
7.243 kelime · ~36 dk okuma
Herkese merhabalar. Finansal Özgürlük Kulübü'nün yeni bir bölümüne hoş geldiniz. Ben borsada bir başında ve karşımda her zaman olduğu gibi bay tutumlu var elbette. Nasılsın abi, iyi misin?
Öncelikle bir senin halini hatırını sorarak başlayalım. Merhabalar. İyiyim ben de, bir sıkıntı yok çok şükür. Sen nasılsın, iyi misin?
İyiyim ben de, çok teşekkür ederim. Bugün yine konumuz aslında yoğun ancak ondan önce yine güncel meselelerden de birazcık her zaman bahsettiğimiz için bir ufak oralardan giriş yapalım istersen. Ve benim dikkatimi çeken en önemli meselelerden bir tanesi Avrupa tarafı özellikle oldu. Bu bizim iki haftalık boşluğumuzda.
Onun dışında bir başka konu daha var ama istersen şeyle, biraz Avrupa ve Amerika ile başlayalım. Yılın başlangıcı olarak hisse senedi piyasaları bakımından şu anda Avrupa ciddi bir alfa yaratmış durumda. Herkes Amerika tarafında bizim Türkiye'deki yatırımcıların büyük bir çoğunu tabii pozisyon alıyor. Avrupa'da çok fazla alamıyoruz zaten pozisyon.
Aslında şey var yani alabiliyorsun yani New York borsasında da listelenen Avrupa şirketleri ve zaten Midas'tan ulaşabiliyorsun bunlara. Bence değerlendirilebilir bazı özellikle de değerleme bakımından çok çok uygun görünen bazı şirketler var. Ve şu anda da yılbaşından beri yaklaşık %15 civarı Euro 50 endeksine baktığımız zaman Avrupa'nın en değerli 50 şirketine çok ciddi bir yükseliş söz konusu. Zaten Türkiye ile kıyaslayınca da inanılmaz bir fark ortaya çıkıyor.
Bilmiyorum sen bu konularda şu anda Avrupa ile ilgili veya Amerika ile ilgili ne düşünüyorsun yatırımlarında? Zaten Amerika tarafında yatırım yapıyorsun ama Zaten bugün birazcık coğrafi arbitracılardan da konuşacağız esas konu olarak. Coğrafi olarak durumu nasıl değerlendiriyorsun şu anda yılın başlangıcı olarak? Yani açıkçası Avrupa İste senetleri Amerika piyasalarına kıyasla uzun süredir zaten çok düşük fiyat kazanç oranına sahiplerdi.
Yani derin bir iskontoları vardı. Özellikle bu son bir yıl içerisinde bu iskontu iyice artmıştı. Euro 50 endeksinden bahsettin. Yani Euro 50 endeksinin fk'sı 15-16 civarında şu anda.
S&P 500'ünkü ise 25'ler falan çıktı. Yani daha da yüksek olabilir. Şimdi bu derin bir iskontoya işaret ediyor. Burada sıkıntı şuydu.
Yani Amerika hisse senetleri, Avrupa borsaları genellikle böyle ağır sanayi üzerine kuruluydu. Ağır sanayi ve ilaç birazcık da. Yani büyük şirketleri bu tarz şirketlerden oluşuyordu, büyük hisseler. Şimdi yakın zamanda Avrupa'da teknoloji konusunda atılımlar yapmaya başladı.
Bu da birazcık hani yatırımcı ilgisinin artmasına sebep oldu. Yani 2025 yılında seni de bahsettiğim gibi yani Euro 50 endeksi güzel bir performans gösterdi. Bu birazcık da artık bence hafif 2024'te geri kalmasını toparlıyor gibi düşünüyorum açıkçası. Tabii şirketkarlarında iyileşme bekleniyor.
Yani özellikle bankacılık ve lüks tüketim. Sen de bu konuda bayağı yatırımların var lüks tüketimde. Yani bunlar güçlü performanslarıyla öne çıkıyorlar. Bir de Ben birazcık şeye bağlıyorum bu olayı, Merkez Bankası politikalarına bağlıyorum.
Yani ECB son dönemde Fed'in baya önünde gidiyor faiz indirimleri konusunda. Zaten şeyden sonra, Lagarde'ın bir açıklaması vardı, biz piyasaları yeterince destekleyeceğiz gerektiği zaman her şeyi yapmaya hazırız gibi bir açıklaması vardı yanlış hatırlamıyorsam. 2-3 hafta önce yaptı bu açıklamayı. Ondan sonra zaten aslında birazcık olanlar oldu diyebiliriz.
Aynen öyle. Yani Amerika Merkez Bankası'nın biraz daha önünde gidiyor ECB. Ondan dolayı piyasalarda daha fazla likidite beklentisi işsiz seneli piyasalarını destekliyor. Yani faiz düşerse işsiz seneli değerlemeleri artıyor.
Bu standart bir denklem zaten. Bir de son olarak ben jeopolitik gelişmelerin de bunda etkili olduğunu biraz düşünüyorum açıkçası. Yani Trump son zamanlarda Ukrayna'da işte olası bir ateşkes sinyalleri vermeye başladı. İşte riyapolitik riskler azalırsa da özellikle Doğu Avrupa piyasaları, genel olarak Avrupa piyasaları Bence güzel performans göstermeye kadar 2025'te.
Tabii burada sıkıntı Trump'ın Avrupa'ya yönelik bir ek gümrük vergisi tehdidi var sürekli. Bunu yapıyor zaten. Bu tür belirsizlikler işte bence dalgalanmaya ulaşacaktır ama 2025'te ben Avrupa piyasalarından birazcık daha en azından bu iskontoyu daraltmasını bekliyorum. Bilmiyorum, sen ne düşünüyorsun? Genel olarak ne düşünüyorsun?
Mesela benim fikrim, biraz önce sen de bahsettin. Teknoloji, inovasyon konusunda Avrupa çok geride kaldığını zaten hepimiz biliyoruz. Uzun süredir konuşulan bir konu ve Avrupa'nın hasta adamı acaba kim? Almanya mı, Fransa mı?
Tartışmaları da var. Almanya diyebiliriz, Fransa diyebiliriz belki. Ama bir artık tökezleyen, Hatta ben mesela kişisel olarak benim fikrim şu, çok daha uzun vadelerde Euro bölgesinin yani böyle uçuk kaçık bir fikir olarak görünebilir ama dağılabileceğini bile düşünüyorum açıkçası ben. Bence uçuk bir fikir değil, normal bir fikir.
Yani ben katılıyorum senin söylediğine. Şimdi kısa vadede bu iskontoyu daraltmasını bekliyorum. Çünkü bu ilk iskonto çok fazlaydı. Ama uzun vadede şey beklemiyorum yani, Avrupa'dan böyle bir mükemmel bir atılım, teknoloji şirketlerinin ön plana çıkması, yani milyar dolar, trilyon dolarlık değerlemelere ulaşmasını falan beklemiyorum.
Yine Avrupa böyle ağır sanayiden devam edecektir diye düşünüyorum ben açıkçası. Yani senin fikirlerine katılıyorum. Birkaç tane şirketin trilyon dolar piyasa değerlerine geçeceğini düşünüyorum Avrupa'dan açıkçası. Sağlık şirketleri olabilir belki.
Evet, birkaç tane de teknoloji şirketi de var. Son zamanlarda hatta Nvidia orada bir Alman şirketi satın aldı. Satın almadı pardon, bir yatırım yaptı galiba. Yanlış hatırlamıyorsam.
Ama dediğin çok doğru. Yani buradan belki Avrupa'nın geri dönüşü çok çok zor olabilir fakat bence bu aradan güzel fırsatlar da yakalayabiliriz diye düşünüyorum. En azından portföyü birazcık daha coğrafya olarak dağıtabilmek adına Amerika piyasaları tabii ki çok önemli ama bir ayrışma yaratabilmek adına bence tercih edilebilecek önemli seçenekler olduğunu söyleyebiliriz. Buradan da konuyu istersen yine Avrupa'dan devam edelim şeye bağlayalım yani Londra'ya geçmek istiyorum.
