
3.976 kelime · ~20 dk okuma
Peribacaları, bu coğrafya bizi çok yordu. Vallahi güzellik hem çok yordum be. Her sabah arkadaşlar uyanıp haberleri açıyoruz, içimiz daralıyor, depremden beri. Deprem, Kartalkaya, diğer olaylar aklıma gelmiyor şu anda. Midemiz bulanıyor, kalbimiz sıkışıyor, azıcık ötemizde soyukırım yapılıyor.
Bizim bireysel vatandaş olarak elimizden hiçbir şey gelmiyor. Gençler işsiz, okumak bir şeye yaramıyor. Okusan ayrı dert. Kadınların, çocukların hali belli. Gelecek kaygısı zaten gırla. Belirsizlik. Bunlar öyle bir toksik stres ki. Artık kolektif travma var. Yani sadece bireysel de değil, toplum olarak hasta olduk. Aslında bedenlerimiz de hasta değil. Sadece bu sistemin içinde sağlıklı kalmaya çalışıyor.
Biz konuşamadığımız için bedenimiz haykırmaya başlıyor. Biz etrafımızdakileri yaşamamızı, güvenliğimizi, hakkımızı, hukukumuzu kontrol edemeyince, vücut da hep ya savaş ya kaç, fight or flight modunda. Ama kaçılamayan, savaşılamayan bir durumdaysak, işte bu da bedenin stresi kendi kendini yönetmesine sebep oluyor. Ne oluyor arkadaşlar? Tansiyonumuz çıkıyor, midenimiz tutuyor, midemiz bulanıyor, ürtüker döküyoruz. Ya da sadece yorgun, bezgin ve mutsuz hissediyoruz. Çünkü aslında bedenimiz de kendi başına hak arıyor. Ve sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz.
Ben bugün etrafımda kimle konuşsam, zaten iyi değiliz yani hani bu belli, aşikar. Böyle herkesin sinirleri gerilmiş tabii ki ve herkeste fiziksel bir sıkıntı var. Biriyle konuşuyorum diyor ki dizim ağrımaz, dizim ağrıyor. Zaten çok kişinin alerjileri başlamış.
Bazılarının gerilim tipi başarısı asla geçmiyor ve anlamlandıramıyorlar. Ben de bugün bu anlamlandıramadığımız şey ne? Ve bunun için ne yapabiliriz? Hem farkındalık olsun hem de elimizden ne geliyor bunu konuşalım istedim ki birbirimize bu şekilde iyi gelebilelim en azından. Çünkü konuşamamak da beni bedenimin haykırmasına sebep oluyor değil. Başlıyoruz. Artık hazır da olmasak başlıyoruz.
Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Şimdi biraz zamanı geçmişe saracağım. Benim alerjik bir bünyem olduğunu, İBSM'nin yani irtab-ı bağırsak sendromunun olduğunu, aynı zamanda ürtükerimin olduğunu artık Sarı Sultan bile duydu. Ve benim ürtükerim daha yönetilebilir, işte anti-istamilik ilaçlarla ya da kremlerle geçebilen, bana çok dert açmayan bir yerdeydi.
Ben Boyabat'a memuriyete başladığımda, ilk zamanlarım çok zor geçti. Hep soruşturmalar, böyle garip garip davranışlar, buraya uyumlanamama, sadece benle ilgili de değil, diğer doktorlardan da gördüğüm tavır, onlarla beraber olan soruşturmalar falan filan. Bunları da ara sıra size anlatmaya çalıştım, bilimiyet deyince, becerebildiğimce. Bana sıkıntı yaratmayacak şekilde. Ve benim bünyem o zaman da bu haksızlıkları kaldıramadığı için, yeterince kendini ifade edemediği için ne yaptı arkadaşlar?
Anjiödem olmaya başladı. Normalde de ara sıra anjiödemim oluyordu fakat sadece dudağım böyle şişiyordu ve geçiyordu. Bu sefer prednol tarzı, yani kortikosterit tarzı ilaçlar kullanmama rağmen, artık anti-istaminin de üstü bu, direkt baskılar normalde, geçmedi. Ve anjiödemin daha da ağır bir formu olan karnım şişmeye başladı. Karnım davul gibi oluyor ama İBS'den değil, anjiödemden.
Ben bunun için iminoloji ve alerji doktoru var. Böyle ayrı. Dermatolog diye bunlar. İminologlar. Ve alerji bölümü hastanede. Bazı hastanelerde var. Daha yüksek hastanelerde. Oraya gittim. Testlerimi yaptırdım falan filan. Ondan sonra bunun böyle bayağı aşamalı bir süreci var. İlaç bırakmak zorundasın. İlaç bırakırken de bunlara etken olacak şeylerden uzaklaşman gerekiyor falan. Ben bir 10-15 gün bunlarla uğraştım. Geçmesini bekledim. Ve ben bu sürede rapor aldım. Çünkü gelmemem gerekiyor Boyabat'a.
