
2.511 kelime · ~13 dk okuma
Merhaba dedektif Svensson. İyi ki geldiniz. Size bahsettiğim mektup burada. Merhaba. Hemen görebilir miyim mektubu? Tabii buyurun efendim.
Senin sevgili patron, sürekli polislerin beni yakaladığına dair haberler duyuyorum. Ama beni ele geçiremeyecekler. Daha değil. Ne zaman çok akıllı görünüp doğru iz üzerinde olduklarını söyleseler. Kahkahalarla gülüyorum. Fahişelerden nefret ediyorum. Ve beni yakalayana kadar onları parçalamaktan vazgeçmeyeceğim.
Son iş harikaydı. Hanımefendiye çığlık atacak vakit bile vermedim. Şimdi beni nasıl yakalayabilirler ki? İşimi seviyorum ve yeniden başlamaya can atıyorum. Yakında komik küçük oyunlarım hakkında yine benden haber alacaksınız. Bol şans. Sadık dostunuz, karın deşenecek.
Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugün size uzun bir süredir çözülemeyen Karindeşencek vakasında 137 yıl sonra katilin nasıl bulunduğunu anlatacağım. Karindeşencek'in soğuk dosyasını tekrar açmaya hazırsanız başlayalım mı? Whitechapel'ın karanlık sokaklarında yürüyen orta yaşlardaki bir kadın oldukça tedirgindi. Hızlı adımlarla evine doğru yürüyor, yabancıların her birini olası bir katili önceden fark etmek adına gözleriyle süzüyordu. Yakınlarda bir kadın canice öldürülmüştü. Katili ise daha yakalanmamıştı. Gaz lambaları da bu dar sokakları aydınlatmaya yetmiyordu. Kendisinin de kurban olması ihtimali o kadar da uzak değildi.
İlk cinayet 31 Ağustos 1888'de işlenmişti. Mary Ann Nichols için normal başlayan bir gece korkunç bir şekilde bitti. Sokakta müşteri beklediği bir gecede erkeklerin onunla konuşması normaldi. Müşteriler bu erkeklerin arasından çıkacaktı. Özellikle kıyafeti düzgün, parası olduğu belli olan ve beyefendi gibi duran birini seçmeye çalışıyordu. Beklerken köşenin sağ tarafından ayak sesleri duyuldu. Belki de bu müşteri mi olacak diye düşünürken ona seslendi. Bayım, yaklaşın da yüzünüzü göreyim. Güzel bir gece geçirmek istemez misiniz?
Adam çok hızlı bir şekilde belinde gizlediği bıçağı çıkarttı ve Mary Ann Nichols'u oracıkta öldürdü. Cinayetin ardından kadının cesedini bulanlar gördükleri karşısında şok olmuşlardı. Kadının karnı tamamen yarılmıştı. Bu yaptığı sonraki cinayetlerine ilham mı olmuştu yoksa baştan beri planı bu muydu belli değildi. Ancak yine de cesedi bulanlar için gördükleri başlı başına rahatsız ediciydi.
İlk cinayetten sonra polisler harekete geçtiler. Görevlilerin beklentisi katilin hemen bulunacağı yönündeydi. Cinayetin korkunçluğuna rağmen Londra'da böyle vakalar oluyordu. Bir buçuk hafta kadar süre geçtikten sonra kimsenin beklemediği ikinci cinayetle hem halk hem de polisler derinden sarsıldılar. Yine seks işçiliği yapan biri hedef alınmıştı.
Annie Chapman'ın cansız bedeni de aynı tür bir muameleye maruz kalmış şekilde 8 Eylül'de Hanbury Sokağı'nda bulundu. Mağdurların profili ve katledilme biçimlerindeki benzerlik bir seri katil ihtimalini doğurmuştu. Polisler özellikle seks işçilerinin bulunduğu mahallelerde devriye sayısını artırdılar. Artık daha fazla polis karanlık sokaklarda geziyordu. Böylelikle katili suçüstü yakalamayı umuyordular.
Devriye sayısının artmasından olacaktı ki 3 hafta boyunca hiçbir cinayet vakasına rastlanmadı. Ancak katil de bulunamıyordu. Bu kaosun ortasında bir haber ajansının kapısına bir mektup bırakıldı. Mektup, seks işçilerinden nefret eden ve polisin onu yakalayamayışıyla dalga geçen bir mesaj içeriyordu. İmzaysa ürperticiydi. Karın deşen Jack. Ajanstakiler hemen mektubu polise ileterek kamuya açılmasının önüne geçtiler.