Orada da zaten yine konumuzla ilgili bu sefer biraz altın piyasasını hızlıca istersen son konuşalım sonra da şeye girelim. Son zamanlarda ne kadar takip ettin bilmiyorum ama Londra'daki altın kasalarının özellikle de bu kuruluşların genel olarak kendi elinde tuttuğu altınları bir sertifik olarak alıp Londra kasalarında sakladıkları yerden geri çekmeye başladığını gördük yavaş yavaş. Bu yılın başından beri böyle bir trend var yani Zaten şeyden de görebiliyorsunuz bunu. Kendi bir data siteleri var.
Stok Kasa Endeksi diye bir siteleri var. Türkçeye böyle biraz şey çevirdim. Gatlarca çevirdim sitenin ismini ama oradan takip edebiliyorsunuz verileri. Çok ciddi bir düşüş var stok bakımından.
Sen bilmiyorum bu konuda ne düşünüyorsun? Yani insanlar neden şu anda altınlarını fiziki olarak sertifika yerine ellerini alıp teslim almak istiyorlar? Bu bize ne anlatıyor? Ben burada Reuters'ın haberini görmüştüm.
Burada şey diyor yani Amerika Başkanı Trump'ın aslında burada bir etkisi var. Yani işte Avrupa'dan gelen kıymetli metallere olası bir tarife koyabilir mi koyamaz mı gibi bir beklenti vardı. Bundan dolayı anlattığım kadarıyla bu spekülasyonların başlangıç noktası burası. İşte yatırımcılar bu altın ithalatından ekstra bir gümrük vergisi uygulandığında bundan dolayı yatırımcılar altınlarını Londra'dan New York'a taşımak istiyorlarmış.
Burada tabii Londra'daki mevcut altın stokları azaldı. Yani bu da doğal olarak teslimatların uzamasına sebep oldu. Normalde bildiğim kadarıyla yaklaşık 1 hafta 10 gün içerisinde teslim etmeleri gerekiyor. Bu fiziki altın istediği zaman, sertifikaların talep ettiği zaman evet.
Bu günümüz şartlarında 6-8 haftaya kadar uzamış durumda. Hatta belki daha da uzayacak yani. Bunun sebebi... Sen peki bir saniye araya girmek istiyorum.
Sen bu uzamazsın. Şöyle yani bu iş yükü sıkışıklığı mı yoksa bir likidide darlığından mı kaynaklanıyor? Yani hani ya çok yoğunuz artık hani iş hani herkes altın istiyor kardeşim biz nasıl yetişelim hepinize işte sıraya koyduk falan hani araba hani bekliyoruz ya biz yurt dışından gemiden gelsin diye öyle bir sıraya girilir ya o öyle bir hani iş yükü sırası mı bu yoksa gerçekten bir likidide krizi mi var ortada? Ne düşünüyorsun yani?
Burada benim söylediğim her şey spekülasyon olur. Ben likidate sıkışıklığı olduğunu düşünüyorum açıkçası. Sadece IŞQ değil. Burada çeşitli spekülasyonlar var.
Acaba o kadar altın yok mu orada? Ya da başka yerden borç alıp mı veriyor? Böyle çeşitli şeyler var. Komplo teorileri var.
Ama sadece iş yükünden dolayı bu kadar uzaması bana mantıklı gelmiyor açıkçası. Yani bir haftalık bir teslimat süresi, hani ne olur maksimum iki haftaya uzar. Bunun sekiz hafta, on haftaya uzaması, hani birazcık da işin içinde açıkçası farklı kokular var diye düşünüyorum. Yani burada bence dikkate alınması gereken bir sıkıntı var.
Bence. Sen ne düşünüyorsun? Ben kesinlikle öyle düşünüyorum. Hatta daha önce bu haberi araştırabilirler dinleyicilerde.
Yanlış hatırlamıyorsam JP Morgan'ın yine Londra'da genellikle zaten bu tip değerli metaller saklanıyor. Hangi metaldi hatırlamıyorum. Yani altın değildi yalnız. Gümüş de değildi.
Başka bir değerli bir metal. Londra'da bir konteyner kasa yani bir kasada sakladıkları değerli metalleri o tabii ki bilançosunu da şey olarak gösteriyor. Metalinin de şu an ismini hatırlayamadım. O yüzden söylemiyorum ama bu haberi araştırırlarsa bulabilirler.
Yaklaşık 3-4 yıl önce gerçekleşti bu olay. ve bu metali geri almak istiyor, Amerika'ya çekmek istiyor JP Morgan. Gidiyorlar, kasayı açıyorlar, bir bakıyorlar içinde sadece taş var. Sadece taş, bildiğimiz doğal taş var içinde.
Yani altınla ilgili tabii ki bu kadar uçuk bir şey söylemek istemiyorum ama Ben bu sertifikaların zaten bu konu çok uzun süredir konuşulan bir konu yani sadece şu an gündeme gelmiş durumda ama çok çok uzun yıllardır söylenen bir söylenti olarak yani bu sertifikaların birebir karşılığı olup olmadığının biraz sorgulanması gerekiyor. Zaten piyasayı bence hareketlendiren söylenti de bu oldu. Bir noktada hani bir bank run'ın başlangıcı gibi bir şeye dönüştü bu. Aynı nasıl bankalara gidip işte likidati krizinde insanlar paralarını almak için hücum ediyorsa şu anda ben aynı şekilde Londra'ya fiziki altınlarını teslim almak için hücum ettiklerini düşünüyorum açıkçası.
Tabi dediğim gibi Trump'ın bu Avrupa'ya uygulayacağı ek tarifelerinde bir miktar bu tetikleyici olarak bir katalizör etkisi buna yarattığını düşünüyorum. esas sebebin o JP Morgan'ın başına geldiği şeyin kendi başlarına gelmemesi gibi bir şey olarak düşünüyorum. Bu senin söylediğin çok ciddi bir noktaya gider yani olay. Altın fiyatları hani birkaç katına çıkabilir öyle bir şey olursa yani bence.
Evet ya bu olur mu bilmiyorum yani bu sadece kişisel bir benim düşüncem ama temelde şu an içinde söylemiyorum bunu yani bunu son 20 yıldır altın ETF'lerinin orta çıkışından itibaren alırsak birebir sertifikalandırılmadığını düşünüyorum diyeyim daha doğrusu uzun vade için. Yavaş yavaş geçelim konumuza istersen. Evet, bugün biraz farklı bir konudan bahsedeceğiz. Yani aslında hep böyle finansal bağımsızlık ve tasarruf, yatırım üzerine konular konuşuyoruz.
Bugün birazcık neyden bahsedeceğiz? Dijital göçebelikten bahsedeceğiz. Dijital göçebelik ve finansal bağımsızlığın birbiriyle olan ilişkisinden konuşacağız. Yani hepimizin içinde ya da birçoğumuzun içinde diyelim, zamanım ve mekanım benim olsun.
İstediğim yerden çalışayım. İşte dünyanın her yerinde ofisim olsun diyen bir ses vardır muhakkak. Bu bazen çok yoğun bir iş gününün ardından ya da bazen trafikte sıkışıp kaldığımız zaman işe giderken, bazen ise işte pazar günü akşamları daha çok ortaya çıkıyor. Du bende mesela maaşlı çalışırken.
Pazartesi sabahı işe gider. Pazartesi sabah işe giderken evet yani gerçekten o zaman da çok ortaya çıkabiliyor. Bugün teknolojinin geldiği noktada internet her yerde var. En geri kalmış ülkede bile internet var.
Online işler ve uzaktan çalışma imkanları çok fazla arttı. Fiziksel ofis sınırlarının artık dışına çıktık ve yeni ufuklara yelken açabiliyor çoğu kişi. Tabii yani insanlar bu seyahatleri yapmak istiyor ama bunun finansmanının sürdürülebilir olması gerekiyor. Yani sürekli olarak gezemezsin.
Sonuçta bir çalışman gereken belli bir zaman var. Bu da devreye finansal özgürlük ve FIRE dediğimiz Financial Independence Retire Early kavramını ortaya çıkartıyor. Bu dijital göçebelikle finansal özgürlüğü nasıl birbirine bağlayabiliriz? Bugün ondan bahsedeceğiz birazcık aslında.
Öncelikle dijital göçebe nedir? Yani nereye gider? Kimdir? Bundan bahsedelim.
