
1.812 kelime · ~9 dk okuma
Montana'nın ıssız ormanlarının derinliklerinde küçük bir kulübenin penceresinden solgun bir ışık sızıyordu. Kulübenin içinde gaz lambasının ışığıyla aydınlanan genç adam daracık masasında oturmuş, elindeki ince bakır teli titizlikle sarıyordu. Oldukça dikkatliydi. Bir an durdu. Dışarıdan gelen tıkırtı kulaklarını tırmalamıştı. Kafasını kaldırıp pencerenin önüne doğru ilerledi.
Kapının önünde hareketsiz duran tavşanla göz göze geldi. Kahverengi tüyleri soğukta hafifçe titriyor, gözleri donuk bir merakla parlıyordu. Adam cebinden çıkardığı çakıyı avucunun içinde sıkıca kavrayarak yavaşça hayvana doğru eğildi. Bak sen. Korkmuyorsun öyle mi? Tavşan bir adım geri çekildi. Ama hala yerinde duruyordu. Korkmuyorsun çünkü tehlikenin farkında değilsin.
Tehlikenin neye benzediğini bilmiyorsan kaçmayı da bilemezsin. İnsanlar da böyle işte. Zincirleri boyunlarına dolanıyor, sistem onları yavaş yavaş sıkıyor. Ama hiçbiri farkında değil. Adam bir adım geri çekildi. Tavşan hala ona bakıyordu. Birkaç saniye daha izledikten sonra arkasını döndü ve camı kapattı.
Masasının üzerinde bekleyen düzenek ona göz kırpıyordu. Terler, piller, metal parçalar... Her biri planının kusursuz bir parçasıydı. Ellerini hafifçe ovuşturdu. Ama yakında öğrenecekler. Hepsi öğrenecek. Kaçamayacaklar. Korkuları onların çöküşü olacak.
Son lehimi titizlikle tamamladı, ardından parçayı yerine oturttu. Kusursuzdu. Derin bir nefes aldı. Artık ölüm, küçük bir kutunun içinde sessizce bekliyordu. Masaya eğildi, küçük bir not kağıdı çıkardı. Özgürlük kulübü. Kalemi bırakıp tekrar pencereye baktı. Tanşan gitmişti. Kaçabildiğin sürece özgürsün.
Onlar, onlar özgürlüğün ne olduğunu bile hatırlamıyorlar. Hatırlayacaklar. Ertesi gün, uzun süredir hiç kimsenin adıyla anmadığı biri, yakında tüm dünyanın korkuyla fısıldayacağı bir isme dönüşecekti. Ted Kaczynski.
Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlerle FBI tarihinin en uzun ve en zorlu soruşturmasına, modern dünyanın en tartışmalı suçlularından birine bakacağız. Ted Kaczynski tam 17 yıl boyunca saklandı, bombalarıyla korku saldı ve fikirlerini dünyaya anlatmak için ölümcül bir oyun oynadı. Peki nasıl oldu da bir matematik dehası Amerika'nın en çok aranan suçlusuna dönüştü? Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı?
26 Mayıs 1978. Northwestern Üniversitesi'nde öğle saatleriydi. Bahar'ın son günleri üniversiteye güneşli ve canlı bir hava getirmişti. Kampüs çimenlere yayılmış öğrencilerle doluydu. Bazıları ders çalışıyor, bazılarıysa kahkahalar eşliğinde sohbet ediyordu. Tüm bu canlılık içinde kütüphanenin arkasında gizlenmiş küçük bir taş bina duruyordu. Üniversitenin postane bölümü.
Günün en yoğun saatlerinden biriydi. Postanenin içinde, raflara yığılmış zarfların arasında kaybolmuş bir görevli, önüne bırakılan küçük paketi fark etti. Paket diğerlerinden farksız gözüküyordu. Kahverengi, köşeleri bantla sağlamlaştırılmış, sıradan bir paket. Ancak görevli onu eline aldığında, üstünde gönderici bilgisi olmadığını fark etti. Paketin kime geldiği de, kim tarafından gönderildiği de belirsizdi.
Paketi kaldırıp tarttı. Oldukça hafifti. İçinde ne olabileceğini düşündü. Bir kitap, evrak, kutu. Merakı ağır basmıştı. Paketi hızlıca açtı.
Hava aniden barut kokusuyla doldu. Kağıtlar ve evraklar havada uçuşurken patlamanın şiddetiyle duvarlar sarsılmış, camlar çatlamış, raflar devrilmişti. Genç adam yere savruldu. Acı içinde kıvranıyordu. Ellerine bakmaya fırsat bulamadan göğsünde keskin bir yanma hissetti. Çığlıkları koridor boyunca yankılandı.
