
2.732 kelime · ~14 dk okuma
Herkese merhaba. Şimdi böyle sizi yüreğimizin pır pır pır pır attığı çok heyecanlı bir zamana götürmek istiyorum. Aşığız. Böyle her şey toz pembe. Kalbimiz çarpıyor. Aklımız hep onda. Dünya onun etrafına dönüyor. O kadar çok seviyoruz ki onunla vakit geçirmeyi. Her şeyi onun istediği gibi yapmak bizim için çok okey. Yani kahveyi onun sevdiği gibi yapıyoruz. Onun sevdiği filmlere gitmeye okeyiz. Dışarı çıktığımızda onun sevdiği yerlere gidelim. Eve gittiğimizde onun sevdiği filmleri izleyelim. Onun istediği gibi onu arayalım. Onun istediği cümleleri kuralım. O bir davranışımızdan hoşlanmıyorsa onu artık yapmayalım.
hoşuna gitmiyor çünkü böyle çok güzel çok tatlı bir zaman ve karşımızda da benzer bir eforu görüyoruz böyle çünkü ikimiz de aşığız ve her şey çok güzel ilerliyor Ama bir gün aynaya bakıp şunu soruyoruz. Ben kimim? Ben eskiden neyi seviyordum? Arkadaşlarımla görüşmeyeli ne kadar uzun zaman oldu? İlişkilerimizin bizi tanımlaması tabii ki çok tatlı ama sadece ilişkilerimiz üzerinden tanımlandığımızda fark etmeden kendimizi de unutabiliyoruz. Alışkanlıklarımız değişebiliyor. Hobilerimizi artık ihmal etmeye başlayabiliyoruz. Arkadaşlarımızı ihmal edebiliyoruz.
Aslında bu podcast'ın sorusu şu. Biz olmak için ben olmaktan vazgeçmek zorunda mıyız? Hazırsanız bölüme başlayalım ve bu zor soru üzerine birazcık konuşalım. Her ilişkinin başlangıcında iki tane ana motivasyon davranışlarımızı belirliyor. Bir tanesi ilişkiyi ilerletmek, diğeri kendimizi korumak. Her birimiz bir kararı alırken aslında bunu arkada böyle, tabi ki bilinç dışında diyeyim, bunu düşünüyoruz. Yani, tamam şimdi ben bundan vazgeçiyorum ama bu ilişkim için iyi bir şey. ya da ya ben buna şimdi tamam dersem sonra daha fazla isteyebilir. O yüzden ben burada kendi istediğim gibi davranayım. Ama özellikle tutulma döneminde karşımızdaki insan hayatımızın tek merkezi olduğunda ve onu mutlu etmek bizim için çok önemli bir odak noktası haline geldiğinde artık kendimizi koruma dürtüsü ortadan kalkabiliyor bir süreliğine. Kararlarımızı hep ona göre şekillendirmeye başlıyoruz.
Eskiden sevdiğimiz şeyleri artık hayatımıza tutmak zorunda hissetmiyoruz. Onun ruh hali bizimkini belirliyor. O mutsuzsa biz de mutsuzuz. O iyiyse biz de iyiyiz. Ve bir şekilde sanki partnerimiz olmadan biz var olamazmışız gibi hissetmeye başlayabiliyoruz. Bunlar aslında tutulmanın çok doğal semptomları. Yani daha önce aşık olmakla ilgili podcastlerde biraz bahsetmiştim bunlardan size.
Ama tutulma dönemi de bir yerde bitmeye mecbur bir dönem. Yani nörokimyasal olarak mecbur zaten. Çünkü karşımızdaki insanın bize hissettirdiği ödül duygusu zaman içerisinde alışkanlık kazandığımız ve eskisi kadar yüksek hissetmediğimiz bir şey haline geliyor. Bu kötü bir şey olmak zorunda değil çünkü az önce bahsettiğim dönemi hayatımız boyunca sürdürdüğümüzde bizden geriye pek bir şey kalmıyor fark ettiğiniz gibi.
