Podcast

452: Öcalan'ın Çağrısı Ne Anlama Geliyor?

Trend Topic

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölümde, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı silah bırakma çağrısını inceliyoruz. PKK’nin feshi çağrısının siyasi ve toplumsal etkileri ne olacak? Bahçeli ve diğer siyasi aktörlerin tutumu süreci nasıl şekillendiriyor?
Öcalan’ın mektubunu parçalara ayırarak analiz ediyor, farklı cephelerden gelen yorumları değerlendiriyoruz.
Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.759 kelime · ~19 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 4 Mart'ta alıyoruz. Son derece tarihi günlerden geçtiğimizi düşünüyorum. Bu günler geride kaldığında Türkiye'yi çok değişmiş bulacağız gibi geliyor. Ben bu kaydı 27 Şubat 2025 akşamı hazırlamaya başladım. Çünkü ayan beyan ortadaydı ki bu haftanın tren topik konusu ÖCA'nın çağrısıydı. 27 Şubat günü PKK lideri Abdullah Öcalan, 29 yaşında kurucusundan biri olduğu örgütün tam 47 sene sonra kendisi 76 yaşına geldiğinde misyonunu tamamladığını duyurdu. Lideri olduğu harekete silahları bırakmalarını söyledi. Bunu da İmralı adasından yazdığı bir mektup ile bildirdi. Çağrı 27 Şubat 2025 günü Taksim'de bir otelde okundu. Diyarbakır, Van ve Kuzey Suriye'de çağrı okunurken dev ekranlar kuruldu. Önce Abdullah Öcalan ve İmralı heyetinin beraber çekildiği bir fotoğrafı gördük.

Bu fotoğraf hafızamızdaki 4-5 öcalan görüntüsünün sonuncusu oldu. Saat 17.00'a yaklaşırken İmralı heyetinden Sırrı Süreyya Önder, Barış'a katkı sağlayan kesimlere birkaç dakikalık bir teşekkür konuşması yaptı. Bu esnada Barış Akademisyenleri ve Cumartesi annelerine özel vurgu da yapıldı.

Saat tam 17.00'ı gösterdiğinde Ahmet Türk mektubu Kürtçe okumaya başladı. Yaklaşık 10 dakika sonra Pervin Bull'dan aynı mektubun Türkçesini okumaya başlayacaktı. Barış ve demokratik toplum çağrısı. PKK, tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı... Öcalan, Pervin Bulda'nın 4,5 dakikada okuduğu el yazısıyla 3 sayfalık bir barış ve demokratik toplum çağrısı başlıklı bir bildiri yayınlamıştı. Bildiri boyunca son cümle gerekçelendiriliyor ve bildiri şu tarihi çağrıyla bitiyordu. Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.

Transkriptin tamamını oku

Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletiyorum. Abdullah Öcalan. Bugün bu 4,5 dakikalık Barış ve Demokratik Toplum çağrısını parçalara ayıracağız. Bu çağrıya odaklanacağız.

Bu esnada bir kısım milliyetçi dinleyicilerimizin tetikleneceğini düşünüyorum. Çünkü Abdullah Öcalan'ın ne demeye çalıştığını anlamak zorlu bir süreç olacaktır ama sabır göstermelerini dilerim. Çünkü bölüm boyunca Öcalan'ın mesajını sizlere aktarmaya çalışacağım. Bu beni de Öcalan'ın sözcüsü yapmış gibi bir his yaratabilir. Baştan söyleyeyim bunu yapmam bu mesaja hak verdiğim için değil, Öcalan'a sempati beslediğim için de değil. Lütfen

İftira atmayın. Anlamak için yapıyorum bunu. Duygusal bir şeyden bahsetmiyorum. Kafamızı çalıştırıp ne olup bittiğini anlamak için adam ne diyor önce ona bir bakalım istedim. Adamın dediklerini sunarken övmeyecek ya da sövmeyeceğim. Bunun için de affınıza sığınıyorum.

Kılıçdaroğlu iktidar olduklarında terörist Demirtaş'ı, sarhoşu Osman Kavala'yı serbest bırakacaklarını ifade etmiş. Sorarım sana, Öcalan'ın canisini de serbest bırakacak mısın? Hemen tüm toplum kesimleri 2015 çözüm sürecinin travmatize biçimde bitirilmesiyle sarsılmıştı. Türkiye sirkine alışkın olanlar yani yaşı daha ileri olanlar bu sarsılmaya daha toleranslıydı ama o yıllarda 14-15 yaşından küçük olanlar böyle bir toplumsallığın içinde açtı gözlerini.