30 Eylül gecesi yaşanacaklarsa bu davanın daha ne kadar büyüyeceğini adeta gözler önüne seriyordu. Polisler devriye sırasında bir kadının bağırışını duydular. Hemen harekete geçtiler. Sokağın başına geldiklerinde yerde yatan bir kadın ve onun yanında ağlayarak çığlık atan diğer kadını gördüler. Ağlayan kadın korkudan doğru düzgün konuşamıyordu. Onun biraz sakinleşmesini beklemek üzere iki polis yanında kaldı.
Diğerleri hemen katili bulmak adına etraftaki sokaklara dağıldılar. Ölen kişi Elizabeth Stride'dı. Yine bir seks işçisiydi. Stride'ın karnında herhangi bir kesik görünmüyordu. Polis memurları başka bir katil olabilir diye umuyorlardı. Her şeye rağmen Jack'i yakalama ihtimalini göz önünde tutmakta fayda vardı. Sakinleşen kadın cinayeti gördüğünü ve bir adamın onun çığlığıyla olay yerinden kaçtığını söyledi.
Yoksa katil karın deşenecek olabilir miydi? Polisler iki kişilik gruplar halinde sokaklara dağıldı. Her gördükleri erkeği kısaca sorguya çektiler. Gruplardan biri girdiği karanlık bir sokakta gördüğü şey üzerine düdüğünü uzun bir süre üfledi.
Yakınlardaki karanlık bir sokakta bir cinayet daha işlenmişti. Bir başka seks işçisi Catherine Eddowes da öldürülmüştü. Etraf kan gölüne dönmüştü. Eddowes'un şalının yeşil rengi ancak kenarlarından belli oluyordu. Kadının karnına bakan polisler dehşete düştüler. Elizabeth Stride'ın cinayetinin münferit olduğunu düşünenler dahi bu korkunç katilin karın deşenecek olduğuna ikna olmuşlardı.
Cinayetin üzerinden daha saatler geçmişti ki haber ajansına ikinci bir mektup ulaştı. İki olay başlığıyla dün geceki işinden bahseden mektup, yine Karın Deşencek ismiyle bitiyordu. Bu defa isim saklanmadı. Karın Deşencek ismi artık herkes tarafından biliniyordu. İkinci mektubun yayınlanması sonrasında ajansa dolusuyla zarf ulaştı. Bunlarsa yayınlanmadı çünkü otantikliği artık şüpheliydi.
Önlemler daha da arttırıldı. Geceleri sokakta dolaşanlara sık sık kimlik kontrolü yapılıyordu. Yine de yeterli olmadı. 8 Kasım gecesi çoğuna göre en korkunç cinayet işlendi. Mary Jane Kelly'nin cesedini görenler dehşete düşerken birinin nasıl böyle bir şey yaptığını anlamakta güçlük çekiyorlardı. Artık Londra'nın doğu yakası hiç güvenli değildi.
Çevre sakinleri geceleri sokağa çıkmaya ürküyorken, çocuklar gündüzleri Karın Deşen Jack hakkında birbirlerini korkutuyordu. Katilin gerçek isminin ortaya çıkmaması, Karın Deşen Jack ismini efsaneleştirmişti. Jack'in kimliğinin kesin olarak tespit edilemeyişi polisleri ve basını seri katilin ismi üzerine fikir yürütmekten alıkoymuyordu. Yine de kimse Karın Deşen Jack dosyasından yargılanmadı.
Altı yıl kadar sonra, 1894 yılında The Sun gazetesinde bir haber yayınlandı. Habere göre karın deşen Jack'in gerçek adı belliydi. Onun kimliğini sadece 1889 yılında Londra Emniyet Müdürlüğü'ne başkomiser yardımcısı olarak atanan Sir Melville MacNaughton biliyordu. Bu iddia üzerine Londra Emniyet Müdürlüğü dedektif masasından dedektifler hemen harekete geçtiler. İlk durak The Sun gazetesiydi. Gazete çalışanları polis ekiplerine bir isim verdiler. Kaynaklarının da Sir MacNaughton olduğunu belirttiler.
dedektifler hemen Sir MacNaughton'la iletişime geçtiler. Bay MacNaughton, söylenenler doğru mu? Thomas Catmush'un karın deşen Jack olduğu ve sizin bunu yıllardır bildiğiniz söyleniyor. Hayır, dedektif bey. Gazetedekiler olayı çarpıtmışlar. Ben bu işe başladığımdan beri bu davayla ilgileniyorum. Thomas Catmush ilk şüphelendiklerimden biriydi. Bay Catmush bir katil. Ancak karın deşen Jack o değil. Peki, biliyor musunuz Jack'in kim olduğunu?
