Podcast

mutluluğun formülü çok açık: bir sen, bir ben, bir de...

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ne bir bar taburesi üstünde babamın öldüğü, ne de Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştayım. Ama sevgili peribacası fakültesi size şunu söyleyebilirim ki -artık ve sonunda- aşka ve ilişkilere bakış açımın tamamen değiştiği bir yaştayım! Bu bölümde size biraz bundan bahsettim. Eskiden nasıldı artık nasıl, aşka, evliliğe bakışım nasıl ve neden değişti ve en önemlisi nasıl birini arıyorum? Dinlemeyi, yorumlamayı, bölümü ilgili kişilerle paylaşmayı unutmayın.



Bu arada söylemiş miydim; I LOVE YOUUUU






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.986 kelime · ~25 dk okuma

Pelin bacası fakültesi, ne haber? Ne oldu biliyor musunuz? Bugün benim off günüm, yani nöbet yok. Yatıyordum ama icapçıyım. Yani herhangi bir şekilde adli bir şey olursa ya da çok kritik bir hasta olursa, ambulansa başka illere sevk gerekirse, doktorlu ambulans gitmesi gerekirse falan, sen gidiyorsun icapçı olunca, tamam mı? Benim de iki tane telefonum var. Bir tanesi iş, diğeri kişisel telefonum. O personal olanla gittim terasta oturuyordum böyle, işte esniyorum falan. Bir geldim içeri, aramışlar beni falan. Hastaneye çağırıyorlar dedim. Allah'a ne oldu? Adli vaka, yani ölüm muayenesi. Bir kişi öldüğünde bu adli bir vakaysa, biz doktorlar savcıyla beraber gidip ölüm muayenesi yapıyoruz. Neden öldüğünü belirlemeye çalışıyoruz. Gerekirse otopsi istiyoruz falan filan. Ve gerçekten ilginç bir vakaydı. Bu yüzden de hastaneden başka bir doktor dedi ki, Tuba ben gitmek istiyorum. Dedim tabii ki.

Sonra da dedim ki, ya gerçekten hani hali hazırda ben terasta oturup şu anda aşkı, yapacağım itirafları, değişimi, bunları düşünüyorum. Ve her an her şey olabilir. Bir anda tüm gündemim değişebilir. O yüzden hazır böyle bir zaman bulmuşken ve yarın nöbetin varken ve bugün de bu ölü muayenesine gitmemişken, mentalin yerindeyken yap şu bölümü, konuş bacılarına, dök içini, anlat derdini, yap itiraflarını kızım dedim. Ve bu şekilde karşınızdayım. İlginç bir giriş oldu biliyorum.

Ama doktorluk da böyle işte. Yani o emotional labor'dan yani duygu yükünden sıyrılıp hayatınıza devam etmeniz gerekiyor bir yerde. Allah rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun.

Transkriptin tamamını oku

Arkadaşlar, bir bar tabursu üstünde babamın öldüğü yaşta değilim, evet. Fatih'in İstanbul'u öpet ettiği yaşta da değilim. Evet ama hangi yaştayım? Aşka ve ilişkilere bakış açımın tamamen değiştiği o yaştayım. Neydi ne oldu? Neredeyim? Ve nereye gidiyoruz? Metakognisyonel bir şekilde, yani düşüncesinin düşüncesinin farkına vararak sonunda buldum bir şeyler biliyor musunuz? Hazırsanız başlıyoruz.

Dr. Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Girl! Her zamanki gibi update ile başlıyorum. Bu seferki Tİ ne? İmza hukumu değiştiriyorum. Ve size geçen bundan bahsetmiştim. Aşırı ilginizi çekmiştim. Ben de anlatmak istiyorum daha fazla. Ama storyde yazıyorum yazıyorum abla anlamadık. Çeviriyorum abla anlamadık. Çünkü arkadaşlar bu konular öyle kolay anlaşılmıyor.

Çünkü bahsettiğim şeylerin, o çektiğim notaların bazılarının Türkçeleri bile yok. E ben İngilizcesini yazınca haliyle karşılığı olmuyor falan filan. O yüzden daha uzun konuşmalıyız. Yani bir reel daha anlaşılacak şeyler olmayabilir. O yüzden Parp'in bölümü de yapacağım. Ama burada T olarak vermek istiyorum çünkü çok seviyorum.

Şimdi ben orada punchline olarak ne söylemiştim? Demiştim ki, kimsede olmayan kendi kokumu yapıyorum. Ve bu clickbait değil arkadaşlar. Bunu nasıl yapıyorum? Bir tane skin parfümü ya da anti parfümü, yani ten kokusu, cilt kokusu alıyorum. Bir de ana koku, en sevdiğim koku, bana hitap eden, filmden olmayan, orada tarif etmiştim nasıl kokuları sevdiğimi. Onu parfüm bölümünde daha detaylı konuşuruz.

Bu ikisini alıyorum ve bunları katmanlıyorum. Ve bunları katmanlarken birkaç teknik var arkadaşlar. Yaptığınız tekniğe göre de ortaya çıkan koku değişiyor. Katmanlarken beklediğiniz süreye göre de değişiyor. Önce hangisini sürdüğünüz ona göre de değişiyor. Ben önce imza parfümü yaparken skinny parfümü sıkıyorum. Neden? Çünkü skinny parfümün olayı ne? Yani ten kokusunun. Kısaca söyleyeceğim. İnsanların yanınıza gelip...

Bu kendi kokum mu ya? Bu parfüm mü?" diyeceği, sizin kendi ten kokunuzu daha da ortaya çıkaran bir parfüm. Ama tabii ki bundan çok daha fazlası burada konuşamıyoruz şu an. Şimdi ben kendi ana parfümümü bir cilt kokusuyla katmanlayarak ne yapıyorum? Önce kendi kokumun en karakteristik özelliklerini ortaya çıkarıyorum. Sonra da ana parfümün vurucu etkisiyle vuruyorum ve gol atıyorum. Karşılıklı hipnotize ediyorum. Ne oluyor arkadaşlar gün sonunda? Diyorlar ki bana, bu ne koku ya?

