
3.527 kelime · ~18 dk okuma
Mesela ben yıllarca ''Haphazard'' kelimesini unutamadım. Normalde eskiden bazı kelimeleri İngilizce'de tam kavrayamıyordum. Yani ''couldn't get the hang of it'' before. Yani tam kavrayamamak demek İngilizce'de ''the hang of it''. Ama çok saçma bir şey yaşadım, onu anlatmak istiyorum. Bir gün Twitter'da geziyorum, ''Haphazard'' kelimesini gördüm ve o kelimeyi asla böyle hatırlayamadığım çok saçma bir kelime muhabbeti yapmışlardı. Yani bir kelime üzerinde bir sürü insan saçma sapan konuşmuştu. Elimde çok dikkatimi çekti yani nedir bu hep hazır kelimesi diye düşünmeye başladım. Hatta o zaman Twitter'da konuşurken neden bir kelime üzerine insanlar kavga etmiş anlayamamıştım. Ben de o zamanlar lise arkadaşıma hemen mesaj atmıştım linki yollayıp. Baksana oğlum şunlara hani ne alaka bir kelime üzerine kavga ediyorlar falan diye. Ama öyle böyle değil yani birbirlerini sövüyorlar gerçekten ve bunu sadece bir kelime üzerinden çıkan muhabbet yüzünden yapıyorlar diye ben de çok şaşırmıştım.
Böyle aşağıya kaydırıyorum ve tweette neler olmuş diye bakıyorum ve başka insanlar neler demiş diye bakmaya başladım. Böyle birileri rastgele bir şekilde kavga ederken bir anda araba üzerine falan konuşmaya başlamıştı. Gerçekten çok saçmaydı yani. Ve bunların hepsi bir tweetin altında oluyordu. İnanılmaz random yani gelişi güzel bir olaydı. Neyse ben kelimenin anlamına baktım. Normalde hiç aklımda kalmaz baksam. Hiç de üstüne düşünmedim aslında ama haphazır kelimesi böyle aklıma kazındı gerçekten. Ama en önemlisi de bu işte. Yani ben o kelimeyi kazımadım. Ben ezberlemedim. Ben istemeden de olsa küçükken bu tweette gördüğüm şeylerle ilişkilendirme yani kontest olayını yaptım. Sonra tabii herkesin hayatında bir yere dindiği gibi üniversiteye giriş sınavı geldi. Çok fena stresliydim. Yani bir an önce bitsin yeter artık diyordum hatta. O dil sınavını bilenler bilir. İlk 5 sorusu kelime sorusu yani vocabulary oluyor. Direkt oradan başlıyorsunuz ister istemez ve daha hızlı çözülüyorlar. Yani çok kişi dil sınavına başladığında ilk bu 5 soruyu yapıp sonra farklı şekilde stratejilerini geliştiriyor. Bu ilk baktığınız 5 soruda da aslında bilmediğiniz sorular çıkınca gerçekten çok moraliniz bozuluyor ve sınavınız kötü geçiyor. En azından benim öyle oluyordu yani. İşte sınav geldi, sınava girdim. Gerçekten stresli bir dönemdi benim için dediğim gibi. Ben de kitapçıyı açtım, bayağı strateji geliştirmişim işte. İlk 5 soruyu yapacağım, sonra devam edeceğim. Reading'e falan geçeceğim gibi bir strateji yapmışım. Açtığım ilk soru, ilk kelime sorusu ve o sorunun cevabı hep Hazard'lıydı. Ben o sınav sonunda Hacla Tepe'yi kazandım. Benim için öyle bir boost oldu ki anlatamam yani. Sonra da bu arada böyle bir şeyleri dizen adamdan şikayet eden bir patron vardı yanlış hatırlamıyorsam. Ve şıklara bakarken diğer bütün kelimelerin hiç anlamını bilmiyordum. Fakat haphazardly nedense çok garip bir şekilde yakın gelmişti bana. Yani çok ilginçtir ki bu denk geldiğim saçma sapan tweet kavgası bile benim çok işime yaradı. Yani ufacık bir olay bile böyle bir şekilde hayatınızı değiştiriyor diyebilirim.
