
7.080 kelime · ~35 dk okuma
Hayatta her zaman beklenmedik durumlarla karşılaşabiliriz. Sağlık sorunları, kazalar, doğal afetler veya hatta ani gelir kayıpları bile. Peki bu risklere karşı ne kadar kişi yeterince hazırlıklı? Sigorta sadece bir maliyet mi yoksa finansal bağımsızlık ve yatırım stratejimizin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilebilir mi?
İşte bu bölümde bireysel risk analizi yapmanın önemini, sigorta türlerini ve uzun vadeli finansal güvenliğinizi nasıl garanti altına alabileceğinizi konuşacağız. Ayrıca sigortanın emeklilik planlaması ve yatırım stratejileriyle nasıl entegre edilebileceğini ve finansal geleceğinizi daha sağlam temellere oturtmanın yollarını aramış olacağız. Hazırsanız başlayalım. Herkese merhaba.
Tekrardan ben İlker. Karşımda Bay Tutumlu var. Öncelikle bir selam vererek başlamak istiyorum. Nasılsın abi?
Nasıl geçti? Görüşmeyelim. Teşekkür ederim. İyiyim.
Sen nasılsın? İyiyim ben de. Çok teşekkür ederim. Piyasalar şu anda çok ciddi konularla yoğun bir şekilde çalkalanıyor.
Bildiğin gibi senin de. İstersen onlarla yine bir başlayalım hızlıca. Bu arada şeyi de çok seviyorum ben. Yani burada bu girişte böyle bir 5 dakika, 10 dakikaya yakın yaptığımız konuşmalar bence önemli oluyor.
Konunun kendisinden bağımsız olarak bence önemli oluyor. Çünkü birçok şeyi aslında burada özellikle piyasaların gidişatıyla ilgili öncesinden anlattığımızı düşünüyorum ben kişisel olarak. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Evet yani daha sonra mesela oturup dinlediğinde o günlerde ne konuşulmuş, hangi konular gündemdeymiş bunu fark etmiş oluyorsun aslında.
Seni de söylediğin gibi yani son günlerde piyasalar oldukça iyi gidiyor. Herkesin moraller yerinde. AB'ye de giriyormuşuz bu arada, hayırlı olsun. Evet, çok ilginç yani.
Şaka bir yana. Evet, geçtiğimiz bölümde herkes Avrupa piyasalarının yılbaşından beri olan yükselişinden bahsetmiştik hatırlarsan. Almanya öncülüğünde açıklanan bir 500 milyar euro'luk bir paket vardı. Bu aslında Avrupa borsalarına katerizör olmuştu bildiğin gibi.
Bizde de beklenenden düşük gelen bir Şubat enflasyonu vardı aslında. İç ve dış siyasi konjöktür de nispeten sakin olunca, bizi destekleyince güzel bir rally gördük piyasada. Aslında bu rally bana göre faiz indirimi beklentisiyle değil, biraz önce de bahsettiğim gibi bir AB hikayesi artı diğer konjöktürün bizi desteklemesiyle oldu. Önce Polonya başbakanı Türkiye AB'de olmalıdır dedi.
Daha sonra Almanya başbakanı AB liderler zirvesine davet etti derken böyle pozitif bir hava içine girdik ve 11.000 puan sınırına yaklaştık neredeyse. Sen ne düşünüyorsun? Yani piyasa bu şekilde devam eder mi?
Biraz geri mi kaldık? Çok mu gittik? Ne düşünüyorsun? Şöyle aslında galiba 2 hafta ya da 3 hafta önceydi.
Avrupa Güvenlik Konseyi toplanmıştı Londra'da hatırlarsan. Haberlere düşmüştü. Orada bizi de çağırmışlardı. Yani tabii ki çağırmaları doğal aslında ama şey ilginçti benim oradaki görüntü olarak.
Biz çağrılmıştık. Mesela Yunanistan çağrılmamıştı bir Avrupa ülkesi olarak. Orada da şey yani Yunanistan son zamanlarda biraz daha böyle pro ABD tarzında yaklaşıyor. Orada zaten yavaş yavaş bize karşı bir şey başlamıştı bence.
Bunu bir dans olarak değerlendirirsek hani bize yöneldiklerini zaten görmeye başlamıştık o zaman da bence. Ve tabii ki bizim piyasalarımız açısından çok çok olumlu bir gelişme bu. Ama burada ben şöyle bir serzenişte de bulunmak istiyorum. Yani önce tabii ki Polonya'nın açıklaması önemli ama Önce bizi AB'ye almadan önce acaba vizeleri mi kaldırsalar ya?
Yani biz daha şu anda Avrupa'ya bir seyahat halindeyken gitme şansımız neredeyse yok. Yani birazcık bu Avrupa'nın ikicikli tavırlıkları ve o ikiyüzlü tarafını da bence göz ardı etmememiz gerekiyor. Bu açıdan yaklaşıyorum ben açıkçası duruma. Tabii ki girer miyiz?
Yani girsek bu bizim yararımıza mı ya da zararımıza mı? Açıkçası şu anda bunu da tam kestiremiyorum kişisel olarak. Yani bunu 20 yıl önce konuşurken yararımıza olarak bakıyorduk ama şu anda tamamen bence değişti jeopolitik durum. O açıdan bilmiyorum senin fikirlerin neler bunların üzerinde?
Zaten ben de kademeli olarak bu işin olacağını düşünüyorum. Yani öncelikle hemen hadi bir anda giriyoruz ABD'ye, AB'ye gibi bir şey olacağını zannetmiyorum. Dediğim gibi öncelikle bir vize serbestlisi ya da vize kolaylığı ile başlayacaktır. Zaten bir gümrük birliği anlaşmamız var.
Yani ticaret konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz. Yani eğer tam üye olursak tam üye olduktan belli bir süre sonra Euro'ya geçmemiz gerekecek diye düşünüyorum. Bu Euro'ya geçme olayı biraz sancılı olacak. Evet.
Serbest dolaşım tabii ki güzel bir şey ama yani belli bir süre sonra euroya geçme ihtiyacı hissettiğimizde ya da euroya geçme zorunluluğu olduğunda bu bence olumsuz etkileyecek bizi. Çünkü tabii ki katma değer üreten bir ülkeyiz. En azından bazı sektörlerde ama yani kendi parasını basabilen bir ülkeyle basamayan bir ülkenin ekonomisi, ekonomik büyümesi aynı olmuyor diye düşünüyorum. Sen de katılırsın diye bence muhtemelen.
Kesinlikle. Orada hatta şimdi sen söyleyince aklıma geldi. Geçmişte bununla ilgili bazı araştırmalar makaleler vardı okuduğum benim. Avrupa'daki bazı ülkelerin genellikle de gelişmiş olmayan diyelim yani o Avrupa'nın en önemli Almanya, Fransa işte İngiltere'de hadi sayalım gibi bu ülkeler hariç daha küçük ülkelerin Euro'ya geçtikten sonra ekonomilerinin daha da kötüye gittiğine yönelik aslında bazı makaleler okumuştum yani Unutmuştum bu okuduklarımı da aslında şimdi sen söyleyince hatırladım yani bu gerçekten para birimi önemli bir mevzu aslında.
Yani olumlu açıdan faydaları da var tabii Euro'ya geçmenin. Mesela Euro'ya geçtiğinizde enflasyonu neredeyse elimine ediyorsunuz. Yani Türkiye'nin kronik bir enflasyon sorunu var biliyorsun. Yani enflasyonu neredeyse tamamen bitiriyorsunuz.
Ama bu sefer de alım gücü problemi yaşayabilirsiniz. Yani eğer ülke olarak üretmezseniz bu sefer ortalama gelirler çok düşecektir. Avrupa Birliği standartlarına göre mesela Bulgaristan, Yunanistan gibi ülkelerde ya da Romanya gibi ülkelerde ortalama gelir çok düşük. Yani o açıdan alım gücü düşecektir.
Enflasyonu çözerken bir yandan da büyümeden feragat etmek gerekebilir. Zaten biz enflasyonla büyümeyi sevdiğimiz için aslında bizim pek işimize gelmeyebilir o yüzden yani. Aynen öyle. Peki şimdi yani bu rally'i sen nasıl değerlendiriyorsun?
