
4.314 kelime · ~22 dk okuma
İki gün önce iki arkadaşımla bir şarapçıda oturuyorduk ve sohbet ediyorduk. Sonra arkadaşım şarapçının dışında oturan birini hoş ve ilginç buldu. Ve bize söyledi. Biz de git konuş dedik. O da şey dedi, yok çünkü telefonla konuşuyor ve kulaklığı takılı. O yüzden rahatsız etmek istemem. Baya saçma olur kulaklık takan biriyle konuşmak dedi.
Ben de çok dahi biri olduğum için ve ilişki uzmanı olduğum için, siz de zaten o yüzden dinliyorsunuz bu podcast'i, dedim ki bir peçete yaz. Garsondan peçete isteyelim ve kalem isteyelim. Sen de yaz. Sonra biz de notu veririz. Yani ben vermeyeceğim tabii notu.
Aynen, notu verirsin dedim. Sonra bunu yaptık. Arkadaşım ne yazdığını görmemizi istemedi ve notu kapayacak şekilde bir şeyler yazdı kağıda, peçeteye. Ve sonra şöyle bir şey oldu. Telefonda konuşan kızın arkadaşı geldi ve arkadaşım dedi ki şu an iki kişiler ve peçete versem garip olur. Ben de dedim ki esas şimdi çok iyi olur çünkü yani çok iyi değil de
Kötü olmaz çünkü arkadaşı da yanındayken daha da böyle hani aralarında konuşacakları ve daha da tatlı bir hareket olur hani dedim. Anladınız ne dediğimi. Ama arkadaşım demoralize oldu. Belki de yani vermek istemiyordu ya da biraz daha utandı. Sonra vermedi peçeteyi. Peçeteyi bana verdi.
Ve gerçekten düşününce dışarıda biri sizin ilginizi çekiyorsa o insanla konuşmalı mısınız, konuşmamalı mısınız? O insanı ne kadar rahatsız edeceksiniz? Konuşursanız ya da rahatsız etmeyecek misiniz? Bunu bilmek biraz zor. Ya da biriyle konuşurken arkadaş gibi mi davranacaksınız yoksa flört ediyor gibi? Çünkü diyelim kafede birini ilginç bulup da konuşmak isteyebilirsiniz. Ama bunun flört olup olmadığını nasıl anlatacaksınız? Bunların hepsi enteresan dengeler. Ve ben bunu yapmakta ne kadar iyiyim emin değilim. Ve bazı arkadaşlarım bunda bayağı iyi. Mesela bir arkadaşım var Londra'da yaşayan. Kendisi geçen metroda bir kişiyi güzel ve çekici bulup numarasını istemiş. Durup dururken kitap okuyormuş.
Bu ilginç bulduğu kişi arkadaşımın. Aynen hiç tanımadığı birinin öyle metroda rastgele numarasını istemiş. Numarasını istediği kişi de özür dilerim biriyle görüşüyorum demiş. Ama sonra hiçbir şey olmamış kötü veya iyi yani bu etkileşim burada sona ermiş. Ve bu arada bunu soran arkadaşım bir kadın hani bilmiyorum cinsiyet dinamiklerinde normalde tam tersi de düşünülebiliyor ama
Yani genelde erkek kadına soruyor ya da rahatsız ediyor ki evet işte bu da bir problem yani erkekler rahatsız edici olabiliyorsa ya da bir kadın yani diyelim çok güzel ve herkes gidip hani numarasını isteyecekse de şey olur. Zor olabilir yani. Ve bu arkadaşımın peçete olayında şey enteresandı. Yani ben de peçeteyi vermeyecek 3 kişiydik. Peçeteyi vermeyecek olan arkadaşım da heyecanlanmıştık ve sanki kendi heyecanımızı onun üstünden yaşıyorduk. Ve sonra arkadaşım bize sordu siz böyle şeyler yapmıyor musunuz, rastgele insanlarla konuşuyor musunuz diye. Ve ben de bilemedim yani sanırım aşırı konuşmuyorum dedim. Yani özellikle hani biri ilgimi çektiyse gidip tanışalım mı demiyorum ama yani bir kafede biriyle denk gelirsem belki laflayabilirim. Ama laflamaya da bilirim dedim. Öbür arkadaşım da ben de böyle bir şey yapmıyorum dedi.
Bazen böyle birileriyle konuşmak isteyip konuşmayınca insan çok değişik hissediyor ve enteresan hissediyor ve ben de bununla ilgili bir şey yazmıştım. Yani bir kısa hikayemde bununla ilgili bir sahne vardı. Bir tane çocuk, ana karakter, üniversitede yurt dışına gidiyor ve insanların kitap okuduğu bir kafeye giriyor ve o kafedeki herkes ona ilgi çekici geliyor. İzin verirseniz şimdi size yazdığım kısa hikayeden bir parça okuyacağım. Parçayı da, yani kısa hikayeyi de açıklamalara koyarım hepsini okumak isterseniz.