Selamlar herkese. İlk başta böyle bir anıyla girmek istedim. Ben Atacan Yeşilada. English with Atacan kanalına sahibiyim. Atacan'la ilgili İngilizce podcastine hoş geldiniz. Hatırlayanlar vardır. İnstagram hesabımı açtığımda uzun bir süre İngilizce belli başlı kelimeleri, belli başlı konseptleri size anlattım. Ve gerçekten çok güzel geri dönüşler aldım. Yıllardan beri öğrendiğim ve öğrettiğim bir şekilde size İngilizce öğreniminizde yararlı olacak bilgiler ve taktikler vermek için bu podcastı yapıyorum.
Fakat sadece İngilizce üzerine de olmayacak bu podcast. Aynı zamanda sinema, müzik, farklı alanlardan gelen yine ama İngilizce öğrenebileceğiniz bir podcast serisi olacak. Ama ne olmayacak onu söyleyebilirim. Bak şurada present tense kullan, şunu şöyle yap, bunu böyle ezberle gibi bir şey olmayacak. Kesinlikle bir şeyleri ezberlediğiniz bir yer olmayacak. Ezberden ziyade daha çok özümseyerek öğrendiğiniz bir alan olacak burası. Kendi hikayelerimi, hatalarımı, başarılarımı ve öğrendiğim taktikleri anlatacağım. Ve bunları da güzel bilgilerle harmanlayacağım aslında.
Bazı bölümlerde sadece 5-6 tane kelimeye ve onların hikayesine değineceğiz. Bazı bölümlerde ise İngilizce öğrenmek için en iyi dizi ve film önerileri yapacağım. Gerçekten çok etkili diziler ve filmler var bildiğim. Bazen de bir konu kalıp onun İngilizce öğrenirken neler yaptığını soracağım ve yurt dışındaki hikayelerinden bahsedeceğim. Bu bölüm genel gidişat dışında bence herkesin yeni bir dil öğrenirken yaşadığı ama bence bizim Türkler olarak ekstra yaşadığımız bir durum olan İngilizce öğrenirken utanmaya da deneyeceğim bu arada. İlk önce ben kendimden bahsedeyim ufak bir şekilde. Hacettepe mezunuyum ve İngilizce küçüklüğümden beri oyunlarla olsun, filmlerle olsun, dizilerle olsun hayatımda oldu benim. Lisede dil bölümünü okuduktan sonra bir hocamın bana inanılmaz derece gaz vermesiyle beraber devam ettim ve kendimi tamamen İngilizce odakladım.
Peki nasıl ilgili oluruz? Nasıl başlarız? Yani bu da çok önemli bir soru bence. Bir kültüre ilgili olduğunuzda o kültürle ilgili her şeyi öğrenmek istediğiniz gibi İngilizce için de aslında bu geçerli. Ben bu arada kalemi tutmadan mouse tutuyordum küçükken. Bu beni tabi internetin o inanılmaz dünyasına attı. Yani küçük yaşımdan beri oyunlara başladım, filmlere başladım, dizilere başladım. Hatta küçükken kendi dizimi falan yapmaya çalıştım. Bambaşka işler.
Ama bunların sonucunda önde başladım İngilizce öğrenmeye. Yani gerçekten bu konu beni çok ileriye attı diyebilirim. İngilizce'de bu arada hiçbir zaman hayatınızı değiştiren bir an yaşamıyorsunuz. Yaşamak için bambaşka hiçbir yerden yardım almadan İngilizce'ye maruz kalmanız gerekiyor zaten. Fakat bunu yapanların da zaten benim yardımıma ihtiyacı yok. Çünkü onlar zaten İngilizce'ye maruz kalıyor. Atölyem İngiltere'de yaşıyor, Amerika'da yaşıyor. Her gün İngilizce ile işli, dışlı. Artık hiçbir şeye ihtiyacı kalmıyor. Çünkü artık doğal dediğimiz o gelişim gerçekleşiyor. O da maruz kalmak.