Olay yerine gelen FBI ajanı James Fitzgerald ve Patrick Webb odada dikkatlice ilerliyorlardı. Fitzgerald yerde dağılmış tahta parçaların ve yanmış kağıtların ortasında yere doğru eğildi. Elleriyle enkazı karıştırırken bulduğu yanmış kablo parçasını incelemeye başladı. Öl yapımı bomba.
Lehim noktalarına bak. Acayip iyice değil mi? Amatör ama ince çalışmış. Çatlakları nasıl saklamış baksana. Doğru. Ama parça tesiri için tahta kullanmış. Bu
bir imzaydı. Ve bu imzanın sahibi planlarını mükemmelleştirmek için yıllarını harcayacak biriydi. Bu sadece bir başlangıçtı. Başarısız. Etki alanı daha büyük olmalı. Karabarut istediğin etkiyi yaratmalı. Ateşleme üzerine çalış.
9 Mayıs 1979 Montana'da izole bir kulübede bir adam masasının başında titizlikle çalışıyordu. Odada sadece eski bir masa, birkaç raf ve bir gaz lambasının titrek ışığı vardı. Adamın elleri bir cerrah gibi sabırlı ve özenliydi. Yavaşça hareket ediyordu. Bu adamın adı Ted Kaczynski'ydi. Titreme, titreme, titreme.
Millimetrik bir oynama bile hata yaptırır. Basit, basit olmalı. Karmaşa zayıflıktır. Kusurları ört. Hataya yer yok. En ufak bir hata bile her şeyi mahveder.
Yanında eski küçük bir defter açık duruyordu. Satır aralarına sıkışmış formüller, oranlar ve detaylı çizimler bu patlayıcıyı yalnızca bir silah değil, neredeyse bir sanat eseri haline getiriyordu. İçine yerleştirdiği çivileri olası kurbanlarının bedenlerine saplanacak şekilde hesaplamıştı. Zamanlayıcıyı bağlıyor, lehimleri gözden geçiriyordu. Kendi el yapımı fitilini test ederken gözlerine odaklamış, nefesi sabitti. Kusursuz olmalıydı. Son parçayı yerine oturttuğunda ürkütücü bir sakinlikle geri çekildi. Odayı inceledi. Raflarda eski kimya kitapları, mühendislik notları ve yıllarca süren yalnızlığın izleri vardı. Bomba hazırdı.
Bunu açan kişi sadece birkaç saniyelik bir patlamaya değil, yıllarca sürecek bir kaosun başlangıcına tanık olacaktı. Ve o gün çok uzak değildi. Sayın yolcularımız, American Airlines 444 numaralı Chicago-Washington DC uçuşunuzun kaptanı olarak konuşuyorum. Şu anda 10.000 metre yükseklikteyiz ve tahmini varış süremiz yaklaşık 1 saat 30 dakika. Washington'da hava açık ve sıcak.
Kargo bölümünden gelen patlama sesi tüm kabili sarsmıştı. Duman hızla yayılıyor. Yolcular panik içinde nefes almaya çalışıyordu. Pilotlar hemen acil iniş prosedürlerini devreye soktu ve karaya kontrollü iniş gerçekleştirdi. Sadece 12 yolcunun duman zehirlenmesi geçirdiği bir felaketin eşiğinden dönülmüştü. Bu
daha iyi. Ama yeterli değil. Patlamanın etkisi hala zayıf. Yeni eklemeler yap. Yetkililer, infilak eden düzeneğin bir el yapımı bomba olduğunu açıkladığında, bunun rastgele bir saldırı olmadığı anlaşılmıştı. FBI için artık bu, bir ulusal güvenlik meselesiydi. Kim bu adam Patrick? Ne yapmaya çalışıyor?
Bu hedefler rastgele seçilmiş gibi durmuyor. Üniversiteler, havaalanları... Bunlarla veremediği bir şey var. Belli ki bir mesaj vermeye çalışıyor. Önce ne anlatmak istiyor onu anlamamız lazım. Doğru. Daha kalabalık bir ekibe ihtiyacımız olacak. En iyi adamların listesini bir çıkaralım. Bu iş daha fazla büyümeden de bitirelim. Saldırganın izini sürmek için özel bir birim oluşturulacaktı.
