
1.983 kelime · ~10 dk okuma
Merkez Bankası faizleri indiriyor, borsa 10 bin seviyesini aştı. Ama sizin paranız hala enflasyona yeniliyor mu? Piyasalarda kritik bir kavşaktayız ve çoğu yatırımcı yön arayışında. TL mevduat mı, borsa mı, altın mı yoksa döviz mi?
2025'in geri kalanında paranızı nereye yönlendirmelisiniz? Herkese merhaba, ben Zülal. Bugün sizlerle faiz indirimleri sürecinde nasıl konumlanmamız gerektiği ve paramızı nereye yatırmanın mantıklı olacağı konusunda düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Hazırsanız başlayalım.
Piyasalarda çalkantılı bir dönemden geçtiğimiz aşikar. Bu bölümde bir yandan Merkez Bankası'nın faiz indirimleri, diğer yandan borsada yaşanan hareketliliğin ne anlama geldiğini çözümlemeye çalışacağız. Öncelikle içinde bulunduğumuz durumu şöyle bir kısaca özetlemek istiyorum. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası geçtiğimiz günlerde beklenen 250 bas puanlık faiz indirimini gerçekleştirdi ve politika faizini %45'ten %42,5 seviyesine düşürdü.
Bu, faizlerin düşmeye başladığı sürecin yeni bir halkası. Ama şunu belirtmek gerekiyor. Bu indirimlerin Şahin İndirimler olarak nitelendirilmesi bence önemli. Çünkü birçok insanda faiz indi de benim borçlarımın faizi devam ediyor.
Bankalardaki faiz devam ediyor. Bu faiz indi de nereye indi sorusu oluşmuş olabilir. Merkez Bankası faizleri indiriyor ama bunu olabildiğince dikkatli, ekonomideki dengeleri bozmadan yapmaya çalışıyor şu anda. Bu indirimlerin cebimize doğrudan yansımasını veya kredi musluklarının hemen açılmasını beklemek doğru olmaz.
Diğer taraftan Borsa İstanbul'a baktığımızda uzun süredir psikolojik sınır olarak görülen 10.000 seviyesinin üzerine çıkıldığını gördük. Ama burada da bir mehter maaşı durumu söz konusu. Biliyorsunuz uzun zamandır özellikle iki ileri bir geri, bir ileri iki geri gibi bir durum söz konusuydu.
Yani borsadaki yükselişte en önemli itici gücünün baktığımızda bankacılık sektörü olduğunu gördük bu süreçte. Sanayi şirketleri ne yazık ki aynı performansı bir türlü gösteremedi. Bu da bana şunu düşündürüyor, borsada topyekun bir yükseliş olmadan yani sadece bankacılık sektörüyle sürüklenen bir rally ne kadar sürdürülebilir olabilir? Geçtiğimiz yıl özellikle temmuz ayında gördüğümüz bu 11.250 seviyesindeki rekoru kırmak için
Bence tüm sektörlerin katılımına ihtiyacımız var. Yani sadece bankacılık sektörüyle, sadece GYO'larla olabilecek bir şey değil bu. Eğer gerçekten borsada bir rally görmek istiyorsak, özellikle de bu borsanın dev isimleri, o sanayi şirketlerinin tekrardan yükselişe geçmesi gerekiyor. Peki bu faiz indirimleri sürecinde Yatırıncılar olarak nasıl konumlanmalıyız?
Bence şu an piyasadaki en önemli soru bu ve bunun cevabı aslında bizim gelirlerimizi doğrudan etkileyecek bu yıl içinde. Zaten bir önceki bölümlerinde Finansal Özgürlük Kulübü'nden İlker ve Gökhan da bu konuya özellikle değinmiş. O yüzden ben de bu konuya fokuslanıp birazcık burayı sizlerle konuşmak istedim. Bu soruya cevap verirken öncelikle enflasyon beklentilerimize bir bakmamız gerekiyor.
Türkiye'de yıllık enflasyon hala %39 civarında ve yıl sonu beklentilerine baktığımızda %30 seviyelerini hatta işte piyasa katılımcı anketine baktığımızda biraz daha aşağısını görüyoruz. Yani minimum olarak sizin paranızın %30'un üzerinde değerlenmesini sağlamalısınız ki enflasyona yenilmeyesiniz. Şubat ayında aylık enflasyon %2,27 olarak açıklandı ki bu aslında %3 civarındaki beklentinin altında bir veriydi ve oldukça olumlu karşılandı. Zaten borsadaki o 10.000 seviyesinin üzerine çıkma hikayesi de bu veriyle birlikte gerçekleşti.