Örgü alanı özgürlük söz konusu olabilir mi bu ülkede? Şimdi bunu AK Parti olarak bize soruyorsanız böyle bir şey olamaz. Ama şu anda ana muhalefete sorarsanız ana muhalefet olabileceğini zaten açıkladı. Hem Cumhur İttifakı 2017 başkanlık referandumunu geride bıraktıktan sonra kendi konumunu HDP ile belirledi. Kürt siyasal hareketi bu düzenin baş düşmanıydı. Bu harekete ya Cumhur İttifakı kadar sert yaklaşacaktınız ya da siz de terörist sevici olmakla suçlanabilirdiniz.

Abdurrahman Uzun, belki tanıyorsunuzdur bir YouTube yorumcusu. Yani görseniz kesin bu mu dersiniz. Neyse şimdi hakaret etmeyelim. Ciddiye almadığınız bir tip biliyorum ama son 10 yılın politik konseptini anlatmaya çalışırken adam önüme düştü. O çok güzel anlatmış, bakın. Değişen müesses nizamın 10 yıldır konsepti şu şekildeydi. Hadi bakalım şimdi kalksınlar yine beğensinler Selahattin Demirtaş'ın o siyasi çizgisini. Bu toprakların ortak düşmanı PKK, YPG, DHKPC, PYD ve FETÖ'dür. Ve bu gruplar teröristtir. Bunlarla arasına mesafe koyamayan her kim varsa, siyasetçi, milletvekili, belediye başkanı, gazeteci, akademisyen, sanatçı, avukat, yazar, çizer, kim varsa onların da hepsi terörist sevicidir.

Elinize silah almanız gerekmez. Milyonlarca teröristin olma ihtimalinin olduğu bir düzen bu. Böylece daha önce olmadığı dozda bir şey oluyor. Herkes terörist olabilir şüphesi toplumun geniş kesimlerine sürekli hissettiriliyor. Böylece düzen kendisini tahkim ediyor. Siz de olabilirsiniz, ben de olabilirim. Böyle böyle deliriyor millet. Delirttiler insanları. Gerçekten öfkeli, hastalıklı, birbirini sevmeyen, birbirine güvenmeyen bir toplum yarattılar. Bu nedenle

Korkunç toplumsal yapıyı eleştirmek adına halka kızılmaz bir ulusuz deyip duruyorum. Ben de farkındayım ne kadar güvensiz bir ortamın içinde yaşadığımızı. Çözüm süreci bitmiş. 15 Temmuz'a doğru ilerleniyor. 15 Temmuz bitiyor. Hendek savaşları başlıyor. Olağanüstü hal var. Basına medyaya çok ciddi sansür var. Toplum da kabullenmiş. Hak veriyor yani baskıya.

Şu FEDÖ'den temizlenelim, yeter modundayız. Ama bu ohal şartları izleyen dönemde olağanlaşarak tüm muhalif kesimlere sıçradı. Demirtaş tutuklanmadan önceki son grup toplantılarından birinde yaklaşanı gösteriyor gibiydi. Sen terörist, ben terörist, o terörist, Alevi terörist, solcu terörist, Kürt terörist, işçi terörist, milletvekili terörist, sanatçı terörist, gazeteci terörist, akademisyen terörist.

Şimdi bakın, esaslı bir soru soralım. Herkesin terörist olma ihtimalinin olduğu bir ortam yaratırsanız ne olur? Herkes güvende hissedebilmek adına terörist olmadığını kanıtlamaya çalışır. Değil mi? Hak verirsiniz. Böylece gündelik dilimiz hamasi hale geldi. Tüm politik konuşmalarımızda, kahvede, orada, burada, sokakta terör duyarlılığımızı göstermek zorunda bırakıldık.