Dosya, University and Airline Bombing kelimelerinin kısaltmasıyla Unabomb olarak adlandırıldı. Ve saldırgan bundan sonra tek bir isimle anılacaktı. Unabomber. Burada kısa bir ara verelim. Ardından davamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Bombalar giderek daha sofistiki hale geliyor, patlamalar sadece etrafı kana bulamakla kalmıyor, toplumun sinir uçlarına dokunuyordu. Panik sokaklara yayılmış, en küçük bir paket bile korku yaratıyordu. Üniversiteler, teknoloji şirketleri ve havayolları hepsi birer hedef haline gelmişti. 10 Haziran 1980, United Airlines başkanı Percy Wood'un evine bir paket geldi.
Wood paketi açtığı gibi etraf yerle bir olmuştu. Cam parçaları odanın her yanına savrulurken Wood'un çığlığı tüm sokağa inletti. Wood'a gönderilen paketin ardından Unabomber saldırılarını giderek daha karmaşık ve ölümcül hale getirdi. Artık daha belirgin hedefler seçiyordu. 19 Mart 1981
Utah Üniversitesi'nde bir mühendislik profesörüne gönderilen paket laboratuvarda inflak etti. Profesörün durumu ağırken öğrenciler arasında da yaralılar vardı. Amaç açan kişinin kör olmasıydı. Olmadı. Bunun üstüne git. 5 Mayıs 1982
Vanderbilt Üniversitesi'nde bir sekreter patronuna gelen paketi açtığında şiddetli bir patlama meydana geldi. Çok sayıda yaralı vardı. Patlamanın şiddeti gayet iyi. Artık birini öldürebilirsin. Artık patlayıcılar daha güçlü, düzenekler daha karmaşıktı. 11 Aralık 1985. Unabomber bir adım daha ileri gitti.
Sakramento'daki bir bilgisayar mağazasına bırakılan bomba, 38 yaşındaki Hugh Scruton'un ölümüne neden oldu. Bugüne kadarki saldırılarının hiçbiri ölümle sonuçlanmamıştı. Bu, onun işlediği ilk cinayetti. Bu sefer oldu. İstediğin etkiyi yarattın. Tebrikler.
İyi gidiyorsun. FBI için artık soruşturma daha da ciddileşmişti. Ve ellerinde saldırıların ardından kalan tek bir not vardı. Özgürlük Kulübü. Yedi yıl. Yedi yıldır bu adamı yakalayamıyoruz. Ülkenin, hatta dünyanın en iyi analiz ekibini kurduk. Hala bir arpa boyu yol gidemedik. Ne var elimizde? Hiçbir şey.
İnanılır gibi değil. Adam çok iyi abi. Titiz. Arkasında hiçbir iz bırakmıyor. Hep bir adam önümüzde. Bence bu adam bir daha- Ya şu adama övmeyi bir bırakır mısın ya? Gerçekleri söylemeyeyim mi? Bak, medya peşimizi bırakmıyor. Millet panik içinde. Her gün yeni bir sahte bomba ihbarı alıyoruz. Şu işi bitirmemiz lazım, anlıyor musun? Ben başka bir şey mi söylüyorum? Gel.
San Francisco'daki bir bilgisayar mağazasına patlama oldu. Bu kez bir tanık var. Şükürler olsun. Hemen tanığı çağırıp bir robot resmini çizdirin.
10 Şubat 1987 Kış, Salt Lake City'yi kasvetli bir griye boyamıştı. Caddelerde birkaç kişi ellerini ceplerine sokmuş hızla yürüyordu. Kimse, Kams Inc. adlı bilgisayar mağazasının önünde kısa süreliğine duran adamı fark etmemişti. Adam başını hafifçe eğerek etrafını taradı. Üzerindeki gri kapişon yüzünün büyük bir kısmını gölgede bırakıyordu.
Kapişonun altından görünen gözleri her ayrıntıyı dikkatle inceliyordu. Ellerinde küçük bir paket vardı. Her şey önceden planlanmıştı. Adımlarını hızlandırarak mağazanın girişine yaklaştı. Hiç vakit kaybetmeden elindeki paketi kapının hemen yanına bıraktı. Sakince arkasını döndü. Hızlı ama dikkat çekmeyecek şekilde uzaklaştı. Dakikalar sonra patlama gerçekleşti.
Mağazanın camları büyük bir gürültüyle patlamış, duman sokaklara taşmıştı. Çevredeki insanlar panikle kaçışırken, olay yerine hızla itfaiye ve polis ekiplere ulaştı. Bu sefer elleri boş dönmeyeceklerdi. Evet. Görgü tanrının çizdirdiği robot resim. Artık elimizde bir yüzü var. Ama bu yüz bize bir isim vermiyor. Adam çok iyi saklanıyor. Patrik.