Bu tutulma evresi yavaşça yerine bağlanmaya yani böyle artık daha stabil bir ilişkiye bıraktığında bizim o noktada bu insana karşı bağımlı değil de bağlanmış olduğumuzu fark etmemiz gerekiyor. Bu ayrımı daha önce uzun ilişkideki monotonluk podcastinde yapmıştım ama o podcasti dinlememiş olanlar için şimdi yine şöyle küçük bir tanımlama yapalım. Eğer biz karşımızdaki insana güvenle sevgiyle bağlanmışsak birbirimizin hayatına güzel renkler katıyorsak ama birbirimizin her şeyi olmadığımızın farkındaysak bu bağlanma anlamına geliyor. Bağımlılıksa, partnerimiz olmadan kendimizi eksik gibi hissetmemiz, onsuz hiçbir şey yapamazmışız gibi hissetmemiz, onsuz var olamazmışız gibi hissetmemiz anlamına geliyor. Bağlanma, ilişkiyi besleyen, yücelten, güzelleştiren bir şey iken, bağımlılık zaman içerisinde bizden götüren ve ilişkiyi de yıpratan bir şey aslında.
Çünkü bireysellik kalmadığında partnerimize sunabileceğimiz bir ben de kalmıyor ortada. Yani başlangıçta onu bize aşık eden, bizimle ilgilenmesine sebep olan o otantik benliğimiz ortadan kalktığında geriye ne kalıyor? Eğer biz kendimizle birlikte olmak istiyorsak, kendimizin aynı haliyle birlikte olmak istiyorsak neden başka insanlar arıyoruz ki? O yüzden de kendi benliğimizi koruyabilmemiz bir ilişkin içerisinde gerçekten çok önemli. Şimdi ilişkiler içerisinde tabii ki değişiyoruz. Tabii ki ilişkiler olumlu ya da olumsuz yönde bizde farklılıklara sebep oluyorlar. Aklıma gelenler arasında olumlu yönlerimizi güçlendirebiliyorlar, olumsuz yönlerimizden uzaklaştırabiliyorlar bizi ya da bizim olumsuz yine davranışlar edinmemize sebep olabiliyorlar ya da olumlu bazı davranışlarımızdan uzaklaşmamıza sebep olabiliyorlar. Bunların hepsi ilişkilerin yapabileceği şeyler. Önemli olan bunlar olurken biz bunların içerisinde ne kadar söz hakkına sahibiz? Bunların olmasına göz mü yumuyoruz? Bunların olmasına
onay mı veriyoruz yoksa bunlar olurken biz buna hiç farkında bile değil miyiz? Şimdi aslında ilk başta şunu düşünmemiz lazım. Bizim hobilerimiz ve ilgi alanlarımız aslında bizim için çok kritik. Birçok insan partneriyle ilk tutulma zamanından sonra konuşacak bir şey bulamamaktan şikayetçi. Yani gündelik hayatta olan bitenler veya duygularımız hakkında konuşmanın ötesinde biz ne
yapabiliyoruz. Mesela birçok evli çift sadece evlilikleri ya da işte evliliklerin içerisindeki aile bireyleri ya da beraber yaşadıkları ortak alan ya da çocukları üzerinden diyalog kurabildikleri için bunların hepsini çıkardığınızda ve bunlar hakkında konuşmamaya zorladığınızda onları konuşacak bir şey bulamayabiliyorlar. Yani eğer ben partnerimi kendisini geliştirebileceği başka alanlar açmasına izin vermez hale getiriyorsam O zaman bir süre sonra kendisini geliştirememiş bir insanla sıkılıyorum zaten. Ama eğer her ikimizde farklı ilgi alanları içerisinde veya ortak ilgi alanları içerisinde gelişip büyüyorsak o zaman bunlar hem bize iyi geliyor hem de aslında buralarda geliştikçe ilişkiye de bunları getirebiliyoruz. Mesela eskiden resim mi yapmayı seviyordunuz? Ya da mesela gitar çalmayı mı seviyordunuz?
Çok güzel. Bunları hala yapmalısınız. Çünkü bunları geride bıraktığınızda, bunları sadece ilişkinize daha fazla vakit ayırmak için geride bıraktığınızda aslında kendinize eksiltmiş oluyorsunuz. Ve şu da çok önemli. Bunları partnerinizle aynı anda yapmak zorunda değilsiniz. Ya şu hataya o kadar çok düşüyoruz ki. Of, bir tane hafta sonumuz var. Ben gidip işte resim atölyesine mi gideyim yoksa beraber kahvaltı mı edelim?