Bu veri ve ardından gelen faiz indirimiyle birlikte Bu tür olumlu gelişmeler devam ederse faiz indirimlerinin de kademeli olarak süreceğini öngörebiliriz ve dolayısıyla borsada o beklediğimiz yükselişin geldiği günleri görmemiz daha mümkün. Ama tabii ki birçok if şartımız var. Bunlardan biri bu enflasyondaki gerilemenin devam etmesi yani dezenflasyon süreci. Bir diğeri faiz indirimlerinin devam etmesi ve tabii ki borsadaki yükselişi görmemiz için borsadaki o diğer şirketlerinde yani sadece bankacılık, GEO gibi faiz indirimlerinden faydalanabilecek şirketler değil, aynı zamanda sanayi şirketlerinin özellikle bu yükselişe dahil olması gerektiğini belirtebiliriz.
Şimdi gelelim yatırım araçlarına. Türk lirası mevduatlar ve para piyasası fonları baktığımızda hala cazip görünüyor. Zaten biliyorsunuz geçtiğimiz süreçte borsanın karşısındaki o rakip konumdaki yatırım araçları bunlardı. Yani siz neden gidip paranızı bir mevduata, TL mevduata ya da işte para piyasası fonuna koyup belli bir yüksek faiz almak yerine borsaya gelip risk alasınız ki gibi bir durum söz konusuydu.
Ama faizler düşmeye başladıkça buradaki görüntü birazcık değişiyor. Her ne kadar faizler düşüş eğiliminde olsa da mevduat faizleri hala enflasyonun üzerinde ya da çok yakın seviyelerde seyrediyor. Yani paranızı TL mevduata yatırdığınızda şu an için enflasyona karşı korunabiliyorsunuz. Tabii ki burada farklı bankalardan ya da aracı kurumlardan farklı oranlar alınabiliyor.
Dolayısıyla piyasada net bir ortalama da olmadığını belirtebilirim. Bunun dışında para piyasası fonları özellikle dikkat çekici çünkü günlük birleşik faiz avantajı sunuyor ve paranızı istediğiniz zaman çekebiliyorsunuz yani valörsüzler. Ancak burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var. Bu fonlardaki yoğun ilginin de yavaş yavaş azalmaya başladığını görüyoruz.
Stopaj oranlarının %15'e çıkarılması da bu araçları artık eskisi kadar cazip kılmıyor. Genel olarak baktığımızda para piyasası fonları son bir senede %61 getiri sağlamayı başardı. Fakat son bir aydaki para piyasası fonlarının ortalama getirisinin %3,3 olduğu gözlemlendiğinde, birleşik 12 aylık getirinin %47 olması anlamına gelir bu. Faizlerin hiç düşmeyeceği varsayıldığında dahi bu fonların 12 aylık getirisi stopajla dahil edildiğinde artık daha da azalacak.
Tabii ki bu fonların aylık getirilerinin nominel olarak zayıflaması da bu fonlardaki çıkışı tetiklemeye başladı. Baktığımızda para piyasası şemsiye fonlarında Şubat ayının başında 1.55 trilyon TL para bulunurken 12 Mart itibariyle 1.44 trilyon TL'ye geriledi bu tutar.
Yatırımcı sayısında da sınırlı bir artış olsa da özellikle büyük montanlı işlem gerçekleştirenlerin bu para piyasası şemsiye fonlarından çıkış kaydettiği özellikle izleniyor. Peki ya gelelim Borsa'ya. Borsa İstanbul için ikinci çeyrekten itibaren daha olumlu bir tablo bekleyebiliriz ama ana senaryomuz özellikle yılın ikinci yarısından itibaren daha olumlu bir görünüme işaret ediyor. Hisse seçimleri burada çok kıymetli yani daha dikkatli olmamız gerekiyor bu anlamda.
Spesifik bir hisse seçmek yerine Belki de profesyonel yönetilen ve %51'in üzerinde hisse taşıyan serbest fonlar aracılığıyla yatırım yapmak daha mantıklı olabilir. Çünkü zor bir piyasa. Sadece Türkiye özelinde düşünmeyin, küresel anlamda da zorlu bir süreçten geçiyoruz. Dolayısıyla şu an pozitife ayrışmak çok önemli ve bunu başaran hisseleri takip etmek gerekiyor.
Dolayısıyla profesyonel bir yönetim bu anlamda kıymetli. Bu tür fonlar aynı zamanda %15 stopaj noktasında da avantaj sağlıyor. Çünkü eğer bir sene elinizde tutarsanız bu fonları stopaj vermiyorsunuz. Yalnız burada bir şerh koymam gerekiyor.
Dediğim gibi siyasi iklim ve enflasyondaki iyileşme eğiliminin devam edip etmeyeceğine de bakmamız lazım. Yani görüntünün biraz daha iyileşmesi gerekiyor ki yönümüzü biraz daha hisseye dönelim. Yani bu 10 binin üzerindeki güçlü hareketin kalıcı olup olmayacağını sorgulamamız gerekiyor. Özellikle son bir haftaya baktığımızda Burada pozitif bir görüntü gerçekten var ama bunun devamında gelmesi gerekiyor.