Yani fiziksel olarak bir yerde bulunma zorunluluğu yok bu dijital göçebenin. İşini tamamen internet üzerinden halledebiliyor. İstediği yerden çalışabiliyor. Bununla alakalı hangi meslekler olabilir?
Mesela yazılımcı, grafik tasarımcı, dijital pazarlama, çevirmenlik olabilir ya da online koçluk olabilir. Önemli olan kazancının bir kısmının veya tamamının internete bağlı olması. Yani dijital göçebe hayatı getirileri de var götürüleri de var bence. En büyük getirisi çeşitlilik.
Yani sürekli böyle farklı kültürleri tanıyorsun, farklı ortamlardan besleniyorsun, yeni arkadaşlıklar kuruyorsun. Bunların hepsi bir avantaj. Dezavantajları neler? Sürekli plan yapmak zorundasın ya da yabancı bir ülkedesin, yalnızlık hissetme ihtimalin var, düzenli bir sosyal çevren yok, sürekli insanlar değişiyor etrafındaki.
Bunun dışında resmi işlemlerde sıkıntılar yaşayabiliyorsun. Bunların hepsinden bugün bahsedeceğiz. Burada sözü sana bırakayım. Sence dijital göçebelik günümüz çağında ne kadar mantıklı?
ya da yaygınlaşması için sence neler yapılabilir? Zaten çok uzun yıllardır devam eden bir trend olduğunu düşünüyorum ben bunu. En azından kendim hatırladığım kadarıyla herhalde 2010'lardan sonra, o civarlardan sonra bu kavram daha da çok sık kullanılmaya başladı ya da ben o sıralarda önüme düşmeye başladı. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde, bundan 15 yıl önce de aslında dediğim gibi bu başlamıştı ama daha da rahat bir şekilde, artık iletişim ağlarımızın da tamamen genişlemesiyle birlikte, çok rahat, uzaktan çalışma seçeneğiyle insanlar... Tabi bu şey kısmı,
işin dijital göçebelik kısmı. Bir de tabi işin şey kısmı var, finansal bağımsız olarak dijital bir göçebe olarak yaşama kısmı var. Bu ikisi biraz ayrışıyor burada ikisi. Birinde yine aynı şekilde çalışmaya devam ediyorsunuz ancak bir coğrafi arbitraj yapabiliyorsunuz.
Biraz önce seni söylediğim gibi FIRE'da da yine bir coğrafi değişim, dönüşüm veya bir seyahat imkanı var. Belirli bir konuma bağlı olmama imkanı var. Ama onda da bu sefer kendi giderlerinizi sermayenizden, birikimlerinizden karşıladınız. İşte bizim yaptığımız bir yöntem.
Biz de bilmiyorum dijital göçebe değiliz aslında biz ama biz yerel göçebeler olabiliriz belki sadece. Şey de çok önemli bence burada. 3 tane o kriter var zaten insanların bu özgürlükleriyle ilgili. 1- Zamanımızın sahibi olmak, zamanımızın efendisi olmak.
Bu demek daha çok benim hoşuma gidiyor. Zaman özgürlüğü. 2- İşte konum bazında bir özgürlük sahibi olabilmek. Ve 3.sü de finansal açıdan bir özgürlük sahibi olmak.
Şimdi bu finansal açıdan özgür olmak en son Zaten gerçekleşen şey. Zaman özgürlüğünüzü veya mekan ve konum özgürlüğünüzü ondan önce elde edebilirsiniz finansal özgür olmadan, finansal bağımsızlık kazanmadan. Aşama aşama olduğunu düşünüyorum. Tabii bu herkes için geçerli olabilir mi?
Emin değilim. Yani herkes... Çünkü... Ya belki sektörünü değiştirmek zorunda olabilir, ya yaptığı işi tamamen unutup başka yeni bir şey öğrenmek zorunda olabilir ama ben çok keyifli bir yöntem olduğunu düşünüyorum dijital göçeberliğin.
Yani biz değiliz dijital göçebe diye düşünüyorum ama senin fikirlerin de tabii önemli. Yani açıkçası ben dijital göçebi olmak isterdim, özellikle 20'li yaşlarımdayken. Çünkü zaman ve mekan özgürlüğünden bahsettin sen. Ben çalışma hayatımın başlarında hep bir işverene bağlı olarak çalıştım.
Bir işverene bağlı olarak çalıştığın zaman ne zaman özgürlüğün oluyor, ne mekan özgürlüğün oluyor. Yani bir maaşla işte sabah 8'den akşam 5-6'ya kadar çalışmak zorundasın. Mali özgürlüğün de yok. Henüz zaten çalışma hayatının başındasın.
Yani hiçbir özgürlüğün yok. Zaman özgürlüğü en azından kendi işini yaptığın zaman yani ya da freelance çalıştığın zaman bence zaman özgürlüğü paranın kendisinden bile daha önemli. Yani mali özgürlükten bile bir tık daha önemli bence. En azından hayatın başlarında.
Yani çünkü günün sonunda yaptığın, kullandığın ya da boşa harcadığın en büyük sermaye zaman. Yani bir şeyleri erteleyebilirsin, yeniden para kazanabilirsin belli bir zaman sonra. Ama geçen zamanı asla geri getiremiyorsun. Bu yüzden bence zaman özgürlüğü en önemli özgürlük tipi.
İkincisi mekan özgürlüğünden bahsettim. Burada tabii mekan özgürlüğüne sahip olmak için her zaman kendi işini yapman gerekmiyor. Mesela bir şirkete bağlı olarak çalışıyor olabilirsin ama uzaktan çalışma imkanın olabilir. Bu da seni fiziki bir ofise ya da lokasyona bağlı kılmıyor.
Yani dilediğin yerden çalışabiliyorsun. Bu kimi zaman işte bir sahil kasabası olabilir, kimi zamansa istersen dünyanın öbür ucuna, Tokyo'ya gidebilirsin ve oradan çalışabilirsin. Vejital göçebeler bu iki özgürlükten birine veya her ikisine birden sahip olabiliyorlar. Bir şirket için maaşlı olarak çalışıyorsan mekan özgürlüğün var, zaman özgürlüğün kısmen var ya da yok.
Freelance çalışırken ise hem mekan hem zaman özgürlüğün var. O zaman da birazcık mali özgürlüğünüz kısıtlanabiliyor çünkü freelance çalışırken istediğin her işi alamayabiliyorsun ya da işlerin bittiği zaman yeni iş alamayabiliyorsun. Onun da öyle dezavantajları var. Üçüncü tip özgürlükten bahsettiğin özgürlük mali özgürlük ise yani finansal özgürlük ise Bunların hepsini bir araya kapsıyor.
Yani maddi kaygıların minimumda, istediğin işi seçme hakkı, belki komple çalışma zorunluluğunu ortadan kaldırabiliyorsun. Burada işte finansal bağımsızlık ya da finansal özgürlük birden farklı kola ayrılıyor. Tek bir ifadesi yok aslında bunun. Burada ben daha önceden sosyal medyadan ya da blogdan da paylaşmıştım.
Hani çeşitli fire tipleri var demiştim. İşte lean fire olsun, cost fire, barista fire gibi. Birçok isim altında bunların finansal özgürlüğü ayırabiliyorsun aslında. Yani tamamen finansal bağımsızlığa ulaştım, artık hiç çalışma ihtiyacım yok deme noktasını olmayabilirsin istersen.
Bir miktar birikimin vardır, kendine yetecek kadar. Birkaç yıl harcamana yetecek kadar birikimin vardır. Ben şirket değiştirmek istiyorum ya da sektör değiştirmek istiyorum diyebilirsin. Sektör değiştirirken de uzaktan çalışan bir işe geçersin ve dünyanın her tarafında çalışma imkanın olabilir.
O yüzden tamamen finansal bağımsızlığa ulaşman gerekmiyor. ...dijital göçebe olman için. Kesinlikle.
Ya bir de burada şey önemli, dijital... ...göçebe kavramının bir farklı, zaten aslında daha... ...farklı bir kavramını biz... ...daha önceden de kullanabiliyorduk.
