Podcast

Oldurmaya Çalışmak: Ama Nereye Kadar?

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir işi, bir ilişkiyi, bir arkadaşlığı ya da kendinize koyduğunuz bir hedefi oldurmaya çalıştınız mı hiç? Ama tüm bu çabalarınıza rağmen yine de olduramadığınız, olduramadıkça vazgeçmediğiniz, vazgeçmedikçe başarısız hissettiğiniz, tükendiğiniz oldu mu? Bir şeyi gerçekten çok istersek elde edebilir miyiz? Başladığımız bir şeyi yarım bırakmak başarısızlık mı demektir? Yakın İlişkiler'in bu bölümde oldurmak, olduramamak, razı gelmek, vazgeçmek, kontrol etmek gibi kavramlar arasında salınıyor, aklımızdaki sorulara cevaplar arıyoruz.




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.978 kelime · ~10 dk okuma

Hiç bir şeyleri oldurmaya çalıştınız mı? Yani böyle bu bir iş olabilir, bir ilişki olabilir, bir arkadaşlık olabilir, kendi içinizdeki kafanıza koyduğunuz bir hedef olabilir ve bunu oldurmaya çalışırken tükendiğinizi, sonuçta da olduramadığınızı... Ve olduramadıkça başarısız hissettiğinizi, bir türlü vazgeçemediğinizi hissettiğiniz oldu mu? Bugünkü bölüm olduramamak hakkında. Ve olduramamak deyince, dediğim gibi bir sürü farklı boyutunu konuşmak istiyorum işin. Aslında bu bölümde biraz vazgeçmekten, biraz razı gelmekten, biraz kontrol etmekten konuşacağız. Yani daha önceki podcast bölümlerinin içeriklerine benzer şeyler çıkabilir ama böyle daha farklı bir noktaya götürmek istiyorum sizi. Çünkü ya mutlaka siz de duymuşsunuzdur birilerine ya da kendiniz söylemişsiniz. Ya ne yaptıysam olmadı. Olduramadım. Olmadı yani. Çok uğraştık olduramadık. Çok uğraştık denedik olmadı.

O zaman şu soruyla başlayalım. Bir şeyi oldurmak için ne gerekiyor gerçekten? Çünkü her şey tamamen bizim elimizde değil ya. Geçtiğimiz günlerde şöyle bir şey söyledim ki... Bu arada buna benzer de bir bölüm var. Bize vaat edilen hayatın neresindeyiz diye bir bölüm kaydetmiştim. Orada şunu söylemişim. Biz hep bir şey için çok çaba harcarsak, onun için uğraşırsak, iyi insanlar olursak... Bir şeyleri oldurabileceğimize, yani bir şeyi başarabileceğimize inanarak büyüyen bir nesil olduk bence. Şuna da inandık, yani çaba, sabır, bunlar bir araya gelirse, çalışkanlık, bir araya gelirse tamam, bir şeyi yapabiliriz. Belki zaman alır, uzun sürer, çok yorar. Düşeriz, kalkarız, bir daha düşeriz ama sonunda varırız o hedefe. Hatta o kadar hedef odaklı olduk ki, yolculuğu kaçırdık yani. Bizim nesil bence bunları yaşadı.

Bir de tabi şey bakış açısı var. Hani bir şeyi oldurabilmek için doğru insanlarla karşılaşmak lazım, doğru zamanda bu işe başlamak lazım. İşin şans kısmı da önemli çünkü bazen böyle bütün diğer faktörlerin hepsi devreye giriyor ama şans olmuyor falan. Böyle aslında oldurmak bir sürü yerden geçiyor baktığınızda. Ama bütün bunların hepsi bir arada olmasına rağmen olduramamak mümkün mü? Çünkü bence mümkün. Bazen de olmuyor. Ve olmadığını bir türlü göremiyoruz. İşin içindeyken bir şeyin olmadığını görmek çok zor. Yani dışarıdaki herkes sizi uyarıyor.