Çünkü daha önce hiçbir yerde koklamadılar. Ve aynı zamanda o kadar güçlü oluyor ki parfüm. Hatta geçen Şevval dedi, biz beraber yemeğe gitmiştik ya Fodbi'yle, Tuğba dedi, Ersin Çukur'cum hâlâ üzerimdeydi kokun yani. Hâlâ Şevval'e ne yapmış olabilirim diyemekte arkadaşlar. Maksimum sarıldık yani. O yüzden böyle bir etik yaratmak istiyorsunuz ki ben bayılıyorum.

Girl, you got that honey. Şimdi tabii ki iki tane parfüm karıştırdığımız için neticesinde bunların uyumu falan çok önemli. Oralara geçeceğiz. Günün sonunda, at the end of the day, iki tane parfüm karıştırdığınız için bunların notaları harmanlanması falan filan çok önemli. Tamam mı?

Şimdi gelelim asıl konuya. Ben imza kokumu değiştiriyorum arkadaşlar. Niye diyeceksiniz? Rahat mı batıyor? Madem o kadar yakışıyordu. Deneyimlemek istiyorum arkadaşlar. Experimental şeyler yapmak istiyorum günün sonunda. Ne yapalım? Hep aynı şeyimi kullanalım. Bu arada safe benim, o safe imza kokumu. Yani herhangi bir şekilde ilk kez biriyle buluşacaksam yine onu yaparım. Ama şimdi artık yenilerini deniyorum. Bu en sonki imza kokumu da yaklaşık beş aydır, altı aydır falan onu kullanıyordum. Yeni imza kokumu oluşturacağım ana parfüm.

Üç gün önce elime ulaştı. Üç gündür deneyimliyorum. Orada burada sıkıyorum. Farklı şekillerde kokluyorum. Ve şimdi sizin yanınızda sıkacağım. Açılışını tarif edebileyim diye. Çünkü ben parfümüm. Ben bir burun, ben bir parfümüm. Bak. Hayır ya. İşte deniyoruz bu şeyler. Şimdi öncelikle açılışına bakın. Sonra atomizerine bakın. Tamam mı? Sesine ASMR yapalım. Sonra da size tarif edeceğim. Hazır mısınız? Bir önceki parfümde ana kokum neydi? Marc Antoine'ın ganimetiydi değil mi? Ganimet. Bu ne arkadaşlar? Yine Marc Antoine'ın Oncelade'ı. Onsulat ne? İki farklı anlama geliyor. Bir tanesi mitolojideki anlamı, diğeri astronomideki anlamı. Ama ganime onsulat, bunlar hep astronomik kelimeler. Astronomi de, onsulat, Satürn'ün en dikkat çekici uydularından bir tanesi. Ayrıca buzda kaplı bir yüzeyi var ve yeraltı okyanusuyla bilim insanlarının özellikle yaşam potansiyeli açısından büyüklüğünü gösterdiği bir gök cismi. Tamam mı? Şimdi açıyorum parfümü.

Sıkıyorum. Yüzeyine bir adım attığınızı hayal edin. Burada etrafınıza bakıyorsunuz ve burada yüzey altından fışkıran sıcak su buharı, minerallerle dolu deri rokyonuçlar var. On siluot tam da bu karışıklıkları yansıtıyor işte.

etrafımızı. Soğuk ve sıcak, sert ve yumuşak, parşi ama sofistike, taze kesilmiş incir yapraklarının soluğu, serin donları, uydunun buzlu yüzeyinden yüzelen buharlar gibi hava da yayılıyor. Ama bu parfümün sadece başlangıcı. Başlangıç geçtikten sonra parfüm biraz daha iyi oturduktan sonra Hatırlatıyor. Artık

onsüratın en alt modaları için diğer bileğimi kokluyorum. Çünkü orada iyice barbım geldi ve gözler diye oturdu. Nasıl biliyor musunuz? Artık bu son dokunuş hayvansı ve bağımlılık yaratan biz. Ne gibi? Tıpkı onsüratın yeraltı okyanuslarının potansiyel olarak yeni bir yaşam formu barındırması.

Kendi odasından ilham alan ama dünyada eşi benzeri olmayan bir tanıyım. Hoşunuza gitti mi? Welcome back Queens Arena! Arkadaşlar, günün sonunda gerçekten bu parfüm ilk kokladığınızda o kadar yeşil ki, o kadar uzaysı ki, sanki uzaylı kokluyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Koklayabiliyorsanız gidin koklayın ama sadece online'da parfüm satılıyor bu arada. Türkiye'de ben öyle biliyorum. Ay çok ilginç bir şey. Sonrasında o kadar güzel oturuyor ki. Ama oturması saatler alabiliyor. Ve daha maskülen bir koku. Yani bunu çok... Ben hiçbir kadına koklamadım daha önce.

Daha masküllen bir koku. Zaten unisex. Ama kadınlar genellikle buna çok ilişmiyor. Ama kadınlar, erkek de bunu koklamayı seviyorlar bence. Yaptığım araştırmalara göre. Yoksa çok bir kadına sormadım. Erkekler daha ansolat seviyor musunuz diye.

Bunu peki ben hangi skin parfümle layer'lıyorum, katmanlıyorum diye sorarsanız, Juliette Has A Gun markasının Not A Parfum parfümü. Yani anti parfüm yani, Not A Parfüm çok güzel ismini de taşıyor değil mi? Burası parfüm peki? Minimalist haliyle, temiz, güzel bir skin scent. Ana notası arkadaşlar, Citalox. Bu Ambergris benzeri bir molekül ama Ambergris değil ve bunun tam karşılığı Türkçe'de yok. Citalox, tamam mı?