Şöyle... ...bu bir bence karar ve insanların... ...kendi adına düşünmesi gereken... kişilik yapısıyla da belki ilgili olan bir şey yani mesela ben kendi kariyerimde bunu hissettiğim noktada zaten artık en son tamamen bırakmıştım.
Tabii ona hazırlık yapmıştım. Şöyle yani kimisi de şunu isteyebilir belki çok büyük şirketlerde işte çok güçlü şirketlerde belki ya da işte sektörün öncü şirketlerinde herkes zaten çalışmak ister. Ben de naçizane hep böyle şirketlerde çalışmak istedim çalıştım. Ama işte bir noktadan sonra o bir zaten bizim hep konuştuğumuz fare yarışına ve işte kariyer yarışına dönüşüyor.
Kimisi şunu isteyebilir tabii, o kariyer basamaklarını üst sıralara kadar çıkmak olarak bir hedef koyabilir kendisine. Kendimden mesela örnek vermek gerekirse yani şöyle saçma bir durumun içinde kalmıştım ben en son bıraktığım noktada. Benden sonra yükseleceğim iki basamak genel müdürlük pozisyonu yani hani bir basamak yükseliyorum ondan sonra bir basamak daha yükseliyorum genel müdür pozisyonu hani dikey eğer bakarsak duruma yani buna baktığın zaman şey diyorsun tamam da iki basamağı ben hani iki yılda mı alacağım mümkün değil zaten böyle bir şey veya böyle bir şey gerçekleşebilir mi bu da bir zaten çok düşük bir ihtimal yani Bu şekilde bir, işte hani, şirketlerin organizasyon şemalarında da aslında bazı sıkıntılar var. Özellikle de çok büyük şirketlerin bence.
Yatay tabii geçişler de yapabilirsiniz. Ama tabii şey, siz durma, en son kariyer basamağına atlamak olarak baktığınızda, dikey olarak baktığınızda, eğer benim gibi işte iki basamak sonra genel müdür olacağınız bir pozisyonda ama bunun da gerçekleşmeyeceğini bildiğiniz bir pozisyonda kendinizi bulduğunuzda, bence sorular sormaya başlamanız gerekiyor. Yani doğru bir yerde miyim? Veya doğru bir şey mi yapıyorum?
Gibi sorular sormaya başlamanız gerekiyor. O noktada belki şirket değiştirmek olabilir ya da... Aynı, benzer bir şirkette başka bir pozisyona geçmiş olabilir. Veya şöyle düşün, diyelim ki... ...senin çalıştığın sektörün en iyi şirketinde çalışıyorsun.
Yani sektörün lideri olan şirkette çalışıyorsun. Başka bir yere kolay kolay gitmek istemeyebilirsin. Şey yapmak istemeyebilirsin o yüzden de. Bir kapana kısılabilirsin işte o noktada.
Şimdi böyle bir kişi düşünelim bir de bunun karşısında kariyer basamaklarının işte yükselmek isteyen, şey yapmak isteyen rekabetçi bir kişi. Ben bunun karşısında örnek olarak biraz önce sen o şeyi vermiştin işte hani sahil kasabasında yaşamak falan. Ben bunun karşılığında bir sahil kasabasında bir balıkçı olarak yaşamayı tercih edebilirim yani açıkçası. Orada hani bu şekilde hayatımı idame ettirmek bana çok yanlış görünmüyor.
Yani bu dijital göçe bile girmiyor tamam mı? Evet. Günün sonunda olay aslında şeye gidiyor, minimalizm ya da sana yetiyor mu? Oradaki mesela geliyor.
Sahil kasabasında sen örnek veriyorum 1000 dolar kazanıyorsun ama harcamaların da ona göre oluyor. Ya da metrokolde sen 2500-3000 dolar kazanıyorsun ama harcamaların da ona göre oluyor. Yani bu noktada... O harcamaların sana yetip yetmediği ya da o harcamanın ya da orada kazandığın paranın seni ne kadar tatmin ettiğiyle alakalı aslında.
Yani sahil kasabasında sen eğer huzurlu ve mutluysan ve az kazanıyorsan, metropoldeki stresli ve çok yoğun iş hayatından daha mantıklı. Benim gözümde en azından bu şekilde. Ama o metropolideki kaosu seviyorsan ya da o metropolideki çeşitli, nasıl diyeyim, işte sinema, tiyatro vesaire aktivitelerinin sahil kasabasında gerçekleştiremeyeceğini düşünüyorsan, bu seni mutsuz ediyorsa, o zaman da metropoli tercih etmen lazım. Günün sonunda tamamen kişiye dayanıyor bence bu işler.
Bak ama şu da var yani ben tabii çok uç bir örnek hani şey diyorum yani bir şirkette üst düzey bir yönetici olmak yerine bir sahil kasabasında bir balıkçı olmayı tercih... Yani bu kişilik meselesi. Kişisel bir tercih bu. Dediğim gibi başkaları da diğerini tercih edebilir ama şu da var yani sadece orada balıkçı olmadan da yaşayabilirsiniz yani ben balıkçı örneğine özellikle... Emeklileri yapsın en kötü.
Evet şey örnek olarak veriyorum hani iki uç örnek olarak ama Şu da var mesela ben son zamanlarda, son zamanlarda demeyeyim ama uzun yıllardır eğer işim düşerse mutlaka şeyi kullanmaya çalışıyorum. Freelance hani web siteleri var oradan birilerine iş yaptırabiliyorsunuz. Buna geek ekonomisi diyoruz zaten. Yani kişilerin şirketler adına değil de kendi adlarına çok mikro ölçekte çalıştığı ve sizin direkt bu kişileri bulabildiğiniz ekonomi çeşidi, geek ekonomisi.
Şimdi gene son zamanlarda bir şey için o sitelerden bir tanesine gittim, bir şey yaptırmak için. Anlaştığım çocuk, kullanıcı ismi dijital göçebeydi çocuğun. Yani nerede yaşıyor bilmiyorum, sormadım da. Ama şu önemli, işte bir sahil kasabasına gidip böyle gig ekonomisine katılarak da yine dünyayla bağınızı kurabilirsiniz ve yapmak istediğiniz, sevdiğiniz şeye odak... Tabii ne kadar para kazanırsınız emin değilim yani o kişiler ne kadar kazanıyor çok emin değilim ama bu sizi mutlu ediyorsa bence... Çünkü böyle insanlar var yani ve dijital olarak en azından bazı işleri şu anda yapabiliyoruz.
Sadece balık tutmamıza bence gerek yok. O yüzden araya bunu da sokmak istedim. Yani bir noktada aslında birden fazla seçeneğiniz var bence. Birinci seçenek, benim fikrime göre, 5-10 yıl boyunca böyle kariyerinin başlarında ciddi birikim yaptın diyelim mesela... ...ya da ciddi çalıştın,
yüksek maaşlar aldın. İşte borsa, gayrimenkul vs. yatırımlarını yaptın. Bu yatırımlarında işte 20-30 yıl içerisinde büyüye büyüye kendi içerisinde birleşik getiri sayesinde... 60 yaşında seni emekli edebileceğini düşünüyorsun.
Buna cost fire diyorlar. O zaman diyorsun ki, örnek veriyorum, sana emeklilikte 1 milyon dolar yetiyor diye bir sayısal örnek verelim. Şu anda da cebinde 200 bin dolar olsun. O 200 bin dolar, sana örnek veriyorum, 60 yaşına kadar 200 bin dolar, 1 milyon dolar olacak.
Ama sen bu paraya dokunmuyorsun şu anda. Sadece kendine yetecek kadar, yani günlük ihtiyaçlarını, harcamalarını karşılayacak kadar bir para kazanıyorsun. Bu işte senin bahsettiğin aslında balıkçı kasabasında kendine yetecek kadar para kazanmaya da alakalı. Yani para biriktirmeye ihtiyacın yok.
Ben tüm zamanımı ofiste geçirmek yerine dijital göçebe olayım, balıkçı olayım ya da gezeyim sadece, ara sıra çalışayım. Tam zamanlı bir işle çalışmayayım. Belki haftada 20 saat çalışayım ama... geri kalan zamanı bana kalsın, dünyayı göreyim, çeşitli kültürlerden kendime rol modellere dineyim gibi düşünebilirsin.
