Podcast

458: Aklımızın Kötümserliği

Trend Topic

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu hafta devleti konuşuyoruz. Ama öyle bildiğimiz devleti değil. Yetkisi olanın sorumluluğu yok, sorumlu olması gerekenin yetkisi yok. Kararları Beştepe alıyor, AKP sadece PR ofisi gibi çalışıyor. Bürokrasi ise hukukun değil, Cumhurbaşkanı’nın siyasi ajandasının sınırları içinde hareket ediyor.
Aklımız kötümser, ama irademiz hâlâ iyimser. Şimdi aklımızı çalıştırma zamanı. Halkın iradesine geçmeden önce, karşımızdaki düzenin adını koyalım.
Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.565 kelime · ~13 dk okuma

Herkese merhaba. Bu kaydı 1 Nisan 2025'te alıyoruz, günlerden salı. Bahara yelken açmış görünüyoruz. Tablo, iyimser olmamız için imkanlar sunuyor ama burada hep dediğim şeyi şimdi daha iyi anlatabiliyorum sanırım. Aklımız kötümser, iyimser olan ise irademizdir. Bugün aklımız ve irademize ilişkin konuşacağız. Aklımız hiçbir şey yapmadan öylece beklerse kötümser kalır ama irademiz sokağa yansırsa, irademiz meydanlara dökülürse o zaman iyimserleşebiliyoruz.

Önce kötümser olalına bahsedeceğim ki aklımız kötümserdir. Ama iyimser olmak için de sebeplerimiz yok değil. İşte halk iradesi. Bu da bizi iyimser yapıyor. İlk etapta devleti analiz edeceğiz. Yeni bir devlet ve bürokrasiyle karşı karşıyayız da nedir tablo bunu anlamaya çalışacağız. Bu yeni devletin tılsımını çözmeye çalışacağız.

Devamında bu devletin artık milli iradeden ayrıştığını tespit ettikten sonra halkın gücünün sınırlarını tartışacağız. Bakalım halk çaresiz mi? Bu yeni devlete boyun eğmek zorunda mı? Ama öte yandan böyle hükümet ayrı, devlet ayrı gibi iyimser devlet analizlerini de bir kenara bırakacağız. Öyleyse uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Beni üniversite yıllarından bu yana en derinden etkileyen düşünür ve pek çoğunuzun da öyledir, Antonio Gramsci'dir. Burada sık sık tekrar ettiğim, aklımız kötümserse irademiz iyimserdir ifadesi de Gramsci'ye aittir. Burada kötümserliğe bir övgü olduğu gibi, iyimserliğin coşkusunu da dizginleme çabası var. Evet, kötümser olmak o kadar da kötü değildir ama iyimserliğin coşkusunu da dizginlemek gerekir. Hapishane defterlerinde şöyle diyor Gramsci, Her yenilgi, entelektüel ve moral düzensizliği beraberinde getirir. En kötü korkuların karşısında umutsuzluğa kapılmayacak ve aptallığın coşkusuna kapılmayacak ciddi ve sabırlı insanlar yaratmak gereklidir. Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliğidir.

Aklın kötümserliği, aslında iradenin iyimserliğidir. Başka bir ifade ise, aklımızın kötümser olmasından korkmayın. Ama bırakın da iradeniz iyimser olsun. Aklınız da mı iyimser? Sadece düşünüyor, hiçbir çaba göstermiyor ve bu işin içinden ümit var bir tablo mu çıkartıyorsunuz?

O halde aklınızı doğru çalıştırmıyorsunuz demektir. Çünkü sevgili dostlar, ben bu tabloya bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum, tablosu on derece kötümser gerçekten. Aklı iyimser olanların da bir daha düşünmesini dilerim. Gelin anlatayım. Bir kere sokaktaki bazı sloganların gerçeği ıskaladığını görüyorum. Mesela şu. Gün gelecek, devlet ölecek. AKP halka hesap verecek.

