
1.437 kelime · ~7 dk okuma
Bugünün yaş gününüz olduğunu düşünün. Arkadaşlarınız size sürpriz bir doğum günü partisi hazırlamış. Sevdiğiniz herkes burada. İnanılmaz derecede lezzetli görünen bir pasta da yaptırmışlar üstelik. En iyi malzemelerle yapılmış. Muhteşem meyvelerle süslenmiş. İçi en sevdiğiniz kremayla dolu bir pasta. Bunları yükledikten sonra durduramıyorsunuz kendinizi tabii. Hemen bir lokma alıyorsunuz.
Fakat o da ne? E tadı yok bunun. Ama olmaz ki. Bir çatal daha alıyorsunuz. Yok. Bırakın tadının olmayışını, biraz da rahatsız ediyor sizi bu sefer. Yani o kadar tatsız ki. Fakat hiç de öyle görünmüyordu. Sonra etrafınızda aynı pastadan yiyen insanlara bakıyorsunuz. Hepsi pastayı kimin seçtiğini soruyor. Aralarında daha önce bu kadar iyi bir yaş günü pastasına rastlamadığını söyleyenler dahi var.
Sanırım bir sorun olmalı diyorsunuz kendi kendinize. Bir lokma daha alıyorsunuz. Bir öncekinden daha kötü. Sanki gazete kağıdını ısırıyormuşsunuz gibi bir his. Çok kıskanıyorsunuz etrafınızdakileri. Sizin alamadığınız tadı almalarına imreniyorsunuz. Ama işte sizin için onca zahmete girmiş insanlar. O keyifsizliği içinize gömüp gülümsüyorsunuz yine de.
ağzınızda çevirdiğiniz, bitmek bilmeyen o pasta dilimini bitirip, evet, çok güzel bir pastaydı diyorsunuz siz de. Bu anlattığım çok tehlikeli bir ruh durumu sorunuydu aslında. Ne yediğiniz yemekten, ne içtiğiniz kahveden, ne de biriyle ettiğiniz sohbetten bir tat alamamak. İşte burada olan anhedoninin ta kendisi.
Haz alamamak, hiçbir şeyin zevk vermemesi, derin bir duygusuzluk hali, hissizlik, anhedoninin birer tanımı aslında bunlar. Majör depresyonun en önemli belirtilerinden birisi maalesef. Korkunç duyuluyor değil mi? Biraz bunun üstüne konuşmak istiyorum işte sizinle. Mesela az önce bahsettiğim pasta örneğini veren de tam olarak bu durumu yaşayan birisiydi. Bu hissizlikle hayatı boyunca mücadele etmiş birisi. Son 7 yıldır hayatımda sadece birkaç duygu kıvılcımları yaşadım. Onun dışında neredeyse hiçbir şey hissetmiyorum. Bahsedebileceğim bir hedefim yok. Hiçbir şey istemiyorum.
Çünkü biliyorum, sonuçları beni asla tatmin etmeyecek. Hayatımı tek bir kelimeyle ifade etmem gerekirse, soğuk. Baktığım her şey, yaptığım her şey soğuk görünüyor. Soğuk hissettiriyor diye anlatıyordu hissettiklerini.
Bu durum birçoğumuza tanıdık gelmiş olabilir. Dönem dönem birçok insan bunu yaşıyordur eminim. Fakat burada gerçekten saymayı bırakacağınız kadar uzun bir süre devam eden bir hissizlik halinden bahsediyoruz. Dolayısıyla anhedoni derken tam olarak ne olduğu üzerine biraz daha konuşmamız gerekiyor. Bahsettiğim gibi birçok insan hayatının belirli dönemlerinde buna yakın şeyler yaşayabiliyor.
Mesela önceden heyecan duyduğu şeylere karşı ilgisini kaybedebiliyor insan. Fakat anhedoni durumunda bu ilgisizlik ekstrem düzeylere çıkıyor. Artık herhangi bir şeyden zevk alamıyorsunuz. Daha önce çok sevdiğiniz bir şarkı, bayılarak yediğiniz bir yemek, arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakit ya da herhangi bir şey. En ufak bir şeyden bile zevk duymanın imkansız hale gelmesinden bahsediyoruz.
Majör depresyonla birlikte şizofreni, psikos, parkinson, anoreksi ve madde bağımlılığı gibi durumlarla da birlikte görülüyor bu duygusal problem. Birçok durumda kişinin ekstrem sporlara gösterdiği ilginin altında da yatan bir şey aslında anhedone. Bir şeylerden haz alabilmek için adrenalin seviyesi yüksek şeyleri deneyimlemek istiyor birçok insan. Fakat anhedoninin nedenlerini ve mekanizmasını anlamak herhangi bir duygu durumunu anlamak kadar zor elbette. Zira beynimizin devreleri de bir o kadar karmaşık, giriftli ve yoğun. Çünkü anhedoni derken sadece çikolata yediğimizde eski tadını alamamaktan bahsetmiyoruz. Altta yatan ödül mekanizmasında ciddi boyutlara ulaşabilecek bir sorun söz konusu.
