
2.080 kelime · ~10 dk okuma
Lehman Brothers ya Lehman Sisters olsaydı? IMF'in eski Avrupa Merkez Bankası'nın yeni başkanı Christine Lagarde'ın ortaya attığı bu soru kulağa basit bir cinsiyet eşitliği argümanı gibi gelebilir ama bilim insanları artık bu sorunun cevabının zannettiğimizden çok daha derin ve ilginç olduğunu söylüyor. Cevap hormonlarımızda gizli olabilir mi? Herkese merhaba ben Züleyha.
Midas Podcast'in bugünkü bölümünde sizlerle oldukça ilginç bir konuyu testosteron ve kortizol hormonlarının trader davranışları üzerindeki etkilerini konuşacağız. Hazırsanız başlayalım. Açıkçası bu bölüm için özellikle Kadınlar Günü'nü bekledim. Yani erkek egemen bir sektörde çalışan bir kadın olarak trading masalarındaki bu cinsiyet dengesizliğinin, piyasa riskleri üzerindeki şaşırtıcı etkilerini ve hormonların finansal kararlarda oynadığı rolü incelemek benim ilgimi çekiyor.
Cambridge ve Imperial College London'daki araştırmacıların çarpıcı bulguları var bu konuda. Piyasadaki dalgalanmaların beklenenden çok daha fazla biyolojik temellere dayandığını gösteriyor onların bulguları. Ve sonuçlar bazıları için rahatsız edici olabilir efendim, şimdiden uyarayım. Aslında yıllardır piyasalarda gözlemlediğimiz o irasyonel taşkınlık durumlarını, işte ani panik satışlarını veya böyle aşırı risk alma davranışlarını sadece psikolojik faktörlerle açıklamaya çalışıyorduk biz.
Ama son yıllarda bu yapılan çalışmalar bu davranışların sadece psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik hatta hormonal temellerinin olabileceğini de gösteriyor. Cambridge Üniversitesi'nden Profesör Joe Hebert'ın ve onun ekibinin yaptığı çalışmalar Bu konuda bence çığır açıcı sonuçlar ortaya koymuş durumda. Ve özellikle şunu da belirtmek istiyorum, ben bu konuyu sadece bilimsel bir merak olarak ele alıyorum. Herhangi bir cinsiyet üstünlüğü iddiasında bulunmak ya da ne bileyim böyle bir eşitlik kavgasına girmek gibi bir derdim yok benim.
Aksine merak ediyorum yani kadınların da en azından biraz daha fazla olduğu, belki oranların birbirine yakınsadığı bir dünya, bir yatırım dünyası nasıl olurdu? Ben bunu çok merak ediyorum. Öncelikle testosteron ve kortizol hormonlarının işlevlerini şöyle bir kısaca anlamamız gerekiyor bence. Çünkü orada bazı yanlış bilgiler var.
Doğru bilinen yanlış bilgiler. Testosteron geleneksel olarak erkek cinsiyet hormonu olarak tanınır, bilinir. Yani erkeklerde vardır zannedilir. Ama aslında hem erkeklerde hem de kadınlarda olan bir hormondur.
Bu hormonun alameti farikası risk toleransı ve rekabetçi davranışlarla doğrudan ilişkilendiriliyor oluşu. Kortizol ise vücudumuzun stres hormonu. Şayet fiziksel ya da psikolojik bir stres durumundaysak bu hormonu salgılarız ve bizi savaş ya da kaç tepkisine hazırlayan hormonu da budur. İşte bu iki hormonun finansal piyasalardaki rolü son yıllarda bilimsel araştırmalarında konusu haline geldi.
Cambridge University araştırmacıları Londra'nın finans merkezinde 17 profesyonel trader ile bir sağ çalışması yaptılar. Sabah testosteron seviyeleri yüksek olan traderların gün içinde daha yüksek karlar elde ettiğini gözlemlediler. Daha da ilginci, bir traderın 6 günlük kazanç serisi boyunca testosteron seviyelerinin %76'ı arttığı ve bu dönemde yaptığı işlem hacminin aylık ortalamanın 2 katına çıktığı kaydedilmiş. Baktığımızda cevap biraz şeydi mi?