Transkriptin tamamını oku

Bak, olmuyor. Uğraşma artık bununla. Çok zaman harcıyorsun, çok emek harcıyorsun, çok yıpranıyorsun. Uğraşma artık, bırak. Biz ama... Yok yok. Ben şu zamana kadar geldim, biliyorum. Çok az kaldı. Bundan sonra halledeceğim bunu. Yani şu ana kadar bir şeyler yoluna gitmemiş olabilir ama ben eminim yani. Artık az kaldı.

Şimdi ben bunu anlatırken aklımdan tabii bin tane örnek geçiyor. Yani bunun iş tarafı da var. Mesela bir şey geliştiriyoruz, bir proje geliştiriyoruz. Aklıma şey geldi mesela, bizim yıllar önce, 3-4 yıl önce, yakın ilişkiler projesine bir ekleme yapalım ve Yakın Ebeveynlik diye bir sayfa açalım diye düşündük. Çünkü yakın ilişkilerle böyle hep romantik ilişkiler üzerine odaklanıyorduk. Romantik ilişkiler, cinsellik falan. Ama ebeveynlik, sanki böyle ebeveynlik daha başka bir konu olur. Ve ebeveynlik her zaman gündemde olan bir konu. Biz böyle bir ebeveynlik sayfası açalım dedik. Yakın ebeveynlik deyip sayfa açtık Instagram'da. Çok da böyle güzel içerikler ürettik. İnanılmaz oraya iş gücü harcadık. Kafa yorduk. Sayısız toplantı yaptık. Değişik değişik tasarımlar denedik. Ama her şeyi denedik yani.

Ve olmadı. Yani gerçekten olmadı. Biz böyle iki yıl falan uğraştık onunla. Bir türlü ilerlemedi. Günün sonunda bir şekilde o karar verip, ya tamam biz bunu olduramadık deyip onun içinden çıkmak gerekti ama iki yılımızı harcamış olduk. Yani iki yılımızı oraya harcamayıp başka bir yere harcasak muhtemelen daha farklı bir şeyler olurdu. Bunun gibi bir sürü tabii benim yani bu yaşıma kadar denediğim ve olduramadığım bir sürü proje, bir sürü şey var. Hepsini burada tek tek anlatsam bu podcast bölümü yetmez. Bir 10 bölüm daha gerekir. O yüzden hepsine girmeyeceğim. Ama hepsinin ortak noktası böyle yüksek bir heyecanla başlamam. Böyle ilk anlarda zaten o yüksek heyecandan dolayı bütün böyle sinyalleri olumluya yormam. Kafamı böyle o projeye takmam. Arkasından yavaş yavaş olumsuz sinyalleri görmeye başlamam. Uzun süre olumsuz sinyalleri görmüyormuş gibi davranmaya çalışmam. Sonunda artık o olumsuz sinyalleri görmemeyi başaramamam ve kapanış şeklini ilerleyen olduramadığım projeler silsilesi.

Proje dedim ama bunun ilişkiler kısmı da var tabii ki. Hangimiz başlangıcında ya bu da zor bir ilişki gibi görünüyor ama hadi bir şans verelim dediğimiz ilişkiler yaşamadık ki ya da yani mesela işte bu insanla bir yıl iki yıl birlikte olduktan sonra iki yıl içerisinde yaşadığımız türlü sancılı süreçten sonra ya Bu ilişki bir yere gitmiyor, olmuyor. Yani seviyorum ama bir türlü olmuyor. Bir arada kalamıyoruz, yapamıyoruz dediğimiz ilişkileri bir üç yıl daha devam ettirmedik mi yani? Ettirdik hepimiz ya. Bunları yaptık çünkü bir şekilde şöyle söyledik. İki yıldır ben bunun içerisindeyim. Şimdi çıkarsam boşa gitmiş olacak. Yapamadı diyecekler. Bu ilişkiyi de yürütemedi diyecekler. Zaten gizem diyorum ama buna herhangi bir isim koyabilirsiniz.

