
2.630 kelime · ~13 dk okuma
Alo, peri bacaları, yani fairy chimneys. Evet, bugün o gün. Bugün San Valentin'in kemiklerinin sızdığı gün. Ay, sızdığı mı? Sızladığı gün. Adamı idam ettiler arkadaşlar bugün, haberiniz var mı? My beat is bad and Muslim and we smoking gaza. I don't need your love, gelmem gaza.
SRT. Vroom! Baba bastım gaza. I don't need your love. Gelmem naza. Çok seviyorum bu şarkıyı. Whatever ne diyorduk arkadaşlar? Evet. Dünkü bölümden sonra... Sevgilisi olanlar... Kedi uzaramadığı ciğere bunlar dermiş demiş olabilir.
Ama konunun ne ciğerle ne de kediyle ilgisi yok. Neyle ilgisi var? Sevmek ve sevilmekle. Gelin bakalım, Sevgililer Günü, V-Day, Valentine Day neymiş, ne değilmiş? Bugün ne yapalım? Sevgilimizle nasıl geçirelim? Biraz da benim neden sevgilim yok, exlerim ve kıskanç hallerim? Çünkü buna ne yaptılar? Ama aklım hala yapmadıklarımda. Gelin biraz da bunlardan bahsedelim. Hazırsanız başlıyoruz.
Doktor Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Başlamadan önce bir disclaimer vermek istiyorum arkadaşlar. Herkes sevgili istiyor diye bir durum yok. Şimdi şöyle bir şey var. Mesela ben date'e çıkmak istiyorum falan filan ya böyle diyorum. Takribi ne zaman çıkarız falan yazıyorum videolarımın altında caption'a görsünler diye. Ama konu şu. Ben date istiyorum ama o kadar. Date'den fazlası, bir tık ilerisi falan yani sarmıyor şu aralar anlatabiliyor muyum? Çünkü ilişkiyle beraber, sevgiliyle beraber onun dertleri de geliyor. Ben onları istemiyorum. Sadece böyle...
O güzel hisleri istiyorum. İşte ilk üç buluşmayı istiyorum. Dördüncüde başlıyor ya o derdler. Onları istemiyorum tamam mı? Öncelikle burada bir anlaşalım. Anlaştıysak devam ediyorum. Updatelerde bir şey vermeyi unuttum. Hayat güzelleşiyor dedim. Her şey çok güzel dedim. Ama tek kötü olan bir şey var. O da ne biliyor musunuz? Tırnaklarım.
Arkadaşlar ben o kadar fazla protez yaptırmışım ki son zamanlarda işte aklilekijen her ne atsa tırnaklarım o kadar inceldi kağıt gibi ve ben her nöbette o protez tırnakları kıtırdata kıtırdataya kıtlatıyordum yani ve hepsini yiyordum. Tabi yani yutmuyordum da tükürüyordum. iyileştiklerim ve her nöbette illa çünkü bir yerden kalkıyor hava alıyor ya ben dayanamıyorum bile biz hani hep alkol falan steril ediyoruz bir şeylerin içinde dayanamıyor yani o eller öyle olunca bir yerde gidiyor ya böyle adli vaka geliyor bir şey geliyor ben böyle yiyorum çok iyi gidiyor yani sarıyor arkadaşlar Ve o yüzden de böyle iki haftada bir yaptırmam gerekiyordu. Şimdi bir de Sinop'ta yani merkezde. Bir saat git, bir saat gel. Ve yollar kötü, korkunç biraz buranın yolları. Allah korusun kaza maza olur falan diye de korkuyorum bir tık. O yüzden tırnaklarım şu an aşırı inceldi.