Ne var bu sloganda derseniz bana kalırsa gerçeği ıskalamamıza neden oluyor. Çünkü mevcut düzende AKP karar alıcı pozisyonda değil. Türkiye'nin 2016'tan itibaren kurulan yeni düzeninde siyasal partiler rejimi tasfiye edildi. Kararı alan Beştepe'dir. AKP ise Beştepe'nin, nasıl diyeyim, halkla ilişkiler örgütüdür veya bir tür seçim örgütüdür. Karar alıcıyı görmeyip, karar alıcının deyim yerinde ise PR ofisini görmek bana kalırsa hatalı. Eskimiştir. Evet, 2016 öncesinde ya da 2013 öncesinde AKP karar alıcı bir organdı. Hatta hatırlayın, Bülent Arınç özgür ağırlığım var benim falan deyip dururdu. Ama şu anda AKP'den gerçek anlamda bir iktidar partisi olarak bahsetmek mümkün değildir. Tekrar ederek ve vurgulayarak söyleyelim. AKP, Beştepe'nin, öyle sembolize ediyorum, Beştepe'nin halkla ilişkiler ofistir sadece. Kararları AKP almıyor. Tüm bu yaşadıklarımızdan AKP'li yöneticilerin haberinin olduğunu dahi zannetmiyorum.

Böyle dedim diye AKP'yi akladığım düşünülmesin. Tam tersine, bu parti hali hazırda bir siyasi parti bile değildir. Zira iktidar olma hedefi yoktur. İktidar olduğunu zannetse dahi kararlıcı değildir. Öyleyse hesap sorulacak yerde bana kalırsa AKP olamaz.

Muhalefete hakaret etmediği için o mahallede orta yolcu sayılan iktidara yakın gazeteci, daha doğrusu devlete yakın gazeteci diyelim artık, Adem Metan, AKP Gençlik Kolları Başkanı Yusuf İbiş'le konuşmuş bu hafta. AK Parti siyasette gençlerle beraber yürüyen bir hareket. AK Parti her zaman siyasette gençlere değer veren, gençlere önem veren bir hareket. Siyasi katılımda gençlere edilgen bir pozisyonda değil, etkin bir pozisyonda değerlendirmesiyle zaten en büyük icraatını gerçekleştirmiş bir siyasi harekettir. Bir genç bugün AKP'de siyasete atılsa neyin davasını görecek? Şeriatçı mıdır bu genç? Yoo. Milliyetçi midir? Ona da hayır. Atatürkçü müdür? Ona da hayır. Bu genç Erdoğancıdır. Sadece Erdoğancı.

AKP'ye giren gencin yapacağı tek siyaset, Erdoğan'ın ve Beştepe'nin kararlarının ne kadar doğru olduğunun propagandasını yapmaktan ibarettir. Erdoğan'la beraber söver, Erdoğan'la beraber sever. Erdoğan'ın grup toplantılarında türbün yapmaktan öte bir faaliyeti varsa, o da mahallenin yoksullarına yardım dağıtmaktır, onu da Erdoğan'a oy versin diye yaparlar. İşte size dava.

Bayramın birinci günü AKP kendince bir hashtag çalışması başlattı. Gönülden lidere başlığı taşıyan bu çalışmada insanlar Erdoğan'ın bayramını kutladılar. Bakın, halkımızın bayramını değil, Erdoğan'ın bayramı. Evet, yanlış duymadınız. Erdoğan'ın bayramını kutlama mesajları yayınlıyorsunuz bu başlık altında.

Mesela AKP MKYK üyesi eski futbolcu Mesut Özil'in ve kızının mesajını dinleyelim. Bakın bu kişi AKP'nin en üst düzey karar alma organı olan MKYK üyesi. Allah aşkına size soruyorum, bu devleti yönetenler herhangi bir kararını sizce Mesut Ezil'e soruyor mudur? Sizce Mesut Ezil bu haliyle hesap vermeli midir? Ya hesap verse, ben bilmiyordum, görmedim, devlet büyüklerimiz karar vermiştir diyecek ama AK Parti yöneticisi bu kişi.

Mesut Özil ünlü olduğu için örnek verdiğim bir kişi. Geri kalan da aynıdır. Dolayısıyla AKP artık bildiğimiz manada bir siyasal parti değil, iktidar partisi hiç değil. Karar alamıyor ki iktidar partisi olsun. Milletvekillerinin falan bir hükmü yok ve görüyorsunuzdur. AKP'li vekiller 19 Mart'tan bu yana suskunlar, açıklama yapmıyorlar çünkü kendilerinin olmayan bir kararın kısa ve orta vadede sonuçlarını üstlenmek istemiyorlar. Peki sorumluluk kimde? Tek bir sorumlu var. O da zaten operasyondan bilgisi olduğunu her fırsatta ima ediyor ve bayram mesajında da şöyle diyor.