Ama daha çok bu podcasti sizin, yani benim aslında, benim gibi öğrenen insanlara odakladım. Bu yüzden aslında kendim nasıl öğrendiysem size de o taktikleri vereceğim. Mesela İngilizce öğrenirken en çok yapılan hatalardan biri bence kusursuz konuşmayı beklemek ve kusursuz tanımı. Yani gerçekten baktığımızda mesela insanlar İngiliz aksanını kusursuz bir aksan olarak görüyor. Tabii İngilizce tarihte onların tarihinden geldiği için bu çok normal. Yani bu konuda hiçbir sıkıntı yok. Fakat şöyle bir durum var. Bu süreçte hata yapmak ya da bu süreçte farklı aksanlı konuşmak çok doğal ve hatta bence gerekli bir şey. Yani istediğiniz kadar kusursuz konuşmaya çalışın, siz özel konuştuğunuzda çok daha güzel bir İngilizce'ye sahip oluyorsunuz. Bu tabii benim düşüncem.
Ama sadece kendi düşüncem değil, Amerika'ya da geldim, İngiltere'ye de geldim. Yani İngilizcenin en çok konuşulduğu ülkeler bunlar. Ve hepsinde, yani benim aksanım olsun, başka insanların aksanı olsun, hiçbir zaman irite edici değildi yani. Hep böyle güzel, çekici oldu. Yani öğrenmek demek, bir nevi zayıf noktalarınızı keşfetmek demek. Tek yapmanız gereken, keep on grinding. Yani bunun üstüne uğraşmaya devam etmek demek. İngiltere'deki arkadaşım bunu sürekli söylüyor bana. You have to keep on grinding mate. Ama hani o da böyle mesela sürekli basket oynayıp, sürekli kendini grind'lamam lazım, işte bir şeyler yapmam, gelişmem lazım diyen biri. Grind. Arkadaşlarınıza da böyle diyebilirsiniz bu arada. Hani böyle zorlandıkları anlarda. Grinding kelimesi aslında İngilizce biterim ve sürekli sabırlı bir şekilde çalışmak ve çaba harcamak anlamında kullanılıyor. Kelime kökeni öğütmek, kesmek. Yani grind sadece. O eylemden geliyor. Yani eski zamanlarda devirmen taşlarının buğdayı un haline getirmek için döndürülmesinden yani oradan günümüze kadar gelen bir kelime. Bir şeyi grinding yapmak, yani bir şeyi üzerine grinding yapmak, ona sürekli çaba göstermek ve güç harcamak anlamına geliyor yani. Bu bağlamda bir şeyi grinding yaparken
süreç boyunca yorulabilirsiniz ve zorlanabilirsiniz. Ama sonunda hedefinize ulaşmak sürekli devam etmenizi gerektirir. Bu da aslında grindingdir. Örnek vermek gerekirse bence bunun en iyi örneği basketbol oyuncuları veya sporcular gerçekten. Çünkü bir oyun veya antrenman sonrası tekrar tekrar aynı hareketleri yaparak daha iyi hale gelmeye çalışıyorlar. Yani grinding yapıyorlar. Aynı şekilde bir dil öğrencisi de İngilizceyi daha iyi konuşabilmek için her gün pratik yaparak grinding yapıyor.
Tabi herkesin gelişmek istediği konular var. Sizin yapmanız gereken, yani bu potesli dinleyenlerin yapması gereken, akiyalı hız hıllarınızı keşfetmek. Ya İngilizler mesela çok kullanıyor bu deyimi. Kendi kanalında da bahsettim ben. Zayıflıklarını anlatmak için söylüyorlar. Yani aslında Yunan mitolojisinde Akiles, yani Aşil, neredeyse yenilmez bir savaşçı olarak görülüyor. Neredeyse yenilmez olmasının sebebi de annesi onu stiks nehrine batırırken topuğundan tutmasından geçiyor.
Topuğundan tuttuğu için orası nehrin suyuna değmiyor ve savunmasız oluyor. Thetis adında bir deniz tanrıçası ve Peleus adında ölümlü bir kralın oğlu. Yunan mitolojisinde en ünlü ve en güçlü savaşçılardan biri olarak biliniyor. Thetis, oğlunun ölümsüz olmasını istiyor ve bu yüzden o doğduğunda stik nefsine onu batırarak kutsamayı düşünüyor. Bu nehir, mitolojide ölümsüzlük sağlayan bir nehir. Ancak Thetis, aşili suya batırırken yalnızca topuğundan tutuyor. Bu yüzden topuğu dışında vücudunun her yeri ölümsüz oluyor.