Bu arada sadece katmanlamak için değil, fazla parfüm sevmeyen, başı ağrıyan ama yine de fark edilmek isteyen, kendi kokusuna bir tek level atlatmak isteyen kişiler için de ideal olabilir. Ben birkaç gün daha Nata parfüm ile Anselo adı farklı farklı kombinasyonlarda layerlamaya, katmanlamaya devam edeceğim. En güzelini bulduğumda, en beğendiğimi, bunu sıkacağım birkaç farklı yerde. Akşam, gündüz, hastanede, sporda, terle birleşmesi de önemli ya. Ve insanların tepkilerine bakacağım, yayılmasına bakacağım, odada beni takip etmesine bakacağım, kalıcılığına bakacağım. Bu şekilde karar vereceğim. Sadece öyle kokladım ben, kokusu güzel oldu falan değil. Şimdi artık parfüm konusunu kapatıp, biraz daha neye gelelim arkadaşlar? Aşka! Ben aşka gelemedim, bari hep beraber gelelim.

Peribacaları, konuya nereden başlasam gerçekten bilmiyorum. Çünkü o kadar uzun bir süredir bu benim kafamı meşgul ediyordu, işgal ediyordu ya. Ve bir şeyler çözümleniyor arkadaşlar. O kadar heyecanlıyım ki. Ve bu sizin gözünüzün önünde oldu. Ben daha bir ay önce podcastimde diyordum ki,

Erkek sussun, konuşmasın, zaten bana aşık olurum falan filan. Arkadaşlar her şey değişti, değişiyor. Belki daha da değişecek. Biliyorsunuz ki ben sürekli şöyle bağırıyordum. Bağırıyordum gerçekten. Evlenmeyeceğim, çocuk istemiyorum, evlilik şöyle kötü, ben evliliğe uygun değilim. Çocuk yapamam, çocuk yaparsam zaten boşanırım. Boşanırsam çocuğun babası olmak zorunda çünkü erkeğe ihtiyaç var çocuk yapmak için.

Hani ikinizin de kendi çocuğu, biyolojik çocuğu olması için falan. Hani genel konuşuyorum. Var yani. Neyse arkadaşlar. İşte ben boşanırsam ve o adam boşandıktan sonra giderse, yanlış işler yaparsa, benim çocuğum bunu görse, travmatist olursa, ben nasıl bunları göze alırım? Chet Cpt'yle saatlerce antinatalizm üzerine konuşuyorum. İşte o da bana böyle klasik antinatalist olmadığım bir şeyler bir şeyler. Tamam mı? Hani sadece bu da değil. Evlilik de yani. Hani benim için evlilik sanki esaret. Al beni böyle kolundan bağla. Çünkü neden evliler birbirini aldatır? Çünkü neden

Evlilik kötü bir şey ki benim ailem yani benim annem babam aşık hala birbirine mutlular. Ama ben şunu itiraf ediyorum ki ergenliğimde ve sonrasında bulunduğum ortamlar, beraber vakit geçirdiğim insanlar, aşkı görmem, aşkı tanımam bunlar o kadar toksik ortamlar içerisinde oldu ki ben daha önce hiç güvendiğim bir insanla çıkmadım. Hiç böyle toksik, kıskanç olmayan biriyle çıkmadım. Hiç böyle gözümü kapatıp güvendiğim biriyle olmadım. Benim eski sevgililerimden bazıları o kadar pislikti ki hatta. Arkadaşım diye tanıştırdı. Neyse. Neyse arkadaşlar, susuyorum. Yani şöyle ki, ben de hani nöronlarla görüşüyordum. Çünkü ben de toksiktim. Ben de zaten doğru insan değildim. Açık açık bunu itiraf ediyorum. Açık açık. Çünkü ben zaten doğru kişiyi doğru yerde aramıyordum. Yanlış kişiyi yanlış yerlerde buluyordum. Ve o an bakmıyordum bile. Yani hani kendime hipergemi kraliçesi falan dedim de, ben özellikle son zamanlarda falan maddese de bakmıyordum. Hiçbir şeye bakmıyordum. Güce de bakmıyordum.

benim o anki toksik patolojilerime cevap veren kimse, yani benim toksisteme uyuşan puzzle kimse, tamam arkadaşım, gel biraz da senle dopamin salgılayayım, tamam, senin de miadın dolunca hadi bye bye falan, böyle bir şey arıyorsan zaten bunun sonucunda, bunun hani projekte ettiği bir hayat haliyle güzel olmayacak, haliyle sen evli insanın uyumadığını, bir esaret olduğunu, kadının anne olunca sadece işte artık anne olduğunu düşüneceksin. Klasik, çünkü bakış açısı bu. Geçen stormda paylaştım. Kendim nasıl tanınadım arkadaşlar ben? Seviyordum güçlü, nüfuzlu, hali vakti yerinde erkekleri. 5-6 R'li erkek. Ama artık ne istiyorum dedim. Tek R'li erkek istiyorum arkadaşlar. Benim mümkünse beraber olacağım için maçalatı da içebilir miyim? Şaka yaptım. Maçalatı da içmiyorsun da. Şaka. İstediğimi içebilirim.

Çünkü niye? Matalatya'nın içinde ne var? Kafeninle beraber Asiyenin var. Asiyenin gerçekten hem kafeninle beraber hem odağınızı arttırıyor, hem de rahatlatıyor falan. Tamam mı? İçebilirsin bebeğim, neredeysen, ne beni duyuyorsan. İstediğini içebilirsin. Yani ben, eski ben, 4 sene önceki ben, hipergamik eğilimleri olan, hipergamiyi açacağız. Benim için ne demek? Dünya için ne demek?

Erkeği sadece evrimsel perspektiften değerlendiren, bak bak sen, ve biyolojik determinizme sıkışmış sığ görüşlere sahip bir ergendim. Peki sonra ne oldu arkadaşlar? Bu 4 yıl önceki en son ciddi ilişkimde de bu şekilde seçmiştim beraber olduğum kişiyi. Ve daha sonra 4 yıldır böyle bir ciddi ilişkim yok. Neden yok? Çünkü ben bir değişim, dönüşüm sürecindeydim. Sadece romantik ilişki değil, insanlar, ilişkiler, kendim, her şekilde bir dönüşüm sürecindeydim.

