Podcast

146 - Bir Mektup, Bir İhbar ve Kapanış: Unabomber Dosyası - 2. Bölüm

Karanlık Dosyalar

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ted Kaczynski, on yedi yıl boyunca izini kaybettirdi, bombalarıyla korku saldı, sanayi toplumuna karşı açtığı savaşı manifestosuyla dünyaya duyurdu. Ancak sonunda, kendi kelimeleri onun sonunu getirdi.

Bu bölümde, Unabomber’ın yedi yıl süren sessizliğin ardından kalemiyle geri dönüşünü, FBI’ı çaresiz bırakan manifestosunu ve onu ele veren ihbarın ardındaki kırılma anlarını konuşuyoruz. Ted Kaczynski, bir devrimci mi, yoksa bir terörist miydi?

Ne dersiniz? Unabomber dosyasının kapanışına tanık olmaya hazırsanız, başlayalım mı?



Sunan: Sezgi Aksu

Yazan: Hazal Beril Çam

Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca

Yapımcı: Podbee Media



Canlandıranlar

Ted Kaczynski: Eren Çiğdem

James Fitzgerald: Metin Bozkurt

Patrick Webb: Tolgacan Bozca

Henry Murray: Eren Çiğdem

Avukat: Kevser Biçici

Savcı: Serdar Kuzuloğlu

Linda: Şevval Balkan

David Kaczynski: Ada Kanbur

Polis: Gülşah Dim






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.352 kelime · ~12 dk okuma

Sayın Yargıç, müvekkilim akıl sağlığı yerinde olmayan bir bireydir. Kendisine şizofrenin teşhisi konmuştur. Ayrıca paranoya semptomları gösteren bir geçmişi vardır. Yıllardır izole bir yaşam sürmüş olması zihinsel bozukluğunu daha da derinleştirmiştir. Saçmalık! Bu savunmayı kabul etmiyorum. Ted, bu senin için en iyi seçenek. Yoksa idam edileceksin. Ben deli değilim.

Ben haklıyım. Ben Sezgi Aksu. Burası karanlık dosyalar. Yıllarca izini kaybettiren, bombalarıyla korku salan ve kelimeleriyle dünyayı sarsan bir adam. Ted Kaczynski. Ama hiçbir kaçış sonsuza dek sürmez.

Bugün Unabomber'ın yakalanışına, mahkemesine ve sonuna tanık olacağız. Ne dersiniz? Onu saklandığı gölgelerden çıkarıp gerçek yüzüyle tanışmaya hazırsanız başlayalım mı? Son saldırının ardından FBI, ellerindeki robot resmin izini sürmeye çalışıyordu. Gri kapşonlu figür, soruşturmanın tek somut ipucuydu. Ancak yüzü net seçilemiyordu. Ellerindeki resim, gerçeği ortaya çıkarmak için yeterli değildi. Aradan aylar geçmişti. FBI binlerce ipucunu takip ediyor, profiller oluşturuyordu. Ancak adam bir gölge gibi ortadan kaybolmuştu.

Transkriptin tamamını oku

Tüm çabalara rağmen Guna Bomber avuçlarından kayıp gidiyordu. Bu sırada halkın korkusu katlanarak artmıştı. Her sahipsiz çanta, her terk edilmiş koli bir tehditti. İnsanlar postalarını açmaya çekiniyor, üniversiteler ve havayolları güvenlik önlemlerini iki katına çıkarıyordu. Öte yandan sahte bomba ihbarları ülkenin dört bir yanında hızla artmıştı. Her gün yüzlerce telefon FBI'in hatlarını kilitliyordu.

Panik o kadar büyümüştü ki insanlar sokakta yürürken bile tedirgin hissediyordu. Ancak tam her şeyin daha da kötüleşeceği düşünülürken, Unabomber aniden durdu ve 7 yıl boyunca sessiz kaldı. Patlamalar sona ermişti. Ortada ne yeni bir tehdit ne de herhangi bir mesaj vardı.

FBI, saldırganın öldüğünü, kaçtığını ya da bir şekilde durdurulduğunu düşündü. Ancak bu, sadece büyük bir fırtına öncesindeki sessizlikti. 9 Eylül 1995, Unabomber geri döndü. Bu kez bir bombayla değil, kelimeleriyle saldıracaktı. Sayın editör, sanayi devrimi ve doğurduğu sonuçlar insan ırkı için felaket oldu.

