
4.044 kelime · ~20 dk okuma
Peribacası Fakültesi mikrofonun başına geçtim. Dışarıda güm güm güm inşaatın bitmesini bekliyorum. Aynen şöyle. Telefonun başında çaresiz bekliyorum. Bekliyorum ama çalmayacak biliyorum. Yüreğim diyor ki boşuna bekleme aramaz gururundan seni çok sevse de her şeye ne olabilirsin ama aşkımız servettir bilmelisin hala beni seviyorsun bunu sen de biliyorsun niye beni aramıyorsun tamam yeter allahım ya bu arada arkadaşlar
Şu a-pop castı yani iki buçuk gün önce çekseydim ağlıyordum. Sadece sümük yani biliyorsunuz depresyondaydı. Depresyon demeyeceğim. Her düşüş depresyon değildir ama kraliçeye düşüşlerleydi. Taci yamulmuştu biliyorsunuz ki. Ama sonra ne oldu biliyor musunuz? Bir gerçeği hatırladığım için ben bugün böyleyim. O hangi gerçek? Pain is the only cure for the pain. Yani arkadaşlar acının tek çözümü acı çekmektir. Nasıl?
Arkadaşlar, dedim ki Tuba madem böyle, madem düşüyorsun, tamam let it be, izin ver kendine. Ve işte ağladım falan filan, dövündüm. Sizinle paylaştım. Çok rahatlatıyor bu arada. Bakmamaya çalıştım ve uzak kalmaya çalıştım sosyal medyadan bir gün. Sonra toparlandım. Çünkü niye acıyı hissettim? Böyle melankoliyi dibine kadar yaşadım. Melankoli değildi ama o acıyı hissettim. Anlatabiliyor muyum? O yüzden şu anda benim o anki halimde olan varsa yaşasın dibine kadar.
Çıkış güzel oluyor. Ama bir gün bunu da çekelim. Konuşuruz hep beraber. Mutsuzluklar vardır toksik pozitivizmin benta. Fill in the gaps babe. Şimdi peki bugün ne konuşacağız? Ben tam düşmeden önce... Ben düşmeden önce... Böyle bir şarkı vardı. Demiştim ki size, bu bir sene içerisinde çok büyüdüm. Eskiden sinsi insanların yüzüne bakamazdım. Gözlerimi kaçırdım enerjilerinden ötürü. Ama artık yüzlerine gülümsüyorum. Wow. Ve siz de hem böyle, o zaman ben de büyümüşüm deyip bu farkındalığa varanlar oldu. Farkında farkında olarak da artık yeter yani. Farkındalık da çok zor. İyileşmek de gerçekten zor arkadaşlar bazen. Artık ben farkında olmak istemiyorum. Düşünüyorum yani yeter. Biraz da diğerleri farkında olsun. Ama yapacak bir şey yok yani. Biz kendimize bakacağız. Devam.
Her neyse. Sonra ben de dedim ki, öğrenmeye çalıştığım bir diğer şeyse, her zaman prenseslerin dediği olmaz, bazen de prenselerin dediği olabilir. Dediniz ki, abla nasıl yani, aç bunu falan. Ben dedim ki, arkadaşlar, o kadar istediniz madem, o zaman bunun üzerine popkast yapalım, iyice coşturalım konuyu. Ben, geçen bir sene içerisinde, yani, ne oldu bu bir sene içerisinde? Hem taşraya geldim. Boya battaşlı değildir. Susma, haykır, taşralar vardır.
Başka ne oldu arkadaşlar? Bu bir sene içerisinde çok daha fazla popüler oldum. Ve başka ne oldu arkadaşlar? Bu son sene, yani 29 yaşım, hayatımda en az date'e çıktığım yaşımdı yani. Date'e çıktığımdan daha fazlası ödül aldım. Ödül töreniyle gittim. Yani böyle bir şey olamaz. Gerçekten. Ya üç ya iki, hatırlamıyorum yani bir yıl içerisinde. Ve bu benim için çok az bir sayı. Yani ben aşka aşık olan çapkın Dr. Gileç. Bu sayı sorulara geleceğim şimdi tamam mı? Yani bunu konuşacağız. Geçen sene boyunca hayatın bana öğrettikleri artı kendim öğrendiklerim. Yineden her gün daha iyisi için uğraşıyorum ve çalışıyorum. Herhalde ve zaten. Hazırsanız başlıyoruz.