Yani erkeklerin testosteron hormonu daha yüksek olduğuna göre o zaman erkekler daha mı başarılı? Zaten olması gerektiği gibi mi şu an piyasalar? Yani erkekler daha başarılı olduğu için mi? Daha çoklar gibi bir soru geliyor tabii ki akıllara.
Ama şunu fark ediyoruz, bu adeta bir kısır döngü yaratıyor aslında. Yani başarı testosteron seviyesini artırıyor. Artan testosteron daha fazla risk almayı teşvik ediyor. Bu da potansiyel olarak daha fazla kazanca yol açıyor.
Ta ki bir noktada aşırı güven ve risk büyük kayıplarla sonuçlanana kadar. Kortizol tarafına baktığımızda ise bulgular bir o kadar çarpıcı. 2008 mali krizi sırasında traderların kortizol seviyelerinde %68'lik bir artışı olmuş ve bu dönemde piyasa likiddesinin belirgin şekilde azaldığı gözlemlenmiş. Imperial College London'dan Dr.
Ed Roberts'ın öncülük ettiği bir laboratuvar çalışmasında kortizol seviyeleri yapay olarak artırılan katılımcıların riskli varlıklara daha fazla yatırım yaptığı tespit edilmiş. Fakat ilginç bir paradoks da var burada. Kısa süreli kortizol artışları risk almayı teşvik ederken uzun süreli artışlar tam tersine etki yaratmış ve riskten kaçınma davranışlarını tetikleyebilmiş. Şimdi bu bilgileri biraz daha derinleştirelim.
Scientific Reports dergisinde yayınlanan bir çalışmada araştırmacılar trading ortamını laboratuvarda simüle etmişler. 142 gönüllü, bunların içinde hem erkek var hem de kadın var, bir varlık alım-satım oyununda kendi aralarında işlem yapmışlar. Araştırmacılar bir deneyde gönüllülerin doğal hormon seviyelerini ölçmüş, diğerinde ise bu seviyeleri yapay olarak yükseltmişler. Hormonlardan herhangi birinin dozajı verildiğinde, gönüllüler riski varlıklara daha fazla yatırım yapmaya başlamışlar.
Bu çalışmanın en çarpıcı bulgularından biri şu, kortizol seviyeleri yüksek olan katılımcıların daha fazla risk alma eğiliminde olması ve gruptaki yüksek kortizol seviyelerinin fiyat istikrarsızlığıyla ilişkilendirilmesi. Takip eden bir deneyde 75 genç erkeğe oyunu oynamadan önce ya kortizol, ya testosteron, ya da plasoba verilmiş. Her iki hormon da yatırımı daha riskli varlıklara kaydırmış. Bunu görmüşler.
Kortizol, gönüllülerin riskli varlıkları olan tercihini doğrudan etkilerken, testosteron, geleceğe yönelik fiyat değişimleri konusunda imserliği artırmış gibi gözüküyor. Şimdi bu noktada belki de en ilginç soru şu. Peki ya kadınlar? Yani şimdi kadınların testosteron hormonu daha azsa ki genelde daha az tabii ki o zaman kadınlar başarısız mı oluyor?
Ya da işte başarısız olmaya mahkum mu? Bu tarz sorular geliyor akıllara. Hormonal farklılıklar kadın ve erkek traderlar arasında nasıl performans ve risk tercihi farklılıkları yaratıyor. Bunu anlamak bence çok mühim.
Leicester Üniversitesi'nden Subir Bose, Daniel Ledley ve Westminster Üniversitesi'nden de Cindy'nin yaptığı bir araştırma bu konuda çok ilginç bulgular ortaya koyuyor. Günümüzde trading masalarının yaklaşık %95'i erkek traderlardan oluşurken kadın trader oranı sadece %5 civarındaymış. Evet teşekkürler. Bu bildiğimiz bir bilgiydi.