Sanayi toplumu size güvenlik, konfor ve düzen vaat ediyor. Ama bu düzenin bedeli özgürlüğünüz. Ve siz bunun farkında bile değilsiniz. Eğer buna karşı savaşmazsak, bir gün tamamen yok olacağız. Artık bu döngüyü kırmanın zamanı geldi. Zarfta endüstri toplumu ve geleceği başlıklı manifestom bulunuyor. Eğer New York Times veya Washington Post bu metni tam haliyle yayımlarsa,

Saldırılarımı kalıcı olarak durduracağım. Ancak... Bir hafta içinde yayınlanmazsa... Yeni bir bombalı saldırı gerçekleşecek. Seçimsizin... Özgürlük Kulübü. Una Bomber, New York Times'a gönderdiği mektupta, eğer manifestosunu yayımlamazlarsa yeni saldırılar gerçekleştireceğini açıkça belirtmişti. Bu bir şantajdı. Ya fikirleri kamuoyuna açıklanacaktı, ya da masum insanlar ölmeye devam edecekti. Bu mektup FBI'yı ve basını büyük bir etik çıkmaza sürükledi. Bir teröristle pazarlık yapılmalı mıydı diye tartışıyorlardı.

Eğer manifesto yayımlanırsa bu diğer suçlulara da cesaret verir miydi? Ancak diğer taraftan, yayınlanmazsa ve Unabomber gerçekten yeni saldırılar düzenlerse, bunun hesabını kim verecekti? Herkes alarma geçmişti. Gazeteler bu mektup yayınlandığında çok ilgi göreceğini ve satışlarının patlayacağını biliyordu. Ancak kimse bu sorumluluğun altına direkt girmek istemiyordu. Penthouse dergisinin editörü Bob Guccione hariç. O, bu manifestoyu dergilerinde yayınlamaya hazırdı.

New York Times ve Washington Post bu teklif karşısında şaşkındı. FBI ise bunu bir fırsat olarak değerlendirdi. Penthouse dergisi bunu Ted Kaczynski'ye iletmek için açık bir şekilde tekliflerini dergilerinde yayınladı. Ancak atlanmaması gereken bir detay vardı. Penthouse, yetişkin içerikli dergi olarak geçen bir erotik magazindi. Kaczynski'nin bu teklifi nasıl karşılayacağı merak konusuydu. Cevabı gecikmemişti.

Pornografiye karşı bir duruşum yok. Ancak bu manifestoda bir eğlence metni değil. Ciddiye alınmalı ve saygın bir yayında yer almalı. Öncelik olarak The New York Times ardından da Washington Post geliyor. Eğer yalnızca Penthouse basarsa, bir saldırı daha düzenleme hakkımı saklı tutarım. Gözler FBI'ya çevrilmişti.

Yıllardır peşinde oldukları, yüzlerce insanın hayatıyla oynayan bu suçlunun isteğini yerine getirecekler miydi? Adam çok net. Bak yayınlatmazsak bu iş bize patlayacak ben sana söylerim. İnşallah pislik herif ya. Bizi tehdit ediyor bir de.

Şov yapmasına göz mü yumacağız bunun ya? Başka şansımız var mı? E peki bizim elimize ne geçecek? En azından Washington Post'a yayınlatalım. Tek bir bayda satılıyor zaten San Francisco'da. İlla ki almaya gelecektir. Hiç içime sinmiyor. Ama tamam. Umarım dediğin gibi olur.

Washington Post, FBI'nin yönlendirmesiyle manifestoyu yayımladı. FBI, Una Bomber'ın bu gazeteyi satın almak için ortaya çıkabileceğini umuyordu. Ajanlar, günler öncesinden bayinin etrafına konuşlandı. Sivir kıyafetleriyle çevrede dolaşıyor, herhangi bir şüpheli hareketi yakalamak için dikkatle etrafı izliyorlardı. Gazete, raflara yerleştirildi. Geriye sadece beklemek kalmıştı.