Fikir, düşünce anlamını kaybetti. Sadece didişmeyi başardık. Böyle bir ortam en çok da hakikate zarar veriyor. İzleyen bölümde Demirtaş'ı ele alırız. Ama bu bölümde odak konumuz Öcalan olacak. Daha doğrusu Öcalan'ın çağrısı olacak. Bu çağrının ne dediğine odaklanan, iyi bir içeriğe rastlamadım. Herkes fili tuttuğu yerden tarif etmiş, kimse çağrının bütününe odaklanmamış. Ben çağrının tamamını aktararak bu eksiği gidermek istedim, bu esnada da kamu yararını gözettim. Eğer neler oluyor diye soruyorsanız, cevaplarınızdan çok sorularınız varsa, cevap vermede aceleci değilseniz, Bu bölümü sizin için hazırladık. Mesele oldukça çetrefilli. Bu nedenle konuyu da ikiye böldük. Aslında size iki bölümle sunacağız bu işi. Bu bölümde ÖCAN'ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısı başlığını taşıyan meknine odaklanacağız. Cuma günü yayınlanacak ikinci bölümde ise bu çağrının ardından muhtemel olasılıkları konuşacağız. Hadi bakalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Çeviri 2025'in Şubat'ında Esad rejimi devrildikten yaklaşık 3 ay, Bahçeli'nin çağrısından ise 5 ay sonra, heyetin 3. İmralı ziyaretinin ardından bir mektupla Taksim'de bir otelin üst katında okunduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Çağrı, PKK'nın kurulduğu ve geliştiği dönemin şartlarını yani 1970'ler sonu ve 1980'leri anlatarak ve Altyazı başlıyor. M.K.

PKK, tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, real sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur. Bu kısımdaki iki önemli vurguyu belirtelim. Bu şartları ifade ederken vurgulardan bir tanesi Kürt realitesinin inkarı. Burada devletin 1991 öncesindeki tutumu hatırlatılıyor. 1991 önemli bir kırılma yılı. Bir kere 1989-91 arasında Sovyetler Birliği yıkılıyor biliyorsunuz. Tabii sadece bu değil. Birinci Körfez Savaşı başlıyor ve bölgede ABD nüfuz inşa ediyor.

Irak'ın kuzeyinde 36. paralel devletsizleştiriliyor ve aynı dönemde PKK, Maksist Leninist olma iddiasından vazgeçiyor. Çok özet geçtim tabii ama en azından bu hal söz konusu Öcalan'ın çağrısında da vurgulanıyor. Yani, real sosyalizmin yıkıldığından bahsediliyor.

PKK'nın Maksizm ve Leninizm çizgisinden kopuşu, beraberinde Kürt Milli Birliğine doğru yol almasıyla sonuçlanıyor. Ama 1980'li yıllarda PKK, real sosyalizmin hala yaşadığı, henüz Sovyetlerin dağılmadığı yıllarda Kızılgüller Açınca Marşı'nı benimsiyor mesela. Yıl 1984. Hep yenilere doğru eskiyi yıkayıka Kurtuluşumuz ancak bu sınıf savaşında Buluşumuz ancak bu sınıf savaşında Teslimiyete hayır direnişe davet var PKK saflarında direnişe davet var Bu tarihlerde PKK'nın mücadelesi bağımsız sosyalist Kürdistan olarak belirlenir ama izleyen yıllarda hatta tarihte verelim 1991 sonrasında örgütün hedefleri de değişecektir. Aynı dönemde Türkiye'de bu gelişmeleri Kürt meselesinde manevra yaparak karşılıyor ve 91 yılında Kürt realitesi tanınıyor. Bakın Kürtler demiyorum, Kürt realitesi diyorum.

Bu ifadeyi dikkat ettiyseniz çağrı metnini de Öcalan'da kullanıyor. Biz PKK'yı kurduğumuzda Kürt realitesi inkar ediliyordu diyor. Demek ki sonradan tanınmaya başladı Kürt realitesi. 1991 yılında Süleyman Demirel'in Güneydoğu gezisini takip eden gazeteci Fikret Bilal'e kulak verelim. Demirel 1991'de başbakanlığı aldıktan sonra bir Güneydoğu gezisini gerçekleştirmişti ve biz de onu gazeteciler olarak takip ediyordu. Bir gece yarısı

kaldığımız otelde bizi odasına davet etti. Sohbet etmek üzere. Ve o sohbette ilk kez Kürt realitesini tanıyoruz. Bu ilk defa söylediğimiz sohbet. Kürt realitesini tanıyoruz. Tanıyoruz, evet. Bu ilk defa bir Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler tarafından ilk kez telaffuz edilmiş bir ifadeydi. Hepimiz açısından manşet haberdi. Ve nitekim biz paldır küldür gazetelerimizi arayıp manşetleri devirerek bu ifadeyi manşete taşıdık.