Dr. Gileç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back queens area. Şimdi arkadaşlar, bu abdet hoşunuza gider gitmez, burada gerçekleri konuşuyoruz. Öz ablanız değişiyor. Diyeceksiniz ki, ne konuda? Şu konuda arkadaşlar, erkekler konusunda. İkisiyle yönetimine karşı bakış açımı değiştirmeye çalışıyorum. Size dürüstlükle bir öz eleştiri yapacağım, hazır mısınız? Bu zamana kadar hep benim iyi olduğum konuları konuştuk. Birazcık eğlenin Dr. Öngü'yle için beceremediği kısımlara.
Arkadaşlar, ilişkiler gerçekten kendimle alakalı en eksik olduğum konu. Çünkü ilişkiler konusunda içgörüm bile yok. Yani içgörümün olmayışı, ne kadar toksik oluşum bu konuda ya da düşüncelerimin ne kadar yanlış oluşu falan bunlar tartışılır ve çok su götürülür. Bunlarla ilgili bölüm de yapacağım. Çünkü ben bu konuda gerçekten iyileşmek için çok çaba sarf ediyorum. Yani daha iyi olmak için iyileşmek derken bir hastalık o anlamda demiyorum. Daha iyi olmak için bu konuda. Daha mutlu, daha uyumlu falan sonuçta tamam mı?
Ve bu çabayı da böyle profesyonel anlamda gerçekten çaba sarf ediyorum yani. O yüzden bu birilerine hem destek olur, hem kendime yani. Kendi yolculuğumu da, hem de sublime edeyim biraz yolculuğumu diye. Win-win olsun. Ama kısaca burada da bahsedeceğim. Çünkü bu pokestin konusu geçen bir senede öğrendiklerim. Öncelikle arkadaşlar, ablanız çok tahammülsüz ve böyle çok keskin sınırları olan birisi erkeklere karşı. Yani hani şunu dedi olmaz, bunu dedi olmaz. Ay işte bana dedi ki mesela, e oradan gelince ne yapacaksın? Tuz mu? Medikal estetik mi? Kardeşim bilmiyor musun, ben vizyoner biriyim. Ben nasıl tuz veya medikal estetik yapacaksam burada o kadar zaman harcayayım falan. Beni anlamıyor mu? Beni görmüyor mu? Bana nasıl bunu da eder? Yani insan bu diyebilir. Konu açmak istemiştir ya, neden bu kadar hani keskinsin? Ya bir sakin ol, bir terapile kendini. Yok, ay şöyle. Böyle. Bir Dr. Güneş 3 günden fazla aşık olmaz. Her zaman onu dediği olacak. Kapıları açılacak, binmeden arabadan asla inmeyecek falan. İşte ghostlanmaz ghostlar. Dr. Güneş değer verse de verdiğini göstermez. Neden? Neden bunu yapmıyor yani? E var burada bir sıkıntı ki böyle yapmıyor. Çok fazla çünkü. Önceden de şey sanıyordum, bu benim hakettiğim, ben böyleyim. İsteyen gelmesin falan. Ben zaten bunları söylüyorum. Tamam söylüyorsun ama günün sonunda bunu yapan kişi de sonrasında toksik kişiye dönüşebiliyor. Sen de diyorsun ki, ben yalnız yiyeyim zaten. Ve şu anda hem bu toksistiğe gelmiyorsun, hem de hala olmak istediğin kişi değilsin ya, tabii onu da bilmiyorsun daha bu ilişkiler konusunda kim olmak istiyorsun çünkü hiç görün yok. O yüzden arada kaldığın için de ilişki kurmuyorsun. Doğrusunu yapıyorsun, kendini koruyorsun. Bravo Tuba. ama yani böyle karışık bir durum anlatabiliyor muyum arkadaşlar? yani şöyle bir farkınlık yükleniyor yavaş yavaş. yaptığım yanlış da olabilir mi acaba? biraz erkeklere fazla yükleniyor olabilir miyim acaba yani? first aid rehberi konusunda değil bu arada. first aid okey olsun ama sonrası ve siz benim gerçek hayatta da bilmiyorsunuz yani ne kadar böyle hani uff ya tamam ya hani kendimden bunalmışım. kendimi sürdürmeye çalışıyorum. geçen bir podcastta diyorlardı çok güzel kendimi sürdürmeye çalışıyorum yani.
Kendim bile seslerini buldum değil mi arkadaşlar şu süreçte? Gelelim bu konunun T'sine. Geçen podcast'ta bahsetmiştim ya bir tane çocuk var demiştim. Orthobro demiştim falan. Bu orthobro, hemen aslaksan değişti. Orthobro. Ne olmuştu? Ben zaman ayıramamıştım ve zaman ayıramadığım için aslında bana yapılmayacağını istediğim bir davranış yapmıştım. Bunu sonradan fark ettim. Ve aslında saygısızlıkla diyebilir miyiz? Yani ben derdim bana yapılırsa ama ben yapınca ne var ya işte erkek koşsun peşimden. Öyle olmuyor işte yani. Bazen de prensler de kendini değerli hissetmek istiyor olabilir. Haliyle. Yok ben ona başka türlü değerli hissettiririm. İşte ben ona ne bileyim yemek yaparım, şunu yaparım. Ya öyle olmuyor işte ya. Öyle olmuyor yani. Bilmiyorum oluyor mu?