Anlayacağınız, ödül mekanizması ile ilgili hepsi birbirinden karmaşık olan ilgi seviyesi, motivasyon, beklenti, umut, gerekli çabanın hesaplanması gibi birçok konuda değişiklik olabilir anhedonide. Burada şunu yanlış anlamamak lazım. Anhedoni durumundaki bir kişi, diğer insanlar gibi aktivitelere katılabilir ve belirli bir seviyede bundan zevk de alabilirler. Ancak anhedonide ödül süreci tamamen farklı işler.
Ödül mekanizması derken de neden bahsettiğimizi basit bir örnekle açıklayayım size. Bir şey yaptığımızda ve bundan zevk aldığımızda haliyle otomatik olarak bunu tekrar yapmak isteriz. İlk defa yediğimiz bir çikolata ya da şeker mesela. Çok beğendiysek tekrar tekrar yemek isteriz değil mi? Fakat bu çikolatanın tanesinin bin lira olduğunu ya da sağlığa aşırı zarar verdiğini farz edin. İşte orada bir düşünürsünüz.
Fakat bu çikolata tamamen sağlıklıysa, üstüne bir de bedavaysa bir saniye bile düşünmeyiz. Hele bir de yan odadaysa kalkıp gider alırız. Gözümüzde bile büyümez. Mesela bu harika ve bedava çikolataya ulaşmak için bir otobüse binmek gerekiyorsa burada da harcanacak eforu hesaplayıp buna değmeyeceğini düşünerek vazgeçebiliriz. Biliyorum bazılarımız için çikolata ne kadar uzakta olursa olsun fark etmez.
Ancak Beylikdüzü'nden Tuzla'ya gitmeniz gerekiyorsa… İşte uzatmaya gerek yok. Fayda maliyet analizi yapınca bir çikolata İstanbul'u bir uçtan diğer uca dolaşmaya değmez. Bu verdiğim örnek çok basit bir örnek biliyorum. Ama hayatımızdaki birçok kararı bu tip yapılacak çaba ve ödül oranına göre hesaplayarak alıyoruz aslında. Birçok kez farkında bile olmadan yapıyoruz bunu.
Peki beynimiz bu süreçte nasıl çalışıyor? Neler oluyor da otopilotta böyle kararlar verebiliyoruz? Daha da önemlisi bunun anhedoni ile ilişkisi tam olarak ne? Bunları da kısa bir aranın ardından konuşacağız sizlerle.
Beynimizdeki çaba ve ödül mekanizmasının nasıl işlediğini konuşacaktık değil mi? Hadi devam edelim kaldığımız yerden. Bu tip süreçlerden beynimizdeki bazal çekirdeklerin bulunduğu bölgenin bir bölümünün sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu bölgeye nükleus akumbens ya da bilinen adıyla ödül merkezi deniyor. İşte sürpriz olmayacak şekilde Anhedoni'de de bu bölgenin öne çıktığı farklı birçok çalışmayla ortaya çıkmış.
Bu arada tabii ki beyinde hiçbir şey tek bir bölgeyle sınırlı değil. Planlama ve kişilikten sorumlu prefrontal korteks, duygular ve kararlardan sorumlu amigdala, bilinç ve özbenlikle ilişkili insula isimli bölümlerinde rol oynadığı düşünülüyor. Özellikle prefrontal korteksin ödüllerin işlenmesinden, fayda-maliyet hesabından ve bununla ilişkili kararlardan sorumlu olduğunu biliyoruz. İşte ödül bölgesiyle bu bağlantıları da motivasyon ve haliyle anhedoninin ortaya çıkışı ile ilgili bakılması gereken en önemli bölgelerden birisi. Bunun
dışında anhedoni ile ilişkili olarak, nörotransmiter olarak bilinen sinir taşıyıcılar da incelenmiş. Elbette dopamin hormonu öne çıkıyor burada. Zira dopamin, ödül bölgesiyle ilgili bağlantılar da son derece aktif. Hatta bu bölgede dopamin eksikliği ile anhedoninin şiddeti arasında da bağlantı bulunmuş. Fakat bu kadar karmaşık bir yapı içinde tek cevap da bu değil gibi görünüyor. Çünkü beynin farklı bölgelerinde dopamin eksikliği bazen çok farklı ya da tam tersi bir etkide yaratabiliyor.