Şimdi tabii ki beraber kahvaltı etmek çok güzel. Ya da bir sabaha birlikte başlamak. Ya da güzel bir cumartesi gününü beraber geçirmek. Tabii ki bunun bir dengesi olmalı. Yani ben eğer her hafta sonunu kendi ilgi alanlarıma ayırıyorsam, o zaman ilişkime yeteri kadar vakit ayıramayacağım da bir gerçek. Ama bunun dengesi yakalandığı zaman yani mesela belki onun da bir şey yaptığı zamana denk getirdiğimde ya da hafta içi bir akşamı hobimi ayırdığımda ya da ayda iki hafta sonunu hobimi ayırdığımda hem ben besleniyorum hem ilişkimi de ilerletebilecek fırsatı yakalamış oluyorum. Sanırım bunun korkutucu olma sebeplerinden bir tanesi, ya hep ya hiç bakış açısı. Yani ben kendimle ilgili bir şeyler yapmak istiyorsam, sadece bunu yapacağım ve ilişkime hiç vakit ayıramayacağım gibi bir şekilde yaklaşıyorsam bu duruma, o zaman zaten onları yapmamayı tercih ediyorum. Halbuki o gri alanda kalabilmemiz mümkün. Bir başka kendini koruma yöntemi, kendi başımıza da vakit geçirebilmek. Mesela kendime de fark ettiğim bir şey, bir diziye başlayacak oluyorum. Diyorum ki, ben şimdi izlemeyeyim, Duru'yla izleriz. Başka bir şey elime atıyorum, bunu şimdi yapmayayım, Duru'yla yaparız. Yani bunu yapa yapa yapa yapa, ben kendi başıma yapacağım şeyleri o kadar kısıtlıyorum, o kadar azaltıyorum ki. O yüzden mesela kendi içimizde biz şöyle bir karar verdik ilişkimizde. İkimiz de kendi başımıza bir şeyler seyredeceğiz. Ve birkaç bölüm sonra eğer ya bu birlikte izlersek çok daha keyif alacağımız bir şey dersek o zaman bunu birbirimize bir sunacağız yani hani bunu beraber izleyelim diye. Ama bazen de çünkü izlediğimiz şeyler birbirimizi hiç açmayacak şeyler oluyor ve biz sırf birbirimizle izleyeceğiz diye bunları erteliyoruz, erteliyoruz ve hiç izlenmemiş olarak kalıyorlar.
O yüzden yani kendim başımıza bir şeyler yapabilmek aslında önemli. Bu arada bir şey izlemek sadece çok küçük bir örnek. Yani dışarı çıkıp bir yürüyüş yapmak, yalnız başımıza bir kafeye oturmak, tek başımıza sinemaya gitmek. Bunlar aslında kendi başımıza kalmayı sadece yalnız insanların yaptığı, daha doğrusu yalnız insanların yapmak zorunda kaldığı şeyler olarak tanımladığımızda o kadar çok şey kaçırıyoruz ki.
Dahası, biraz yalnız başımıza kalabildiğimizde ilişkimizde olup bitenleri sindirmek, onları daha güzel bir gözle görebilmek ya da partnerimizi özleyebilmek de çok güzel bir şey. Bazen şunu fark ediyorum, o kadar çok birlikte vakit geçiriyoruz ki partnerlerimizle birbirimizi özlemeyi unutuyoruz. ya da beraber olduğumuzda plan yapabilmeyi yani birlikte olmanın hayalini kurup birlikte olduğumuz zamanda yapacaklarımızın planını yapmayı unutuyoruz artık. Halbuki sürekli birlikte olma hali o heyecandan çalabiliyor. Şimdi minik bir ara verelim sonra ilişkide ben olmak hakkında konuşmaya devam edeceğiz.