Bu ebatta da alerji doktoru yok. Hani bir şey olursa falan da da sıkıntı. Ama o da değil yani. Alerjen burada. Burada oluyor anjiyodem. Neyse ben böyle bunları yaptım ya. Beni heyete verdiler. Yine bir soruşturma. Senin raporun sahte. Ben gittim sonra tüm heyetten geçtim. Böyle bir sürü bir sürü doktora girdim ki hani başka hastanede bir de. Kanıtlamak için benim anjiyodemim olduğunu. Anjiyo, nörotik ödem çünkü bu. Nörotik ne? Nöronal. Yani sinirsel bir şekilde benim anjiyodemim oluyor.
Ve bunu şöyle kanıtlıyorsun, tüm diğer testlere girip bazı etkenlerin olmadığını gösteriyorsun falan. Neyse oraları geçiyorum. Yani hastalık yetmezmiş gibi bir de bu. Sonra devam eden, bir ara hatırlarsınız, gerilim tipi baş ağrısı. Sürekli başım ağrıyor, sürekli ve yani geçmiyor. Hatta işte radyo ödül törenine gidecekken çok kötüydüm artık. Yani gittim, narkotik tipi bir ağır kesici yaptırdım kendime. Çünkü geçmiyor falan. Bunun da bir sebebi yok. Migren de değilim.
Ve en son ki süreçte de benim kusmalarım başladı. Benim bağırsak problemlerim var evet hani İBS'den var ama kusmuyorum. Yani benim bünyem kusulan bir bünye değilim. Mide sıkıntım yok. Bağırsaklı sıkıntım var. Ve bu kusmaya sebep olmuyor. Ben kusmaya başladım. Sürekli kusuyorum ve bir şey yemesem de kusuyorum, safra kusuyorum falan. Tansiyonum da düşük değil. Tüm testlerimde gittim yaptırdım. Ve biliyorum da bünyemi, doktor olduğumdan da hani bir şey de yapmıyorum, ayıbın ne falan demiyorum çünkü biliyorum.
Bir anda soğuk basıyor, ter basıyor böyle ter basıyor dedim Allah Allah falan ne oluyor? Ne olmuş yani arkadaşlar bana? Somatizasyon. Ne bu? Bedenselleştirme. Yani ruhun bedenle konuşma şekli. Psikosomatizasyon. Psikolojik bir sıkıntının, ruhsal bir sorunun somatize olması, bedene vurması. Yani biz aslında çoğu zaman belki de o stresin, üzerimizdeki baskının farkında olamayabiliyoruz ama bedenimiz bunu fark ediyor.
Bu kişinin duygusal sıkıntısını fiziksel bir belirtiyle ifade etmesi. Ama bu belirtiler hani uydurmaya abartma değil. Bunlar gerçek. Ben gerçekten midem bulanır, eve kusuyorum. Ya da gerçekten ürtükel oluyorum. Ya da gerçekten anjödem oluyorum. Hani bunları ben üretmiyorum. Ya da başka kişiler değil. Veya siz de. Baş ağrısı, midem bulanırsı, kas ağrısı, çarpıntı, yutkunma zorluğu, disfajür ettiğimiz bazen katılara, bazen sıvılara karşı olabilir. Kaşıntı, boğaza, düğümlenme hissi. Bunların hepsi zihnimizin taşıyamadığı yükü vücudunu taşımaya çalışması.
Biz doktorlar bununla bedenselleşme diyoruz. Ve bu kişinin psikolojik kaynakta bir iç sıkıntıyı, iç çatışmayı kelimelerle değil, semptomlarla anlatma şekli. Aslında bu bir anlamda hani beni duyun, yardım edin deme şekli ama diyemiyor. O yüzden midesi bulanıyor. Beni anlayın demek istiyor ama söyleyemiyor. O yüzden boğazı düğümleniyor. Duyguların dili bastırdığında beden devreye giriyor. Ve bazen de en çok konuşan yer, en çok acıyan yer oluyor.
Bu ağacıda da çok görülüyor. İşte diyor ki, hocam midem sürekli bulunuyor ama her şey normal çıkıyor. Kusamıyorum da diyor. Atamıyor da içinden, onu anlatabiliyor muyum? En azından benim kusup kusup attığım kin, nefret neler vardı yani. Kusarak. Hissediyordum da onu. Ve neyse bu hastanın tahilleri temiz. Filmler, ultrasonlar, MR her şey iyi. Ama kişi hala iyi hissetmiyor. İşte tam burada devrene giriyor arkadaşlar somatizasyon. Yani bu ne bir ekartasyon tanısı. Ekartasyon ne? Ekarte etmek, dışlamak.