Şu anda hani yılbaşından itibaren tekrardan bir anda piyasalar Türkiye açısından konuşuyorum yani. Bir bahar havasına erkenden girdik gibi görünüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsun bu yükseliş trendini? Yani açıkçası ben 2023 ve 2024'ün bize biraz borcu olduğunu düşündüğüm için 2025'teki bu yükseliş sanki borcun bir kısmını geri ödediler bize gibi sanki kafamda o şekilde canlandırıyorum.
Tabii ki yani şu an faizler hala çok yüksek. Hala şirketler yeterince kar edemiyorlar, yeterince fabrik üretemiyorlar. Bu ama borsa geleceği fiyatlayan bir kurum ya da yapı olduğu için bundan altı ay, bir sene sonra ne kadar bu şirketler karlarını arttırabilecek? Bu şu an bence onu fiyatlıyoruz biraz da hep siyasi gelişmelerin yanında biraz da şirketlerin 2025'in sonu, 2026 ve sonrasında elde edecek karları fiyatlıyoruz.
Ben açıkçası 6 fk, 5 fk civarında bir borsamız var şu anda. Bunu hak ettiğimizi pek düşünmüyorum. Tabii ki siyasi konjöktür çok önemli ama biz eskiden 10 fk'nın üzerine fiyatlandığımız günler oldu, zamanlar oldu. Hatta 12-13 fk civarındaydık 2013 yıllarında, 2013-2014 yıllarında.
Yani tam olarak o noktaya gitmesek bile 8-9-10 civarında bir fiyat kazanç oranında fiyatlanmaması için ben bir sebep göremiyorum açıkçası. En azından bu ekonomik yönetim ve önümüzdeki sürece baktığımızda ben öyle düşünüyorum açıkçası. Biraz da iyimserim yani. Olumlu bir hava tekrardan rüzgarları esmeye başladı gibi görünüyor.
Ama ben şeye çok katılmıyorum açıkçası. 2023-2024 dedin evet haklısın doğru özellikle 2023'ün belki yarısından sonrasıyla 2024'ün hani bir kısmını toplarsak çok haklısın ama şöyle yani son mesela 3 yıla baktığımızda onun ben hatta bir görselini de hazırlamıştım yani son 3 yılda Türkiye borsası daha doğrusu endeks demeyelim burada ETF'i diyelim Türkiye ETF'i %100'ün üzerinde dolar bazında getiri sağlamış durumda son 3 yılda. Ve bu anlamda Arjantin'den sonra 2. sırada gelen ülke.
Yani şunu aslında söylemeye çalışıyorum. Eğer bu son 3 yılda gerçekten para kaybettiğinizi düşünüyorsanız veya ağlıyorsanız mı diyeyim ya da işte mızmızlanıyorsanız bence yani bilmiyorum yanlış bir şey yapıyorsunuz demektir. Türkiye %100'ün üzerinde değer kazanmış durumda son 3 yılda. Bunun sebebinin de ben şeyden kaynaklı olduğunu düşünüyorum açıkçası.
Piyasayı zamanlamaya çalışan çok fazla kişi olduğu için bir de bizim bildiğin gibi borsamızda ortalama tutma süreleri galiba bir hisseyi elde 7 güne ya da 10 güne falan düştü yanlış hatırlamıyorsam. Biraz bundan kaynaklı olduğumu düşünüyorum açıkçası. Ve yine yılbaşından itibaren Türkiye'nin görünümüne baktığımızda getiri bakımından diğer gelişmiş ve gelişen ülkeler arasında yine hemen hemen birazcık öne çıktığını görebiliyoruz. Yani pozitif taraftayız en azından.
Avrupa'yı saymazsak hatta yani şu son işte Avrupa şu anda Polonya, işte Avusturya, Almanya, Fransa hepsi neredeyse %20'nin üzerinde borsaları değer kazanmış durumda. O zaten belirli bir rüzgarla onlar bu ivmeyi yakaladılar. Eğer onların o durumunu bir kenarda bırakırsak Türkiye yine ben çok çok iyi bir noktada görüyorum bu yıl başından itibarenki performansını. Toplamda da ben çok iyi de görüyorum yani bu arada.
Onu sadece belirtmek istedim arada. Evet istersen geçelim yavaş yavaş konumuza. Tabii geçelim. Sen başla istersen.
Güzel bir giriş yapmıştın sen zaten. Sigortaları konuşacağız bugün. Çeşitli sigorta tipleri var tabii. Ama öncesinde bu işin bir temeli var.
Sigorta neden oluşur? Sigorta neden ihtiyaç duyulmuş sigortaya? İstersen bununla başlayalım birazcık. Sigortaya ihtiyaç duyulmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi risk.
Yani risk, en basit tanımıyla bir belirsizliğin sonucu olarak ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuz durum olarak ifade ediliyor. Yani gündelik yaşamda birçok farklı biçimde karşımıza çıkıyor. Sağlık riski olabilir, işte mali durumumuzla alakalı riskler olabilir. Yani bu risk deyince her zaman böyle büyük felaketler ya da dramatik sonuçlar anlaşılmasın.
Sadece bazen maddi kayıplar ya da kısa süreli rahatsızlıklar şeklinde de ortaya çıkabiliyor bu risk. Bence herkesin kendi bireysel risk analizini yapması gerekiyor. Bu bireysel risk analizini deyince ne anlıyoruz? İşte mesela sağlık riski.
Hastalanabilirsin, sakatlanabilirsin, yaşa bağlı olarak kronik rahatsızlıkların olabilir. Ya da çalışırken mesela mesleki riskler olabilir. İşsiz kalma riski, işte gelir kaybı. Bunun dışında ailevi risklerimiz var.
İşte yakınlarımızın bakıma ihtiyaç duyması, çocuklarımız okutuyoruz eğitim masrafları, yaşlılarımızın bakım masrafları vs. Bunların hepsi birer risk kategorisine giriyor. Bireysel risk analizi yaparken şu soruları sormak lazım. Yani hayatımızda neler önemli bizim için ve en çok maksimum ne zarar görebiliriz?
Ve bu görebilecek zararlara karşı nasıl önlem alabilir? Bence risk analizi yaparken bunları dikkate almak gerekiyor. İstersen sen biraz bu girişi yaptıktan sonra bir sigortacılığın tarihinden bahsetmek ister misin? Yani nasıl ortaya çıkmış?
Sen bu konuda biraz araştırma yapmışsın diye biliyorum ben. Şöyle çok tabii ki detaylı bir araştırmam yok aslında ama konusu ilginç. Ben genelde bir konuya bakarken tarihsel onun gelişimini aslında birazcık bakarak ele almayı seviyorum herhangi bir konuya bakarken. Sigorta kavramıyla da yakından aslında ilgili biri değilim açıkçası.
Özellikle sigorta şirketlerini mesela çok fazla da anladım söylenemez. Senin portföyünde de son zamanlarda bir ekleme yaptın aslında. Sen belki hatta benden daha konuya hakim olabilirsin şirketler bakımından. Evet, şirket analizi açısından ben biliyorum.
Anlatırım zaten yeri gelebileceğini. Aynen, onu dinleyelim senden yani. Şöyle ben hani tarihsel açıdan baktığımızda ilginç aslında birazcık. Şöyle, ta şeye kadar dayandırabiliyoruz sigortanın geçmişini.
Yani insanlığın en eski medeniyetlerine kadar dayandırabiliyoruz baktığımız zaman, incelediğimiz zaman. Mısır piramitlerinde örneğin mesela çalışan işçiler bundan 4000 yıl galiba önce milattan önce 4000 pardon Mısır piramitlerindeki çalışan işçilerin mesela kurdukları bir hani emekli sandığı gibi bir şey varmış örnek olarak orada çalışan işçi köleler diyelim onlara ki bugün de aslında durum belki çok farklı değil o da onlardan ama Oradaki işçi kölelerin eğer işte iş yaparken bir ölümle yüzleşirse veya işte sakat kalırsa gibi durumlara karşı tüm işçiler kazandıklarından bir sandık oluşturarak, bir birikim yaparak o kişinin ölümünden sonra ailesine bakmak için bir sigorta primi aslında ödüyorlarmış mesela örnek olarak. Ta buralardan geliyor sigorta. Ve bu aslında fikir, yani hepimizin zaten anlayabileceği bir mantığı var tabii ki.