Şaka yaptım. Ne yaptım biliyor musunuz arkadaşlar? O kadar böyle kuşandım her şeyimi altlara almak için hazır gittim ve yazdım ya, yazdım yani. Ben ilk kez birine gittim, yazdım kendim. Dedim ki, ben hatamı anladım dedim. Bir daha böyle bir şey yaşar mı? Özür dilerim, o kadar değil. Ama hatamı anladığımı falan filan böyle güzel bir zeytin dalı uzattım. Karşımdaki de bunu o kadar güzel aldı ki.
Böyle yani öyle bir gardını indirdi ki gerçekten dedim yani sanırım yanlış yapıyorum. Yani bakacağız ne olacak ilerleyen günlerde. Bu kişi İstanbul'da ama tabii ki gidip bakmayın takip ettiklerime. Boşuna. Etmiyorum takip. Gerçek kurmalar bilir ki Dr. Gledge main karakterlerle takipleşmez.
Arkadaşlar her şeyi plot için yapmıyorum. Gerçekten sanırım bu sefer İstanbul'da gideyim de buluşacağız. Ve ben size date'e hazırlanıyoruz çekerim inşallah. Çünkü yani insan biliyor musun sözlüye bazen ya. Neyse şimdi gelelim date dışında. Taşran'ın ve bir senedir onca benim seçmediğim insan içerisinde bulunmanın bana öğrettiklerini. Çünkü neden böyle diyorum? Ben arkadaşlar
Londra'dayken de, öncesinde de, okuldayken de, neredeyken, işte fark etmez. Bir akvaryumda yaşıyordum. Kendi seçtiğim, daha öncesinde ailemin seçtiği, sonra ben ailemden çıkıp kendim seçtiğim bir akvaryum içerisinde, seçtiğim balıklarla beraber öyle yaşıyordum ve bunu hayat falan sanıyordum yani. Biliyordum başka şeylerin de olduğunu ama nasıl başa çıkarım bunlarla, bu kadar gücüm var mı falan hiç böyle bilemiyordum. Çünkü zaten akvaryumda bile zorlanıyorken, o koca balıkların içerisinde nasıl yaşar Tuğba Güneş? Bilmiyorum. Kendimden böyle üçüncü teklif gibi bahseden insanlarla hep gıcık oluyorum bu arada. Bunu ironi olarak yapıyorum. Yaptığım her şeyi de sonra ironiye bağlıyorum. Nasıl? Çözmüşüm olayı.
Ve arkadaşlar, aday memurluğundan asil memurluğa geçtiğim bu süreçte artık sivrimi yazacağım. Asil memur. Geçen yemin ettim asil memur olarak. Bir senelik memur olanlar asil memur oluyor. Sınavlarını falan geçiyorsun. İşte bu ablanın da sınavlarını geçtik. Kariyer hedefine ulaştı artık. Asil bir memur. Asil memurun bildiğim tamamladığım tamam mı? Ve ben bu süreçte arkadaşlar... Size açık konuşacağım, yani çok açık konuşacağım. Muhatap olduğum insanlardan bazıları mental yeterli. Yani ne demek? Bu zekâ geriliği yaşıyor, gerçek anlamda. Bazıları cahil, bazıları kaba, bazıları kötü. Yani ne ararsanız var, hastalar dahil buna, çalıştığım insanlar dahil buna. Yani benim bir tane bile, size söylüyorum şu an, bir tane bile beni anlayan insan yok etrafımda.
Ve bu o kadar zor ki. Sınır hilali yapanlar, garip garip konuşanlar, onlar bunlar. Dünyalarımız farklı, ben ne yapıyorum anlamıyor falan ve bununla başa çıkmaya çalışmak. Beni en çok zorlayan bu oldu herhalde. Şimdi bu benim sadece Bayabat'ta başıma gelen bir şey değil, İstanbul'da olsam da başıma gelecek bir şey. Bunun taşlarla alakası yok. Bu genel olarak bizim seçemediğimiz insanlarla etrafımız kaplanınca
Yaşamda kalma mücadelemiz, survival guide'ımız. Peki ben ne yaptım, nasıl boşa çıktım, nasıl hayatta kaldım, kalıyorum. Gelin biraz bunları konuşalım. Öncelikle, ne yaptım biliyor musunuz arkadaşlar? Samimiyetsizliği toler etmeyi öğrendim. Bu samimiyetsizlikten nefret etsem de, çünkü yani o kadar rahatsız oluyorum ki duramıyorum yani, öyle bir rahatsızlık.