Burada yani 5-10 yıl ciddi birikim yapmak gerekiyor dedik ya yani bu ciddi birikim kısmını aslında yurt dışında yapmak da bir seçenek bence. Örneğin şantiyeciler var yani sen de onlara yakın bir çalışma ofisinde çalışmıştın bildiğim kadarıyla yani inşaat mühendislerinden bahsediyorum. Orta Doğu'da, işte Türkiye Cumhuriyeti'lerde vesaire, çok yüksek maaşlara iş bulabiliyorlar bu inşaat mühendisleri. Bu da özellikle bekarken çok yüksek tasarruf oranı getirebiliyor kişiye.
Bunun yanında bir örnek daha vermek istiyorum. Denizcilik fakültesi mezunları. Aynı şekilde belli bir süre boyunca... Kaptanlar da öyle, evet. Evet,
kaptanlar ya da işte çarkçılar diyelim. Çarkçılar, makinenizler. Evet, gemiye yani çıkıp, birikim yapıp, daha sonra coast fire dediğimiz, yani akışına bırakan... Çok kişi tanıyorum ben böyle.
Yani senin aklına gelen böyle ilginç, zor meslekler var mı? Sen tam benim mesleklerimden örnek verdin aslında. Benim çok yakın arkadaşlarım, kaptan arkadaşlarım var. Çok küçük yaştan beri beraber büyüdüğümüz bir arkadaşım kaptan oldu.
Onun dolayısıyla çok fazla kaptan tanıdığım oldu bir anda. Makineci hatta bir kısmı, bir kısmı kaptan. İlk onların gemiye çıkışlarını falan hepsine şahit oldum. Dediğin gibi kaptanlık şu anda hala aynı şekilde zaten gelir bakımından.
çoğu hemen birkaç yıl içinde böyle altı ay falan gemide kalarak birkaç yıl içerisinde hemen evlerini alabildiler çok rahat bir şekilde. Ben de aynı sırada o sırada bir inşaat mühendisi olarak şeyi düşünmeye başlamıştım işte yurt dışına acaba gidip ben de oralarda aynı senin biraz önce verdiğin örneklerdeki gibi çalışıp gelip burada bir şey yapsam mı diye. Ben yapmadım öyle. Keşke yapsaydım aslında ama yapmadım öyle.
Bu da aslında bir yine coğrafi arbitraj ama şu var. Şu anda şeyi... Aynen öyle. Şu anda ama şöyle bir sıkıntı var.
Kaptanlar için veya işte pilotlar için gibi bu tarz hani böyle konum bağımsızlığı elde edebilen işte coğrafi arbitracı yapabilen diğer meslekleri tam emin değilim ama inşaat mühendisleri için şu anda biraz sıkıntı var ya da mühendislik dalları için diyeyim en azından. bazı sıkıntılar var o da şöyle şu an bildiğin gibi TL çok değerli yani şey dolar bazında yurt dışında bu tarz projelerde kazandığınız para şu anda Türkiye'deki kazanacağınız paraya kıyasladığınızda çok fazla bir şey yapmıyor daha geçen birkaç gün önce bir arkadaşla bunu konuştuk Yani o bana son bilgileri aktardı. Ondan bildiğim kadarıyla ben de aktarıyorum. Yine hala maaşlar 3-4 bin dolar civarında sanırım seyrediyormuş.
Tabii en düşük maaşlar bunlar ama 5-6'ya kadar da çıkabilir. Yalnız işte o aynı kalitedeki kişinin, kalitedeki kişinin Türkiye'deki yapacağı işte de kazanacağı parayı hesapladığın zaman o eski coğrafi arbitraj mühendislik dallarında sanırım kalmadı. Diğer meslekler için tabii aynısını söyleyemem. Tabii bu bir seçenek sadece yani bu 5-10 yıl çalışıp ciddi birikim yaptıktan sonra bu parayı büyütmeye çalışmak bir seçenek.
İkinci seçenekse böyle barista fire deniyor buna da. Bu freelance çalışmaktan ziyade işte sosyalleşme amaçlı yarı zamanlı bir işe çalışarak ek gelir elde etmek aslında bunun ismi. İsmi barista ama hani illaki kahve dünyasında ya da Starbucks'ta vesaire çalışmanız gerekmiyor. Bu neden peki böyle bir şeye gerek duyuyor insanlar?
Bazı insanlar tamamen pasif gelirlere bel bağlamak istemiyorlar. Yani pasif gelirlerin belki düzensiz olacağını düşünüyorlar. Ben mesela dijital göçebe olacak kadar bir yeteneğim yok diyor mesela. Yani dijital dünyanın her yerinde beni idame ettirecek bir mesleğim yok.
Biz bir noktada da insan görmeyi seviyorum, etkileşimi seviyorum ama tam zamanlı bir işte istemiyorum diyenler için. Dijital yeteneği olmayanlar için de tabii söylemiştim. Bu noktada işte haftada birkaç gün barista olabilirsin, garson olabilirsin, gişe görevlisi olabilirsin. Diğer zamanlarda işte gezme, seyahat etme, ufak tefek işlerine vakit ayırmak söz konusu oluyor.
Bunu genelde gençler yapıyor. Yani 20-25 yaş arasındaki işler yapıyor. Burada işin cinsi tamamen kişiye kalmış. Tarlalardan elma, üzüm toplamak bile mesela barista fair sayılabilir bana göre.
1-2 hafta ya da birkaç ay sezonda çalışıp burada para biriktirdikten sonra 5-6 ay gezenler var. Bunu yurt dışında özellikle çok görüyoruz. Amerika'da mesela doğal yaşam parklarında çalışan görevliler var. Ben bunu bloglardan görmüştüm.
Bazıları gönüllü olarak çalışıyor. Sadece yemek ve kalma parası ödemediği bir noktada, bir düzende çalışıyor. Bazılarıysa ufak da olsa maaş alıyor ve birikim yapıyorlar. Örnek veriyorum, bir iki ay çalışıyor, birikim yapıyor.
Daha sonra yaz döneminde geziyor, dolaşıyor dünyayı, tekrar geliyor, birkaç ay daha çalışıyor. Yani coğrafya arbitrajı, birkaç tane örnek verelim istersen. Böyle hep soyut konuştuk. Benim takip ettiğim bloklardan şey var, Bil ve Akaşya Kaderli Çifti var.
Mesela bunların hikayelerini ben zaten paylaşmıştım. Senden öğrenmiştim onları. Çok ilginç. bir hikayeleri var.
Sen onun galiba yine bir yazısını da hazırlamıştın serisine. Evet makalesini hazırlamıştım ben. Bunlar yani 70'li yaşlarında iki tane dede ve nine diyelim artık yani biz. 70'li yaşlarındalar ve 37 yıldır finansal bağımsızlar.
İnanılmaz bir rakam yani. 1990'lı yılların başında finansal bağımsızlığa ulaşmışlar. Ve o zamandan beri hiç ara vermeden Dünya'yı geziyorlar. Onların Dünya'yı gezme şekilleri biraz daha farklı bizden.
Slow travel deniyor buna. Bir yerde gidiyor mesela, Costa Rica'da 6 ay kalıyor. Gidiyor Tayland'a, Tayland'da 6 ay kalıyor. Çünkü neden 6 ay kalıyor?
Gizemizin bitmesinin son tarihi. Yani 6 aydan fazla kalamıyorsunuz bir ülkede. Çıkıp tekrar girmeniz lazım. 6 ay kalıyorlar, 6 ay sonra başka bir ülkeye geçiyorlar.
Burada tabii vize mevzularını birazdan konuşalım istersen. Yani dünyayı gezen dijital göçebilenler için aslında vize mevzuları da sıkıntıya girebiliyor bazı noktada, en büyük noktada. En az özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için, vize, pasaportu çok güçlü olmayan ülkeler için. Tabi, gelişmiş ülkelerdeki kişiler biraz daha rahatlar.
Yani mesela bu Bil ve Akasyaç kaderli çiftini ben çok sevmiştim. Yani 70 yaşına gelmelerine rağmen hala enerjilerinden bir şey kaybetmemişler ve hala gezmeye devam ediyorlar. Yani dünyada gezmedikleri ülke kalmamış neredeyse. Türkiye'ye de gelmişler.
