Podcast

Dünya’ya En Çok Zarar Veren Mucit: Thomas Midgley

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İnsanlık 20. yüzyılla birlikte inanılmaz bir ilerleme kaydetmişti. Bu ilerlemenin şahikalarından biriyse otomobillerdi elbette. Ancak bu araçlarda bir tür yakıt problemi gözüküyordu. Bir türlü otomobil motorları istenilen verimi sağlayamıyordu. Thomas Midgley isimli bir kimyager bu sorunu çözmek için yola koyulmuş, hatta başarıya da ulaşmıştı. Ancak bu başarısı onu tarihin en sevilmeyen mucidi yapacaktı. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde Midgley'in hikayesine odaklanıyoruz. Dünya'nın nasıl bir zehir tabakasıyla kaplandığını bu hikaye aracılığıyla anlamaya çalışıyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.725 kelime · ~9 dk okuma

20. yüzyılın başlangıcı. Tüm dünya için her anlamda bir dönüm noktasıydı bu dönem. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler meyvelerini veriyor, hızına yetişmesi güç bir ilerleme kat ediyordu. Özellikle de otomobil sektöründe. Bu kişisel ulaşım aracı her şeyi değiştirmek üzereydi. Ve bu devrin en önemli unsuru da içten yanmalı motor tasarımı olacaktı. Fakat bir sorun vardı.

Bu tasarımın ilk hali pek de dayanıklı değildi. Yeni kullanılan yakıt bir noktadan sonra motorların sorun çıkartmasına, hatta kimi zaman patlamasına neden oluyordu. Bunun nedeni ise yakıtın motor içerisinde silindirlerin sırasına uygun olarak sırayla değil de sıkıştırma yoluyla aynı anda yanmasıydı. Daha yüksek sıkıştırma oranına sahip, daha verimli ve daha güçlü motorlara ihtiyaç vardı.

Özellikle de Amerika'da yaşanan yakıt sıkıntısı bunu mecbur kılıyordu o dönem. İşte bu sorunu biraz çılgın bir dahi 1921'de çözmüştü. Kimyacı Thomas Midgley sayısız başarısız denemenin sonunda geliştirdiği yakıt katkısıyla hem bu arızaları gidermiş hem de verimliliği arttırmıştı. Tüm dünyada da onun geliştirdiği katkı maddesi popüler olmuş. Herkes kullanmaya başlamıştı.

Transkriptin tamamını oku

Tam bir başarı hikayesi gibi duyuluyor değil mi? Ama işte… Tüm bu sürecin sonunda gezegenimizi ve insanlığı bir felaket bekliyordu. Thomas Midgley o dönemlerde General Motors araştırma şirketinde çalışıyordu.

1916'da şirketin sahibi kendisinden motorlarda yaşanan bu problemle ilgili bir araştırma yürütmesini istemişti. Otomobiller bir tarafa, esas problem uçak motorlarındaydı. Bir tür vuruntu şeklinde kendini gösteren bu sorun baya can sıkıcı bir hal almıştı artık. Mutlaka bir çözüm bulunması gerekiyordu. Micle de hemen işe koyulmuştu. Eline geçen neredeyse her şeyi deniyor. Harıl harıl çözüm bulmaya çalışıyordu.

Her şeyi derken erimiş tereyağı gibi şeyleri bile denemişti karışımlarında. Ama yok, bir türlü sonuç alamıyordu. Bu sırada patronuyla arasında garip bir sohbet geçmişti. Sorunun temelinde ısı problemi yatıyordu. Motorlar temelde çok yüksek ısıya maruz kalıyor ve bu da sorun yaratıyordu. Patronu da Thomas'a şöyle demişti. Bazı kırmızı çiçekler karda bile açabiliyor.

Acaba kırmızı rengin ısı emiliminde bir etkisi olabilir mi? Bu çok mantıklı gelmişti Miceli'ye. Fakat ellerinde kırmızı boya yoktu o sırada. Bunun yerine test motorlarında kullandıkları yakıta bir miktar mora çalan iot eklemişlerdi. Ve işte. Garip bir şekilde motordaki sarsıntı ve vuruntu birden azalmıştı. Fakat iot katkı maddesi olarak kullanılmayacak kadar aşındırıcı ve pahalıydı.

Buna rağmen bir çıkış noktası vermişti şirketteki kimyacılara. Hemen atölyenin duvarına bir periyodik cetvel astılar ve başladılar tek tek tüm elementleri denemeye. Bazıları neredeyse mükemmel çalışıyordu. Fakat o kadar kötü bir koku çıkıyordu ki bir kimyacı %90 tasarruf sağlasa da ben bu kokuyla hiçbir yere gitmem bile demişti.