Tam olarak bildiğimi söyleyemem. Ancak 3 isimden şüpheleniyorum. Tuttuğum bir günlük var. Onu dedektif masasıyla paylaşmaya açayım.
Sir Melville McNaughton yeni işe başladığında karın deşen Jack'in cinayetlerinin durup durmadığını kimse bilmiyordu. Yeni işinde parlamak isteyen Sir McNaughton bu davayı çözmek için oldukça hevesliydi. Kendini kanıtlamak istiyordu. Aradan zaman geçtikçe Mary Jane Kelly'nin son cinayet olduğu anlaşıldı. 8 Kasım'da cinayetler bitmişti. Başkomiser yardımcısı araştırmasına oldukça fazla şüpheliyle başlamıştı.
Ancak sıkı çalışmasıyla kişi sayısını giderek azaltmıştı. Daralan şüpheliler havuzunun ilk ismi Montauk John Drury'ti. MJD ismiyle bilinen doktor 31 yaşındaydı. Profilinin Sir MacNaughton'ın gözüne çarpmasının sebebi ise cinayetlerin ardından kendisini öldürmesiydi. Bir polis memuru başkomiser yardımcısına Druitt'in son cinayetten yaklaşık bir ay sonra, 31 Aralık 1888'de Thames nehrinde cansız bedeninin bulunduğunu raporlamıştı. Sir MacNaughton'u şüphelendiren şey, Bay Druitt'in ölümü değil, daha önce raporlanan kayıp ilanıydı.
MJD, karın deşen Jack'in son kurbanı Mary Jane Kelly'nin cinayetinin olduğu günlerde ortadan kaybolmuştu. Ayrıca ceketinde bir intihar notu bulunmuştu. Notunda şunlar yazıyordu. Bunun üzerine Sir Mac Naughton, Bay Druitt'in annesinin izini sürmeye koyuldu. Annesinin daha önce akıl hastanesine yatırıldığını öğrendi.
Tanısı şizofreni olarak belirtilen bayan Druitt, yaşamını akıl hastanesinin duvarları arasında yitirmişti. Bay Druitt'in de şizofreni olma ihtimali taşıdığını düşünen Sir MacNaughton, onun aynı zamanda cinsel anlamda bir sapık olduğuna inanıyor, kadınlardan nefret ettiğini düşünüyordu. Ayrıca kaybolmasıyla karın deşen Jack'in mağdurlarının bitmesi aynı dönemlere denk geliyordu. Katil bulunmuş olsa bile intihar etmiş olabilir miydi?
McNaughton hemen harekete geçip Druid'in yakınlarıyla görüştü. Bay Druid tam olarak ne zamandan beri kayıp? Whitechapel olaylarının bitmesine yakın evden gitti. Bir daha geri gelmedi. Olaylar hakkında sizinle hiç konuştu mu? Hayır, hiç bahsetmedi. Ancak yakınları olarak bu konuda ağzını aramaya çalıştık. Onun kadınlardan nefret ettiğini biliyorduk. Hastalığını da duymuşsunuz. Harekete geçmiş olma ihtimalinden korktuk.
Nasıl yani? Bay Druitt'in Jack olduğunu mu söylüyorsunuz? Sir MacNaughton, böyle söylemiyorum. Hiçbirimiz bilmiyorduk. Ancak bazı şeyler tesadüf olamayacak kadar şüpheli değil mi? Şizofrenisinin harekete geçtiği bir dönemde Druitt üst üste cinayetler işleyebilirdi.
Ailesinin fark etmesi üzerine ne yaptığını anlamaya çalışırken korkudan evden kaçmış olabilirdi. Evden kaçan bu yetişkin erkeğin cesedine ancak aralık sonunda ulaşılabilmişti. Kaçtığı günlerde son cinayetin işlenmesi ve ardından cinayetlerin bitmesi Sir MacNaughton'ı iyice şüphelendiriyordu. Ama davayı kapanmış sayamazdı. Elindeki diğer adaylar daha az şüpheli değildi.