Aynen şimdi kahvenin içinde düşündüğünü düşünün. İstanbul'daki arkadaşlarıyla iyi anlaşsa da hala hayal ettiği türden bir arkadaşla karşılaşamamıştı. Arkadaş grubuyla okuduğu kitapları konuşmak, beraber bir şeyler yazıp çizmek, dışarı çıkmak, eğlenmek istiyordu. Arkadaşlarıysa ders çalışarak ve oyun oynayarak vakit geçiriyordu. Gerçi kendisinin de kitap okuyup bir şeyler yazdığı yoktu. Sadece kafasındaki ideal insan böyle biriydi ve kendini nedense zaten böyle biriymiş gibi hissediyordu. Burada günlüğüne not alıyor bu arada.
Deftere bir şeyler yazdıktan sonra etrafını daha dikkatli gözlemlemeye başladı. Zaten geldiğinden beri bunu da yapıyordu. Aşırı rahat biri olmadığı için bulunduğu ortamdaki herkese çok dikkat ederdi. Yaklaşık 15 dakika önce yanına kendi yaşlarında duran bir kız oturdu. Mert gibi çıkardığı deftere bir şeyler yazmaya başladı. Aynı mekanda, bu güzel ve sakin kafede aynı şeyleri yapıyor olmaları Mert heyecanlandırdı.
Daha göz göze bile gelmemiş olmalarına rağmen kendini ona yakın hissetti. Çıktıklarını yemeğe gittiklerini düşündü. Arkasına baktığında farklı masalarda bir kişinin kitap okuduğunu, diğer kişinin ise sürekli kitap bölümüne gidip masasında yeni kitaplar bıraktığını gördü. Bu sırada kitap bırakan adam da göz göze gelince gülümsüyor gibi yapıp önüne döndü. Kulaklığını takıp müzik dinlemeye başladı. Kafasıyla ve elleriyle müziğin temposunu tutarken bunu yanındaki kıza havalı gözükmek için mi yoksa gerçekten müzikten zevk aldığı için mi yaptığını bilmiyordu.
Büyük ihtimalle iki sebep de geçerliydi. Bu sırada yanındaki kız arkadaşlarıyla görüntülü konuşmaya gidecekleri İtalya tatilini planlamaya başladı. Mert konuşmanın sonunda kızın sevgilisinin olduğunu fark etti ama bu içindeki onunla konuşma dürtüsünü söndürmedi. Nasıl sohbete girebileceğini düşündü. Aklına kıza İtalya ile ilgili bir şey demek geldi.
Ama o zaman konuşmasını dinlediği anlaşılacaktı. Arkasına dönüp artık masasına 5-6 kitap koymuş ve bir kitabı okumaya başlamış adamın kitaplarına göz gezdirdi. Mert sadece kızdığı değil, mekanda bulunan biriyle veya birileriyle konuşmak, sohbet etmek istediğini fark etti. Herkes sevecen ve tatlı duruyordu. Büyük ihtimalle benzer dünya görüşlerine sahiplerdi. Mert yaklaşık 2 haftadır kimseyle doğru düzgün sohbet etmemişti.
Adamın masasındaki kitaplardan biri olan Cennet'in doğusundayı gördü. Belki konuşmaya kitabı okuduğunu ve harika bulduğunu söyleyerek başlayabilirdi. Bir ara neredeyse konuşmaya başlayacaktı. Dönüp uzun uzun adama baktı ama yapamadı. Bu sırada o kadar heyecanlanmıştı ki sakinleşip nefes alması gerekti. Defterine bir şeyler yazmaya, o sırada giren çıkanları gözlemlemeye, müzik dinlemeye devam etti. Arkasına döndüğünde beş adamlı kitabın yanındaki kadınla Amsterdam'da yaşamakla ilgili konuştuğunu gördü.
Biraz daha oturduktan sonra başarılı olamadığına ve olamayacağına karar verdi ve kafeden çıkarken uzun uzun gülümseyerek birbirleriyle konuşan adama ve kadına baktı. Başaramadığı için üzgündü. Evet hikaye yani bu kadarını okuyacağım. Ben buna benzer bir şeyi New York'ta bir kitap kafesi gibi bir şey vardı orada yaşamıştım. Gerçekten o kafedeki herkes çok ilgi çekici çok havalı gelmişti ve insanlarla konuşmayı düşünmüştüm ve sonra konuşmamıştım. Bu kısa hikayede de biraz bunu aktarmaya çalıştım. Şey de ilginç yani biriyle konuşmayınca o kişi zaten dünyanın en havalı insanıymış gibi düşünebiliyorsunuz ama konuşursanız bir şeyin gerçek olması gerekiyor. Hani o insan nasıl biri öğrenmeye başlıyorsunuz ve
Kimse aslında dünyanın en iyi insanı değil büyük ihtimalle tanışacağınız. Yani inanılmaz ilginç, inanılmaz şeyler yapan insanlar oluyor. Ama insanın kafasındaki ideal insan her zaman farklı olur mu bilmiyorum ama genelde sizin tanışacağınız insandan biraz daha farklı olacak. Çünkü herkes farklı ve kimse sizin kafanızdaki ideal, inanılmaz güzel, inanılmaz çekici ve sizin beklediğiniz şeyleri yapan insan.