hiçbir ilişkide tutunamıyor diyecekler gibi gibi cümlelerle kendimizi o ilişkiyi oldurmaya, o ilişkin içerisinde mutlu hissetmeye zorladığımız ve sonunda ay yeter artık olmuyor deyip çıktığımız ya da hatta bizim çıkmadığımız zaman çıkartıldığımız ilişkiler yaşamadık mı? Bu arada bunu projeler için de söylemek mümkün yani bazen o projeleri biz bitirmiyoruz bir şekilde bitirtiliyor o projeler. Dış bir güçle de bitebiliyor. Bize kalsa belki biz daha devam edeceğiz yani de oldurmaya çalışacağız ama artık sonunda neyse ki bir sebepten, bir dış faktörden, mesela para bitiyor, kurum o projeyi durduruyor vs. bir şekilde neyse ki o projeler bitirilebiliyor ya da ilişkiler bitirilebiliyor. Bazen de kendi kariyerimizde bir şeyleri oldurmaya çalışıyoruz. Mesela bir mesleği oldurmaya çalışıyoruz. Mesela onun bizim üzerimizde hiç oturmadığını biliyoruz ama bir şekilde mesela o bölüme girdiğimiz için

Çok iyi bir üniversitede, çok iyi bir bölümü kazanmışız ama yerini imzaladığımızı biliyoruz. O bize uygun değil. Ben bunu hayatımda iki kere yaşadım. İkisi de korkunç hisler. Çok iyi biliyorum. Kalıyorsun yani öyle. Allah ben bunu yaptım ama neden yaptım? Neden buradayım? Şu anda buradan çıkamıyorum. Çıkamadığına göre devam etmeliyim. Yoksa çok büyük bir cesaret gösterip bundan çıkmalı mıyım? Ben ikisini de oldurmaya çalıştım. Oldurdum mu? Oldurdum. Ama benden çok şey gitti.

...siz oldurmaya çalışmayın diyerek bir kamu spotu yapıp geri döneceğim. Şunu söyleyeceğim. Ne noktada vazgeçmek gerekirdi? Yani bize o öğretilen... ...hani hep başarılı olmalısın, zaten yapabilirsin, zaten hani çok uğraşırsan hallolur. Gayret et. Bir kere girmişken vazgeçme. Ortasına gelmişken geri dönme. Zaten işte başlamak yolun yarısıdır. Değil asla da.

Bunları bize söylüyorlar ama biz yapıyoruz. Yani mesela şey gibi düşünün. Diyelim ki denize girdiniz, karşı kıyıya yüzmeye çalışıyorsunuz. Yolun yarısına geldiniz ve nefesiniz bitti yani. Yolun yarısında olmanızın bir anlamı yok. İleri gidemeyeceksiniz. İleri giderseniz daha çok zorlanacaksınız. Belki de daha tehlikeli bir suya gireceksiniz. Oldurmaya devam etmeli misiniz? Ya da hangi nokta geri dönmek için mantıklı olandır?

Şimdi minik bir ara verelim. Sonra kaldığımız yerden bu konu hakkında konuşmaya devam. Burada bu bir kere başladım, bitirmeliyim duygusunun gerçekten bize zarar verdiği zamanlar var. Şimdi burada şey gibi bir düşüncem yok. Öyle anlamanızı istemem. Her şeyden de vazgeçerim. Neye uğraşacağız canım gibi değil tabii ki. Ama birazcık da şeye bakmak lazım. Ben kimim ve bu içinde bulunduğum şey benimle ne kadar uyumlu? Ben kendimi gelecekte bunun içinde görebiliyor muyum?