ve biraz uzuyor sonra kırılıyor anlıyor musunuz böyle bunu yaşayanlar bilir azcık uzar tırnağın böyle beyaz kısmını görürsün sonra yine kırılır şimdi ben gidip yine yaptırmak istiyorum huylu huyundan vazgeçmiyor ama yapılacak tırnak kalmadı ikincisi bakım falan yapıyorum da yani olacak gibi değil bunu tamamen uzaması lazım o jelin yapıştığı yerlerin de gitmesi lazım kırılan yalan saç gibi kökü bende şükürler olsun dayanabilirsem dayanacağım çünkü normal oje sürdüğümde dahi oje pütürtü pütürtü duruyor çünkü altta düzgün bir tırnak Lüpercalia Keçi derisiyle kadınları dövüyormuş. Amaç ne biliyor musunuz? Kadınları dorgan yapmak. Ya Allah'ım bu air fryer, yönecel radyasyon yayıyodan sonra duyduğum en saçma ikinci şey ne? Keçi derisiyle dorgan olmasın diye kadınlar mı dövülüyor ve çıplak ayıklar tarafından. Neyse. Bu Lupercalia Zıkkım Festivali 13-15 Şubatlarda oluyormuş, tamam mı? Yani bugünlerde, tamam. Ve ayrıca kadınlar ve erkekler rastgele, random eşleşerek birlikte oluyorlarmış. Amaç da hani doğurmak. Valentine's Day oluşmasında böyle birkaç tane olay var. Bunlar birleşiyor ve en sonunda böyle bir gün oluyor.
Bu bir tanesi. Şimdi ikinci olaydan bahsedeceğim. Aziz Valentin ve Kanlı İnfazlar. Aziz Valentin ne işte? Sen Valentin. Sen ne? Latince aslında holy, yüce, and saint İngilizcesi. Hatırladınız mı? Kutsal kase. Yok, hiç bilmiyorduk.
Holy Grail. Whatever. Şimdi arkadaşlar, bu ne zaman oluyor? Yani bu St. Valentin ne zamanlarda yaşıyor? Biraz da tarih biliyorsunuz. En iyi olduğum konu. M.S. 3. yüzyıl. Bir yerde çıkarsa Dr. Agrest'i öğrenmiştim dersiniz. Şimdi Roma İmparatoru var bir tane. Bunun ismi de Cladius II. Cladius II diye. Ne yapıyor biliyor musunuz bu adam?
Başka bir şey diyecektim de sonra unuttum. Burası Doktor Güneş Radyo. Neyse bu adam askerlerin evlenmesini yasaklıyor. Çünkü niyeymiş? Bekar erkekler daha iyi savaşçılarmış. Bak bak bak. Peki bizim San Valentin ne yapıyor? Gizlice arkadaşlar bu çiftleri evlendiriyor. Bu kral Claudius II bunu öğrenince ne yapıyor arkadaşlar? Valentin'i hapse atıyor. Azize Valentin oğlu suçlu Valentin. Ve tam bugün
Takvimler 14 Şubat'ı gösterirken Aziz Valentin, San Valentin, Holy Valentine idam ediyor arkadaşlar. Yani bizim kutladığımız bugün aslında adamın başı kesiliyor. Niye kesiliyor? Matchmaking yaptığı için, wingman olduğu için, bumble görevini gördüğü için. Ve efsaneye göre Valentin, hapishanenin gardiyanın kızına bir aşk mektubu yazıyor. İşte o San Valentin mektupları. Ve mektubun altına da senin Valentin'in yazıyor. Olaylar böyle hasıl olurken Orta Çağ'da Sevgililer Günü arkadaşlar resmileşmeye başlıyor. Orta Çağ ne zaman? Gidip Google'a bakayım. GPT Orta Çağ ne zaman? 14. yüzyıl arkadaşlar Orta Çağ herhalde. İngiliz şair var bir tane. Tamam, kim o? Önemsiz. Şaka yaptım. Her neyse, Sevgililer Gününü aşk ile ilişkilendirilmiş bu adam. Tamam, okey.
İşte bir şiirinde de 14 Şubat'ın kuşların çiftleşme günü olduğunu yazıyor. Ne alaka? Biz kuş muyuz? Bu fikir yayılıyor, yayılıyor arkadaşlar. Hep bir çiftleşme konusu var yani, anlamadım. Öncesinde de o erkekler mevzusu falan filan takmışlar. Her neyse, aşk sadece çiftleşmek demek değildir. Susma, hiker, çiftleşmeyen aşklar vardır. Ve gel zaman, git zaman 14 Şubat romantik bir gün haline geliyor. Ve en sonunda olan oluyor, modern kapitalizm bugünü çiçeklerle, çikolatalarla ve parayla süslüyor.