değil. Büyük ihtimalle kimse değil diye bir genelleme yapabilir miyiz bilmiyorum ama değil herhalde. Ama işte birileriyle tanışmanın güzel yanı da o. Yani riskli tabii ki ama çok enteresan ve kendinizden biraz daha farklı olan birileriyle tanışabiliyorsunuz. Ve özellikle ben ve benden sonra gelen jenerasyon, ben 96'lıyım, bence internetten konuşmaya biraz fazla alışmış olabilir. Çünkü internette konuşmak
İnsana çok kolay geliyor. Biriyle mesajlaşıyorsunuz ve aslında gerçek hayatta konuşuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Ama aslında gerçek hayatta konuşmuyorsunuz ve bazı insanlar mesajlaşarak yakınlaşmayı daha kolay bulabiliyorlar. Bu bana yani ilkokul ve lisedeyken oluyordu. Birileriyle mesajlaşmayı tercih ediyordum onlarla konuşmak için ve yani eh. Eh bir olay bence. Genel olarak dışarıya çıkmak, bir şeyler hissetmek yani iyi veya kötü bir yemek yemek, bir şeyler yapmak, birilerine merhaba demek, saçmalamak daha güzel ve eğer bu dediklerim ilginizi çektiyse Anthony Bourdain diye bir şef vardı. Kendisi öldü artık yok. Ama o şefin Mutfak Sırları diye bir kitabı var, Kitchen Confidential ve o kitapta hayatı ne kadar sevdiğinden ve bir şeyleri yapmayı ne kadar hoş bulduğundan bahsediyor, dolu dolu yaşamayı. Ve ona katılıyorum. Ben de evde takılmayı seven ve tek büyümüş bir çocuk olarak evde böyle tek başıma düşüncelerimin içinde esrar rengi... Bu arada düşüncelerim dediğim de yani saçma sapan şeyler büyük ihtimalle. Ama evet evde takılmak bazen bana kolay geliyor. Ama dışarı çıkıp saçmaladığımda daha çok eğleniyorum. Şu an bu arada arkadan garip sesler duyuyor olabilirsiniz. Bazen böyle kuş sesleri, şu an yağmur sesi oluyor olabilir. Bunun sebebi ben şu an Sri Lanka'dayım.
Ve iki gün önce işte arkadaşımla o anlattığım peçete olayı da Sri Lanka'da gerçekleşti. Ve ben şu ana kadar Azerbaycan'ın doğusundan doğuya gitmemiştim. Şu an Sri Lanka'da, Sri Lanka şey, Hindistan'ın altında bir ada. Hava 30 derece.
ve arkadaşlarımla bir ormandayız şu an ve yani bu bölüm koyulduğunda bu bölümü paylaştıysam bir sıkıntı olmayacak ama yani bir sıkıntı yaşarsak burada bizi kurtaracak kimse yok çünkü şakasız bir ormanın içindeyiz gerçekten bir ormandayız burada maymunlar takılıyor ormanın içinde yılanlar var evet yılan olması bazen Sri Lanka'da Vahşi fil de oluyormuş ya da leopar da oluyormuş. Onlar bu ormanda yokmuş. Ama yılan ve maymunları kendi gözlerimde gördüm ve buraya geliş yolumuz şeydi yani iki saat boyunca şehirden zaten buraya arabayla geldik. Sonra da ormanın içinden bir yol açmışlar hani kalacağımız yere gidebilelim diye. Bu yolda zaten saatte 4 km ile falan ilerliyorsunuz. Her yerde taş ve engebeli bir arazi olduğu için. Zaten biz kendi arabamıza giremedik. Kendi arabamız bu yolda gidemez diye. Ve gerçekten şu an geldiğimiz yerde bir şey olsa bizi kurtarabilecek birileri yok gibi. Yani malmunlar saldırsa da ne yaparız bilmiyorum açıkçası. Hani sıkılıp insanlara saldırırsak mı deseler ya da burada başka bir sıkıntı çıksa.
Ama öyle yani şu anlık iyiyiz. Bu podcasti de dinliyorsanız büyük ihtimalle bana bir şey olmamıştır. Bu kadar da abartmama gerek yok yani. İlla bir kere ormana geldim diye böyle şimdi şey gibi artistlik yapmama gerek yok. Ve geldiğimiz yerde biz varız.
