
5.680 kelime · ~28 dk okuma
Peribacaları nasılsınız? Öncelikle ben daha iyiyim. Sizinle konuşmak, dertleşmek, aynı duyguları paylaşmak bana çok iyi geldi. Ve yazdıklarınızdan görüyorum ki size de iyi gelmiş. Size iyi gelmek üzerine tekrar bana iyi geldi. Sesim de o yüzden bugün böyle çıkıyor. Teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Gelelim bugün ne konuşacağımıza.
Hiçbir şeyi hatırlayamıyorum. Her şey aklımdan uçup gidiyor. İlk başta öğrendim sanıyorum. Öğrensem de iki gün sonra unutuyorum dediğinizi duyuyorum. Aslında biliyorum. Çünkü onu da yazıyorsunuz. Hatta üzerine, abla sen nasıl her şeyi böyle hatırlıyorsun? Nasıl öğreniyorsun? Kolay öğrenmek için, hatta unutmamak için kendince uyguladığın yöntemler var mı? Senin beynin nasıl işliyor? Benim annemin de hafızası böyleydi. Ben buna mahkum muyum? diyorsanız, bu podcast tam da senin için Peri Bacası.
Bu podcast'ta önceden söyleyeyim, Neuroscience, yani Neuroscientific... Okey. Yani arkadaşlar, nörobilimsel bir temelde konuşacağız. Size böyle biraz tıp dersi gibi gelebilir, bilmiyorum. Bir kere dedim böyle bir bölüm çekeyim. Çünkü en başta öğrenme tekniklerinden bahsedecektim. Böyle daha gündelik yaşamda kullanabileceğiniz pratik teknikler. Bunu anlatırken hafızaya değinmeden olmaz dedim. Sonra hafızaya girişince de böyle o Neuroscience'ın içinden çıkamadım. Çünkü ben küçükken
Doktor Gileç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Yeniden hoş geldiniz. Birincisi arkadaşlar, evet hepimizin beyin yapısı farklı, genetiğimiz farklı, epigenetik süreçlerimiz de farklı. Yani ne epigenetik? Genetik üstü. Yani genetikten sonra, doğduktan sonra yaşadığımız yaşantılar, beynimizde öğrettiklerimiz de farklı. Ama biz buna sığınıp, benim hafızam zaten kötü, ben bir şey öğrenemiyorum demeyeceğiz. Ne yapacağız? Öğrenmeyi kişiselleştireceğiz, kastümize edeceğiz. Mesela bunu konuştuk, biliyorsunuz ki benim de beynim farklı çalışıyor değil mi? Ve ben de kendi beynime göre böyle en optimum çalışacağı şeyi buldum.
kişiselleştirdim ve o şekilde faydalanıyorum. Peki bunu nasıl buldum? Farkında olarak, öğrenme tiplerini, hafıza tiplerini, teknikleri öğrenerek hangisi bana uyuyorsa onu aldım. Bugün de siz böyle bunu yapmaya çalışarak bu podcast dinleyin tamam mı? Bence en güzel verimi öyle alırız.
Herkes kalem kağıdını çıkarsın. Dersimiz başlıyor. Evet, hafıza nedir? Nedir arkadaşlar hafıza? Hafıza, dış dünyadan gelen bilgilerin toplanması, saklanması ve gerektiğinde geri çağrılması sürecinin tümüne verilen isim. Açacağım bunları, merak etmeyin. Bu süreçler sayesinde çok basit. Ne yapıyoruz arkadaşlar? Öğreniyoruz önce.
Hatırlıyoruz, karar veriyoruz ve kim olduğumuzu biliyoruz. Nörobilim açısından hafıza, nöronlar arası sinaptik bağlantılarının güçlenmesiyle oluşan fiziksel izler bırakan bir beyin fonksiyonu. Yani arkadaşlar, hatırlamak bir düşünce değil, bir biyolojik olaydır, tamam mı? Ya da hafıza sadece geçmişimiz değildir, kendimize yazdığımız hikayedir. Çünkü biz böyle gözlerimiz kamera değil aslında, biz bir senaristiz. Yani yaşadıklarımızla bizim onu hafızaya atma şeklimiz farklı.
Ve hafıza sadece hatırladıklarımız değildir, unuttuklarımız da hafızamızın bir parçasıdır. Ve bu bölümde beynimizin bu kitabı, hayat serüveni kitabımızı yazarken yazarlık serüvenini konuşacağız. Ayrıca hafıza sadece ne olduğunu hatırlamak değil, neyi sevdiğini, kimden hoşlandığını, neden korktuğunu, niye ağladığını da hatırlamaktır. Hatta bazen hatırlamamak için unuttuklarında hafıza belirler. Yani hafıza geçmişimiz değil arkadaşlar, kimliğimizin kayıttadır. Alright? Okay! Şimdi arkadaşlar, hafızamızın türleri var. Ama herhangi bir türü olsun, yani duysal olsun, kısa süreli, yani short term memory, long term memory, hepsinin dört aşaması var. Temelde, bilimsel temel olarak. Birincisi Gathering. Gather ne? Toplanma. Yani bilgi toplama. Duyularımız aracılığıyla. Duyularımızı biliyoruz, saymama gerek yok.