Beynimin o Neurospicy falan tarafından da ekstra bir rahatsızlık var, tamam mı? Bilen biliyor zaten bu durumu. Böyle bunun sosyal bir mekanizma olduğunu fark etmeye çalıştım. Yine kendime farkındalık yükünü yükledim. Şimdi çevremdeki insanların farkındalık seviyesiyle veya IQ'suyla uyumsuzsam... Konu sadece IQ değil bu arada. Sonra demeyin ki, aa çok zekiyim, bence acıdı falan. Yani hani mevzu sadece IQ değil. Mevzu bilinç, bilişsel seviye, farkındalık.
En basit ya. Sen hastaya siz diyorsan, o sana sen diyor. Yani en, en, en basit. Yani bu hiçbir şey. Diyeceksiniz ki doktorlar da bizi öyle yapıyor. Ya yapıyorlar, evet, garip geliyor bana da. Bazı doktorlar da gidip bazılarına abi diyor hastalara falan. Ben garip garip bakıyorum. Yani o insanların okumasıyla alakalı değil sadece bir şey, tamam mı? Genel bir tebabet. Sorunlardan bir tanesi de dedim ya, herkes farklı, işte bağ kuramıyorum kimseyle. Çünkü düşünce şekli benim için ilkel kalıyor bazı insanlar.
arkadaşlar arkadaşımsınız yani yapacak hiçbir şey yok ben böyleyim böyle hissediyorum böyle düşünüyorum dar görüşler yüzeysel bakış açıları saçma saçma yorumlar söylemiştim dimi insanlar bir de üzerine arkadaşlar beni anlamadığı gibi bana mantıklı tavsiyeler vermeye çalışıyor burada Geçen bir tanesi diyor ki bana, ayy Allah'ım. Diyor ki, doktor hanım madem siz bu kadar yabancıyı biliyorsunuz, siz burada harcanıyorsunuz, yine yurt dışına gitmiyorsunuz. Einstein, çok haklısın. Ben niye gitmiyorum? Susmuyor da ha, hadsiz, susmuyor. Sonra diyor ki, devam ediyor, ee doktor hanım gitseniz o zaman diyor. Ben dedim ki işte vize almam lazım, zor o işler.
Arkadaşlar! Tamam peki ne yapacağız? Çevremdeki insanları değiştiremeyeceğimi biliyoruz yani o kadar da değil. Onu öğrendik. Dünkü çocuk değiliz yani ama bu ortamda daha az yorulmamızı sağlayabiliriz ki enerjimiz başka şeylere kalsın. Bunu nasıl yapacağız? Siz biraz soluklanın. I'll be back soon! Dr. Güneş radyo.
Şimdi daha az yorulmak için ne yapıyorum biliyor musunuz arkadaşlar? İnsanları eğitmeye ve onları anlamaya çalışmayı bıraktım. Bırakmaya çalışıyorum. Hani çünkü genelde bunu nasıl anlamaz diye düşünüyorum. Nasıl böyle yapar falan diye efor harcıyorum oturup bunun üzerine. Ama bu taba boşuna gidiyor çünkü hani karşımdaki bunu almıyor. O zaman ne yapacağım? Onu kendi seviyeme çekmeye çalışmaktan vazgeçeceğim.
Eğitici olmaya çalışmayacağım, enerjimi tüketmeyeceğim. Yani ben karşımdaki kişiye sürekli anlatıyorum, boşver yani. Gidiyor, nereye gidiyor? O zaman tabi yeter. Ve bunu böyle bir simülasyon olarak görüp, sanki bir oyun, tamam mı? Ve ben de oyunu kurallarına göre oynaması gereken karakterim ama main karakter. Şimdi bu adam vardı ya, hani yurt dışına gidin falan diye. Fazla zekisiniz, fazla dil biliyorsunuz.
yani kötü niyetli değil de ya hadsiz yani böyle kişilerle uğraşmamak için aslında kötü niyetli değil diyorum da bu şey yapıyor sen bilmezsin ben senin için en iyisini düşünürüm yani hani bu hakkı sana yani bu nasıl ne düşündürttü sana bunu yani kötü niyetli değil mevzu her şey kötü veya iyi niyete göre bakılmaz bazı şeyler yapılmıştır Hukuk kurallarında doktor güneş yönergesi. Şimdi, böyle bir insana gerçek tepkimi gösterdiğimde, bana ya uyuz olacak arkadaşlar, ya düşmanlık besleyecek, arkamdan bir şeyler yapacak, tamam mı? Ya da saçma sapan bir tartışmaya girilecek. Ben orada ona niye yurt dışına gitmediğimi, yurt dışından geldiğimi falan dekneyimi şöyle böyle İngiltere'de doktor olduğumu mu anlatayım oturup yani? Soracak niye geldiniz buraya falan, başlayacak ve onu yani anlatabilir miyim o tartışmayı? Bunlara hiç gerek yok. Çözüm ne arkadaşlar? Otomatik cevap belirledim ben böyle şeylere. Hmm evet bakalım, nasip falan diyorum, tamam mı?
