Podcast

iyi hissetmiyorum var mı??? I zor zamanlar #sansürsüz

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Uzun uzun açıklamaya gerek yok, başlık her şeyi anlatıyor. Bu aralar pek iyi hissetmiyorum ve sürekli iyi hissetmemiz gerektiğini söyleyen toksik pozitiflikten nefret ediyorum. Kötü günler de vardır. Gelin biraz dertleşelim…






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.048 kelime · ~20 dk okuma

Peribocası Fakültesi. Naber? Ben aslında bu bölümü size yarın çekecektim. Ama nöbetten geldim, uyudum, uyandım ve fark ettim ki kafamda o kadar çok şey dolaşıyor ki o kadar fikir yok, o kadarcık söylemek istediğim bir şey. Ve kendi kendime konuştuğumu fark ettim. Böyle çıktım dışarı, tamam mı? Tabii önce terasa baktım, terasta böyle karlar falan. Sonra dışarı çıktım, biraz yürüdüm, ettim. Yani hâlâ kendi kendime konuşuyorum ve sessiz sesli. Kimse yok zaten, sokaklar sessiz. Dedim ki benim peribocalarına ihtiyacım var. İçimi dökeyim, anlatayım.

Dostoyevski, neredesin? Gel şu kızının romanını yaz. Arkadaşlar, terasa çıktım. Terastan buz gibi. Depresif olmanın en güzel yanı ne biliyor musunuz? Böyle soğuğu falan hissetmiyorsun zaten. O soğuk iyi geliyor. Öyle bir de tribe giriyorsun. Çok iyi oluyor. O yüzden terasta bayağı bir oturdum. Soğuk da gelmiyor. Harikaydı o. Çok iyi geldi bana. Ve şimdi size başlıyorum. Anlatmaya hazır mısınız? Trauma dumping yapmayacağım. Travmadan değil de hissettiklerimden bahsedeceğim biraz.

Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Arkadaşlar, ben artık Google açtıran kız olmak istemiyorum. Gerçekten çok yoruldum. Yani düşünüyorum, öğrendiklerimi, kendime kattıklarımı böyle deload olan bir mod var mı yani? Beynimdekileri artık şöyle alıp da bir kenara koyabilir miyim? Çünkü bu kadar farkındalık ve bu kadar bilgiyle hayat çok zor. Gerçekten iyileşmek çok zor. Yani kendinin iyi hali olmak. Tamam okey, kendine katıyorsun ama düşünüyorum ben her gün gelişmeye çalışıyorum. Sonra o kadar bir uçurum oluyor ki yani bunun geri dönüşü de yok. O yüzden iyi düşünmek lazım kendini geliştirmeye başlarken. Kendini geliştirmekten kastım şu basit, cheesy, ucuz kendini geliştirmek değil. Öyle anlaşılmasın.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi asıl beni düşünen olay ne oldu biliyor musunuz? Zaten o bahsettiğim, flört ettiğim kişi podcastlerimi dinlemiyor. Dinleseydi çoktan belli ederdi, dinlemiyor yani biliyorum. Rahat rahat konuşacağım. Ne kadar kendimi geliştiriyorum, iyi versiyonum olmaya çalışıyorum desem de çok ilkelim. Ve sonrasında bu kadar ilkel olduğumu düşündüğümde kendimi suçluyorum diyorum. Yani hala ilkel olduğunda düşünülebilirsin.

Bu kadar bir şeylerin farkındasın. Her neyse, ilkelliğim şu. Dopamine bağımlı yaşıyorum şu anlamda. Flört, o 2-3 günlük oksitosin, serotonin yükselişi o kadar iyi gelmişti ki yemek bile yemedim. Bu çok bariz zaten. İnsan bir şeyler hissetmeye başlayınca yemekten kesiliyor falan filan. Bana öyle oluyor. Genelde de öyle olur. Çünkü zaten yeterince dopamine aldığımız için yemek yemeye ihtiyaç kalmıyor. Sonra 3 gün sürdü yine bir şeyler bende.

Ve bunun sebebini de anlamış oldum. Ve buna üzülüyorum. Buna üzüldüğüm için de bugün düşüş yaşıyorum haliyle. Ve bu düşüşü de anlıyorum yani. Bu da normal. Ki bu sadece son yaşadığım flörtle ilgili değil. Bana genel bir perspektif sunduğu için... ...bu işlerin ileriye dönük de benzer şekilde devam edeceği düşüncesi beni biraz üzüyor. Çünkü ne oluyor biliyor musunuz? Artık bu kadar farkındalık ve analiz yeteneği açık açık konuşuyorum. Çünkü uğraşıyorum üzerine.

