Podcast

Duyguların Korkutucu Uçları: Bipolar Bozukluk

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Çok, ama çok mutlu olduğunuzu düşünün. Öyle ki, hiçbir şey içinizdeki coşkuyu söndüremiyor, özgüveninizi düşürmüyor... Fakat bu öforinin aniden kesildiğini ve birden dibe battığınızı hayal edin. Gökkuşağına hayran hayran bakarken, tüm renklerin aniden solması gibi bir şey bu. Aslında bu bipolar bozukluğa sahip bir insanın yaşadıklarının örneği. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde, bir insanın yaşayabileceği en derin psikolojik problemlerden birisi olan bipolarlığı anlamaya çalışıyoruz. Bu duygu durumu bozukluğunun nelere yol açabileceği üzerine konuşuyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.548 kelime · ~8 dk okuma

Başlamadan önce bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bu bölümde anlatılanlar tamamen bilgi amaçlıdır. İdare etmekte güçlük çektiğiniz bir psikolojik şikayetiniz varsa mutlaka bir uzmana danışmalısınız. Gülmek. Modunuzun yüksek olması. Ne güzel bir şey değil mi? Uzunca bir süre mutluluk patlamaları yaşadığınızı bir düşünsenize. Öylesine bir coşkuyla dolusunuz ki uyumayı bile unutuyorsunuz bazen. Kağıdı kalemi alıp aklınıza ne geliyorsa onu yazıyorsunuz. Dışarıya çıktığınızda ağzınıza ne geliyorsa onu söylüyorsunuz.

Dışarıdan bakan biri için mantıksız düşüncelerle dolu olsa da içinizden geldiği gibi yaşama cesaretini gösterebiliyorsunuz. Bu coşku dolu, mutluluktan bulutların üstünde gezdiğiniz zamanlarda öz güveninizle tavan yapıyor tabii ki. Normalde cesaret bile edemeyeceğiniz birçok şeyi yapabiliyorsunuz. Hatta birçok insan için epey aykırı duyulabilecek şeyler bunlar. Her gün tanımadığınız insanlarla tek gecelik ilişkiler yaşamaktan. Kredi kartınızın tüm limitini tüketene dek alışveriş yapmaktan. Tüm birikiminizi birkaç saat içinde harcamaktan falan bahsediyorum. Sonra...

Tüm bu öfori yani coşkunun tam ortasında duvara tosluyorsunuz aniden. Sanki şarampole yuvarlanmış bir araba gibi paramparça hissediyorsunuz kendinizi. Tetikleyici hiçbir sebep de yokken üstelik. Öyle bir his ki bu, intiharı dahi göze alacak düzeyde bir depresyon dehlizinde buluyorsunuz kendinizi. Tam anlamıyla bir bataklıkta olduğunuzu hissediyorsunuz sanki.

Transkriptin tamamını oku

Birkaç gün önceki sizden eser yok artık. Gökkuşağına hayran hayran bakarken tüm renklerin aniden solması gibi bir şey bu. Sanki her şey betonlaşıyor. Nereye bakarsanız bakın gıpgri bir görüntü çıkıyor karşınıza. Aslında bakarsanız bu birçok insanın yaşadığı bir problem. Saydıklarım çok genel belirti örnekleri hatta.

İşte bu örnekleri bir psikolog ve psikiyatri profesörü olan K. Redfield Jameson 1995'te yayınlanan An Unquiet Mind kitabında kaleme almıştı. Kendisi de hayatı boyunca bu problemleri yaşamış biri olarak, ilk elden anlatıyordu bu süreci. Anlattığı şey bir insanın yaşayabileceği en derin psikolojik problemlerden biriydi belki de.

Onun anlattığı süreç bipolar bozukluğa sahip bir insanın yaşamıydı. Evet. Kay Redfield Jameson. Henüz 28 yaşındayken yaşadığı bipolar bozukluk sebebiyle hayatına son vermeye çalışmıştı.