Birinci yüzyılda ilk sevgililer günü kartları basılıyor ve sonrasında sevgililer günü çiçek ve çikolata sektörüne dönüşüyor. Şu anda bunlarla kalmıyor neler neler yapılıyor. Dünya çapında milyar dolarlık bir endüstri haline geliyor. Sonuç ne arkadaşlar? Kanlı bir festivalden başlayan bir gelinlik aşkı yüceltiyor.
Ama biz şu anda biliyoruz ki arkasındaki infazlar, kadınları döven gelenekler ve kapitalizmin dev bir oyunu. Tamam, dün konuştuk. Galentine's Day de kapitalizm bir oyunu olabilir ama en azından kötü bir route'dan gelmiyor. Ve böyle bir şekilde patriyarkanın... Yine geldik patriyarkaya ama öyle yani. Ben bunları bu kadar bilmeden önce de Sevgililer Günü'ne karşı çok bir afinitem yoktu. Yani çok çekilmiyordum, çok sarmıyordum. Ama bunları bildikten sonra, ı ıh, istemiyorum, kalsın.
Bundan sonra beni dinleyenler de bana yürüyecek baba yiğit varsa bunu bilerek gelsin. Canına minnettir zaten diye düşünüyorum. Ama konu sevgililer günü değil. O zaman her gün kutlayacağız. Tamam mı? Ona göre. Ay arkadaşlar ben yoruldum. Siz de birazcık bunları digest edin. Yani sindirin. I'll be back soon.
Girl, gelelim şimdi benim aşk hayatıma. Arkadaşlar, bu ablanız, bu yüce gönüllü ablanız düşündü dedi ki, ben papatyalarıma yalnız, Adil Yıldırım'a dönüşme kızım. Ben prenses peri tanelerime en son sevgililer gününde ne yaptım, ondan önceki sevgililer gününde ne yaptım diye bir anlatayım dedim. Değil mi? Ben azıcık böyle T vereyim, dertleşeyim. Sonra arkadaşlar, Düşünün düşündüm Allah Allah ne zamandı hatırlamıyorum. O kadar zaman olmuş ki. Bu arada size hakkımda şöyle bir bilgi daha vereyim. Madem öyle beni tanıyın. Ben hiçbir şey hatırlamam. Yani yaptığım çoğu şeyi sevgililerimden bahsediyorum. Hatırlamıyorum. Arkadaşlarıma gittiğim yeri de hatırlamıyorum. Benim beynim her şeyi siliyor. Gereksiz her şey. To be mesela ya da bilmem gereken İngilizce kelime, bilgiyi falan hepsini hatırlıyorum. Çok da iyi hatırlıyorum. Ama, ya da şarkı sözü falan hatırlıyorum yani biliyorsunuz. Ama konu böyle muhabbet, boş konuşmalar, eski sevgili mevzuları, oraya gittik, buraya gittik. Ben nerede, ne yaptım, ne içtim, ne yedim hatırlamam. Ve o yüzden bunların fotoğrafını çekerim mutlaka.
Boş. Nereye gittiysem çekiyorum. Çünkü fotoğrafın altında yeri, zamanı, hepsi yazıyor ya, detaylı time. Hatta direkt harita veriyor falan. Saati, günü, ben oradan bakıyorum bugün ne yapmışım diye. Şimdi size bunu söylemek istediğimde hatırlamadım yine. Gerçekten hatırlamıyorum. Kimle görüştüm, onu bile hatırlıyorum. Yani tabii ki öyle değil.
Onu demek istemedim. Hani o an, mesela bir sevgilimle ne kadar süre çıktık, onu hafızama yerleştiririm, bilirim ama hatırlamam hangi yaz neredeydik, ne yaptık. Siliyor işte beynim. İyi bir şey bence bu. Belki de bir trauma response. Artık ne kadar travmatik ilişkilerim olduysa. Neyse.