Kürt realitesi böylece türlü anlamlar ve duygularla bir söz ebeğine dönüşmüş oldu. Gerçekten 91 yılından önce ya da 90'lardan önce Kürt demek çok daha kriminal bir mevzuydu ama şimdi doğrudan Demirel'in ağzından Kürt realitesini tanıyoruz ifadesini duyuyorduk. 1980'li yılların ağır ikliminde vurguluyor Öcalan. Zaten şiddet yüzyılındaydık diyor. 20. yüzyılın objektif şartlarına değiniyor. Soğuk savaş ortamları falan. Özetle diyor ki, biz elimize silah aldık da şartlar buydu, bu yüzden aldık. Bazı analizlerde ÖCA'nın pişman olduğunu yazanlar, söyleyenler falan olmuş. Buna katılmak mümkün değil. Adam tam tersine silahlı mücadelenin gerekçesini açıklıyor çağrı boyunca. Yani bir pişmanlık belirtisi yok. Hemen ardından kritik önemde saydığı şartların değiştiğini vurguluyor ama.

1990'larda real sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler PKK'nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Güm diye oldukça net bir şekilde fesi gerekir, misyonu tamamlanmıştır diyor. Daha önce demediği netlikte ve herhangi bir şart öne sürmeden PKK ömrünü tamamlamış ve fesini gerekli kılmıştır. Aslında Öcağan'ın son 25 yıldır falan söylediğiyle çelişen bir tutumu yok.

Fakat bu zamana dek ya sınır dışına çıkın ya da şarta bağlı silah bırakma talimatları falan veriliyordu. Bu açıklamaya en yakın çağrısı 21 Mart 2015'te Nevroz'da yaşanmıştı. Ama oradaki fark şart öne sürülmesiydi. Dolmabahçe Mütabakatı 28 Şubat 2015'te imzalanmıştı. O meşhur fotoğrafı biliyorsunuz. Orada bir deklarasyon imzalanmıştı ya, ondan bir ay sonra Dolmabahçe Mütabakatı'na dayanarak silah bırakma çağrısını duymuştuk.

İlkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim. Üstelik bir fark daha, o dönemde devlet bahçeli, yani Türk milliyetçiliğinin resmi temsilcisi, süreci çok sert şekilde karşı çıkıyordu. Ama dikkat edin, PKK kendini feshetsin denmiyor, silahla bırakılsın deniyor. Arada fark var. Takdir edersiniz.

Haliyle 27 Şubat 2025'te yani geçen hafta açıklanan Barış ve Demokratik Toplum çağrısındaki netlikte bir açıklaması daha önce olmadı. 27 Şubat'ta, 10 yıl öncekinden farklı olarak son derece sarih, oldukça net ve başka türlü yorumlanması imkansız bir kısalıkta söylüyor Öcalan, örgütü feshedin diyor. Devamında ise kritik bir kelime kullanacak Öcalan. İttifak diyecek. İttifak, ben bunu çok önemsiyorum. İttifak diyor bakın.

Ama taşlar yerine daha iyi otursun diye isterseniz önce Tuncer Bakıra'nın yani Dem Parti eşgenel başkanının 11 Aralık 2024'te mecliste bütçe görüşmelerinin ilk gününde yaptığı konuşmayı bir dinleyelim. Bulunduğumuz bölgede emperyalistlerin harpları birbirine kırdırma politikasına karşı Türk-Kürt İttifakı'nı demokratik bir zemine çekerek barış ve kardeşlik projesini başlatmamız gerekir. Bugün tarihi Türk-Kürt İttifakı'nın test alanı Rojava'dır. Rojava'da Kürt'ün kazanımlarını kendisine düşman gören anlayış bu tarihi ittifaka en büyük zarar verir. Gelin Kamışlodan, Kobani'den Ankara'ya tarihi birlikteliği eşit ve adil bir temelde yeniden kuralım." Tuncer Bakır Han konuşmasında tarihi Türk-Kürt ittifakı ifadesini kullanıyor. İttifak diyor bakın. Burada ittifak...