Bu topuk kısmı aslında gerçekten Aşil'in zayıf noktası oluyor ve ilerleyen zamanlarda onun ölümüne kadar gidiyor. Bu yüzden savunmasız kalıyor ve topuğundan ok yiyip inilmez olan Achilles yani Aşil yeniliyor. Özellikle Truva Savaşı'nda çok büyük bir kahraman olarak öne çıkıyor mitolojide fakat efsanenin en trajik kısmı Aşil'in zayıf noktası olan topuğundan vurulması. Truva Savaşı'nda Paris adında bir Truva prensi Tanrı Apollo'nun yardımıyla Aşil'in zayıf noktasına yani topuğuna bir ok atıyor ve onu öldürüyor. Yani neredeyse yenilmez olmasına rağmen bir küçük zayıf noktasından dolayı hayatını kaybediyor. Ve bence bu hikaye hayatın her yönü gibi insanların da bir zayıf noktası olduğunu ve bazen bu zayıflıkların en beklenmedik yerlerde bizi etkileyebileceğini gösteriyor. Şimdi küçük bir ara verelim sonra kaldığımız yerden devam ederiz.
Keep on grinding, tıpkı Achilles'ın savaşçılığındaki azmi gibi sürekli bir çaba harcamayı ve ilerlemeyi ifade ediyor. Achilles'hill, zayıflıklarınızı ifade ediyor. İngilizce öğrenme süreci zaten bu zayıflıklarınızı, bu Achilles'hıllarınızı tek tek bulup onları düzeltme süreci. Başta çok zayıflıklarınız ve eksiklikleriniz olacak tabii ki. Yani kimi kelime ezberlemekte zorlanır, kimi dinlediğini anlamakta, kimi İngilizce konuşurken kendi aksanını beğenmez ya da başkasının aksanını beğenmez. Kimsenin umurunda değil arkadaşlar, ciddiyim. Dileyen dilediği gibi konuşsun.
Sadece bu bir süreç ve devam etmeniz lazım. Hatalar olacak, zayıflıklar olacak ama her türlü devam ederseniz Akialı sırrınızı aşabilirsiniz. Bu arada bu podcastleri de dinlediğinizde her bölümde yepyeni şeyler öğrendiğinizi fark edeceksiniz. Umarım yararlı bir podcast olacak. Kendi açımdan baktığımda ise benim için öğrenim süreci hiçbir zaman gerçekten şu kelimeyi ezberle, şu yapıyı ezberle gibi olmadı. Neye böyle yaklaştıysam bu arada, yani nasıl bir şekilde ben şu kelimeleri ezberleyeyim, şu phrasal verbleri ezberleyeyim dediysem
Aslında hepsini unuttum. Ama benim taktiğimle yola çıkarsanız çok daha başarılı olursunuz. Sherlock buna Zeyn Saray diyor. Ben ise daha havalı bir isim bulamadım buna. Daha tabii bunu derin derin anlatıp size kelimelerin nereden geldiğini, o koskoca dil bilimi ağacını, sintaksları falan anlatmayacağım tabii ki. Ama buradaki taktikle her şey çok daha rahatlayacak diyebilirim. Mesela bunun en basit örneği ben küçükken bunu doğal bir şekilde yapıyordum. Ve ileride aklımda kaldığını fark edince çok şaşırmıştım. Dizi izliyorum mesela. Bir kelime söylüyor biri. Mesela diyor ki orada I'm gonna take a rain check diyor.