Burada kısa bir ara verelim, ardından davaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sir MacNaughton'ın günlüğündeki ikinci şüpheli Aaron Kosminski'ydi. Bu ismin altı kalınca çizilmiş ve en güçlü şüpheli diye belirtilmişti. Peki, kimdi Aaron Kosminski?
1865 yılında Polonya'nın Klodowa kasabasında doğan Kozminski, 1880'lerin başında ailesiyle birlikte Londra'ya göç etti. Bu göç, Doğu Avrupa'da Yahudilere yönelik pogromlardan kaçışın bir parçasıydı. Adli kayıtlar, Kozminski'nin Whitechapel bölgesindeki Greenfield sokağında kardeşleriyle beraber yaşadığını gösteriyordu. Aaron'ı polislerin gözleri önüne çeken olaysa, Aralık ayında hakim karşısına çıkmasıydı. Suçu, parkta tasmasız köpek gezdirmekti.
Whitechapel'daki davaları takip eden Sir MacNaughton, küçük bir suç yoluyla yakalananlardan birinin karın deşen Jackie bulmasını kolaylaştıracağına inanıyordu. Aaron'ın hakim karşısındaki savunmasıyla onu gözlemleme fırsatı bulmuştu. Onun zihinsel durumu nedeniyle emin olamıyordu. Elindeki diğer şüpheliler üzerinden ilerledi. Yıllar sonra şüpheli listesi daralmaya başlayınca, Aaron'ı takibe geri döndü.
12 Temmuz 1890'da kardeşi tarafından Workhouse denilen yoksullar evine yatırılmıştı Aaron. Belgede mesleğinin berber olarak kaydedildiğini görmek McNaughton'u duraksattı. Bir berberin el becerisi, bıçak kullanmadaki ustalığı, karın deşenecek ihtimalini güçlendiriyordu. Ancak hemen altındaki not dikkatini çekti. Kendine yetemez durumda. Delilik resmi belgelerde açıkça belirtilmişti. Mahkemede sergilediği tavır bir rol değil miydi?
Kısa bir süre sonra özgür bırakılan Aaron, 1891'in Şubat ayında tekrar Burghaus'a yatırılmıştı. Sir MacNaughton, kurumun doktorundan Kozminski'nin dosyasını talep etti. Eğer Aaron gerçekten karın deşen Jack ise, cinayetlerin aniden sona ermesi, yalnızca ortadan kaybolmasıyla değil, zihinsel çöküşüyle de açıklanabilirdi. Dosyasında belirttiğim gibi, kronik bipolar teşhisi koyduk. Hastanın davranışları oldukça tuhaf. Bazen günlerce yemek yemeyi reddediyor, sadece yerden topladığı kırıntılarla besleniyor. İlginç. Peki saldırgan davranışlar gösteriyor mu? Hayır. Ancak kadınlara karşı aşırı tedirginlik sergiliyor. Kadın hemşirelerden kaçıyor, onlardan rahatsız oluyor. Bıçakla ilgili herhangi bir takıntısından bahsetti mi?
Bilginç bir soru. Aslında evet. Berber olduğunu söylüyor ve sürekli olarak aletlerini istiyor. Özellikle uslularından bahsederken garip bir şekilde heyecanlanıyor. Neden sordunuz? Bu konuşma üzerine şüpheleri artan Sir MacNaughton, Aaron'a dair daha iyi bir bilgi alacağını umarak göçmenlerin yoğun yaşadığı sokaklarda rastgele insanlarla görüşmeler gerçekleştirdi.
Çoğu görüşmeden bir sonuç çıkmasa da Aaron'a dair iki bilgiyi yayılan dedikoduların arasından seçebilmişti. Bir görüşmeci Aaron hakkında daha önce kız kardeşini bıçakla öldürmekle tehdit ettiğini duyduğunu söyledi. Bu kişinin bunu görüp görmediği veya kimden duyduğu malumdu. Yine de bu anlatılanla doktorun raporu arasındaki uyum başkomiser yardımcısının şüphelerini daha da güçlendirdi.