Yani şu, belirli bir prim ödemesi, tabii ki riskin frekansına ve olasılığına göre, şiddetine göre değişebilecek. Belirli bir prim ödemesi miktarıyla toplu bir şekilde toplanan paranın o riskin gerçekleştiğinde zarar görecek kişilere geri ödenmesi şeklinde bir mekanizması var. Aslında bu anlamda baktığımızda biraz da şeye benziyor diyebilirim. Yani tabii ki benzemiyor ama Ponzi şemalarını da andırmıyor değil.
Yani orada da bildiğin gibi bir para toplanıyor. Yani belki hatta şöyle diyebiliriz yani emin değilim ama hani sigortacılığın bir yan kolu olarak Ponzi şemaları ortaya çıkmış bile olabilir. Sigorta buradan başlıyor. M.Ö.
4000'lerden başlıyor. Tabii bundan sonraki en biz önemli daha çok bizim aslında günlük hayatta kullanımımız veya daha gelişmiş bir enstrümana dönüşümünü biz şeyde görüyoruz özellikle deniz ticaretiyle birlikte 15. 16. yüzyıllardan itibaren deniz ticaretinin gelişmesiyle birlikte oradaki gemilerin sigortalanmasıyla birlikte görmeye başlıyoruz veya bir yerden bir yere ticaret, mal, hizmet götürürken o malın veya o götürülecek her neyse ya da varlığın sigortalanması şeklinde görmeye başlıyoruz ve günümüze kadar uzanıyor.
Daha da detaylandırabilirim ama çok fazla uzatmayayım istersen. Biraz önce Ponzi'den bahsettin. Aslında tam olarak Ponzi değil ama. Değil tabii ki.
Mesela şu anda şirketlerin, mesela Borsa İstanbul'da işlem gören sigorta şirketlerinin çoğunun teknik rasyosu %100'ün üzerinde. Yani topladıkları primden daha fazla hasar ödemesi yapıyorlar. %106, %107, %110'lara varan teknik rasyoları var. Bu da demek ki yani bu şirketler normalde asıl faaliyetlerinden zarar ediyor demek.
Ama böyle olmuyor. Neden? Çünkü aldıkları primleri değerlendiriyorlar. Çeşitli finansal araçlarda işte kısa vadeli olabilir, uzun vadeli olabilir.
Zaten Warren Buffett da sigortacılık işinden bu şekilde bahsediyor. Yani topladıkları primlerin bir arada toplandığı bir havuz var. Buna float diyor Warren Buffett. Bu float'tan kazandığımız para, bu float'un bize yarattığı değer zaten bizim sigortacılığımızın asıl değeri budur diyor.
Yani orada hasarla ödeme arasındaki, prim arasındaki farktan para kazanmıyor sigorta şirketleri. Aslında portföylerinden para kazanıyorlar. Bir anlamda portföy yönetim şirketi olarak çalışıyorlar bir anlamda da. Bunu araya sokmak istedim.
şeyi sen orada hasar ödemesi derken şeyden mi bahsediyorsun ben çok sigorta şirketlerini çok iyi bilmediğimden dolayı soruyorum yani o yıl ki yaptıkları ödemeye oranla topladıkları primden mi bahsediyorsun evet mesela bir birim prim topluyorsa 1.05 birim hasar ödemesi yapıyor Yani aslında asıl yasas faaliyetlerinden zarar ediyormuş gibi görünüyor. Bu da biraz işte rekabetçi fiyatlandırma şeyinden kaynaklanıyor. Sigorta şirketler arasındaki rekabetten dolayı herkes fiyat kırıyor.
Bu nedenle de hasar ödemeleri bir miktar özellikle de dolar dolar ve euronun böyle yüksek atak yaptığı zamanlarda işte kasko ve sigorta yaptıranlar bunu biliyordur. Hep dövizle işlem görüyor bu yedek parçalar. Ondan dolayı dolar ve euronu yükseldiği zamanlarda bu şirketler teknik zarar ediyorlar aslında. Neyse bu biraz daha sonra gireriz onlara.
Şirketler kısmına daha sonra gireriz zaten aynen. Ben ama mesela şeyi düşünüyordum özellikle 2022 yılında galiba o ilk enflasyonun o patlama yaptığı noktaları hani düşünürsek ya da 2023 ortalarına doğru kadar olan zamanda sigorta şirketlerinin aslında ilk düşüncem olarak ciddi zararlar yapacağı ve belki değerlemelerinin hani düşeceği yönünde çünkü topladıkları primleri önden hani biraz toplamış oluyorlar ve hasar ödemeleri o enflasyonla birlikte inanılmaz oranlara çıkabilir diye mesela basitçe böyle bir düşünceye kapılmıştım o zaman ama tam olarak böyle olmadı mesela yani enflasyonlu değil de daha çok döviz ve dolar ve euroya endeksli dolar ve euronun çok atak yaptığı zamanlarda biraz önce bahsettiğim gibi zarar ediyorlar dediğin doğru İstersen birazcık da ben senin girmediğin noktalara gireyim. Yani Türk sigortacılık tarihine bakarsak, Türk sigortacılık tarihinde de bu sigortacılığın en çok dikkate alındığı zamanlar 19.
yüzyıl. Yani 1800'lerde olmuş. Özellikle İstanbul'da meydana gelen yangınlar ve bunların sonucunda uğranılan büyük hasarlar bu sigorta hakkında bir farkındalık oluşturmuş bizde. Yani normal Avrupa'nın bir 3-4 yüzyıl gerisinden gelmişiz.
Araya bir gireyim mi burada? Yangın demişken araya gireyim mi? Tabii. İngiltere'de bak mesela şey var çok ilginç şimdi bu araya işte ben bu detayları hep atladım ya bu sen yangın deyince ama şundan bahsetmek istedim.
Mesela İngiltere'de o ilk sigortacılık örneklerinde bu sigorta kuruluşları diyelim Lloyd's galiba ilk bu sigortacılığı çıkartan hani şu anda da ünlü bir ismi zaten var bunun Lloyd's kuruluşunun şöyle şimdi yangın çıkıyor mesela şehirde evlerde İngiltere'deki evlerde sigortalanan evler mesela üstünde bir, işte o malikane diyelim, üstünde bir şey asıyorlarmış, bir simge, bir şey koyuyorlarmış, bir işaret var üstünde. Her sigortacının da kendi itfaiyesi var. Yani öyle bir, hani yangın sigortasına karşı öyle bir şey yapmışlar. İtfaiyeleri var.
Gidiyorlar sadece... Yangın çıkıyor yani şehirde yangın var. O evlere bakıyorlar işte o semboller hangi evde ise gidip sadece onları söndürüyorlar. Diğer evler yanmaya devam ediyor.
Böyle mesela. Aynen. Çünkü o zamanlar havuz sistemi yok. Bireysel sigortalıyor.
Mesela sen prim ödüyorsun ve kendi evini sigortalatıyorsun sadece. Senin paran havuza gitmiyor. Senin evine hizmet veriyor. Bu da bir manası olmadığı için zaten belli bir süre sonra havuz sistemine geçilmiş sigortacılar.
Evet, devam et abi sen. Araya ben bu yangın şeyini sokmak istedim sen yangın deyince. Evet, Türkiye'nin ilk sigorta şirketi 1923 yılında kurulmuş. Ama sigortacılığımızdaki asıl yerleşme 1925'te kurulan İş Bankası kuruyor.
Anadolu Sigorta ve hala bugün de faaliyetini sürdürüyor. İlk sigortacılığımızdaki yerli kuruluş bu. Bir de 99 depreminden sonra Doğal Afet Sigortalar Kurumu. Kısaca DASK zorunlu hale geliyor.
DASK kavuzu tesis ediliyor. 5 yıl süreyle deneyimli bir milli reasyonans şirketine bunun sorumluluğu veriliyor ve onun ardından da DASK zorunlu hale geliyor. Türkiye sigortacılık tarihi bu şekilde. İstersen biraz da şeyden bahsedelim.