Borsayı baskılayan unsurlardan da bu anlamda bahsetmek kıymetli. Birincisi dediğim gibi topyekün bir hareket göremiyoruz. Yani bankalar yukarı çekerken sanayiler geride kalıyor. İkincisi siyasi belirsizlikler ve piyasa müdahaleleri var.
Yani işte açığa satış yasakları, manipülasyon soruşturmaları gibi durumlar bu serbest piyasa koşullarının tam olarak işlemediği endişesini yaratıyor. Yani mesela bu açığa satış konusu çok önemli bence. Biliyorsunuz özellikle 6 Şubat depreminden bu yana borsada bir açığa satış yasağı vardı. Bu yıl itibariyle bu yasak özellikle BİST 50 şirketleri üzerinde kaldırıldı.
Fakat son dönemde bu açığa satışların tekrar yasaklandığını, burada farklı farklı uygulamaların geldiğini gördük. Açığa satış konusu sadece bizim yerli yatırımcımız için değil, aynı zamanda yabancı yatırımcının da gelmesi için çok kıymetli. Çünkü sadece borsa yükselirken almayı değil, aynı zamanda borsa düşerken de bir stratejiyi takip etmeyi sağlıyor. Dolayısıyla sadece yerli yatırımcı için değil, yabancı yatırımcının da tekrar ülkemize gelmesi ve yatırımlarını arttırması için açığa satış yasaklarının da kaldırılması gerekiyor.
Baktığımızda yabancı yatırımcı oranı geçmişte %60'lara varmıştı ve güncelde %30 seviyelerine kadar düşmüş durumda. Bu da likidde açısından tabii ki borsaya bir sorun olarak geri dönüyor. Bu sorunların çözümü için sanayicinin rahatlaması gerekiyor. Bunun için de ticari kredi faizlerinde bir rahatlama ve Türk lirasının real değerindeki artışın bir miktar durması faydalı olabilir.
2025 yılı da Türk Lirası'nın real olarak değerleneceği bir yıl olacak gibi görünüyor. Ekonomi yönetimi baktığımızda güncelde kurun aşırı yükselmesine izin vermeyecektir. Çünkü enflasyonla mücadelede bu çok kritik bir unsur. Son aylarda şirketlerin döviz kredisi kullanımına kısıtlamalar getirilmesi de aslında bunun bir göstergesi.
Sistemi tekrar dolarize etmeme çabası var ve çok haklı bir çaba. Hatırlarsınız bir zamanlar toplam mevdatın %60'ı dövizde iken şu anda bu oran %40'lara kadar düştü. Bu durum sürdürülmek isteniyor aslında. Dolayısıyla 2025 yılında da döviz yatırımı yapmak çok cazip gözükmüyor bence.
Altın ve gümüş tarafına da gelmek istiyorum. Bu konuyu aslında daha önceki podcastimde de bahsetmiştim. Altın hala güvenli liman olmaya devam ediyor ve belirsizliklerin sürdüğü ortamda... ...talep görmeyi sürdürecek gibi gözüküyor.
Merkez bankalarının altın alımından bahsettiğim podcastta da zaten belirtmiştim. Yani güncelde makro görünüm altını destekler nitelikte. Yani hem merkez bankaları alımlarına devam ediyor... ...hem faiz indirimlerinin sürdüğü bir süreç var.
Özellikle Amerika tarafında 10 saatin üzerinde söylüyorum. Keza Türkiye'de de öyle durum şu anda. Bunun da dışında Trump yönetimi hem ABD ekonomisi için hem de küresel anlamda ekonomi için belirsizlikleri beraberinde getirdi ve dolayısıyla böyle bir belirsizliğin olduğu süreçte altın güvenli liman olma hırkasını giymeye devam ediyor ve edecektir de. Altın fiyatlarının çok yükseldiği bir süreci arkamızda bıraktık.
Olası düzeltmeler çok normal ki zaten yaşanıyorlar. Fakat önümüzdeki süreçte yani 2025 yılı boyunca biz yine altının yükseldiği bir dönemi görebiliriz. Bu zaten tüm makro verilerle şu anda destekleniyor. Gümüş de altına alternatif olarak düşünülebilir.
Güncelde baktığımızda gümüşün 33 dolar seviyelerinde olduğunu görüyoruz. Burada da yükselişin devam etmesini bekleyebiliriz. Ancak gümüşte fiziki yatırım yapmak altına göre daha zor ve pratik değil. Bunu da belirtmekte fayda var.