Hatta uzun bir sürede komada kalmış. Neyse ki hayata dönmeyi başarmıştı. Onun deneyimlerinden de bahsedeceğim tabii ki size. Fakat öncelikle bipolar bozukluk nedir onu anlamaya çalışalım birlikte. Bu aslında bir duygu durumu bozukluğu olarak tanımlanıyor. İşin tehlikeli kısmı ise bipolar bozukluğun gerçekten de çok zor anlaşılmasına yazık ki.

Dün mutluyken bugün mutsuz olan insanları yaftalamak amacıyla kullanılan, tırnak içinde manik depresif gibi tabirler sebebiyle yanlış anlaşılması veya gözden kaçırılması çok olası bir durum bu. Dolayısıyla bu yanlışları ortadan kaldırdıktan sonra sorunun kökenine inmek gerekiyor. İlk olarak duygu durum bozuklukları derken genel anlamda neyin kastedildiğini anlatmak istiyorum size. Bu tip problemler insanların çok uçlarda yaşamasına neden olan rahatsızlıklardır aslında. Birçoğumuzun bel bağladığı duygusal dengenin kontrol edilemez bir düzeyde bozulmasından bahsediyoruz. Ancak Jameson'a göre bu uçların arasındaki dengeyi yakalayabilirseniz yaratıcı ve son derece zengin bir yaşamda sizi bekliyor.

Neyse mood disorder olarak bilinir bu durum İngilizcede. Malum bizde de mood ifadesi sıkça kullanılır günlük dilde. Bugün modum düşük, bu sabah modumdayım gibi ifadeleri hepimiz söylüyoruz artık. Garip bir şekilde bu kullanım psikolojideki anlamından çok da uzak değil aslında. Mood ya da duygu durumu dediğimizde tanımlaması duyguların kendisinden dahi zor olan, kişiden kişiye çok değişkenlik gösteren bir hissiyattan bahsediyoruz.

Duygu ve duygu durum arasındaki en temel fark duygu durumun daha uzun süreli olması özünde. Duygular bir duygu duruma kıyasla çok daha kısa süreli hissediliyor. İşte bu nedenle duygu durum bozukluğu bir kişinin yaşamında uzun süreli sorunlar yaşaması anlamına da gelebiliyor. Bu sorunlara örnek olarak uzun süreli umutsuzluk ve uyuşukluk halini verebiliriz mesela.

En belirgin olanı ise depresyon ve mania arasında seyreden bipolar bozukluklardır. Depresyon, psikolojik bozuklukların gribi gibi görülür genelde. Elbette bu çok ciddi bir sorun olmadığı anlamına da gelmez. Psikolojideki en yaygın ve insanların en çok destek için başvurduğu durumdur bu.

Şunu unutmamak lazım tabii. Hepimiz hayatımızın bazı dönemlerinde, bir kayıp yaşadığımızda, işimizi kaybettiğimizde ya da bir ayrılık sonrasında bu duruma benzer deneyimler yaşayabiliriz. Ve gerçekte yaşadığınız kaybı daha kolay hazmedebilmemizin yanında, zihnimizin veya bedenimizin yavaşlaması açısından faydalı bile görülebilir. Ama işte genel anlamda üzüntü ya da keder geçici duygulardır.

Ancak keder ya da üzüntü gibi duygular daha şiddetli ve uzun süreli bir soruna dönüştüğünde depresif bozukluktan bahsedebiliriz. DSM-5 olarak bilinen mental bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabına göre bir kişi de majör depresyondan bahsedebilmek için en az 5 depresyon belirtisinin minimum 2 hafta süreyle gözlemlenmesi gerekiyor. Bu belirtilerden biri zaten az önce bahsettiğim gibi depresif duygu durumu. Bunun dışında ise ciddi kilo kaybı ya da alımı, çok fazla veya çok az uyku, günlük faaliyetlerde azalma, değersiz, yorgun yahut uyuşuk hissetme, konsantrasyon problemleri, karar almada zorluk ve tekrar eden intihar düşünceleri de birer belirti olarak değerlendiriliyor.