Ne tür sigortalar var? Tabi hepsini çok fazla uzun uzun girmeyeceğiz. Hem sıkıcı olmaması açısından hem de zaten herkes biliyor sigortaların çeşitlerini. Hayat sigortası var.
Bunlar kişinin vefatı halinde geride kalanlara bir maddi güvence sunuyor. Kaza sigortası var. Beklenmedik bir kaza sonucu iş kazası olabilir. Bu yaralanma, sakatlanma olduğunda iş göremez, çalışamaz hale geldiğinde tazmat ödemesi yapıyorlar.
Hepimizin bildiği bir trafik sigortası ve kasko var. Bunlar zaten araç sahipleri için trafik sigortası zorunlu, kasko zorunlu değil. Konut sigortası var. Evimizde meydana gelebilecek hırsızlık, yangın, deprem, sel gibi felaketleri, sonucu oluşacak hasarları karşılıyor.
Bir de sağlık sigortaları var. Bunlar tamamlayıcı ve özel sağlık olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tamamlayıcı sağlık sigortaları SGK destekli özel sağlık sigortaları kendiniz priminizi ödüyorsunuz. Bunlar benim söylemek istediğim bir de tabii bunlara paralel bir şekilde işlem gören BES var.
Emeklilik ve Birikim Sigortası diye geçiyor aslında bunlar da. Bunlar hem yatırım hem de sigorta fonksiyonu görebiliyor. Gelecek için tasarruf oluşturuyoruz aynı zamanda. Senin de daha öncesinde bir BES'in vardı daha sonra çıkmıştın diye hatırlıyorum.
Yani peki sen BES'e girerken ya da sigorta kullanıyor musun? Sigorta seçiminde nelere dikkat ediyorsun? Onları sorayım sana. Şöyle aslında mesela ben de burada sana şeyi sormak istedim ama seni bölmek istemedim.
Bundan galiba 10 yıl öncesine kadar sigortanın çok çok anlamsız bir şey olduğunu düşünüyordum. 25 yaşlarına kadar. Hatta bir dönem arabama bile kasko yaptırmıyordum. Çünkü tabii ki şimdi trafikte kendinize güvenebilirsiniz ama karşıdaki tehlikeyi de düşünmeniz gerekiyor ama ben yine de kendime çok fazla belki de güvendimden dolayı trafik sigortasıyla sadece ilerliyordum.
Kasko yaptırmıyordum. Bir dönem öyle bir şey vardı. Çoğu sigortayı çok gereksiz buluyordum. Çoğu sigortayı.
Yani çünkü şöyle bir şey var. Burada belki o detaya sonra gireriz ama birikimli hayat sigortaları hariç diğer sigortalarda yani çoğu sigorta çeşidinde siz prim ödüyorsunuz. Bir riske karşılık prim ödüyorsunuz. Bu risk gerçekleşmediğinde priminiz de boşa gitmiş gibi bir şey oluyor.
O yılki priminiz boşa gitmiş oluyor aslında. Bu mantıkla bakıyordum. Ama yaşım ilerledikçe, bilmiyorum belki de insan kendini güvenceye mi almak istiyor artık? ...ılımlı bakmaya başladım sigortaya ve bence... ...bir insanın hayatında ayrılmaz bir... ...parça olduğunu düşünüyorum sigorta kavramının.
Şu anda yani... ...10 yıl öncesinden tamamen zıt düşünüyorum. Ve mesela kişisel örnek vermek gerekirse... ...bunu daha önce de paylaşmıştım ben.
Bes kısmı tabii ayrı bir konu ama... ...diğer sigortalardan bahsediyorum ben. Benim kendimi birazcık yine güvendimden dolayı... ...kendimde mesela özel sağlık sigortam yok ama... ...ailemde diğer... ...bebeklerimizde bile daha 20 günlükken... ...özel sağlık sigortası mesela yaptırdım hemen.
Zaten 20 günden önce, 15 günden önce yaptıramıyormuşsunuz. Hemen biter bitmez yaptırdık. Eşime özel sağlık sigortası yaptırıyorum. Evimizin normal özel, DASKARŞ özel sigortası var.
Onun dışında eğer başka bir konu olursa yine sigorta her konuda yaptırmayı düşünüyorum ve bunun da yararını görüyoruz açıkçası. Özellikle sağlık sigortasında çok ciddi bir faydası ve maliyet bakımından da bence inanılmaz derecede uygun olduğunu düşünüyorum. Normal devlet hastanesinde tedavi görmek yerine özel sağlık sigortası kullanmanın fayda-maliyet açısından inanılmaz derecede etkin olduğunu düşünüyorum. Eskiden böyle düşünmüyordum ama dediğim gibi.
Konut sigortasına geçersek, konut sigortasında da... yine kişisel örnek vermem gerekirse mesela bu geçtiğimiz yaz evimizi su bastı yani bir kombi arızasından dolayı evin her yerini su bastı ama sigortamız olduğundan dolayı geldiler tespit yaptılar ve hatta benim yani görmediğim işte tespit sırasında hani söylerim diye hazırladığım liste haricinde görmediğim şeyleri bile listeleyip ödemesini yaptılar raiç bedelinin üzerinden yani güncel bedelin üzerinden daha doğrusu Bunun dışında evimize hırsız girdi yine. Bu su baskınından bir hafta sonra aynı sigortacı tekrar evimize geldi. Ya dedi ne oluyor sizin bu evde?
Evimize hırsız girmişti. İşte kapımız kırılmıştı. Takılar işte altın olarak saklamadığımız aslında takı şeklinde kullandığımız altınlar çalınmıştı. Tabii o takıları karşılamıyorlar.
Onda çok fazla detay var şey var ama geri kalan her şeyi evdeki kapı kırılması ve evin temizliği dahil yani ev temizleme gideri dahil her şeyi karşıladılar geri kalan. O anlamda değerlendirdiğimde sigortanın çok çok önemli bir kavram olduğunu düşünüyorum. Yani biraz yine uzatmış olabilirim ama bu detayları anlatmaya ihtiyacı hissettim. Tabii tabii yani senin kişisel tecrübelerin mesela şu anda buradaki anlattığımız şeylerden daha değerli.
Ben de kendi tecrübelerimi verecek olursam, ben de eski mesela bundan önceki arabamda hiçbir zaman kasko yaptırmamıştım. Çünkü neden? Trafik sigortası zaten karşı tarafın hasarını karşılıyor diye düşünüyorum. Ben kendi arabamda çok eski bir araba olduğu için hani herhangi bir hasar durumunda kendim öderim diye düşünüyordum ama tabi bu çok doğru bir anlayış tarzı değil.
O zaman gençtim. Şimdi daha olgunlaştıkça ve işte daha iyi bir model araba aldığımızda bu sefer malınızın kıymetini de biliyorsunuz ve Parası neyse veririm diyorsunuz, yaptırıyorsunuz. Ki zaten belli bir süre kullandığınız zaman, kaza yapmadığınız zaman o primler zaten belli bir süre sonra düşüyor. İndirim oluyor en azından yani.
Hasarsızlık indirimleri oluyor, evet. O yüzden mesela ben sigortayı kesinlikle yaptırıyorum. sağlık sigortası kısmında sanat çok kesinlikle katılıyorum yani özellikle çocuklar çok önemli kendimize de yaptırmamız gerekiyor ama çocuklara kesin kesin yaptırmamız gerekiyor çünkü yani bu birazcık sağlık sisteminin kötülüğünden de kaynaklanıyor ama hani Randevu alamıyorsun, aldığında çok kalabalık oluyor vs. O yüzden sağlık sigortası %100 olması gereken bir şey bence de.
Onun dışında konut sigortası henüz bir evimiz olmadığı için yaptırmadık. Ama eşya sigortası yaptırmıştık zamanında. O da mesela güzel bir şey. Selin bahsettiğin sel durumları ya da çalınma durumlarını da karşılıyor.
Yani ben de sigortaya kesinlikle olumlu bakıyorum. Ki zaten burada primlerde çok cüzi rakamlar. Yani çoğu kişi bilmiyor ama ya beleşen sigortası ya da konut sigortası çok cüzi rakamlar ödüyorsunuz. Çok öyle bütçenizi zorlayacak da bir noktaya gelmiyor yani açıkçası.