Geride kalan organik tüm sebepler dışlandığında... ...bir fiziki, organik sebep bulunamıyorsa... ...bu somatizasyon olabilir diyoruz. Somatizasyon oluyor genelde. Duygular vardır, tanınmaz. Öfke vardır ama dille gelmez. Kaygı vardır ama paylaşılmaz. İnsan gün boyu gülümser, işine gider, iyiyim der... ...ama gece yatağı yattığında kalbi çarpar. Çünkü bazı duygular kelimeye dönüşemez. Bazı insanlar çünkü utlanmayı hissetme, sabret, güçlü ol diye büyütülür. O zaman üzülmek bile lüks gelir insana.
Böyle olunca duygular da başka bir yoldan kendini gösteriyor. Ne? Vücut. Ağlayamayan biri göz ağrısı yaşar. Söyleyemeyen biri boğazında ümrü hisseder. Kızamayan biri migren hata yaşar. Bu insanlar hasta değil, yalancı değil. Bu insanlar sadece kendini ifade edemeyen... ...ya da yıllarda duygularını bastıran... ...ya da belki de kendi ruhunun bile haberi olmayan kişilerdir. Yani Alexis Timid gibi bazen duygularını ifade edemeyen insanlardır.
somatizasyonun ne olduğunu anladıysak, şimdi biraz da psikiyatrideki yerine geçelim. Şimdi psikosomatizasyon bir olgu. Fakat psikiyatride bu olgu, DSM-5 kriterlerine göre, yani en yeni psikiyatri tanımlar, hastalıklar rehberinde, Somatoform bozukluklar altında sıralanıyor. Ve bunların ayrı ayrı kriterleri var. Yani her psikosomatizasyona biz evet bu bir somatoform bozukluk, bir hastalık diyemiyoruz. Mesela kriterlerden bir tanesi en az altı ay boyunca olacak gibi. Ama ben zaten şu an bunu kendimize tanık koyalım diye anlatmıyorum. Ben de kendime tanık koyamam. Psikiyatrist değilim. Olsam da böyle koyamam. Siz de koymayın zaten. Bu genel bilgi vermek için ben bunları söylüyorum.
Bir de mesela bu süreçte zaten psikostomatizasyon doğal. Çünkü sağlıklı kalmaya çalışıyoruz bu kadar strese. Yani her şey bir hastalık olarak adlandırılmak zorunda değil, onu demek istiyorum. Tabii ki işlevselliğimizi bozuyorsa falan filan bunlar ayrı kriterler. Ama bizim amacımız burada farkındalığına varmak ve kendimiz için ne yapabiliriz bunu konuşmak ve aynı zamanda birbirimizin dertlerini anlayıp grup terapisi yapmak. Terapist oldum bir anda. Anladınız demek istediğimi.
Şimdi bedensel belirti bozukluğu, somatik belirti bozukluğu dediğimiz bir şey var. Tamam mı? Bu DSM-5'in altında. Genelde bunun belirtileri ne oluyor? Nerelerde oluyor mesela? Göğüs, bacak, eklem, kol, sırt ağrısı gibi vücut ağrısı. Bu böyle beş çeşit yer var. Beş sistem dediğimiz işte solunum sistemi, deri sistemi falan bu. Beş sisteme de vurur bunlar.
Onun dışında baş ağrısı, baş dövmesi, bayılma ya da cinsel ışık sırasında yaşanan cinsel sorunlar veya ağrı, nefes dağarlığı, halsizlik, yorgunluk. Mesela bahsetmediğimiz ama bu bedensel birleti bozukluğunun psikiyatrik seviyeye ulaştığında daha çok görülen sürekli olarak semptomlara bağlı olarak yaşamak ve bu semptomların çok daha kötü olacağını düşünmek falan. Bu arada mesela şu da olabilir. Bende mesela daha çok bu var. Hiçbir şey olmadan da oldu. Mesela hiçbir şeyim yok ama kustum. Fakat benim ürtükerim var ama ürtüker stres altında olduğunda daha çok artıyor. Ya da İBS'm böyle kaygılı olduğunda daha çok artıyor. Somatisi daha fazla oluyor. Bu ikisi ayrı şeyler. Ayrı sıralanmış ama bu ikisi de var. Yani bir semptom, bir sıkıntınız olabilir. Mesela ayağınızı burukmuşsunuzdur. Doktor etmişsiniz. Doktor kırık yok demiştir.