Duyularımız aracılığıyla bilgiyi çevremizden alıyoruz. Görüyoruz, duyuyoruz, hissediyoruz. Beynimiz ilk olarak veri topluyor. Tamam mı? Bu milisaniyede oluyor. Duysal hafızamızın devrede olduğu aşama. Duysal hafızamızı aşağıda açacağım. Ama önce ne işliyorduk? Dört aşamayı. İkincisi, encoding yani kodlama. Ne yapıyor arkadaşlar burada beynimiz? Dışarıdan gathered bilgiyi topladı. Sonra bu aldığı bilgiyi beynin bir dili var ya, neural dil yani sinir dili ona çeviriyor.
Çünkü dışarıdaki dili beynimiz algılamıyor. Beynimizin bunu algılaması için beyin dili, yani nörel dile çevrilmesi gerek, tamam mı? Yeni bir görüntüyü, sesi ya da hissi kimyasal ve elektriksel bir şey dönüştürüyor ki beyin onu anlasın. Hani Morse alfabesi gibi, okey girl. Şimdi arkadaşlar, bu süreçte de dikkat, duygu ve anlamlandırma çok kritik.
Ve üçüncü süreç. Bu ne? Storage. Yani ne? Depolama. Şimdi bilgiyi topladık, gathereddik, encoding yaptık, kodladık. Şimdi ne yapıyoruz? Depoluyoruz ve bu kodlanan bilgiyi öncelikle beynimizde şu yanlarımız var ya şakaklarımız. İşte orada temporal bölge var tamam mı? Beynimizde. İki yanımızda da var. Ve onun bir bölgesi hipokampüs var. Bu kodladığımız bilgi, hipokampüste işleniyor arkadaşlar. Ve beynimizin o en böyle hani düşünen kısmı, nasıl artık bunu, korteks. Birazdan bu arada anatomiye de gireceğim, azıcık sabır. O kortekste saklanıyor, bunu böyle bilelim. Sonrasında gerekli bilgiler uzun süreli hafızaya aktarılıyor. Ve konsolidasyon süreci burada oluyor. Özellikle uyku sırasında bu çok önemli. Konuşacağız. Dördüncüsü, geri çağırma. Retrieval. Ne yani? Bilgi geri çağırmak. Tamam mı? Recall da diyebiliriz buna. Mesela diyoruz ya, birisi bir şey soruyorsa, I can't recall diyorsun. Şu an hatırlayamıyorum. Geri çağıramıyorum. Recall. Retrieval. İster bilinçli olsun bir şey anlatırken, ya da ister bir refleksle. İkisi de olabilir. Ve buradaki yöneticimiz de beynimizin prefrontal korteksidir. Tamam mı? Tekrar ediyorum, gathering, encoding, storage, retrieval. Yani toplama, kodlama, depolama, geri çağırma. Şimdi geldik hafıza türlerine. Temelde arkadaşlar üç tür var. Bir tanesi daha var da temeli konuşalım, üç tür. Birincisi, duygusal hafıza yani sensory memory. İkincisi, kısa süreli hafıza yani short term memory. Üçüncüsü, uzun süreli hafıza yani long term memory. İlk başta duysal hafızayı konuşacağız. Ne demiştik? Millisecond'da oluyor, yani milisaniyede oluyor, tamam mı? Duyularla gelen bilgiye ilk göz kırpma anımız. Gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz her şey bu belleğe it düşüyor. Saniyeler içinde siliniyor. Bilinçli değil arkadaşlar, otomatik çalışıyor. Ama buna rağmen çok yoğun ve detaylı. Neden? Çünkü beynimiz milisaniyede bu bilgi önemli mi değil mi karar vermek zorunda. Mesela hani bir kokuyu duyup aniden irkilmek ya da gözücüyle böyle bir anda gördüğümüz bir şeyi dönüp tekrar bakmadan unutuyoruz falan ya bazen. Onun gibi ya da böyle sevgililer test ediyor ya mesela işte güzel bir kızın poposu var poposu dans ediyor ama diyorlar ki ha bu kızın gidiyor tişört neydi falan.
