Podcast

Tutumluluk mu cimrilik mi: Paranızı Biriktirirken Hayatı Kaçırıyor Musunuz? | Finansal Özgürlük Kulübü #14

Midas Podcast

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Finansal özgürlük yolculuğunda en kritik sorulardan biri: Ne kadar tasarruf etmeliyiz? Bu bölümde, tutumluluk ve cimrilik arasındaki ince çizgiyi, "sıfırla öl" felsefesini ve tasarruf-yaşam dengesini masaya yatırıyoruz. Birikimlerinizi artırırken hayattan keyif almayı nasıl dengeleyebileceğinizi, paranızı akıllıca harcamanın yollarını ve gelecek nesillere aktarılacak bir birikim oluşturmanın önemini tartışıyoruz. Mr. Money Mustache'dan Bill Perkins'e, farklı finansal düşünce ekollerinin bakış açılarını değerlendirirken, kendi finansal yolculuğunuzda size rehberlik edecek içgörüler sunuyoruz.
İyi dinlemeler!

Midas uygulamasını indir: https://app.getmidas.com/gmih/mie6gpeu

X (Twitter): https://twitter.com/getmidas

Instagram: https://www.instagram.com/get_midas/

YouTube: https://www.youtube.com/@midasplus

TikTok: https://www.tiktok.com/@midasinkulaklari

Midas'ın Kulakları: https://www.getmidas.com/midasin-kulaklari

Not: Bu içerik, içeriğin yayınlandığı günkü veriler ve haberler baz alınarak hazırlanmıştır. Eğer varsa içerikte geçen hedef fiyat tahminleri, uzman ve analist yorumları bu içeriğin yayınlandığı tarihte geçerlidir. Bu tahmin ve yorumlar zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu podcast'te yer alan haberler ve haberlerin içerdiği şirketler hakkındaki bilgiler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bahsi geçen hisselerdeki; hisse adı, fiyatı ve grafikleri de dahil temsilidir, yatırım tavsiyesi değildir.

Bölüm Transkripti

7.031 kelime · ~35 dk okuma

Herkese merhabalar. Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bir bölümüne hoş geldiniz. İki haftanın ardında yine sizlerleyiz. Ben Bay Tutumlu.

Karşımda her zaman olduğu gibi yine Borsal'a bir başına var. Nasılsın abi, iyi misin? İyiyim, çok teşekkür ederim. Sen nasılsın?

Ben de yiyeyim, teşekkürler. Gündemimiz yoğun. İki hafta gibi bir süre geçti ama baya bir şey birikti yine konuşacak. Öncelikle ben FED'le girmek istiyorum senin için de uygunsa.

Transkriptin tamamını oku

Yani faizi sabit bıraktılar. Bu bekleniyordu aslında ama yine de ABD'de de bizde olduğu gibi bir katılık var enflasyonda. Trump göreve geldikten sonra işte ticaret savaşları olsun, tarifeler olsun, direkt diğer konular olsun, enflasyonist politikalar güttüğü bariz aşikar görünüyor. FED 2024'te zaten biraz fazla indirmişti faizleri bana göre.

Bu yüzden biraz frene bastılar. Geçtiğimiz günlerde bir grafik görmüştüm Twitter'da. FED her faiz indirdiğinde 10 yıllıklarda sıçrama olmuş yukarıya doğru. Bu sefer indirmedi.

10 yıllıklarda bir hareket yok. Hatta hafif gevşedi Trump göreve geldikten sonra. Normalde tam tersi olması gereken bu sistemde Trump politikaları yüzünden sekteye uğruyor. Sen ne düşünüyorsun?

Sen biraz Trumpçısın gerçi de. Sana bir sorayım dedim. Geçtiğimiz günlerde ben de bir analiz okumuştum tam bu senin bahsettiğin konularla ilgili bir portföy yöneticisinin analizi. Trump ilk ve öncelikli hedefi Trump'ın bir kere yani bu sanırım herkes tarafından kabul edilebilir zaten enflasyonu düşürmek.

Şimdi orada da bir aslında değişik bir şey var. Biz buna biraz aşinayız. Şöyle ki Trump şimdi bu enflasyonu düşürmek için aynı zamanda Tahvil faizlerini aslında esas hedefi Trump'ın 10 yıllık tahvil faizlerini düşürmek diyor bu analizde ve faiz oranlarını da aynı zamanda düşürmek diyor. Faiz oranlarını düşürecek, enflasyonu düşürecek böyle bir teorisi var gibi görünüyor Trump'ın.

Bunu yapmak için de aslında biraz Powell'a baskı da yapıyordu bildiğin gibi ve Powell orada bence biraz da işte bazı mesajlar verdi yani Trump yönetimine FED toplantısında. Ben o şekilde bakıyorum ve tabii bunun da tüm bunların bu faiz oranlarını düşürmenin ve enflasyonu yine düşürmeye çalışmanın tarife savaşları diyebileceğimiz şimdi bizim ticaret savaşlarıyla da yakından bir ilgisi var. Trump aslında güçlü bir dolar değil zayıf bir dolar istiyor ve bunun karşılığında da bütçe açığını azaltmak istiyor ama aynı zamanda da Dolar'ın hakim para birimi, Dünya'nın rezerv para birimi olarak hakimiyetini korumasını istiyor. Şimdi istediği her şey birbiriyle aslında çelişen şeyler.

Bütün istekleri tamamen çelişkili. Bilmiyorum yani her gün çok ilginç gelişmelere sanırım uyanacağız ve zaten henüz biz bu bölümü daha yeni kaydederken işte Kanada ve Meksika'ya %25 yeni ek gümrük vergileri uygulayacağının kararını aldıktan sonra Kanada da aynı şekilde cevap verdi %25 olarak. Meksika işte başka şekilde cevap verdi. Tamam biz sınırlarımızı güçlendireceğiz, işte size yardımcı olacağız gibi.

Biraz bu ülkeleri tehdit tıvari şekilde aslında hareket ediyor Trump. Bu ülkelerde çeşitli bazı değişimler, bazı yeni kararlar aldılar ve şu anda bir ortalık durulmuş durumda. Bu tarife savaşlarına bir ufacık bir ara verilmiş durumda. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun tüm bunlarla ilgili?

Evet yani piyasalarda biraz çalkantılı bir hale bürünmüştü son birkaç günde. Ben de bu arada ABD portföyümü birazcık ekleme yaptım açıkçası. Öyle mi? Evet evet yani ufak bir ekleme yaptım.

%1-2 civarında. Biraz güçlendirdim o tarafı biraz çalkantı olunca. Endeks fonları alıyorum ben de. Bakalım göreceğiz yani önümüzdeki süreçte.

Benim ikinci bahsetmek istediğim konu DeepSeek. Yani çok takip ediyoruz bu konuyu. Gerçekten gündeme bomba gibi düştü yani bu Çinlilerin yapay zeka aracı. Yani ilk açıklandığı gün Nvidia %16 değer kaybetti.

Nasdaq hisseleri de genel olarak bir düşüş yaşadı. sonrasında biraz toparlandılar. Yani DeepSeek'in çok düşük maliyetle chat GPT'ye denk hatta bazı konularda daha üstün bir yapay zeka aracı olması bana çok ilginç geldi. Acaba bu pastayı yani büyütecek bir hamle mi yapay zeka pastasının yoksa Amerika merkezli şirketlerin karlılıklarını olumsuz mu etkilemesi bekleniyor?

Açıkçası ben birazcık da pastayı büyütecek bir hamle olduğu tarafındayım. Tabii yapay zeka şirketlerinin karlılıklarını da etkileyecek muhtemelen ama, Trump da ılımlı konuştu biraz DeepSeek'le alakalı. Bizim şirketlerimiz de örnek almalı, kendilerini geliştirmeli gibi laflar etti. Senin fikrin ne DeepSeek'le alakalı merak ediyorum açıkçası.

