığıldı. Rahip onu hemen hastaneye götürdü ve Yunus yoğun bakıma alındı. Bu kez rolü değişmişti. Delrin'in yaptığı gibi endişeli eş rolünü oynaması gerekiyordu. Ocak ayına gelindiğinde Yunus artık kendini ifade etmekte zorlanıyordu. 15 Ocak'ta tekrar bilincini kaybetti.
Hastane personeli rahibin dualarına şahit olurken kimse onun delrinle gizlice bakıştığını fark etmiyordu. Yunus'un bilincini kaybetmesi bir sonraki adım için mükemmel bir fırsattı. Rahip Pierce gergin adımlarla hastane koridorlarında yürürken rutin bir ziyaret maskesi takınmıştı. Gerginliğinin gizli planı için değil, eşi için olduğuna herkes ikna olmuştu. Hemşirelerin gözlerindeki o tanıdık saygı ifadesini gördükçe yıllardır özenle inşa ettiği karakter onu güvende tutacaktı. Eunice'nin odasına girdiğinde eşini ten rengi solmuş şekilde buldu.
Her zamanki gibi önce biraz ilgili hemşirelerle sohbet etti. Ardından dua etme bahanesiyle yalnız kalmak istedi. Kimse şüphelenmiyordu. O, Tanrı'nın temsilcisiydi. Ve eşini kurtarmak için her şeyi yapmak istiyordu. Odada eşiyle baş başa kaldığındaysa işe koyulacaktı.
Kapı kapanır kapanmaz cübbesinin cebinden çıkardığı küçük şişeye baktı. İçindeki toz sanki bir ilaç gibi duruyordu. Yunus'un serumuna yaklaşırken elleri titremiyor, kalbi hızlanmıyordu artık. Bu ritüeli o kadar çok tekrarlamıştı ki. Tozu seruma karıştırırken adeta şifa veren bir melek gibi görünüyordu. Doktorların iyileşmesi için verdiği serum Yunus'un her geçen gün hayatını tüketen bir zehre dönüşmüştü.
Yasak bir aşk için kurban seçilen kadının sağlığı günden güne kötüye giderken doktorların elinden gelen sadece seyirci kalmaktı. 31 Ocak'ta durum iyice kritikleşti. Yunus'un kan şekeri kritik seviyelerin altına düşmüştü. Beyin fonksiyonları giderek zayıflıyordu. Hastanedekiler tıpkı Russell vakasında olduğu gibi ne yapsalar da bu gidişatı durduramıyorlardı.
Rahip Pierce ise yine hastane koridorlarında dua ederken görülüyordu. Zorlu geçen bir haftanın ardından doktorlar Eunice'i normal beslenmeye döndürmeyi başardılar. Ancak gözlerindeki perde henüz kalkmamıştı. O gün hastane kafeteryasında buluşan Rahip Pierce ile Dahlreyn'in gergin bakışmalarında ikisinin de içini kemiren karanlık sırlar gizliydi. Her şey planladıkları gibi işliyordu.
Yakalanmadan bu işi bitirebilirlerse zincirleri sonunda kırılmış olacaktı. 19 Mart sabahı Yunus'un kalbi son kez attığında hastane personeli içten bir üzüntüyle rahibi teselli etmeye çalışıyordu. Hiçbiri onun gözlerindeki ifadenin keder değil, uzun zamandır beklediği kurtuluşun getirdiği karanlık bir zafer olduğunu göremedi. Delrin ve Rahip Pierce bir süre yaz tutuyormuş gibi yaptılar. İkisi de bir yıl içinde eşlerini kaybetmişlerdi. Ancak yaz evin kapısından içeri giremiyordu. Hatta evlenmek için plan yapmaya bile başlamışlardı. Ama kilisenin duvarları ardındaki bu karanlık sır sonsuza dek gizli kalamayacaktı. Hali hazırda Rahip Pierce'e antipati besleyen iki doktor için şüpheli bir durum vardı.
Bu iki vakayı inceleyen doktorlar benzer semptomları fark etmeye başladılar. Açıklanamayan şeker düşüklüğü, benzer nörolojik belirtiler ve aynı isimlerin varlığı, soruşturmanın ilerlemesiyle kutsal görünen maskenin ardındaki karanlık gerçek yavaş yavaş ortaya çıkacaktı. İlk durak hastane kayıtlarıydı. Rahip Pierce'in diabet ilaçları için yaptığı sık başvurular dikkat çekiciydi.
Özellikle son bir yılda normal bir diabet hastasının ihtiyacından çok daha fazla ilaç reçete edilmişti. Hastane ziyaretçi defterini incelediklerinde ürkütücü bir bağlantı daha ortaya çıktı. Russell ve Eunice'nin semptomlarının arttığı günlerle rahibin ziyaret saatleri arasında bir korelasyon vardı. Parçalar birleşiyordu. Acaba herkesin güvendiği rahip katil olabilir miydi?
Rahip Pierce, soruşturmanın baş şüphelisi haline gelmişti. Birçok doktor ve kilise ziyaretçisiyle görüşmeler yapıldı. Doktorlar, rahibin tavırlarından ve şeker düşmanlığından bahsettiler. Kilise cemaatinden bazı üyelerse, Yunis'in yokluğunda tanık oldukları şüpheli yakınlaşmaları anlatmaya başladılar. Delrin'in sekreterlik görevi sırasında tuttuğu notlar da, rahiple olan yakınlığının ipuçlarını taşıyordu.
1984 yılının Şubat ayında Sri Lanka polisi sabahın erken saatlerinde bu iki şüpheliği gözaltına aldı. Bir zamanlar şehrin en saygın din adamı olan Rahip Piris ve sevgilisi Delrin cinayet suçlamasıyla tutuklandılar. Her şey apaçık ortadaydı. Rahip ve Delrin birlikte kendi eşlerini öldürmüşlerdi. Mahkeme 1984 yılının sonunda kararını açıkladı.
Rahip Matthew Pierce ve Darlene Ingram iki ayrı cinayetten suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırıldılar. Bir yıl sonra ise cezaları müebbet hapse çevrildi. Bu trajik hikaye Sri Lanka'nın kolektif hafızasında derin bir yara olarak kaldı. Kilisenin kutsal duvarları ardında işlenen bu çifte cinayet, insanları derinden etkilemişti. Bazıları için bu, dini otoriteye olan güvenin sarsıldığı an oldu. Bazıları içinse, yasak aşkın nelere mal olabileceğinin acı bir hatırlatıcısı. Bu korkunç cinayet ani bir öfke patlamasıyla değil, adım adım planlanmış bir manipülasyon süreciyle işlenmişti.
Delrene Ingram ve rahip Matthew Pierce, yasak aşklarını yaşamak uğruna yıllardır yanlarında olan insanları akıl almaz bir planla ortadan kaldırdı. Ama asıl dehşet verici olan ne? Cinayetin kendisi mi, yoksa işlenişindeki soğukkanlı hesapçılık mı? Onlar çevrelerindeki herkesin güvenini ve iyi niyetini en küçük detayına kadar hesapladıkları cinayetin bir parçası haline getirmişti.
Bana kalırsa bu cinayetin en ürpertici kısmı da buydu. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Allah Allah!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.