Fakat artık bazı şeyleri hallettiğim, bununla eleyip eleyip astığım için böyle romantik ilişkilere geldi sıra. Çünkü bir şeyi çözmek için gerçekten kafa patlatmam, zaman ayırmam, mesai harcamam gerekiyor. Ve artık sıra buna gelmişti. Çünkü rahatça yaşayabiliyorum yani şükürler olsun. Böyle bir sıkıntı yaşamıyorum. Size söyler beni de kompansa etmiyor. Tamam o zaman, şimdi artık romantik ilişkilere eğilebilirim dedim. Ve bunun üzerine çalışmaya başladım.

Hep kendime şunu sordum, hep şunu sordum. Ben ne istiyorum? Ben ne istiyorum? Çünkü ben hala sanıyordum ki ben tutku istiyorum. Konuşmasına aşık olayım. Hayır Tuba, sen bunu istemiyorsun kızım. Bunu nasıl anladım biliyor musunuz? Son 2-3 tane date'e çıktım ya, şu sayısını bilmiyorum. Aslında kendimi görmek için çıktığım date'ler ve her defasında size dedim. Olmadı ama bunu öğrendim dedim. Olmadı ama bunu öğrendim dedim. İşte Orta Bro'da şunu öğrendim. Akif Serçocuk'ta şunu öğrendim. Akif Serçocuk'ta çok şey öğrendim.

Ve hala görüşüyoruz biliyor musunuz? Hasta olmuş, ona ilaç önerdim falan. İstanbul'a geldiğinde görüşebiliriz dedim. Bakarız. Ben Bacı Birliği'ne bittiğini söyledim. Akif Sar haritadan benim için silindi dedim. O da dedi ki Bacı Birliği'ne ne söylediğini umurumda değil falan filan. Ben de ama arkadaş olarak devam ettiğimi söyledim yani. Ve ne kadar az toksiyim buradan anlayabilirsiniz yani. Çünkü gerçekten iyi bir insan. Arkadaş olabiliriz. Bu kadar basit.

Neden bitti peki? Çünkü ben o istediğim şeyleri size saymıştım story'mde ve gerçekten dediniz ki, abla ben bunları istiyordum ama bunları verbalize edemiyordum, kelimelere dökemiyordum, iyi ki döktüysen falan dediniz, tamam mı? O yüzden bunları burada tekrar söyleyeceğim çünkü benim ne istemediğimi anlamamla beraber, ne istediğimi kelimelere dökmem, kafamda da vizualize etmem, bunları belirlemem o kadar iyi oldu ki çünkü çağırmaya başladım. Çünkü kendimi tanıdım. Arkadaşlar ne hissettirmek için kendini tanımak gerekiyor ya. Ben gerçekten hipergamik kişi değilmişim artık. Değilim yani. Eski ben değilim. Şimdi bunların hepsini ayrı ayrı konuşalım. Ne zaman? Reklamlar daha sonra. I'll be back soon.

Hoş geldin bir tanem. Şimdi ben ne diyordum? Hipergami kraliçesiydim. 4 sene önce, bundan önceki zamanlarda da... ...deyte çıkacağım insanlarla ya da sevgili olduklarımla nasıl tanışıyordum? Ben arkadaşlar hep ilk görüşmede vurulup... ...vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor ve bu şekilde sevgili oluyordum yani. Tamam mı? Çünkü ilk başta böyle bir tutkuyla aklım başımdan gidiyor. Aşık oluyorum ve ertesi gün de birbirimizi görmek istiyoruz. Ertesi gün de görmek istiyoruz. Derken kopamıyoruz, sevgili oluyoruz. Ve tanımadığın bir insanla sıfır o anki dopaminin yükselişi yüzünden sevgili oluyorsun. Sonrasında işler sarpa sarar zaten. Tanımıyorsun bile.

Bilmiyorsun ki hakkında ne düşünüyor. Ve bunların bazıları misojinisti, bazıları böyle... Yani midem bulanıyor öncedeki fitileme yanlış olduğu zamanlardaki görüştüğüm insanlara. Ama teşekkür ederim hepsine. Hiçbirinde pişmanlığım yok. Teşekkür ediyorum. Çünkü ben bugün bensem onlar sayesinde. Onlar değil yani yaşadıklarından çıkardığım dersler sayesinde. Onu da üzerine alınmasınlar çünkü...

O da olabilir. Fakat gerekiyor muydu bunlar? Yani illa bir şeyi görmek için yaşamak gerekiyor mu? Tabii ki hayır. Duvara boyalıysa gidip, duvara dokunup, aa boyalıymış deyip elimizin kirlenmesine gerek yok. Tecrübelerden faydalanabiliriz. Fakat ben dürtüsel bir ergen olarak bunu yapamadım. Siz yapın diye anlatıyorum. Tamam mı?

yapabilin diye, görün diye. Belki çünkü bana böyle kafama böyle bastıra bastıra söyleyen bir ablam olsaydı ben de bunları yaşamak zorunda kalmazdım. Çünkü bunların travmasıyla da uğraşmak zordu. Şükürler olsun ki aştım. Çok çabaladım, çok çalıştım. İyi ki her şeyi yaşadım gün sonunda. Hiçbir şekilde pişmanlığım yok. Neden? Bugüne gelebildiğim için. Ama çabaladım, zordu.

Şimdi, hipergamini arkadaşlar, sözlük karşılığıyla anlatacağım hipergamin size evet çok güzel gelecek, tamam mı? Yani zaten böyle olsun diyeceksiniz. Ha, olsun bir yerde ama hipergaminin atladığı yer var, orayı da söyleyeyim. Şimdi, kadınların sosyal, ekonomik ya da entelektüel olarak kendilerinden daha yüksek statüdeki erkeklerle ilişki kurma eğilimini tanımlayan bir kavram bu, tamam mı? Ama arkadaşlar, Bir laf var erkeklerin söylemeye bayıldığı, özellikle red pilçlerin, tüm kadınlar hipergamiktir. Yav arkadaş, tüm kadınlar hipergamikse tüm erkekler de hala avcı toplayıcı olarak gidiyor yani sabahları çıkıyor dopaminiyle, kortizoluyla. Aslan mı avlıyor? Gelik mi avlıyor? Ne münasebet?