soruşturmalarını dikkatle takip etmekteyiz. Soruşturma ilerledikçe ve derinleştikçe belediyeleri ataport gibi saran suç örgütünün kollarının nerelere uzandığı elbette deşifre olacaktır. Tek bir sorumlu var, o da Erdoğan. Bu benim subjektif yorumum değil. Objektif değerlendirince de manzara budur. AKP'de sorumluluk var mı? Var elbette ama yetkili değiller ki sorumlu olsunlar. Kararları AKP almıyor. Sorumlu olmak için yetkili olmak gerekir. Kaldı ki bana kalırsa bu düzende MHP AKP'den daha güçlüdür. Oraya ayrı bir zaman, ayrı bir dosya açarız.

Fakat tam da bu noktada Türkiye demokrasisinin üzerine çöken bir vesayet odağı görünür hale geliyor. Demokrasilerde yetki ve sorumluluk arasında bir uyum olmak zorundadır. Sadece demokrasi değil, bir kurumsal işleyişin devamı için de bu şarttır. Yetkisizler sorumlu tutulamaz, yetkililer sorumsuz tutulamaz.

Erdoğan hem yetkili hem sorumlu. Okey. Burada demokratik anlamda bir sorum yok. Zaten en büyük yetkili aynı zamanda en büyük sorumludur. AKP'yi ele alalım. AKP yetkisiz ve bana kalırsa sorumsuz. Ona da tamam. Fakat Beştepe'de son derece yetkili olmasına rağmen, sorumlu olmayan, hatta halkın tanımadığı birkaç bin bürokrat var. Bunların hepsini Erdoğan'ın da tanıması mümkün değil. Sorumsuzlar ama çok yetkililer. İşte bir demokrasinin altını çürüten sorun, sorumsuz yetkililer. Bunu bir aradan sonra detaylandıralım isterim.

Şimdi aradan önce sorumsuz yetkililerden bahsetmiştik. Bu sorumsuz yetkilileri anlamamız, yeni devleti anlamak açısından da son derece kritik. Sovyetlerdeki politbüroya benzetebilirsiniz ama politbüro sorumluydu ve yetkiliydi. Ya da belki bürokratik oligarşi diyebilirsiniz.

Neye benzetirsiniz ya da adına ne derseniz deyin, Türkiye demokrasisi bir atanmışlar vesayeti altındadır. 2018'de Erdoğan ilk kez cumhurbaşkanı olduktan sonra kaç kişiyi atadığını resmi gazeteyi inceleyerek araştıran Birgün gazetesinden Hüseyin Şimşek şöyle bir derleme yapmış. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 9 Temmuz 2018'de mazbatısını almasının ardından yaptığı atamaların aylara göre dağılımı şu şekilde. Temmuz 57 atama. Ağustos 215 atama. Eylül 518 atama. Ekim 102 atama. Kasım 63 atama. Aralık 36 atama, Ocak 60 atama, Şubat 100 atama, Mart 411 atama, Nisan 26 atama, Mayıs 51 atama, Haziran 324 atama, Temmuz 198 atama, Ağustos 80 atama. Erdoğan Cumhurbaşkanı yetkilerine sahip olduğu ilk yıl 2241 kişi atıyor. Bakın öğretmen ataması, doktor ataması değil bu. Hepsi bürokrat ataması. Sadece idari yapıda değil, yargıya ilişkinde bürokratlar var. Günde ortalama 6 kişi. Bunlar öğretmen değil, bakın altını çiziyorum. Bunlar bu devletin yöneticisi olarak oluşturulan koltuklara oturtuluyor.

Bu koltuklar içinde anayasa mahkemesi üyeleri de var, hakimler ve savcılar kurulu üyeleri de var, yani yargıyı da atayan bir kişi. Bir yılda 2241 atama. Bu isimlerin hepsini Cumhurbaşkanı'nın birebir tanıması da mümkün değildir. Öyleyse Cumhurbaşkanı tüm bu atamalar için dar bir ekip kurmak ve bu ekibe güvenmek zorundadır. Peki bu ekip kimdir? Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saralı dinleyelim. Ben Allah'a hamdolsun, ben hep şunu diyorum, ben hak ederek Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olmadım. Allah'ın lütfu, Tayyip Erdoğan'ın takdiriyle geldim. Benim yerimde olabilecek çok daha kıymetli, çok daha değerli insanlar var. Sayın Erdoğan'ın kaç tane danışmanı var, onu biliyor musunuz yoksa? 34 tane. Başdanışma olarak mı? Başdanışman olarak. Bunlar sadece danışmandır ve sadece danışmanlığın kendisi dahi bugün AKP Genel Başkan Yardımcısı olmaktan daha yetkili bir makamdır.