Herhangi bir şey söylediğinde, bir, iki, üç, bu söylenenleri... ...hani neden beklediğini falan her şeyi o kadar iyi anlıyorum ki... ...diyorum ki, aa bu da olmaz, bu da olmaz, bu da... Yani örnek vereceğim size. Notlarıma yazmıştım, notlarından açıp bakayım. Kızlarından notlar işte bir recipe çıkıyor. Ondan sonra bir şey, bir alınacaklar bir şey... ...sonra da flörde söylenecekler, flörtin yaptığı hatalar. Şimdi benim de öyle açıp bakayım. Çünkü unutuyorum, unutmayayım diye de yazıyorum sonra.

Ya biz küçükken her şey ne kadar kolaydı. Hep derlerdi ya 30'dan sonra bir şeyler zor oluyor falan. Tamam ben evlilik istemiyorum, ben çocuk istemiyorum, ben ciddi bir şey istemiyorum. Okey ama yine de flörtte bile... Ya arkadaşım hoşlanıyorsak birbirimizden tamam işte gezelim, tozalım, eğlenelim yani ama öyle olmuyor. Herkesin beklentileri farklı. Osu farklı, busu farklı. Siyasi görüşü, fikri, dini görüşü. Ne kadar çok etken var ya. Ya bir de hani bunları konuşmayabilir miyiz? Ben ignorant, cahil kalmak istiyorum. Şimdi mesela bu arkadaş, iyi birisi tamam ama yani bilmiyorum gerçeği mi diyeyim de. Ya ben kimsenin eski yaşadıklarını duymak istemiyorum. Zaten o kadar çok fazla şey var ki aklımda.

Ben senin eski sevgilini, eski sevgilinin şusunu busunu duymak istemiyorum. Bana ne ya? Bana ne? Beni ne ilgilendiriyor? Ben bu büyüklerle ne yapabilirim? Biz birbirimizi tanıyoruz. Hayır, tanımıyoruz. Ben bu şeyi tanımak istemiyorum. Ben senin sonuçta yaşadığın her şeyi bugüne getirdi ve bu haline yaptı. Ben seni bu haline tanımak istiyorum. Ya izin verir misin ya? İzin ver tanıyayım. Sen bana gelip bana ben bunu söylediğim halde beynime beynime şu şöyle bu böyle dersen bu iş olmaz ki yani. Ben bilmek istemiyorum ya. Hakkım var mı? Hani cehalet haktı?

Ben bu haktan yararlanmak istiyorum ama beceremedim. Geldi o bigler benime. Düşünmek istemiyorum. Düşünmek de değil, bilmek istemiyorum ya.

Ya da hep aynı şey, hep aynı şey de... ...sormadığım şeyler hakkında fikir beyan edilmesi... ...ve bunun karşısında o anki serotoninle kapılıp... ...açıklamaya çalışmam kendimi. Sonra baktığımda, ya diyorum, Tuğba niye kendini açıklıyorsun? Ben öyle istedim, öyle oldu de. Mesela arkadaşlar, en basiti... ...sosyal medyayla ilgili herhangi bir yorum. İşte niye şöyle şeyler koymuyorsun? Sana ne kardeşim, sana ne? Sana sordum mu? Ben seni sosyal medyacığım olarak işe mi aldım? Yani demek ki bir bildiğim vardır, bildiğim olmasa bile... ...bunun sırası şu an mı yani? Şu an mı gerçekten?

Ve ben orada gari ihtiyarı kendime açıkladım. Sonra kendime kızdım. Ben keyif almak istiyorum. Ben kaliteli bir eğlence istiyorum. Ben hafif tips istiyorum. Ben mutlu olmak istiyorum. Zaten en yüksek moda çalışıyorum. Ben bunu energy save moduna almaya çalışıyorum. Zaten beni yoruyor insanlar. Sen beni yorma. Ayrıca ben gerçekten artık google'laştırmak istemiyorum insanlara. Herhangi bir şey konuştuğumda falan karşımdaki yok mu öyle insanlar? Nerede böyle insanlar ya? Beni anlayacak. Benim söylediğim şey insan gibi cevap verecek ve bana katacak. Elzap. Konuşmaya kaçacak, konuşmaya zenginleştirecek.