Ben bununla ilgili bir analiz okumuştum yine. Pozitif supply shock, pozitif art şoku olarak değerlendiriyordu. Galiba Deutsche Bank'ın bir analizinde DeepSeek meselesini. o hakikaten de bu açıdan bakmak gerekiyor bana kalırsa yani bu pozitif bir arz şoku aslında yani şöyle ki şimdi yapay zeka aslında open eye ilk çıktığında bildiğin gibi kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak çıkmıştı ve yapay zekayı aslında herkesin kullanımına adil ve herkesin erişimine açık bir şekilde, demokratik bir şekilde herkese eriştirecek.

Çünkü bu yapay zeka ilk çıktığında hatırlarsan şey konuları da vardı, yani işte bu ne kadar zararlı olabilir bize, insanlığın geleceği içinde şöyle zararları olabilir mi, böyle zararları olabilir mi gibi birçok konu hala aslında bence masada. OpenAI ama işte bunun karşıtı olarak yani kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak çıkmışken, şu gün geldiğimiz noktada tamamen işler değişmiş durumda ve burada bir moat diyebileceğimiz veya tamamen bir tekelleşme diyebileceğimiz bir durum söz konusuydu bana kalırsa OpenAI'ın şu anki pozisyonu. DeepSeek'in bunun karşısına bu şekilde hem çok çok daha düşük yani 30-40 katlara varan şekilde fiyatlama olarak düşük bir şekilde fiyatlamayla çıkması, maliyet bakımından %90'lara yakın daha düşük maliyetle bu işi çözebilmiş gibi görünüyor olması ki bunlar da biraz tartışma konusu yani ne kadar gerçekçi bu söyledikleri rakamlar. O da ayrı ama ben tüm bunlara şu açıdan bakıyorum.

Toparlamak gerekirse aynı otomobil pazarında gördüğümüze benzer bir şeyi nasıl elektrikli araçlarla birlikte ve özellikle Çin'den de gelen elektrikli araçlarla birlikte o piyasa tamamen allak bullak olduysa bana kalırsa aynı şey yapay zekada gerçekleşecek gibi görünüyor. Benim fikrim bu açıkçası. Çağa ayak uyduramayanlar yok olacak. Çağa ayak uydurabilenler ya da maliyetlerini kontrol altına alabilenler karlılıklarını koruyacak.

Ben de öyle düşünüyorum açıkçası. Şöyle bir de değerlemelerin de biraz daha yer çekimi etkisine maruz kalabileceğini düşünüyorum. Yani aynı otomobil firmalarında olduğunu. Kesinlikle katılıyorum.

Yani 70-80 FK'lar bence geleceği belirsiz, bu kadar belirsiz bir sektör için bence çok fazla. Sektör çok büyüyecek gibi görünüyor zaten. Demin sen onu aslında bir de sormuştun. Aslında Damadoran hocanın bir çalışması vardı.

Nvidia ile ilgili yeni bir değerleme yaptı. Galiba 87 dolar fiyat değer biçti Nvidia'ya. Ve toplam market büyüklüğünü de 2030 ya da 2035 yılında göre... Yanlış hatırlamıyorsam, rakam olarak söylemeyeyim ama... Yüzdesel bazda galiba %20-%30'a yakın bir toplam pazar büyüklüğünü aşağı çekmişti.

Yani o çekme sebebi de... Değerlemelerin düşme eğilimine girebileceğini düşündüğünden dolayı pazar aşağı çekiyor. Fiyatlamaların, şirketlerin bilançosuna yansıyacak karlılıklarının aşağı düşeceğini düşünüyor. Ben de benzer bir görüşteyim açıkçası.

Aynen öyle. Yani istersen biraz konumuza da girebiliriz yavaş yavaş. Bugün finansal bağımsızlık, tasarruf ve cimrilikten konuşacağız açıkçası. Biraz böyle bizle alakalı konular olacak.

Genel olarak yatırımcı psikolojisiyle alakalı konular olacak. Özellikle finansal bağımsızlık yolunda en az yatırım kadar hatta Başlangıçta bence yatırımdan daha da önemli bir kavram tasarruf. Çünkü tasarruf edecek paranız yoksa yatırım yapmanız mümkün değil. Peki tutumluluk sonradan öğrenilebilir bir şey mi yoksa ailemizden küçükken aldığımız eğitimin bir sonucu mudur diye soracak olursak.

Aşırı tutumluluk cimriliğe yol açar mı? Tutumlulukla cimrilik arasında farklar nelerdir? Bu bölümde bunları konuşacağız. Öncelikle ben tasarrufun önemini biraz vurgulamak istiyorum.

Aslında bir önceki bölümde birleşik getireği konuşmuştuk. Burada biraz bahsettik ama yine de ben biraz daha açmak istiyorum konuyu. Finansal bağımsızlık dediğimizde birinci kural gelirimizin bir kısmını düzenli olarak kenara koymak. Burada her zaman kullanılan bir kavram var.

Önce kendine öde diye. Pay yourself first. Burada kenara koymaktan kastımız her ay harcamalarımızı yaptıktan sonra, ödemelerimizi yaptıktan sonra artan parayı kenara koymak değil de maaş yatar yatmaz ya da gelirimiz elimize geçer geçmez ilk işimiz belli bir miktarı birikim ya da yatırım hesabına yönlendirmek olmalı bence. Yani finansal bağımsızlığa ulaşan kişilere baktığımızda da ortak özellikleri hepsinin yüksek tasarruf oranına sahip olması.

Yani yabancılardan örnekler vermek istiyorum ben. Mr. Mali Mastaş var. Finansal bağımsızlığın yaygınlaşmasının en büyük pay sahibi kendisi.

Onun felsefesi masrafları minimize etmek. ve tasarruf oranını maksimize etmek. %50 ile %70 arasında bir tasarruf oranı vardı kendisinin finansal bağımsızlık yolunda. İşte bu mesela çoğu kişiye çok abartı ve çılgınca bir şey gibi gelebiliyor aslında ama bazı büyük harcamalarımızı minimize ettiğimizde örneğin işte yüksek araba masrafları, işte kredi ödemeleri, yüksek faturalar, kıyafet, elektronik derken aslında çoğu kişi yani fark etmeden parasını savuruyor.

Aynı şey Türkiye için de geçerli. Yani hayat pahalılığı var diyoruz. Ama işte ulaşım, kira, yeme içme giderlerine baktığımızda ufak ufak kıstığımız alanlarda birleştirince bunları tasarruf oranını gittikçe ciddi ölçüde arttırmak mümkün bence. Yani bilmiyorum sen ne düşünüyorsun?

Sen kendi tasarruf yolculuğunda bir örnek vermek istersen neyi gösterirdin yani? Mesela yeni başlamış birisine verebileceğim bir öğüt olabilir mi tasarruf oranını arttırma konusunda? Ya şöyle ben aslında tasarruflarda daha çok gelirden ziyade giderleri kısmaya biraz daha yatkınım. Tabii bu kişiden kişiye göre değişebilir galiba.

Sen galiba tam tersini yapıyordun bildiğim kadarıyla. Tam tersi derken gelirleri arttırmayı da giderleri düşürmek kadar veya hatta belki daha fazla önem veriyorsun galiba diye düşünüyorum dışarıdan baktığımda. İsimden de anlaşılabileceği gösteriyor. Ben de aslında seninle paralelim.

Yani ilk olarak giderleri azaltma, sonrasında gelirleri arttırma tarafındayım aslında ben de. Tabii isimden de belli zaten yani pay tutumlu. Ben bu arada senin kadar tutumlu asla olamayabilirim diye düşünüyorum kişisel olarak. Senin tasarruf oranlarını çünkü uzun vadeli bir paylaştığım bir grafik var.

Oraya baktığımızda %70 civarında bir tasarruf oranı vardı. Yani şöyle daha basit olarak aslında ben tasarruf ediyordum. Yani kural olarak şöyle bir kural kullanıyordum. Hep diyordum ki gelirlerimin üçte birini tasarruf etmeliyim minimum.

Her zaman için. Bu ailemden bana aşılanmış bir kural diye söyleyebilirim. Çok genç yaşlardan itibaren. Her zaman üçte birini kenara ayır oğlum diye öğüt veriyorlardı.