Peki bu oranı değiştirmenin piyasa dinamikleri üzerinde nasıl bir etkisi olurdu? Bunu anlamaya çalışmışlar. Bu kritik bir bilgi bence. Şaşırtıcı bir şekilde kadın trader oranının artması günlük volatiliteyi yani o hareketliliği artırıyor.
%95 erkek kompozisyonunda volatilite %0,105 iken %50-50'lik böyle dengeli bir kompozisyon oluşturulduğunda oran %0,125'e çıkıyor. Ama asıl ilginç olan şu sistemik risk ve piyasa çöküşü olasılığı azalıyor. Yani günlük dalgalanmalar artsa da büyük çaplı krizlerin olasılığı düşüyor. Bu finansal düzenleyiciler için son derece önemli bir bulgu bence.
Gerçekten de Lehman Brothers yerine Lehman Sisters olsaydı belki de bir şeyler değişebilirdi gibi gözüküyor. Performans açısından baktığımızda bence işler biraz daha değişiyor. İlginç bir tablo var burada. Yani kadın traderlar ortalamada daha istikrarlı bir performans gösterirken en yüksek ve en düşük getiriler genelde erkek traderlara ait oluyor.
Yani erkek traderların sonuçları çok daha geniş bir dağılım gösteriyor. İşte bu durum bence mevcut finansal sistemin neden erkek egemen yapıyı sürdürdüğünün de bir açıklaması. Çünkü finansal kurumların bonus sistemleri genelde yıldız traderları seçerler yani ve onları ödüllendirirler haliyle. Erkek traderların daha riskli pozisyonlar alması ve tabi testosteron etkisiyle kazanç dönemlerinde risk iştahlarını da arttırması bazılarının olağanüstü performans göstermesinden yol açabiliyor.
Bu da bir kısır döngü yaratıyor. Yani ne oluyor? Riskli trading, yüksek bonus potansiyeli, erkek traderların tercih edilmesi ve tabii daha riskli trading. Yani böyle bir döngü oluşuyor.
Bu açıdan bakıldığında finans kurumlarının neden değişime dirençli olduğunu anlamak daha kolay. Ama bu yaklaşım uzun vadede de işte az önce söylediğim gibi sistemik riski artırıyor ve potansiyel olarak daha büyük finansal krizlere zemin hazırlıyor olabilir. Aslında biz yatırımcılar olarak da bu bilgileri kullanabiliriz. Yani öncelikle kendi hormonal durumumuzun yatırım kararlarımızı nasıl etkileyebileceğinin farkında olmak bence önemli.
Yani özellikle stresli piyasa koşullarında veya işte bir kazanç serisi yakaladığımızda hormonlarımızın rasyonel kararlarımızı etkileme potansiyeli olduğunu bilmek bizi aşırı risk almaktan da korur. Şu an kortizol hormonumun seviyesini bilmiyorum ama yani düşündüğümde herhangi böyle bir stres baskı durumunda kaçmak yerine savaşmayı tercih edenlerdenim. Herhangi bir düşüş durumunda da piyasalarda bir hisse senedinin çok ciddi düşmesi durumunda da onu toplayarak gidenlerdenim. O düşen bıçağı tutayım nasılsa yükselecek.
Küresel piyasalar yukarı yönlüdür. Şayet o hisseye de ya da o varlığa da güveniyorsam hep böyle bir tutumum oluyor. Belki de bu benim kortizol seviyemle alakalı bir şeydir. Buna bir baktırmam gerekecek artık bu podcast sonrasında.
University of Alaska'da yapılan bir deneyde kortisol seviyeleri yüksek olan katılımcıların zarar eden pozisyonları %23 daha uzun süre tuttukları ölçülmüş. Yani bu disposition etkisi dediğimiz kazançları erken satıp zararları tutma eğiliminin hormonal bir temeli olabileceğinin de bir kanıtı işte. Eğer uzun süre zararla oturduğunuz bir pozisyonunuz var ise belki de bunu sadece psikolojik değil az önce de dediğim gibi aynı zamanda biyolojik faktörlerle de yapıyor olabilirsiniz. Peki tüm bu bilgiler ışığında finans kurumları ve düzenleyici otoriteler ne yapmalı?