Böyle genellemeler insan psikolojisinin ve ilişkilerinin karmaşıklığını göz ardı ediyor arkadaşlar. Yani bizim hala evrimsel süreçte olduğumuzu falan diyorum ya işte biyolojik determinizme sıkışıyor bunlar. Bizim beynimiz var ve düşünüyoruz. Artık bizim korteksimiz farklı çalışıyor. Artık kadınlar da iş hayatında olduğu için, maddi anlamda kendilerine tebrikleri için o klasik hipergami kalmadı. Tamam mı? Okey? Yani arkadaşlar evrimsel psikolojiye göre

Kadınların hipergamik eğilim göstermesi tarihsel olarak avantaj sağlamıştır. Okey, evet, olmuştur. Çünkü niye? Güçlü, statüs sahibi veya kaynaklara erişimli olan bir partner, kadını ve çocuklarını hayatta kalma ihtimalini artırıyordu. Evet, öyleydi. Hala da bir yerde öyle. Ama bu bakış açısı, biyolojik determinizme kayıyorsa, işte insanın öğrenen, düşünen ve toplumsal faktörlerden etkilenen bir varlık olduğu gerçeğini göz ardı ediyorsa, sıkıntı orada başlıyor.

ve genelleme yanlış oluyor, tamam mı? Çünkü herkes için artık bu geçerli değil. Neden? Çünkü toplumsal faktörler ve modern kadının seçimleriyle göz ardı ediliyor burada. Şimdi geçmişte ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınlar için hipergame bir zorunluluktu, evet. Ama günümüzde kadınların ekonomik ve sosyal özgürlüğü arttıkça hipergame eğilimi azaldı. Şimdi mesela ben önceden belki maddi anlamda bu kadar kendime güvenmiyordum.

Ve gerçekten de partnerimin daha nüfuslu olması, şoförünün olması, onun olması, bunun olması etkiliyordu. Açık açık konuşuyorum. Ama artık gerçekten istemiyorum. Böyle seçmek değil, bunu istemiyorum bile. Buna niye diyeceksiniz? Çünkü arkadaşlar, ben kimsenin çantası olmak veya kimseye uyumlanmak istemiyorum.

O insanlar haliyle, genellemiyorum çoğun, alışkanlık olarak ve hani yapacak bir şey yok, böyle gelişiyor. Etrafındaki herkes onların eline baktığı için replaceable ve disposable oluyorlar. Yani ne? Yeri değiştirilebilir ve çöpe atılabilir. Çünkü neden? Biri gider, diğeri gelir. Hem kadın, hem arkadaş. O insanlara sadece etrafındaki kadınlar değil, erkekler yavşuyor.

Ve bu öyle iğrenç bir şey ki yani o insan ben olsam ben de öyle davranabilirim. Ve ben bugün bir erkeğin bana disposable ve replaceable olarak bakması tahammül dahi edemem ve öyle bir tavırla uğraşmak dahi istemiyorum ki kendi meşguliyetle, kendi en önemli şeyi olan bir insanda olmak istemiyorum. Ben bana zaman ayırabilen, hayatında öncelik sıralamasını sadece maddiyata ve işine göre yapmayan ve İnsanların replay sıfırı olarak görülmediği bir gerçeklikte bir partner istiyorum. Anlatabiliyor muyum? Bu yüzden özellikle o bahsettiğimiz nüfuzlu, çok güçlü, çok böyle maddi güce olan milyoner, bilyonerler falan... Bilyoner değil mevzu, anlatabiliyor muyum? Konuyu anladınız işte.

Mesela daha geçen beni şeye çağırdılar. Azerbaycan'da ne bilginer bir şey. İşte zenginler toplanıyor, tamam mı? Gala yapıyorlar. Bu galaya işte böyle kendilerince popüler görüntülü kişileri çağırıyorlar. Ha ben ne yapacağım? Kadınların öyle sergilendiği ortamlarda gideceğim de orada konuşma yapacağım. O oldu. Ben böyle ortamları artık görmek dahi istemiyorum. Fakat önceden hepsiyle değil ama daha önceki ciddi ilişkilerimde de bu tarz insanlarla görüştüm, sevgili oldum veya öyle ortamlarda tanıştım. Sonrası ne oldu? Rezalet.

O tarz ortamlar derken bir gala tanışmadım. Ama aynı mentalite. Yani benim hipergamiye bakış açım şu şu anda. Kendi maddi gücüne sahip bir kadın sırf yüksek statülü... ...biriyle birlikte olmak için hipergamik seçim yapmak zorunda hissetmez. Yapabilir. Ama hissetmez zorunda kendini. Ayrıca hipergami sadece kadınlara özgü değil. Erkekler de hipergamik olabilir. Değil mi? Ama farklı bir şekilde. Mesela erkeklerin hipergamisi fiziksel çekiciliği... ...veya gençliği önceliklendirmek. Mesela bunlar da statü olabilir erkekler için. Ya bu da hipergami.

Bazı erkekler sosyal ve ekonomik olarak kendilerinden daha yukarıda olan kadınlar ilişki kurmak isteyebiliyor. Bu da hipergami. Veya tersine hipergami diyebileceğimiz bir olgu olabilir. Odan hani statü sahibi kadınların günümüzde entelektüel veya kültür açıdan güçlü erkekleri tercih etmesi de tersine hipergami olarak değerlendirebilinir. Tamam.