Bir tane burada çalışan, mutfakta çalışan bir aşçı abi var. Onun da kendi kaldığı bir yer var. Bir de buranın sahibi var. Onun da kendi evi var. Onun dışında ben ve üç arkadaşım kalıyoruz burada. Ve şey de çok ilginç. Buradaki kaldığımız, yani bildiğin ev yapmışlar ama evlerin çatısı tamamen kapanmıyor.
hava girip çıksın diye açık. Anlatabildiğimi bilmiyorum. Duvarla çatı arasında mesafe var evin içindeki ve isteyen duvara tırmanıp evin içine girebilir. Yani bir maymun çok istese gelip evin içine gelebilir. Ya da tüm sirvisinekler gelebilir. Zaten geliyorlar. Onlara yapacak bir şey yok ama maymunlar da gelmiyormuş yani. Ya da sinekler de gelmiyormuş. Herhalde bizden çok nefret mi ediyorlar genel olarak insanlardan? Öyle enteresan doğanın bu kadar içinde olmak. Yani çünkü
Türkiye'de de kamp yaptım ya da doğal yerlere gittim. Ama burası yani hayvan çeşitleri bakımından gerçekten ilginç. Geldiğimden beri deli gibi uyuyorum bir de. Onu da anlamadım. Buranın havası mı beni uyutuyor? Ve şey de komik. Ben buraya geldiğimde ilk kot pantolonu giyiyordum. Çünkü beni bir şey ısırsın istemedim. Yani artık sivrisinek midir nedir ne ısıracaksa. Ve geldik. Adam, buranın sahibi adam bize dedi ki burada çok fazla sülük var. Bu yani Türkiye sülüğüyle buradaki sülük aynı mı emin değilim ama böyle direkt hani sizi ısırıp kanınızı emen sülüklerden var dedi ve baya var dedi. Ve biz yürürken bir tane arkadaşımı bir sülük ısırdı. Fark etti yani bacağını. Ve arkadaşım pantolon giyiyordu. Sonra sülüğü tırnağınıza çekip çıkartıyorsunuz ve böyle garip bir şey oldukları için gitmedikleri için top gibi yapıp o şeyi artık hayvanda değil parazit mi bilmiyorum alıp böyle elinize fırlatmanız gerekiyor. Neyse bu
Bana olmadı. Başka arkadaşım oldu ve bana olmadığı için ben şey dedim. Tamam ben 3 gün kalacağız burada. 3 gün boyunca hiçbir şekilde hiçbir sülük tarafından kanım eminmeyecek dedim. Arkadaşım da dedi ki sana 2 saat veriyorum hani iddiaya girelim. Ben de dedim ki 2 saat değil hayır hiçbir şekilde hiçbir şey olmayacak. Ve sonra arkadaşım bunu dedikten sonra pantolonumu çekip bacağıma baktım. Çünkü biraz paranoyak oldum hani pantolonun içinden geçmesi, çorabın içinden geçmesi çok iyi bir korku filmi olayı gibi. Ve sonra sülük beni ısırmıştı.
Evet. Sonra tekrar ısırmadı ama. Bir kere ısırdı sülük. Ve ben biz bu ormana gelirken çok heyecanlıydım. Çünkü fil olabilir mi, olamaz mı diye konuşuyoruz. Ve bu benim gerçekliğimden o kadar alakasız ki sürekli sorular sordum. İşte şu olur mu, bu olur mu? Ya da mesela araba ormanın içinden giderken cam açık gidiyorduk. Sinek gelip saldırabilir mi diye sordum. Evet, bir sürü soru sordum. Yani küçük bir çocuk gibi hissettim tekrar ve o açıdan hoşuma gitti.
Ve buraya bir Sri Lankalı arkadaşımı ziyaret etmeye geldim. Kendisi daha önce bir sene İstanbul'da yaşamıştı ve baya yakın bir arkadaşım. Onu görmeye geldim. Ve komik bir şekilde biz Avatar 2'yi beraber izlemiştik IMAX salonda ve arkadaşım izlerken şey demişti. Memleketimi özledim. Sri Lanka'yı tropik, işte denizi, her yerden bir böcek canlı çıkmasını ve her şeyin garip olmasını özledim demişti ve ormana gelince gerçekten dediğini biraz daha anladım.
Ben buraya gelmeyi uzun süredir planlıyordum açıkçası. Çünkü aynen arkadaşım gel diyordu ve o da belki taşınacak Sri Lanka'dan. Şimdi ben bir haftalığına geldim maalesef. Çünkü İstanbul'da bazı işlerim var yoksa buraya bir ay gelmek isterdim. Yani tabii ki ileride böyle bir şey yapmak isterim.