Ben de oradan mesela o kelimeyi, o kullanımı merak ediyorum, araştırıyorum. Range check yani ne alaka şimdi falan diyorum. Ama ondan sonra telefondaki ya da ne bileyim işte arkadaşlarıma ya da anneme babama bir iki cümle kuruyorum. Bir şeyler söylüyorum, mesaj atıyorum. Bunu biliyor mudun diye başkalarına anlatmaya çalışıyorum. Ve sonra şöyle bir şey fark ettim. Ben bunu yaptığımda, doğal bir şekilde bunu yaptığımda gerçekten aklımda kalıyor. Bunun nedeni de aslında tam dediğim taktikle alakalı. ilişkilendirmek yani kontekste yani bir bağlama oturtmak. Ben kendimde yaşadığım taktiği podcast versiyonu bir şekilde size aktarmak istedim. Yani aslında pek haphazard değil yaptığım bu anlatım. Yani bu benim için üstüne düşünüp böyle ben şundan bahsedeyim bak ben şu kelimeyi şununla bağdaştırmıştım. Aynı şekilde onlar da belki şöyle bağdaştırır diyerek düşündüğüm bir podcast. Yani bundan sonra bu podcast'ı dinleyen kimsenin de haphazardlı kelimesinin anlamını unutacağını sanmıyorum.
Tabii İngilizcenin bazen çok genelgeç verilen ve işe yaran taktikleri de var. Ama bunlar belli bir kısımda taktik olarak kalıyor sadece ve bunu her şeye uygulamanız mümkün olmuyor. Akılda da kalıyor gerçekten. Ben mesela videosunu yapmıştım Instagram'da ve insanlar gerçekten çok sevmişti hiç beklemediğim şekilde. Şöyle bir şey var İngilizcede. Mal. Mala ki koyduğunuz çoğu kelime olumsuz oluyor.
Yani mesela arızalı demek istiyorsunuz ama ilk önce aklınıza işlevi geliyor. Function kelimesi geliyor. Siz de diyorsunuz ki mal koyayım ben bunun başına. Malfunction yani arızalı olsun. Tabii her şeyin önüne mal koyduğunuzda öyle olacak diye bir kural yok bu arada. Bu sadece ufak böyle bir gördüğünüzde aşina olacaksınız ya da duyduğunuzda başkasından bu adam olumsuz bir şeyden bahsediyor diyebileceğiniz şeyler.
Mesela nutrition ne demek? Nutrition, beslenme demek. Peki mal koyduğunuzda başına mal nutrition yani beslenme bozukluğu oluyor. Ya bu tarz gerçekten insanın çok aklında kalan şeyler var. Ama buna bir diğer örnek mesela assemble. Assemble bu arada bir şey toplamak, bir araya getirilmek demek. Başına this koyduğunuzda this assemble oluyor. Yani tam tersi. Ya da mesela agree diyelim, biriyle hemfikir olmak. Başına this koyduğunuzda this agree oluyor.
Bu taktikler güzel şeyler ama genel olarak baktığınızda bunlar sadece aklınızın bir kenarında kalmalı. Ben arada sırada bunlardan da bahsedeceğim. Çünkü bence güzel şeyler, böyle eğlenceli şeyler. Ama odak nokta bunlar olmamalı. Eğer hani bu şekilde yaklaşırsak çünkü tam tersi bir hataya düşebiliriz. Odak nokta akıcılık olmalı. Ezber yapmadan doğal bir şekilde düşüncenizi belirtebilmelisiniz. Benim için bir diğer öğrenim stili bu arada her zaman kendi kendime pratik yapmak oldu. Yani biriyle konuşmak bu arada harika ama insan her zaman biriyle konuşamıyor tabii ki. Ben mesela şöyle yapıyordum küçükken, diziyi izliyorum, filmi izliyorum. Orada gördüğüm kalıpları çok ilginç bir şekilde mesela çok böyle saçma sapan bir şey söylüyor, ağıza güzel gelen bir şey söylüyor. Ben de psikopat gibi kendi kendime konuşuyorum ve aynaya karşılığını kendimle sürekli tekrar ediyorum.
