
2.358 kelime · ~12 dk okuma
Selamlar. Bu kayıt hiç hesapta yoktu. İçimden geldi gibi bir şey. Kahve içmedim. Yağmur yağıyor. Tamamen karmakarışık kafamla mukayyet etmek için buradayım.
İçimden geçen tek bir cümle var. Birazdan Mahmut Tanal olacağım. Sadece bunu söylemek istiyorum. Sadece kendimi Mahmut Tanal ile ifade etmek istediğim bir süreçteyim. Birçoğumuz gibi. Bunun altındaki sebebi de düşünüyorum aslında. Belki cesareti, belki dışavurumundaki saflık. Dışa vurumundaki hiçbir şekilde kimseyi memnun etme ya da işte aran birileriyle böyle olur mu şöyle olur mu derlinde olmaması. Saf bir şekilde hissettiği şeyi davasını öne koyması ve buna göre davranması. Belki uzun zamandır hepimizin görmeye aç olduğu tavırlardan bir tanesi. Bu yüzden belki de bize bu kadar geçti. Birazdan Mahmut'tan alacağım.
Ve her gittiği yerden buradayım, şuradayım yapmasının netliği ve açıklığı bilmiyorum. Yani bugünlerde yüzümü tek güldüren şey Mahmut Tanal. Sonsuza kadar Mahmut Tanal kullanabilirim. Bu kimilerini rahatsız edebilir. Ama biliyorum, rahatsız olsanız da sizin de ihtiyacınız var. Kabul etmeniz gerekiyor. Sizin de Mahmut Tanal'a ihtiyacınız var.
Bilmiyorum ya. Yani ne konuşacağımı gerçekten bilmiyorum. İyi hissedeceğiniz şeyler söylemek istiyorum. Çünkü iyi hissedeceğim şeyler söylemeye ve bunlara inanmaya ve bunlara duymaya da ihtiyacım olduğu bir süreç. Zaten ne kadar zorlanarak, şu an kafamı ne kadar zor toplayarak bunları konuştuğumu fark ediyor olabilirsiniz. Benim için de ilk defa, kafamın içinde bile hiç cümleleşmemiş şeyler bunlar.
Korku bir yanda, cesaret bir yanda, umut bir yanda... ...hayal kırıklıkları bir yanda, yorgunluklar bir yanda... ...hem bu kadar coşkuya büründüğümüz... ...hem de bu kadar korktuğumuz bir dönem sanırım... ...yakın zamanda çok fazla yaşamadık.
Ve bu aralar en çok fark ettiğim şu oldu. Çok insan canlısıyım, evet. Ama aslında hiç de insan canlısı değilim. İnsanlarla iletişim kurmak konusunda, insanlara direkt köprü kurarak gitmek konusunda çok başarılı değilim. Ama bu süreçte etkileşimde olduğum, konuştuğum, bir şekilde paylaşımını gördüğüm, paylaşımımı gören herkesle inanılmaz bir bütün gibi hissettim kendimi. Çok uzun zamandır çevremde olan, belki hiç iletişim kurmadığım birçok insanla aslında ne kadar iyi iletişim kurabileceğimi fark ettim.
ya da birçok iletişimde olduğum insanla aslında ne kadar kuramayacağımı fark ettim. Bir yandan da üzüldüğüm zamanlar oldu. Herkes olduğu gibi kabul etmek isterken, herkesin olduğu gibi olmasına ihtiyacım varken, ne olursan ol gel derken ve herkes olduğu gibi sarılırken, insanların birçoğunun bunu yapmakta bana karşı zorlandığını fark ettim. Sırf biraz rengimi belli ettiğim için ya da sırf biraz sandalyemi biraz oynattığım için, oturduğum yere biraz kaydırdığım için insanların bana karşı da sırtını dönebileceğini görmek biraz kalbimi kırdı. Çünkü ben ne olursanız olun gelin diyorum. Ama benim ne olduğumla ilgili bu kadar kabulsüz, bu kadar isteksiz olunması sanırım biraz canımı yaktı. Ve bu bireysel olarak aldığım ve bunu kalabalık olarak aldığım
daha da yıkılıyorum, daha da üzülüyorum. Çünkü birçok temel şeyde, birçok evrensel şeyde, sevgide, kırgınlıkta, üzüntüde, aşkta, çabada, her şeyde bu kadar benzeştiğim insanlarla bile bir noktada kutuplaşabileceğimi görmek ve bunun ne kadar kolay ve ne kadar hızlı olduğunu görebilmek, bir tane kıvılcıma baktığını görebilmek, Kalbimi kırıyor. Bu kadar kolay olduğunu görebilmek kalbimi kırıyor. Bir yandan haksızlıklara verilen tepkiler kalbimi kırıyor. Herkesten Mahmut Tanal olmasını beklemiyorum. Bu çok zor bir şey. Mahmut Tanal belki de olunmaz da olur. Ya da Mahmut Tanal olmak kolay bir şey değil belki, bilmiyorum. Bir Mahmut Tanal kolay yetişmiyor ama... Biraz sefahlık, berraklık bekliyorum galiba. Çünkü bugün birine, yarın sana. Bugün bana, yarın sana.