Ben de bu öğütü aslında uyguladım yani çoğunlukla. Ama senin rakamlarına yakın rakamlarda da tasarruflar yapabildim aslında ilk yıllarda özellikle. ve burada her zaman benim söylediğim şey o özellikle ilk yıllarda yani şey zamanları üniversiteden mezun olunan ilk zamanlarda bence kişiler hani nasıl tasarruf dedik ya kişiler birazcık daha böyle öğrenci hayatını bir miktar daha devam ettirebilirler ilk mezun olduktan işe girdikten sonra belki bir iki yıl bu bence önemli bir etki yaratabilir o ilk başlangıç aşamasında Onun arkasından tabii ki gelirleri arttırmak için belki yeni iş fırsatları ya da ek gelir modelleri yaratmaya odaklanmak gerekiyor. Ama öncesinde ne kadar ben tasarruf edebilirim kendi bütçemde mi bakmak bana kalırsa daha öncelikli bir etki?

Bilmiyorum yani sen bu dengeyi oturturken hani ek gelirler de yaratmıştın sen. Giderler mi daha ön planda? Senin isminden de belli aslında ama hani ya da gelirlere daha fazla ne kadar önem veriyorsun? Belki sen daha farklı şeyler aktarabilirsin burada.

Açıkçası yani şöyle ben önce giderleri kısayım, sonra gelirlerimi arttırayım gibi bir hani sıra güçmedim açıkçası. Başlangıçtan itibaren öncelikle bir program ya da Excel vasıtasıyla ne yapabilirsiniz? Giderlerinizi en azından farkında olabilirsiniz. Ben bu ay mesela ne harcadım?

Ben mesela şu anki çoğu kişiye sorsam, bu ay ne kadar para harcadın diye sorsam, %50'den fazlası bu ay ne kadar para harcadığını bilmiyordur muhtemelen. Cevap veremeyebilir yüksek ihtimalle. Biliyorsa bile yanlış biliyordur. Yani mesela bu ay yaklaşık 50 bin lira harcadım diyordur.

Belki de 70 bin lira harcamıştır. Yani bunun en azından farkında olmak, giderlerini kayıt altına almak bile bir başlangıç. Ben ilk baştan bunu yaptım açıkçası. Öncelikle farkında olduğum giderlerimi, ne kadar para harcıyorum, ne kadar gelirim var.

Daha sonrasında bu gelirimi ne kadar arttırabilirim diye düşündüm. Zaten %70-80'lere çıkmamın en büyük sebebi de gelirlerimi arttırmış olmam. Hem giderlerimi azaltıp, hem gelirlerimi arttırmış olmam. Açıkçası biz kendimize aşırı sıktığımızı söyleyemem.

Kendi ismimden anlaşılabileceği üzere tutumluyum ama... Cimri değilsin ama. Bir noktada cimriliğe doğru kayabilir çok fazla dikkat edilmezse. Bu ikisi arasındaki ince çizgiyi böyle geçmemek gerekiyor diye düşünüyorum.

Birazdan bahsederiz zaten o ince çizgide neler var, hangi kriterlere göre o cimrisin, hangi kriterlere göre tutulmuşsun. Bunları konuşabiliriz ama bence en önemli şey, şuna bahsetmek istiyorum. Gelirleri arttırmanın herhangi bir sınırı yok. Yani istediğin kadar gelirini arttırabilirsin, paraya çevrilebilir bir yeteneğin varsa.

ya da zamanının ölçüsünde, ne kadar fazla zamanını bir işe ayırırsan, gelirlerini arttırmanın belli bir sınırı yok ama giderlerini azaltmanın bir sınırı var. Belli bir noktadan sonra artık insani yaşam standartlarının altına inmen gerekir. Bu da uzun vadede sürdürülebilir değil. Senedin gibi mesela diyorsun ya, ilk iş hayatının başlarında öğrenci hayat, öğrenci gibi yaşayın.

Ailenizin evinde yaşayın, araba almayın vs. Bunlar örnekler çeşitlendirilebilir ama. Burada mesela ben geçen hafta finansal bağımsızlık hikayesini anlattığım Jacob var. Early retirement extreme.

O mesela benzer bir açıdan yaklaşıyor olaya. Hayatta kalmak için gerekli temel şeyleri al, geri kalan her şeyi kıs. Mesela kendisinin arabası yok. Yani kökten sadeleşme minimalizm felsefesine dayalı aslında onun yöntemi.

Radikal tasarruf yani %7, 80, 90'ına varan tasarruf oranına sahip. Ama bu geliri arttırarak tasarruf değil, gideri azaltarak tasarruf. Kendisinin mesela yıllık harcamaları 7000 dolar civarındaydı. En son yanlış hatırlamıyorsam.

Yani inanılmaz uçuk bir rakam. Bu yaklaşım tabii herkese göre değil. Ama hayatınızın en azından 4-5 yılını bu şekilde idame ettirebilirseniz tasarruf oranını arttıracağınız için finansal bağımsızlık yolunuz da 20 yıldan örnek veriyorum. 7-8 yıla inebiliyor yani bu şekilde.

Bence ikisinin de dengesini daha önem taşıyor diye düşünüyorum. ekstrem noktalara gitmek yani her açıdan şöyle ekstrem noktalara tasarrufları işte %80 seviyelerini 90 seviyelerini çıkartıp yani bir öyle bir hayat yaşamak bir ekstrem nokta bir de hiç tasarruf yapmamak o da bir ekstrem nokta ya da gelirleri çok fazla arttırma yani odaklanmak da bence yine çok ekstrem bir nokta o da şöyle şimdi şeyden bahsettin sen hani gelirlerimizi arttırmanın bir sınırı yok elbette aslında bu o açıdan baktığımızda evet bir sınırı yok ama hepimizin günlük 24 saati var sadece Yani bu açıdan da olaya biraz bakmak gerekiyor. Orada da çok ekstrem noktalara gitmek bana pek açıkçası doğru gelmiyor. Yani çalışma aşkı ayrı bir şey ama günümüzün 24 saatini de sınırlı bir saat.

Yani bu çalışmaya tamamen bunu ayıramayız diye düşünüyorum. Biraz da kendimize de vakti... Bir süre sonra şeye gidiyor olay, tükenmişlik sendromuna doğru ilerliyor. Evet.

Ben yaşamıştım mesela, yani biraz çalışmayı eskiden seven biriydim. Şu an o kadar sevmiyorum. Tükenmişlik sendromuna düştüğümü hissetmiştim mesela. Çok fazla iş odaklı düşündüğüm için bir noktada öyle hissetmeye başlamıştım açıkçası.

Buna düşebilirsiniz. Ama öbür tarafta da, diğerinde de işte çok fazla tasarrufu yaparsanız, bu da... Yani çok fazla derken işte oran olarak söylüyoruz burada zaten. Yüzde 80'in üzerinde, 70'in belki hatta üzerinde bence bir problem yaratabilir.

Bir şey önemli, bütçe yapmak önemli burada. ve ben hep bütçeyi şeye benzetiyorum. Bütçe yapmak bana göre aynı bir diyet programı uygulamak gibi bir şey bütçe yapmak. Birebir aynı bir yaklaşım var bir diyet programıyla ya da bir spora gitmekle.

Şöyle ki yani bütçe yaparken siz aynı spora gider gibi nedir o? İşte kas kütlenizi geliştirmek için, vücudunuzu geliştirmek için gidiyorsunuz. Nedir temel esas fikir oradaki? Yediklerinizden ya da tükettiklerinizden daha fazlasını yakmak ve bununla birlikte kas kütlenizi arttırmak.

Bütçe yaparken de işte aynı şekilde kas kütlesi yerine bu sefer birikimlerinizi arttırmaya odaklanacak bir şekilde bir diyet programa. Bu da ekonomik bir diyet programa. Benim fikrim ikisi olarak yani bütçe konusu burada önemli olduğunu düşünüyorum açıkçası. Yani diyorsun ki kemerleri sıkalım.

Şimdi şöyle kemerleri sıkmak da güzel. Kemerleri sıktığınız zaman da çok fazla sıkarsan bu sefer de cimriliğe doğru hani birazcık da böyle çocukluktan itibaren ailende işte para böyle önemli bir yere sahipse bu durum böyle hafif cimriliğe doğru kayabiliyor. Mesela örnekler verelim. Şu anlamda da yine diyet programına ben işte o yüzden örnek veriyorum.