Kuzey Suriye ya da Rojava bölgesini elinde tutan Suriye demokratik güçleri ve Türkiye arasındaki askeri zeminde sağlanabilir. Bu askeri ittifak, Türk ve Kürt ittifakı şeklinde kavranıyor. Bu ittifak ifadesini Tuncer Bakırhan'dan daha kapsamlı biçimde Öcalan da vurguluyor ve Tuncer Bakırhan'la aynı bağlam içinde. Çağrı'ya Türk-Kürt ilişkileri ara başla atıyor Öcalan ve devam ediyor. Kürt-Türk ilişkileri bin yıla aşan tarihler boyunca

Türkler ve Kürtler varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için Gönüllülük yönü ağır basan hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Daha önceki bölümlerde bu meselede düğümün Rojava'da olduğunu söylemiştik ya, bu Rojava meselesinin çözümü Türkiye'de PKK'nın kendini feshetmesiyle sonuçlanabilir. Fakat Rojava meselesinin çözümü de oradaki kült realitesinin Türkiye Devleti'ni tanımasına bağlı. Yani özetle tablo şu, YPG-PYD gücünün Kuzey Suriye'deki kazanımlarına Türkiye güvence sağlasın, Kürt hareketi de Türkiye'deki silahlı mücadelesine son versin. Tam olarak vaziyet bu. Bu dediğim şeyin ne biçimde yaşanacağını görücez önümüzdeki dönemde.

Çağrı'ya PKK'nın kurulduğu dönemin şartlarını anlatarak başlayan Öcalan, ardından Türk-Kürt ilişkileri çerçevesinde ele aldı meseleyi. Kürtler ve Türkler bin yılı aşkın süredir gönüllü olarak birliktedir de, e peki biz niye böyle olduk? Bin yıllık ittifak nasıl çatırdadı? Bu soruda da son 200 yıllık kapitalist modernizme yıkıyor sorumluluğu.

Kapitalist modernitenin son 200 yılı bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Öcalan, tarihsel Türk-Kürt ittifakının son 200 yıllık kapitalist modernite döneminde zayıfladığını söylüyor. Aslında eleştiri odağı Osmanlı-Türk modernleşmesidir. Hatta ben daha ileri götüreyim, Türklerin Kürtlerden daha önce uluslaşma sürecine girmesi, Türk ile Kürt'ün aynı frekansta buluşmasını engellemiştir. Kürtler, Türk ulusunun içinde uluslaşmaya çabalamak durumunda kalmıştır.

Burada Seküler Milliyetçilik kitabının da yazarı, Tamga Türk'ün genel yayın yönetmeni Bahadır Han Dinç Aslan'ın tespitleri bence yerinde. Kürtçüler, Kürt kimliğini bir etnik kimlikten çıkarıp bir ulus ve millet kimliğine dönüştürmek istiyorlar. Dönüştürmek istemelerine de itirazım yok bu arada. Bunu isteyebilirler, böyle bir hakları var, bu manada itirazım yok. Ama benim de buna karşı çıkma hakkım var yani bunu unutuyorlar, zannediyorlar ki. Yani böyle bir hakları var tamam, evet bunu talep edecekler. Biz de aa tamam diyeceğiz.

Türk milliyetçileri Öcağan'ın çağrısına biraz önce Bahadır Han Dinç Aslan'dan dinlediğiniz derinlikte tepkiler göstermediler. Oraya geleceğiz ama bu süreçte derinlik arz eden milliyetçi bakış açılarını da sizlerle paylaşmak niyetindeyim. Henüz göremedik, biraz önce paylaştım ama henüz böyle değerli toplu bir şey görebilmiş değiliz. Ama oldukça Türk milliyetçilerinin seslerine kulak vermek gerektiğini düşünüyorum bu süreçte. Katılıp katılmamamız önemli değil. Onların da bu sürece itirazını bilmeliyiz. Çünkü bu itirazlar da bence sürece bir katkıdır diyelim ve bir ara verelim, sonra döndüğümüzde beraber olalım.

Öcalan'ın çağrısına geri dönelim. Bin yılı aşkın Türk-Kürt ittifakının son 200 yıllık kapitalist modernite döneminde zayıfladığını aktaran Öcalan, çağrısının devamında bir sonuç olarak PKK taban bulmuştur, diyor. Günümüzde Çok kırılgan hal alan Tarihsel ilişkiyi Kardeşlik ruhu içinde inançları da Göz ardı etmeden Yeniden düzenlemek Esas görevdir Demokratik toplum ihtiyacı Kaçınılmazdır Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı İsyan ve şiddet hareketi olan PKK'nin Güç ve taban bulması demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Ben Kürt meselesine ilişkin burada daha önceki yayınlarda da belirtmiştim. Öcalan ve PKK üzerine ifade özgürlüğünün olmayışı bizlerin bir gerçeği görmemizi engelledi. Bir gerçeği ısrarla ıskaladık ve bu hatamız tabloyu doğru değerlendirmemizi engelledi. Sevgili dostlar, Mutlu olun ya da olmayın. Sevinin ya da üzülün. Bir hakikattir ki, Kürtler için Öcalan önemli bir liderdir. Bakın PKK'lılar için demiyorum. Dem partiye de oy veren, hatta oy vermeyen Kürtlerin önemli bir kısmı için diyorum. Önemli bir kısmı için. Öcalan önemli bir liderdir. PKK'da çoğu Kürt için meşru bir örgüttür. Burada tuhaf bir durum söz konusu olduğunun farkındayım. Evet, öyle ya da böyle bu ülkede milyonlarca PKK destekçisi var.