Yani zaman zaman hepimiz üzgün ve kederli hissetsek de depresyonun hem ruhsal hem de fizyolojik bir yansıması vardır. Uyku düzeninizi, iştahınızı, enerjinizi, nörolojik faaliyetlerinizi ciddi şekilde etkileyen, bedeninizin olağan işleyişini sekteye uğratan bir sorundan bahsediyoruz. Elbette psikolojik bozukluk tanımımıza da uyarak bir davranışın bir bozukluk olarak görülmesi için hem kişinin kendisinin hem de çevresindekilerinin hayatını uzun süre olumsuz yönde etkilemesi de gerekiyor. Tıpkı genel anksiyete bozukluğunda bireyin evden hiç çıkmak istememesi gibi. Klinik anlamda depresif biri de normal bir yaşam sürdüremediği için büyük bir çıkmaz ve umutsuzluk içinde hissediyor.

Kısacası bipolar bozukluk ile karşılaştırıldığında depresyon çok büyük oranda tartının olumsuz tarafında konumlanıyor. Ama işte söz konusu bipolar bozukluk olduğunda biraz daha farklı gelişen bir süreç söz konusu. Bunun üzerine de konuşacağız birazdan. Fakat öncesinde bir ara versek iyi olur. Anlatması ve anlaması ağır meselelerden bahsediyoruz. Bir mola hepimize iyi gelecektir.

Evet hazırsanız buyrun birlikte anlamaya çalışalım bipolar bozukluğun ne olduğunu. Bölümün başlarında da dediğim gibi birçoğunuz manik depresif tabirini duymuşsunuzdur. Eskiden bipolar bozukluk yerine kullanılan bir tabir de bu. Tam da burada önemli bir ayrım var. Az önce depresyon sırasında yüksek seviyede olumsuz bir duygu durumunun sürdüğünden bahsetmiştim.

İşte bunun ileri durumlarında devreye aşırı coşkuda giriyor. Yani bipolar bozukluğa sahip biri iki duygu durum arasında gidip geliyor. Bu bazen haftalar sürerken bazen de kişi aynı gün içinde bir uçtan diğer uca geçiş yaşayabiliyor. Bu arada coşku veya aşırı mutluluk halinden bahsederken enerjik ya da mutlu hissetmeyi kastetmiyoruz. Kimi zaman rahatsız bir şekilde yerinde duramamaktan, kimi zamansa aşırı iyimser bir hiperaktivite hali söz konusu. Bu durumdayken de kendiniz, yapabildikleriniz ve benliğinizle ilgili algınız epey bir bozulabiliyor. Yeteneklerinizin sınırlarını son derece yanlış tahlil ediyorsunuz hatta.

Yazar Kay Jameson bu durumu şöyle anlatmış. Böyle bir rahatsızlıkla mücadele etmeyenler için epey garip duyuluyor olabilir. Fakat bipolar kişilerin sıklıkla yaşadığı şeyler bu tırnak içinde garip durumlar. Mesela yine Jameson'un yaşadığı başka bir örnek vermek istiyorum size.

Anlayacağınız hiç elinizde olmadığı halde bipolar bozukluk halinde sık sık kötü kararlar verebiliyorsunuz. Ve ne yazık ki bu kararlar Jameson'ın anlattıklarından çok daha kötü sonuçlar doğurabiliyor. Tamamen kontrolden çıkmış bu ataklar kimi zaman psikiyatri hastanelerinde sonlanabiliyor mesela. Zira bipolar bozukluk ilerledikçe kişi kontrolsüz hareketler yapabiliyor. Bu da hem kendisi hem de çevresindekiler için risk teşkil eden bir durum doğuruyor.

Diğer yandan bu manik atakların ardından sert bir depresyon hata da seyrediyor sıklıkla. Hızlı bir şekilde müdahale edilmediğinde intihar girişimi dahi görülebiliyor. Ki yakın dönemde bu anlamdaki olumsuz istatistikte artış gösteriyor ne yazık ki. Peki bu bozuklukların sebebi ne? Biraz da onun üzerine konuşalım isterseniz.