Çizilen resimde adamın kapişonu yüzünün büyük bir kısmını gizlemişti. Gözündeyse güneş gözlüğü vardı. Net olmayan hatlar, gözlerinin şekli veya burnunun yapısı gibi belirleyici detayları tamamen saklıyordu. FBI yıllardır izini sürdüğü adamın yüzüne belki de ilk kez bakıyordu. Ancak ona dair hala hiçbir şey bilmiyordu.
Yuna Bomber'ın ilk defa bir resmi ortaya çıkmıştı. Polislerin elinde ilk defa bir ipucu vardı. Peki bu, onu yakalamaya yetecek miydi? Bu resim elimizdeki en büyük ipucu. Ama bunu nasıl kullanacağız?
Ortada isim yok, adres yok. Sadece bir silüet var. Bu resmi medyaya serbest etsek? Ne diyorsun? Belki tanıyan biri çıkar. Henüz değil Patrik. Aceleyle hareket edip yanlış bir ihbar dalgası oluşmasını istemiyoruz. İçerideki ekiple biz önce bir detaylıca inceleyelim. Belki bu sefer bir adım önüne geçebiliriz onu.
Salt Lake City saldırısı ve çıkarılan robot resim kısa sürede basına sızmış, Washington Post saldırıyı manşetlerine taşımıştı. Gazeteler gri kapjonlu, gözlüklü, yüzü gölgeler içinde kalan adamın silüetini basarak şu soruyu soruyordu. Kim bu adam? Televizyon kanalları uzmanlarla yapılan röportajlara yer veriyor. Psikologlar ve kriminal analistler saldırganın motivasyonunu tartışıyordu. Korku artık toplumun içine iyice yayılmıştı. İnsanlar postalarını açmaya korkuyor. Apartman görevlileri sahipsiz paketleri polise bildiriyordu. Panik günlük hayatın bir parçası haline gelmişti. Her yerde o konuşuluyordu. Bakın arkadaşlar bu adamın motivasyonu paraya da kişisel intikam meselesi değil.
Bu adam bir idealist. Planlı hareket ediyor. Kendi felsefesine sadık. Ama en dikkat çekici nokta, bakın burası çok önemli, kimliğini çok iyi saklıyor. Ancak her radikal figür gibi fikirlerini yaymak isteyecektir. İşte o an hata yapabilir. Ted.
Ödümü koparttın. Ne zamandan beri buradasın? Saat kaç? Niye öyle sessiz sessiz geliyorsun ya? 4.10 var. Teşekkürler. Sabahtan akşama kadar da bunu konuşuyorlar. Ne manyaklar var değil mi? Bilmem. Sen niye gelmiştin? Saati sormaya. Görüşürüz.
Ted kendi kulübesine doğru yürümeye başladı. Televizyonda gördüğü kapşonlu figür bulanık ama yine de belirgin bir şekilde oradaydı. O'ydu. İlk defa arkasında bir iz bırakmıştı. Böyle bir hata yapmış olamazdı. Beni
bulduklarını mı düşünüyorlar? Camına gelen tavşan peşine takılmıştı. Haber spikerleri onun hakkında konuşurken, FBI ajanları teoriler üretiyor, gazeteciler yeni manşetler atıyordu. Gözlerini kıstı. Yanılıyorlardı. Onu tanımlayamazlardı. Ellerindeki sadece bir gölge, bir silüetti. Tavşana doğru eğildi.
Aptal köleler. Beni yakalayabileceklerini sanıyorlar. Ama burada oyunu da kuralları da ben belirliyorum. Dursunlar bakalım. Daha yeni başladık.
Tavşan kulaklarını dikmiş, hareketsizce ona bakıyordu. Ted elini uzatıp başını hafifçe okşadı. Ardından yoluna devam etti. Birkaç adım gittikten sonra arkasına baktı. Peşinden gelen yoktu. Yalnızdı. Ve yine yalnız kalacaktı. Konuşacak kimsesi yoktu. Ama bir gün, bir gün kelimeleri tüm dünyayı susturacaktı. Ve o gün sandığından çok daha yakındı.
Evet, bu haftaki karanlık dosyalar bölümümüzün sonuna geldik. Sonraki bölümde Ted Kaczynski'nin FBI ile oynadığı kedi fare oyununun detaylarına ineceğiz. Onu yakalamaya çalışırken yapılan hatalar, beklenmedik gelişmeler ve FBI'ın tarihindeki en büyük insan avlarından biri. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.