Lütfen yanlış anlamak için çabalamayın. Çok sayıda destekçisinin olması PKK'yı meşru bir güç haline getiriyor demiyorum. Bunu demiyorum. Ama tuhaf bir durum da var, kabullenebilirsiniz bunu. Bu milyonlarca insan dağa çıkmış değil, suça karışmış değil, alelade insanlar. işlerinde güçlerindeler. Berber mesela, bakkal, çiftçi, işçi, memur, senin benim gibi insanlar ama PKK sempatizanı bunlar. Bir örgüt hiyerarşisinin içinde değiller. Gündelik hayatları sizinkinden benimkinden farklı değil ama hocalarını seviyorlar. İşte size Kürt sorunu. Daha kısa ve sarih bir ifadeyle söyleyelim taban bulmuş PKK sorunu. Ne yapacaksınız bu milyonlarca insanla? Hepsini cezalandıracak değilsiniz. Yani kusura bakmayın üslubumu ama 13-14 yaşından büyükseniz bunun olmayacağını akıl etmeniz gerekir. Vatandaşlıktan atmak gibi şeylerin de fantezi olduğunu çok değil ya. Üzerine 3-4 dakika düşününce, dişinizi fırçalarken 8 milyon insanı vatandaşlıktan atabilir miyiz diye düşünseniz, bunun olmayacak bir şey olduğunu kavrarsınız. Oğuzhan Uğur'un programında İmamoğlu ile Dem parti karşıtı bir kadın arasındaki diyalog bu açıdan enteresan.

Yerel seçimlerde seçimi kaybettiler. Buna rağmen yerel seçimlerde tekrar halkın tepkisinden korkmadan neden Dem parti kırmızı halılarla karşılandı? Kaybetmekten korkmuyor musunuz? Dem partili ne yapsın o zaman? 7 milyon 8 milyon insan oy verdi. Ne yapacağız hepsini vatan haini mi ilan edeceğiz? Evet. Efendim evet mi dediniz? Bana göre evet. 7-8 milyon terörist ilan edeceksiniz. Ben Dem'e karşıyım. Halka kızılmaz. Açıkça söyleyeyim bu kadına da kızamıyorum. Yani acıklı bir hikayedir Türk halkının yaşadığı da. Dem partili milyonlarca insana da kızılmaz. Allah aşkına dem partili olmak radikal bir tavır. Hakikaten ya. Yaşadığın ülkenin ekseriyeti tarafından lanetlenen bir terör örgütünün legal koluna oy veriyorsun. Ya bu radikal bir tavır. Yani silahlı bir harekete oy veriyorsun. Bu radikal bir şey. Ama Diyarbakır'da hiç radikal değil. İstanbul'da radikal olabilir. Bazı ilkelerinde değil.

Ankara'da radikal olabilir ama Hakkari'de değil. Dem partiye oy vermeyi söylemek ama kameralara çok zor bir iş. Diyarbakırlı Ağaçkakan TV oyunuzu hangi partiye vereceksiniz diye sormuş Diyarbakır'da. O burada gizlidir. Neden? Çünkü konuşanlar konuşmuyor.

AKP'liğe de kızılmaz. Bu dediği ve anlamak çaba gerektiriyor ama halka kızarak sorunlarımızı çözebilmek imkansızdır. Kızmak elbette insani bir duygudur. Kişisel olarak kızabilirsiniz ama kızarak düşünülmez. Bize düşünce lazım, fikir lazım. Hangi fikirler olursa olsun fikir lazım. 7-8 milyon insan terörist olamaz. Bunları zaten ergenliğini tamamlamış herkesin anlaması gerekir.

Derin düşünmeye de gerek yoktur. Topyekün milyonlarca insana terörist denemez. Çünkü böyle dendiği takdirde çözümü yoktur bu işin. Abdurrahman Uz'un kafasıyla deliri veririz. Zaten sorun da budur. Terör eylemleriyle sonuç almayı uman bir şiddet hareketinin milyonlar tarafından destek görmesidir Kürt sorunu. Öcalan, çağrısında Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olarak tanımladığı PKK'nın taban bulduğunu tespit ettikten sonra çağrısına şöyle devam ediyor.

Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan ayrı ulus devlet, federasyon, idari özellik ve kültürelist çözümler tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır. Bu kısım benim bu bölümü hazırlamama neden oldu. Öyle söyleyeyim yani. Nedeni şu, Öcalan'ın çağrısının doğru anlaşılması fikirlere ihtiyacımız olan böyle bir dönemde bence elzemdir. Bu fikirsizlik hali bana kalırsa hayatımızda kast ediyor şu anda. Bir sonraki bölümde bunu konuşacağız zaten.

Bu çağrıyı doğru anladıktan sonra destek verirsin veya karşı çıkarsın. Bu fark etmez. Yani karşı çıkanlara da saygımsonsuz, destek verenlere de. Ama önce doğru anlarsın değil mi? Bunun için de medya, kamu yararını gözetecek biçimde hakikati göstermeli. Medyanın da görevi bu. Fakat maalesef Öcalan'ın bu ifadesi, yani ayrı ulus devlet ile başlayan bu ifadesi manipüle edilerek ulus devletlerin dönemi bitti gibi bir anlam kazanmış.

Eski İyi Partili, şimdilerde bağımsız Sakarya milletvekili Ümitlik Bayır, Öcalan'ın çağrısının ardından şunları yazmış ex-Twitter'a. Şerefsiz Öcalan, ulus devletlerin artık zamanı doldu diyor. Bu cümle tasmalı köpeğin değil, köpeğin sahipleri olan Amerika devletlerine ait. Bu cümle, kurulan planın hedefini net şekilde ortaya koyuyor. Türk ismine dokunmayı düşünen, kendine kefen bitsin.

Öcalan'ın dediklerine türlü biçimlerde muhalefet edilebilir. Fakat muhalefet, hakikat üzerine kurulur. Ya da kurulmalıdır diyelim. Aksi türlüsü yaygaradır. Hakikate değmeyen, yalan yanlış bir şey üzerine kurulan siyasete yaygara denir. Yaygara. Öcalan ulus devletlere karşıymış. Zaten desteklediğini söyleyen yok ki. Siyasette yeri gelir, yaygara da yapılır bak. Ona da sözüm yok. Ama...

Siyasetiniz baştan aşağı yaygaradan oluşmamalı. Bunu CHP'lilerde de görüyorum yer yer. Öcalan çağrısının hiçbir yerinde ulus devletlerin artık zamanı doldu demiyor. Hatta tam da milliyetçilerin hoşuna gidecek biçimde, ya biz ayrı ulus devlet istiyorduk ama ihtiyaç bu değildi diyor. Yanlış anlaşılacak bir şey yok. Bağımsız Kürdistan fikrini eleştiriyor adam. Açık açık söylüyor bunu. Öcalan'ın çağrısından çıkan bu bağlamıyla özet sonuç şu.

Biz silahla buraya kadar geldik. Bundan sonra demokratik siyasetle ilerleyeceğiz. Çünkü başka çaremiz yok. Yine hatırlatayım, yanlış anlamayın, iyi ki silaha sarılmışsın diye ben demiyorum, o diyor, Öcalan diyor. Yani ben Öcalan'ın ne demeye çalıştığını anlamaya çalışarak bu bölümü hazırladım ve devam ediyor. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyoekonomik ve siyasal yapılanmaları

Ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Bu bölümde vurgu, bundan sonra yürünecek yolun demokratik siyasette olduğu yönünde. Buradaki ilginç ifade, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılının demokrasiyle taçlandırılma ifadesi bana kalırsın. Bu ifade, sanırım size de tanıdık gelmiştir. Bu, hem 2023 seçimlerinde hem de devamında CHP'nin vaadidir.

Hatta CHP 2. Yüzyıl diye bir dergi de çıkartıyor. Bu noktada AKP'den farklı olarak AKP Türkiye Yüzyılı derken CHP 2. Yüzyıl diyor. Burada Öcalan da 2. Yüzyıl diyerek CHP'ye selam çakmış oluyor. Mesela Erdoğan'cılar Türkiye Yüzyılı derken CHP 2. Yüzyıl diyor ve 2. Yüzyıl demokrasiyle taşlandıracağı ifadesini kullanıyor. Biz güzel cumhuriyetimizi cumhuriyetin 2. Yüzyılında gerçek anlamda bir demokrasiyle taşlandıracağız.