Bu araştırmaların tabi yapıldığı süreçte traderların çalışma ortamlarının da gözden geçirilmesi vs. bir tartışma konusu oldu. Yani aşırı rekabetçi ortamların uzun vadede kortizol seviyelerini kronik olarak yükselttiği ortaya konuldu ve tabi ki rasyonel karar alma yetisinde bozduğu düşünülüyor. Yani bu bizim gibi bireysel yatırımcılar için belki çok kritik gibi gözükmüyor olabilir ama büyük dev hedge fondları için düşünün, çok büyük işlemler açıyorlar ve hormonlarından etkilenen bir traderı çalıştırmak istemeyebilirler.
Ya da bir traderken o kadar baskılı bir ortamda çalışmak istemeyebilirsiniz. Esnek çalışma saatleri, mindfulness eğitimleri, fiziksel aktivite teşvikleri gibi uygulamaların hormon dengesini korumada etkili olabileceği düşünülüyor. Yani belki mesela BOFA'nın analistleri daha iyi bir ortamda trade etseler böyle sert hareketler yapmayabilirler. Yani bilmiyoruz, olabilir.
Yani sakin deniz kenarı bir ortamda, dalga sesleri eşliğinde daha rasyonel bir trader olabilir misiniz? Şu an araştırmalar bunu gösteriyor. Neyse konumuza dönelim. Bazı araştırmacılar daha da ileri gitmiş bence bu konuda.
Traderların sabah hormon seviyelerinin izlenmesinin risk sınırlamalarını belirlemede kullanabileceğini düşünmüşler. Yani sabahları ofise giriyorsunuz, hormonlarınız ölçülüyor. Eğer o gün hormonlar çok yüksekse ve rasyonel olamayacaksanız, sizin riskleriniz de sınırlandırılıyor şirket tarafından. Daha neler gibi bir durum var.
Bana çok uç geldi. Ama böyle öneriler de okudum. Asıl önemli olan bence hem kurumsal hem de bireysel düzeyde finansal kararların sadece rasyonel değil, aynı zamanda biyolojik etkenlerden de etkilendiğini kabul etmek. Tamamen bu.
Yani bu podcast'in konusu da bu. Yani işte yok insanların hormonlarını ölçelim, yok ortamını güzelleştirmek bence çok pozitif ama hormon testi yapıp ona göre sınırlamalar falan bana çok uç geldi. Beni daha çok streslendirirdi mesela böyle bir durum bilmiyorum. Ama mesela kendi adıma hormonal etkilerinin olabileceğini düşünmek ya da işte bu etkileri gözlemlemek, karar alırken de ya bundan dolayı böyle davranıyor olabilirim hissini bana verecek.
Keynes'in Animal Surprise dediği hayvansal güdüler olarak adlandırdığı ve Alan Greenspan ile raportajcıların da irasyonel taşkınlık olarak tanımladığı piyasa davranışlarının hormonal temellerini bence artık daha iyi anlıyoruz. Tüm bu hormonal etkileri Darwinistal ekonominin finans piyasalarına yansımasıyla birlikte düşündüğümüzde daha geniş bir çerçevede görebiliyoruz bence konuyu. Bir şirketin beklentilerinin üzerinde kar açıklamasına rağmen ciddi bir satış görmesi mesela. Geçenlerde Nvidia çok iyi bir bilanço açıkladı sonra sattılar listeyi.
Yani takip eden süreçte tabii ki Nvidia ile ilgili negatif konularda olduğu için ciddi satışlar da geldi sonrasında ama bilanço sonrası niye sattılar ki? Çünkü çok iyiydi bilanço mesela baktığımızda. Ama piyasanın tepkisini, duygusunu o anda ölçmek bazen zor olabiliyor. Bizim için de çok zor oluyor bu arada.