Ben neyi severim? Açtım telefonumu böyle tam tarihte geri gidiyorum. Kronolojik olarak bir zaman yolculuğuna çıktık. 2025 şu an zaten geçtik. Tam 2024 falan. Yok bir şey. 2023. Yok yine bir ilişki falan. Ne yaptım? O günlerde normal takılıyorum. Devamlı fotoğraflara bakıyorum. 2022. Yine bir şey yok. Arkadaşlar en son 2021'de sevgililer günü kutlamışım. O yüzden bırakın da ben bunun hakkında iki bölüm, üç bölüm konuşayım. Hakkımdır. Let her cook! Let her cook! Neyse o zaman. Ve o günde fotoğrafta sadece çiçek var. Hatırlamıyorum yani başka bir şey yaptık mı, yapmadık mı, aldık mı, hediye almadık mı hatırlamıyorum. Ama almamış olabiliriz başka bir hediye yani. Çünkü ben gerçekten sevgililer gününe anlam yükleyen birisi değilim. Bir de ben şöyle düşünüyorum böyle özel günlerle ilgili. Böyle günlerin her zaman hayali ve düşüncesi o günlerin kendisinin gerçekliğinden çok daha güzel oluyor.
Çünkü bugünler hakkında çok fazla hayal kurunca, çok fazla ne yapsak ne etsek diye plan program yapınca, o gün geldiğinde o hayal ettiğiniz olmuyor yani. Böyle hayal ettiğinizi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz, umduğunuz gibi olmayınca moraliniz bozuluyor, moraliniz bir kere bozulunca gün berbat geçiyor falan. Diyelim ki çok güzel kıyafetinizi ayarladınız, onu bunu yaptınız, bir şey eksik. Yani hoşunuza gitmiyor ve modunuz düşüyor. Ben bunları hiç sevmem. O yüzden daha çok akışına bırakmayı seviyorum. Her gün o duygusallığı yaşamayı seviyorum. Ben aşktan çok böyle tutkulu, çok şeyimdir yani hep severim. Hep karşımdakini, ondan hoşlandığımı, ona aşık olduğumu hep belli etmeyi severim. Sözlüğü, sonra dokusal, sürekli çok seviyorum. O yüzden de kalmıyor gerek yani sevgililer. Sevgililer günün arkadaşlar. Bize her gün sevgil... Ayy, bu laf...
Ve bu dört yıl önceki ilişkimden bir önceki ilişki de yani hani sevgililikten bahsediyorum uzun süreli ilişki yoksa aradakileri hatırlamıyorum zaten yani kim kim böyle düşünsem hatırlarım da hakikaten siliyor beynim. Ondan önceki ciddi uzun ilişkim de ciddi ama işte on sene önce falandı. Gazi'de dönem ikiydi. Onunla sevgililer günü kutlamış mıydık hatırlamıyorum gerçekten. Ama onunla da hep zaten beraberdik. O yüzden yine önemli değil sevgililer günü falan. Ha şimdi aklıma geldi. Benim yurt dışında da işte Amerika'da bir tane şey çocuk, yabancı çocuk vardı. Bir tane Amerikan Türk olan vardı. Böyle bunlar 3-4 sene sürüyordu ama sürekli görüşemediğimiz için long distance sayılmaz yani. Ve sevgililer gününde de denk gelemiyorsun. O yüzden onları saymıyorum. Düşünüyorum başka uzun ilişki.
Tam şu an düşünüyorum. Aklıma gerçekten gelmiyor. Neyse. Ne diyordum? Ben o 10 yıl önceki ilişkim, işte o beyin cerrahı olan, benden yaşı büyük olan... Mesela yılbaşında ne yaparsın? Sevgilinle bir yerlere gidersin, yemek yersin, kutlarsın falan arkadaşlarınızla, değil mi? Biz yılbaşında annesine gidip yemek yiyorduk. Ben anneannesiyle falan böyle sarma sarmıştım. Çünkü önemli değil artık o günler senin için. Her günü güzel geçirince önemli olmuyor öyle şeyler. Öyle yani.