Acaba Una Bomber gazetesini almak için ortaya çıkacak mıydı? Saatler geçti. Ajanlar tek tek sokaklardaki insanları tarıyor, gelenlerin yüzlerini inceliyordu. Soğuk hava sabırlarını zorlamıştı. Üstelik gelen hiç kimse beklendiği gibi şüpheli davranışlar sergilemiyordu. Günler geçti. Bayiye onlarca insan girdi. Onlarca insan gazeteyi satın aldı.

Ama Una Bomber gelmedi. FBI'ın tuzağı sonuçsuz kalmıştı. Kaczynski saklanmaya devam ediyordu. Onu fiili olarak yakalayamamışlardı. Ancak kelimeleri onun sonunu hazırlayacaktı. Ya bu yazı, bu kelimeler... ...bana gerçekten birini hatırlatıyor, David. Bunu sanki daha önce duydum ben. Ya saçmalama Linda. Senin de aklından geçmediğini söyleme sakın. Onu en iyi sen tanıyorsun.

David, kaşlarını çattı. Kendi düşünceleriyle boğuşuyordu. Yıllardır iletişimlerinin kopuk olduğu abisi Ted Kaczynski'nin mektuplarını hatırlamıştı. Yazdığı kelimeler, cümlelerin ritmi... Hepsi garip bir şekilde benziyordu. İçinde tuhaf bir his belirdi. Bu... Mümkün olamaz. Ted bunu yapmış olmaz değil mi? Ancak içindeki şüphe giderek büyüyordu.

FBI'ya gitmek ya da gitmemek arasında sıkışmıştı. Ya yanılıyorsa? Ya Ted masumsa? Peki ya gerçekten Una Bomber oysa? Bu ikilem günlerce içini kemirdi. Gece uykularında, gündüz sessiz anlarında hep aynı soruyla baş başaydı. Eşiliğin de artık bir adım atması gerektiğini söylüyordu. Sonunda bir avukata danıştı. Avukat tereddütsüzdü.

Bu bilgiyi kesinlikle polise iletmelisiniz. Eğer haklıysa daha fazla insanın ölmesine göz yummuş olacaktı. Ve bunu göze alamazdı. Derin bir nefes aldı, telefonu eline aldı ve numarayı çevirdi. 911 Merhaba, bu gazetede yayınlanan mektupla ilgili arıyorum ben.

Ya sanırım ben bu mektubu kime yazdığını biliyorum. Yuna Bomber'ın kim olduğunu bildiğinizi mi söylüyorsunuz? Yani evet, tahmin. Sadece bir tahminim var. Abim Ted Kaczynski. Bu yazı ona ait olabilir. Emin misiniz? Bu telefon FBI'ya gelen binlerce ihbardan sadece biriydi.

İnsanlar sevmediği, tehlikeli bulduğu kimseleri Una Bomber olabileceği şüphesiyle FBI'ya ihbar ediyordu. Ted Kaczynski, 2416. şüpheliydi. Ona sıra gelmesine daha çok vardı. Bu süreçte David, Linda'nın da ısrarlarıyla abisinin yıllar içinde ona ve annesine gönderdiği mektupları incelemeye karar verdi.

Kardeşinin yıllar önce yazdığı, teknoloji karşıtı metinler ve hayatı dair görüşlerini anlattığı mektupları dikkatle inceledi. İçerik, Yuna Bomber'ın manifestosuyla çok benzerdi. Ancak hala emin değildi. Hala abisinin tüm dünyanın peşinde olduğu o bombacı olduğuna ihtimal vermek istemiyordu. Ta ki o cümleyi görene kadar.

You can't eat your cake and have it too. Bu ifade deyimin doğru kullanımından farklıydı. Normalde deyim you can't have your cake and eat it too olmalıydı. Yani kelimelerin yeri ters yazılmıştı.

Bu alışılmadık ifade kullanımı, onun yazı stiline dair benzersiz bir iz bırakıyordu. David'in elleri titredi. Aynı cümle, aynı garip ters çevrilmiş haliyle tıpkı manifestoda olduğu gibi oradaydı. Artık emin olmuştu. Ertesi gün, elindeki mektupları teslim etmek üzere FBI'in kapısını çaldı. Uzmanlar hemen manifestoyu ve mektupları yan yana koyarak dil analizini başlattı.