Yalnız ağrı normal. Fakat siz bu ağrıyı o kadar çok hissediyorsunuz ki... ...ve geçmiyordur ki ve stresle böyle daha da artmıştır ki... ...bu da bir somatizasyon olabilir. Orada bir sıkıntı yok mu? Var, evet. Düşmüşsünüz. Darbe var. Ama bu kadar büyük bir şeye sebep olacak bir şey yok mesela. Yani psikiyatrik bir sıkıntı olduğunu söylemek için... ...sıkıntıya neden olan ve günlük yaşamı bozan, altı aydan uzun süredir var olan... ...açıklanamayan fiziksel semptomların olması gibi özetleyebiliriz. Daha fazla kriter var tabii ki ama...
Ya da kişi mesela sürekli bu semptomlara ve sağlık sorularına odaklanıyor. Hep bunlara böyle yoğun enerji harcıyor falan. Böyle anksiyonist olmuş artık. Peki bu niye olur arkadaşlar? Neden herkes doğmuyor da bende oluyor, onda oluyor? Neden? Yani etiyolojisi ne? Bu haller niye var böyle? Şimdi birincisi biraz önce bahsettiğim aleksitimi. Yani duygulara erişim ve ifade güçlüğü. Bazı insanlar ne hissettiklerini anlayamaz ya da ifade edemez. Tamam mı? Bu duygular kelimelere değil, haliyle bedene dökülür.
Mesela kızgınım diyemez dedik, ne olur? Mide ağrısı yaşar. Franz Alexander diyor ki, ifade edilemeyen duygu organlara yönelir. Şimdi ikinci bir sebep, ne olabilir? Kronik stres vansiyeti. Ne demiştik başında? Sürekli tetikte olma hali, yani fulaynz orfayt, vücutta sempatik sinistemini aktive eder. Bu da arkadaşlar, kas gerginliği, mide asidi artışı, çarpıntı, uyku bozukluğu gibi fiziksel semptomlara yol açar. Ve stres kronikleştiğinde, yani bizim bu toksik stres altında bulunduğumuz şey,
Bu belirtiler sanki bedensel hastalık gibi hissedilebilir. Ve üçüncüsü. Şimdi ben bu üçüncüsüyle ilgili kendimi çok sorguluyorum. Acaba böyle yapıyor muyum diye. Öğrenilmiş darbalanış. Learning theory. Mesela, küçükken duygusal ihtiyaçlar sadece fiziksel hastalıklar aracılığında fark edildiyse, yani kişi hasta olduğunda görülmeye başladıysa, yani beden dili duygusal dilin yerine geçiyor.
Mesela ben küçükken de hep karnım ağrıyordu ve babam her karnım ağrıdığında gelip benim karnımı ovardı ve beni yatırırdı. Ha ben bunu yapmasam da benimle ilgilenirdi belki ama benim hep karnım ağrıyordu ve benimle hep ilgileniyorlardı. Ben bunu böyle öğrenmiş olabilirim. Böyle öğrendiğim için de şu anda da hastayım çünkü ancak o zaman görülüyorum. Ben hastayım dediğimde bana işte daha böyle ayrıca davranıyorlar gibi. Tam bir sekonder kazanç elde etme amacıyla değil bunun bilinç dışı yapıldığını düşünüyorum burada. Ben düşünmüyorum öyle.
Ama bu olabilir. Böyle bir şey olabilir yani. Bu özellikle yaşlılarda mesela çok oluyor. Farkında mısınız? Hani hep bir hasta olma hali ve o zaman ilgi görme hali ama bu belki onlarda da bilinç dışında olabilir. Benim yorulmayacak kadar bir bilgim, altyapım yok ama ben emin değilim kendimde öyle mi değil mi. Fakat bu bir şey değiştirmiyor çünkü sonuç gerçek. Benim anjiödemim başlıyor, şişiyor dudaklarım. Anjiödem de anafilaksiye dönüşürse eğer uvula ödeme, soluk borusun tıkanması ve ölümcül şeylere yol açabiliyor falan filan. Ama ben tabii ki bunu böyle
Demiyorum aileme. Fakat olabilir. Dördüncü bir sebep. Travma ve bastırılmış duygular. Özellikle çocuklukta yaşanan travmalar, ihmal, şiddet, istismar ileriki yaşlarda beden üzerinden konuşur. Hatta çok güzel bir kitap var.
Yani eminim çok seversiniz. Size de hazır yeri gelmişken söyleyeyim. Beden kayıt tutar. Orijinal ismi The Body Keeps the Score. Kitabın mesajı şu. Trauma bedenin hafızasında saklanır. Trauma sonrası beynin ve bedenin nasıl değiştiğini anlatıyor kitap. Psikosomatik tepkilerin arkasında bastırılmış duygu ve stresin nasıl biriktiğini çok çarpıcı örneklerle açıklıyor. Kitabı mutlaka okuyun. Bana çok şey katmıştı zamanında.