diyorum ki, hı hı aynen falan çünkü aynısı şeyde de oluyor yani sürekli işte hani ne yapacaksın bundan sonra şu bu falan bence şunu yap bunu yap tamam nasip diyorum bakacağız falan sosyal bir maske takıyorum ve duygularımı karıştırmadan böyle poker face konuşuyorum poker surat bilmiyorduk söylediğin iyi oldu poker surat Yani arkadaşlar, energy save modundayım sürekli, tamam mı? Enerji tasarrufu yapıyorum yani. Ve çok önemli, ben şu an neden sizinle bunu konuşuyorum? Bakın, kendimi aslında birader kurtarıyorum. Zihinsel olarak besin kaynağımı dışarıdan sağlıyorum çünkü. Siz benim besin kaynaklarımsınız. Ben sizinle konuşmadan önce düşünüyorum, tartıyorum, kafamda ne anlatsam diyorum, bunlar diyorum, böyle alıyor böyle prana gibi diyorum bir şeyleri. O yüzden onlara güzel şeyler vermek lazım falan. Ve bunu düşünüyorum. Ve siz olmasaydınız ben kafayı yerdim. Kesin. Ben şimdi yemedim.
O yüzden mesela siz de kendiniz için online gruplar, entelektüel topluluklar, kitap okuma grupları, annem katılıyor ya onları çok seviyor, bayılıyor falan. Şimdi de spora başladı böyle, basıyor annem böyle. Her gün hocalara fotoğraf çektirip atıyor bana ya. O kadar tatlı ki. I love you mommy. İşte podcast, makale, derin tartışmalar. Geçen bir tane psikanalizle ilgili işte sarıyor uyumadan falan diye bir podcast koydum. Arkadaşlar, podcast'ı ilk ona sokmuşsunuz Spotify'da. Vay, siz çok felansınız gerçekten. Ya da bunun dışında mesela beynimiz için besleyici içerikler tüketebiliriz.
Ne bunlar? Yeni bir dil öğrenmek falan filan. Ben size bir şey söyleyeyim mi? Ben burayı bitirdiğim zaman... Uff, siz beni görün. Hangi dilleri öğreniyorum? Siz beni görün arkadaşlar. Aklımda o kadar şeyler var ki... Önce ne yapacağım biliyor musunuz? 2-3 ayda şurada bir öğreneceğim. Ondan sonra gideceğim oraya konuşulan bir yere. 2-3 ay bitti o dil. O dil finito.
Yani arkadaşlar, etrafımızdaki insanların cahiliyetiyle onu bunu unutup, kendi micro world'umuzu, yani mikro dünyamızı yaratacağız, tamam mı? Benim yaptığım gibi. Yani aslında sen nereye gidersen git, kendini götürüyorsun, kendi mikro dünyanı kurabiliyorsun ve etrafındaki insanlar anlamlısızlaşıyor. Olabildiğince diyelim. Cahillerle savaştan yeterince bahsettiysem, şimdi kötülere gelelim. Diyorlar ya, insanlar 4 aydır kötü, aptals, neydi salakça.
Hayır, neydi o? Arkadaşlar, neydi o bilmiyorum ama bakın size başka bir şey söyleyeceğim. İnsanlar kaçıyorlar bilmiyorum ama bir yere ait olmadığını bilenler ve bir yere ait olmadığını bilmeden yaşayanlar var, demiş Halis Karabendi. Ya girl! Sonuç olarak biz de bundan bahsediyoruz. Tam olarak Halis Bey, cahillerden kime geldik arkadaşlar? Kötülere. Şimdi kötü insanlarla ilgili şöyle bir durum var. Bunlar kötüden besleniyor falan. Okey, bunlar hedef seçiyor. Yani bu şahsi bir mesele değil, tamam mı? Yani bu sistemsel bir şey daha çok. Yani sen olmasan bugün gidecek diğerine kötülük yapacak. O yüzden kendi yüzlerimizden bunu
Ölüyü oynayıp, o grey rock, yani grey taş, grey rock olup böyle yan tarafa, yan tarafa demek lazım, hoştu. Yani şöyle düşünebiliriz, kıskanç ve manipülatif insanlar bir virüs gibilerdir, tamam mı? Onlar sadece bize değil, herkese böyle davranıyorlar, tamam mı? Gerçi Covid Türkleri seçmiyordu ama neyse. Burada da şöyle düşüneceğiz arkadaşlar, duygusuz böyle bir devlet adamı falan gibiydi, tamam mı? Duygularımızı belli etmeyeceğiz. Narsistler gibi ona enerji vermeyeceğiz. Ona böyle bir yem, mama falan supply vermeyeceğiz. Bizde sana göre hiçbir şey yok. Sen beni etkileyemezsin. Bu kişinin amacı beni sinirlendirmek ve eğer tepki verirsem kazanır.