Bir diğer görüşmeci ise daha güçlü bir delil sunacak gibi olup ardından vazgeçmişti. Orta yaşlardaki adam Aaron'a dair bir şey söylemek yerine, gördüğü polise direkt karın deşen Jack'le alakalı sorular sormuştu. Bir noktada katil olduğundan şüphelendiğim biri var dahi demişti. Ancak ardından Sir MacNaughton'a kendi dininden birinin ismini vermek istemediğini söyleyip susmayı tercih etmişti.
Aaron Kosminski, Yahudi bir göçmen, zihinsel sorunları olan bir berber. Sir MacNaughton'un belki de en güçlü şüphelisi. Ailesi tarafından bile kontrol edilemeyen bu genç erkek, kadınlara karşı tehditkar davranışlar sergilemeye meyilliydi. Ayrıca paranoyak düşünceleri vardı ve ustura gibi kesici aletlere özel bir ilgisi bulunuyordu. Bunlar onu güçlü bir şüpheli haline getirmişti.
Ancak hala kesin deliller yoktu ve Yahudi toplumu üyelerinin sessizliği bu şüpheliyle ilgili soruşturmayı daha da zorlaştırıyordu. Sir MacNaughton'ın notlarındaki üçüncü ve son şüpheli ise Michael Ostrok'tu. Dosyaları karıştırdıkça, Ostrog'un cinayet eğitimi olan bir akıl hastası olarak tanımlandığını ve geçmişte tedavi gördüğünü tespit etmişti. Ostrog'un oldukça kabarık bir suç geçmişi de vardı. Sokaklarda kadınları rahatsız ettiği dosyalara geçmişti. Birkaç defa da hırsızlık suçundan ceza almıştı. Ayrıca notlara geçen hakim karşısındaki tavırları da katil profiline uygundu.
McNaughton kendi kendine mırıldanarak Ostrok dosyasını düşünürken, Dedektif Swanson içeri girdi. Sir McNaughton, umarım rahatsız etmiyorum. Dedektif, buyurun lütfen. Ben de sizi bekliyordum. Teşekkür ederim. Aslında Ostrok dosyası için geldim. Dosyayı inceledim ve bazı çekincelerim var. Sizinle paylaşmak isterim.
Öyle mi? Sizi dinliyorum. Sir MacNaughton'ın dikkatini karanlık sabıkasıyla çeken Michael Ostrok bir polisle kavgaya girişmişti. Bu polis Whitechapel'daki cinayetler sırasındaki devriyelerden biriydi. Daha önceki suçları ve cezalarından farklı olarak ilk defa güvenlik görevlilerine rahatsızlık vermesi ilginçti.
Hem de Whitechapel cinayetlerinin hala devam ettiği bir dönemde o bölgedeki polislerle sorun yaşaması manidardı. Tek bir sorun vardı. Ostrok ortalıkta yoktu. Kaybolması da cinayetlerin bittiği döneme denk geliyordu. Saklandığı yerden sadece cinayetleri işlemek için çıkıyor olabilirdi. Sir MacNaughton, Ostrok konusunda bıkınlık hissediyordu. Onu kaybetmeleri büyük şanssızlıktı.
Sayın McNaughton, şüphelerinizi anlıyorum. Fakat sadece sabıka kaydına bakarak onu suçlayamazsınız. Dedektif, olayın vehametini anlamıyorsunuz. Bu adamın geçmişi karanlık. Üstelik son cinayette burada bile değilmiş. Bana Paris'te olduğu bildirildi. Paris'te olduğuna dair şüpheliyim. Paris bağlantılarımızdan gelen raporlar çelişkili. Adamlarımın araştırması belirsizlikleri gösteriyor. Anlıyorum, şüpheli.
Ama bu adam daha önce kimseyi öldürmedi. Dedektif, bakın bu adam daha önce polislere de saldırmış. Ayrıca akıl hastanesindeki raporlar da şiddete... Sir MacNaughton! Dosyaları inceledim. Eğer siz de dikkatli inceleseydiniz yeterli kanıt olmadığını görürdünüz. Sir
MacNaughton, Ostrog dahil olmak üzere üç şüpheliyi de derinlemesine incelemişti. Ancak tüm çabalarına rağmen hiçbiri için kesin ve tartışılmaz bir kanıt bulmayı başaramadı. Karın deşen Jack'in kimliği, o günden bugüne dek tarihçiler ve suç araştırmacıları arasında süregelen bir tartışma konusu olarak kaldı. Her şeye rağmen dosya hiç tamamen kapanmadı ve Whitechapel cinayetleri 137 yıl boyunca çözülmemiş olarak kaldı.