Ama konut sigortasında şeye dikkat etsinler yine de o detaylarda bazı cüziye indikçe bazı böyle kritik şeyler çıkabiliyor. Ona dikkat etmenizi tavsiye ederim. Evet, poliçe koşullarına detaylı bakmak lazım. Çünkü onlar böyle biraz hukuki dille yazıyorlar ve anlaşılması zor oluyor değil mi?
Ben hepsini okuyorum bu arada. Bak, normalde çoğu şeyi okumam ben öyle imzalarken. Ama sigorta, işte çok fazla sigorta yaptırdığımız için bir de özellikle çocuklara, işte eve, eşe, bilmem nereye, ne varsa sigortalayacağız neredeyse. Yani o dereceye geldik.
Hepsini tek tek okuyorum. Yani değiştirebileceğimden değil ama bu niye böyle, bu niye şöyle diye de soruyorum. Yani böyle yapmanızı tavsiye ederim. Evet.
Ülkemizde bir de bu normal sigortalar dışında, trafik sigortası vesaire dışında hayat sigortası pek bilinmiyordu. Aslında son yıllarda çok daha fazla gündeme gelmeye başladı. Bu hayat sigortasını kısaca anlatayım istersen. Bir kişi burada sigorta şirketiyle bir sözleşme imzalıyor ve vefatı halinde geride kalanlara bir maddi güvence sunuyor.
Kimisi bunu birikimli olarak yapıyor. Yani örnek veriyorum, bu döviz bazında olabiliyor, TL bazında olabiliyor. Döviz bazında yaparsanız eğer, bu sanki bir aynı zamanda birikim gibi işlem görüyor. Ve işte Euro bonotlarla değerlendiriyorlar genelde bunu sigorta şirketleri.
Ya da döviz mevduatla değerlendiriyorlar. Ve vefat halinde birazcılarınıza belli bir miktar ödeme yapıyorlar. Ama bunu kişiler sanki böyle birikimmiş gibi düşünüyor. Ve özellikle işte aile geçindiren bireyler, ya bana bir şey olursa, geride kalanlar nasıl geçinir vesaire.
Buna bir cevap olsun diye hayat sigortası yaptırıyorlar. Hayat sigortasının bir avantajı daha var. O da maaşlı ve bodrolu çalışanlar için gelir vergisi matrakından düşme imkanı sunuyor bu ödediğiniz primleri. O açıdan da bence avantajlı.
Hayat sigortası çünkü son zamanlarda hani sanki böyle yatırımla eşdeğermiş gibi çok fazla gündeme geldi. O yüzden bir açıklık getirmek istedim. Eşdeğer aslında biraz da gerçekten. Yani eş değil mi?
Tam eşdeğer değil ama yakın. Yani yatırım tarafına giriyor onlar bence zaten biraz. Evet. Bir de şimdi şeyden bahsetmek istiyorum.
Bu hayat sigortası ve yurt dışında bunun bir farklı versiyonu var. NUT diye. Bu ikisi arasındaki farka biraz değinmek istiyorum. Seninle de konuşmuştuk hatta bu farkı.
Annuity ve sigorta arasında aslında fark var. Türkçeye çok mantıklı bir şekilde annuity olarak çevirmişler. Direkt, düz çeviri olmuş. Evet.
Genellikle işte emeklilik dönemine yakın kişiler annuity yapıyorlar ve düzenli bir gelir akışı sağlamak amacıyla bu tasarlanmış bir ürün. Mesela elinizde 10 milyon lira bir nakit var. Bunu şirkete teslim ediyorsunuz. Lira demeyeyim de yurt dışında daha çok kullanıldığı için 1 milyon dolar diyelim.
1 milyon dolar bir portföyünüz var. Bunu sigorta şirketine teslim ediyorsunuz. Amaç kişinin emeklilik yıllarında veya belirlenen süre boyunca istikrarlı bir nakit akışı elde etmesi. Aniüte sözleşmesine göre belli bir süre boyunca ya da ölene kadar düzenli miktarda ödeme yapılıyor.
Aslında aniüte ile hayat sigortası tam birbirinin tersi ürünler gibi düşünebiliriz. Çünkü ben aniüte kavramıyla bu Bill Perkins'in sıfırı görmek kitabını tanışmıştım. Kendisi işte belli bir yaştan sonra sigorta şirketleriyle anlaşma yaparak toplu para yatırmayı ve ömür boyu garanti maaş almayı tercih ediyormuş. Böylece teorik olarak aslında öldüğünüzde sıfırla ölmüş oluyorsunuz.
Tabii pratik olarak mümkün değil ama. Anüite çok uzun yaşam, yani örnek veriyorum 100 yaş ve daha fazla yaşama durumunda kişinin portföyünün bitmesi riskinden koruyor kişiyi. Emeklilik gelirini garanti altına alıyor. Sigorta ise genel olarak işte beklenmedik risklere karşı maddi koruma sağlıyor.
İkisi de bir poliçe mantığına dayansa da anüite aslında düzenli gelir sağlamaya odaklanıyor. Sigortada risk gerçekleştiğinde tazminatı ödüyorsunuz. Yani aslında size yaramıyor da sevdiklerinize yarıyor gibi oluyor. Türkiye'de anayote kavramı var mı diye bir araştırdım.
Genel olarak bizde anayote kavramı BES içerisinde değerlendiriliyor. BES kapsamında değerlendiriliyor. Buna çeşitli isimler vermişler. En çok kullanılan isim emeklilik gelir planı veya emeklilik maaşı gibi lanse ediliyor.
Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde gördüğümüz gibi klasik anlamda bir annuity yok aslında bizde. Çok yaygın değil. Ülkemizde sigorta şirketleri genelde BES sisteminden 56 yaşında çıkmak istediğinizde paranızı toplu olarak teslim etmek yerine size bir maaş bağlayarak teslim edebiliyorlar. Burada aslında benzer bir yöntemle annuity uygulayan başka bir kurum var.
Onu da istersen sen söyle. Ya şöyle, Türkiye'de bu hiç kimsenin galiba farkında olmadığı, hiç kimseden bileyim abartmayalım tabii ki de, yani büyük çoğunun ve hatta yatırımcıların da belki büyük bir kısmının farkında olmadığı, Türkiye'de bunun bence inanılmaz güzel bir örneği var. O da mesela OYAK Kurumu. Bildiğiniz gibi borsaya çıkan bir sürü şirketi var OYAK Kurumu'nun.
ve askerlerin aslında maaşlarından alınan prim ödemeleriyle kurulmuş bir sigorta şirketi aslında OYAK. Yani çok aslında bu farkında değil insanlar. Buradaki şeyler, halka açık şirketler sigorta primlerinin, ödenen primlerin değerlendirilmesi, sen nasıl biraz önce sigorta şirketlerinden bahsederken işte bu şirketler bu paraları Eurobond, tahvil gibi çok risksiz araçlarda değerlendiriyorlar gibi bahsederken mesela OYAK böyle yapmıyor da aldığı, topladığı primlerle iş yapıyor. Şirket satın alıyor veya başka bir şekilde değerlendiriyor bu parayı.
Daha riskli tercihler yapabiliyor. Zaten özel bir oyak kanunu da var bildiğin gibi. Bu Türkiye'ye has bir durum da değil. Benim öğrendiğim ve bildiğim kadarıyla bunu... Yani Türkiye'deki örneği oyak.
Bunun ama esas, asıl kaynağı galiba Fransa'da bu fikir ortaya çıkmış. Orada bu şirketler çıkmış ortaya. Genellikle bir meslek kolunun emekli sandığı gibi düşünebiliriz ama bu emekli sandığı normal şekilde prim topladığı primleri risksiz araçlar yerine piyasa araçlarını da değerlendirebiliyor ve iş yapabiliyor. Bu açıdan yani Türkiye'de de başka bir örneği yok.
OYAK bence o yüzden özel bir yere sahip. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Katılıyorum. Gerçekten Türkiye'de ANÜİT'e benzeri bir gelir modeli sudan nadir kurumlardan bir tanesi OYAK.