Başka bir önemli mevzu arkadaşlıklar bence. Podcast'in girişinde de söyledim. Aslında bununla ilgili tatlı araştırmalar var. Özellikle tutulma döneminde insanların ilişkiye odaklandıkları için arkadaşlarını ihmal ettiklerine dair. Ama hepimiz de yaşamışızdır. Aşık olduktan sonra bizi ihmal eden arkadaşımız sendrom. Mutlaka başımızdan geçmiştir.
biraz böyle kırılmalılar, küsmeler olmuştur, sonra barışılmıştır, pişmanlıklar yaşanmıştır, bunun için mi ben sizi ihmal ettim gibi cümleler kurulmuştur. Ama bir yandan da bu hayatın gerçeği. Gerçekten de o tutulma döneminde başka hiçbir şey gözümüz görmüyor, yapmak istemiyoruz. Yani bu da saygı duyulacak bir dönem bence. Ama bir noktada arkadaşlıklarımızın gerçekten hayattaki önemli ihtiyaçlarımızdan biri olduğunu da hatırlamamız gerekiyor. Çünkü
Bugün bizi biz yapan şeyler arasında o arkadaşlarımız da var. Yani eski dostluklarımız, orada edindiğimiz deneyimler, beraber yaptıklarımızdan kalanlar, bizim geçmişimizi yaşatan şeyleri aslında arkadaşlarımız ve şey de çok önemli. Yani arkadaşlarımızla vakit geçirirken illa yanımızda partnerimiz olmadan vakit geçirebilmek de yani yalnız arkadaşlarla takılabilmek de çok önemli. Çünkü bu da çok sık yapılan bir hata. Yani bir kere partnerimiz olduktan sonra her buluşmaya partnerimizi de götürmek, çiftler olarak buluşmak. Ama orada arkadaşlarımızla yalnız buluştuğumuzda aldığımız keyif, onlarla yaptığımız şeyler çok başka. Yani bir kız kıza sohbet ya da erkek erkeğe sohbet. Çok başka bir şey gerçekten ve aslında daha kıymetli. Ya da işte ne bileyim kalabalık toplu bir grupta eski anılarımızı yad edebilmek partner orada olmadan çok daha güzel. İster istemez partnerler oraya girdiğinde konuşacağımız konular kısıtlanabiliyor, anlatabileceğimiz anılar kısıtlanabiliyor ya da işte onlar sıkılmasın diye konuyu kısa tutmaya çalışabiliyoruz. Halbuki o yaptığımız geyiğin o kadar önemli bir yeri var ki hayatımızda. O yüzden onu kaybetmemek için oraya gerçekten özen göstermemiz gerekiyor.
Bir de şu da var, birbirimizi başka yerlerde vakit geçirmek anlamında desteklememiz de gerekiyor. Yani sensiz yapamam, bu hafta sonunu sensiz geçiremem gibi cümleler yerine seninle vakit geçirmeyi çok seviyorum. Tabii ki seninleyken daha mutluyum. Ama yani sen olmadığın zamanlarda da ben iyiyim, buradayım ve senin kendinle mutlu olup bana geri dönmeni heyecanla bekliyorum hissini yarattığımızda bu çok daha güzel. Yine her podcastta olduğu gibi kendimden bir örnek vereyim size çünkü hatalardan ders almak diyelim. Mesela ben şeyi biliyorum. Biz ilk eşimle çıkmaya başladığımızda eşim çok erken yaşlardan bu yana formlü bir izleyicisiydi.
Ve o zamanlarda, yani ilk çıktığımız zamanlarda da mutlaka yarış olduğu hafta sonları yarışı seyretmek isterdi. Ya o kadar ki biz balayımızda yarış istemişliğimiz var balayımızda. Yani onu o vakte ayırdık. Ve ben gayet okeydim bununla yani hiçbir problem yaşamıyordum. ama sonra zaman içerisinde bu hafta sonunda mı yarış izleyeceksin ama işte dışarı çıkacaktık şeklinde o yarışlara söylenmeye başladığım bir dönem oldu evliyemizin daha ilk yıllarında
Zaman içerisinde şunu fark ettim, yani o yarışı izleyip, işte 1,5-2 saat süren bir yarıştan bahsediyoruz. O yarışı izleyip benim yanıma gelen adamla, o yarışı izleyemeyip bir şekilde telefonundan, sağdan soldan o yarışla ilgili haber almaya çalışan, ya da bir şekilde akşamında hiç haber almadan, hiç spoiler almadan o yarışı izlemeye çalışan adam arasında o kadar büyük bir fark var ki. Yani onu izleyip benim yanıma geldiğinde, çok daha keyifli, çok daha kendisiyle barışık, benimle barışık bir insan geliyor yanıma. Bana anlatacağı hikayeler var, orada beslenmiş bir şekilde o yarıştan. Diğer türlü, bir şekilde beni mutlu etmek için ondan vazgeçmiş. Ama ondan vazgeçtiği için aslında bir yerde bana kızgın, kırgın bir şekilde yine de idare ediyor. Ama onun içinde de bir birikim oluşuyor buna dair. O yüzden bunu açık açık konuşabildiğimiz zaman ve ben de ondaki bu farklılığı fark edebildiğim zaman onun bu tarafını alan açmanın ilişkimize ne kadar daha iyi geldiğini fark ettim. Ve onun yarış izlediği zamanlar benim de mesela kendime vakit ayırdığım zamanlar haline dönüştü. Tabii ki sadece burayla kısıtlı değil ama kendi yaşamımda deneyimlediğim bu farkı anlatmak istedim size. Çünkü gerçekten bir insana şu hissi verebilmek çok önemli. Sen yap, yapmak istediklerini. Ben buradayım. Yani sen oradan geldiğinde ben sana surat asmayacağım, ben sana sitem etmeyeceğim, ben sana neden onu tercih ettin demeyeceğim. Çünkü bu bana tercih ettiğim bir şey değil. Bu senin kendin için yaptığın bir şey. Ve ben seni önemsiyorum. Senin kendini mutlu etmeni önemsiyorum. Aksi takdirde biz zaten ilişkimizde o kadar mutlu olamıyoruz.