Mesela GABA olarak bilinen ve merkezi sinir sisteminde sinir iletimi görevi gören bir aminoasit serotonin ya da opioidin de bu konuda rolü var. Mesela bir çalışmada anhedoniyle birlikte seyreden depresyona olan hastaların GABA seviyelerinde düşüş gözlemlenmiş. Bununla beraber opioid aktivitelerinde düşüş görülen depresyonlu hastaların da anhedonisinde artış saplanıyor. İlginç bir bağlantı daha var. Tıpta enflamasyon olarak bilinen iltihap düzeyinin depresyonla ilişkisi. Araştırmalarda depresyondan muzdarip kişilerde bu iltihap düzeyinde bir artış söz konusu olabildiği saptanmış. Bu artışa neden olan temel kimyasallarsa sitokin ve CRP olarak bilinen C reaktif proteinleri.
halk arasında kanda iltihap varmış denilen durumlar vardır ya, işte bu gibi durumlarda kan testlerinde CRP'de yükselme gözlenir. 2015'te yapılan ve Molecular Psychiatry dergisinde yayımlanan bir çalışmada CRP seviyelerindeki artışla anhedoni düzeyinin artışı arasında bir bağlantı tespit edildiğinden bahsediliyordu. Farklı farklı çalışmalarda da benzer sonuçlar çıkmıştı aslında. İşte bu noktaları birleştiren araştırmacılar anhedoninin tekrar eden bir durum olduğunu görmüştü. Sitokin mesela. Covid-19 krizinde de karşımıza çıkan bir kimyasaldı bu. Bağışıklık sisteminin virüslere veya saldırılara karşı verdiği bir cevap diye tanımlanmıştı. Ancak kimi zaman bu kimyasal farklı hasarlara yol açabiliyor. Mesela Covid-19 hastalarının yoğun bakıma düşmesindeki sebep olarak sitokin düzeyini işaret ediyor uzmanlar.
Akciğerlere saldıran bağışıklık sisteminin bir sonucu bu. Ve saldırı aracı olarak da bu stokinleri kullanıyor. Hepsinin ötesinde stokinlerin salgılanması ile depresyon ile paralel acıya duyarlılık, halsizlik, tat duyusunun azalması gibi belirtiler de şiddetleniyor. Kanser tedavisinde de stokin kullanılması sonucunda depresyonun geliştiği de sıkça karşılaşılan bir durum.
İşte bu sitokinler kimi zaman anhedone yani hissizliğe de neden olabiliyormuş. Yani karşımızda fiziksel dayanakları da olan oldukça karmaşık bir durum söz konusu. Diğer yandan bazı kişilerde depresyon tedavisi için kullanılan ilaçların anhedoneyi şiddetlendirdiği düşünülüyor. Hatta depresyon tedavi edilmeye çalışırken anhedoni gözden kaçabiliyor ve maalesef kimi zaman intihar eğilimini de arttırabiliyor bu durum. Ancak bu durum çözümsüz de değil. Bu konuda yapılan tüm araştırma ve çalışmalar sonucunda mevzu bahis hissizliğe çare olabilecek yöntemler ve ilaçlar geliştirildi. Daha etkilileri de geliştirilmeye devam ediyor.
Anhedoninin en büyük risklerinden birisi tedavi almaya yönelik isteksizlik olabiliyor bu noktada. Fakat bu konunun artık çok daha iyi anlaşıldığını ve çözümünün mümkün olduğunu da söylemem gerek. Böyle bir durum varsa da vakit kaybetmeden bir uzmanla görüşmek şart elbette. Zira zevk eksiksiz ve mutlu bir yaşamın en temel parçası.
Yediğiniz yemekten, gördüğünüz yerlerden, yeni tanıştığınız insanlardan, yeni deneyimlerden mutlu olabilmek, bu deneyimlerin sizi her anlamda duygulandırması. Bunlar yaşamdaki her şeyi daha çekilir kılıyor. Klinik olarak da mutlu insanların daha uzun yaşadığını, hastalıklarla ve stresle daha iyi başa çıkabildiğini de biliyoruz zaten. Ve mutlu bir insan olmak da öğrenilebilen bir şey.
Belki de kendimiz için yapabileceğimiz en iyi yatırım budur. Mutluluğun bir yerden gelmesini beklemek yerine, onu nasıl elde edebileceğimizin yöntemlerini öğrenmek. Bu sadece ruh sağlığımız için değil, beden sağlığımız için de önem arz eden bir durum ne de olsa. Evet, bazılarımızın herkesin kolaylıkla haz hissedebildiği şeyleri yeniden öğrenmesi gerekebiliyor. Mutlu olmayı baştan öğrenmek gibi.
Zahmetli gözükse de bunun için tüm çabalara değer. Sonuçta ufak bir mutluluk anı bile en kötü hisleri unutmanın anahtarı değil mi?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.