Uff, gelelim kıskançlık konusuna. Size söz verdim dün, yarın bahsedeceğim diye. Ama aslında bugünle alakası yok çok yani. Bugün sevgililer günü. Gidin sevgilinizle güzel güzel bugünü kutlayın, yaşayın falan filan. Ama söz verdim, anlatacağım. Zaten giden gitmiştir şu an 14 Şubat. Bugün biz yalnızlar günde bu bölümü dinliyoruz. Şimdi insanın geçmiş deneyimleri ve travmaları tabii ki sonrasında yoğurdu üfleyerek yemesine sebep olabiliyor arkadaşlar.
Benim daha önceki ilişkilerimde böyle gerçekten güvendiğim biri olmadı ki. Ya da gerçekten aptal aptal kıskançlık oyunlarına girmeme sebep olacak şeyler yapmaya çalıştılar, tamam mı? Ama yani çok saçma. Yani ne yapıyorsun? Yani gerçekten bunu mu yapıyorsun? Ama sen niye onlarla görüşüyorsun dersen, ben değildim ki yani. Ben bugünkü ben değilim. Ben bugünkü ben olduğum için dört yıldır yalnızım zaten. Ben o zaman gerçekten canı sıkılan bir insandım. Ama şu an canı sıkmıyor.
Ve hep böyle insanlara denk geldiğim için, yani ister denk gelmediğin, isterseniz pozitif-asortatif mating deyin. Ne bu arkadaşlar, pozitif-asortatif çiftleşme? Bu, insanın kendi fenotipine ve genotipine benzer insanlara birlikte olması demek. Yani isterseniz buna siz denk gelmiyor, sen de öylesin, de öyleleri çekiyorsun diyebilirsiniz tabii ki. Bunlar teori sonuçta, kanun değil. Olabilir.
Ama ben gerçekten bu sorununu halletmeden bir ilişkiye hazır olduğumu çok da düşünmüyorum. Yani benim güvenebileceğimi anlamam lazım insanlara. Siz isterseniz ama yine kaçıngan, bağlanma falan filan diyebilirsiniz. Tabii ki bu sizin tercihiniz ama ben böyle adlandırmak istemiyorum. Çünkü sadece bu değil. Anlatmadığım şeyler de var tabii ki.
Mesela ben burada rahat rahat o eski sevgilimden, bundan, şundan, her şeyden bahsediyorum değil mi? Çünkü gerçekten benim için bir önemi yok. Hayatıma girecek yeni bir kişi bundan rahatsız olabilir mi? Olabilir. Sonuçta ben onunla olan şeyleri de konuşabilirim burada. Konuşuyorum çünkü benim artık kişiliğim bu. Ben anlatıyorum bir şeylere. Ya da neler anlattım değil mi burada? Hala da anlatabilirim eskilere dair. Ama benim aklımda, fikrimde, kalbimde onlarla ilgili hiçbir şey yok. Hatırlamıyorum bile, umurum dışılar.
Ama konuşuyorum. Çünkü niye? Bir hayata anlatıyoruz. Burada yani beraber bir şeyler paylaşıyoruz, öğreniyoruz, gelişiyoruz. Ha! Karşımdaki insan da gelip dersin ki, bu niye böyle falan. Kardeşim, sen beni bilmiyor musun? Ben radyo programcısıyım. Ben radyo programcısı, doktor, yazar, radyo programcısı Tugba Güleç. Pardon. Sen who are you? Who is that diva? Whatever arkadaşlar. Şaka tabii ki o da. Yani gelen kişi de bunu bilerek gelsin falan filan. Artık böyle hani yaşta kemale erince diyorsunuz ki yani.