Bakın Oktay Saral seçilmedi. Halka karşı sorunlu değil. Mesut Özil'den çok daha güçlüdür ama. Öyleyse tespitimizi yapalım. Bizi AKP yönetmiyor. Bir tür bürokratik oligarşi tarafından yönetiliyoruz. Ben buna atanmışlar vesayeti diyorum. Siz başka bir şey diyebilirsiniz. Şöyle düşünün. Bugün tüm bu operasyonların başındaki kişi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, 2 Ekim 2024'te İstanbul'a atanmadan önce Adalet Bakanı yardımcısıydı. Biraz idare hukuku bilen, çok değil biraz bilen herkes, yürütme ile yargı arasındaki bu ilişkinin yaratacağı sonuçları görürler. Tüm devlet mekanizması bu bürokratik oligarşi tarafından kontrol ediliyorsa aklımız nasıl imsar olsun? Hukuki güvencemiz kalmadı. Bu hafta içi NAV TV'den muhabir arkadaşımız Ali Onur Tosun önce evi basılarak gözaltına alındı, sonra tutuklandı 7 arkadaşımızla beraber. İki gün tutuldular ve bir yanlışlık oldu herhalde denilerek salıverildiler diğer 7 arkadaşla beraber. Adalet Bakanı'na soruluyor bu mesele. Uzun uzadı ya gazeteciyse ama şiddet eylemine karıştıysa falan diye lafı uzatıyor ama sonunda şöyle diyor adam. Bakanın

falan haberi yok. Ondan sonra muhtemelen devreye giriliyor, yapmayın etmeyin zor durumda kalırız deniliyor ve 7 gazeteci serbest bırakılıyor. Bu sistemde bakan da Cumhurbaşkanı'nın sekreteri gibidir. Bunu da ben değil, Cumhurbaşkanı'nın hukuk işlerinden sorumlu danışmanı Mehmet Uçum söylüyor. Uçum, yargı makamları da dahil olmak üzere tüm bürokratik mekarizmanın Cumhurbaşkanı'na bağlı olmasını, Cumhurbaşkanı seçimle iş başına geldiği için halka sorumluluk olduğunu söylüyor. Yani evet yetkimiz var, bürokrasi olarak yetkimiz var ama bu yetkiyi halka dair sorumluluktan alıyoruz çünkü

Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Yani siz aslında Cumhurbaşkanı'na dair sorumlusunuz. Cumhurbaşkanı halk seçiyor. Dolayısıyla bürokratik mekanizma dolaylı olarak halka karşı sorumlu olmuş oluyor. Bunu da ustaca işte gerçek demokrasi diye anlatıyor. Öte yandan bugün Cumhurbaşkanı tarafından, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından atanmış bakanlar, başkanlar ve diğer mercilerin üst kademe yöneticileri... esas itibariyle cumhurbaşkanına sorumludur. cumhurbaşkanına sorumlu olmak ne demektir? seçilmiş iradeye karşı sorumlu olmak demektir. peki cumhurbaşkanını kim seçer? halk seçer. demek ki bu üst kademe yöneticiler de halka karşı sorumludur. dolaylı olarak halka karşı sorumludur. Fakat sorun şu ki, tüm devlet mekanizması Cumhurbaşkanı'nın kısa vadeli ve dar siyasi endişelerine göre hareket etmeye başlayınca, hukuki sınırlamalar bu bürokrasiyi ilgilendirmiyor. Haliyle bürokrasi, hukukun dışına çıkmakta bir beis görmeyebiliyor. Çünkü hukuka karşı sorumu değil, yasaya karşı sorumu değil, denetleme mekanizması yok. Tek sorumlu olduğu makam var Cumhurbaşkanı. Peki Cumhurbaşkanı'nın kontrolünde mi? Güzel soru, oraya geliriz.