Tabii ki bu anlattıklarım, ben hep bir taraf üzerine anlattım ama bunun karşılıklı olduğunu tahmin edersiniz. Yani ilişkide denge tek taraflı olmuyor. Ben bunlarla uğraşırken partnerim eğer durup beni bekliyorsa ve bir şekilde kendisini sadece benimle geçirdiği vakitlerde iyi hissediyorsa, o zaman bu bende ciddi bir anksiyeteye yol açabiliyor. O zaman mesela diyelim ki dışarı çıkıyorum, Ve o evde yalnız bir an önce geri dönmek zorunda hissediyorum. Ya da sürekli onu aramak, ona mesaj atmak zorunda hissediyorum. Ya da onun kendisini kötü hissedebileceğini düşünüp telaşlanıyorum. O yüzden bunun çift taraflı ilerlemesi kesinlikle çok daha sağlıklı.
Nahası, ben mesela bu özgürlüğü hissederken kendimde karşımdaki insana bu hissi vermiyorsam, bu da çok kötü. Yani bir şekilde benim ona da bu alanı açmam ve onun da bu alanı mutlu hissettiğinden emin olmam lazım. İkincisi, bazen karşımızdaki insanın sürekli bizimle vakit geçirme isteği bize fazla gelebiliyor. Yani bensiz sakın bir şey yapma, arkadaşlarına bensiz buluşma, hep yanımda ol, benimle kal. Bunlar bir yandan ilk başta bize tatlı gelen talepler. Özellikle ilişkimizin başlangıcında bir insanın bize ihtiyacı olduğunu görmek, bizi siz olmak istemediğini görmek, bizi çok özlediğini fark etmek bize çok iyi hissettiriyor. Tabii ki öyle.
Ama zaman içerisinde bu bizi boğan, bizi zorlayan, sıkıştıran bir hal de olabiliyor. Çünkü dediğim gibi bireysel yere ihtiyacımız var. Ve böyle zamanlarda çok zorlanıyoruz. Bunu karşımızdaki insana ifade etmekle. Çünkü bunu sevgisizlik olarak anlayabileceğini düşünebiliyoruz. Ki bu arada böyle anlayan insanlar da olabiliyor tabii ki.
Nasıl yani benimle vakit geçirmek yerine arkadaşlarla mı vakit geçirmeyi tercih ediyorsun? O zaman sen beni o kadar çok sevmiyorsun. Çünkü bak ben hiç arkadaşlarımla görüşmüyorum. Sadece seninle olmak istiyorum ve sen benim gibi davranmıyorsun. O zaman sende bir yanlışlık var şeklinde hissettirmek de mümkün. Ama eğer böyle bir şey yapıyorsanız bunun ilişkinize zarar veren bir davranış olduğunu hatırlatmak istiyorum size. Çünkü bu aslında ciddi bir sınır ihlali.