Hadi bakalım. Şimdi umarım bu konuyu anlatabilmişimdir ama bu konuda çok su götürür. Ben istiyorum ki bu ilişkiler konusunda falan birkaç tane daha bölüm yapalım. Böyle güzel güzel her konuyu konuşalım. Çünkü ben kendim için yapıyorum aslında. Gerçekten bence benim en az antrenmanlı oldum. Yani antrenman derken...
doğru düşünemediğim doğru davranamadığım belki düşünüyorum ama limbikle frontal her zaman örtüşmüyor arkadaşlar mantıkla hisler aynı doğrultuda olamayabiliyor ben bazen yanlış yaptım bile bile yanlış yapıyorum mesela çok fazla sınır çekiyorum fazla beklentim var her şeyin Biliyorum, okey. Ben yapıyorum, karşılığı yapınca olmaz diyorum falan. Hepsini biliyorum, tüm yanlışlarımı biliyorum. Ama bilmem ya da farkında olmam her zaman değiştirebilmemi sağlayamayabiliyor. O yüzden ben de bunu konuşarak kendimi de eğitmek, kendimi de terapi etmek, self-therapy istiyorum ki bir yerde yani bunu düzeltebileyim. Şu an olmasa da çünkü ileride bir gün ben de şeyi kaçırmak istemiyorum yani, o güzel bir his biliyorum. O samimiyeti, o güzel duyguları da yaşamak güzel. Tamam, şu anda da mutlu olabilirim ama o da ayrı.
O yüzden sizin güvendiğiniz, sevdiğiniz, mutlu olduğunuz beraber böyle... Sen hayattan 5 zevk alıyorsan, o da hayattan 5 zevk alıyor. Siz 5 artı 5, 10 değil, 15 zevk alıyorsanız bence bunun bir anlamı var. Bu da çok ilginç. Matematik oldu. Bırak matematiği de hislerini bırak. Birazcık kendini... Olmuyor işte. Her neyse. Yani diyorum ki varsa böyle biri, kıymetini bilin. Elinden tutun. Ve bugün sevgililer gününde millet oraya gitmiş, buraya gitmiş, şunu yapmış, bunu yapmışı boş verin. Gerçekten andan zevk almaya bakın falan diyene bak. Yok ya, gerçekten öyle yani. Çok güzel hisler. Sevin, sevilin arkadaşlar. Bu arada şu an hatırlamıyor olabilirim ama ben çok sevdim, çok sevildim. Yani sonuna kadar aşkı yaşadığım böyle...
Aşka aşık biriyim ben. Çok seviyorum aşık olmayı. Üç güne aşık, beş güne aşık oluyorum. Altı gün bitse de olsun. Önemli değil. O beş altı günü bana yetiyor yani okusun için falan filan. Hayatta her türlü şeye doydum yani. Sevgilim olsun, bunu yapayım, şunu yapayım. Doydum onlara. Sevgilimle dünyayı da gezdim. Sevgilimle onu da yaptım, bunu da yaptım. Tamam yeter.
O yüzden bundan sonra bir ilişkim olursa gerçekten güveneceğim. Gerçekten hayatta böyle hani ona açıklayacağım ki benim şöyle şöyle bir sorunum var veya bir sıkıntım bir şey bana bir öneride bulunabilecek. Beni gerçekten anlayıp bana gerçekten cevap verebilecek. Benim çünkü bundan önceki ilişki arkadaşlar ya hani o tamam şey de güzel hani çok kafası çalışmayan bir erkekteyim. Hani kolay oluyor anlatabiliyor muyum sonuçta. konuşamıyorum ya neyse bilmiyorum anladınız herhalde ama günün sonunda insan şey istiyor yani hani anlaşılabilmek istiyor öyle yani çok anlatacağım var da biz bize değiliz dinleyen başkaları da var sizi çok seviyorum size iyi eğlenceler diliyorum sevgilinize benden selam söyleyin ama açıp dinlemesinler gibi bu konusu bir daha dinlemiyoruz şaka şaka
I love you. Kendinize iyi bakın. Haftaya bomba bir bölümde. Bundan daha bombası var mı diyeceksiniz. Var evet. Geliyorum. Bundan sonra el yükseltiyoruz arkadaşlar. Tamam mı? Bacı birliği olarak yaza, kıştan hazırlanıyoruz. Çünkü yaz vücudu kıştan yapılır. I love you.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.