Gelelim bir diğer sebebe. Kültürel ve toplumsal faktörler. Özellikle bizim gibi kültürlerde, insanların duygularını ifade etmesi bazen zayıflık olarak görülüyor. Ya da kadının üzerine çok fazla yükün bindiği, evin her türlü işini yapması gerektiği, bir de üzerine çocuk bakması gerektiği, bir de üzerine kayınvalidesine hizmet etmesi gerektiği kültürlerde, kadının işten biraz olsun dinlenmesi için tek çözümü ne? Karnının ağrıması, başının ağrıması, tansiyonun düşmesi.
Hastanede geliyor ya, ben sürekli diyorum ya, dinlenmesi lazım, dinlenmesi lazım. Bana neler dediler sırf bunu dediğim için. Ama kesinlikle öyle. Çünkü bu insanlar hasta olmadığı sürece dinlenmeye izin bile alamıyor bazen. Ve bu yüzden gerçekten o kadar sıkışıyorlar ki gerçekten tansiyonları düşüyor. Gerçekten hasta oluyorlar. Ya da üzgünüm diyemiyor mesela bir erkek. Çünkü erkeğin üzgün olması da duygusal olarak zayıflık görülüyor. O yüzden o erkeğin tansiyonu fırlıyor. Kalbi sıkışıyor, göğsü ağrıyor mesela. Kültür, duygunun beden yolu ya da dışa vurumunu teşvik edebiliyor o yüzden. Altıncı sebep, kişisel özellikler veya psikiyatrik eşlik eden diğer faktörler. Mesela borderline veya histrionik kişilik bozukluğu da derstik yapılanmalarda, kişilik bozukluğu demeyelim, yapılanmalar diyelim, somatizasyon daha sık görülebiliyor. Hani aynı şekilde depresyon, panik bozukluk, travma, sonra stres bozukluğu olan kişilerde de bedensel şikayetler daha ön planda olabiliyor.
Kısacası somatizasyon, duyguların bileş dışı olarak bedensel dile çevrilmesidir. Tamam, yani bedenimizin de bir dili var. Ve bunu anladığımızda bazı şeyleri çok daha iyi anlamlandırabiliyoruz. Ve genetik yatkınlık, erken dönem deneyimleri, stres düzeyimiz, kişilik yapımız ve toplumsal normlar gibi birçok faktör de bu süreçte rol oynuyor. Şimdi kısa bir ara vereceğim. Sonra geldiğimizde somatoform bozuklukların kitapta nasıl yazdığını anlatacağım. Sonrasında da ne yapabiliriz, biraz da onu konuşalım.
Doktor Güneş radyo. Hoş geldiniz. Psikosomatizasyondan bahsettik. Petit Kitap'ta bunlar nasıl derlenmiş, toplanmış. Bunların ilki, en temel ve en sık görüleni, bozukluk olarak, somatik semptom bozukluğu. Somatik neydi? Bedensel, fiziksel, tamam mı? Somatik semptom bozukluğu. Semantik simptom bir sonra.
Hep konuştuklarımız aslında bu. Bunun bozukluk olan versiyonu yani. Kişide bir veya birden fazla fiziksel semtomun ağrı, mide bulansı, yorgunluk vesaire olması. Ve bunlar orantısız düzede kaygı, düşünce ve davranışsal tepkiye yol açıyor. Bu da önemli. Fakat ne demiştik? Semptomun tıbbi olarak açıklanıp açıklanamaması artık tanıkırtı için zorunlu değil. Yani mesela benim ürtükerim var diye benim her kaygımın arttığında ürtükerimin azması bende somatik semtom bozukluğu olmadığını göstermiyor.
Evet, tanım var Ürtüker ama kaygımla çok daha kötü oluyor. Ve bu bende davranışsal tepki yolcu yok, oransız yönde kaygı yapıyor ve diğer faktörleri sağlıyorsa Malta'yı ve üzeri falan filan. Yine ben buraya girebilirim mesela. Ama bu bizim konumuz değil, tamam mı? Size bir örnek vereyim mesela. Her nöbette mutlaka böyle göğsü sıkışan, kalbi ağrıyan hastalarım geliyor. Tüm testlerini yapıyoruz. İşte kan tetiklerini alıyoruz, drop bakıyoruz, CK bakıyoruz, EKG'sini çekiyoruz. Bir şey çıkmıyor altında.
Ve bunu söylüyoruz ve tabii ki yasal ve tıbbi gereklilik olarak da psikiyatriye görünmesini temhitliyoruz, anlatmaya çalışıyoruz. Bu hastalar gerçekten kalp krizi geçirdiğini sanarak geliyorlar ve ciddi ciddi acı çekiyorlar. Ve bana tarif ediyor, diyor ki sıkıştırıyor diyor, şöyle diyor böyle diyor. Gerçekten de kalp krizi gibi anlatıyor. İkincisi, hastalık ansiyetisi bozukluğu. Yani illness anxiety disorder. Yani daha önceki adı hipokondriyazis. Hastalık kaygısı bozukluğu.