Neyse arkadaşım bu arada İstanbul'da bir yıl yaşadı dedim ya o bir yılda çok enteresan geçmişti çünkü biliyor musunuz bilmiyorum Sri Lanka birkaç sene önce hem zordaydı hem de yani ekonomik olarak zordaydı. Petrol sırasına giriyordu insanlar ve yemeklerin işte tarım ürünlerinin gelip gelmeyeceği bilinmiyordu. O yüzden insanlar stok yapıyorlardı ve aynı zamanda da ülkedeki artık başkan mı başbakan mı bilmiyorum ama ülkede bir isyan çıkmıştı ve insanlar isyanda başarılı olmuşlardı. Başbakan kaçmıştı ve hatta havuzunda yüzmüştü halk. Bunun görüntüleri bayağı bir paylaşılmıştı. Belki o sırada görmüşsünüzdür. Benim arkadaşım da o sırada işte ülke bu şekilde kötü gidiyorken bu arada o da protestolarda varmış, protesto ediyormuş. Ama ülkede de çok geleceği açısından emin olamayacağı için şeye karar vermiş yani emin olamadığı için ve başka İstanbul'da yakın arkadaşlar olduğu için İstanbul'a taşınmayı denemeye karar vermiş bu arkadaşım ve biz de arkadaşımla İstanbul'a geldiğinde tanıştık. Çünkü o da yakın bir arkadaşımın arkadaşıydı. Arkadaş, arkadaş, arkadaş, arkadaş diyorum sürekli. Ve sonra Sri Lankalı arkadaşım Türkiye'den oturma izni almaya çalıştı. Onun için de kira kontratı yapmanız gerekiyor.
Oturma iznine de başvuru yapabilmek için. Arkadaşıma Kuzguncuk'ta çok güzel, yani çok güzel değil ama eski bir apartmanda ama eski Kuzguncuk apartmanı değil yani. Gerçekten eski bir apartmanda tatlı bir ev bulduk. Ben de yardım ettim ona Türkçe bilmediği için ve eve çıktı, her şey güzel gidiyordu. Sonra evde gazın çalışmadığını fark ettik.
Sonra ev sahibini aradı, ev sahibi tamam baktıracağım dedi ve gazı düzelttiler. Ama birkaç gün sonra gaz tekrar bozuldu ve arkadaşım gaz sayacına bakmaya gittiğinde sayacın orada olmadığını fark etti. Herhalde ev sahibi, bilmiyorum ne yapmış, illegal bir yolla mı gazı açtırmış ne sonra da gaz şirketi bunun öyle olduğunu bulup gaz sayacını doğrudan çıkarmış. Sonra gaz sayacı şirketi adını hatırlamıyorum, onu çağırdık. Onlar geldi eve baktılar ve tüm zeminin değişmesi gerektiğine karar verdiler.
Ve arkadaşım bu sırada kira ödemeye de devam ediyor. Ve evden çıkmak zorunda kaldı çünkü evin tüm zeminini baştan yapacaklar. Bu da biraz yani zor bir durumdu. Ve işin üzücü kısmı evin tüm zeminini baştan yaparken arkadaşımın böyle Sri Lanka kıyafeti var. Soron diye bir şey. Bu şalvara da benziyor, eteğe de benziyor. Bağlayarak giyiyorsunuz. Evdeki tadilatı yapan insanlar
tadilat sırasında böyle evi temizlemek için bir şeyler aramışlar ama bez bulamamışlar ve sonra bu arkadaşımın çok sevdiği soronları alıp tüm evi onlarla ve böyle beton yani onlarla temizlemişler ve bu çocuğun hani duygusal olarak arkadaşımın bağlı olduğu kıyafetleri de kullanmışlar o yüzden arkadaşım çok üzüldü böyle olmasına ve bu çalışmalar baya bir uzun sürdü bir ara çalışmaları bitiremedi bir tadilat ekibi sonra başka bir tadilat ekibi geldi ve onlar yapmaya başladı ve sonunda bitirdiler ve sonra şey oldu Sonra da ev sahibi evden çıkar mısın diye arkadaşıma mesaj atmaya başladı. Bizim paramız yok da öyle de böyle de diye. Ve aslında arkadaşım hani şey yapmış gibi oldu. Evin tadilatı sırasında hani kirayı da ödüyordu çünkü kalacağını düşündüğü için. Böyle saçma sapan bir durum oldu. Ve en sonunda arkadaşımın oturma izni reddedildi. Artık o da nasıl oluyor bilmiyorum ama öyle oldu. Öyle olunca da arkadaşım geri döndü. Şimdi Sri Lanka'da yaşıyor ama artık belki Japonya'ya ya da Avrupa'ya taşınmayı planlıyor. Kendisi de hani reklamcılık yapıyor ama illa bir ofiste çalışması gerekmediği için her yerden çalışabiliyor.
Evet, ben bu arkadaşımı şu an Sri Lanka'ya ziyarete geldim. Ve şu an bu kadar arka plan sesi duyuyor olmanızın sebebi de bu. Başta söylemedim ki havalı bir bilgi olarak sonrasında söyleyeyim dedim de yağmur galiba çok geldi. Yani havalı bir hamle de yapamamış oldum. Evet, öyle oldu. Yapacak bir şey yok.