Hukuk tarafından sınırlanmayan, tek derdi cumhurbaşkanının siyasi endişeleri olan böyle bir bürokratik oligarşi, son derece güçlü bir atanmışlar vesayeti oluşturuyor. Kanun dediğiniz ise talibi mesele haline geliyor. Cumhurbaşkanı ne kadar tahammül ederse kanuna, bürokratik oligarşi de o kadar tahammül ediyor. Fakat daha da enteresanı, Bu tip bir oligarşi yaratırsanız onu tümüyle kontrol altına almak da eşyanın tabiatına aykırı haldedir. Doğrudan 3 bin kişiyi, dolaylı olarak 10 bin bürokratı atayan cumhurbaşkanı muhtemelen ne bu kişileri denetleyebiliyor ne de bu kişileri tanıyor. Sistem kendi içinde cumhurbaşkanından da özerk hale geliyor, bağımsızlaşıyor.

Eskiden bürokrasi bağımsızdı ama hukuk ile sınırlıydı. Şimdi ise hem bağımsızlaşıyor hem de hukuk ile sınırlı değil. İşte atanmışlar vesayeti, işte bürokratik oligarşi. Böyle bir oligarşik yapı televizyonları, gazeteleri kontrol ediyor.

Hukuki sınırları da neredeyse yok. İsteyeni gözaltına alıyor, isteyenin evini basıyor, dilediğini tutukluyor, yargı yetkisini de elinde tutuyor. Ekonomik kaynakları da bu oligarşi dağıtıyor. Müthiş bir gücünüz var ve kimse sizi tanımıyor. Sorumluluğunuz yok. İşte şimdi esas meseleye geldik. Deniyor ki bu bürokratik oligarşi değildir çünkü sonuç olarak bu bürokratik yapı

Cumhurbaşkanı'nın görev süresiyle sınırlı bir güce sahiptir. Kendi siyasi ajandası olamaz. Cumhurbaşkanı ile beraber gelir, Cumhurbaşkanı ile beraber gider. Cumhurbaşkanı halk seçer. Yarın halk seçmezse bu bürokratik yapının da gücü ve yetkisine son verilir. Dolayısıyla endişeye mahal yoktur. Mehmet Uçum'a bir daha dönelim. Oysa günümüzde üst kademe yöneticiler seçilmiş irade tarafından atandığı için ve ihtiyaç duyulduğunda

görevden alınabildiği için yani artık bunların zaman yönetimi seçilmiş iradenin zamanına bağlı olduğu için dolayısıyla üst kademe yönetimin kaderi seçilmiş iradeye bağlı olduğu için bu kişiler doğrudan seçilmiş iradeye karşı sorumlu duruma geldiler. Doğrudan seçilmiş iradeye karşı sorumlusunuz, aşırı güçlüsünüz ve seçilmiş iradenin görev süresi sona erdiğinde tüm bu gücünüzü kaybediyorsunuz. İşte böyle bir yetki ve sorumluluk karmaşasının neye neden olduğunu an itibariyle yaşayarak görüyoruz. Ne yaşıyoruz? Bir tür bürokratik oligarşi oluşmuş ve bu oligarşi seçilmiş iradenin seçim kaybetmesini hiç ama hiç istemiyor. Seçim kaybedecek gibi olursa artık devreye bu oligarşi giriyor.

Zira seçimlerin kaybedilmesi halinde, bu sınırsız yetkiyle donatılmış ama hukuk karşısında sorumsuz haldeki bürokratik oligarşi gücünü kaybediyor. Sonuç, cumhurbaşkanlı adayları bu oligarşinin tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. milletimizin iradesini gasp etmeye çalışan bir avuç akıl benim sevgili polislerimi bu ülkenin emniyet güçlerini bu kötülüğe alet ederek evin 16 milyon İstanbullunun konutunun kapısına yığmıştır. Yüzlerce polis yığmıştır. Büyük bir zorbalıkla karşı karşıyayız ama yılmayacağımı bilmenizi istiyorum. Hepinizi çok seviyorum. Ben kendimi milletime emanet ediyorum.