Bir de tabii ki kripto para piyasaları gibi bir konumuz var. Özellikle yıla çok ciddi bir giriş yaptı kripto varlıklar. Özellikle de Trump'ın başkan seçilmesinden bu yana oradaki duygu değişimini yakından takip ediyorum. Burada üç faktör önemli.
Birincisi, Trump yönetiminin hamleleri. İkincisi, Trump'ın stratejik rezerv konusundaki somut takvim açıklaması. Üçüncüsü de, Nasdaq'ın yeni zirve yapması. Tabii bu da biraz Trump'a bağlı mevcut konjonktürde.
Yani bu üç faktörden herhangi birinin gerçekleşmesi, kripto piyasasını yukarı taşıyabilir. Ama şu an için bunların hiçbiri tam olarak gerçekleşiyor değil. Buradaki karar daha ziyade sizin risk iştahınızla bağlı dolayısıyla. Çünkü şayet Trump vaat ettiklerini yaparsa, getiri potansiyeli en yüksek varlıklardan biri Bitcoin aslında.
Ama buradaki şartımız yine Trump. Yani ya yapmazsa, ya yapsa bile böyle bir aşağı bir yukarı hareketlerle yaparsa, Yani bu tempo beni yormaz diyen için halen kripto varlık yatırımı avantajlı ama risklerin de olduğunu hem riskin hem getiri potansiyelinin yüksek olduğunu belirtmekte fayda var. Özellikle size yakın zamanda lazım bir para ile volatil bir piyasaya, volatil bir yatırım aracına yatırım yapmamanızı sizlere öneririm. Sonuç olarak, 2025 için yatırım planı olarak şunları söyleyebilirim.
Yılın ilk yarısında TL mevduat ve para piyasası fonları ağırlıklı bir portföy halen makul gözüküyor. İkinci çayraktan itibaren serbest fonlar aracılığıyla borsaya kademeli geçiş yapılabilir. Altın bence portföyün bir kısmında her zaman bulunması gereken dengeleyici bir emtia. Ama hepsinde değil, bunu daha önce de söyledim.
Ve geri çekilmelerde altın alınması gerektiğini de tekrardan belirtiyorum. Döviz tarafında ise pozisyon almanın çok anlamlı olmadığını düşünüyorum güncelde. Ama en önemlisi bence bu yumurtaları tek sepete koymama durumu var ya, yani çeşitlendirme yapma ve riskleri doğru yönetme. Bence 2025 yılında buna odaklanmamız gerekiyor.
Çünkü duygu değişiminin, paradigma değişiminin yaşandığı bir yıl olacak. Dolayısıyla doğru konumlanmak ve sepetleri iyi çeşitlendirmek gerekiyor. Piyasaları etkileyen faktörleri her zaman iki ana başlıkla değerlendiriyorum. Birincisi makro gerçeklik.
Faizler, enflasyon, büyüme gibi ekonomik göstergeler. İkincisi ise siyasi gerçeklik. Demokratik özgürlükler, hukuk sistemi, piyasa düzenlemeleri. Borsa İstanbul tam olarak bu iki faktör arasına sıkışmış durumda.
Makro tarafta yavaş yavaş olumlu gelişmeler görürken halen siyasi belirsizlikler ve piyasa müdahaleleri olumsuz etki yaratıyor burada. Bu yılın en kritik sorusu şu. Para politikasını destekleyecek maliye politikaları ve yapısal reformlar ne zaman devreye girecek? Eğer yılın ikinci yarısında bu konuda olumlu adımlar atılırsa, piyasalar çok daha güçlü bir şekilde yukarı hareket edebilir.
O zamana kadar ise temkinliyimserlik en doğru yaklaşım gibi gözüküyor. Sonuç olarak faiz indirimleri sürecinde riski doğru yönetmek, çeşitlendirme yapmak ve serbest fonlar aracılığıyla profesyonel yönetimden faydalanmak belki de en akıllıca plan olabilir. Ama tabii ki sizin çok güvendiğiniz bir hisse yatırımı varsa da hazır şu an ucuzken orada da konumlanmak mantıklı olabilir. Ama tabii ki bunun için hem makro gerçekliğin hem siyasi gerçekliğin de aslında o hissenin yukarı yönlü hareketine desteklemesi lazım.
Unutmayın bunu. Umarım faiz indirimleri sürecinde nasıl konumlanmamız gerektiği konusunda size faydalı bilgiler verebilmişimdir. Özellikle borsada paradigma değişiminin olduğu böyle bir zamanda paramızı doğru varlıklarda tutmak her gün daha kritik bir konu haline geliyor. Bu podcastı da biraz bunun için kaydettim.
Hepinize bol kazançlı, risk yönetiminin doğru yapıldığı bir yatırım dönemi diliyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.