Ben buraya geldiğimde enteresan bir şey oldu. İstanbul'dan bir arkadaşımla beraber geldik. Geldiğim gün arkadaşım hastalanmaya başlamıştı ve yorgun hissediyordu. Silankalı arkadaşım yorgun hissediyordu ve sonraki günde İstanbul'dan gelen arkadaşım da hastalanmaya ve yorgun hissetmeye başladı.
ve Sri Lanka'da yaşayan arkadaşım. Buranın başkenti Colombo diye bir yer ve bu şehre bayılmıyor. Tabii ki şehirde yapabilecek güzel şeyler var. Mesela buranın en ilginç şeylerinden biri Asya yemekleri çok iyi. Yani sonuçta Asya'ya yakın olduğu için Vietnam, Tayland, Hint yemeği iyi, Çin yemeği iyi, Japon mutfağı var baya. Hani öyle şeyler yapabiliyorsunuz, güzel yemekler yiyebiliyorsunuz çünkü bence İstanbul'da
uzak doğu yemeği ya da asya yemeği yemek iyi asya yemeği yemek çok kolay olmuyor çünkü birincisi çok iyi olmuyorlar herhalde aşçı olmadığı için ya da neden öyle bilmiyorum ikincisi çok pahalı oluyorlar yani o kadar pahalı ki ben yemiyorum asya yemeği çünkü yani bazen güzel oluyor ama hiçbir şekilde o parayı karşılayabileceğini düşünmüyorum açıkçası Tabi ki arada çok isterseniz yapabilirsiniz ama evet böyle üzücü bir durum var bence İstanbul'da. Neyse arkadaşım dediğim gibi buranın başkenti ve kendi yaşadığı yer Kolombo'yu çok sevmiyor. Ve bize şey diyordu siz gelirsiniz Kolombo'da bir iki gün bir yerlerde yemek yeriz. Şehri görürsünüz zaten görecek çok bir şey yok. Sonra gideriz. Sri Lanka'nın çok daha doğası güzel yerlerine, aşırı güzel plajlar var, çok iyi ormanlar var. Oralarda takılırız diyordu. Ama arkadaşım hasta olunca ki arkadaşımın kronik bir hastalığı da var ve bu hastalık olunca
Kronik hastalığı da ekstra etkileniyor. Bunu yapamadık. Birkaç gün şehirde kaldık. 3 gün. Ve sonra da şehire yakın bir ormana gelmemiz gerekti. Yoksa arkadaşım daha uzakta bir ormana gitmek istiyordu ve o harika inanılmaz plajlara da gidemeyeceğiz. Bu arada başkent Colombo'da da direkt okyanusa girebiliyorsunuz. Hatta arkadaşımın evinden 5 dakika falan ve bir ara
daha kısa olsun diye tren yolundan koşarak plaja gittik. Çünkü şeydi, öyle yani burada tren yolu doğrudan erişilebilecek bir şekilde yapılmış. Ve arkadaşımın evinin yanı da tren yolu. Hani karşıdan karşıya geçerken dikkatli bakıp geçmeniz gerekiyor. Ama o yolda yürüyenler de olabiliyor. Biz de çok kısa süre yürüdük. Bu arada yürümemizin 30 saniyesi falan herhalde tehlikeliydi. Aynı anda iki tren gelse biz yürürken o 30 saniye boyunca sıkıntılı olabilirdi. Öbür yürüdüğümüz zamanlarda her zaman sağ veya sola kaçabileceğimiz şekilde yürüyorduk tren yolunda. Ama arkadaşım tecrübeli olduğu için bir şey olmaz dedi ve 30 saniye boyunca o tren yolunda koştuk. Ve sonra bir şey olmadı. Ama bayağı bir insana çarpıyormuş burada trenler. Tren yolunda yürüyen insanlara ya da işte kötü şeyler oluyormuş. Belki şeyi görmüşsünüzdür, burada trenden sarkık adabiliyorsunuz. Kapısı açık oluyor galiba trenin.