Ayrıca bir parantez daha, günümüzde hipergamik abramı hani bazen kadınların kaliteli, donanımlı veya karakterli bir partner istemesiyle karıştırılıyor. Yani kadınlar entelektüel, kültürel ve duygusal olarak kendilerine denk veya daha ileri sevmediği birini istediğinde sadece hipergamik bir refleksle değil, bunu ilişkiyi daha tatmin edici bir hale getirme çabasıyla yapıyor olabilir. Yani benim şu anda yapmaya çalıştığım gibi. Anlıyor musunuz? Hipergamik değilim artık. Yani hiç sevgili olmayan mizojinistler, biz kadınlar için hipergami mutlak bir kural değil. Hipergami kötüdür demiyorum bakın. Sadece mutlak bir kural değil. Tamam mı? Yani biz kadınlar farklı tercih ve önceliklere sahip olabiliriz. Ve bizim neyi önceliklediğimiz sizi hiç ilgilendirmiyor. Tamam mı? Yani evrimsel bir eğilim olan hipergami zorunluluk değildir. Anlıyor musunuz?

Ben de arkadaşlar, bireysel tercihlerime, yaşam koşullarıma ve değer sistemlerime göre bir erkek belirledim. Hazırsanız hayalimdeki erkeği size biraz anlatmak isterim. Hayalimdeki erkek, varlığıyla bahtsız kurmayan, özgürlüğüme gölge etmeyen, düşüncelerimi olduğu gibi kabul eden, katılan demiyorum bakın, kabul eden, duygusal zekası tabii ki yüksek, nezaketin insan olmanın bir gerekli olduğunu bilen biri. zihnime meydan okuyabilen, ruhuma eşlik edebilen, birlikte öğrenip birlikte büyüyeceğim, kadın haklarını, bakın çok önemli buralarda, sadece savunmakla kalmayıp özümsemiş, patriarkanın derin kodlarını çözümleyerek toplumsal yapıları sorgulayabilen, mizojini sistemsel bir sorun olarak gören ve ona karşı birleştiği bir dürüst sergileyen biri olsun. sadece fikir beyan eden değil, entelektüel sermayesiyle düşüncelerini derinleştiren, sorunlara analitik yaklaşarak, bana referanslarla, çözüm yolları sunabilen bir zihin ortağı olsun. Hayalimdeki erkek, sohbeti yüzeyde değil, derinlerde akıp giden, salt bilgi değil, anlam üreten, dünya görüşü sınırlarla değil, ufuk genişliğiyle tanımlanan, seyahati bir kaçış değil, bir keşif olarak gören, kültürü tüketen değil, onun içinde yaşayan. Ayrıca, geleceklikli partnerim, gastronomi bir zorunluluk değil, bir sanat olarak deneyimleyen, tatların ve kokuların ardındaki hikayeleri bilen, sinemayı sadece izleyen değil, onun dilini çözer, sonra da bunu anlatan, ben çok ilişki sevmiyorum biliyorsunuz. Müziği bir akıplansesi değil de yani bir ruh hali olarak algılayan ve esirik bilinci taşıyan biri olsunuz ben.

Geracıktaki partnerim benimle konuştuğunda cümlelere yalnızca bir sohbet değil, zihinsel bir yolculuğa dönüşsün. Tartışırken egosuna yenik düşmeyen, aksine fikrimi değiştirdiğimde bundan heyecan duyan bir olmasın. Varlığı büyük değil bir denge, sevgisi bir sahiplenme değil, bir alan açma olsun. Çünkü ben sahiplenecek bir varlık değilim. Aklıma da ruhuma da dokunan bir erkek olsun.

Size bir şey söyleyeceğim. Bu nasıl oldu biliyor musunuz? Ben böyle şeylerin var olduğunu keşfettim. Çünkü diyorum ya yanlış ortamlarda gördüğüm hep pislikti yani. Pislik göre göre sandım ki tüm dünya böyle. Ben de doğru insan olmadığım için o zamanlar kişi kendinden de biliyor işi yani bir şekilde. Bilmiyordum gerçek aşk, gerçek sevgi, gerçekten bağ, böyle zihinsel olarak büyümek. Sonra bakmaya başladım etrafıma.

daha hayatta bir anlam arayan, hayatta daha var olmanın tadına varmış insanları gördükçe ve bu insanların bazıları da evli olunca izin aldım onlara ve sorular sordum. Mesela evlilikten nasıl mutlu, niye evlendi? Bir insan niye evlenir ki? Çocuk yapmayacaksan niye evleniyorsun? Niye çocuk yapıyorsun ki? Çocuk yapmanın bencillikten başka ne katkısı var dünyaya? Sana ne katkısı var? Falan filan tamam mı? Bunların hepsini sordum o insanlara izin alarak tabii ki.

Ve günün sonunda şunu fark ettim arkadaşlar, eğer ben birisine güven duyarsam ve o kişiyle bunları böyle büyütürsem, bu meyveyi, bu sebzeyi, o zaman illa birbirimizi altartmak zorunda değiliz sanki. Çünkü bambaşka bir şey bu bahsettiğim. Yani ben, farkındaysanız ne dış görünüşten bahsediyorum, ne boydan bahsediyorum, ne maddiyattan, ne ailesinden, hiçbir şey umurumda değil zaten. Bahsettiğim kişi farkında bir kişi, değil mi? Hayatta ilgili farkındalıklar olan bir kişi ama her farkında kişi illa maddi olarak da özgürlüğünü almamış olabilir bu arada. Bu da olabilir ama ben zaten maddi anlamda kendimi refaha kavuşturacağımı da hayal ettiğim için, düşündüğüm için, bildiğim için o kişi öyle de olsa onu da buluruz ki, onu da hallederiz yani. Ben bunları kendimce bir sorun olarak görmüyorum ve bu yüzden çok da mutluyum. Ben bu ihtiyaçlarımı söylediğimde bana da şöyle diyenler oldu. Tabii ki güzel yorumların da yanında. Sen böyle misin de böyle istiyorsun. Ben böyle miyim sorusundan ziyade, ondan önce şöyle bir soru var. Kısa boylu bir kadının uzun boylu erkek isteme hakkı yok mu?