Tamam aslında o değil de işte anladınız yani. Bu arada bu duyusal hafızanın her duyu için tabii ki farklı bir türü var. Mesela ekoik memory, işitsel hafıza. Ne dedin dedikten sonra böyle bir saniye sonra aslında hani hatırlamanın sırrı burada. Çünkü sesleri birkaç saniye eline tutuyor. Mesela birimize bir şey söylüyor ama o sırada dalgınız biz. Ama iki saniye sonra beynimiz onu geri getiriyor.
İkinci duysal hafıza türümüz haptic memory yani dokunsal hafıza. Bir şey dokunduğumuzda oluşan o kısa his. Böyle deriden gelen stomata sensör bilgileri işliyor. Hani sıcak bir yüzeye değdiğimizde hemen böyle geri çekiyoruz ya aniden. İşte o temasın kısa süreli hafızada kalması bu. Üçüncüsü, Iconic Memory yani görsel hafıza. Gözle gördüğümüz görüntüler birkaç saniyenin hafızada kalıyor. Bir tabloya bakıyoruz diyelim ki ve gözümüzü kapatınca hala o görüntüyü birkaç saniye görebiliyoruz. Dördüncüsü, Old Factory Memory yani koku hafızası. Old Factory Nervous Design koku sinirleri. Tahmin edeceğiniz gibi kokuların yarattığı ani geri dönüşler, işte koku hafızası falan o çok başka bir konu. Onu parfüm bölümünde konuşuruz.
Ama işte genel olarak bir parfümün mesela kokladığımızda bizi o zamana götürmesi çok klasiktir zaten. Beşincisi de gustateur hafıza, tat hafızası. Yediğimiz bir şeyin tadını kısa süreliğine hatırlamak. Mesela ben Londra'dayken bazen böyle çiçek köfteciye gidiyordum. Çünkü bir tane çiçek köfteci vardı ve onu yediğimde işte direkt İstanbul'daki nostaljiler falan oluyordu. Yani onun gibi. Tamam mı? Bunların da süresi içlerinde değişiyor bu arada. Hepsininki aynı değil. Mesela göz 0.5 iken olfaktör çok daha uzun. Yani kokuya bağlı anı ve duyguları tetiklemesi daha uzun sürede oluyor.
Şimdi geldik diğer bir hafıza türümüze. Bu ne? Short Term Memory yani kısa süreli hafıza. Bir de ne var bunun? Uzun versiyonu. Öğrenmek ve bilgiyi hatırlamak ne zaten? Kısadan uzuna aktarmak. Bu nasıl oluyor? Onu anlatacağız. Şimdi Short Term Memory'nin açıklaması ne arkadaşlar? Buraya ne kadar bilgisi var? Bunu kim saklar? Kısa süreli hafızamız toplamda 5 ila 7 bilgi parçasını tutabiliyor tamam mı? Miller's Magic Number diyorlar buna. 7 arttı, eksi 2 kuralı. Yani 5, 9 toplam bu kadar. İşte genetik faktörler falan etkiliyor. Bu da en önemli şey. Bu değil zaten hafızayla ilgili. Neyse, saklama süresi genellikle 15-30 saniye. Şükür. Bu yüzden ne yapabiliyoruz mesela? Bir telefon numarasını veya araba plakasını kısa süreliğe tutabiliyoruz aklımızda. Ama tekrar etmezsek ya da başka türlü pekiştirmezsek siliniyor bu. Peki buradan kim sorumlu? Kısaca... Prefrontal Cortex. Prefrontal Cortex ne ve nerede bulunuyor arkadaşlar?
Şimdi frontal demek front, ön. Beynimizde loblarımız var değil mi? Beynimizin frontal lobu da öndeki. Böyle elinize şak koyun botoksumuzu yaptığımızda onun azıcık üstü işte frontal lob tamam mı? Tamamlığımızın arkasında yani. Ve arkadaşlar çok çok çok çok önemli prefrontal korteks. Benim bir gerçekte aradığım şey.
Ve arkadaşlar Prefrontal Cortex bilgileri geçici olarak tutuyor. Ne kadardır? 15-30 saniye. Tamam mı? İkinci, buradan sorumlu kişi. Yani short term memory'den. Neresi burası? Hippocampus. Ne demiştik hippocampus için? Camp yapıyor. Nerede? Beynin yanında. Yani temporal bölgelerde. Tamam mı? İki tane vardı bundan. Yeni bilgilerin uzun süreli belleğe taşınmasından sorumlu. Çok önemli.