Bilmiyorum belki POLSAN falan vardır hani polislerin sendikası ama yani o da biraz daha herhalde pasif kalıyor. OYAK daha fazla yatırım yapıyor. Şöyle OYAK galiba 1950 kaçtı? 57 idi yanlış hatırlamıyorsam kuruluş yılı.
OYAK kuruluş olarak. O dönemde şeyler de kurulmuş. Polsan var ya da Polisan gibi bir şey. Öğretmenlerin de var bu arada yine.
Farklı meslek gruplarının. Ancak aynı şekilde oyak gibi çalışmışlar. Ancak şey yapamamışlar, ilerleyememişler, büyüyememişler. Genellikle de şeyden olduğunu söylüyorlar.
o kurumların hani kooperatif mantığı düşünürsek eğer, kooperatifin başındaki kişinin işte kooperatif paralarını çarçur etmesi gibi hani özetleyebiliriz durumu. Diğerleri bu şekilde paraları birazcık şey yapmışlar, çarçur etmişler diyelim. Askeri disiplini Oyak'ta yalnız işte buna pek izin vermemiş ve bugünlere gelmişler. Evet, umarım da düzenli ve liyakatlı bir şekilde yönetilmeye devam eder diyeyim.
Çünkü 100'ü de şirketlerimiz var Oyak Grubu'nun içerisinde. Evet, şu anda NEMA ödeme şeyleriyle ilgili biraz zaten çok şikayet ediyor galiba insanlar ama iyi yönetilip yönetilmediği de şu anda bence yine ayrı bir tartışma konusu tabii. Aynen. Ama önemli bir örnek Türkiye için.
Evet. Yatırım ve şirketler demişken, istersen birazcık da yatırım yaparken sigorta ve hedge kavramından bahsedelim istersen. O noktaya doğru geçelim. Yani hep şu ana kadar sigortalardan bahsettik.
Sigorta polişelerinden, işte olmasını istemediğiniz bir olay karşısında bizi maddi olarak koruyan polişelerden bahsettik. Yani finans dünyasında da benzer şekilde fiyatların ani düşüşü, piyasada olabilecek çöküşler veya dalgalanmalar Yatarımcılar açısından istenmeyen durumlar. Hani bunları acaba sigortalayabilir miyiz? Bunları ya da hedge edebilir miyiz?
Sigorta eşittir, hedge midir? Bunlardan biraz konuşmak istiyorum. Peki önce sana şu soruyu sorayım yani. Sence piyasalarda şeyi sormak lazım önce.
Piyasaları düşünürken ya da portföylerimizi, yönetim şeklimizi düşünürken genellikle işte ben hedge yapayım. Hedge kelimesi böyle çok ünlendi ya hani. Sence piyasalarda sigortayla hedge birbirine eşit şeyler mi? Yoksa değilse nedir bu ikisinin farkı?
Kelime anlamı olarak aynı anlamda kullanılıyor aslında. Sigorta ve hedge kavramı. Yanlış kullanılıyor bence. Bence birazcık farklı.
Evet. Dinliyorum abi, lütfen devam et. Portföyünüzü sigorta etmek istiyorsanız eğer, bunu birkaç farklı yöntemle yapabilirsiniz. İsterseniz vadeli işlemler kullanabilirsiniz ya da portföy çeşitlendirmesi yoluyla bunu yapabilirsiniz.
Önce istersen vadelilerden konuşalım. Yani gerçekten bir sigorta olarak kullanılabilecek olan opsiyonlar var. Ülkemizde pek bilinmiyor ama. opsiyonlarla sigorta yapabilirsiniz portföyünüzü.
Burada opsiyonlar alım ve satım olarak ikiye ayrılıyor. Genellikle satım opsiyonları kullanılıyor. Çünkü neden? Portföyümüzün düşmesi durumunda biz sigorta etmek istiyoruz portföyü.
Yükselmesi durumunda sigorta etmek istemek çok mantıklı olmaz. Bu yüzden genellikle put opsiyonları kullanılıyor. Yani satım opsiyonları. Şöyle oluyor, yani put opsiyonunu alırken bir prim ödüyorsunuz.
Tıpkı bir sigorta şirketine prim öder gibi prim ödüyorsunuz. Eğer bu varlığın fiyatı sizin opsiyon kullanım fiyatınızın altına düşerse isterseniz o fiyattan sizin kullanım fiyatınızdan satabilirsiniz örnek veriyorum bir hissenin opsiyonunu aldınız 10 lira ise eğer hisse 9 liraya düşerse siz isterseniz 10 liradan satabiliyorsunuz 10 liradan satma hakkına sahip oluyorsunuz bu opsiyonu alarak put opsiyonunu alarak Eğer hisse senedenin fiyatı yükselirse opsiyonu kullanmanıza gerek kalmıyor. Sadece ödediğiniz primle sınırlı bir maliyet üstlenmiş oluyorsunuz. Örnek veriyorum 1 lira prim ödüyorsunuz.
10 liradan 8 liraya düştü. Siz 10 liradan satma hakkını elde ettiniz. 2 lira kârınız olmuş oluyor. 1 lira prim ödediğiniz için net kârınız 1 lira olmuş oluyor.
Sigorta benzeri aslında düşünecek olursak, bunu ev sigortası yaptırmak gibi düşünebiliriz. Bir hasar çıkmazsa ödediğiniz firin boşa gidiyor. Ama büyük bir kazaya da felaket olursa, %50 düşerse borsa o hissaya da, büyük maddi kayıplardan korunmuş oluyorsunuz. Opsiyonlar hakkında senin çok tecrüben var mı?
Emin değilim ama. Kullandın mı daha önce opsiyonları? Hiç kullanmadım. Ben hece karşıyım.
Sigortacıyım ben. Sen diyorsun ki şeyim, bana borç veren taraftayım diyorsun. Evet, şey geçen, kimdi ismi unuttum ya, şu Çin tarafıyla ilgili fon yöneticisinin bak ismini unuttum ya, bir an aklımdan çıktı. Adama CNBC yayınında soruyorlar işte, Çin pozisyonlarınızı, hani çok riskli pozisyonlar bunlar işte, nasıl hedge etmeyi düşünüyorsunuz?
Hege diyor, umurumda değil diyor. Yani hedge'e karşıyız. Charlie Munger de zamanında Ali Baba için aynısını yapmıştı. Sonra büyük zararla satmak zorunda kaldı.
Aynen, doğru. Ama sigortayı doğru kullanmayı bilirsen hedge'e karşı olman gerekiyor bence. Doğru, evet. Kendine yeterince güveniyor olman lazım.
Evet, şöyle bir de. Şimdi ekleme yapayım senin söylediklerinin üzerine. Bence piyasalarda insanların belki de yanlış anladığı en önemli konulardan bir tanesi hedge ve sigorta kavramı. Yani bunu hatta düşünmemiş olma ihtimallerini de çoğu kişinin tahmin ediyorum.
Genellikle şeyden bahsediyoruz işte pozisyonumu ben işte portföyümü şu şekilde hedge ettim. Aynı biraz önce senin bahsettiğin gibi işte opsiyon piyasasında hedge ediyor olabilir. İşte vadeli işlemlerle hedge ettiğini düşünüyor olabilir ki ediyor zaten. Zaten hedge demek bence şu anlama geliyor.
Kısacası bahsetmek gerekirse. piyasaların dalgalanmasından minimum düzeyde ya da hiç etkilenmemek üzere yapılan işlemler, hedge pozisyonu oluyor. Bunu şirketler için de düşünebiliriz. Nasıl bazı şirketler işte jet yakıtı fiyatlarının dalgalanmasından etkilenmemek için, belirli bir öngörü sağlayabilmek için kendisine, şirketin geleceğiyle ilgili nasıl fiyat üzerinden bir hedge mekanizması kullanarak, vadeli işlemler yaparak oradaki fiyatını belirli bir oranda görünüm bakımından ileri yönelik korumaya çalışıyorsa veya elektrik fiyatları için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
Bunlar hedge mekanizmaları. Yani dalgalanmalara karşı, volatiliteye karşı bizi koruyacak, bilinmeyen gene ya da bilinen hatta daha çoğunlukla aslında beklenebilen risklere karşı bizi koruyan şeyler. Hedge mekanizması. Ancak sigorta böyle değil.