Burada da kişi ciddi bir hastalığa olduğuna inanıyor. Ama ortada belirgin bir fiziksel semptom yok. Ya da çok hafif. Tamam mı? Burada da böyle doktor doktor gezer genelde bu hastalar. Böyle en iyi doktorlara giderler, en fazla testi yaparlar, böyle yıllarca bunun için uğraşırlar ve altta yatan bir şey çıkmaz ve bunu bulmak için hem maddi hem manevi olarak çok çaba sarf eder ve yorulurlar.
Üçüncü somatoform bozukluğu mesela konversiyon bozukluğu. Konversiyon bozukluğunun diğerlerinden farkı ne? Burada daha nörolojik semptomlar var. Peki konversiyon bozukluğu ne arkadaşlar? Nörolojik olarak sanki bir hastalık gibi gözüken semptomlar var. İşte bir anda felç olabiliyor, konuşamıyor, bayılıyor, epilepsi benzeri ataklar geçiriyor, o da çok geliyor acile. Konuşamıyor diyor bir anda falan.
Acile geliyor. Gerekiyorsa tomografiye, gerekiyorsa MR, hepsini yapıyoruz, tamam mı? Ve altından bir şey çıkmıyor. Tabii ki nörolojik olarak muayenesinden de anlaşılıyor bazı şeyler. Fakat bu belirtiler, semptomlar nörolojik olarak açıklanamıyor. Bu stres, bilinç dışı olarak vücuda yansıyor. Yani bu konversiyon da önemli olan şey, kişi bunu bilerek yapmıyor arkadaşlar. İsteyerek yapmıyor. Bunu biz anlayabiliyoruz. İsteyerek yapıyor mu, yapmıyor mu? Bunun birkaç çok basit tekniği var. Buna konversiyon bozukluğu deniyor ve bu çok sık görülüyor.
Peki, konversiyon bozukluğu olmayan, fakat yine böyle hani işte bir anda konuşamama, bayılma falan gibi gözüken ama kişinin kendi yaptığı hastalıklara ne deniyor? Bunun tıpta bir adı var, Munchausen sendromu ya da yapay bozukluk diye geçiyor Türkçe'de. Kişi burada bilinçli olarak hastalık belirtisi uyduruyor ya da kendine zarar veriyor. Burada amaç hasta rolü bürünmek.
Ya da mesela askere gitmek istemiyor diyelim ki, yapay bozukluk üretiyor. Ya da kendi değil de, işte bakım verdiği bir kişiye bunu yapıyor, başkalarına yapay bozukluk yapıyor. Mesela ebeveyn çocuğunu hasta gösteriyor falan. Burada başka başka kazançları oluyor o insanların. Ya da hasta rolü bürünüyor. Sadece dististiksal kazanç değil de. Bunun altında da farklı sebepler yatıyor. Etnolojisi farklı, oraya girmeyeceğim artık.
Bir tane daha somatoform bozulusu var. O da psychological factors affecting other medical conditions. Yani psikolojik faktörlerin diğer tıbbi durumları etkilemesi. Mesela kişinin astım var veya diabeti var. Psikolojik durumla bunlar daha da kötüleşiyor. Astım krizine geliyor mesela. Ya da benim ürtükelerim anjöldeme çeviriyor mesela gibi gibi. Tamam mı?
Şimdi gelelim, ne yapabiliriz? Ben ne yaptım? Şu an nasıl oturup da bir podcast kaydedebiliyorum? Farkındasınızdır ki en son o aşk bölümünü çektiğimde bu olaylar olmamıştı. İki haftadır da oturup hiçbir şey üretemem zaten. Üretemedim yani. Orada değildim zaten. Hani Kevser'le konuşuyoruz, Şevval'le konuşuyoruz. Nasılım? Onlar nasıl? Hepimiz kötüyüz dedim ki o zaman ben kendimden de pay biçerek bunu anlatabilirim. En azından bunu anlatmak, konuşmak bana iyi gelir belki diye düşündüm. Ve iyi de geldi şu an daha iyiyim. Peki ne yaptım arkadaşlar?