yani partnerim benimle vakit geçirmek isterken birlikte vakit geçirebilmemiz çok güzel ama onun başka şeyler yapmaya ihtiyacı varsa bu alanı ona sağlamazsam bir şekilde ilişkimizin uzun vadede zarar göreceğine emin olabilirim ve tabii ki aslında ona bu alanı verdiğimde yani ben bu akşam arkadaşlarıma çıkıyorum sen ne yapacaksın sen de güzel vakit geçir umudu da ve bunu hissedebilmek yani ben seni önemsiyorum senin iyi vakit geçirmeni önemsiyorum Ben sadece ben kendimi iyi vakit geçirmek için çıkıyorum ve seni umursamıyorum düşüncesinin ötesine geçmek. Yani sen de güzel vakit geçirirsen de kendin için bir şeyler yap. Sen de bu akşamını bensiz ama güzel geçir. Temennisi ilişki için güzel bir şey. O yüzden bunları yaptığımızda aslında kimliklerimizi koruyabiliyoruz. Ve hiç yalan söylemek zorunda olmadan, kendimizi saklamadan
ya da sevdiğimiz şeyleri vakit ayırmaya ihmal etmeden o ilişkide bulunabiliyoruz. Bunu söylemişken aklıma şu geldi. Sıklıkla duyduğum şeylerden biri de şu. Mesela çok masum davranış. Arkadaşlarımla çıkıp oturmak ya da arkadaşlar olarak bir araya gelip PlayStation'a oynamak gibi çok basit davranışları. Karşımızdaki insan üzülmesin, bozulmasın.
Ben yanında değilken dışarı çıkmasın, ben yanında değilken evde otursun, uyusun ya da ben yanında değilken eğlenmesin gibi duygularla bazen karşımızdaki insanların çok masum aktivitelerine engel oluyoruz ve bu belki bizi kendimizi daha güvende hissettiriyor ama karşımızdaki insana kendisini o kadar yetersiz ve o kadar sınırlanmış hissettirebiliyor ki sonunda bize yalan söylemek zorunda hissediyorlar kendilerini. Şey gibi demeye çalışmıyorum yani bu yalanı meşru kılmaya çalışmıyorum. Yalan her türlü kötü. Keşke kimse yalan söylemese. Keşke herkes yaptığı şeyin arkasından durursa, sorumluluğunu alsa ve böyleyken böyle yani ben bunu yapıyorum ve buna karışmanı istemiyorum diyebilse. O yüzden hani böyle bir meşru kılma halim yok bunu anlatırken. Sadece birbirimizi yalan söylemeye zorladığımız zamanlar olduğunu fark ettirmek istiyorum size. Ve böyle olduğunda aslında ilişkide ciddi bir güvensizlik başlıyor, ciddi daha büyük problemler başlıyor. O yüzden biz zaten karşımızdaki insana bu alanı açtığımızda yalan söylemesine de fırsat vermemiş oluyoruz. Aslında ilişkide güveni daha güzel bir şekilde koruyoruz diye düşünüyorum.
İşte böyle arkadaşlar yani aslında ilişkiler iki tane yuvarlak güzel küme bir araya geliyor güzel bir kesişim yani birbirimizin üstünde olmayalım kümeler olarak birbirimizi kesişelim ve o kesişim noktasından beslenelim ama hala kesişim noktasında olmayan kısımları da kalsın kümemizde Çünkü oralar bizim iz yapan ve aslında genişletebileceğimiz alanlar. Bir gün ilişkimiz olur da biterse, umarım mutlu olduğumuz ilişkiler hiç bitmesin ama bir gün ilişkilerimiz olur da biterse, aslında o kesişim kümesinin dışında kalan kısımlar bize çok iyi geliyor. Oralardan beslenip tekrar canlanıyoruz. O yüzden de oraları da korumak önemli. Tabi ki ilişki için bazı fedakarlıklar yapacağız. Bazen kendi sevdiğimiz şeylerden ya da kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçtiğimiz zamanlar olacak. Ama bunu daha çok sevilmek için yapmayalım, bir. Bunu gerçekten düşünerek ve rıza göstererek yapalım, yapacaksak, iki. Bunu yaptığımız için karşılık beklemeyelim, üç. Ve bunu yapmamanın da bizi sevilmez kılmadığını bilelim. Yani bunu yapmasak da o ilişkinin içerisinde var olabileceğimizden emin olduğumuz ilişkiler içerisinde olalım dilerim. Beni izlediğiniz için çok teşekkür ederim. Hepinize güzel bir hafta diliyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.