ama umursamazsam oyun çöker arkadaşım yani kötü insanlara karşı sessiz ve soğukkanlı olursak ben bunu mükemmel başarıyorum yok başarıyorum gerçekten inanamıyorum kendime bazen başarınca size anlatacağım çok şey var şu memuriyet bitsin özgürleşeyim ne anlatacağım bana yapılanları tek tek anlatacağım ama memurum arkadaşlar neyse o zamanlarda bile soğukkanlı kalabildim ve bu insanlar güçsüzleştiler gözlerimin önünde Yok benim psikolojim şöyle değil mi yok Hayır arkadaşım sen kötüsün sadece iğrenç bir kötüsün Ve defoldun gittin Ay arkadaşlar bu konuda gerçekten yeni bir ortama girdiğimizde şunu öğrendim yani. Hassas noktalarını kimseyle paylaşmaman gerektiğini. Yani kimseyle gerek yok gerçekten. Ben hani şimdi bazen çok yoruluyoruz burada. O yüzden hasta olduğumuz zamanlar oluyor falan. Açıyoruz kendimizi gardımız düşüyor ama hayır. Güçleneceksin ve yani yapacak bir şey yok ya. Hassas noktalarını da paylaşmayacaksın Tuba. Bunu öğrendim. Yeni bir ortama girdiğimde bunu yapmayacağım inşallah.
Zaten sizle boşuna konuşmadık yani oversharing, ağzını bantlayın falan bunları boşuna konuşmadık. Biri şu kızı sustursun yani. Tepkilerini kontrol et ve duygularını belli etme falan. O mod tamam mı? Arkadaşlar kim dost kim düşman herkese yani akla kara koyun seçilsin falan. Bu lafı söylemekte bir sıkıntı var mı?
Yok değil mi? Tamam. Ve yani ona göre, adamına göre muamele falan. Tamam, bunları konuştuk, biliyoruz zaten. Ve biri bizim arkamızdan işler çeviriyor. Tamam, hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğiz hayatımıza. Eğer bir savunma yapmamız gerekiyorsa kısa ve net konuşacağız. Ha ha tamam, anladım falan. Tamam, bu kadar. Duygusuz, ciddi ve stratejik gözükeceğiz. Şimdi arkadaşlar gelelim Taşra'nın, tetikliyor bazılarını bu kelime. Taşra, whatever. Bana öğrettiği diğer bir şey. Bu deneyim, bir deneyim avcısı olarak bana sabırdan bağımsızlığa, minimalizmden, zihinsel dayanıklılığa, mental refah kazanmaya kadar pek çok hayat dersini öğretiyor. Sonuç olarak arkadaşlar Taşra zor ama dönüştürücü. Ama arkadaşlar...
Şimdi ben İstanbul'da DJ'ime gidiyordum. Uygun ortam vardı. Oradan çıkıyordum. Kahvemi içiyordum falan. Maçımı içiyordum. Bir şeyler bir şeyler. Sonra sabah ilk antrenmanı yapıyordum ya. Spora ikinci antrenmanıma gidiyordum falan. Cadde Bostan'da yürüyordum. Koşmadan koşamazsın yazısını görüyordum. Eee?
Uygun ortam vardı. Ben gittim falan. Çok iyiydi her şey. Sonra buraya geldim. Yemek yok, bir şey yok. Açım. Yani akşam çorba yiyeceğim. Çorba böyle o kadar yağlı, unlu falan. Böyle hani çorba değil. Anlatabiliyor muyum? Ondan 700 kadar alacağım mı? Yani sulu mercimek çorbası içmemekten 700 alacağım mı? Giderim adam gibi hamburger yerim yani edebimle. Öyle bir şey. Anlatabiliyor muyum? İmkansızlık böyle.