Kelimeler, cümle yapıları, ifadeler, her şey birebir örtüşüyordu. Sonuç kesindi. Ted Kaczynski, Unabomber'dı. Burada kısa bir ara verelim. Ardından davamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

FBI sonunda aradığını bulmuştu. Unabomber'ın saklandığı kulübeye doğru geri sayım başladı. Montana'nın ıssız ormanları FBI ajanları için bir av sahasına dönüşmüştü. Ted Kaczynski'nin yıllardır saklandığı, dış dünyayla bağlarını kopardığı kulübe nihayet hedefteydi. FBI operasyonu en ince ayrıntısına kadar planlamıştı. Öncelikleri Kaczynski'nin canlı ele geçirilmesiydi.

Çünkü içeride bomba yapımına dair belgeler, kullanılmamış patlayıcılar ve Yunabomber'ın yazdığı manifesto taslaklarının bulunma ihtimali vardı. Ajanlar sessizce kulübeye yaklaşıyorlardı. Aradıkları katil, kapının ardında onları bekliyordu. İçeriden hiçbir yanıt gelmedi. Ajanlar birbirlerine kısa bir bakış attılar. Sonunda kapıyı kırarak içeri girdiler.

Kulübenin içinde dağınık kağıtlar, patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler ve duvarlara kazınmış notlar vardı. Kaczynski köşede sessizce oturuyordu. Direnmedi. Sadece önündeki kağıtlara son bir kez baktı ve sonra ellerini uzattı. Unabomber yakalanmıştı. Beni nasıl buldunuz? Kardeşin. Kardeşin seni ele verdi. O asla böyle bir şey yapmaz.

Hiç şüphen olmasın Ted. Hatta annen de işin içinde. Ona yazdığın mektupların hepsi elimizde. Görmek ister misin? 20 yıldır izini sürdükleri Una Bomber, kanlı canlı karşılarındaydı. Uzun sakalları, yırtık pantolonu, dağınık saçları ve gergin gülümsemesiyle Ted Kaczynski tüm dünyanın en çok konuştuğu kişi haline gelmişti. Yakalanma anı tüm televizyonlarda naklen yayınlanmıştı.

Herkes onu izliyor, herkes onu merak ediyordu. Peki, Ted Kaczynski gerçekte kimdi? Nasıl bu noktaya gelmişti? 1942 yılında Şikago'da doğan Ted'in IQ'su 167 olarak ölçülmüştü. Bu, dahilik seviyesindeydi. Öğretmenleri onun inanılmaz bir zekaya sahip olduğunu fark edince ilkokulda sınıf atlamasına karar verdiler.

Ancak bu, onun için bir ödül değil, tam anlamıyla bir lanete dönüşecekti. Yeni sınıfındaki öğrenciler ondan yaşça büyük, sosyal olarak daha olgunlardı. Küçük ve içe kapanık olan Ted, sınıf arkadaşlarının zorbalığına maruz kaldı ve sosyalleşme becerileri hızla köreldi. O günden sonra hep yalnızdı.

Bu yalnızlık Harvard'da kabul edildiğinde de devam etti. Henüz 16 yaşında, yaşıtlarından çok daha erken bir dönemde üniversiteye başlamıştı. Ancak Harvard'daki yılları onun için akademik başarının değil, zihinsel çöküşünün başlangıcıydı. O dönemde ABD, soğuk savaşın etkisiyle psikolojik savaş yöntemlerini test ediyordu.

CIA destekli MK Ultra projeleri insanların zihinsel dirençlerini ölçmeyi ve beyin yıkama tekniklerini geliştirmeyi amaçlıyordu. Bu kapsamda Harvard'da düzenlenen deneylerden biri öğrencilerin ideolojik ve duygusal dayanıklılıklarını test etmek üzerine kurulmuştu. Deney öğrencilere önce kendi dünya görüşlerini yazdırıyordu. Ardından hocaları tarafından bu görüşleri çürütecek hatta onları aşağılayacak bir süreç başlatılıyordu.