En sonunda tetraetil kalay isimli organometallik bir sıvı sarsıntıyı tamamen kesmiş ve hiçbir koku da yaymamıştı. Denemedikleri bir tek kurşun elementi kalmıştı. Hem kolay bulunan hem de ucuz bir metalli kurşun. Tetraetil karışımlarına kurşunu da eklediklerinde atölyede tabiri caizse bir bayram havası olmuştu.

Çünkü bu tetra etil kurşun karışımından çok az bir miktar eklediklerinde bile inanılmaz bir verim alabilmişlerdi. Büyük bir haber de bu. Zira şirket için milyonlarca dolarlık bir kapı açılmıştı. Öyle ki bu keşifle birlikte motorlar artık çok daha yüksek ısıya da dayanıklı hale gelmiş ve bugün oktan olarak bildiğimiz bir derecelendirmeyi de ortaya çıkarmıştı.

Mijli ve arkadaşları söylentilere göre baya bir dans etmişlerdi bu keşifleri sonrasında. Fakat bu zafer sarhoşluğu içerisinde Mijli ve arkadaşlarının gözünden kaçırdığı çok önemli bir detay vardı. Kurşun elementinin insan bedeni, kemikleri ve beyninde bıraktığı etki. Kurşunun insan sağlığı üzerindeki etkisi zaten biliniyordu o dönemde de. Fakat asıl bilinmeyen şey kurşunun insan bedeninde çok yavaş birikmesi ve fark edildiğinde her şey için çok geç olmasıydı. Yavaşça öldüren bir elementti bu. Fakat Amerika açısından o zamanlar para her şeyden önce geliyordu.

Bu elementin zararlarını fark eden Avrupa ülkeleri birer birer kurşun bazlı her şeyi yasaklarken Amerika bu uyarılara pek de kulak asmıyordu. Sorun şuydu. Amerika'dan çıkan bu kurşun bazlı yakıt ve benzeri her şey tüm dünyaya yayılıyor ve insanları zehirlemeye devam ediyordu. Dünyanın dört bir yanından araştırmacılar micliye ve şirkete yazılar yazıyor. Hemen bu tetra etil kurşun kullanımını sonlandırmalarını istiyordu.

Bir süre sonra General Motors'un başkanı Pierre Dupont da bunun farkına varmıştı. Ardından 1922'nin Aralık ayında Sağlık Dairesi Başkanlığı da bu yakıtın zararlarını halka duyurmuştu. Fakat buluşuna kendini biraz fazla kaptıran Midgley pek ikna olmamıştı. Miami'de tatildeyken bunu destekleyen deneysel bir veri yok diye çıkışmış ve sokaklarda kurşun oranı çok çok düşük, kimseyi etkilemez diye de eklemişti.

Ve inanır mısınız bu çatışmadan galip çıkmıştı Michelin. Bunun üzerine Ethyl Gasoline Corporation isimli bir şirket kurmuş ve 1923'te ürettikleri ethyl benzin katkısını satışa çıkarmıştı. İnsanlar da pek bilgisi olmadığı için araçlarını güçlendiren ve maliyeti düşüren bu ürüne inanılmaz ilgi göstermişti haliyle. 1923'teki Indianapolis 500 yarışında ilk 3 sıraya alan araçların hepsinde bu katkının kullanılmasıyla birlikte Mijle'nin icadı ününe ün katmıştı. Evet, bu ürün gerçekten de işe yarıyordu. Fakat ne pahasına? Kısa süre sonra bu kurşun bazlı yakıt katkısının etkilerini görmeye başlayacaktı tüm dünya. Önü alınamayan bir probleme dönüşecekti bu kurşun meselesi.

Hikayenin devamında olup bitenleri de kısa bir aradan sonra anlatacağım size. Evet, Midgley tetra etil kurşun karışımıyla otomobil motorlarındaki sorunları çözmüş ve verimliliği arttırmayı başarmıştı. Zafer sarhoşluğu öyle bir boyuta ulaşmıştı ki bu ürünün insan sağlığında olan etkisine dair uyarıların hiçbirisine kulak asmayıp meselenin üstüne gitmişti. Ama işte tetraetil kurçun maddesinin etkisi de yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Bunun ilk etkileri şirketin üretim fabrikasındaki işçilerde görülmeye başlandı. Çalışanların kafaları karışmaya, başları dönmeye, halüsinasyonlar görmeye başlamışlardı. Hatta Deepwater'daki üretim tesisi çalışanların sürekli kelebek görmesi nedeniyle kelebek evi olarak bile anılmaya başlanmıştı.