Ha, başkası duysa sorun var mı diye düşünebilir. Ama yardımcı oldu mu olmadı mı? Oldu. Gerçekten oldu. Özellikle kalıplarla yapıyordum bunu mesela. Mesela Curb Your Enthusiasm diye bir dizi var. Yani heyecanla dizginle, yani heyecanla hakim ol demek tam çevirisi. O dizi direkt bana mesela isminden curb fiilini öğretti. Curb dizginlemek, hakim olmak. İzlemeseydim bu arada diziyi asla kör nedir diye bakmazdım. Karşıma çıktı kaç kere mesajda olsun, testlerde olsun. Her şeyde karşıma çıktı. Bu yüzden size de örnek vermek istedim. Mesela başka bir örnek vereyim size. Nightwish'in bir şarkısı var. Nightwish bir metal grubu. Escapist diye bir şarkısı var. Ben de lise zamanında çok dinlerdim. Abim önerdi bana bu arada bu şarkıyı. Ben lise 1'dim, abim lise 3'tü ve başka bir lisedeydi. Ama abim başka bir lisede olmasına rağmen
Onun kim olduğunu benim sınıfımdakiler bile biliyordu yani o kadar rock metal camiasında bir duyulmuşluğu vardı. Ben de aslında escape is nedir, escape is nedir falan diye böyle dinliyorum sürekli. İşte şey diye düşünüyorum işte escape, kaçma, kaçış falan ki gerçekten de öyle. Ama bunu daha çok şey için kullanıyorlar, sorumluluklarından yani gerçeklerden kaçan hayalci bir insan diye. Ben de tabii lise zamanında
Akşamları dizi izliyorum, gece geç saatlere kadar. Ki öyle yapmayın, bir düzene oturtun. Ama ben mesela gece de geç saatlere kadar dizi izliyordum. Sonra sabah kalkıp okula gidiyordum ve okulda full uyuyordum. Ki onu da yapmamam gerekiyor. Bu lise 1'de tabii sonradan düzeldim. Ama eskiyapis bir şekilde ilerliyordum. Yani sorumluluklarımdan kaçıyordum aslında, gerçek sorumluluklarımdan. Yani tamamen ne açıdan baktığınıza bağlı.
Aslında İngilizce diğer dillerden çok daha şanslı bu arada ve kolay öğrenebileceğiniz bir dil. Çünkü Hollywood olsun, film sektörü olsun o kadar hayatımıza soktu ki bunu her gördüğünüz şey aslında İngilizce üzerinden ilerliyor neredeyse. Yani öğrenmemek imkansız diyebilirim. Şu an İngilizce bilmiyorum diyen çoğu kişi bile İngilizce çok şey biliyor aslında.
Diğer dillerde bu çok daha kısıtlı. Yani mesela şu an açtığınızda her istediğiniz konu üzerine, her istediğiniz alan üzerinde İngilizce bir içerik bulabiliyorsunuz. Japonca ve Korece öğrenenlerin de bağışlanmış noktası aslında bu. Öncelikle inanılmaz derecede kültürlerine ve yapılan işlere ilgili oluyorlar. Mesela anime izliyorlar sürekli. Yıllarca anime izlemiş insanlarla hiç izlememiş insanları sıfırdan Japonca kursuna yollasak, aradaki farkı siz düşünün. Ya da mesela bir ara İspanyolca öğreniminde insanları teşvik eden bir dizi vardı, La Casa De Papel. Yani çoğunuz izlemiştir. Böyle söyleyince çok komik geliyor ama gerçek bu. Yani bir ara çoğu insanın tranquila, por favor, mi amor falan demesinin sebebi oydu. İnsan ilgisi olduğu şeye yöneliyor. Bence bu yüzden İngilizce öğrenmek istiyorsanız aklınız bu şekilde işlemeli. Yani bir şeyleri bir şeylerle ilişkilendirmelisiniz. Aktif olmalısınız. Yoksa sadece harflerden ibaret bir yapı olur kafanıza ve hiçbir zaman da hatırlamazsınız.
Pasif öğrenmeden aktif öğrenmeye geçmek gerekiyor yani demek istediğim bu. Özellikle eğer konuşurken doğal bir şekilde hatırlamak, doğal bir şekilde konuşmak istiyorsanız yani sürekli çeviri içinde olmak istemiyorsanız. Bu arada istediğiniz kadar grammeriniz yanlış olsun başta. Sonradan düzeliyor gerçekten. Emin olun bu grammer olayına da kimse takmıyor zaten. Ben neler neler duydum. Yani bana gelip ''How old is you?'' diyen insanlar oldu. İngiltere'de bir de bunlar yani.