Spora gideceğim. Gidemiyorum arkadaşlar. Çünkü havasız geliyor bana. O salon, diğer salondan sonra havasız. Yapamıyorum orada. Böyle daha küçük, daha çok erkeklerin geldiği... Tamam, rahat bir yer. Kadınlar da gidebilir o anlamda. Sıkıntı yok. Ama nefes alamıyorum. Ve spora gittiğiniz yerin de o anlamda ferah olması çok iyi. Men cave değilseniz, yapmıyorsunuz erkek olarak. Erkekler yapabilir yani. Burada biraz ayrışıyoruz. Ve biraz tanındığım için de tabii ki buralara değinmiyorum ama sıkıntı anlatabiliyor muyum? Rahat olamıyorsun.
Çünkü insanlar merak ediyor, normal. Şikayet etmiyorum bakın, normal. Peki ne yaptım arkadaşlar? Külahı aldım bu süreçte, değil mi? Kaç külahı aldım yani? Şiştim şiştim şiştim yedim. Çünkü niye? Acıktığımda yani saldıracak. Sadece ekmek ve nutella. Nutella da yok, çoko krem. Çoko prens, ne işte o yani. Çokomel. O var ya. Başka bir şey yok. Ne yiyeceğim aç mı? Bayılayım mı? Hasta bakıyorum orada.
yani o yüzden mesela herkes yemek söylüyor sürekli böyle işte pide falan lahmacun başka bir şey yok öyle yani insan ona maruz kılıyor ve canı çekiyor o haliyle insanın dur diyemiyorsun bir yerde ve böyle kilo almış sonra dedim ki Tuba ne yapıyorsun gerçek disiplin dedim dış etkenler seni desteklerken değil Zorladığında belli olur kızım dedim. Ve arkadaşlar gördüğünüz üzere şu an bana diyorsunuz ki abla yeter daha kilo verme. Kuran mutluyum ki şükürler olsun yani kaç kilo verdiğimi tam hesaplamıyorum. Ama bayağı bir verdim ama sizin düşündüğünüzden daha az verdim. Çünkü benim vücudum kaslı. Gerçi ne düşünürüz bilmiyorum.
Neyse kaslı yılanda biliyor musunuz? O yüzden de hemen verebiliyorum ve böyle hemen süzülüyorum. Süzük süzük oluyorum yani. Verdiğim tüyden bağımsız etkiliyor bu. Böyle hemen toparlıyorum. Kas hafızası da var ya 2-3 evde böyle yoga yapınca bile kendine geliyor. Yani herhangi bir şekilde imkansızlık bahanesi üretiyorsanız, bunun içinde kaybolmak yerine arkadaşlar alternatif çözümler üretebilirsiniz. Yani hepimiz mükemmeller ararız ya. Spora başlayacağım, işte diyete o zaman başlayacağım. Hayır, öyle bir şey yok. Bakın ben önce diyet yaptım, sonra canım istedi böyle daha güzel spor yapmak. Tam hep aktifim, hep böyle yürüyüp bir şeyler yapıyorum, hareket yapıyorum ama o spor değil yani. Sonuç olarak hareket etmeye daha fazla başladım, yoğunluğum falan başladı. Böyle birazcık da dikkat ettim. Dikkat edince dikkat etmek istedim. Böyle kilo verdikçe fiziğimi beğendim falan filan derken güzel oldu her şey.
şimdi bu bir sene içerisinde öğrendiğim diğer bir şey de sosyal medyada çok daha fazla popüler olduğum bu sene içerisinde ve bununla beraber gizlilik ihlalleri mesela kişisel bir şekilde herhangi biriyle bir sorun yaşadığınızda hatta sorun bile yaşamadığınızda atıyorum unfollow ettiniz ya da istemediğiniz davranışı yaptı ve siz de bunun tepki koydunuz bu kişi gidip hakkınızla online platformlarda iftira atabiliyor arkadaşlar işte bu da gizlilik ihlali ya da şey diyebiliyor işte o kız şöyle kaba böyle kaba bunu yapmadı burada önümüze geçti Ne alaka yani? Ama diyebiliyor. Bu normal, böyle olacak. Hep böyle olunca şunu düşünüyorum. Bu daha ne ki yani? Neler neler diyebilirler. Öyle ama oluyor bu. O yüzden gizlilik ihlalleri, herhangi biriyle yaşadığınız bir şeyin başka türlü iftira şeklinde dışarı taşınması falan. Ya da sizden sürekli bir isteği olan samimiyetsiz insanlar. Sizinle aa diyor, merhaba diyor, konuşuyor. İkinci cümlesi şöyle, şöyle, şöyle. Şunu paylaşır mısın, bunu yapar mısın, bunu takip eder misin? Seni çok seviyorum. Ya ne alaka ya? Bir