Psikolojideki birçok olgu gibi burada da genetik, biyolojik, mental ve çevresel etkenlerin bir kombinasyonu söz konusu aslında. Mesela duygu durum bozukluklarında genetiğin çok önemli bir etken olduğu biliniyor. Yani ailenizde veya kardeşlerinizde bipolar ya da depresif bozukluk hikayesi varsa bu sizi doğrudan risk grubuna sokuyor maalesef. Hatta ilginç bir hikaye bile var buna dair. Şöyle ki, birbirinden ayrı ailelerde büyüyen ve tamamen farklı hayatlar yaşayan ikiz kardeşler söz konusu bu örnekte. Birbirinden tamamen bağımsız ve farklı bir yaşam sürmelerine rağmen bir şekilde ikisine de 10'da 7 oranında bipolar bozukluk teşhisi konmuş. Anlayacağınız, kolaya kaçıp stresli bir yaşamın doğrudan bu bozukluğu ortaya çıkardığını falan söyleyemeyiz.

Elbette stres gibi etkenler manik ya da depresif atakları tetikleyebiliyor. Ancak durumun açıklaması bu kadar da kolay değil. Bu arada dünya çapında kadınların majör depresyon yaşama oranı erkeklere göre daha yüksek çıkıyor. Kimi uzmanlara göre bunun sebebi kadınların psikolojik destek alma konusunda daha istekli olması.

Yani teşhisin konulabilmesi için önce psikolojik bir değerlendirmeden de geçmeniz gerekiyor ne de olsa. Diğer bir neden olaraksa depresyonun erkeklerde öfke veya saldırganlık ardından gelen üzüntü ve umutsuzluk şeklinde kendine gösterebilmesi. Tüm bu bozukluklara nörolojik açıdan baktığımızda depresif, manik ve sağlıklı insanların beyin faaliyetlerinin de çok farklı olduğu ortaya çıkıyor. Tahmin edeceğiniz gibi depresyonda bu faaliyetler yavaşlarken manik durumdaysa inanılmaz hızlanıyor. Tam da bu nedenle sakinleşmek veya bir şeye odaklanmak çok zor olabiliyor bir kişi için. Ayrıca nörotransmitterler yani beynimizdeki sinirsel taşıyıcıların kimyasında da değişiklikler görüyoruz.

Odaklanma veya uyarılmayla bağlantılı nöroadrenalin isimli taşıyıcı depresyonda çok düşükken manik durumda sıra dışı bir düzeyde artış gösteriyor. Tedavi yöntemleri de bu kimyasalların yine kişiye göre düzenlenmesi şeklinde ilerliyor haliyle. Tüm bunların yanında bu tip bozuklukları yaşayanlar bir şeyi çok iyi biliyorlar. Çok acı fakat sonsuz bir döngü bu.

Diplerdeyken orası ebedi ikametgahınız gibi geliyor size. Hiçbir şeyin iyiye gitme ihtimali yok diye düşünüyorsunuz. Olumsuz fikirler birbirini besliyor ve sonu gelmeyen bir sarmalda buluyorsunuz kendinizi. Şayet yaşadığınız çevre ve toplum da bu konuda duyarlı değilse umutsuzluk da gittikçe derinleşiyor. Fakat ne kadar anlamlı olur bunu söylemek bilmiyorum ama bir çıkış yolu her zaman var.

Bununla ilgili tavsiyeler verecek durumda değilim elbette. Ama yine de çare aramaktan vazgeçmemek, tünelin sonundaki o ışığı size gösterecektir. Ve o ışığa ulaştıktan sonra o kuyunun çok da derin olmadığını anlayacaksınız muhtemelen. Ve yine her zaman söylediğimiz gibi, bunun için ilk ve en önemli şart yardım istemek ve destek almak aslında. İnanın bana bundan daha doğal ve insani bir şey de yok.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)