Sigorta bilmediğimiz, beklemediğimiz şeylere karşı, risklere karşı bizi koruyacak şeyler. Sigortaya giriyor. Ve burada bir şey ödemen gerekiyor senin. Önden bir maliyetlenme, yani önden o risk gerçekleşmezse o maliyete katlanman gerekebilir.
Yani mesela örnek vermek gerekirse portföyünde 10 yıllar boyunca altın taşıyabilirsin. Bu bence mesela altını insanlar bir hedge pozisyonu olarak belki düşünerek portföylerine ekliyorlar ama bu tamamen yanlış bir düşünce biçimi. Altın bir sigorta bana kalırsa portföylerde. Bu şekilde düşünülmeli.
10 yıl boyunca o riskler gerçekleşmez veya işte makro ekonomik görünüm altının o anki işte durumunu çok fazla etkilemez ve yatarak, uyuyarak kalabilir portföyünde 10 yıl boyunca. Ama riskler devreye girmeye başladığında, bilinmeyen şeyler olmaya başladığında seni koruyabilecek bir sigorta olarak değerlendirilebilir. Ben bu şekilde yaklaşıyorum. Riske karşı sigorta ve hecin ikisinin ayrımı bence burada çok çok önemli bir konu.
Yani insanların da bunu yanlış anladığını düşünüyorum açıkçası. Ben de açıkçası biraz farklı düşünüyorum burada senden. Çünkü benim mantığıma göre sigorta böyle enstrüman ya da bir yatırım aracı gibi bir şey olmamalı. Neden?
Çünkü senin ödediğin sigorta primi mesela sabah sabah sıfırlanabilir. Mesela altının değeri hiçbir zaman sıfırlanmaz. Ama senin ödediğin sigorta primi belli bir müddet sonra sıfırlanacaktır. Çünkü belli bir sözleşme imzalıyorsun.
Klasik anlamda sigortacılığa baktığımızda. bence altın dediğin gibi mesela 10 yıllar boyunca yatay kalabilir ki zamanında kalmış ama yine de değerini kaybetmez yani tam enflasyona karşı bir miktar ezilebilir 10 yıllar boyunca ama hiçbir zaman altın derler ya altın altındır altın hiçbir zaman şey yapmaz nasıl diyeyim hiçbir zaman uzun vadede değerini kaybetmez bir anlamda enflasyona karşı hedge olarak kullanılmasının sebebi bu aslında yani paranın alım gücü düştüğünde altın talep görüyor uzun vadede enflasyona paralel veya birazcık üzerinde getiri sağlayarak real değerini koruyor. Yani burada bence altın bir sigortadan ziyade alternatif yatırım veya hedge olarak düşünülebiliriz. Ben klasik anlamda bir sigorta olarak açıkçası göremiyorum altını ama anlatmak istediğimde anlıyorum sen böyle mecazi anlamda bir sigorta gibi yani portföyde hiçbir şey kalmazsa en son altın kalır.
Aslında benim için bir kara gün dostudur ya da böyle uzun şeyde ne denir ona? Apokalips, kıyamet döneminde en azından elimde altın kalır gibisinden düşünüyorsun anladığım kadarıyla. O açıdan katılıyorum sana. Şöyle başka bir örnek vereyim sigorta ve hecin arasındaki fark olarak.
Yani arabamıza kasko yaptırıyoruz değil mi? İşte biraz önce bahsettik. Yani bu kaskoyu neden yaptırıyoruz? Yolda giderken bilmediğimiz risklere karşı korunmak için kasko yaptırıyoruz.
Yani henüz olmasının ihtimalini vermeyeceğimiz şeylere yönelik bu kaskoyu yapıyoruz. Otoyolda giden bir araba gibi düşünelim portföyümüzü. Kasko yaptırmak demek, bence işte bu tarz varlıklar da portföye eklemek demek oluyor bana kalırsa. Hedge yapmaksa şu olabilir belki, otoyolda giderken 120 hız sınırına uymak için hız sabitleyiciyi arabanızda açtığınızda kendinizi belirli bir güvenceye, belirli bir volatiliteden uzaklaşmak için en azından hız imelenme ve yavaşlama volatilitesinden uzaklaşmak için belirli bir rotada sabit bir hızla ilerlemenizi sağlayacak araçlar yani bir hız sabitleyici görevi görüyor hedge mekanizmaları.
Ama sizin kaza anında yaptığınız bir şey ya da karşı tarafın yani size şey yapacağı bir kaza anında portföyünüzü koruması pek mümkün olmaz hedge mekanizmalarının. Yani çünkü şöyle bir şey var, herhangi bir finansal krizde, herhangi bir işte bizim o otoyoldaki gibi bir kaza düşünürsek finansal piyasalardaki karşılığını, böyle bir kaza anında bütün varlıklar neredeyse değerleri aynı şekilde hareket ediyor. Genellikle düşme eğilimine giriyor ama bunu ...uymayan bazı varlıklar var.
Ancak bu şekilde ben bunların sigorta olarak değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Yani bu bir kasko. Bunun üzerine siz hızınızı sabitlemek istiyorsanız bu otoyolda giderken... ...hedge mekanizmaları da ayrıca kullanabilirsiniz.
Bilmiyorum ne kadar basite indirgeyebildim ama böyle... Güzel, mantıklı bir yaklaşım oldu. Ben de şu sözü söylemek istiyorum o zaman bunun üzerine. Senin söylediğine benzer.
Değişimin rüzgarlarını kontrol edemeyiz ama... yelkenlerimizi ona göre ayarlayabiliriz. Kennedy söylemiş bunu. Yani senin aslında hız sabitleyici kullanmak, yelkenlerini ona göre ayarlıyorsun.
Yani hiçbir zaman belli bir hızın üzerine çıkmıyorsun, riskini arttırmıyorsun, volatile teren korunuyorsun, değişimi rüzgarlarını kontrol edemesen de yani yoldan geçen bir köpek de sana çarpabilir ama sen belli bir hızın üzerine çıkmadığın zaman değişimi rüzgarlarını bir şekilde yelkenlerini ona göre ayarlayarak o rüzgâda, o fırtınadan çıkmaya çalışabilirsin. Bu anlamda Hedge kullanıyorsun. Evet. Ben ama hızı seven taraftayım.
Sigorta ya da güvenmek istiyorum. Sigorta tarafına güvenmeye çalışıyorum hızı severek. İşe tabii biraz şey vuruyoruz ama gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm için bu ikisinin ayrımını bilmiyorum. Belki fikirlerimiz biraz ayrışıyor burada ama...
Mesela bitcoin de bence bir sigorta. Yani bu da tabii şu anlamda sigorta. Şimdi sigorta portföyünüzde belirli bir oran kapsamalı. Aynı hedge mekanizmalarındaki gibi.
Yani bu portföyünüzün atıyorum %100'ü bir şey olduğu zaman bu sigorta olmaktan çıkar bana kalırsa. Hedge olmaktan da zaten çıkmış oluyor. Dolayısıyla yani belirli bir yüzde dilime ayırmalısınız. Burada mesela sana aklıma geldiği için sormak istiyorum.
Sen sigorta veya hedge fark etmez. Hedge de aslında bu birazcık daha matematiksel olarak açıklanabilir. Beklenen getiriye oranla. Çünkü orada genellikle dalgalanmalara karşı siz hedge kullanmış oluyorsunuz.
Ama sigortada bir siyah kuğu event yani olayına karşı bir şey olmuş oluyor. Sen burada mesela sigorta veya hedge fark etmez. Hedge de kullanmadığını biliyorum ama. Evet.
Yüzdelik dilim olarak hani ne kadar ayrılması gerektiğini düşünüyorsun bu tarz bir emniyet swablarına? Yani açıkçası bu birazcık risk algısıyla alakalı. Portföyünün ne kadarını feda etmeyi göze alabiliyorsun? Bu soruyu sormak lazım.
Genellikle günümüzde vadeli işlemler kullanıyorlar hedge için. Portföyünün mesela %100'ünü sigorta etmeyi istiyorsan, %100'ü benim portföyüm korunsun istiyorsan, yaklaşık olarak %10 civarında bir sigorta kullanabilirsin. Çünkü kaldıraçlar genellikle 1'e 10 oluyor. Bu matematiksel olarak böyle.