Bu çok önemli ya. Ne demiştik? Bu kısa süreli bilgileri geçici olarak tutan Prefrontal Cortex'ten alıyor bu bilgileri arkadaşlar. Anlamlı olanları tabii ki. Çok güzel bir eleme sistemi var orada. Ve Cortex'e aktarıyor. Ne yapacak? Uzun süreli olarak tutacak. Kurye, tamam mı? Messenger, carrier, whatever. Şimdi arkadaşlar, bir Dr. Glitch Life Hack vereyim size. Kısa süreli hafızamızda bilgileri tutmak istiyorsak, yani diyorsan ki...
Ben uzun hatırlıyorum, unutmuyorum fakat ama böyle yani numara ezberleyemiyorum, iki dakika araba plakası unutuyorum, taksiye bineceğim, taksinin plakasını alacağım, hemen unutuyorum falan diyorsan, telefondan fotoğraf çek, şaka. İki türlü şey var arkadaşlar. Bir tanesi chunking, yani gruplandırma. Diğeri ise rehearsal, tekrarlama. Şimdi çok kısa söyleyeyim, chunking ne? Bilgileri daha küçük, anlamlı parçalar halinde gruplamak. Böyle yaparsak daha çok, daha fazla hatırlayabiliriz. Mesela arkadaşlar, Diyelim ki işte 8 haneli bir sayı var, tamam mı? Bunu böyle 5, 6, 7, 8... Yok, öyle basit oldu. Bunu işte mesela 3, 8, 4, 5, 8, 9, 2 diye hatırlamak zorken... 382, 513. Biz de öyle ezberliyoruz ya telefon numaralarını. Ne buldum ama, keşif. Bu yüzden böyle yapıyoruz. 3 artı 3 artı 4 gibi yapıyoruz, tamam mı? Sebebi o. TCEC numaramız da mesela. İkinci bir şey de Rehearsal tekrar etmek. Daha sonra uzunu anlatırken oradaki Space Script için yani aralıklı tekrar falan anlatacağım. Bu başka.
O long term memory, bu short term memory. Rehearsal da bilgiyi zihinde tekrar tekrar döndürmek. Mesela şarkı sözlerini ezberlemek gibi düşün. Ya da böyle kısa süreli bir şey ezberleyeceksin. Ben hep sınavlara girmeden önce yapardım onu. Dâhiliye sözlüsünde falan hocanın kapısında işte bir bilgiyi 5-10 kere 5-10 kere söylüyorsun. Zaten 5 dakika sürecek sınav yani 5 dakika dursa yeter benim de diye. Tamam mı? Şimdi arkadaşlar geldik. Üçüncü ve sonuncu long term memory. Şimdi long term memory'nin de bir sürü normalde alt hafıza türü var. Ben anlatırım. Benim çok hoşuma gidiyor ama... ...gerçekten biliyorsunuz zor dinlemesi de bu konulara ilgi çekmeye için çok lazım. O yüzden ben olabildiğince size kolay ve basit anlatmaya çalışacağım. Şimdi burada ana, temel iki tane hafızadan bahsedeceğiz. Uzun da. Birincisi bilinçli olarak hatırlayabildiğimiz her şey. Yani deklaratif hafıza. Açık, anlatılabilir. Tamam mı? Ne mesela bunlar? Bilgiler, daha önce yaşadığımız olaylar, insanların isimleri, tarihler, konum, kavramlar. Böyle şeyler.
İstediğinde anlatabiliyorsun. Ayrım bu. Mesela İtalya'nın başkenti Roma'dır. İşte Tuba'nın soy ismi Güleç'tir. Falan filan tamam mı? Bunda kategorileri var. İsimlice söyleyeyim olur mu? Epizodik hafıza. Yani episode. Yani dizinin bölümleri gibi düşünün. Kendi yaşadığımız anılar. İşte mesela ben şu yılda şurada gönüllü doktorluk yaptım. Ya da stajdan atıyorum. Ve semantik hafıza var. Genel bilgiler, gerçekler.
Mesela iki tür doğum vardır. Vajinal doğum, sezeryen doğum. Böyle gerçekler ve bilgiler semantik hafızadır. Peki bunlar nerede arkadaşlar? Yine hipokampüs, medial temporal lobe, yine temporal. Çünkü temporal lobe büyük, hipokampüs küçük. Tamam mı? Medial temporal lobe ve temporal lobe'un iç kısmı, medial kısmı. Bir de geri çağırma sırasında özellikle prefrontal korteks. Şimdi geçiyoruz non-deklaratif olan, yani anlatılamayan, yani istesek de anlatamıyoruz bunu. Çünkü bilinçsizce yapıyoruz ama beynimizde yeri var. Mesela... Aklınıza gelsin hemen. Evet, doğru. Yürümek, bisiklet sürmek, yüzmek, klavye kullanmak falan. Yani bunu nasıl yaptığımızı şu an bilmiyoruz ama yapıyoruz anladın mı? Bilinçsiz çalışıyor. Hatta ne zaman tam öğrendik belki hatırlamayız falan. Yüzmeyi hatırlarız da. Hani daha motor beceriler. Şimdi bunun da alt kategorisi prosedürel hafıza. İşte motor beceri dediğimiz, alışkanlık dediğimiz. Ya da önceden maruz kaldığımız bir şeyin bizi etkilemesi priming. Ya da klasik koşul ama Pavlov. Tamam mı? Bunlarda sırrı çözülemeyen bir yer var beyinde. Bazalgang.