Yok mu yani? Ya da bir evi olmayan bir kadının evi olan bir erkek istemek yok mu? Ben neden? Ben de illa olanı isteyeceğim ki pardon. Onun dışında ben zaten bu yolculuklarımda doğru insan olmaya çalışıyorum. Ve bendeki her şey karşımda da olsun demiyorum farkındaysanız. Değil mi? O yüzden bunları geçeceğiz tatlım. Azıcık düşünelim.

Şey diyeceğim size. Ben bunları yazdım. Bir tane psikiyatrist bana DM atmış. Yazmış ki, bunların hiçbiri karşı tarafta ilgili değil. Hepsi sizinle ilgili. Hepsi karşılanmamış ihtiyacınız. Bu arada yani bana çok garip geldi. Bir psikiyatrist beni tanımadan etmeden sadece yazdıklarına nasıl böyle bir yargıya varabiliyor? Çok ilginç. Yani işte anonim olunca insan her türlü şeyi söylüyor. Şimdi şöyle söyleyelim. Bunlar eğer karşılanmamış ihtiyaçsa tamam mı? Eğer geçmiş ilişkilerimde veya hayatımda anlaşılmamış hissettiysem...

derin sohbetlere gireceğim, entelektüel anlamda besleneceğim biriyle karşılaşmadıysam, partner olarak, kadın haklarına duyarsız, eşitlik bilinci düşük insanlarla fazla muhatap olduysam, bağ kurduğum kişiler beni yüzeysel bir romantizme hapsettiyse, o zaman bu saydıklarımın hepsi geçmişte karşılanmamış olan entelektüel, duygusal ve bireysel özgürlük ihtiyacının bir sonucu olabilir. Çünkü insanlar, yani biz, en çok eksikliğini hissettiğimiz şeyleri ararız. Ki bunların hepsi doğru. Benim eski ilişkilerimin çoğu birkaç tanesi hariç böyleydi, evet. Ama sevgili psikiyatrist hanımın atladığı bir şey var. O da şu. Çünkü benim eski ilişkilerim bilmediği için bu yorum yapması bana yanlış geldi.

Bilseydi evet belki bunu söyleyebilirdi ama yine eksiği var o da şu ki böyle istekler hem karşılanmamış bazı ihtiyaçlarımdan hem de benim doğal eğilimlerimden besleniyor olabilir. Yani bu istekler yalnızca eksiklikleri tamamlama çabasından değil de benim nasıl bir hayat yaşamak istediğim bilmenin bir sonucu olarak da var olmuş olabilirler. Yani ben beni tamamlayacak biri değil, benimle aynı frekansta olacak birini arıyorum aslında. Yani bu sağlıklı bir yerden de geliyor. Değerler ve hayat felsefemin bir yansıması olarak ben bu isteklerimi sıralıyorum. Kendimi tanıdıkça, neye ihtiyacım olduğunu fark ettikçe, neyden zevk aldığımı bildikçe, karşılanmamış ihtiyaçtan seyahati hayat görüşümün ve zihinsel derinliğimin doğal bir uzantısı. Vay be Tuba!

Mesela benim özgürlüğe ve bireysel alana verdiğim değeri, biliyorsunuz bu hep vardı aslında. Evet bazı zamanlar bu kısıtlandı, anlıyorum. Bu yüzden bu karşılanmamış ihtiyacım bu isteğimle dışa vuruyor olabilir ama aynı zamanda kendi doğamdan da geliyor zaten bu. Kısacası ben kimi arıyorum, kimi istiyorum arkadaşlar? Zihinsel ve etik uyum odaklı bir ilişki.

Etik kuruldan geçersek ilişkimizi devam ettirebiliriz tamam mı? Arkadaşlar gelelim o soruya. Böyle biri var mı? Böyle biri varsa ben bu kişiyi bulabilir miyim? Böyle biri var mı öncelikle? Evet arkadaşlar böyle biri var. Benim gibi düşünen, dünyayı sorguluyor.

En düşman sensin, tamam mı be kadın? Arkadaşlar, böyle şeyler var ama tamam, bunların sayısı az. Ve bunlar benim daha önceden eski ilişkilerimle tanıştığım yerlerle değil bu insanlar yani. O yüzden ben İstanbul'a döndüğümde gerçekten isteyemediğim yerlerde, isteyemediğim şekillerde asla ve asla olmayacağım, gitmeyeceğim, etmeyeceğim. Bunlara kendimi kesinlikle şart koştum ve dedim, Tuba sen bu kişiyi istiyorsan ona göre davranacaksın kızım. Tamam mı? Yani zaten o dating applerde bunu bulamazsın. Barda, oradan, burada sıradan iş ortamlarında da bulamazsın, tamam mı? Yok öyle bir şey.

Nasıl ben o insanları buluyordum? Çünkü öyle ortamlara gidiyordum. O zaman şimdi bu insanları bulmak için de böyle ortamlara gideceğim. Nerelere uğrar? Nerelere uğrar?

Arkadaşlar, bu kişiler kolay kolay karşıma çıkmayacak tabii ki. Kendi dünyası olan, derin düşünen insanlar genellikle daha izole yerlerde, daha niş ortamlarda bulunur. Nerelerde? Sanatsal ortamlar, tamam mı? Sanat galerileri, bağımsız tiyatrolar, bağımsız tiyatrolar. Caz konsedi falan, çok klasik oldu değil mi bu? Tamam işte, film festivali. Mesela yurt dışında film festivaline gitsem, yurt dışında parfüm koleksiyonunun davetinde falan gitsem, nasıl fikir? Ya da böyle kendi parfümü üretmek için bir yerlere gitsem, orada tanışsam insanlarla falan. Tamam işte oralarda bulurum. Ama çok bohem de olmasın. İşi gücü... Şaka şaka. Ya hani bir hayatı olsun, bir de işte alkolik olmasın falan. Bunlar zaten var. Narsist olmasın. Bunları geçiyorum. Bunlar zaten olmasın. Edebiyat söyleşileri, felsefe kulüpleri falan. Nasıl? Akademik ve kültürel etkinlikler. İşte üniversitelerin açık dersleri.