Yani inanılmaz bir enerjileri var. Ben çok sevmiştim açıkçası. Burada şey var aslında bak sana bunu sormak istiyorum ben. Şimdi dijital göçebelikle ilgili veya işte bu coğrafi arbitrajlarla ilgili yaptığımız daha doğrusu bunu sağlayacak finansmanı sağlamak için iki tane işte biz zaten konunun başında konuşmuştuk hani nedir?
Üç tane yöntemin ikisini söylemiştik hani zaman özgürlüğü, konum özgürlüğü ve finansal özgürlük demiştik. Şimdi finansal özgürlük bunun en tepe noktasında yer alıyor. Diğer ikisi zaman ve mekan özgürlüğü için ne yapmanız lazım? Yani biraz belki farklı işlerde çalışıyor olmanız lazım bu tarz özgürlükler kazanabilmek için, o kaderli çiftliği gibi için veya diğer bazı belki başka kişileri de konuşabiliriz onlar için yani bu geçerli fakat şöyle bir problem var burada işte sen orada ne düşünüyorsun onu merak ediyorum aslında biz yani biraz Türk toplumu olarak bakış açısı olarak bu bende de aslında vardı daha önce kendimizi biraz yaptığımız işle tanımlıyoruz yani hayatımızın anlamını o yaptığımız iş sanki bu anlamı bize katıyor gibi hani Hepimiz işte biraz önce o kariyer basamaklarından bahsederken sanki hepimiz CEO olmak için doğmuş gibi biraz hareket ediyoruz gibime geliyor.
Bilmiyorum yani iş tanımlarımıza, title'larımıza biraz fazla önem verdiğimizden dolayı senin o söylediğin işte Barista Fire, Cost Fire yani bu tarz böyle daha şey işlerde. Daha ne diyeyim yani buna bilmiyorum ama daha basit işler diyelim en azından. Çok hafif işlerde, çok çalışmayı tercih etmiyoruz gibi hayatımızın çünkü anlamı bizim title'ımıza dönüşmüş durumda. Title'ımızı bu şekilde bir kendimize etiket olarak kullanıyoruz adeta.
Burada bence temel problem bu. Yani hayatımızın anlamını başka bir gerçek bir anlam mı aramalıyız yoksa işte bir işle mi kendimizi tamamlamalıyız, tamamladığımızı sanmalıyız? Yani bu konu bence önemli. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun bu iki seçenek arasında?
Yani aslında bunu biz aslında daha önceki bölümde konuşmuştuk hatırlarsan. Fare yarışı ve modern kölelik bölümünde. Yani burada birazcık insanlara çocukluklarından beri ya da iş hayatının başlarından beri, öğrencilik yıllarından beri Empoze edilen bir kavram var. Yani her zaman bir işe gir, çalış, kariyer basamaklarında yüksel, yükselebildiğin yere kadar yüksel ve ardından emekli ol diye.
Evini, arabanı al, çocuklarını yap, daha sonra emekli ol diye. Bu noktada bu fare yarışından çıkabilen insanlar zaten bu dijital göçebelik gibi, coğrafi arbitraj gibi, gezmek, tozmak gibi şeylere yönelebiliyorlar zaten. Eğer o çemberden çıkamıyorsan, hamster çemberinde dönmeye devam ediyorsan, zaten sen bunların hiçbirisinin farkında değilsin. Bunların hiçbirisinin farkında olmadığın zaman da hayatının o olduğunu zannediyorsun.
Yani bu birazcık Mazlov'un piramidiyle de alakalı aslında. Yani Mazlov'un piramidinde sen alt basamaklardaki ihtiyaçlarını karşılayabilirsen ancak üst basamakların farkına varabiliyorsun. Yani en üst basamak da kendini gerçekleştirmek zaten. Yani kendini gerçekleştirme noktasına gelebiliyorsan eğer, bunların da bir noktada farkına varıyorsun.
Yani bu hayatın kısıtlı olduğunu, yani hayatın belli bir noktada artık sona ereceğini ve her yaşında kendini ...uygun yapılması gereken bir aktivitesi var. Örnek veriyorum sen otuzlu yaşlarında, yirmili yaşlarında... ...yapmak isteyeceğin şeyleri belki elleri altmışlı yaşlarında yapamayacaksın... ...ya da yapmayı istemeyeceksin.
Bu noktada birazcık yine de dengeyi kurmak gerekiyor. Para biriktirme, tasarruf dengesiyle... ...harcama dengesini birbirine oturtmak gerekiyor.
Yani bu bahsettiğimiz dijital göçebe olanlar ya da... Ben biraz önce bahsettim hani elma toplayanlar var dedim. Şimdi bana diyebilirler ki elma toplayan adam... Tamam, dünyadan hiçbir amacı yok.
Yani günlük yaşıyor denebilir. Ama zaten bu şey değil. Adam hayatı boyunca elma toplamayacak. Belli deneyimler kazanacak.
Mesela 20'li yaşlarında o dünyayı gezecek, çeşitli ülkeleri seyahat edecek ve bilgisini, görgüsünü arttıracak. Yani orada elma toplamak onun için sadece bir araç aslında. Ömrü boyunca elma toplamayacak bir kişi. Yani bu noktada birazcık kalıplarımızın dışına çıkmak gerekiyor diye düşünüyorum ben.
Ya kendimizi nasıl tanımladığımızı belki tekrar gözden geçirmeliyiz diye düşünüyorum ben de ve bu arada bir uyarı notu eklemeye ihtiyacı hissettim. Biraz şey konuştuk şöyle şimdi şey var askerlikte hani askerlikten soğutmak diye bir suç var ya şimdi bizim burada insanları iş hayatından soğutmak gibi bir şey yapmayalım. Yani uyarı notu olarak araya bunu bir sokayım da zaten çalışmamaktan bahsetmiyoruz. Nasıl çalışacağımızı aslında tanımlamaya çalışıyoruz.
Kendi şartlarımıza çalışmak diyelim. Evet, yani ben uyarı notunu araya sokmak istiyorum. Şeyi istersen birazcık da konuşalım. Eğlenceli bir konu olduğu için dünyadaki... Seninle de bakmıştık bunun listesine.
Dünyadaki dijital göçebelerin yaşayabileceği en uygun konumlar listesi var. Böyle bir web sitesi var nomads.com diye. Dijital göçebeler web sitesine giriyorlar.
İşte ülkeleri ve hatta ülkeler de değil, direkt şehirleri. sıralama yapıyorlar yani bu şehrin işte interneti güzel, temiz suyu var, işte sokaklar temiz falan gibi hani böyle bir genel bir yaşam standardı belirlemek adına sıralama yapıyorlar. O listeye baktığında yani senin ilgini çeken mesela yaşamak istemeyi düşünebileceğin şehir, ülke var mı aralarında hiç? Var, olmaz olur mu?
Yani tabii şu anki şartlarda değil ama mesela daha böyle gençken, daha böyle 20'li yaşlarımın başındayken ben mesela Güneydoğu Asya'ya kesinlikle seyahat etmek isterdim. Zaten ilk sıralarda da hep Tayland, Endonezya gibi ülkeler geliyor. Çünkü bu ülkeler hem güvenli hem de ucuz. Örnek veriyorum Chiang Mai diye bir şehir var Tayland'da.
Çok popüler bir dijital göçebe mekanı aslında. Her köşe başında işte uygun konaklama, çok güzel yemekler, fiber internet. Güzel kafeler bulunabiliyor ve ortalama yaşam maliyeti bir kişi için yaklaşık 1000 dolar civarında. Yani çok rahat bir şekilde orada 1000 dolara yaşayabiliyorsunuz.
Tabii birazcık her gün mesela dışarıda şey yemeyeceksiniz. Batılı turist gibi takılmayacaksın tabii ki orada uzun süre yaşıyorsan. Yani bu dijital göçebenin yaşam maliyeti, normal şey hani lüks yaşam maliyeti değil. Değil, değil, evet.
Orada mesela yerel halk 1 artı 1B evde mesela 200 dolara 1 artı 1B'ye tutabiliyor. Çok rahat bir şekilde 200-250 dolara yemek masraflarını karşılayabiliyor. Onun dışında Endonezya'nın Bali şehri var. Çok popüler mekanlardan bir tanesi.