Aradan geçen yıllarda Sir Mac Naughton'ın günlüğü ve araştırmaları Karın Deşen Jack dosyası için ana kaynak haline geldi. Başkomiser yardımcısı Karın Deşen Jack'in kim olduğunu bilmeden öldüyse de bir gelişme davanın seyrini değiştirecekti. Mağdurlardan Catherine Addowes'ın öldürüldüğü gece üzerindeki şal davayı beklenmedik bir yöne taşıdı. Catherine Eddowes'un akrabaları nesilden nesile aktarılan bir gerçeği biliyorlardı. Cinayet gecesinden sonra bir polis memuru tarafından muhafaza edilen kanlı bir şal vardı. Bu şal resmi kanıt listesinde yer almamasına rağmen nesiller boyunca özel koleksiyonlarda saklanmış ve 2000'li yılların başında ortaya çıkmıştı. Eddowes ailesinin torunları atalarının katilinin kim olduğunu öğrenmek için uzun bir mücadeleye giriştiler. Sayın Miller merhaba.
Merhaba Emma. Bize biraz detay verebilir misiniz? Karindeşen Jack davası tekrar açılacak diyorlar. Doğru mu? Bizim ailemizde bir şal söylentisi vardı. Büyük büyük annem Catherine Adolf'sun bu cinayet gecesi üzerinde bulunan şal. Şimdi günümüzdeki teknolojiyle birlikte tekrar test edildi ve şaldaki kanla benim DNA'm uyuştu. Bu çok büyük bir gelişme bayan Miller. Evet öyle. Peki katil? 3 şüpheli ismin akrabalarından da DNA örnekleri istendi. Buradan bir sonuç çıkabilir diye umuyoruz. 2019'da yayınlanan sonuçlar şaşırtıcıydı. Erin Kozminski'nin kız kardeşinin torunlarından alınan DNA örnekleri, SHAL'daki katil DNA'sıyla %99.2 oranında eşleşiyordu. Ancak bilim dünyası bu sonuçları tam anlamıyla kabul etmedi.
DNA analizlerinin tekrarlanması, farklı laboratuvarlarda doğrulanması gerekiyordu. Ve nihayet 2025 yılının Ocak ayında, uluslararası adli tıp uzmanlarından oluşan bağımsız bir ekip, şal üzerindeki tüm biyolojik materyalleri en gelişmiş teknolojilerle yeniden analiz etti. Sayın seyirciler, bir son dakika gelişmesiyle karşınızdayım. 137 yıl sonra tarihin en ünlü seri katil vakası resmen çözüldü. Deneyan sonuçlarının ardından karın deşencekin kimliği tespit edildi. Yıllardır aranan katilin adı Aaron Kozminski.
Sir Melville McNaughton'ın altını kalınca çizdiği ve en güçlü olasılık dediği Aaron Kosminski, karın deşen Jack'tı. Bu korkunç cinayet serisi, insana adaletin zaman aşımına uğramadığını düşündürüyor. 130 yıldan fazla süren bu gizem, bilimin ilerlemesiyle çözüme kavuştu. Whitechapel sokaklarında beş kadını vahşice öldüren Aaron Kosminski, belki de Sir MacNaughton'ın titiz çalışması olmasaydı, hiç şüpheli listesine girmeyecekti. Cinayet mahallinden alınan bir şalın nesiller boyunca korunması ve günümüz DNA teknolojisiyle incelenmesi, adli bilimler tarihinin en çarpıcı başarılarından biri olarak kayıtlara geçti.
Kurbanların ailelerinin mücadelesi ve ısrarı bu vakanın çözülmesindeki en önemli faktörlerden biriydi. Edoz ailesinin nesiller boyu taşıdığı gerçeğin ortaya çıkması insanın adalet duygusunu bir nebze olsun rahatlatıyor. Tarihin en ünlü seri katil vakasının çözülmesi bize gösteriyor ki, adalet bazen zaman aşımına uğramıyor. Ancak değişmeyen acı bir gerçek var. Marianne Nichols, Annie Chapman, Elizabeth Stride, Catherine Adols ve Mary Jane Kelly bir caninin elinde korkunç bir şekilde can verdi. Ve bizler onların adını asla unutmayacağız.
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.