Fikirlerini uzun uzun yazmışsın. Sence bunlar mantıklı mı? Elbette mantıklı. Üzerine yıllardır düşünüyorum. Öyle mi? Bence yanılıyorsun. Bu yazdıkların bir çocuğun sızlanmasından başka bir şey değil. Sen kendini daha iyi sanıyorsun öyle değil mi? Ama belki de sadece yanlış yönlendirilmiş bir çocuksun. Neden dışarıda normal bir genç gibi yaşamıyorsun? Çünkü sosyal olarak başarısız oldun. Ben başarısız olmadım. Ve şimdi başarısızlığını sözde ideallerinle örtmeye çalışıyorsun. Hayır. Bak bana, bak. Gözlerime bak ve itiraf et. Bütün bu yazdıkların... ...hiçbir anlam ifade etmiyor. Hayır. Bunu sen de çok iyi biliyorsun. Hayır. Sanırım bugünlük bu kadar yeter. Kaczynski bu deneylerle haftalar boyunca ağır psikolojik saldırılara maruz kalmıştı. Ve bu süreç onun dünyaya bakışını tamamen değiştirdi. Teknolojiye, otoriteye ve modern medeniyete duyduğu nefretin temelleri burada atılmıştı.

Harvard'dan mezun olduktan sonra ise Michigan Üniversitesi'nde matematik doktorasını tamamladı. Ardından Berkeley'de profesör oldu. Ancak 1969'da aniden istifa etti. Ve Montana'ya gitti. Amacı medeni dünyadan tamamen kopmaktı. Elektriksiz, susuz, küçük bir kulübede yaşamaya başladı.

Günlerini avlanarak, uzun yürüyüşler yaparak ve dünyayı değiştirecek planlarını şekillendirerek geçiriyordu. Kulübenin köşesinde sadece kendisinin anlayabileceği şifreli günlüğü duruyordu. Her bombadan sonra sayfalarını açacak, patlamanın etkisini, mekanizmanın başarısını analiz edecek ve bir sonraki saldırısını mükemmelleştirecekti. Ted Kaczynski 17 yıl içinde 16 saldırı gerçekleştirmiş, ardında 3 ölü ve 23 yaralı bırakmıştı. Onu durdurmak için 50 milyon dolardan fazla harcansa da o, her seferinde bir adım önde olmayı başardı. Ancak bu dava yalnızca bir suçlunun peşine düşmek değildi. Bu, Amerikan tarihinin en büyük insan avlarından biriydi.

Her bomba patladığında ülkede panik büyüyor, insanlar korkuyla postalarını açmaya çekiniyor, üniversiteler ve teknoloji şirketleri tehdit altında hissediyordu. Ama işin en ilginç yanı şuydu. Ted Kaczynski'nin yakalanmasıyla birlikte onun sadece bir katil mi yoksa bir devrimci mi olduğu tartışılmaya başlandı. Manifestosu yayımlandığında bazıları onun sözlerinde gerçeklik payı gördü. Teknolojinin insan özgürlüğünü kısıtladığını, doğaya zarar verdiğini, bireyin sistem tarafından şekillendirildiğini ve modern yaşamın insanı köleleştirdiğini savunuyordu. Ekoloji hareketleri, çevresel yıkıma karşı verdiği mesajları benimsemişti.

Anarşist gruplar onun modern toplum eleştirilerini sahiplenerek Kaczynski'yi bir sistem karşıtı figür olarak görmeye başladı. Hatta Una Bomber'ın başkan olması gerektiğini savunanlar bile vardı. Ancak FBI için onun kim olduğu değil, ne yaptığı önemliydi. Ve şimdi tüm dünyanın gözleri bu uzun kovalamacanın sonuna tanıklık etmek için mahkeme salonuna çevrilmişti.

Bay Kaczynski'nin davası basit bir akıl sağlığı meselesi değildir. Kendisi yıllarca plan yapmış, bombalar tasarlamış, insanları hedef almış ve soğukkanlılıkla saldırılar düzenlemiştir. Bu bir delinin işi değildir. Bu ideolojik bir savaşın sonucudur. Evet. Doğru. Avukatın savunmasını kabul etmiyorum. Ben deli değilim. Ben farkına varılmış bir gerçeğim.

Ve siz, teknolojinin kölesi olmuş sürüler, kendi zincirlerinizden kurtulamayacağınız için beni susturmaya çalışıyorsunuz. Ama ben sustuğumda bile düşüncelerim konuşmaya devam edecek. Bay Kazinsky, mahkemeyi kendi manifestonunuz için bir kürsü olarak kullanamazsınız. Çok geç. Zaten duydunuz.