Bu ifadeyi sadece Kılıçdaroğlu değil, Özgür Özel de, İmamoğlu da, hatta denebilir ki tüm CHP'liler kullanıyor. İkinci yüzyılı demokrasiyle taşlandıracağız. Öcalan da onlarla aynı dili kullanarak aslında bir siyasal iletişim örneği gösteriyor. Ardından demokratik uzlaşma ifadesini yeniden kullanıyor Öcalan. Bu demokratik uzlaşmadan kastın ne olduğunu önümüzdeki bölümde daha iyi anlayacağız ama biz önce şu çağrıyı halledelim. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için

Demokrasi dışı bir yol yoktur, olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir. Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır. Ve böylece geliyoruz çağrının final bölümüne. Bu zamana dek PKK'nın kurulduğu dönemdeki objektif şartları, Türk-Kürt ilişkilerini ve silahların anlamını yitirdiğini anlatan Öcalan, bunların ardından şöyle bir finalle bitiriyor çağrısını. Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde

silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın. Bu çağrıya benzer nitelikte 1999'da ve 2015'te de çağrı yapılmıştı. Fakat bu hareketin tarihinde ilk kez bu kadar net ve yoruma kapalı biçimde yapıyor çağrısını. Bu netlik, bu sürecin ayırt edici özelliklerinden yalnızca biri. Ancak sadece bu değil, en önemli farklılık ilk kez bu süreçte Türk Milliyetçiliği'nin resmi temsilcisi MHP'nin bu sürece destek vermesi.

Bu da süreci çok ciddiye almamız gerektiğini gösteren bir emare. 3 Mart akşamı Habertürk'ten Mehmet Akif Ersoy'a konuk olan Sırrı Süreyya Önder'e de bu soru soruluyor. Daha önce, 99'da ve 2015'te de aynı netlikte olmasa da benzer çağrılar olmuştur deniyor. Mesela 99'da da Öcalan'ın örgüte silah bırakın çağrısı var. 2014'te de örgüte silah bırakın çağrısı var değil mi? Evet. Veya 1-2 defa daha var, benim hatırlamam. Ne farkı var şu ankinin bundan? Silah bırakma çağrılarında... Pes edin yok galiba, tü tü pes edin. O önemli değil. Türk milliyetçiliği hiçbir zaman bu iradeye katkı sunacak bir pozisyonu tercih etmedi. Bugün onu tercih ediyor.

Bu sürecin en enteresan kısmı da budur. Sürece dair destekleyici mahiyette milliyetçi argümanlar da sunulabiliyor. Evet, Türk milliyetçisi kesimler MHP ile organik bağı olsun ya da olmasın, başta MHP olmak üzere bir takım Türk milliyetçileri sürece çok sert karşı çıkarken bir takım Türk milliyetçileri katkı koymaya hazır bir perspektife sahipler. Böylece Öcağ'ın çağrısının tamamını beraber incelemiş olduk.

Bu bölümde çağrıya odaklandık ancak hemen bir sonraki devam bölümünde bu sürecin nasıl bir yere evrileceğini ve aslında neler olduğunu konuşacağız. Şimdi ne olacak sorusuna yanıt arayacağız. Cumhuriyetin 100 yıllık tarihi acılarla dolu. Bu acılardan geçerken insanın aklına yüreğine ukdeler düşer.

Bu ukde'leri şarkılara dönüştüren bir sanatçıyı, Edip Akbayram'ı kaybettik 2 Mart 2025'te. Bekle bizi İstanbul. Eşitlik ve özgürlük mücadelesinin içinde kalan ukde'ydi. İstanbul bekle bizi. Ya da eşkıya dünyaya hükümdar olmaz. Keza aynı şekilde. Edip Akbayram'ın buna benzer umutlu şarkıları dün değil ama bugün içinde bulunduğumuz gerçeği bence ıskalıyor. Tablo, eşkıya dünyaya hükümdar olmaz diyecek kadar ümit var değil bana kalırsa. O halde aldırma gönül diyelim.

Dertlerin kalkınca şaha Bir sitem yolla Allah'a Görecek günler var daha Aldırma gönül aldırma Aldırma gönül aldırma Gönül aldırma Krem Topi'yi Podbimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek tüm ezberlerinizi bir kenara koyun. Sarih bir zihne ihtiyaç duyacağımız günler geliyor. Büyük Üstad Edip Akbayram'a da saygıyla. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)