Orası iki cerebellum dediğimiz yani beyincik. Aklıma hep şey geliyor. Beyin soğanı mevzusu var ya, beyin sarımsağı. Neyse bu beyincik tamam mı? Cerebellum beyin, cerebellum beyincik. Ve amigdala, bu da duygusal koşulama. Amigdalanın korkunun falan biriktiği yerde. Arkadaşlar, nasıl gidiyorsunuz? İyi misiniz? Dikkatinizi aldıysanız bir iki üç dakika geçin de geleyim bir yerlere. Ama devam, devam. Ders devam. Ben çok iyiyim, tamam mı? Ben de ara vermiyorum bu arada. Şimdi birazcık daha bu anatomiden falan bahsedeyim. Çok az, çok az, tamam mı? Böyle kulak harçlığınız olsun. Ortamlarda falan. İyi gidiyor, tamam mı? Sonrasında da nasıl bunu kısadan uzun atacağız, onları konuşacağız.
Şimdi beynimizin keşfedilmiş keşfedilmemiş birçok kısmı var. Biz bugün hafızamızdaki rol oynayan o kahramanlardan bahsedeceğiz. Bahsettik bir tanesinden birkaç tanesinden hatta Hippocampus. Ne demiştik arkadaşlar? Beynimizin yanlarında kamp kuran bir şey var. Hippopotam var o da Hippocampus. Temporalde kuruyor.
Ne yapıyor? Yeni bilgiler bu durakta işleniyor. Kısa süreli bellekten, uzun süreli geçişin ana istasyonu kuryesi Messenger'ı demiştik. İkincisi Amigdala. Hani bu korkuyu yöneten yer var ya hep böyle diyoruz işte Amigdala'da birikir korkularımız onlarımız bunlarımız falan filan. İşte Amigdala bu duyguları arkadaşlar barkod gibi hafızaya yapıştırıyor. Yani hafızamızın drama queen'i diyebiliriz. In a way, tamam mı?
Üçüncüsü yine bahsettiğimiz erkekler doğmasını istediğim, yalvardığım, yakardığım prefrontal cortex. Dikkat, planlama, odak vermeye, karar vermeye ve zihinsel organizasyonun CEO'su. Tamam mı? Şimdi diğer birisi, temporal lob. Ondan da bahsetmiştik, yanlarımızdaki temporallerimizde olan, hadi ya. Anılarımızın arkadaşlar arşiv katı bu da. Zaten o hipopotam da burada yaşıyor dedik. Ne yapıyor burası? Sesleri, yüzleri, olayları uzun vadeli olarak depoluyor. Yani arşiv dairemiz. Şimdi belki çoğunuz bunu duymadı bu diğer bölge. Diyen sefalon. Duymuş muydunuz?
Bu ne arkadaşlar? İki parçalardan oluşuyor. Birisi Talamus, diğeri Bazal Ganglion. Tamam mı? Bu ikisine beraber Diensefalon diyoruz. Şöyle diyebiliriz. Hani Mono, D3, Tetrapenta var ya. Hani Latince 5. Hadi ya. Hayır ama D her yerde var sonuçta Latin dillerinde. Neyse arkadaşlar. D2 ya. Hani ikisinin birleşimi. Talamus ile Bazal Ganglion. Ne olmuş? Diensefalon.
Şimdi arkadaşlar, ne yapıyor Diyen Stefalon? Bir bilgi geliyor buraya. Arkadaşlar bu çok önemli ya. Bakın şimdi bir bilgi geldi buraya, tamam mı? Bu diyor ki, ben filtreyim arkadaşım diyor. Sen önemliysen seni geçireceğim ve uzun süre yatacağım. Önemli değilsen, kusura bakma diyor, seni hafızamda yer edemezsin diyor, tamam mı? Yani bizim amacımız, yeni bilgi öğrenirken Diyen Stefalon'da da iyi bir intiba bırakmak ki bizi içeri alsın. Kapı görevlisi yani. Ayrıca da motor alışkanlıkların, yani ezberin de yeri. Tamam mı? Şimdi bir de beyin sapımız var. Şöyle beyinden aşağı uzanan. Onda üç farklı kısmı var. İsimlerini artık gerek yok. Şimdi bunu ne yapabiliyor musunuz? Diyor ki, hayatta mısın? Beyin sapı çok önemli arkadaşlar. Beyin sapında herhangi bir darbe ölümcül yani çok önemli. Hayatta mıyız? Kontrolünü yapan merkez. Alo? Uyanıklık, bilinç, refleks. Ama aynı zamanda da arkadaşlar, bilinç aldığı bellerinin de altyapıcısı. Tamam mı? Genel olarak anatomimiz bu şekilde, hafızada.