Yani düşünelim şöyle düşünelim hani cimrilik işte tasarruf oranı ve tutumluluk gibi hepsini bir arada düşünürken şimdi bir obez bir insan düşünelim. İşte 1.80 boyunda 150 kilo, 200 kiloya yakın belki obez bir insan. Şimdi bunun karşısında bir de yine aynı boy oranlarında, aynı yapıda başka bir insan 50 kiloda düşünelim, yani 45 kiloda düşünelim.

Şimdi o vücuduna hiç iyi bakmayan, böyle belki çok cimri insan olarak düşünürsek o çok zayıf kişi. Yani biz bunların ikisini de güzel bulmuyoruz, iyi, hoş bulmuyoruz. Neyi hoş buluyoruz biz? Hafif bir kas kütlesi olan, işte doğru düzgün bir fiziği olan bir insanı dış görünüş olarak baktığımızda hoş buluyoruz.

Aynı şey işte bence birikim yapmakta da geçerli. Araya bunu bir sokmak istedim. Evet, evet. Yani mesela bu çok senin bahsettiğin 50 kiloluk insan örneğine dönersek... Örneğin dışarıdan bir kahve içmek mesela.

Bunu içmek yerine evde kahve yapmak tutumlu bir yaklaşım mı, cimri bir yaklaşım mı? Bence bu tutumlu bir yaklaşım. Mesela hiç kimseye ikramda bulunmamak, birisine bir şey ısmarlamamak... ya da arkadaşlarınızla buluştuğunuzda böyle para harcamamaya çalışmak, keyif alacağınız bir deneyimden kendinizi mahrum bırakmak anlamına geliyor.

Bu da cimriliğe kayıyor bir noktada aslında. Bana göre cimriliğin tutumunda arasındaki en büyük fark, parayı harcama şekli. Yani parayı harcama sıkıntı yok, para harcama biçimi. Yani cimri parası olsa bile harcamaktan çekiniyor.

Yani sırf ucuz diye sürekli fast food yemek ya da tek çeşit yemek yemek, bu mesela cimri değil. Ya da dışarıya çıkarken hesap yapmak. sevdiği bir sanatçının konserine sırf pahalı diye gitmemek. Bence bunlar birazcık daha böyle cimriliğe kayan noktalar.

Yani bence neye para harcaması gerektiğini bilen kişi tutumludur. Yani hayatta onu mutlu eden, değer katan, hayat kalitesini arttıran ürünlere, hatta deneyimler buna biraz daha önemli bence. Bunlara para harcamaktan çekinmiyorsa tutumludur kişi. Yani nihayetinde aslında para karşılığında hayatımızın bir zamanını takas ettiğimiz bir araç.

Bu nedenle işte asla bence bir kenara biriktirip onu yığmamamız gerekiyor parayı. Nihayet amacımız bu olmamalı. Yani örneğin bir kişi mesela araba koleksiyonu yapmayı seviyordur ya da modern uçak koleksiyonu yapmayı seviyordur. Bu onu mutlu ediyordur.

Bu harcama onun için gerekli ve elzemdir. Ya da bir kişi elektronik eşyaları çok seviyordur. Elektronik eşyalara değer katıyordur. Onun için o mesela gereksiz bir harcama olmaz.

Yani kimisi seyahati çok seviyordur, ona değer katıyordur. Pahalı restoranlara gitmek istiyordur. O mesela abartmamak kaydıyla o restorandaki o deneyimi ona değer katıyordur. Yani katı kurallar değil de bence öncelik sıralaması yapmak çok önemli diye düşünüyorum.

Bilmiyorum senin fikrin nedir? Kesinlikle. O söylediğin söz çok önemliydi. Yani parayı nasıl kullanacağını bilmek tutumluluktur.

neye harcamaya karar vereceğin kısım da aslında tutumluluktur. Ve cimrilik hoş bir şey değil bir kere zaten cimrilik. Benim de birkaç tane arkadaşım vardı geçmişte böyle özellikle üniversite zamanında o verdiğin örnekler şey yapınca hemen onlar geliyor aklıma benim. Gittiğimiz bir yerde böyle hiç para ödememeye çalışan böyle birkaç arkadaşım vardı.

Hoş bir şey değil bence bu zaten ve şey de değil yani bunun ben bir sonuç yarattığını da düşünmüyorum açıkçası. Yani hani o insanların kafa yapısını da tam olarak anlayamıyorum zaten ama Şu açıdan mı yaklaşıyorlar? Cimri davranırken, buradan şu kadar kar ettim, buradan bu kadar kar ettim gibi, aman bu yemeği ben ödemedim, şöyle bir karım oldu gibi mi düşünüyorlar? Emin değilim ama bence bu bir sonuç yaratmıyor.

O tip insanları gördüğüm zaman ben hiçbir zaman çok ciddi bir birikim yapmış bir şekilde görmedim o insanları. Ha şunlar var çok çok varlıklı olup böyle sokakta gördüğümüzde hiç anlayamayacağımız tarzda böyle özellikle giyim kuşamından mesela anlayamayacağımız tarzda davranan veya çok inanılmaz cimrilik örnekleri gösteren Aslında burada yine örnekler verebilirim de girmeyeyim onlara. Gösteren kişiler var ama bu bence temel hedef bu olmamalı bana kalırsa. Sen de biraz önce bahsettin.

Burada bir denge kurmak gerekiyor. Bir hayat dengesi zaten bu aslında. Yani bizim yaşama biçimimizi belirleyen belki en temel kriterlerden bir tanesi. Tasarruf oranı belirlemek, cimrilik tarafına aşırı uca kaçmamak ve bunun yanında yine tüketim tarafında da aşırı uca kaçmamak.

Yani ortalarda bir yerde kalmamız gerekiyor. Benim fikrim bu. Ben katılıyorum kesinlikle. Katılmamak mümkün değil zaten.

Hayat dengesi aslında bu finansal bağımsızlık yolunda en sık karşımıza çıkan kavram bence. Bir yandan işte kariyer, iş, yatırım, tasarruf hedefleri var. Bir yandan da ilişkiler, sağlık, sosyal aktiviteler var. Hani finansal bağımsızlık uğruna tüm sosyal hayatımızda yok sayar hayale gelmememiz gerekiyor.

bu gerçek özgürlük müdür diye soracak olursak, sen de bahsettin yani ayda birkaç kez dışarı çıkıp güzel bir yemek yemek sana keyif veriyorsa bunu kesmene gerek yok ama mesela bunu ayda 3'ten 2'ye indir ya da 1'e indir. Burada tasarruf oranını arttırmak istiyorsan tabii ki. Burada harcamayı bilerek, farkında olarak ve keyif alarak yapmak çok önemli. Yani sonuçta harcamanın bir sınırı yok.

Bir günde ne kadar para harcayabilirsin bilmiyorum yani bunun herhalde bir üst sınırı yoktur diye düşünüyorum ama sana vereceği para arttıkça sana vereceği keyif aynı oranda artmayacaktır doğal olarak. Tabii burada marjinal fayda da devreye giriyor yani yine. Evet, yani marjinal faydası bir süre sonra zaten düz bir çizgi haline gelecektir. Bence özellikle orta ve üst sınıf, yani beyaz yaka dediğimiz kesim, parasının nereye gittiğini farkında olmayan en büyük kesim bu.

Günümüzde neredeyse tüm harcamalarını kredi kartıyla yapıyoruz ama ay sonunda oturup ekstraya bakmaya üşeniyoruz. Yani nelere para harcamışız, bunlara bakmıyoruz. Ya da üşenmiyoruz ama işimize gelmiyor, çoğu kişinin işine gelmiyor. Yani bir ay geriden gelmeye ya da işte daha kötü durumda olanlar için kredi kartına takla attırmaya alışmış çoğu kişi.

Başka türlüsü zor geliyor. Fakat şunu unutmamak gerekiyor. Eğer kazandığından daha az harcamaya bir an önce başlamazsan, sonsuza kadar sana maaş veren, iş veren ya da kurumun finansal kölesi olacaksın yani bir nevi. Eskiden kölelik vardı, gerçek kölelik vardı.