Ve insanlar çok havalı fotoğraflar çekiyorlar trenden sarkıp. Çünkü arkanızda doğa var ve siz bir trende gidiyorsunuz ve çok eğlenceli. Ama tabii ki bunu yaparken kafası bir şeye çarpıp ölen insanlar da oluyor. Evet çok komikti hahaha. Neyse dediğim gibi arkadaşım hasta olduğu için biz çok bir şey yapamadık ve arkadaşım ben geldiğimden beri şey diyor işte üzüldün mü diyor öyle oldu da böyle oldu da şeyler söylüyor tatlı tatlı. Ve ben de diyorum ki yani ben de seni görmeye gelmiştim zaten dedim ve gerçekten de üzülmedim hani öyle aşırı değişik bir yerlere gidemediğimiz için. Çünkü bazen arkadaşlarla gerçekten iyi anlaşıyorsanız arkadaşlarla vakit geçirmek çok daha
güzel olabiliyor yani gezmeyi de çok seviyorum ve değişik yerler görmek de çok güzel ama evet yani ve şu an arkadaşımın çabasını da bayağı takdir ediyorum çünkü ben yorgun olduğumda direkt demoralize oluyorum ve hiçbir şey yapasım gelmiyor ve enerjik de bazen olamıyorum ama arkadaşım şu an çok enerjik sürekli konuşuyor bir şeyler yapıyor bizi arabayla bir yerlere götürüyor ve yani evet buradan tüm hasta ya da kronik hasta olan ve arkadaşları için enerjisini koruyan ya da iyi hissetmeyip arkadaşları için iyi hissetmeye çalışan insanlara buradan selam olsun Çünkü gerçekten zor bir şey ve özellikle kronik hastalıklarda şey sıkıntısı da var bence eğer kesinlikle toplum tarafından çok kötü bilinen bir hastalığınız yoksa hani en kötü hastalıklar doğrudan ölümcül olmayan bir hastalığınız ama sizi her gün rahatsız eden bir hastalığınız varsa bu hastalıklar çok önemli bir şeymiş gibi düşünülemeyebiliyor ama aslında
sürekli size etkiliyor ve sürekli bakış açınıza sürekli hissetmeniz gereken bir şey oluyor o hastalık yüzünden iyi hissetmemek ve evet yani insanlar buna rağmen çok daha bunu göstermeyebiliyorlar ya da bazen gösterdiklerinde yani nasıl hissettiklerini söylediklerinde ciddiye alınmayabiliyorlar bu konuya da böyle değinmek istedim yani evet tabi ki bazen hasta olmayıp da bir şeyler yapmaktan korkan insanlar olabiliyor işte dışarı çıkmaya ne gerek var zaten dışarıda ne var Gezmeye ne gerek var? Zaten gezince ne oluyor? Ya da işte sürekli kitap okuyup hayatı yaşamayan ama hayatla ilgili çok şey öğrenen insanlar var. Ama o insanlar kendileri bir şeyleri yapmayı deneseler, kendilerini bir şekilde zorlamayı deneseler mesela çok daha zorlanacaklar. Çünkü kendilerini buna alıştırmışlar. Bir sürü bilgileri var ama sosyal insanlarla nasıl davranabilecekleriyle ilgili çok da fazla bilgileri olamayabiliyor bazen insanların. Çok fazla kitap okusalardı.
Evet, öyle. O yüzden dışarı çıkmak ve bir şeyler yapmak güzel. Başlıklı podcast bölümünü hoş geldiniz. Herkes hoş geldi. Bu arada buraya gelmeden önce ben de biraz şey diye çekinceliydim. Hani çok sıcak olacak ve ağlayacak mıyım? Beni sivrisinek ısırınca ağlayacak mıyım? Çünkü bazen bazı şeylerden fazla... Bir saniye. Bir sürüngen geçiyor şu an. Evet bazı şeyleri fazla büyütebiliyorum kafamda bir şey yapmadan önce. Ya da benim de mesela alerjim var. Kafamda bazen sıcak basabiliyor hava kirli veya aşırı güneşlediğimde. Acaba Sri Lanka'ya gidip böyle kendimde sürekli hoşuma gitmeyen şeyler bulup eğlenmeyecek miyim diye düşünüyordum ama öyle bir şey de olmadı açıkçası. İnsan kendi kafasında da bir şeyleri yapmadan önce büyütebiliyor. Yani bu evden dışarı çıkmak olsun, birileriyle sosyalleşmek olsun, bir şeyi aşırı kafamızda büyütüp sonra o şeyi yapmayabiliyoruz. Ya da o şeyi yapsak ne olacağından korkuyoruz. Çünkü bir şeyi bir şey haline getiriyor ya insanlar.
Anladınız mı bilmiyorum ama bir tatile gitmek istiyorlar. Hayatımız o tatili düşünmek oluyor ve sonra o tatil bitince ne yapacağımızı bilemiyoruz. Ya da ne bileyim bazı insanlar futbol maçına takıyorlar ya da Dünya Kupası'na takıyorlar. Sonra bitince ne yapacaklarını bilmiyorlar. O yüzden bazen insanın genel olarak uzun bir amacının olması, yapmak istediği bir şey olması illa işle alakalı da olmayabilir ama insanın bir amacı olması o açıdan güzel oluyor çünkü ne yaparsanız yapın, nereye giderseniz gidin bir şey hakkında düşünebiliyorsunuz ve günümüzde
Sanki insanların amaçları zaten yaşayıp hayatta kalmak çok zor olduğu için giderek insanların amaçları sadece hayatta kalmak oluyor ve genel olarak daha büyük hayallerimiz, daha çılgın yapmak istediğimiz şeyleri düşünmekte zorlanabiliyoruz ya da dünyayla ilgili değiştirmek istediğimiz şeyleri ve bu da biraz üzücü gibi geliyor bana. Ve işte bu bir yere gitmeme ya da insanlarla konuşmama şeyi sanki yani bir yere gitsem ne olacak, insanlarla sosyalleşsem ne olacak şeyi şey açısından enteresan. Yani bir şey olmayacak ama yaşamış olacaksın gibi anladınız dediğimi. Ve bazen yaşamaktan korkmak da insanı üzücü oluyor yani. Ama tabii ki herkes de elinden geleni yapıyordur. Belki de elimizden gelenin bazen biraz daha fazlasını da yapıyoruzdur. O yüzden o konuda birinin üstüne baskı kurmak da gerek yok. Ama yaşayalım. Ha ha ha. Evet.