Ben bunu bir podcast'ta söylemişim. Hatırlayamıyorum hangi bölümde olduğunu. Geçenlerde biri hatırlattı bana bunu. Şöyle bir cümle. 10 sene sonra mesela bu insanla kendinizi bir pazar sabahı kahvaltısında hayal edebiliyor musunuz? Demişim. Bir ilişkiyi oldurmaktan bahsederken. Bu cümle çok etkili olmuş bu podcast'ı dinleyen insanın üzerinde. Oradan feyz alarak şeyi söylemek istiyorum. Yani 10 sene sonra bu işi yaparken görüyor musunuz kendinizi?

10 sene sonra bu projeyi sürdürürken görüyor musunuz kendinizi? 10 sene sonra bu insanla görüyor musunuz kendinizi? Aslında hepsi aynı şey. Siz kendi geleceğinizde, kendinizi inşa ettiğiniz yerde buralar var mı hala?

Mesela bu bölüm okul konusu. Çünkü dinleyicilerim arasında çok öğrenci de var, biliyorum. Öyle bir yere girin. Mesela ben kendi hatamımı başka bir bölümde anlatmıştım bence. Ama ben ortası ondan itibaren Boğaziçi Siyaset Bilimi istiyordum. Gerçekten başka hiçbir şey istemiyordum. Ve yani direkt orayı kazandım. Başka yerlere kazanabilecek olmama rağmen orayı yazdım.

23. haftasında ben çok yanlış bir şey yaptığımı anladım. Ama mesela orada bölümden vazgeçmek de bir seçenekti. Bugünkü aklım olsa o zamanki gizeme bunu tavsiye ederdim. Yani sen bölüm değiştir. Ben o zaman başka bir bölümde daha okumaya karar verdim. Psikolojiye hep anlattığım gibi zaten aşık olmuştum. Psikolojiyle çap yaptım. Benim sonum mutlu bitti. Ama çok mutsuz da bitebilirdi.

O zaman keşke şey diyebilseydim. Mesela ben Boğaziçi'ni çok seviyorum ve Boğaziçi'li olmayı gelecekteki kimliğimin bir parçası olarak görebiliyorum. Ama siyaset bilimi ile uğraşmayı kendi geleceğimin parçası olarak göremiyorum. O zaman ben burada kalayım ama bölüm değiştireyim. Mesela böyle seçenekler olduğunu da anlayabilmemiz lazım. Bir şeyden vazgeçmek demek, her şeyden vazgeçmek demek değil. Mesela az önce anlattığım bu yakın evi ve inek projesi. Belki de mesela bunu Instagram üzerinden götürmek mantıksızdı, biz başka bir şey yapmalıydık. Projeden tamamen vazgeçmek yerine alternatif bir yöntem düşünebilirdik. Düşünmedik.

0 ile 1 arasında başka seçenekler de olduğunu kendimize hatırlatmamız lazım. Ama biz oldurmaya çalıştığımızda o mükemmel yetenek tarafımız da devreye giriyor ve bir şekilde ısrar ediyoruz. Israr ediyoruz, kendimizi paralarcasına ısrar ediyoruz. Mesela şey gibi düşünün. Bir iştesiniz ve yükselmeye çalışıyorsunuz. Sürekli fazla mesai yapıyorsunuz. Yöneticilerinizin gözüne girmeye çalışıyorsunuz. Kendinizi kanıtlamaya çalışıyorsunuz. Bir türlü tarifi alamıyorsunuz. Ne kadardan devam edebilirsiniz? Yani belki de o iş yeri sizin bu çabanızı gören, destekleyen bir yer değil. O zaman aynı çabayı başka bir yerde vermek çok daha anlamlı. Yani siz yine çabayı verin ama başka yerde verin. Hani orayı oldurmaya çalışmayın gibi bakmak lazım sanki.

Bütün bunların içerisinde örneği geliyor aklıma. Bir bitki düşünün. O bitkinin, aslında her bitkinin sevdiği bir cins toprak var. Kimi bitki kirli toprak seviyor, kimi bitki içinde nitrojeni fazla, azotu fazla toprak seviyor. Her bitki farklı toprakta aslında mutlu hissediyor kendisini. Kimi daha kumlu, kimi daha taşlı toprak bitkisi.