Burada da yine 1000-1200 dolar civarında çok rahat bir şekilde geçinebiliyorsunuz. Biraz batıdan örnek vermek istiyorum. Hep Güneydoğu Asya'yı zaten çoğu kişi biliyor. Batıda mesela Portekiz çok dikkatimi çekti benim.
Portekiz çok yükselişteydi son zamanlarda. 10 yıldır böyle... Yani İspanya ve Portekiz mesela çok yükselişte. Portekiz'de herkesin aklına gelen Lisbon şehri var.
Ama Lisbon artık gece doyuma ulaşmış durumda. Oldukça pahalanmış kiralar vesaire. 2000-2500 dolar baremine gelmiş. Onun dışında mesela Porto'ya yakın Averio diye bir şehir var mesela.
Ben incelerken çok hoşuma gitmişti. Kiralar Lisbon'a göre yarı yarıya hatta daha da ucuz ama imkanlar Lisbon'un aynısı. Mesela değerlendirilebilir dijital göçebeler tarafından. Onun dışında dijital göçebelere uzun süreli kaldırma imkanı veren ülkeler var.
Bununla alakalı vize programları hazırlamışlar. Bunu diyecektim ben de. Bu Portekiz'de de var bu arada yanlış hatırlamıyorsam. Farklı bir vize programı var dijital göçebeler için.
Evet tabii burada ben vize danışmanlığı yapmış olmayayım. Tabii benim söylediğim her şeyi kendisi araştırıp orada yasal süreçlerini araştırıp o şekilde gitmesi lazım çoğu kişinin. Ben birkaç tane örnek vereceğim sadece. Bir dakika burada dijital göçebelerdeyken hazır şey arasına gireyim mesela Bitcoin Passport diye bir kuruluş var orada da şey var Plan B daha doğrusu kuruluşun ismi yani B planı aynı zamanda Bitcoin'in B'si orada da şeyleri listeliyorlar aynı bu dijital göçebeler gibi.
Bitcoin'inizle birlikte hangi ülkelerden vize alabilirsiniz? Bazı ülkeler çünkü şu anda hani Bitcoin sahiplerine eğer ülkeye bir yatırım taşırsa veya hatta Portekiz'de şu anda şey var, ETF alıp Portekiz'e taşınırsanız falan gibi böyle bazı maddeleri sağlarsanız size oturma izni verebiliyorlar Bitcoin'le birlikte. Böyle bir yatırım aracı olarak görüyor yani. Evet, aynen.
Araya girdim, sen devam et lütfen. Tabii tabii. Vize meselesi önemli. Yani biliyorsunuz birçok ülke Türkiye'den vize istiyor.
Vize istemeyenlerde de kapıda vize var bazılarında. Bu kapıda vize ücretleri de bayağı yüksek olabiliyor. Eğer turist vizesiyle dijital göçebi olmak istiyorsanız... Bazı kısıtlamalar var aslında.
Pek çok ülke 180 gün içerisinde 90 günden fazla kalmaya izin vermiyor. 91. günde tekrar ülkeden çıkıp tekrar giymeniz lazım. Buna visa run diyorlar ya da border run diyorlar.
Bazı ülkelerse sen de bahsettin, Portekiz'den bahsettin zaten. Dijital göçebe vizesi veya uzaktan çalışma vizesi gibi özel vizeleri var bu ülkelerin. Yasal olarak 6 aydan fazla kalmak istiyorsanız bu vizelere başvurmanız gerekiyor. Portekiz'in uzaktan çalışma vizesinde aylık 3000 euro civarında bir gelir göstermeniz gerekiyor.
3.000 Euro'nun belli bir işverenden geliriniz olması gerekiyor. 3.000 Euro civarında.
Hırvatistan'ın var böyle bir vizesi. Digital Nomad Residence Permit diye. 2.300 Euro göstermeniz gerekiyor.
Hırvatistan'da dijital göçebe vizesi almak istiyorsanız. İspanya'nın var yine. 2.500 Euro'luk bir gelir göstermeniz gerekiyor.
Endonezya'nın var. Remote Working Visa diye geçiyor. Bu dijital göçebeden biraz daha farklı. Burada da bankada 10.000 Dolar varlığınızın olduğunu göstermeniz gerekiyor.
Yine Tayland'da var. Destination Tayland vizesi. Burada da son 3 ay içerisinde 15 bin dolar kazanmış olmanız gerekiyor bir işverenden. Eğer ciddi anlamda işte uzun süreli dijital göçebi olmayı düşünüyorsanız, yasal mevzulara gerçekten önem vermeniz lazım.
Aksi takdirde işte Türkiye'ye dönmek istemiyorum, burada kalmak istiyorum ama vizem doldu. Bu paniği yaşayabilirsiniz yani. Ayrıca ikinci bir mesele de vergi meselesi önemli. Yani Türk vatandaşı olarak nereye vergi vereceksiniz?
O ülke sizden vergi talep ediyor mu? Yani çifte vergilendirme anlaşması var mı iki ülke arasında? Yani bunlar çok önemli. Burada biraz gri noktalar var aslında.
Bazı dijital göçebeler, benim hiçbir resmi ikametim yok, mottosuyla hareket ediyorlar. İşte offshore yöntemler kullanabiliyorlar. İşte çeşitli dijital ödeme araçlarıyla ödeme alabiliyorlar. Burada dar mükellef misiniz yoksa tam mükellef misiniz?
Ona dikkat etmeniz gerekiyor. O da biraz detaylı bir konu. Aslında başka bir podcast yaparız. Bu noktada benim en çok beğendiğim ülkeler, Güneydoğu Asya ülkeleri ve Portekiz, İspanya oldu açıkçası.
Hırvatistan'ın da dijital göçebe vizesi 2300 euro iyi bir rakam bence. Hırvatistan da güzel bir ülke. Ben gezmiştim daha öncesinde. Hırvatistan da düşünülebilir.
Bilmiyorum senin eklemek istediğin başka bir ülke var mı? Ya ben şey, bu listeye önceden çok fazla bakıyordum dediğim gibi. Hangi ülkeler işte, hangi şehirler ilk sıralara çıkıyor falan diye böyle geçmişte çok bakıyordum. Burada bir de şeyin detayını vermek istedim ben.
Türkiye'deki bazı şehirlerde, mesela Antalya, listenin çok çok üst sıralarındaydı bundan 4-5 yıl öncesine kadar. Galiba 7.-8. sıraya kadar çıkmıştı Antalya.
Yani çok net hatırlıyorum bunu. Şu anda listede ben göremedim yani Antalya'yı. Hatta Antalya'dan önce seninle de baktık listeye, Digital Nomad sitesinden. Adana geliyor mesela garip bir şekilde.
50. sırada mı? 60. sırada mı?
Öyle bir yerde. Adana geliyor. Antalya listeden tamamen çıkmış. Türkiye'de de aslında böyle şehirler var.
Bunu da bilmemiz gerekebilir bence. Ama tabii farklı bir kültür veya farklı bir coğrafya için. Ben mesela kişisel olarak bilmiyorum ama şeyi tercih etmek isteyebilirdim. Buenos Aires'te yaşamayı tercih etmek isteyebilirdim belki.
Orada biraz daha şey, tango var ya, yaşamayı tercih edebilirdim. O da güzeldi. Evet, ben düşünmemiştim hiç. Latin Amerika'yı düşünmemiştim hiç.
Aynen. Etleri de güzel. Biflekleri de iyi. Benim tercihim de Buenos Aires olurdu.
Aynen sen Mila'yı da seviyorsun zaten. Aynen öyle. O yüzden de birazcık zaten ondan da kaynaklı. Son şeyi de sormak istiyorum aslında yani şu soruya tam cevap veremedik ama şimdi benim cevabım zaten şey hani bir işte sahil kasabasında hani bu örneği şey olarak veriyoruz hani bir sahil kasabasında atıyorum işte bin dolar mı kazanmak yoksa bir metropölde işte belki üst düzey bir yönetici veya büyük bir şirketin işte önemli bir departmanında bir çalışan olarak belki ayda 3 bin dolar mı kazanmak?