Bu arada daha karanlık bir yerden bir şey mi diyecektim emin değilim. Belki de demeyecektim. Şöyle diyecektim. Hani biriyle konuşsak ne olacağını bilmiyoruz, ne yapacağımızı bilmiyoruz, korkuyoruz. Belki de özgür olmaktan korkuyoruz. Seçimlerimizde ben bu seçimi yaptım ve olmadı demekten korkuyoruz. O kadar. Bir de burada arkadaşımla konuşurken ilginç bir şeyden bahsetti. Hani Budizm kültürü aşırı barışçıl ve dünyanın en iyi şeyi olarak görülüyor ya. Yani görülüyor mu bilmiyorum da işte meditasyon, kendinin farkında olma gibi şeyler var galiba. Ben de çok bir şey bilmiyorum açıkçası bunu da söyleyeyim. Ve burada Budizm böyle insanların yüzde bilmiyorum yine. Şu an internetim de yok çünkü ormanda internet yok. Bunu da nasıl yollayacağım bilmiyorum ama. Burada nüfusun çoğunluğu Budist ve Budizm burada şey, aşırı barışçıl değil diyor arkadaşım. Yani buradaki Budistler aynı zamanda da milliyetçi oluyorlar ve Sri Lanka'nın kendi hakimiyetlerinde olduğunu ve diğer azınlıkların ki burada diğer azınlıklar işte %20, %10 gibi hani bir sürü ırktan ve dinden farklı insanlar var. Onları sanki burada yaşayan insanlar olarak görmüyorlar diyordu arkadaşım. Bu da belki de yanlış söylüdür, belki de doğru söylüyordur ama şey açısından ilginç yani. Batı insanlarına ilginç gelen bir şey ve Batı insanlarının alıp kendilerine uyarlamaya çalıştıkları bazı şeyler esas çıkış noktalarında öyle olmayabiliyor. Ya da arkadaşım şeyle de baya dalga geçiyordu. Mesela Bali'de aşırı popüler bir tatil. Sri Lanka şu an o kadar popüler değil ama eğer ilerlerse bu şekilde belki de öyle olacak. İnsanların Bali'ye gidip her şeyin ne kadar ucuz olduğunu videolara çekiyorlar ya arkadaşım ona sinir olduğunu söyledi. Çünkü evet ucuz yani çünkü ekonomileri kötü ve evet yani siz daha pahalı bir hayat yaşıyorsunuz.
Şu an karşımda bir tane maymun var ve eve giriyor ve şaka yapıyorum öyle bir şey olmuyor. Ve burada şey de ilginç yemekler aşırı acı ve ilk hoşunuza gidiyor biraz çünkü acı bence bağımlılık yapıyor. Yedikçe daha çok yemek istiyorsunuz ama karnım sanki vücuduma zehir almışım gibi böyle karnımın içinde zehir varmış gibi hissediyorum. Yani reflü oldum diyebiliriz belki daha tıpsal bir şekilde konuşmamız gerekirse. Biraz gereksiz acı. Arkadaşım da şey diyor.
O kadar acı ki artık Sri Lankalılar normal yemekleri yemiyorlar ve normal yemekleri saçma buluyorlar diyor. Doktor da mesela arkadaşımın hastalığıyla ilgili acıyı azaltabilirsin diyormuş. Arkadaşım peki yemesem ne olur, acı yemeyebilir miyim diyormuş. Doktor da o zaman nasıl yaşarsın diyormuş. Doktor bile çıldırmış, acı acı acı diye çıldırmışlar. Hiç bu kadar gerek yok. Kahvaltıda acı, öğle yemeğinde acı. Yani bu arada güzel yemekleri var ama e yani. Çok teşekkürler, kendinize iyi bakın. Bundan sonraki hafta daha çok araştırmalı bir bölümle karşınızda olurum. Bu bölüm Sri Lanka tecrübelerini size anlatmış oldum.
Şimdi gidip 4 saat boyunca meditasyon yapacağım bir ağacın altında ve bu arada meditasyon yapıyorum bazen ve iyi geliyor. Onunla ilgili şaka yapıyorum, dalga geçiyorum gibi olabilir ama meditasyonun iyi geldiğini düşünüyorum. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.