Biraz daha farklı olan şeyler de var, enstrümanlar da var. 6-7 civarında kaldıraçı olan enstrümanlar da var Borsa İstanbul'da. Ama yani %100'ünü korumak istiyorsan yaklaşık %10, %15 civarında bir sigorta kullanman lazım. Hedge mekanizması kullanman lazım.
Bunda tabii %50'sini korumak istiyorsan bunun yarısı kadar. Yani portföyünün %10'u, %15'i civarı vadeli işlemlerde olursa bu sefer yüzünü çehec etmiş oluyorsun ama bu tabii ki garantisi yok yani. Bir yerden kazanırsan bir yerden kaybediyorsun. Bu tamamen böyle bir sıfır bir şey değil.
Senin risk algına ve piyasadaki beklentine göre değişebilir. Çünkü sürekli olarak bu vadeli işlemler yenileniyor zaten. Süresi doluyor. Belli bir süre sonra yeniliyorsun.
Sürekli olarak pozisyonla, pozisyon büyüklüğüyle oynaman lazım. Çok bana göre değil açıkçası. Peki bir sorum daha var o zaman sana. Bence bu konu bu arada çok önemli.
Biz yani belki bölümü aslında biraz ikiye de bölmüş gibi olduk güzel oldu. Yani ilk başta sigortanın tarihinden ve genel işte hayat sigortası, sağlık sigortası yani genel normal sigortalardan ve şimdi asıl yatırım tarafına da geçince bence güzel oldu. Şeyi iki anlamda da şimdi sana sormak istiyorum. Tüm bu konuştuklarımız üzerinde.
Bunu daha önce de aslında bir kendi kendimize sormuştuk ama burada sana sormak istiyorum tekrar. Hem şey için, özel sağlık sigortaları veya işte diğer normal sigortalar için. Hem de portföylerimizde belki işte hedge veya sigortalar için. Bu sence şimdi mesela bir özel sağlık sigortası ya da casco diyelim.
Bu bir masraf mı, yatırım mı? Bir bunu sormak istiyorum. Bir de portföyler için ayrıca tekrar belki ikisi için aynı cevap verebilirsin ama Portföyler içinde bu tarz şeyler almak bir taşıma maliyeti mi bunlar? Yoksa bir yatırım mı?
Bunu sormak istiyorum. Yani açıkçası klasik anlamda sigorta bence kesinlikle masraf değil. Tamamen boşa gelecek bir şey değil. Çünkü senin de bahsettiğin gibi bir siyah kuğu eventi olursa... seni koruyor tamamen ama portföy içerisinde sigorta kısmına dikkate alacak olursak bence bu birazcık,
biraz önce de bahsettiğim gibi senin risk algınla alakalı. Kimisi mesela %100 hissese de tercih eder. Kafasını yastığa koyunca rahat uyuyordur. Ya da tek hisse tercih eder.
Hiçbir şekilde hiçbir hedge yapmaz. Hiçbir çeşitlendirme yapmaz. Tek hisse tercih eder. Bu da onun risk algısıdır.
Yani burada bir yatırım konusunda ben verilebilecek kesin kararlar olduğunu düşünmüyorum. Klasik anlamda sigortanın aksine. Ama benim kendi açımdan bakarsam, kendi risk algıma bakarsam, ben mesela portföyümde, daha önce de konuşmuştuk bu konuyu, 120 eksi yaşım kadar bir hisse senedi ağırlığı tercih ediyorum. Hem genel kabul görmüş bir kural hem de back test yapılmış bir kural.
Ondan dolayı daha önce benden önce araştırma yapmış kişilerin tecrübelerine güvendiğim için bu yöntemi tercih ediyorum. Ama örnek veriyorum benden çok daha az risk seven birisi belki portföyünde yüzde elli yüzde kırk hissesini taşıyabilir. Çünkü chat GPT'ye soruyorsun mesela güzel bir portföy tasarlaşı şu şu korelasyonu düşük olsun vesaire diyorsun. Zibilion tane sana bir portföy çıkartıyor.
Beş yüz tane enstrüman veriyor önüne. Amerikan tahvilleri veriyor, yurt dışı tahviller veriyor, Avrupa İSES aletleri veriyor, altın, paladium falan ne varsa veriyor yani. Böyle bir şey olduğu zaman da hiçbir şekilde alfa yaratma şansın yok bence. Tamam riski azaltmış oluyorsun, çeşitlendirmiş oluyorsun ama alfa yaratma şansın da kalmıyor.
Bence risk algısı ve ne kadar alfa yaratmak istediğinle alakalı bir şey, ne kadar getir elde etmek istediğinle alakalı bir şey diye düşünüyorum. Tamam cevabımı aldım ben. Ben de şeyin yani aslında şey tarafında normal ilk bölümde konuştuğumuz sigortalar bakımında masraf olarak belki yani düşünülebilir diye düşünüyorum ama portföyler bakımından değerlendirdiğimizde bunun bir maliyet taşıma maliyetinin hesaplanmaması gerektiğini düşünen taraftayım. bir hedge kullandığında bazen görüyorum çünkü diyor ki böyle bir maliyete sebep oldu bana bir piyasa zamanlaması yapmaya çalıştığımdan dolayı veya diğer türlü pozisyonu taşıdığımdan dolayı şu kadar bir mali bu açıdan düşünüyorsanız eğer bu zaten siz bunu hedge olarak eklememişsiniz demek gibi bir şey geliyor benim bakış açıma göre bunlar portföyde.
Piyasa yükselirken yaptığınız hedgeler boşa gitmiş hissiyatı veriyor. Ama piyasa düşerken yaptığınız hedgeler sanki iyi ki yapmışım diyorsunuz. Yani bu birazcık kişinin psikolojisine alakalı. Burada aslında tam giremedik.
O kısımları belki sonra yine başka zamanda da konuşabiliriz. Bence bir yatırımcının özellikle sigorta mantığını Yani şey anlamında söyleyeyim bunu, biraz önce konuştuğumuz hani hedge ve sigorta ayrımından değil ama ilk tarafta konuştuğumuz sigorta şirketlerinin nasıl çalıştığı üzerine bunu anlayarak mesela portföylerimizi de buna göre dizayn edebileceğimizi düşünüyorum ben. Çünkü sigortacılar bir olaya karşı prim belirlemek için yine o kısımlarda konuştuğumuz gibi bu olayın o ödenecek işte primi karşılık riskin oradaki belirsizliğin şiddetine göre gerçekleşme frekansına göre, aralığına göre, sıklığına göre bir prim ödemesi belirliyorlar. Biz de aynı şekilde portföyümüze ekleyeceğimiz bir asetin, ki bunu yapanlar da var bu arada, portföyümüze ekleyeceğimiz bir asetin risk kısmını ve getiri kısmını düşünerek pozisyon büyüklüğümüzü aynı bir sigorta şirketi mantığıyla ayarlayabileceğimizi düşünüyorum.
Yani kısmen de olsa. Katılıyorum kesinlikle. Bir sanki sigorta şirketi gibi ya da reassurance şirketi gibi. Evet.
Portföyümüzü eklediğimiz her asetin ne kadar bu asetten getirip bekliyorum? Bu asetten ne kadarlık bir risk alıyorum bu aseti almak için? Bunu düşünmemiz ve dikkate almamız gerektiğini ben de düşünüyorum. O zaman yavaş yavaş bölümümüzün sonuna gelirken var mı eklemek istediğin bir şey?
Son bir söz ekleyeyim. Yani bu belirsizlikler ve riskler konuştuk hep bugün aslında. Sigortacılığı biraz ana plana koyarak aslında konuştuğumuz konular çok iyiydi bence. Son Benjamin Franklin'in bir sözünü ekleyeyim ben de.
O da şey diyor, ölüm ve vergiler dışında geri kalan hiçbir şey kesin değildir diyor. Yani sigortacılığa bu açıdan da bakabiliriz belki. O yüzden bu sözü de eklemek istedim son olarak. Teşekkür ederiz dinlediğiniz için.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.