Fakat bir süre sonra işler daha da ciddileşmiş ve yavaş yavaş ölümler de başlamıştı. Peki şirket ne yaptı dersiniz? Aslında bildiğimiz hikaye. Elbette çalışanları suçlamışlardı.

Biz uyardık ama işçiler bu ürünlere elleriyle dokunuyor, şakalaşmak için birbirlerine atıyor gibi bir gerekçe atmışlardı ortaya. Hatta el yükseltip akıl sağlığını yitiren çalışanlar için büyük ihtimalle çok çalıştıklarından böyle oldular bile demişlerdi. Ama bununla da bitmiyordu. Thomas Midgley daha da ileri gitmiş ve tıpkı Çernobil sonrasında Türkiye'yle bir bakanın yaptığına benzer şekilde gazetecilerin önünde eline kurşunlu benzin dökmüş, sonra da onu koklamıştı. Bir şey olsa ben böyle bir şey yapar mıydım demeci veriyordu gazetecilere bu esnada. Galiba her ülkede var bu tiplerden. Neyse.

Tüm bu tırnak içinde gerekçelere rağmen bir soruşturma açılmış. Neticesinde ürün raflardan kaldırılmıştı. Ama işte bu soruşturma da pek bir işe yaramamış. İnsanlarda bir etki sağlayamamıştı. Tetra etil kurşun bazlı bu ürün tekrar satışa sunulmuş ve son hızda tüketilmeye devam etmişti.

Bunun üstüne Amerika Federal Ticaret Komisyonu da kurşunlu benzin tamamen güvenli diye açıklama yapınca konu tamamen kapanmıştı. Evet, dünya ve insanlık yıllar boyunca zehirlenecekti böylece. Başarı ve para hırsı birçok şeyin önüne geçmişti maalesef. Bunun sonuçlarını 1940'da çok garip bir şekilde görecektik. Onu da şöyle anlatayım size.

Clare Patterson isimli bir öğrenci kayaların yaşını hesaplamak için bir metot geliştirmişti. Bu metoda göre kaya içeriğini inceleyip dünyanın yaşını hesaplamaya çalışıyordu. Fakat topladığı kayalarda bir sorun vardı. Olması gerektiğinden 200 kat daha fazla kurşun içeriyordu bu kayalar. Daha derinlemesine bir inceleme yaptığındaysa bu kurşunun kaynağının atmosfer olduğunu görmüştü.

anlayacağınız resmen gökten kurşun yağıyordu. Dünyanın yaşını 4.55 milyar yıl olarak gayet güvenilir bir şekilde hesapladıktan sonra dikkatini bu atmosferdeki kurşuna çevirmişti Patterson. Tabii yıllar da geçiyordu bu arada. Buna rağmen uğraşmaya devam etti kendisi. 1965'te Grönland'daki buzul katmanlarında yaptığı araştırmalarda sorunu tam anlamıyla göz önüne sermişti.

1923'e kadar kurşun seviyesinde herhangi bir artış gözlemlenmezken 1923'ten sonra yani ürünün kullanıma girmesinin ardından buzullarda bile kurşun artışı gözlemleniyordu. Hem de öyle böyle değil. Olması gerektiğinden bin kat daha fazlaydı bu kurşun miktarı. Tekrar soralım. Peki şirket ne yaptı dersiniz? Evet. Patterson'a çılgın bir para teklif etti.

birkaç nesline yetecek düzeyde bir mebladan bahsediyoruz bu arada. Patterson ise tüm geleceğini kurtaracak bu parayı reddetmişti. Bunun üzerine şirket, devlet kurumlarında yanını alarak Patterson'a deyim yerinde ise bir savaş açmıştı. Ayarlanmış deneylerle, değiştirilmiş sonuçlarla ve ulusal araştırma paneli gibi kurumların gücüyle Patterson'ı yalanlamaya çalışıyorlardı.

Fakat Patterson vazgeçmemiş ve asla geri adım atmamıştı. En nihayetinde onun bu direnci bir sonuç almış ve 1970'de temiz hava yasası yürürlüğe girmişti. Bu sayede kurşunlu benzinin kademeli olarak kullanımdan kaldırılmasına karar verildi. Ama o kadar geç kalınmıştı ki bu karar için.