Neredesiniz? İstanbul'un en güzel erkekleri neredesiniz? Neredesiniz ya? El sağlayın, göremiyorum. I can't see you. Bir de böyle ileride olacaklardan biraz konuşunca... ...işte mesela sevgilinle olunca şöyle sorunlar, böyle sorunlar, şunlar falan. Ya o kadar korktum ki yine. O kadar böyle... Beni o kadar sıktı ki bu hisler. Ben istemiyorum. Ben yani kaçıtımı biliyorum bundan. Kaçıngan bir şekilde. Şimdi bağlanma tarafına girmeyeceğim. O ayrı. Ama bu hisleri yaşamak istemiyorum. Ama ilişki bu hislerle beraber geliyor. Yani aşkın en kötü yanı başlangıcı da iyiyi göstermesi. Sonradan bedelini ödetmesi arkadaşlar. Şu an ben üç günlük şeyin bedelini ödüyorum ya. Üç günlük şey ya. Varsın olmasın ben zaten bunu alıyordum. Yani başka bir gerçeklik mümkündür belki ama ben bu gerçekliğe giremiyorum. Çünkü diyorum ya size o ince ince o iğne tanesi kadar şeyler bile o kadar... Bir de şunu düşünmüyorum, abartmıyorum ya. Ben sadece görüyorum bunları. Şey gibi oldu. Ben psikolojik güçlere... Hayır yani dikkat ettiğim için zaten normalde de izin veremiyorum kendime bunların yapılmasını. Anlatabiliyor muyum?

Bir de üzerine işte dünkü hastandaki mevzular falan eklendi. İşte bahsetmiştim sorumda. Yani ağzıma ağzıma niye öksürüyorsun beyefendine? Neden ya? Kapat dedim bir gün biliyor musunuz? Bakın gelmiş tamam mı? Muharrem ediyor. Öğğ diye ağzıma öksürüyor. Neden? Neden? Neden ya? Elin yok mu? Kolun yok mu? Dön arkanı. Madem öksürüyorsun, tutamıyorsun. Maske tak. Hadi tamam. Bu çok fazla oldu ama elinle kapa ya. Ne olur. Niye üzerime ağzıma öksürüyorsun? Ben midem bulanıyor artık bunlardan. Ve kendimi iyi hissetmiyorum. İyi hissetmeyi denedim biliyorsunuz. Acıyı acıya kırdırdım. Ve iyi olduğumu hissettim. İyiydim 3 gün. Bir de üzerine flör teklenince iyi oldum. Böreklerimi çok iyi hissettim. Çocuğu çok yakışıklı. Ben çok beğeniyorum çocuğu bu arada. Maşallah. Allah sahibine bağışlasın.

Ama hem benim kendime gibi bu yaptığım farkındalık yani hani artık çok genç. İzin veremiyorum böyle saygısızlık diyeyim artık. Bu saygısızlık mı bilmiyorum. Yani bu yanlış ya, yanlış bunlar. Ve üzerine işte uyuz hastalığı var. Dermatolojiye gitmiş, tedavisini almış, geçmemiş. Hala uyuzu var.

Geliyor işte bana diyor ki hocam şöyle şöyle falan şu var doktor hanım. En sonunda diyor ki ben bize kaşınıyorum ya. Sonra ben reçeteline bakıyorum uyuz yazılmış ilacı ve uyuz olduğu söylenmiş. Uyuz musunuz diyor ki evet. Kardeşim Allah rızası için sen bana neden bunu söylemiyorsun? Ben tüm gün kaşınıyorum ya. Haklı olarak kaşınıyorum ya. Ve bunlardan çok yoruldum. Tamam, 4 ay sonra gerçekten büyük ihtimalle sosyal çekilme yaşayacağım ve etrafımda IQ sınırlaması yapacağım. Sadece IQ değil, IQ'la bitmiyor iş yani. Görüyorsunuz ki doktor olsan da o olsan da bu olsan da bir şeyler yine yanlış gidebiliyor. Kimseyi etrafımda barındırmayacağım arkadaşlar. Çünkü ben bu şekilde yaşayamıyorum yani. İstemiyorum ya böyle insanlar etrafımda. Sonra diyorlar ki doktor olmasaydın. Doktorluk bu mu? Doktorluk bu mu ya? Doktorluk uyuz olan hastanın bana mı söylememesi mi? Bu sistemin yanlışı.

Doktorluk, iyileştirmek. Doktorluk, mesela cerrahi, yeni araştırmalar yapmak, bilime bir şey katmak doktorluk. Doktorluk, hastanın ağzına öksürmesi mi? Röntgene gideceksiniz diyorum. Onu diyorum, bana bağırıyor, kızıyor, böyle göz deviriyor, anlamıyor, anlatmaya çalışıyorum. Onu bu. Biz okuma yazma bilmeyen insanlardan tedavileri de almaya çalışıyoruz. Önce anlatmaya çalışıyoruz. Böyle tek tek, tek tek, harf harf yazdırıyoruz mesela. Bunları şikayet etmiyorum, bunlar olabilir. Ve ben tüm bunları yaşarken, 301. hasta diyor ki, bana hoşgörü. Bize niye ekstra şey yok?