Nasılsınız arkadaşlar iyi misiniz? Ben çok iyiyim ama siz azıcık soluklanın. I'll be back soon! Şimdi peribacaları. Ben ne yapıyorum biliyor musunuz? Öncelikle kısa süreli hafızamdan uzuna atmayacağım şeyleri çok iyi filtreliyorum. Sanki unutkanmışım gibi gözüküyorum dışarıdan. Unutkan sanıyorum ama hayır ben unutmuyorum. Hafızamda yer etmiyorum zaten. Mesela ben sürekli navigasyon kullanırım. Yer, yön bilmem, hatırlamam. Evde bile yani yeni gittiğim bir evde ikinci defa gitsem evi bulamam. Evdeki tuvaleti bulamam. Hatırlamam eşyaların yerini, insanların yüzlerini hatırlamam falan filan tamam mı? Önem verdiklerim dışında. Çünkü hastaları da sürekli görüyorum ya. Bunlara düşleriz de hatırladığımı. Herkes acile gelen falan. Bunu yaparak uzun süreli hafızamda daha fazla yer kalsın. Ben synapslarımı yormayayım. Boşuna reseptörlerim böyle folloşlaşmasın diye bunu yapıyorum. Ayrıca ben ne yapıyorum? Beynimde gereksiz hiçbir ayrıntıya yer vermeyeyim diye her şeyin fotoğrafını çekiyorum. Benim iki tane telefonum var. İki tane aykuladım var. İkisinde de bir tanesinde 300 bin tane fotoğraf video var. Diğerinde de 150 bin tane fotoğraf video var. Çünkü ben her şeyi çekiyorum. Her şeyi. Çünkü hiçbirini hatırlamak istemiyorum ve ben güveniyorum ki bir gün hatırlamam gereken bir şey olursa onun fotoğrafı vardır telefonumda zaten. Çünkü anı çekiyorum. Şimdi bir an çektim ya o anı. O an nerede, ne yaptım, ne oldu? Bir de live çekiyorum. Ses de geliyor arkadan. Her şey belli oluyor. Yukarıda da saniyesi var, mekanı var ya. Yani hiçbir şey hatırlamama gerek kalmıyor. Ya da biri bana bir şey söylediyse anında notlarıma yazıyorum. Anında onu da fotoğrafını çekiyorum. Notu yazıyorum, fotoğrafını çekiyorum. Nerede, ne oldu, ne zaman bu notu yazmışım, her şey belli olsun diye.
Bu benim çok kullandığım bir taktik. İkincisi, ders çalışırken ya da bir şey öğrenmeye çalışırken, dil olur, bilgi olur. Buna bir his katıyorum. Tamam mı? His. Çünkü, açıklayacağım sebebini sonra, hislerle bağdaştırdığımız her şey çok daha kalıcı oluyor. Bunu atalım bir cebe. Sonrasında bir hikaye yaratıyorum. Kendimle ilgili bir hikaye. Size aslında niye dedim ki hipopatam, temporal lobda otururken? Böyle hikayeler yaratınca, hipotalamus'un temporal lobda olduğunu unutmuyorum arkadaşlar.
Ve temporal lob derken de sürekli beynimin iki yanını gösteriyorum. Onun da iki türde olduğunu ve şakaklarımın üzerinde olduğunu unutmuyorum. Ya da frontal derken sürekli böyle alnına vurma hareketi yapıyorum. O zaman onun da orada olduğunu unutmuyorum. Bunlar benim unutmadığım şeyler. Zaten frontal çok basit. Doktor unutmaz. Fakat ben...
Bunları öğrenirken ya da herhangi başka bir bilgiyi de bu şekilde hafızamda tuttuğumu anlatmaya çalışıyorum. Diğer bir şey de müzik dinliyorum. Özellikle bazı müzikler beni hiperfokusa sokuyor. Onun dışında, hiperfokus dışında da uzun süreli hafızamıza geçmede rol oynuyor. Bunlar fizyolojik şeyler. Bunları da anlatacağım. Klasik müzik özellikle. Diğeri, öğrendiğimi anlatıyorum arkadaşlar.