Şimdi de finansal kölelik var. Bir de bir olaya diğer taraftan bakmak lazım. Şimdi biraz önce hayat dengesinden bahsettim. Finansal bağımsızlık yolunda bir ultra tasarruf vermiştik.

Bir de carpe diem diyeyim buna ben. Yani hayatı keyfince yaşa diye Türkçe'ye çevirebilecek herhalde. Anı yaşa. Anı yaşa evet.

Burada geçen sene okumuştum ben bu kitabı. Bill Perkins'in Die With Zero yani sıfırla öl diye bir kitabı var. Temel olarak Perkins şöyle diyor. Yani hayatınızı sürekli olarak geleceğe ertelersen, en verimli çağını kaçırıyor olabilirsin.

Kısaca aslında kitabın temel felsefesi bu. Yani haksız diyemem. Sen ne düşünüyorsun? Biraz önce senin fikrini alayım, sonra ben devam edeyim istersen.

yavaş yavaş galiba çatışmaya başlayacağız şöyle ben birazcık bunu açıkçası bencilce bir davranış olarak görüyorum sıfırla ölmeyi yani şöyle bencilce bir davranış aslında burada işin ta felsefe kısımlarına kadar bile sosyolojik felsefik kısımlarına kadar gidebiliriz ama yani dünyadaki yaratılan her şey bir önceki bölümde de bileşik getiride konuştuğumuz gibi birikmiş bir şekilde yaratılmış durumda Her nesil bir önceki nesilin onlara emanet ettiği şeyin üzerinde yükselmiş durumda. Burada olayın sosyolojik ve felsefik açısından giriyorum. Eğer her nesil elindeki her şeyi tüketerek sıfırla ölseydi, bugün biz bulunduğumuz noktada olmamız mümkün olmazdı. Bu işin şey kısmı, sosyolojik kısmı, diğer bencilce kısmına ve bizi ilgilendiren daha bireysel kısmına gelirsek, bireysel açıdan düşünürsek de bu olayı toplumsal kısmı bir kenara bırakıp tabii ki anı yaşamak değil ama hani en azından çoğu şeyden mahrum kalmamalıyız,

çoğu şeyin gerisinde kalmamalıyız. İstediğimizi en azından yapmaya çalışmalıyız, hayallerimizi gerçekleştirmeye çalışmalıyız ama bence bana kalırsa sermayemizin, kapitalimizin, birikimimizin bir kısmını da hatta belki bu tabii ki birikiminin miktarına göre de değişebilir ama çok yüksek birikimlerde çok yüksek bir kısmını da bir sonraki nesle, jenerasyona aktarmayı bireysel açıdan söylüyorum bunu kendi çocuklarına veya onların başka şeylerine doğru aktarmayı hep ön planda tutmamız gerekiyor. Bu diğer türlüsünün bencilce bir davranış olduğunu düşünüyorum ben. Bilmiyorum, burada ayrı şey olabiliriz seninle.

Ben de, yani seninle haksızsın diyemem ama şu anlamda bakıyorum ben olaya. Ben ilk baştan hep böyle tasarruf odaklıydım açıkçası finansal bağımsızlık yolunda başladığımızda. Ama işte belli bir süreden sonra bu finansal bağımsızlık yolculuğunda çok genç başladıysan, örnek veriyorum 20'li yaşların başında başladıysan, bu senin için çok büyük bir problem olmayabilir. Ama 35'inden sonra bu işlere başladıysan ya da benim gibi 30 yaşında başladıysan, Acaba hayatı kaçırıyor muyum?

Yani ben bu kadar tasarruf ederken hayatı kaçırıyor muyum? Benim örnek veriyorum bundan 15 sene sonra bazı şeyleri yapmaya enerjim ya da sağlığım yetecek mi? Bunları düşünmeye başladığımda açıkçası birazcık böyle tasarruf odaklı olmaktan çıkıp daha böyle harcama odaklı olmaya başladım. Yani David Zero sıfırla öl felsefesine göre O biraz da bir olayın felsefik açısından bakıyor.

Banka hesabında diyor ki, büyük bir bakiye ile ölüp gitmek anlamsız. Gerçekten deneyimlerden keyif almak istiyorsan, doğru zamanda seyahate çıkmak, işte bir hobiyi doğru zamanda deneyimlemek, çocuklarınla ya da ailenle anılar biriktirmek gibi manevi getirisi yüksek şeylere öncelik vermek gerekiyor diyor. Bunlara kesinlikle haksız diyemem. Ben haklı olduğunu düşünüyorum ama.

Bu şu demek değil, harca gitsin, yarınlar yokmuş gibi yaşar anlamına gelmiyor. Her alanda olduğu gibi bence bir denge gözetilmesi gerekiyor. Sadece tasarruf et, bunu körü körüne uygula değil de yaşamın tadını da çıkarmayı ihmal etme diyor aslında. Ben birazcık daha orta tarafta kalmayı tercih ediyorum açıkçası.

Ben biriktirmeyi tercih ediyorum. Şöyle... Yani şey anlamda birikimi tutmayı, hani diyeyim daha doğrusu biriktirmeyi demeyelim de, birikime sahip çıkmayı tercih ediyorum. Zaten o şey bir Twitter'da o sözümde duruyor zaten yani benim.

Para emin ellerde olduğunu fark ettiğinde orada kalmak ve çoğalmak ister. Bu felsefeyi ben de benimsiyorum die with zero yerine. Bu şu demek değil tabii ki var yemez olmak veya cimrilik gibi değil ama şu açıdan bakıyorum yani kazandığın para senin harcadığın emek ve enerjinin karşılığında ve zamanının karşılığında elde ettiğin bir ekonomik değer. Yani bu paranın bankadaki o tabii ki Bill Perkins'in dediği gibi o bankadaki sıfırların hiçbir anlamı yok sen öldükten sonra.

veya zaten hiçbir anlamı yok aslında o sıfırların teorik anlamında da zaten anlamı yok da şu ama ona şu anlamı katmalıyız biz bizim zamanımızın ve emeğimizin bir ürünü bu bizim iş gücümüzün meyvesi bu ortaya çıkan sonuç Bu sonuç da elimizde tutmamız gereken en önemli bizim enerji kaynağımız bana kalırsa. Bu enerji kaynağımızı doğru aktivitelerde kullanmalıyız. Yani har vurup harman savurmamalıyız veya tabii ki onu söylemiyor Bill Burkins ama Bu enerji kaynağını bir sonraki jenerasyona da aktarmayı düşünmeliyiz bence. Onlara da bir hani önden bir stok bırakmamız gerekiyor eğer gelişmesini istiyorsak sonraki jenerasyonlarında yoksa o biraz önceki dediğim gibi temel noktada hiçbir jenerasyonda hiçbir ilerleme kaydedemeyiz.

Bu sadece para anlamında düşünmeyin bunu. Bunu dediğim gibi bir aynı zamanda kapital yani. Varlık kalesi aslında yani. Evet.

kapitalin içerisine şeyler giriyor. Zaman, emek, enerji ve iş gücü giriyor bu kapitalin içerisine. Eğer siz iş gücünü biriktirmezseniz zamanınızı zaten elimizde tutmamız mümkün değil ama bunu işte bir ekonomik değere dönüştüğü halde para şeklinde saklayamazsanız veya yine bunun karşısında enerjinizi depolayamazsanız bir sonraki jenerasyona emin ol bak emin ol yani Bill Perkins bence en temel anlamda felsefik açıdan inanılmaz derecede yanlış bana kalırsa. Emin ol biz M.Ö.

2000'lerdeki Roma'dan şu andaki kurduğumuz medeniyete gelmemiz mümkün değildi eğer kapitali birikimli bir şekilde bir sonraki jenerasyonlara aktarmamış olsaydık. Fikrim bu benim. Dinleyenler farklı düşünebilir elbette ama... Birikim önemli olduğunu düşünüyorum ben açıkçası.

Aynen. Peki şunu sorayım o zaman ya da buradan şu konuya geçelim istersen. Dedik ki hayatı kaçırmayalım ama aynı zamanda tasarruf edelim. Peki nasıl yapabiliriz bunu?