Açık açık söyleyeceğim. İlaç kullandım. Psikiyatrik ilaç kullandım. Ve basit bir ilaç da kullanmadım. Çünkü kötüydüm. İlacı aldığında daha iyiyim. İlaç da biraz böyle uyuşturuyor zaten. İlacın ismini söylemeyeceğim, yasak zaten. Ama anladınız bence ne olduğunu. Öyle anda etki eden falan bir ilaç. Uzun süredir bir ilaç değil, bana böyle anda etki gerekiyordu. Bunu da psikiyatristle konuşarak kullandım. Öyle kafama göre almadım. İnsan hasta olduğunda artık doktor değil, hastadır. Kimliği odur, tamam mı? Peki, bunun dışında ne yaptım? Ya da kendime ne telkin ettim?
Öncelikle bu kusmamın sebebinin herhangi bir organik sebep olmadığını anladım, tamam mı? Psikolojik olduğunu anladım ki benim için anlamam çok kolay çünkü benim vücudum böyle tepkiler veriyor zaten. Benim vücudumda anjirodem çıktığında gidiyorum, ne yapıyorum? Önce stresimi düzeltmek için kendime tedavi arıyorum, ne yapabilirim diye. Terapi zaten olması gerek de ben terapinin dışında bahsediyorum.
Onun dışında da o sırada ürtükerim varsa ürtükerim için ilaç, anjödemim varsa anjödemim için ilaç, işte kusmam varsa kusmam için zaten ilaçları falan içiyorum, o ayrı. Fakat stres için de ayrı bir ilaç. Çünkü ben artık işlevselliğimi kaybetmiştim bu süre zarfında. Hastanede de böyle hasta bakamayacak hale geldim. Çünkü tansiyon düşüyor, böyle bir garibim, serum yiyorum falan sürekli. Ama ilaçla beraber toparladım. Düzenli kullandım bir süre. Şimdi yavaş yavaş ilacı da azalttım. Ve şunu bildim, dedim bedenine suçlama.
Çünkü böyle bir durumda bu kadar tepki vermen normal Tuba. Geleceğe dair kaygılarını bastırma. Yapabildiğin kadar paylaş, yaz, konuş. Bu benim için çok mümkün değil şu an ama sizin için belki bir şey olur diye söylüyorum. Kendine mikro alanlar yarat. Küçük özgürlükler, küçük kararlar, küçük ritüeller. Ve böyle durumlarda bu zehrin en büyük paha zehri bir araya gelmektir. O yüzden ben de bugün sizinle bir araya gelmek istedim.
Ve o en kötü hissettiğim zamanlar, ilaçla biraz olsun kırıldığında kendimi daha çok öğrenmeye gittim. Sürekli okudum, araştırdım. Çünkü zorundayım gibi hissediyorum. Beni stres yapan şeyin sonuçta daha önce insanlar konuştuğu, düşündüğü, tartıştığı onları hissedim, onları okumaya çalıştım. Onlara baktım ve durumu anladım mı düşünüyorum, biraz olsun. Yani bir şeyle baş edemiyorsanız, baş edemiyorsunuzdur arkadaşlar. Bazen de çok zorlamaya gerek yok sanki. Yani hani ben baş edeceğimi, hayır edemedim ya, ben edemedim ve aldığım tedavi de bana çok iyi geldi.
Her zaman iyi de gelmeyebilir bu arada. Başkasını denersiniz. Başka doktora gidersiniz. Ne yapalım? Kusmalarım bitti şükürler olsun. İlacı da azalttım. Çok çalıştım bu süre boyunca. Hep gün aşırı nöbetlere gittim. Nöbette serum taktırdım. Devam ettim bakmaya falan. Çünkü kafamı da öyle birazcık dağıtmış oldum. Tamam, ne dedik? Bastırma dedik de distraction da iyi geliyor biraz.
Bunun dışında duygu odaklı terapiler var. Emotion focused therapies. Bunlar EFT diye kısaltılıyor. Emotion focused therapy. Duyguların iyileştiricicilerine odaklanan bir terapi. Bu terapiler böyle bastırılmış duyguların fiziksel belirtilere dönüştüğü durumlarda, yani psikosomatizasyon gibi durumlarda. Hissetmiyorum, hissedersem mahvolurum diye düşünen insanlar da işe yarıyor diyorlar. Mesela nasıl işlediği hakkında size şöyle küçük bir şey söyleyeyim. Danışan böyle genelde başta, ben ne hissediyorum ki? Ben ne hissettim bilmiyorum ki? Yani alexitimik cümleler kurduğunda hani terapist seans içinde anbean onun duygusuna götürüyor, temas ettiriyor falan. İşte hani şu an bak gözlerin doldu diyor. Ne geçiyor içinden diyor falan. Duygusunu da götürmeye çalışıyor. Bir sesin olsa ne derdin gibi. Hani duyguların dönüşümüne odaklanıyor. Yani bastırılmış, inkar edilmiş ya da hiç fark edilmemiş duyguların tanınması, hissedilmesi veya ifade edilmesi. Bu terapinin kalbi bu. Somatik deneyimleme gibi terapler var. Beden odaklı terapliler. Bu arada ben bunların hiçbirini almadım. Bunları sadece öğrendim. Öğrendiğimi size aktarıyorum. Benim aldığım terapi türü bu değil.