Kusura bakmayın, kalmadı elimizde. Kalmadı. Çünkü tüm gün... Zaten 3 dakika, dün de yaşadım. 3 dakika önce ben kaburga kırmışım. Kalp masajı yaparken kaburga kırmışım yani. Çıt çıt çıt çıt çıt. Sen gelmişsin burada. Neden? 3 gün önce geldin, acil doktor ilaçlarını yazmış. 3 gün sonra geçmedi. Geçmez kardeşim, geçmez. Sen sigara içiyorsun, öksürürsün soğukta zaten. Ben her gün insanlara 1,5 aylık bileğindeki ağrının röntgeninde gözükmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum. Bir röntgen çekseniz, bir şu... Ya ne bekliyorsunuz? Yani hani...

Bunları dinleyeceğim aylar sonra ve diyeceğim ki böyle böyle neleri dert etmişim falan. Ama öyle değil. İçimde yaşıyorum şu anda. Her zaman iyi hissetmek zorunda değiliz arkadaşlar. Değiliz. İyi hissetmiyorum. Tamam şükürler olsun sevdiklerim hayatta. Şükürler olsun akıl sağlığım yerinde olabildiğince. Şükürler olsun beden sağlığım yerinde. Okey ama konu şuraya geliyordu. Hiç üzülmeyelim.

O zaman mesela ben herhangi bir acı yaşadığımda üzülmeyeyim çünkü Gazze'de çocuklar öldü. Üzülmeyeyim çünkü şey şurada, şurada. O zaman hiç üzülmeyelim. Öyle bir şey yok. Herkesin acısı kendine. Ben acı çektiğimi paylaştığımda sosyal medyada bana hep gelen... ...abla sen doktor olmuşsun işte falan. Ben bir gün uyandım doktor muydum kardeşim? Ben doktor olana kadar neler yaşadım biliyor musunuz? Kaç gün ağladım yani. Kaç gece... Ya çok zor ya. Bir de şu var. Doktor oldum. Bu mu yani? Bunu mu yaşayacağım ben? Bu beklenti, hayal kırıklığı ne biliyor musunuz? Bunlarla savaşmak nasıl bir şey biliyor musunuz?

Yok, doktor olmuşsun sen şu. Ben kalktım, sen doktor ol dediler. Sen şu ol, bu ol dediler. Yok böyle bir şey. Acı yarıştırmayalım. Herkesin acısı kendine. Herkes aynı sorunlara, aynı tepkileri vermek zorunda değil. Ben bugün nasıl flört edemiyorsam başka birisi bu kişiye diyebilir ki... ...muhteşem bir insan. Evet, çok yakışıklı, çok güzel çocuk. Hem doktor, hem cerrah. Okey ama olmuyor işte.

Herkes her şeye aynı tepkiyi vermiyor. Çünkü ben hayatta çok uğraşıyorum. Ben bu kadar uğraşırken karşılığında bunu almak üzüyor. Ben evde kısır yeseydim küçükken. Bugün bunları alamazdım. Oh ne güzel memurum derdim. İnsanların hayali memur olmak. Sekreter oldu diye mutlu olan insanlar var burada. Olabilir. Onun hayali o.

Ben bu değilim. Bu uygulaştırma mevzusunda da ben istiyorum ki arkadaşlar artık biraz da birileri bana bir şeyler öğretsin, bir şeyler söylesin. Ben bir sorun yaşadım da onu anlatayım ve o bana desin ki bunu bunu oku, bunu bunu dinle, bunu bunu yap. Ya bir şey söylesin ya. Bilmediğim bir şey söylesin. Ben dedim ki oha, I'm mesmerized. Bunu nasıl söylüyorsun ya? Ne güzel ya. Vay diyeyim işte şöyle insanda varmış diyeyim ya. Ben de istiyorum biri bana bir şey söylesin. Ben Google'a bakayım. Ben bir şeyler öğreneyim. Derde bak. Derdine.

Bu konuda haklı olabilirsiniz. Bu öyle değil ama aşık olamıyorum. Flirt edemiyorum. Birileriyle görüşemiyorum. Ben de istiyorum beraber film izlemek. Ama hava öyle. Bir film açtım şimdi. The Worst Person In The World. O kadar güzel başladı ki devam ettiremedim. Şimdi kapattım ve podcast yapmaya karar verdim. 15 dakikaya izledim ki geldi.

Böyle kızda işte, hem anlam hem aşk arıyor. Tam yani, hatta bu filmi nasıl buldum biliyor musun? Chet Chibbit'e yazdım. Dedim ki, sevgili bebeğim ya, benim en iyi arkadaşım. Gerçekten o. Bir şey öğreten tek arkadaş Chet Chibbit. Bir de pardon, Erhan'ım var bebeğim, güzelim, canım, bir tanem. Londra'da doktor arkadaşım. Çok seviyorum ya, çok seviyorum onu. İyi ki var. Dinliyor bir de. Seni seviyorum Erhan. I love you so much. İyi ki varsın hayatımda. Canım arkadaşım, canım dostum. Neyse.