Hayatı kaçırmadan tasarruf oranını nasıl arttırabiliriz? Hani insanlara, dinleyenlere birkaç örnek vermek istiyorum açıkçası. Önce ben kendi yaptığım şeyleri bahsetmek istiyorum. Biraz önce biraz bahsettik aslında da.

Bütçe takibi mesela. mevcut harcamalarını öğren. Bir ay boyunca her kuruşu not et. Bir liraya bile not et.

Hani bir lira önemli mi? Hayır, önemsiz. Ama bu bir alışkanlık kazandırıyor sana. İşte mobil uygulamalar, Excel tabloları, kağıt kalem bile olabilir yani fark etmez.

Neye ne kadar harcadığınızı gördükçe muhtemelen şaşıracaksınız. Belki market alışverişlerinin ne kadar sizi zorladığını fark edeceksiniz ya da en büyük masrafın dışarıda yemek yemek olduğunu anlayacaksınız. İkinci olarak otomatik tasarruf. Ben en çok onu öneriyorum.

Maaş yattığı anda belli bir yüzde iyi maaşınızın, örneğin %15, 20, 30 olabilir, otomatik olarak yatırım hesabına aktarmak. Bu parayı harcanamaz hale getirmek bence çok önemli. Bu bireysel emeklilik de olabilir. Eğer iş yeri katkılı bireysel emeklilik sisteminiz varsa çok avantajlı.

Otomatik olarak yatırım fonu da alabilirsiniz. Yeter ki altın bile alabilirsiniz ki bunu zamanında sen yapmıştın. Yeter ki zorunlu tasarruf yapın. Yani önemli olan elinizde kalanı biriktirmek değil.

Önce biriktirip sonra kalanına geçinmek. Üçüncüsü borç. Borç konusu. Yani borç çok önemli.

Geçtiğimiz bölüme de konuştuk. Bileşik Yeteri bölümünde. Bileşik borç kavramından bahsetmiştik. Aylık borç çevirme sarmalından kurtulmamız gerekiyor.

kredi kartlarınızı kapatın demiyorum ben. Çoğu kişi bunu söylüyor ama kredi kartını puanlar, taksitler vesaire amaçla kullanabilirsiniz. Ama mutlaka tüm ekstrenizi ödemeniz gerekiyor. Sadece asgari miktarı değil.

Eğer borcunuz varsa öncelikle yüksek faizli olanları temizlememiz gerekiyor. Bu tabii şu an faizler yüksek daha da büyük önem arz ediyor. Bundan sonra yapacağımız... Burada şey var aslında o konuyu bilmiyorum.

Sen ne düşünüyorsun? Şimdi merak ettim. Borç temizleme meselesinde birkaç tane yöntem var. Yani önce yüksek faizleri temizlemek veya önce düşük oranda olan miktar olarak düşük olanları temizleyerek sırayla gitmek.

Yüksek faizleri önce temizlemeyi mi önceliyorsun? Yani psikolojik olarak sizi nasıl hangisi olumlu ya da anlamlı etkileyecekse onu yapmanız lazım. Ama ben kendi açımdan en önce yüksek faizli olanları temizleme taraftarıyım. Çünkü miktarsal olarak örnek veriyorum 5 farklı yere borcum vardır ama küçük küçüktür.

Onları sırayla temizlemek belki sana bir tatmin hissi veriyor olabilir. O zaman devam edebilirsin. Aralarında çok büyük faiz farkları yoksa. Ama en önemlisi bence yüksek faizli borçları önce temizlemek diye düşünüyorum.

Son aşama olarak da artık bunların hepsini yaptıktan sonra gelirini arttırma noktasında tutumlu olmanın bir sınırı var. Yani sıfıra inemeyiz hiçbirimiz. Masraflar bir yerden sonra kesilemez hale geliyor. O yüzden geliri arttırmak önemli.

Bununla alakalı da çok fazla paylaşım yapıyorum zaten. İşte freelance işler, danışmanlık, part time, internet üzerinden satış, senin mesela YouTube kanalım var, YouTube kanalı gibi platformlar, pek çok yan gelir kapısı var. Yani bunlar için de hayat standardını arttırmak yerine yatırma yönlendirmek bunları finansal bağımsızlık sürecini hızlandırıyor. Sanki oradan gelen parayı bir gelir gibi değil de, otomatik olarak tasarrufa yönlendirmek birazcık daha böyle insanların psikolojisini rahatlatabilir.

Bilmiyorum senin vereceğin örnekler neler? Ya ben kişinin kendi durumuna göre çok her şeyin değişebileceğini düşünüyorum. Yani verdiğin dediğin gibi bu şeyler çok çok önemli. Mesela ben de kendimden örnek vermek gerekirse iş hayatımın bir bölümünde mesela avantaj diyelim buna bir avantaj olarak şöyle bir şey yapabilmiştim ben.

Şirketin büyük bir tesisindeki bir misafirhanede kaldım bir süre yaklaşık 2-3 yıla yakın. zaten misafirhanede kalmam da avantajdı yani şey anlamında eşyanın tabiatına göre o bir avantajdı ve misafirhanede örneğin yani şey bir misafirhane düşünün hani üç yıldızlı bir otel gibi misafirhane düşünün işte odanız temizleniyor bilmem ne falan filan akşam yemeği sabah kahvaltısı falan her şey dahil süper işte evet yani her şey dahil bir şey gibi çamaşırlarınız yıkanıyor gibi gibi gibi o avantajlıydı şöyle de bir avantajı oluyor bunun aslında bu size ekstra bir tasarruf yapma imkanı sağlıyor yani inanılmaz bir mesela çok özel şey bir örnek bu herkesin uygulayabileceği bir örnek değil o yüzden hani dedim kişiye özel hani bu bence biraz değişiyor bu şartlar ve durumlar o mesela bana çok yüksek bir tasarruf oranı o dönemde yaptırmıştı ve o dönemde şeyi ben düşünmüştüm ya ben bunu biraz daha avantaja çevirmeliyim ve biraz daha fazla tasarruf yapabilirim hani çok fazla

atıyorum şey yapmayayım yani arabayla gezip tozmayayım çok fazla bu dönemde veya işte bu dönemde çok fazla dışarı zaten biz şey bir yerdeyiz biraz şehirden biraz uzak bir yerdeyiz hani zaten çoğu imkana erişimin kısıtlı biraz bu dönemi kendi avantajıma kullanayım diye düşünerek hareket etmiştim. Mesela bu tarz imkanlar aslında genelde böyle yurt dışı projelere falan işlere giden insanlar bildiğin gibi çok böyle yüksek birikimler yapabiliyorlar oralarda. Ona benzetebiliriz belki bunu. Bunun dışında aynı senin dediğin gibi işte yani tasarruflarımızı zaten bir noktaya kadar kısıtlayabiliriz.

Ama benim o durumumda mesela yüzde sıfır Harcamaya kadar kısıtlayabilirsin tasarrufunu hani bu şartlar altında. Hiç harcamadan da yaşayabilirsin birkaç yıl boyunca. Ama bu mümkün değil yani mutlaka bir harcama yapmamız gerek yani insanız sonuçta bizde. Diğer tarafta işte gelirlerini arttırma kısmında yeteneklerimizi, yetenek setlerimize bir şeyler ekleyerek kişiye göre dediğim gibi değişecek şekilde Kimisi belki bu benim biraz önce bahsettiğim şartlara uygun bir şarttadır.

Kimisi de senin bahsettiğin şartlara uygun, yakın bir şarttadır. Onlar da böyle farklı gelirlerini yükseltmeye yönelik şeyler düşünebilirler. Orta bir yolu bulmak gerekiyor sonuç olarak. Yani bu ikisinin arasında bir yol bularak kendimize özel bir giysi dikerek tasarruf oranımızı yüksek tutup toplam gelirimizi oranla, bunu nasıl sağladığımızı artık siz karar vereceksiniz, toplam geliri oranla tasarruf oranını çok yüksek tutup cimriliğe de çok yaklaşmadan bir bence hayatımızın en azından bir 6-7 yılını bu şekilde ya da en azından 3-4 yılını böyle bir götürmemiz gerekiyor bana kalırsa.