Müsasefe veya tarih seminerleri. Ben bu saatten sonra seminer seminer gezeceğim arkadaşlar. Tamam mı? Ted konuşmalarına falan gideceğim sürekli. El ele oturacağım, sorular soracağım, tanışacağım. Gidelim arkadaşlar Ted konuşmasına. İnstagramdan atarım o kişiye diyen fotoğraflarını ben ederim ki ben sizin konuşmanızı dinledim, çok güzeldi falan. Bu kadar basit yani. That's it bro. Ben dinliyorum, çok kolay. İnternetten kamplara giderim arkadaşlar. Retweetlere giderim. Longevity retweetlerine tamam mı? Yoga dili bakılı longevity yani daha böyle şey.

Sanatçı buluşmaları. En güzeli, dünyanın gastronomi workshoplarına gideyim gezeyim. İşte dünyanın en iyi eti nerede yapılıyorsa gideyim onun workshopuna. En iyi işte şarap workshopuna, şununla bununla. Sushi workshopuna, Japon şef bulayım kendime. Japon şeflerin çok ayrı bir felsefesi var biliyorsunuz.

Sapsak'ta yazılarını falan beğendiğim kişilere Instagram'dan DM atabilirim. Sonra da bu saydığım tüm isteklerimi teker teker tıklıyorum. Benim peki ilişkiye bile bu kadar şey... Bakamazsın ya! Tamam arkadaşlar. Çok da düşünmeye gerek yok, tamam mı? Bakarım, tanışırım bu insanlarla. Böyle bazı temel şeyleri sağlıyor mu, sağlıyor. Sonrası duyguya bakarım, okey?

Tabi bir de gerçekçi de olmak gerekiyor. Bu kişiyi beklerken, isterken, arzularken kendim de bu seviyede bir insan olmaya devam edecek miyim? Kendimi geliştirmeye devam ediyor muyum? Yoksa o eskiden yaptığım yanlışları yapmaya mı başlıyorum? Aaa asla Tuba. Yaparsam yarın deyin abla ne oluyor? Ve ben bu insanı bulduğumda ben de ona değer katabilecek miyim? Tamam mı? Çünkü bu insanlar da arkadaşlar kendi denk zihinlerini ve ruhlarını arıyorlar.

Bu arada, evet, bu insanların yurt dışında daha fazla var ama Türkiye'de de var sonuçta. Yurt dışına da bir gideceğiz zaten, biliyorsunuz, tamam mı? Şimdi benim İngilizcem ne kadar iyi olursa olsun, anadilimin vergi tadı ayrı. Aynı zamanda anadilde konuştuğunuzda karşıdaki kişi İngilizce de biliyor zaten ya. İki dilde de böyle konuşmuş oluyorsunuz, daha da zenginleşiyor. Ben bunu çok seviyorum. O yüzden karşımda kişiyle ne kadar çok dil konuşursam ortak, çok daha zevkli oluyor iletişim.

Bu insanlar hangi ülkelerde daha fazla falan hepsini araştırdım ben bu arada. Kadın hakları anlamında hangi ülkede daha fazla var? Mesela ben seviyorum İtalya, İspanya diyorum ama orada hala patriyarka çok yaygın, baskın falan. Bunların hepsini başka bölümde konuşalım tamam mı? Bunlar çünkü bitmez böyle. Ama Batı Avrupa iyi gibi şu an için. Orada da biraz soğukluk var biliyorsunuz. Kuzey Avrupa falan bana gelmez oralar. Bakacağız, tamam mı? Kanada bayağı iyi diyorlar ama Kanada çok soğuk. Ben bir de sevmiyorum Kanada aksanı.

Tamam meslek söylüyorum, kapatıyorum. Bitmedi ya, bitmedi. İki saat konuşmak istiyorum bu konu hakkında. Canlı yayınım var, bir saniye. Ben şey yapıyorum ama TEDx konuşması. Bu arada kitapta bunu da koyacağım ve diyeceğim ki yani hani ben bunları bakın böyle, bu şekilden kayıt altına aldım ve uzay boşluğuna atıyorum, raflarda olacak. Ben eğer bir gün biriyle evlenirsem, bakıyorum ayy ilk kez biriyle evlenirsem dedim. Arkadaşlar ben bu ihtimali görmeye başladım ya, inanabiliyor musunuz?

Hemen babama dedim ki, baba hani ben evlenmeyecektim? Hani bana evlilik okey değildi? Ne oldu? Ben nasıl böyle düşündüm? Dedi ki, çünkü sen uygun değildin, dedi. Karşıdaki kişi değil, sen uygun değildin. Sen doğru kişiyi seçmiyordun. Ama şimdi değişiyorsun, dedi. Ben bir aya çok hızlı değişiyorum. Çünkü hep bunu düşünüyorum arkadaşlar. Neyse. Uygun meslekleri söylüyorum ve kapatıyorum, tamam mı? Felsefeci yazar akademisi yani, nasıl? Ama derin felsefi tartışmalar istiyorsan falan, meydan okuma istiyorsan süper. Film yönetmeni, senarist, sanatçı. Gazeteci, belgesel, diplomat. Şef, gastronom, tasarımcı.

Arkadaşlar meslek tek başına yeterli değil tabii ki. Bunlar şakaydı. Bu konu hakkında gerçekten çok daha fazla konuşmak istiyorum. Eğer siz de istiyorsanız sevdiğinizi yeterince söylerseniz bir bölüm daha yapacağım tamam mı? Bir de hani updateleri de veririm. Şu an için flörtüm var mı düşünüyorum. Yok. Kalmadı elimde. Eskilere dönmeyeceğim çünkü zaman kaybı. Zaten ne istemediğimi biliyorum. Eski dediğim dört sene öncekiler falan değil zaten. Eski flörtlerden bahsediyorum tamam mı? Hiçbirine dönmüyorum. Devam ediyoruz. Show mask'u on. Artık wrong değil. Söylemiş miydim? I love you.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)