Bunlar neden aklımızdan uçup gidiyor bilmiyorum. Ama bu biraz da hep böyledir değil mi? Bir felaket bizim kapımızı değil de yan kapıyı çaldığı zaman ona böyle bakarız, üzülürüz, tüh tüh deriz ama bir kapı sekse bize geleceği hiç aklımıza gelmez. Çünkü hayattaki felaketlerle, ölümle, çabayla, üzüntüyle, kırgınlıkla, büyük olaylarla, doğal afetlerle, depremlerle, sellerle, her şeyle Aramızda hep böyle bir mesafe vardır, bir duvar. Çok yakınlarımıza düşebilir. Bir adım öteme de düşebilir. Ama benim üstüme düşmez gibi bir duruşumuz oluyor genelde. Buna inanmaya ihtiyaç duyuyoruz. Ama aslında kötülüklerde, iyiliklerde, güzel şeylerde, fena şeylerde yaşamda hep bir dağılım formatını izler. İyiler de dağılır, kötüler de dağılır. Yani hepimiz bundan payımızı alırız. İstediğimiz kadar tentelerin altına saklanalım. İstediğimiz kadar kapımızı çok iyi kilitlediğimizi düşünelim.
Birçok şey bizi en güvendiğimiz yerde, limanımızda, evimizde, yuvamızda vurur zaten. Bu işlerin, kaderin cilvesi de budur. Ben çok Mahmut'tan aldığım uzaklaşmak istemiyorum. Çünkü sadece o açıdan düşünebiliyorum. Samimiyet görmek istiyorum her anlamda artık. Cesaret görmek istiyorum. Bir şeylerin uğruna bir şeylerin yapılabildiğini görmek istiyorum. Ben düştüğümde birinin beni kaldırabileceğini görmek istiyorum. Biri düştüğünde beni kaldırırlar diyecek kadar güvende hissetmesini istiyorum.
Önceden mesela çok basitinden komşuluk kültürü vardı. İnsanlar birbirine selam verirdi. İnsanlar birbirini tanırdı. Birinin hanesine ateş gülse öteki giderdi. Ve bunların çok koptuğu söylenir. Bunların çok kopulmasından yakılınır. Eski bayramlar kalmadı diye yakındır. O birliğin bir şeylerde geri döndüğünü görmek, geri döndüğünü hissedebilmek bana durum ne kadar kötü de olursa olsun güven veren bir şey. Ve hep bu güveni hissetmek istiyorum.
Ben başım dertte dediğimde benim için elini taşın altına koyabilecek insanlar görmek istiyorum. Çünkü ben de onlar için elini taşın altına koyacağımı biliyorum. Ve onlar da bunu bilsin istiyorum. Biliyorum birçok şeyden korkuyoruz ve korku birçok hareketimizi tetikleyen bir şey. Ve herkese hak veriyorum. Ben korkmuyor muyum? Korkuyorum. En sesi gür çıkan insanlar korkmuyor mu? Korkuyor. Hepimiz korkuyoruz. Ama cesaret hiç korkmamak demek değil ki. Adım atmak hiç korkmamak demek değil ki.
Hayatta rağmen yaşamak, rağmen davranmak diye bir şey var. Rağmen olmak. Ve biz aslında birçok şeye rağmen varoluşumuzu ayakta tutmaya çalışıyoruz. Hiçbir zaman güllük gülistanlık, dikensiz, risk olmayan yollar, zamanlar olmadı ki. Her zaman korku vardı. Ama burada önemli olan, korkunun kimliğimizin önüne geçmemesi. Korkunun bizi biz yapan değerlerin önüne geçmemesi.
Korkunun bizim kalıbımıza şekil vermemesi. Ha hoş, ne derler diye de kalıbımıza şekil vermemeliyiz. Çünkü her çıkan gürültü, her çıkan ses, her çıkan isyan da gerçekten sahiplenilmiş bir üzüntünün, kırgınlığın, birikmişliğin haykırışı olmayabilir. Ama çok güzel bir şey var Sezgiler. Ben nasıl çalıştığını hala açıklayamıyorum bunun. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama havadaki samimiyetin kokusunu alan, havadaki bayağılığın kokusunu alan, sahteliği gerçekliğe ayırabilen bir şey bu Sezgiler.