Madem söyledim, onu da söyleyeyim. Ben yıllardır terapiye gidiyorum arkadaşlar. 10 yıldır psikiyatriste girip geliyorum zaten. Ama çok uzun zamandır da devam ettiğim bir terapi türü var. Ve şükürler olsun ki terapatik ilişkimin çok iyi olduğu bir terapistim var. Psikiyatrist kendisi. Ve iyi ki var. Ruhuma CPR yapıyor. Bunu kaç kere ona söyledim. Minnettarım. Çünkü 10 senedir diyorum ya, belki ondan fazla oldu. Çünkü geçen sene 10 seneydi, 11 olmuş.
Gerçekten kötü deneyimlerim oldu psikiyatrislerle ve güvenimi kaybetmek üzereydim. Herkese zor zamanlarında elinden tutabilecek, terapatik ilişkisinin iyi olduğu, kendini anladığı, kendisine önem veren, dinleyen, dikkatini veren, geçiştirmeyen bir psikiyatrist bulabilmesini diliyorum. Hayatta en büyük bence lükslerden bir tanesi. Bu istomatik deneyimleme de ilginç bir terapi türü. Sinir sistemi ve beden üzerine çalışıyor. Titreme, donma, kasılma gibi bedensel tepkiler üzerinden falan çalışıyor. İlginç bir şey. Ne kadar başarılı... Bunlarla ilgili elimde veri yok ama ne var? Şöyle bir çalışma okudum ama çalışmanın da ne kadar etkili olduğunu, yani ne kadar güvenilir olduğunu hiyerarşik düzende bilmiyorum. Ama diyor ki, psikiyatrisle hastanın arasındaki terapatik ilişkinin iyi olması, terapinin ne tür terapi olduğundan çok çok çok daha önemli.
O yüzden kötüyseniz ve başa çıkamıyorsanız gerçekten çok iyi psikiyatristler var. İlla psikiyatristle değil. Bir terapiye gidebilirsiniz. Ben psikiyatristlerden fayda gördüm. Herkesin durumu farklı. Gitmesi gereken yer farklı. Alacağı etki farklı. Buralar çok ince çizgiler. Böyle asla kimseyi terapiye gidecekse ve ondan soğutursam diye çok dikkat ediyorum ama bence şöyle bir şey yapmıyorum. Tam tersi yani. Ben terapiyle çok daha mutlu bakıyorum hayata. Kendimi en iyi versiyonu olmam... Daha doğrusu kendimi anlamamda ve
Hayattan aldığım lezzetin artmasında çok büyük bir yer kaplıyor terapiye. Ben öyle yerlerde girdim ki terapiye. Container Kent'teyken Hatay'da Container Kent'in içinde girmiştim. Kenya'da böyle bir slum'da da işte söyleyeyim Türkçesi unuttum. Neyse orada böyle girdim. Hep online yaptık tabii ki. Ve geçen hesapladığım, gerçekten hayatımda en çok görüştüğüm, en çok kere böyle buluştuğum kişi olabilir terapistim. Yani aslında konumuz terapi değil ama bunları niye anlattım? Psikosomalizasyon vardır. Ruhumuz sıkıştığında fiziksel olarak tepki gösterir ve bu tepkileri duyup bunlara yönelmek ve bunların üzerinde çalışmak gerekebilir. Terapi almak zayıflık değildir. Kötü hissetmek zayıflık değildir. İlaç kullanmak zayıflık değildir. Dünya kötü, kolla dötü. Tamam mı?
Acı çekmek güzel ama acıdan anlam çıkardığımız sürece. Böyle durumlar acı çektiriyor fakat güzel şeylere gebe olabiliyor. Dilerim ki kolektif olarak, toplumsal olarak bu toksik stresten bir an önce... Bir an önce olmasa da kurtulalım. Bugün değilse yarın, Nisan değilse Mayıs. Dünyadaki bu soykırım bitsin, pislik bitsin. Belki çok hayalperest cümlelerim. Ama hep şunu düşünüyorum bazen. Alakasız ama 150 sene önce kadın haklarını düşünün. 150 sene önce kadın doktor bile yoktu falan. Şimdi nereye geldik kadın haklarında? Belki biz görmeyiz bir şeylerin değiştiğini, dünya düzeninin değiştiğini. Ama bir gün olacak diye inanıyorum. Birbirimize şefkatli davranalım, en çok da kendimize. Tamam mı? Sizi çok seviyorum. Daha güzel günlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.