Yani bana kalırsa da doğru söylüyorsun. Herkes kendine göre bir örnek uygulamalıdır demiştin. Bence en avantajlı meslekler diyeyim böyle bir zanaatın olduğu meslekler. Örnek veriyorum elektrikçisin ya da marangossun mesela.

Onların ek gelir elde etmeleri çok daha kolay diğerlerine göre ya da öğretmensin mesela. Ek ders verebilirsin. Yani normal 8-5 beyaz yakalı birisiysen biraz daha zor yani açıkçası. Ya da bir kamu kurumunda çalışıyorsan biraz daha zor.

Çünkü onların belli kuralları var vesaire. Yani ben bu noktada birazcık daha böyle serbest meslekle uğraşanların, kendi işini yapanların avantajlı olduğunu düşünüyorum. Yani sosyal medyayla ilgili olanlar, işte internetten iş yapabilenler daha ön planda. Bir başka bir noktadan daha ön planda.

Buna şey diyorlar bak, onunla araya gireyim. Geek ekonomisi diyorlar yani. Geek ekonomini diye aratırlarsa insanlar mutlaka karşılarına çıkar. Herkesin yapabileceği bir ek iş var bence.

Kimse şey demesin, benim hiçbir yeteneğim yok, hiçbir şeyim yok demesin yani. En kötü ihtimalle ilgi alanlarınıza uygun bir tane YouTube hesabı açın, deneyin yani şansınızı. Niş şeyler yapmak zaten, özellikle sosyal medya kullanımında belki niş alanlarda bir şeyler yapmak bence genel kitleye hitap etmekten çok daha doğru bir yöntem olduğunu düşünüyorum açıkçası ben. Ve şey tabii burada şu da önemli.

Şimdi herkes bu konularda başarılı olacak diye bir şey de yok. Siz kendi başarılı olacağınız aslında zaten yeteneniz olan, ilginiz aslında olan şeylere yönelmeniz önemli ve gelirleri çok üst seviyeye kadar arttırmadan da zaten var olan gelirlerimizden belirli bir oranda herkesin belirli bir tasarruf yapabileceğini düşünüyorum açıkçası. Herkes bence biraz fazla harcıyor bana kalırsa. Önce giderlerimize bir bakalım.

Ne kadar giderlerimiz arasında gerçekten zorunlu ve zaruri giderler? Ve ne kadarı biraz kendimizi şımartmak için kullandığımız şeyler? Önce oradan başlamak belki daha toparlayıcı olabilir yani bütçelerini. Peki şunu sorayım o zaman bu noktada sana.

Diyorsun ki herkes birazcık fazla harcıyor. Bunu bir de eşlere sormak lazım. Eğer yalnız yaşamıyorsanız yani aile düzeniniz varsa eşinizle aynı finansal amaçları paylaşmak çok önemli bu noktada. Çünkü tasarruf etmeye çalışıp çabalıyorsan mesela eşin buna dahil değilse hem senin hedeflerini baltalayabilir hem de ilişkide sıkıntılar yaratabilir.

Tatışmalar yaratır. Kesinlikle yaratır yani. Burada birkaç farklı yöntem var. Kimisi ortak hesap kullanıyor, kimisi kişisel hesap kullanıyor.

İşte bazı çiftler bütün gelirlerini tek bir havuzda birleştiriyorlar. Her harcamayı oradan yapıyorlar. Bazıları ise işte belli bir miktar bir ortak hesap belirleyip her ay belli bir miktar oraya koyup oradan harcıyorlar. Bu kişiye göre değişebilir.

Hangisi sizin için uygunsa onu yapmanız lazım ama aynı hedeflere ulaş, aynı hedeflere sahip olmak bence, aynı gemideyiz diyorlar ya, o çok önemli yani. Yoksa birisi kürekleri çekiyor, birisi yerkeni söküyorsa olmaz. Yani bir güzel bir örnek vermek istedim. Yani aile demişken, bir de çocuklar var tabii.

Şimdi Çin'e, sen de yeni bir baba olarak, finansal bağımsızlık biraz daha karmaşıklaşıyor çocuklar olduktan sonra. Masrafları çünkü ciddi şekilde arttırıyor. İşte özel okul, kurslar, yurt dışı falan, yurt dışı eğitim derken tasarruf oranını korumak biraz güçleşebiliyor. Burada işte eğitim konusunda birazcık eğitim konusuna girmek istiyorum açıkçası.

Yani öncelikler konusu devreye giriyor burada. Her şeyin en pahalı seçeneğine mi gitmek gerekiyor sence? Yoksa herkesin kendine uygun bir yöntem bulunabilir mi? Özel okul sence zorunlu mu?

Yoksa her ailenin durumu farklıdır. Sınırsız para akıtırsam çocuğum en iyi eğitimi alır mı diyorsun yoksa tam tersi mi? Ya açıkçası ben kendimden örnek vermek gerekirse ben devlet okullarında okudum. Sonra ortaokuldan sonra kolejde okudum ama o biraz benim şeyimden kaynaklı.

Yaramazlığımdan böyle şeylerimden kaynaklı olarak çok yaramaz bir öğrenci olduğumdan dolayı çok kötü bir öğrenci olduğumdan dolayı kolejde okudum ama hiçbir ben faydasını açıkçası gördüğümü söyleyemem. Yani şu anlamda. eğitim kalitesi bakımından konuşuyorum burada. Diğer hani sosyal çevre diğer konuları katmadan.

Eğitim kalitesi bakımından ben tabii ki üst top seviye bir koleji burada ayrı düşünebiliriz ama genel geçer özel okulların diyelim normal okullardan eğitim kalitesi bakımından çok farklı olduğunu düşünmüyorum ama tabii ki bugünlerde artık herkes çocuklarını ben bu söyledim 20-25 yıl 30 yıl öncesi mesele Bugün durum biraz daha değişmiş olabilir. Belki insanlar yani sosyal çevrenin etkisi, biraz da diğer ailelerle... Keeping up with the Joneses demiştik ya yine burada daha önce de. Bir diğer ailelerle yarışmanın etkisi ya da çocuğunu biraz daha özel hissettirmek sebebiyle özel okul çok fazla tercih ediliyor.

Yani bilmiyorum, ben kendi çocuklarım için ne yaparım şu an emin değilim açıkçası. Düşüncelerim hangi yönde evrilir bilmiyorum ama sen şu anda 3,5 yaşında senin çocuğun. Yaklaşıyor artık zaten okul çağına doğru. Senin belki fikirlerin benimkinden daha şeydir bu noktada.

Evet, benimki başladı açıkçası. Biz o sarmala kendimizi kaptırdık. Ben bu noktada şunu düşünüyorum... Pardon, araya gireyim.

Her zaman herkesin sorduğu soru zaten bu. Özel okula, atıyorum şimdi rakamı, yıllık 500 bin lira vermek mi mantıklı? Yoksa bir devlet okuluna ücretsiz gönderip o 500 bin lirayı... Bu da bir cimrilik mi, tasarruf mu acaba?

Aslında soru bu, değil mi? Ben açıkçası okul öncesi dönemde, bu dönemin çok önemli olduğunu düşünüyorum öncelikle. Zaten devlet anaokulları imkanları kısıtlı. Devlet anaokulları 48 aydan itibaren alıyor.

Yani 4-4 küsur yaştan itibaren alıyor. Bu nedenle devlet anaokullarının imkanları da kısıtlı zaten. anaokulunda ben özel okula verilmesi taraftarıyım. Zaten benim çocuğum da özel bir anaokuluna gidiyor.

Fakat ilkokul ve sonraki süreçte yaşadığınız çevredeki okulların kalitesini de göz önünde bulundurularak devlet okulu tercih edilebilir diye düşünüyorum. Burada benim olmazsa olmazım açıkçası sınıftaki öğrenci sayısı ve sabahçı öğrenci olması. Yani sabahçı öğrenci değil de tek dönem olması gerekiyor kesinlikle çocuğumu göndereceğim okulun. Ayrıca sınıftaki öğrenci sayısının da belli bir limitin üzerine çıkmaması gerekiyor.