5 bin dolar mı? Veya sahil kasabasında versus işte 1 bin dolar. Sen bunlardan hangisi yani tercihin aslında net de hani en azından bir ağzından duymak için tekrar bu sorunun net cevabını sorayım dedim sana. Ben açıkçası ikisini de tercih etmiyorum.
Neden tercih etmiyorum? Öyle mi? Evet. Yani sahil kasabasını da tercih etmem, metropolü de tercih etmem.
Metropolü şu yüzden tercih etmiyorum. Hava kirliliği vesaire, benim mesela trafik, hava kirliliği, bunlar beni çok rahatsız eden şeyler. O yüzden zaten İstanbul'dan taşınmıştım. Metropoli o yüzden istemiyorum ama sahil kasabasını da şu yüzden istemiyorum.
Şimdi bekarken her şey çok kolay ya da yeni evliyken, bir süre sonra aile kurduğunuzda ve çocuğunuz olduğunda artık onunla alakalı şeylere biraz daha önem vermeye başlıyorsunuz. Mesela şu anda benim aklımdaki yer seçiminde yani oturmak istediğim yeri seçerken, En büyük benim için etmen eğitim. Yani etrafta mesela iyi okullar var mı? Ya da iyi okullara ne kadar sürede ulaşabilirim?
Bu bir saatte olabilir, 15 dakika da olabilir. İyi okullara bir saat sürede ulaşıyorsa, orası benim için tercih edilebili bir nokta olmaktan çıkıyor. Ne kadar güzel doğası olursa olsun. O yüzden birinci sırada eğitim var benim açımdan.
O yüzden sahil kasabasını da tercih etmiyorum, metropolü de tercih etmiyorum. Şu an yaşadığım yer mesela sahil kasabası da değil, metropol de değil. İkisinin tam ortası. Yani ben iyi okullara yarım saatte ulaşabiliyorum.
Onun dışında etrafımdaki doğadan da memnunum. Yani çok böyle şehrin içinde, göbeğinde değilim. Keşmekeş'in içerisinde değilim yani. O yüzden bence ikisinin arasında yine her zaman olduğu gibi bir denge gözetmek gerekir diye düşünüyorum.
Önceki bölümlerde de hep dengeden konuşmuştuk zaten. Aynen. Ya hayat dengesi zaten çok önemli. Burada bir de şeyi bak sormak istiyorum sana.
Şimdi zaten konunun temelini 3 madde indirgemiştik hani yani bir zaman bağımsızlığı özgürlüğü, mekan-konum bağımsızlığı özgürlüğü ve finansal bağımsızlık özgürlük. Sen şimdi bunları bizim bu tüm konuştuklarımızı sağlamak açısından işte dijital göçebelik veya diğer işte coğrafi arbitraj gibi konuları düşündüğümüz zaman bu üç bağımsızlık çeşidinden hangisinin daha kolay elde edilebileceğini düşünüyorsun? Yani zaman, konum ve finansal olarak. Yani zaman bağımsızlığı bence daha kolay elde edilebilir.
Çünkü en azından işvereninle zaman ve mekan bağımsızlığı beraber konuşayım istersen. Zaman ve mekan bağımsızlığı bence daha kolay elde edilebilir şeyler. Çünkü birisinde iş verenini de ikna edebilirsin. Mesela mekan bağımsızlığı için örnek veriyorum iş verenini konuşursun.
Dersin ki ben uzaktan çalışmak istiyorum. Bu işi kabul etmezse başka bir işe girersin. Yani sonuçta o iş senin için ne kadar değerli ya da o işte pozisyonu ne kadar istiyorsun bununla alakalı birazcık. Birazcık daha para biriktirdikten sonra belli bir noktada bir iki senelik ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra belki zaman bağımsızlığı için kendi işini yapmayı tercih edebilirsin.
O yüzden ben zaman ve mekan bağımsızlığını birazcık beraber düşünüyorum açıkçası. Finansal bağımsızlık bunlardan daha sonra geliyor ve biraz daha uzun vadeli bir şey. Ben öyle düşünüyorum yani kendi işini yapmak hem stresli hem de birazcık bence şey, scale edilebilir yani geliştirilebilir. Bunun sonu yok.
Kendi işini yaptığın zaman kazanabileceğin para, maaşlı bir işte çalışmakta kazanabileceğin paradan çok daha fazla. Ondan dolayı önce mekan bağımsızlığı, sonrasında belki zaman bağımsızlığı, en sonunda da mali özgürlük diyebiliriz. Ben de bak tam tersini düşünüyorum aslında. En basit olanının finansal bağımsızlık kısmı olduğunu düşünüyorum.
Yani çünkü zamanımızın kontrolünü tamamen elimize almamız işte biraz önce konuştuk, ailesel meselelerden dolayı da mesela mümkün olmuyor veya yani şeyden bağımsız olarak hani iş hayatından bağımsız olarak diğer sosyal etkenlerle de birlikte topladığın zaman zaman ve konum özgürlüğünü elde etmemiz çok daha zorlaşabiliyor bence finansal bağımsızlığa göre. En basitinin ben üçünün arasında finansal bağımsızlık olduğunu düşünüyorum. Teknik açıdan en basit, yapması en zor bence. Maliye özgürlük bence yapması en zor.
Ya şöyle, bu soruyu şunun için sordum bir de. Bu kişilik testi gibi bir soruya dönüşüyor aslında benim için düşünce bakımından. Şundan dolayı mesela böyle testler var. Kağıt, rulo, peçeteyi üstten mi bırakıyorsunuz yoksa alttan mı çekiyorsunuz mesela?
veya tırnaklarınızı keserken önce kullandığınız elin tırnağını mı kesiyorsunuz aktif elinizin yoksa diğer zayıf elinizin mi tırnağını keserek başlıyorsunuz gibi böyle sorular var. Bu soru öyle bir soruydu o yüzden sordum sana. Ben şey kısmındayım finansal bağımsızlığın diğer ikisine göre daha kolay olduğunu düşünüyorum. Kişisel fikrim bu.
Çok güzel. Yani en azından farklı fikirlerde şey yapıyoruz birbirimize. Kapatalım istersen yavaş yavaş. Bir saate yaklaşmışız.
Kapatırken araya şeyi sokmak istiyorum dur bir dakika. Kapatırken bir balıkçı hikayesi var ya hani herkesin zaten bildiği bir hikayede. Yine kısacık bir tekrar yapayım hemen. İşte sahil kasabalarından çok konuştuk ya zaten.
Bir sahil kasabasında işte bir balıkçı denize açılıp işte balık tutuyor. Geliyor kendi sandalıyla, küçücük bir sandalı var. İşte 3-5 tane balık tutmuş, getiriyor. Orada da tatil yapan böyle çok üst düzey bir şirketin yöneticisi bir adam var.
Görüyor bunu, işte diyor ki ''Ya sen neden 3-5 tane balık tutuyorsun? Daha fazla tutsana.'' İşte o da diyor ki, adam da diyor ki ''Ya bu bana yeter bu kadar balık yani. Kendime yetecek kadar tutuyorum.'' E diyor bak diyor eğer
şey yaparsan diyor, daha fazla tutarsan diyor, satarsın bunların kalanını, para kazanırsın diyor. E diyor para kazanıp ne yapacağım diyor. İşte para kazanırsın, daha büyük bir tekne alırsın diyor sonra bak diyor. E daha büyük bir tekne alınca ne yapacağım diyor.
O zaman diyor daha fazla balık tutarsın diyor. Daha fazla kazanırsın diyor. Kendine belki diyor bir şirket kurarsın diyor. E diyor şirket kurunca ne yapacağım?
finansal bağımsızlığa ulaşmak için diyor bir gelir elde etmiş olursun diyor ekstradan ve şirketini büyütürsün büyütürsün en sonunda diyor gelip diyor benim gibi diyor burada diyor tatil yapabilirsin diyor. Adam da cevap olarak diyor ki ben şu anda ne yapıyorum zaten. Yani biraz ben bu açıdan bakıyorum olaya açıkçası. Biraz uzattım da kusura bakma.
Estağfurullah. Kapatalım istersen artık. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere o zaman. Herkes kendine iyi baksın.
Görüşmek üzere. Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.