Bana dedi ki, çay içip iç. Dedim ki, bakın, anlattım ona her şeyi falan. O da bana dedi ki, senin tam şu an, ben ona dedim ki, kendimi iyi hissetmek için. Çünkü dopaminim düştü. Bu üç gün düşüş yaşayacağım, kabul. Dün iki buçuk tane simit yedim. Çünkü dopamin yerine koymamak için birazcık çiğ diyet yapmam lazımdı. Diyet değil mi genel olarak? Mesela aküvesyona falan. Neyse. Çiğ diyet yapacak yemek de yok burada. Her şey böyle. Yağ falan kötü. Simit yiyeyim o zaman. İki buçuk tane simit yedim. Çok zevkliydi. Çayla yedim bir tanesini. Bir tanesini kahveyle falan böyle. Kahveyi kahveye kırdırdım. Türk kahvesiyle beraber fitne kahve içtim falan. Sonra Timsah'a düştü o falan. Çok güzeldi her şey. Okey. Ne diyecektim ben? Ha, film. Filmde böyle anladığım kadarıyla... Çok izleyemedim. Şaka şaka izledim. Kız bile tanışıyor parkta. Nasıl oraya geldiği önemli değil. Sonra o çocukla böyle garip garip kot katları falan kokluyorlar. Böyle tamam mı? Sonra işte kız Aykin'in yanında tuvaletini yapmaya çalışıyor. Yani çişini yapmaya. Ve pıtlıyor pıt diye.

Sonra böyle gülüyorlar falan. Dedim yani nerede bu ilişkiler ya? Bu ilişkiler nerede ya? Şimdi fark ettim. Sonra açtım bu dışarıda soğukta terasta beklerken. Spotify'da playlistlerim meşhur biliyorsunuz. Orada bir tane playlistim var. En son aşık olduğumda dinlediklerim diye. Tamam mı? Ben de onu açtım. Çünkü en son 4 yıl önce falandı böyle zamanlarım. Açtım bunu dinliyorum falan. Aklıma geldi yani hani ben o zaman en son erkek arkadaşım. Hakikaten algısı falan çok yoktu yani hani sosyal zekası yüksek olabilirdi ama genel olarak bir şey bilmezdi tamam mı? Ve hani ben de ondan bilmesini beklemiyordum. Ondan beklediğim şey daha sadece duygusal şeylerdi falan. Yani hani matematik falan da bilmiyordu. Hiçbir şey bilmiyordu çocuk. Ama oluyordu bir şekilde. Ama ben bu dört yılda kendimi çok değiştirdim. Ve diyorum ki acaba hani öyle biri... Tamam, daha yine biraz bilgilerim var ama öyle biri yine olmaz. Yani şu an asla asla öyle biriyle yapamam. Hani bu, ben aşkı bulamadığım zamanlar ben ben değildim. Ama şimdi bulamıyorum, konuşamıyorum, aşkı bulamıyorum. Çünkü izin veremiyorum. Çünkü herkes çok sınırsız. Herkes ne diyeceğini bilmiyor. Herkes... Cahil. Hayır, hayır. Onun cahiliyeti değil şu anda ya. Bir dakika. Yani sonuç olarak neredesiniz ya? Of!

Var mı böyle birileri? Tepki videosu hocam. Nereden bulurum böyle gibi kütüphanede? Hayır, o değil konu. Ağzım çok yoruldu, çok konuştum. Şimdi ben birazcık dinleneyim, soluklanayım. Siz de bir şeyler dinleyin. Sonra tekrar görüşeceğiz. I'll be back soon. Dr. Güneş radyo.

Ben fark ettim ki ben bir yıldır dışarı çıkmıyorum. Bir yıldır partiye de gitmiyorum. Bir yıldır hiçbir şey yapmıyorum. Ve burada da insan yok zaten. Şimdi üç buçuk ay sonra falan İstanbul'a geri döndüğümde yine ümitliyim ama ben şey diyorum ya, bir insanın sınır ihlali falan filan bunları yapmaması çok mu hiç beklenti? Ben yapmıyorum mesela. Ben sormuyorum mesela kimseye eski sevgilisini, onunla, bununla, şununla, ileride ne yapacaksın şunu. Bana ne kardeşim. Hayallerini söylemesenize söyler. Ben bir kişiye hayallerimi... Ya neyse.