Ama biz her bitkiyi aynı toprağa dikip ondan sonra orada iyi olmasını bekliyoruz. Ya da o toprağı suladığımız suyu iyi yapamıyoruz. Elimizde değil. Mesela çok tuzlu o su ya da çok kireçli o su ve o bitke iyi gelmiyor. Biz ne yaparsak yapalım, o bitki toprağı iyi de olsa büyüyemiyor yani güdük kalıyor. Bu şey demek değil, o bitki orada yeşeriyor belki ama böyle tek bir dallı tutunmaya çalışıyor. Yazık yani böyle asla şey yapmıyor, yeşillenmiyor, kocaman hale gelmiyor. İngilizce'de thrive diye bir kelime vardır, ben çok severim. Şey için de kullanılır aslında, ruhun veya bedenin gelişmesi, yeşermesi, dallanıp budaklanması anlamında da kullanılır.

Bizim içinde yeşerip, dallanıp, budaklanabileceğimiz topraklara ihtiyacımız var. O yüzden böyle kendimizi olmayacak bir topraktır büyütmeye çalıştığımızda ancak bir tane yaprağımızı yeşil tutabiliyoruz. Bu arada tabii ki şey mümkün, mesela elinizde bir toprak vardır, o toprağa işte birazcık daha besin koyarsınız, işte ne bileyim suyu değiştirmeye çalışırsınız vs. Yine o bitki bir süre tutunur, daha iyi olur falan. Ama bu ne kadar sürdürülebilir efor?

Yani bu da mesela şeyi düşündürtüyor bana, bazı ilişkileri, arkadaşlıkları böyle aşırı uyumlanarak sürdürmeye çalışıyoruz ya veya mesela bazı, bunu özellikle şeyde duyuyorum, beyaz yakılı insanlardan yani bir şirkete giriyorlar, oranın kültürü onların karakterine çok aykırı ama sürekli oradaki insanlar gibi davranarak, konuşarak, hareket ederek bir şekilde oraya uyum sağlamaya çalışıyorlar. Tamam bir süre oluyor da sonuçta kendi karakterimizle, değerlerimizle, inançlarımızla çok aykırı bir durum ise bir süre sonra artık üzerimizde durmuyor yani o çaba da yerini bulmuyor ve biz zaten kendimizi asla oraya ait hissetmiyoruz. O ilişkiye, o arkadaşa, o iş yerine ait hissetmiyoruz. O yüzden böyle taşımasıyla değirmen dönmüyor diyerek önemli bir atasözünde bu podcast'e yedirebildim gördüğünüz gibi. Yani oldurmak meselesi biraz bence üzerine durup düşünmemiz gereken bir şey. Biz hayatta neleri olduruyoruz? Neleri organik olmayan bir şekilde zorluyoruz? Neler bize olmuyor? Neler üzerimizde eğreti duruyor? Neler giydiğimize yakışmıyor diyelim?

Çünkü ne kadar hayatımızı böyle daha organik bir şekilde yapabildiğimiz, içinde kendimizi iyi ve rahat hissettiğimiz, daha mutlu ve huzurlu hissettiğimiz şeylerle doldurabilirsek her alanda o zaman işte çok daha iyi bir yere götürüyor bence hayat bizi ve Öyle olduğu zaman daha doğru insanlarla karşılaşıyoruz, daha kendimize ait hissediyoruz bulunduğumuz yere. Kendimizle çok daha barışık oluyoruz ve kendi içsel sorgulamalarımızı daha bence rahat yapabiliyoruz. Çünkü hesaplarımızı verebiliyoruz kendimize diyelim. Umarım bu bölüm böyle oldurmaya çalışanlara iyi gelmiştir. Biraz böyle nelerden vazgeçebilirim, vazgeçmek illa çok da kötü bir şey olmayabilir düşüncesine yardımcı olmuştur. Herkese çok sevgilerimi selamlarımı gönderiyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)