O yüzden yani bence kimse bir anda İngilizlere doğmadı native'lar dışında. Ve native speaker değilseniz bunları dert etmenize zaten gerek yok. Sizin dert etmeniz gereken şey kendinizi nasıl anlatabileceğiniz olmalı. Herkesin geçtiği süreçler tabi bunlar. Endişe etmek çok normal, utanmak çok normal. olan şey bu endişe ettiğiniz ve gözünüzde büyüttüğünüz şeyin İngilizler ya da Amerikanlar tarafından hiçbir şekilde yargılanmadığı, hiçbir şekilde umursamadığı olması. Ben burada asla küçümsemiyorum bu insanları yani yanlış anlaşılmasın. Bence eğer bu podcast'i dinliyorsanız konuşmak, cesurca davranmak ve utanmak bu öğrenme sürecinin bir parçası. Bunu bilmelisiniz kesinlikle. Çünkü utanmanız çabaladığınız anlamına geliyor. Açtıkça açtıkça utanmamaya başlıyorsunuz. Lisedeyken ben Star Wars demiştim mesela yani Star Wars, Star Wars değil Star Wars demiştim. Ve gerçekten boş boş dalga geçmişlerdi. Hiç unutmuyorum mesela hala onu. Ama gerçekten hiç unutmadım. Yani bu da güzel bir şey aslında. Hala telaffuzum mesela düzgündür. Demoralize olmamak lazım bu yüzden. Star Wars. Star Wars. Herkesin İngilizceyi tabi bu kadar etken konuşmamasının sebebi bence bundan kaynaklanıyor. Yani o ilk yaşadığımız anları asla unutmuyoruz. Ya da tam tersi, ya aşağılanırsak diye korkuyoruz. Bu yüzden de hiçbir zaman denemiyoruz. İnsanların arasında İngilizce konuştuğumuzda mesela sesimiz bir tık daha az çıkıyor. Bunu da aşmak lazım bence. Yani bir kere konuşursun aşağılarlar, iki kere konuşursun aşağılarlar. Yani ne olacak? Dünyanın sonu değil gerçekten. Bunu aşmak lazım. Arkadaşım söylüyordu mesela bana, Denmark'lılarla konuşuyor. Kendisi büyük bir şirkette çalışıyordu.
Zoom'da 200 kişi var mesela. Danimarkalılar J diyemiyormuş. Yani bana bunu söyledi. Ve hiçbiri de düzeltmeye uğraşmıyormuş bunu. Mesela jump dersiniz değil mi? Onlar mesela yump diyormuş. Yani mesela arkadaşımın dediğine göre 200 kişiden biri de çıkıp yalnız o öyle değil sen İngilizce bilmiyorsun dememiş. Bu da bir örnek olsun istedim. Türk aksanı dediğimiz o. Yani bu İngilizce bilmiyor diye düşündüğümüz şey, aksan, aslında hiç de o şekilde bir aksan değil bence. Türk aksanı yapılması ya da bu şekilde aksanlarla konuşulması bence güzel. Kendinize özgü ve yurt dışında da bu arada değer gören bir aksan. Ya da kendiniz istiyorsanız diğer aksanlara da tabii ki yönelebilirsiniz. Zaten zaman geçtikçe o telaffuzlar tek tek düzelecek bu arada. Ama en büyük sıkıntı, ya hata yaparsam diye konuşmamak. Utanmak, İngilizce öğrenmenin de bir parçası bu arada. Rahat hissetmek zaman alacak bu yüzden. Yani kendinize zaman verin. Ve asla denemezseniz ve konuşmazsanız bu İngilizce hiçbir zaman ilerlemeyecek. Bunu da unutmayın. Özellikle speaking kısmı.
Bir de tekrar ilgiliyim, ne yaparsanız yapın, dizi film izleyin, müzik dinleyin ve altyazılı izleyin. Ve gerçekten bu altyazılı izlemenin ne kadar yararlı olduğuna başka bir bölümde de değineceğim. Ben o kadar çok dizi ve film izledim ki artık benim duyduğum ve gördüğüm her şeyi anlama seviyorum. Gerçekten sırf bu yüzden yukarıdaydım İngilizce konusunda. Sınavda bir soru çıkıyor mesela, ben o soruyu okuyorum, hiçbir kelimeyi bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum. Ama kulağıma doğru geliyor, işaretliyorum ve doğru çıkıyordu mesela. Yani süper güç gibi oluyordu bir süre sonra.