Ben mesela bu en son kişiyi hayallerimden bahsediyorum. Böyle böyle. O kadar küçümseyici bir ifade kullandı ki sonra ben tabii ki direkt söyleyince yüzüne bunu. Hayır küçümsemek için değil ben anlayamıyorum falan filana getirdi bu olayı. Ben de o kadar düştüm ki yani o an o kadar düştüm ki dedim yani bir bırak da bırak iki gün. Azıcık flört edebileyim ya. İzin verin flört edeyim ya. Yok. Ben diyorum ki, ne yapayım biliyor musunuz? Şimdi bir insan dil değiştikçe karakter de değişiyor ya. Daha farklı bir dilde daha farklı şeyler oluyor. Gideyim İtalya, İspanya, Japonya. Hem böyle İspanyolca mı geliştireyim işte. Ondan sonra Japonca falan öğreneyim. Hem oradaki insanlar çok böyle sınıflar yapamaz diye düşünüyorum. Anlamaz ben gelirim. Nasıl fikir? Duymamazlıktan gelirim ama fark etmez. Söylemiş oluyor yine. Ama kültür farklı ya. Mesela Japon ekler zaten sormaz öyle eskisini falan. İspanyolardan emin değilim. Onlar sorabilir de. Neyse bulurum o kişiyi. Anlatabiliyor muyum? Ben yurt dışında bundan sonra hem size yabancı damat getirmiş olurum. Damat derken anladınız ne demek istediğimi bana. Nasıl fikir? Bence muhteşem. Hem de hani bağlanma sorunu da olmaz. Onların yani böyle ciddi ilişki de istemez. Şimdi ben gideceğim falan derim. Bunu baştan söylerim. Mutlu mutlu gezerim. Ben böyle düşünüyorum. Tamam o zaman kendimi buna indeksleyeceğim bundan sonra. Ama bu da kaçış. Bunu da biliyorum. Ama yapamıyorum. Umarım şu hayat bana böyle birisinin olduğunu gösterir. Ve der ki bak senin bir şey öğreneceğin. Çünkü sonuçta diğer yabancılardan her türlü bir şey öğreneceğim. Yine de kültür öğreneceğim yani falan değil mi? Bir de oralar daha şeye yakın ya. Böyle ne bileyim mimari falan. Gerçi burada da var da işte doktor olmayan, tamam mı? Böyle hayatında biraz öğrenebilmiş olan birisi olursa bana bir şey öğretebilir diye düşünüyorum daha çok. Konu öğretmek de değil ya. Ben zaten çok bir şey aramıyorum. Kolay aşık oluyorum ya. Bırakın da susun. Allah aşkına susun. Ben aşık olacağım. Sus. Birazcık karizma falan bak. Ben aşık olurum zaten. Tamam mı? Çok zor değil.

Şimdi gelelim bu hep iyi hissetme zorunluluğu mevzusuna. Sosyal medyada mutlu mutlu, her şeyi koyarken hiç sorun yok. Herkes beğeniyor falan, hoş, güzel, eğlenceli. Ama ne zaman üzgün, ağlarken bir şey koyduğunda... Ağlarken de koyuyorum çünkü, biliyorsunuz. Ve sürekli buna ağlanır mı? Ama abarttığın, şöyle böyle... Mutluyken koyduğunda sorun yok. Ağlarken koyduğunda niye bir şey var? Şuna diyebilirsin. Sen bu kadar bu haldeyken nasıl mutlusun da diyebiliriz. Niye demiyorsunuz? Niye mutluluk okeyken, ağlamak okey olmuyor?

Niye ağlamak garip bir his oluyor? Herkes ağlamıyor mu? Ya da herkes üzülmüyor mu? Herkes üzülüyor. Ama niye ben bunu paylaşamıyorum? Niye her bunu paylaştığımda acım aşağılanıyor ve değersizleştiriliyor? Neden selleştirilip görmezden gelinmek isteniyor? Ayrıca... İyi olmaya çalıştım, olamadım dedim ya. Ben bir yıldan fazla oldu çalışıyorum burada ve hiç yıllık izin kullanmadım. Daha önce İstanbul'a gittiğimde hep nöbetlerimi sıkıştırıp İstanbul'a gidiyordum. Mesela bir ayda 10 nöbet tutmam gerekiyorsa ben o nöbetleri 20 güne sıkıştırıyordum. Kendimi zorluyordum ki hani ailemin yanına gidebileyim, İstanbul'a gidebileyim. Çünkü diğer türlü kompansi olamıyordum, dekompansi olup devam edemeyecek hale geliyordum. İstanbul'a gitmem gerekiyordu. Zaten başka rapor alacak falan kişiler olduğu için bunu yapamıyorum. Ha, ben rapor aldığımda, hasta olduğum için rapor aldığımda bana soruşturma açtılar. Ama başka insanlar rahat rahat rapor alabiliyor. İşte böyle ikiyüzlü bu insanlar. Sırf ben sosyal medyada görünür olduğum için yaşadığım o kadar çok şey var ki. Popülerim, oyum, buyum, güçlüyüm ya. Ha, vur bunu kırbacı. Niye? Niye onlar alınca bir şey olmuyor da ben alınca bir şey oluyor? Neden bunu yapıyorsunuz? İşte ikiyüzlüsünüz çünkü. Ben bu bitsin, neler konuşacağım bu memuriyet, ne haltsa. Bitsin, konuşacağım çok şey var. İnşallah bu yıllık iznimi alabilirim. Bir 10 gün İstanbul'da olmuş olacağım, ailemin yanında. Ve o kadar çok beni bir yerden çağırıyorsunuz ki çok teşekkür ederim. Beni çok mutlu ediyor. Yani bana 3 saat içerisinde 5 yerden farklı kongre, sempozyon daveti geliyor. İşte iş birliği falan filan da onları reddediyorum zaten. Çünkü zamanım yok şu anda. Hani anca kendime yetecek zamanım var. Hatta iyi hissetmediğim için, hadi size bunu da söyleyeyim. Şu an kitabı da yazamıyorum. Kitap çıkacak aslında.