Mesela haberi al, gerçeği sat prensibi vardır bizim sektörde. Yani bu durumun hormonal bir açıklaması bence olabilir. İyi haber traderlarda testosteron artışına neden olur. Bu da risk iştahını ve iyimserliği yükseltir.
Ama haber fiyatlandıktan sonra hormon seviyelerindeki düşüş ve belki de kar realizasyonları için artan kortizol satış baskısını yaratır. Bence böyle bir akış olabilir bu konunun mesela. Benzer şekilde yaşadığımız piyasa paniklerini de bu çerçevede yorumlayabiliriz. Mesela yakın zamanda Borsa İstanbul'da bir araştırma yapılmış.
Yatırımcıların karar verme süreçlerinde aşırı güven, kayıptan kaçınma ve risk algısı bu tip davranışsal faktörlerin belirleyici olduğu ortaya konulmuş. Endeksin keskin düşüşe geçtiği günlerde bu faktörlerin etkisiyle tüm katılımcıların cortisol seviyeleri eş zamanlı olarak yükselmiş. Kısa vadede bu, bazı traderları daha fazla risk almaya itebilirken düşüş sürdükçe kronik yüksek kortisol tam tersi bir etki yaratarak toplu satışlara da dönüşebilmiş. Davranışsal ekonominin öncülerinden Richard Taylor'ın zihinsel muhasebe kavramı da bu hormonal çerçevede yeniden değerlendirilebilecek bir kavram bence.
Detayı şu, insanların farklı finansal kararları ayrı zihinsel hesaplamalarla tutmaları. Belki de farklı kararların farklı hormonal tepkiler yaratmasıyla ilgili aslında. Portföyümüzün bir kısmındaki kaybın yarattığı kortisol artışı diğer kısımlardaki kararlarımızı da etkileyebilir. Ama biz bunları bilinçli olarak bağlantılandırmıyoruz aslında.
Yani araştırmalar ilginç şekilde bizdeki yatırımcıların mesela sanılanın aksine sürü davranışından daha az etkilendiğini gösteriyor. Bu da bireysel hormon dinamiklerimizin kolektif paniğe rağmen belirleyici olabileceğini düşündürüyor aslında. Günlük işlemlerinizde de şunu fark etmişsinizdir, bazen bir hisseyi satıp kar aldıktan hemen sonra başka bir pozisyona çok daha cesur girersiniz. Çünkü bir kar almışsınız zaten, o günün bir getirisi var.
Bu kazanan etkisi dediğimiz bir konu ve bence testosteron artışının da bir sonucu olabilir bu durum. veya bir kayıptan sonra zararı telafi etme dürtüsüyle daha riskli pozisyonlar alabiliyor olabilirsiniz. Bu da kortizolün savaş ya da kaç tepkisinin bir yansıması. Yani piyasadaki gerçek düşmanımız belki de kendimiz.
Daha doğrusu kendi biyolojik tepkilerimiz. Sonuçta en iyi strateji kendi hormonal ve psikolojik durumumuzu fark edip bunları yatırım kararlarımızdan izole etmeyi öğrenmek. Borsada başarılı olmanın sırrı piyasaları anlamaktan önce kendimizi anlamaktan geçiyor. Kadınlar gün yaklaşırken finansal piyasalardaki bu cinsiyet dengesinin sadece eşitlik değil, aynı zamanda piyasa sağlığı için de çok önemli olduğunu hatırlatayım.
Yani bu konu aslında biraz da bunun hatırlatması olsun. Testosteron ve kortizol dengesinin sağlanması belki de daha istikrardı, daha öngörülebilir ve herkes için çok daha kazançlı piyasalar sağlayabilir. Hormonların esiri olmayan, duygularının bilincinde olan ve mantığını bunların üzerine inşa eden yatırımcılar her zaman bir adım önde olacaktır. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.