Nasıl? Ben küçükten beri kendimi bir öğretmen gibi hayal edip, böyle sanki o zamanlar BBC falan yapıyordun gibi, özellikle İngilizceyi böyle çalıştım. Her gün aralıklı tekrarlarla, Space Repetition'la anlatacağım bunu da. Bayağı bir kelime ezberlerdim, tamam mı? Lisede. Çok ezberlerdim. Sonra da bu kelimelerle hikaye kurup, bunu öğretmenmiş gibi kendime bir tahta yapıp, öğrencilerime anlatırdım. Ve sonra bunu kaydederdim. Kaydettikten sonra nasıl konuşuyorum İngilizce, mimikleri nasıl falan diye hepsini düzeltmeye çalışırdım. Ve ben bu sayede aksan geliştirdim. Bu sayede dili öğrendim. Sadece bu değil. Ama bunlar sayesinde.
Ayrıca ben çalışma saatlerimi uzun süre yaymıyorum. Beynimle sadece çalışmaya hazırlıyorum. Tam hazır olduğu anda oturuyorum, odaklanıyorum. İki buçuk saat çalışıyorum. O kadar verimli çalışıyorum ki sonrasında zaten biliyorum ki daha çalışmayacağım. O iki buçuk saatte her şeyimi kullanıyorum. Ve bazen yani çok garip diyorum ki niye ötelemişim ki bu kadar? İki buçuk saatte bitti ama aslında öyle hazırlık yaptı beynim o zamana kadar. Benim çalışma stilim böyle. Ben kendime böyle öğrenmeyi kişiselleştirdim. Daha çok ayrıntıları var ama bunları tek tek başka bir podcast'da da konuşabiliriz dediğim gibi. Görelim neuroscience'ın anlatma ve söyleme şeklini tamam mı? Birincisi, tekrar. Yani diyorlar ki, aynı yoldan geç geç yol otursun. Tamam çok basit. Rehearsal. Neurobilimsel temeli de, nöronlar arası synaptik bağlantının güçlenmesi. Hebbian öğrenme ilkesine göre, birlikte ateşleyen nöronlar birlikte bağlanır.
Tekrar ettikçe arkadaşlar, o nöron ağa sabitleniyor ve konsolidasyon süreci başlıyor. Ne olduğunu söyleyeceğim. Gündelik teknik. Yani bunu nasıl uyarlayabilirsiniz, onu sanıyorsunuz değil mi? Şimdi, yeni bir bilgi öğrendin, bu bilgiyi ilk bir saat içerisinde bir kes. Sonra bir gün sonra, sonra bir hafta sonra tekrar ediyorsun.
Ya da 1-7-30 kuralı. Birinci gün, yedinci gün ve otuzuncu günü tekrar yap. Bildiğin bu sayede arkadaşlar, long term memory'e geçiş yapıyor. Ya da mesela dual encoding dediğimiz şey var. Dual yani ikili. Yani öğrendiğimiz şeyi yüksek sesle kendine anlatmak. Bu hem görsel hem eşitsel kodlama titikler. Yani benim yaptığım gibi, tamam mı? İkincisi, elaborative encoding, yani anlamlandırma, yani bilgi bir yere bağlı. Evet bu çok önemli. Yani bizim ne yaptığımız gibi arkadaşlar, hippocampus tempori. Yani anlamlı hale getirilen bilgi, prefrontal korteks tarafından daha güçlü işleniyor. Prefrontal korteks ne yapıyordu? Ne yapıyordu?
İlk bilgiyi alıyordu, short term memory. Sonra onu messengerimiz olan, elçimiz olan hipokampüs gidiyordu, kortekse götürüyordu değil mi? Şimdi, bilgi arkadaşlar ne kadar çok anlam ağıyla bağlanırsa o kadar çok nöronel yol oluşur. Hatırlaması kolaylaşır. Yani bu kelime bana şu kişiyi hatırlatıyor. Bu tarih benim doğum günümün 2 gün sonrası.
Tamam mı? Ya da konuyu hikayeleştiriyoruz. Mesela diyoruz ki Hip Hop Atam bir gün gitmiş Temporary bölgede bir kamp kurmuş. Ve bu kampta olan Hip Hop Atam bir kuryeymiş. Bu kurye ne yapıyormuş? İşte prefrontalden alıyormuş da Cortex diye bir şehir varmış da oraya götürüyormuş. Mesela saladım şu an tamam mı? Kendiniz de katarsanız da duygularınızı daha da kalıcı hale gelir. Ve tam da ben bunu derken üçüncüsü duygu eklemek. Amidda devreye girerse arkadaşlar unutmayız. Çok korktunuz bir olayı unutur musunuz?