Yani onun dışında muhit falan tabii ki önemli ama yani zaten belli bir yaşadığın çevredeki okullara gönderebiliyorsun. Bu noktada zaten öğretmenlerin kalitesi vs. onları araştırıp bulacaksın sen. Benim için en önemli kriter, sabahçı öğrenci olmaması.

artı sınıftaki öğrenci sayısının çok kalabalık olmaması. Bunun dışında özel okul gönderir miyim göndermez miyim şu anda ben de emin değilim. Anaokulu dışında, anaokulu bittikten sonra o noktada karar vereceğiz. Ama devlet okulu artı kurs kombinasyonu da yapılabilir.

Yani bence bazı ebeveynler birazcık bu şeyi abartıyorlar. Sen de bahsediyorsun ya 500 bin, 600 bin gidiyor yani milyonlara doğru gidiyor olay. Bence burada birazcık sırf böyle çocuğa farklı bir ortam yaratmak, sanki böyle bir fanus içine almak bence çok doğru değil açıkçası. Şeyi sorayım bir de sana burada.

İlkokul birinci sınıfta hatırlıyorsundur mutlaka. Sınıfın kaç kişiydi? 23 kişiydi. Oo çok iyi ya.

Ben yüksek bir rakam söyleyeceksin diye sormuştum bu soruyu. Benim kaç kişiydi? Benim 65 kişiydi galiba ilkokul birinci sınıfta. İşte yani dediğimiz 5 kişi inanılmaz bir rakam yani.

Mümkün değil. Çok yüksek. Hiçbir çocuk bırak eğitim almayı öğretmeni duyamaz yani 65 kişiyi. Aynen öyle, çok yüksek bir rakamdı.

Sonra üçüncü sınıfta yavaş yavaş eksilmeler olmuştu. Artık biz de kırk küsur kişilere düşmüştük. Beşinci sınıfta da zaten artık ondan sonra özel okula geçmiştim. Bize sabahçı öğrenci vardı ama yani o yüzden belki sınıflar az kişidir.

Sabahçı öğrenci olmayan tam günokullarda daha fazlaydı sınıflar. Evet, bizimki de aslında iki dönemde, sabah, öğlen iki dönemde ilkokuldayken. Orada şey çok önemli işte, dediğin gibi sınıftaki öğrenci sayısı bence de çok önemli. O çok kritik bir nokta.

Zaten özel okulları, özel yapan kısım da orası. Şu anki gerçi devlet okullarının durumunu çok iyi bilmiyorum bu sınıftaki öğrenci sayısını ama 20 küsür kişiler yani bir sınıf hani bu oranlarda olmalı sanırım. O çok önemli. Evet, 30'u geçmemeli bence.

Evet ve şey kısmı işte zaten bir de Yani bu sence ama o soruya cevap vermedin hani çocuğunu özel okula göndermek işte o parayı biriktirmek yani çocuğunu belki bir şeyden mahrum bırakmak gibi mi bir şey oluyor? Bu bir cimrilik mi? Ben açıkçası şey düşünüyorum yani bu ikisi birbirinin alternatifi olamaz. çocuğunu özel okula gönderme, o parayı biriktir.

Sen o çocuğunu özel okula göndermezsen, o parayı biriktiremeyeceksin zaten. Öyle bir alternatifin yok. Çocuğunu özel okula göndermezsen, o parayı harcayacaksın. Normal bir insandan bahsediyorum tabii, standart günümüzde bir beyaz tekalan bahsediyorum.

Yani bu ikisi birbirinin alternatifi olamaz. Çünkü eğitim hiçbir şekilde parayla değeri ölçülemez bir şey. Ama sonuçta her şeyin de bir israf noktasındaki konumuna bakmak gerekiyor. Şimdi ne kadar para verilebilir bir eğitime?

Eğitimin ederi nedir? Buna da bakmak gerekiyor. Bence. Anladım.

Yani biraz kaçamak cevap verdin. Sen galiba şey yapacaksın. Göndereceksin. Evet.

Şey çok önemli. Mesela bir çocuğum var. Üç çocuğum var. Çok fazla fark ediyor.

Çünkü bir anda harcamalar üç katına çıkıyor. Bir çocuk varsa. Hani bir şekilde idare ederim dersin mesela, gönderirsin. Çok abartı rakam var işte olmadığı sürece.

Ama mesela iki ya da üç çocuğun varsa, ya işte birisini göndereceğim ama diğerini de göndermek lazım. Hani abisinden, ablasından görecek o da. O da isteyecek. Onun hayatı farklı olacak gibisinden.

Hani bu noktada bir süre sonra finansal bağımsızlık bir ütopya noktasına doğru gidebilir yani o aile için. Peki son hani şey aslında çok konuştuk galiba çocuk kısmında da başka senin örnek verebileceğin cimrilik gibi görünebilecek ya da şey gibi görünecek örnekler aslında başka vermedik bak. Başka senin aklına gelen neler var bu konuda? Yani açıkçası en büyük sıkıntılar şeyde yaşanıyor.

Ev araba alma durumlarında yaşanıyor bence. Eşinle senin harcamalarının ortak olmamasına dayanıyor. Hedeflerin ortak olmamasına dayanıyor. Mesela çoğu kişi bana soruyor, evim, arabam var.

Bunları satıp finansal bağımsızlık portföyüne ekleme yapmalı mıyım? Ben de hani her hayat kendine özeldir diyorum. Yani kimse kimseye böyle akıl verme noktasında kendine hak görmemeli. Ama bu noktada yani çoğu kişi şey diyor bana, ben para biriktiremiyorum.

Ne yapabilirim diye soruyor. Ben de o zaman diyorum en az kullandığın asetini sat. En az kullandığın asetin arabaysa onu sat. ya da çok pahalı bir aset varsa elinde, bu ev olabilir mesela, 5 milyonluk bir evin varsa, 5 milyonluk evi sat, 3 milyonluk ev al, aradaki parayı değerlendir diyorum.

Cimriliğe kayan en büyük harcamalar bence şeyler arasında ortaya çıkıyor. Eşler arasında ortaya çıkıyor diye düşünüyorum. Eşler arasındaki harcama farklılıklarında ortaya çıkıyor. Şimdi spesifik örnek vermeyeyim.

Eşin dinliyor galiba bölümleri. Benimki de dinliyor diye tahmin ediyorum. Ben de spesifik örnek veremiyorum burada. Ama dediğim gibi işin şakası bu ama şey anlamda yani işin şakası.

O kadar büyük çatışmalar yaratacak kişiyi zaten hayatına almazsın zaten ama tabii ki mutlaka... şey olur yani her evlilikte her eş arasında ufak tefek böyle harcama kalemleri tercihlerinde biraz şeyler olabilir yani mutlaka bu herkesin şeyinde vardır diye düşünüyorum ama dediğim gibi şey önemli orada esas ortak bir ana hedefe amaca doğru gidiyor olmak ortak bir yolda yürüyor olmak bu kısım çok önemli Aynen öyle. Vallahi yine bir saate dolduruyoruz neredeyse. İstersen kapanış bölümüne geçelim yavaş yavaş.

Yani bu örnek dinleyicilerimize hayatı kaçırmadan tasarruf oranını arttırmak için uygulanabilir stratejiler verdik ama ben en sonunda şunu örneği vermek istiyorum açıkçası. Bir şey alırken kendinize sorun. Buna gerçekten ihtiyacın var mı yoksa bunu istiyor muyum şu anda? Eğer bunu şu anda istiyorsam hayat kaliteme ne kadar etki edecek?

Hayat kaliteme ne katacak? Almazsam ne kaybederim? Yani bir şey alırken bunları sorarsanız bence otomatik olarak tasarruf oranınız yükselecektir diye düşünüyorum. Varsa senin son bir tavsiyen onu da alalım sonra da bedalaşalım.

Yani ben de aşırı uçlara kaçmamak, işte yine bölümün içinde konuştuğumuz gibi aşırı uçlara kaçmadan sadece aşırılıkları hayatımızın ancak belirli, kısıtlı zaman aralıklarında yapabileceğimizi, bunun dışında daha ortalamaya yakın şekilde davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Ekleyebileceklerim bunlar benim de. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)