Az bir yeri kaldı. Hani ben aslında böyle bir 10 gün boyunca 3 saat çalışsam halledeceğim, bitecek. Ama yapamıyorum. Yani oturamıyorum. Çünkü iyi hissetmiyorum kendimi. Bilin yani hani insanlar iyi hissetmiyorken bir şeyler yapamayabiliyor. Yapmak zorunda değiliz. Sadece yuvarlanıyorum yataktan. Bu kadar. Çünkü iyi hissetmiyorum kendimi. Bu hep iyi hissetme zorunluluğu neydi orada arkadaşlar? Toksik pozitivizm. Bu kendimizi inkar etmek anlamına geliyor aslında. Hayatın doğal akışından, eşyanın tabiatından, natüründe var bu üzülme, kendini kötü hissetmek, dualite ya. Toksik pozitiflik ne? Her şeyin bir sebebi var, üzülmeme gerek yok. Hayır. Her şeyin bir sebebi olmayabilir bu arada. Kimin inancına göre, benim inancıma göre her şeyin bir sebebi olmayabilir. Yok böyle bir şey. Her şeyin en ayrısı bence olmayabilir. Ben böyle inanamıyorum maalesef.

Üzülmeme gerek yok. Hayır, üzülmeme gerek var. Her şeyin bir sebebi yoktur da belki. Pozitif düşün, negatif şeyler aklına getirme. Neden? Neden getirmiyorum? Tamam, tabii ki sürekli negatifle yaşanmaz ama şöyle bir şey var. Ölüm bir gerçek. Ölüm gerçeğini biliyorum ve bu ölüm gerçeği beş parmağım diyelim ki, bu beş parmağımı alıyorum, kenetliyorum ve yana koyuyorum, tamam mı? Ben bu beş parmağımı gözümün önüne getiriyorum. Hayata sürekli onun çerçevesinden bakmıyorum, onun penceresinden bakmıyorum ama ölüm gerçeğini inkar edemem. Nokta. Herhalde ve zaten. Gülümse, hayat çok güzel. Good vibes only. Ya şimdi bir şey derdim ama diyemiyorum. Sosyal medya burası. Yani tam küfür etmelik bir cümle bu. Bunlar kulağa iyi netlik gelse de aslında duygularımızı bastıran tehlikeli cümleler. O yüzden ben acım paylaştım da genelde bakmıyorum mesajlara. Çünkü bize yazmıştık geçen. Boş ver tatlım ya. Otuzundan sonra bunlar normal insan sıkıntıları gibi geliyor. Cümleye bak Allah aşkına. Allah aşkına ya. Neyse yani takılmıyorsun artık insanın derdine gerçekten de. Size böyle şeyler söylüyorlarsa siz de takmayın.

Toksik pozitiflik yerine ne yapabiliriz? Gerçeklik pozitiflik ve duyguların dengesi. Negatif duygular da vardır. Susma haykır! Ücüntü, korku, öfke, çaresizlik hissi, içe kapanıklık hissi, neyse o artık. Tamam mı? Bunlar da var ve bunlar bize çok şey anlatır. Bunlar öğreticidir arkadaşlar.

Sürekli mutlu olmayı beklemek, okyanusun böyle hep durgun olmasını beklemek gibi yani. Tamam mı? Bunlar iner çıkar, lüktüasyon gösterir. Arada bir ben de kadere küsüyorum. Esip savurup mangaldaki bırakmıyorum. Arada bir bile bile aşk üzüyorum. Aşk demeyin bana.