dur ya. Ama böyle, alışıyorsun buralara. Ama bu gerçekten çok büyük bir konu ve... Çok büyük ama. Bu başka ders konusu, bunu konuşuruz. Bunu konuşmak istiyorum yani. Sosyal medyada, bu biz senin içerisinde yaşadıklarım bana ne öğretti. Arkadaşlar öğrendiğim diğer bir konu bürokratik işleri yapmam gerekenleri. Zamanında halletmesem de bir şey olmayacak. Şaka şaka. En başta bayağı zorlandım. Her şeyi geciktiriyorum işte. şu kağıt var, işte mal beyanı, şu bu falan yapmıyorum arkadaşlar. En son gün de yapmıyorum, uyarı geliyor falan artık. Yani bu benim için çok zor. Yine başlayacağım NeuroSpice'le sığınmaya, iyi ki bir söyledim yani ama NeuroSpice insanlara hakikaten yani böyle bürokratik şeyler çok zorlanıyorum. Mesajlara cevap vermek, bürokratik işleri tamamlamak, deadline'lar falan bunlar yani ben çok zorlanıyorum. Yapmıyorum diyorum ya, başım belaya girene kadar yapmıyorum yani. Tam böyle tamam tamam tamam böyle sırf sırf yapmaya başlıyorum. Bunu öğrendim. Ve ablanız arkadaşlar asil memur olurken eğitimini zamanla tamamladı. Teşekkür ederim. Helal olsun bu kıza. Öğrendiğim en önemli ders ne biliyor musun? Ne kadar güçlü olduğum. Çünkü bu arkadaşınız, bu bacınız geldiği üçüncü ay istifa etmeyi düşünüyordu. Çok zorlanıyordu. Decompansa olmuştu. Ben nasıl bunun altından kalkacağım diyordu. E ne yapsam diyordu. Gelecek kaygısından ötürü kafayı yiyordu. Ama şimdi bitirmesine neredeyse üç ay kaldı.
Etrafınızda sizin zorlandığınız için ağladığınızda, ağlayacaksan oynamayalım, zorsa bırak diyenlerin olduğunu biliyorum. İlla ki var bunlar. Bu insanlara karşı size geçen paylaştığım hislerimi bir de benim sesimden duyun istiyorum. Zorsa bırak. Mutsuzsan bırak orayı başka yere git.
Bu şekilde yaklaşacaksak, o zaman zaten hiç okul okumasaydık. Üniversite de zordu, kazanmak da zordu, tıp da zordu. İngiltere doktorluk kazanmak da zordu, denkli kalmak falan. E onu da yapmasaydım, hiçbir şey yapmasaydım. Doğumak da zor arkadaşlar, yaşamak daha da zor. Hayat zaten bu. Başarı kolay gelecek diye kimse bize bir söz vermedi. E tamam, ben üzerime daha fazla sorumluluk dediğim için biraz daha fazla zorlanıyor olabilirim. Evet, ama bunda benim kendi payım ve oluşturduğum düzenin etkisi büyük. Ama ben neyi biliyorum? Mükafatını da biliyorum.
He, bazen bunu da bilmeyebilirim. O da ayrı. Fakat ben mutlu olmak için burada değilim. Bir amaç için buradayım ben. O da ülkeme geri döndüğümde tamamlamam gereken bir mecburiyet. Her buradan mezun doktor gibi. Ve güzel haber, çok az kaldı. 3,5 ay. Beni zorlayan birçok şey var bu dönemde ama en kötüsü uykusuzluk. Öyle bir uyku acı çekiyorum ki ben, öyle uyuyabildiğim günler, hani nöbetten geldiğin gibi falan böyle bazı nöbet günleri uyuyamıyorsun. Çıkar onları geriye koyuyor bazı günler.
ve o günler böyle sürekli pozisyonu değiştiriyorum ki, her pozisyonun tadını alayım yani. böyle de uyumuş olayım, öyle de uyumuş olayım. anlatabiliyor muyum? ve göstermek istediğim diğer bir şey de, başarmanın flüktüasyonları gösteren, her zaman lineer olmayan bir yol oluşu. hedefe giden yolda ağlamak, bu yolun baharatı arkadaşlar, tuzu, biberi, tadı. Star Anise! Star Anise biliyor musunuz? O aşırı iyi bir baharat. Five Spices baharatlarından. Ne diyorduk arkadaşlar? Tuz, biberi, baharatı. Ve arkadaşlar etrafımda başarılı tanıdığım kim varsa en yakınımda ablam. Herkes aynı. Hepimiz ağlıyoruz, düşüp kalkıyoruz. Ve günün sonunda benim bugün geldiğim gibi tekrar devam ediyoruz. Sizi çok seviyorum. I love you. İyi ki varsınız.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.