Haftalarca süren duruşmaların ardından mahkeme kararını verdi. Ted Kaczynski ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı. Ne idam edilecek ne de serbest bırakılacaktı. Hayatının geri kalanını maksimum güvenlikli bir federal hapishanede dört duvar arasında geçirecekti. 1998'de Colorado'daki ADX Florence hapishanesine nakledildi. Burası Amerika'nın en sıkı korunan hapishanelerinden biriydi.

Una Bomber artık özgürlüğünü tamamen kaybetmişti. Ama fikirlerini kaybetmeye niyeti yoktu. Yazmaya devam edecekti. Yıllar geçtikçe Kaczynski mektuplarıyla dış dünyayla bağlantısını sürdürdü.

Onun fikirlerini öğrenmek isteyen akademisyenler, gazeteciler, teknoloji karşıtları, hepsi ona ulaşmak istiyordu. 2008'de Teknolojik Kölelik adlı kitabını yayınladı. Bu kitap onun fikirlerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Ve zamanla Una Bomber, radikal teknoloji karşıtlarının gözünde bir figüre dönüştü.

Ancak zaman geçtikçe üzerindeki ilgi dağılmış, unutulmaya başlanmıştı. Bu yalnızlığa 15 yıl dayanabilecekti. 10 Haziran 2023 81 yaşındaki Ted Kaczynski, Kuzey Carolina Federal Hapishanesindeki hücresinde ölü bulundu. İntihar etmişti. Yıllarca hayatta kalmayı başarmış, FBI'yı atlatmış, milyonlarca dolarlık soruşturmaları altüst etmiş Ted Kaczynski, hayatına kendi elleriyle son vermişti. Başın sağ olsun Patrick. Anlamadım? Seninki, intihar etmiş.

Nereden benimki oluyor? Bu ne o zaman? Ha? Çekmecemde buldun. Sen adamın günlüğünü mü çaldın dava dosyasından? Ne alakası var abi? Ayrıca ayıp olmuyor mu? Çekmecemi karıştırıyorsun. Bir şey arıyordum, ölüme çıktı. Önemli olan o değil. Sende niye var bu? Kaç yıl o kadar peşinde koştuk adama. Bakmayalım mı yani?

Ayrıca söylediği bazı şeyler de... Haklı değil mi? Hak veriyorsun katile. Bravo. Hayır, hak vermiyorum. Yani yaptıkları yöntemi doğru değil, evet. Ama söyledikleri düşündürücü. Patrick.

Una Bomber'ın ölümü, onu bir devrimci mi yoksa sadece bir katil olarak mı hatırlamamız gerektiği sorusunu bana tekrar düşündürdü. Bazıları onu sistem karşıtı bir düşünür, bazıları ise sadece bir terörist olarak gördü. Ama gerçek şu ki, Ted Kaczynski 20. yüzyılın en tartışmalı suçlularından biri olarak tarihe geçti. Fikirleri yıllar geçtikçe daha fazla insanın dikkatini çekmeye başladı.

Teknolojinin hayatlarımızı nasıl ele geçirdiğini, özgürlüğün nasıl adım adım yok olduğunu söylüyordu. Ona göre modern insan, kendi elleriyle kendini tutsak eden bir sisteme boyun eğmişti. Çevreye zarar veren sanayi düzeni, insanları sürekli izleyen kameralar, algoritmaların yönlendirdiği hayatlar, bir zamanlar paranoya gibi görünen bu fikirler artık sadece birer tartışma konusu değil, günlük hayatın bir gerçeğiydi. Bu, onun yöntemlerini haklı çıkarmazdı. Peki ya, bilim adına onun üstünde uygulanan yöntemler haklı mıydı? Neden buna izin verdin Ted? Harvard'taki deneyleri kastediyorum. 3 yıl boyunca sana işkence etmelerine nasıl göz yumdun? Çünkü dayanabileceğimi göstermek istedim. Beni yıkamayacaklarını... Sistemin beni ezemeyeceğini kanıtlamak...

Ama asıl soru şu Bay Patrick. Eğer gerçekten güçlü olsaydım, böyle bir şeye ihtiyaç duyar mıydım? Belki de bazen kırılmak, katılaşmaktan daha iyidir. Evet, bu haftaki karanlık dosyalar bölümünün sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)