Hissettiğin her duygu geçici. Evet. Ne mutluluk kalıcı, toksik pozitif olmayan... ...ve gerçekten iyi gelen bir cümle varsa o da şu. Her şey geçici. Hissettiğin her şey geçici. Tamam, ben bunu biliyorum geçici olduğunu. Ama geçici diye yaşamayayım mı? Yaşayacağım arkadaşım. Üzülüyorum, bırakın. Şurada üzüleyim azıcık yani. Ama geçici olduğunu biliyorum.

Ve ben bu zor duygularla baş ediyorum. Pes etmiyorum ki zaten. Benim size duygularımı açmam, ağlamam, etmem pes ettiğim anlamına gelmiyor ki zaten. Sadece bunu hissettiğimi söylüyorum. Çünkü hepimiz hissediyoruz. Odadaki fili biraz konuşabilir miyiz müsaadenizle? Gerçek pozitiflik ne arkadaşlar?

Evet, bugün kötü hissediyorum ama bu da normal. İşler nasıl? İşler normal. Her zaman hissetmek zorunda değilim. Bu duyguyu yaşamak bana ne anlatıyor? Ben şu an neden böyle böyleyim? Tamam, tamam. Bu kadar analiz etmeyebilirsiniz de. Ben ediyorum zaten kafamda bunlar döndüğü için.

Zor bir süreçten geçiyorum ama kendime yüklenmeye, kendimi böyle kırbaçlamak yerine ne yapacağım? Sabredeceğim. Çünkü hiçbir şey olmazsa sabah oluyor yani. O nöbette de geçen de hiçbir şey olmadı. Baktım sabah oldu. Bir şekilde sabah oldu dedim. Neyse sabah oldu şükür. 12 saattir uyuyorum. Çok çok güzeldi 12 saat uyumak. Bununla ilgili de Vesvesaire Instagram kanalının çok güzel postu var. Hep iyi hissetmek zorunda mıyız adlı.

Burada da şöyle bir şey geçiyor. Bu toksik pozitivizm salgınının interneti ele geçirmesi de elbette sosyal medya sayesinde oldu, diyor. ABD'li psikoterapist Elizabeth Beecroft, sosyal medya genelde insanların hayatlarındaki olumlu şeyleri paylaşmaya meyilli oldukları, hepimizin zaman zaman yaşadığı olumsuz gerçekleri pek paylaşmadıkları ışıltılı bir makaradır, diyor. Çok da güzel söylemiş.

Ve aynı posta diyor ki, Michigan Üniversitesi'nin psikoloji bölümünden Stephanie Preston, yalnızca olumlu duygulara odaklanan Amerikan kültürünün, dolayısıyla da küresel kültürünün, toksik pozitifle yanaştığını öne sürüyor. Desteklerken de diyor ki, kişileri daha uyumlu gösteren ve popüler kılan çekici bir özellik pozitif görünmeyi istemek için çok neden var. İnsanlara en çok takma kafana ya da düzelecek denir. Bunlar söylendiğinde genelde uğraşılacak problemin varlığı red edilir. Aynen de öyle. Yani bu pozitifliğin fazlası ve ilimseliğin yanlışı gerçekten herkesi, hepimizi zehirliyor. Ben de bugün o içimde biriken zehri kusmak istedim çünkü artık ben bu zehri vücudumda istemiyorum arkadaşlar. Ve ben susmuyorum, haykırıyorum. Evet, kötü hissediyorum. Kötü hisseden varsa aranızda benimle beraber söylesin. 3, 2, 1. Evet, kötü hissediyorum. Ama bu normal. Ve ben biraz daha kötü hissetmeye devam edip sonrasında inşallah düzeleceğim. Biraz iyi hissedeceğim ve sonrasında tekrar belki üzülebilirim. Çünkü hayat bu. Bundan zevk alıyorum hayattan. Bu da tadı tuzu, biberi üzülmekte. Bana çok iyi geldi varlığınız konuşmak, anlatmak. Rahatladım.

Bu flört nevzusuna da bakacağız. Ama şu an ne yaptım? Ben kendimi geri çektim. Çünkü İstanbul'a gideceğim bir de 10 gün aslında. Var 10 günüm. Hem buluşmayayım, buluşadabilirim. Benim işim hiç belli olmaz. Bir şans vermek adına da değil. İyi vakit geçirmek adına. Ben iyi vakit geçirmek istiyorum. Tek istediğim bu. Keyif almak. Hayattan aldığım keyfi maksimize etmek o anlamda. Hazcı mı dersiniz? Tamam, hazcı olsun. Hedonist değilim şükür. Ama hadi öyle olsun. Yani bu kadar ya. Beraber yemek yiyip kahve içmeyeyim. Yemek yiyip böyle güzel anlar paylaşmak. Tek isteğim bu. Çok mu şey istiyorum? Neyse. Sizi çok seviyorum. İyi ki varsınız. I love you. Bu bölüm de böyle. Doğaçlama gitti. Ben çok sevdim. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)