Eğer çocuğunuz varsa, eğer beni dinleyen yetişkinler varsa ve çocuğunuz varsa, küçüklüğünden beri ona alt yazılı film, dizi izletin. Belki o an hiçbir şey gelişmiyor gibi gelecek ama çocuklar çok daha hızlı kapıyor bu tarz şeyleri ve ileride ona en iyi hediyeyi vermiş olacaksınız. Zaten bir süre sonra bu kulak arşinal dediğimiz şey yerini çok daha güzel bir şeye bırakıyor bu arada. Yani bu seviyeye gelmiş biri olarak söyleyebilirim. O da şu, konuşurken çevirilmemeye başlıyorsunuz. Bunun rahatlığını anlatamam. Sırf bunun için bile yıllardan beri öğrendiğim İngilizce'ye müteşekkirim diyebilirim.
Ne kadar çok konuşursanız ve ne kadar çok pratik yaparsanız bu çevirme olayı azalıyor. O yüzden maruz kalmak ve kendinizi bu konuda itmek ve öne çıkarmak çok önemli. Bu arada çok da güzel bir taktik vereceğim. Arkadaşım çok uzun süreden beri kullanıyor. O da yeni İngilizce öğreniyor. Yapay zikayı kullanıyor. Chat GPT ile pratik yapıyor sürekli. Ve sesli konuşma özelliği de olduğu için sürekli onu kullanarak onunla beraber İngilizce konuşuyor.
ve onu da buna programlamış vs. Çok güzel. Telaffuz olayını da çok güzel yapıyor bu arada. Bence bir deneyin. Şimdi gelin beraber bu bölüm öğrendiklerimiz ve konuştuklarımız üzerinden bence şöyle bir speaking pratiği yapalım. Aynı zamanda öğrendiklerimizi hatırlatayım. Bu bölümde bahsettiğimiz her şeyi kesinleştirmek için Achilles'e bahsettik. Bu, bir kişinin zayıf noktasıdır. Birisiyle karşı karşıya çalışan bir şeydir. Mesela, birisiyle Achilles'e bahsettiğiniz Achilles'e bahsettiğiniz Achilles'e bahsettiğiniz Achilles'e Achilles'e bahsettiğiniz Achilles'e bahsettiğiniz Achilles'e bahsettiğ Birisi'nin zayıflığı hakkında sormak daha basit bir yöntem var. Zayıflık, tabi ki. İnsanların önünde İngilizce konuşmak benim zayıflığım. Zayıflığım ve bunu yapmaya çalışıyorum. Sen nasılsın? Senin zayıflığın ne? Diye de sorabilirsiniz mesela. Bu bölümde de hapishazır diye bir kelime öğrendik. Bu kelimeyi de hapishazır olarak da kullanabilirsin. Bu kelimeye random, unplanned, disorganized denir. Türkçe'de ise gelişigüzel denir.
Mal ve disagree, malfunction, malnutrition vs. da konuştuk. Bunların hepsi negatif anlamlar, ama onlar olmadan sözler pozitif. Öğrendiğimiz kelimelere şöyle bir bakalım. Achilles heel, weakness, haphazard, haphazardly, malfunction, malnutrition, disagreement, Bu tarz şeyleri öğrendik. Utanmak yok. Gerçekten yani bunu unutmayın. Konuşmak için farklı insanlar bulun kendinize. Bulamıyorsanız kendi kendinize tekrar edin. Chat GPT'yi kullanın. Ve şimdi her bölümün sonunda olduğu gibi bu bölümde öğrendiğiniz şeyleri bir arkadaşınıza kesinlikle mesaj atın. Cümle kurun. Saçma sapan şeyler söyleyin. Annenize babanıza anlatın. Aklınıza gelen şeyleri dökün. Ama emin olun pratik yaptığınızda bu pratiğin işe yaradığını fark edeceksiniz. Kendinize çok iyi bakın. Bana sorularınız olursa mesaj atabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.