O yüzden nereye doğru bakacağınızı, omzunuzun ne yana doğru dayayacağınızı böyle zamanlarda içinize sorduğunuzu içiniz biliyor. Ve en güzeli de bu. Herkesin korktuğu hissediliyor, hepimizin korktuğu hissediliyor ama hepimiz birbirimizin elini bırakmamak için her şeyi yapıyoruz. Hem çok duygulanıyorum, hem kafam çok karışık, hem ne yapabilirim ki diyorum. Bu belki de en büyük hatamız. Benim etkim ne olabilir ki? Ben ne yapabilirim ki? Ben okyanusta bir damlıyım. Ben ne olabilirim ki? Bu her konu için geçerli. Aman ben şunu yapsam ne olacak? Ama sonuçta bu aman ben şunu yapsam ne olacak diyen bir sürü sesin yan yana gelişinden çıkan bir yükseklik ya. Bunun için çok güzel de bir söz var. Bir elin nesi var, iki elin sesi var gibi.
Ben ne yapsam? Ben ne yapsam? Ne olacak ki? Birçok insan yan yana geldiği zaman zaten çok yüksek ses çıkıyor. Aman benden ne olacak? Aman ben neyim ki? Bu hataya düşmemek gerekiyor galiba. Zor zamanları nasıl atlatacağımıza dair, zor zamanlarda nasıl iyi hissedeceğimize dair... Tabii ki bunu sizinle kahve içen bir arkadaşınız olarak konuşuyorum. Bilmiyorum.
Sadece sesimize güvenmenin değerini biliyorum. Sadece hislerimize güvenmenin değerini biliyorum. İnsanlar kendi hatalarını, kendi seçimlerinin getirilerini, götürülerini çok rahat kabullenir. Ama başkasından aldığı akılla yaptığı hiçbir şeyi çok kolay kabullenemediğini, affedemediğini görüyorum.
Belki böyle zamanlarda ne yapmalıyım, nasıl durmalıyım, nerede olmalıyım diyorsanız, kendinizi affedebileceğiniz bir yerde durmalısınız. Yarın bir gün kendinizle yaşayabileceğiniz bir noktada durmalısınız. Ben öyle yapıyorum. Evet, korkuyorum. Evet, hiçbir şeyin hedefi olmak istemiyorum. Ama her zaman şöyle düşünüyorum. Bir adım öteme düşmeyebilir, bana da düşebilir.
Oraya düşmeyebilir, bana da gelebilir. Ve ben, bana geldiğinde, insanların korkmamasını tercih ederim. Elimi tutmasını tercih ederim. Titriyor bile olsa eli, elimi tutmasını tercih ederim. Çok güzel bir düsturdur. Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma. Ya da sen ne bekliyorsan onu başkasına vermeye çalış. Bu dengeyi tutturduğumuz zaman zaten, bir noktada kendimizi er ya da geç affediyoruz. Kendi seçimlerimizi affediyoruz.
O yüzden belki de zor zamanlarda ne yapmalıyım? Kafam karışırken ne yapmalıyım? Çok süslü cümleler kurmak istiyorum. Çok güzel şeyler söylemek istiyorum. Belki açtığınızdan beri, ''Tam ne demeye çalışıyorsun?'' diyorsunuz. İnanın ben de ne diyeceğimi bilmiyorum.
Tek bildiğim, size verilmesi istenen desteği vermeniz, size yapılmasını istemediğini yapmamanız ve yarın bir gün kendinizle yaşayabilir, kendinizi affedebilir noktada olmanız. Çünkü benim böyle zamanlardaki tek ilacım, tek pusulam budur. Ben kendimi affedebilir miyim? Ben arada kaldığımda her zaman kendi sesimi dinlerim. Umarım peşinden gittiğim şey beni kötü bir yere götürmez ama ben kendimi götürüyorum derim.
Böyle çıkmazda olduğum zaman sanırım sadece ben kendimle yaşayacağım. Herkes, her fikrini beyan eden, her bana dışarıdan şunu yap, bunu yap diyen, bunu yapma diyen, herkes yarın bir gün silinip gidecek. Öyle ya da böyle. Ve ben bu yolu tek başıma yürüyorum. İçimde. Her gün kendime ben uyanıyorum. Her gün kendimle ben yaşıyorum.