Burada cumhurbaşkanının da boynu da aşan bir tür Frankenstein sendromuyla karşı karşıyayız. Tüm yetkileriyle bir atanmışlar vesayeti kuracak kadar güçlenen bir oligarşik yapı çok yetkili kılınmıştı ama bu yetki Mehmet Uçum'un da dediği gibi Teoride zamanla sınırlıydı fakat yaşayarak gördük ki çok değil birkaç bin kişiye bu kadar yetki verdiğinizde ve bu yetkiyi Cumhurbaşkanı'nın görev süresiyle sınırladığınızda ne olduğunu izliyoruz şu anda. Zamanla da sınırlanmak istemiyorlar zira bu gücün bitmesi halinde kendilerinin denetleneceğini farkındalar. Yeni bir devlet bu. Kimileri buna ikinci cumhuriyet diyor.

bugün fiilen bir ikinci cumhuriyet var. var! bunu kızıyorlar. ya bu, eğer siz, ikinci cumhuriyet kuruldu, ben buna karşıyım, biz bunu yıkacağız derseniz, haysiyetli bir duruş Muharrem Efendisi'den. ya da hayır, birinci cumhuriyeti geri döneceğiz derseniz, o da bir duruştur. Rasim Ozan'ı seversiniz, sevmezsiniz, o ayrı. ama bu tahlil, yani an itibariyle bir ikinci cumhuriyet var tahlili, gerçeğe yakın bir analizdir.

Fakat benim burada katılmadığım nokta şurası. Bu ikinci cumhuriyet değil. Çünkü bu cumhuriyet değil. Daha önce Araf'ta cumhuriyet demiştik. Yani ne cennet ne cehennem. Bir tür ara rejim yaşıyoruz demiştik. Fakat bu ara rejim artık gövdesini göstermeye başladı. Bunun adına ben patron devlet deme taraftarıyım.

Çünkü bir cumhuriyet için kurucu irade ve ideoloji gerekir. Eksiksiz olan ideolojidir. Bakın eksik olursa olmaz. Burada kurucu irade var ama ideoloji yok. Akmaya çalıştığı bir yer yok buranın. Tayyip Erdoğan bir ideolog değil, bir dava adamı değil. Tayyip Erdoğan benim baktığım yerden bir politik survivor. Hayatta kalma ustası.

Atatürkçüyle de iş tutuyor, şeriatçıyla da iş tutuyor, milliyetçiyle de iş tutuyor. O bir politik survivor. O bir politik hayatta kalma ustası. Bugün ölse geriye ne miras bırakacak? Yok. Çünkü ortada bir ideoloji yok. İslamcılık falan da değil bu. Ya İslamcı dediğin şeriatistler, bunlar milyarına milyar kattıkları bir düzen kurmuşlar. Tam bir patron devlet. Zaten AKP'liler de Erdoğan'a aralarında big boss, yani büyük patron diyorlar. Zaten Erdoğan'ın da hayali böyle bir patron devletti.

Yeni Türkiye'yi Başkanlık sistemini Yeni anayasayı Her fırsatta milletimize Anlatmanızdır Sizler Bir iş adamı gibi Bu ülkenin yönetilmesini istemez misiniz? Değerli arkadaşlarım benim derdim ne biliyor musunuz? Bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa Türkiye'de öyle yönetilmelidir. Şimdi elimizde ne var? 1- Tümüyle yeni bir devletle karşı karşıyayız. Bu devletin bürokrasisi, hukukla değil, cumhurbaşkanının siyasi endişeleriyle sınırlıdır. 2- Bu bürokrasi, cumhurbaşkanının da tam anlamıyla kontrolü altında değildir. Zaten bu büyüklükte ve yapıda bir gücü kontrol etmek de mümkün değildir. O halde demokrasi söz konusu bu atanmışlar tarafından vesayet altındadır. 3. Bu bürokratik yapı bağımsızlaşmış, oligarşiye dönüşmüş ve yetkilerini kaybetmek istemeyen bir güce dönüşmüştür.

Şimdi, tüm bu tabloya bakıp aklımızı iyimser tutmak mümkün müdür? Değildir. Tümüyle devletle karşı karşıya gelmiş bir millet sorunuyla karşı karşıyayız. Bu bölümde devleti anlamaya çalıştık, onu ele aldık. Önümüzdeki bölümde devletin karşısındaki halk kesimlerinin gücünü anlamaya çalışacağız. İşte iradenin iyimserliği orada. Aklımızı kötümser yapan bu yeni devlettir. Ama irademizi iyimser yapacak olan sizsiniz, biziz, halk kesimleridir.

Trantopi'yi Podbimedia'yla beraber hazırlıyoruz. Meraklanmayın, enseyi karartmayın, aklınızı kötümser tutun ki iradeniz iyimser olabilsin. Hoşçakalın. uyan uyan koy elini kalbine geç olmadan bu yolun sonu yokuştur demek dağları aşarız eğer inanırsan

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)