Kurşunlu benzin tam 63 yıl boyunca dünyamızı zehirlemiş. Toprağımızda ve ekosistemimizde binlerce yıl sonra bile görülebilecek izler bırakmıştı. Bir anlamda insanlık binlerce yıl sonrasına korkunç bir iz düşmüştü. Bundan çok uzun zaman sonra medeniyet, tarihi araştırmalar yaparken bu günleri görecek ve muhtemelen gözlerine inanamayacaktır.

İnsanlık nasıl bu kadar ahmak olabildi diye düşünecektir hatta. Bu arada elbette bu kurşun sorunu o kadar kolay çözülmedi. Avrupa'da ve sonra Amerika'da kullanımı 80'lerin sonlarında tamamen durdurulsa da kurşunlu yakıt tüketimine devam eden ülkeler vardı hala. Mesela Türkiye'de kurşunlu yakıt tüketimine ne zaman son verildi biliyor musunuz? 2006'da.

Aranızda yaşı yeten ve hatırlayanlar olacaktır. Benzinliklerde kurşunlu kurşunsuz seçenekleri olurdu. Anlayacağınız 2006'ya kadar bu zehirli yakıtı kullanmaya devam ettik. Ve ne yazık ki bazı gelişmemiş ülkelerde hala daha kullanılıyor bu yakıt. Öte yandan bu zehrin insan üzerindeki uzun vadeli etkileri de araştırılıyor. Özellikle çocukların bu zehre çok daha maruz kaldığı biliniyor.

Bu kurşun etkisinin öğrenme zorlukları, davranış bozuklukları, hiperaktivite ve solunum sorunlarına yol açtığından şüpheleniliyor. Hatta Environmental Research dergisinde yayımlanan bir araştırma sonucunda, çocukluğunda kurşuna yüksek oranda maruz kalan insanların yetişkinliklerinde suç işleme olasılığının belirgin derecede daha yüksek olduğu söylenmişti. Hatta Amerika'daki suç oranlarında 1990 sonrası görülen dramatik düşüşünde bu kurşun kullanımının azalmasıyla bağlantılı olduğunu söyleyenler var. Peki Thomas Midgeley'e ne oldu? Bunca zararın bir karşılığı olmalı diye düşünüyorsunuz muhtemelen değil mi? Kendisi dünyayı zehirlemeye devam etti maalesef. Durmak bilmedi desek yeridir.

Zira ozon tabakasının da içinden geçen kloroflorokarbonun da mucididir Micli. Biraz da garip bir hayal gücü vardı kendisinin. 1935'te yaptığı bir konuşmada insanların 100 yıl içinde yaşlanmayı durduracağını, Mars ve Venüs'ü kolonileştireceğini, tavukların domuz boyutuna geleceğini, istediğiniz rüyayı gördüren ilaçların çıkacağını, ziyaretlerin biteceğini, herkesin televizyondan birbiriyle görüşeceğini söylemişti. İnanır mısınız bol bol da ödül almıştı Micli. Ama işte epey dramatik bir ölüm bekliyordu onu. Bir tür felç geçirdikten sonra ayağa kalkamadığı için kendisine özel bir yatak tasarlatmıştı. Ancak bu yatak sayesinde ayağa kalkabiliyordu Thomas Micli. Fakat bir gün yatağın mekanizması bozulmuş ve kendisini kablolarla boğarak öldürmüştü.

Kimilerine göre Michelin'in tetra etiliği gerekli bir kötülüktü. Bu sayede Amerika ekonomisi çok daha hızlı büyümüştü. Hatta İkinci Dünya Savaşı'nın kazanılmasını bu yakıta bağlayanlar dahi vardı. Bu arada yıllar sonra yapılan araştırmalar da etilin aslında hiç de vaat edildiği kadar verim sağlamadığını, sadece maliyeti düşürdüğünü ortaya çıkarmıştı. Garip bir pazarlama lanetiydi bu.

Tüm dünya ve insanlık olarak bunun bedelini ödedik. Ödemeye de devam ediyoruz. Söyleyecek pek de bir şey yok aslında. İnsanın güç ve para karşısında dönüşeceği şeyin haddi hesabı yok. Dünyayı ve insanlığı önceliklendirmeyen hiçbir gelişme uzun vadede fayda sağlamıyor, bu kesin. Aksi yönde giden her gelişmenin ceremesini ise hepimiz bir şekilde çekiyoruz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)