O yüzden benim kendime izah edemeyeceğim, benim kendime yüzümün kızaracağı hiçbir seçim yapmamalıyım. Sesimi nasıl çıkarmak istiyorsam öyle çıkarmalıyım. Nerede durmak bana doğru hissettiriyorsa orada durmalıyım. Evet korkmalıyım. Korkmam çok normal. Ben de korkuyorum. Herkes korkuyor. Korkmadığını söyleyen insanlar bile korkuyor. Biliyorum Mahmut Tanal olamayız. Mahmut Tanal olamazsınız, biliyorum.
Ama en azından bir şeylerin coşkuyla ifade edilmesinin, bazı yerlerde coşkuyla var olabilmenin, ait hissetmenin en güzel formu olduğunu hissettiğimiz zaman, tadına bir kere vardığın zaman, kendinle hesaplaşman, kendinle yüzleşmen de çok başka oluyor. Bu bir itiraftır belki, ben ne kadar bu ülkenin bir parçası oldum, ne kadar halkın bir parçası oldum, ne kadar vardım, ne kadar yoktum, hiç bilmiyorum. Açık konuşmak ekrisa kendimi ait hissettim mi hiç bilmiyorum. Ama öyle anlar geliyor ki, kimin kim olduğu, kimin nerede olduğu, kimin ne yaptığı, kimin neyle uğraştığı, hobilerine, fikirlerine hiç önemli olmayan bir noktada o kadar güzel bir el ele tutuşma oluyor ki ve o kadar ait hissediyorsunuz ki şu ara her şeyi hissediyorum. Kötü hissediyorum, korkuyorum, mutsuzum, stresliyim. Ama birçok zaman bunları hissetmediğimde, birçok zaman sahip olduğum bir hissede sahibim. Aidiyet. Kendimi ait hissediyorum ya. Evet, korkarak uyuyorum. Evet, mutsuz uyuyorum. Ama ait hissederek de uyuyorum. Ve ben çok zor ait hissederim. Bir eve, bir insana, bir gruba... En büyük problemlerimden birisidir ait hissedememek. Diyeceksiniz ki, bunların Mahmut Tanal ile ne alakası var?
Gerçekten hem var hem yok. Ona baktığımda savunduğu şeyi öyle bir savunduğunu görüyorum ki... En azından ona o ana oraya ait görüyorum. Ve benden çok daha fazla yaşadığına eminim.
Ve hiçbir şekilde süslemeye gerek duymuyor ya. Hiçbir şeyini süslemeye gerek duymuyor. Öfkesini süslemiyor. Öfkesini sağlam bir zemine oturtmuyor. Sadece sorması gereken şeyleri çok basit bir şekilde tekrar tekrar soruyor. Basitliğin bize ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Mesela çok basitinden ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' ''Bu haksızlık değil mi?'' Bu bile, bu basitlik bile insanın iliklerine kadar işliyor. Bize basitin, sadenin, birçok şeyin süslenmeden, güllenmeden, allanmadan, dallanmadan ne kadar güzel ortaya konulabileceğini, ne kadar güzel anlatılabileceğini gösteriyor.
Bu yüzden birazdan Mahmud Tanal olmak istiyorum. Bu yüzden bu süreçte en azından kendi içimde Mahmud Tanal olmak istiyorum. Neye öfkeleyeyim? Sade bir şekilde. Davam ne? Sade bir şekilde. Ne hoşuma gidiyor? Sade bir şekilde. Kimseye beğendirmek zorunda. Kimsenin onayını almak zorunda hissederek değil. Olduğum gibi.
Normalde hiçbirimiz çıkıp da şuradayım, buradayım, buraya geldim deyip bu kadar basit şeyleri yapmayı o kadar yıllar önce bıraktık ki ve bunların ne kadar özel, güzel ve içe işleyen şeyler olduğunu unuttuk. Ve bunları hatırlattığı için çok hoşuma gidiyor. Tek tutunduğum, tek inandığım... Tek belki de idol olarak aldığım, aşırılıklarıyla, sakinlikleriyle, sadelikleriyle... Evet, Mahmut Tanal ya. Bu zor süreçlerde ne yapıyorsun? Mahmut Tanal. Ne söylemek istiyorsun Mahmut Tanal? Nasıl hissediyorsun Mahmut Tanal? Mahmut Tanal gibi öfkeliyim ve Mahmut Tanal gibi sade olmak istiyorum. Hayatımın birçok yerinde, içimde, kalbimde yaşadığım şeylere karşı da Mahmut Tanal olmak istiyorum ya.
Söylediğimin inceliğini anlayabilecek insanların çok iyi anlayabileceğini biliyorum. Anlamayacak insanların da ne diyorsun diyebileceğini çok iyi biliyorum. Ama bu almam gereken bir risk. Bu zor zamanlarda ne yapmalı, ne hissetmeli? Ya da her zor zamanda ne yapmalı, ne hissetmeli? Süslü cümlem yok. Altın bir maddem yok sizi iyi hissettirecek ya da kendimi iyi hissettirecek. Sadece şunu söyleyebilirim. Mahmut Tanal gibi olun.
Gerçek olun. Davanızın peşinde olun. Öfkenizi muhatabına yansıtıyor olun. Yarın bir gün kendinizle barışık olabilecek bir noktada olun. Kendinize hesap verebilir bir noktada olun. Kendinizle mutlu olabilir bir noktada olun. Korkmayın demiyorum. Her şeyiniz süper olsun demiyorum. Her şey kılıfına uysun demiyorum. Bakıldığında ne zaten süslenmiş gibi, ne zaten kılıfına uydurulmuş gibi ki...
Doğallıktan başka ne görüyorsunuz baktığınızda? Ben hiçbir şey görmüyorum. Bir şey hissediyor. Sakin bir şekilde, ekstra cümleler kurmadan, sadece sorusuna odaklanıyor. Tekrar tekrar aynı sorusunu soruyor. Konudan hiç sapmıyor. Hissettiği şeyden hiç sapmıyor. Ve ona göre aksiyon alıyor. Evet, bu birçok zor zamanda, birçok çıkmazda, bence kendimize yapabileceğimiz en iyi şey. Birazdan Mahmut Tanal olmak.
Biliyorum çok çevresinde dolanıyor gibi konuşuyorum çünkü ben de bilmiyorum. Yağmur yağıyor, kahve içmedim, yeni uyandım. Karma karışım. Aklımda sadece Mahmut Tanal var. Ve sizinle paylaşmak istediğim de sadece Mahmut Tanal. Onun gibi olmanın bize iyi geleceğini düşünüyorum. Bir şeylerin üstüne çıkın, bir şeyleri kovalayın, sonsuza kadar kovalayın. Nasiple ben noktasında Mahmut Tanal olayım demiyorum ama artık doğallığa ihtiyacımız var. Çünkü doğallıktan çok uzaklaşmışız.
Merkezden çok uzaklaşmışız. Konu ne olursa olsun. Asıl sorudan çok uzaklaşmışız. Bazen sekiz tane farklı cümle kurmak yerine, sekiz tane aynı cümle, sekiz tane aynı sorunun daha iyi iş yapacağını unutmuşuz. Mesela ''Nasılsın?'' bunu çok merak ettim. Çünkü şöyle ''Nasılsın?'' ''Nasılsın?'' ''Nasılsın?'' ''Nasılsın?'' Birçok şeyden daha gerçek, daha doğru, daha sağlam değil mi ya?
Bu zamanda en çok sanırım bana işleyen şeylerden biri bu oldu. Sadelik. Dürüstlük. Samimiyet. Kendine samimiyet her şeyden önce. Hislerine samimiyet, özüne samimiyet. Ve sonrasında korksan bile... ...diğer korkan, kendin gibi olan insanların elini tutabilmek. O aidiyet çemberini oluşturabilmek. Çünkü gün sonunda her şeyi hissedebilirsiniz. Ama aidiyeti yine hissedersiniz ve bence bu çok kıymetli.
O yüzden... ...ihtiyacı olan aslında... ...bugün söyleyebileceğim tek şey... ...Mahmut'tan adolalım. Kendimize karşı... ...hayatımıza karşı... ...sevdiğimiz insanlara karşı. Onun verdiği güveni verebilelim kendimize ve insanlara. Arkadaşlarımıza, eşimize, dostumuza. Umarım omzunuza dokunabilmişimdir. Biliyorum... ...belki benden çok daha iyilerini duymak isterdiniz. Ama inanın ben de... ...nereden ne konuşacağımı çok iyi bilmiyorum. Ama konuşmaya ihtiyacım vardı. Benim size ihtiyacım vardı.
Umarım omzunuza dokunabilmişimdir. Umarım ufak da olsa... ...yan yana oturup, ne oluyor bilmiyorum ama bir şeyler oluyor işte... ...hissiyatını, o karmaşıklığı en azından beraber hissedebilmişizdir. Umarım birazdan hepimiz mamuttan ala oluruz. Çok sarıldım. Çok öpüyorum.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.