Çok ağladığınız bir şey tabii ki unuturuz ama yani hafızamızda yer eder. İstersek geri çağırabiliriz. Yani recall yapabiliriz. Bunun temelini duygusal çektiği bilgiler amigdala sayesinde daha güçlü şekilde hipokampüse kaydoluyor. Özellikle arkadaşlar nöroadrenalin ve dopamin gibi nörotransmiterler bu süreçte devreye giriyor. Çünkü niye? Korktuğumuzda ne olur? Dopaminimiz artar. Değil mi? Peki bunu nasıl kullanabiliriz? Bir bilgi öğreniyorsak, böyle şok eden, komik, duygulandıran bir örnekle bağlayacağız. Tamam mı? Çünkü uzun süreli hafızaya atma işine LTP deniliyor. Yani Long Term Potentiation. LTP, bir ilişkinin başı gibi. Yani sürekli mesaj atarsan ona, sürekli dürttüklersen ona, o bağ kuvvetlenir. İlişki gibi düşünün. Ve dördüncüsü, Association Networks, yani zihin haritası. Yani arkadaşlar, bir bilgiyi öğrendiğimizde onu kendimiz başına yalnız böyle zavallı bırakmıyoruz, tamam mı? Bilgiyi associative learningle, yani bağlantısal öğrenmeyle daha kalıcı hale getiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki biz artık, peribacaları ve bacıbili olarak, nöronlar arası daha fazla bağlantı demek, daha fazla hatırlama yolu demek. Bunu nasıl kullanabiliriz? Yeni öğrendiğimiz her şeyi eski bilgilerle ağ haline getiriyoruz. Zihnimizde haritalar çiziyoruz, şemalar yapıyoruz, anahtar kelimeler kullanıyoruz, tamam mı? Hep böyle hani bu konunun şununla ne ilgisi var? Ya bunun ne ilgisi var? Tamam, 5. saat çok önemli. Uyku, uyku. Beynimizin gece vardiyası arkadaşlar. Beynimiz gündüz öğrenirse gece daha çok öğreniyor. Ben ne yapıyordum size söyleyeyim mi? Özellikle bunu ne zaman yapıyordum? Üniversite sınavında hazırlanırken. Çalışıyordum, çalışıyordum, çalışıyordum akşam ve asla telefonun yanında tutmuyordum. Telefonu uzakta tutuyordum, tamam mı? Bakmıyordum yani.
Tüm bilgileri beynime atıyordum ve direkt uyuyordum. Direkt. Çünkü niye biliyor musunuz? Uyku sırasında, özellikle slow sleep'te yani yavaş dalga uykusunda, o evredeyken, hipokampüsü gibi bilgiler neokortex'e taşınıyor. Bu transfer arkadaşlar, çok önemli bir şey. Konsolidasyon. Yani uzun süredir belli stabilizasyonu, tamam mı? Konsolidasyon bu bilgilerde çok önemli.
Her şey çok önemli. Yani yeni bilgiyi öğrendikten sonra güzel bir gece uykusu çok önemli. Özellikle saat 10'da yatsanız mesela üfff var ya tadından yenmez. Uyumadan önceki tekrar ve gece boyu bu bilgiler aktive oluyor. Ben şu anda da YouTube'da çok güzel videolar var bununla ilgili. Şey dinliyorum sürekli. Gece boyunca öğren. Gece boyunca daha da akıllı ol falan. Gece boyunca açıyorum tüm böyle bilgiler ne varsa aklıma girsin diye onlar gece. Valla bunu yapıyorum. Demeyin takıntılı olsun diye.
Ama çok iyi oluyor. Böyle hatta şey falan yanıyorum. Mesela diyelim ki Japonca dinlesem gece boyu. Ama Japonca öğreten bir şey. Her gece bunu yapsam deneyeceğim arkadaşlar bunda. Japonca öğrenir miyim? Öğrenebileceğim inancım var. Bunu deneyin tamam mı? Uyumadan 3-5 saat önce, 2 saat sonra güzelce çalışıyorsunuz ve sadece uyuyorsunuz. Hiçbir şey yapmıyorsunuz. O sırada asla başka bir şeye odaklanmıyorsunuz. Tamam mı? Uyudun. Ve diğer, sabahtan beri anlatacağım dediğim şey, Space Repetition. Yani zamanlama ve aralıkla öğrenme.
Bu ne arkadaşlar? Bu ne? Ebbinghaus Forgetting Curve. Ne oluyor biliyor musunuz? Bilgi farklı zaman aralıklarında hatırlandığında unutma eğrisini kırıyor. Her tekrar bu nöronlar arasında kurulan sinaptik izi daha da güçlendirip derinleştiriyor. Yani arkadaşlar, öğrendiğimiz bilgileri bir oturuşta 5 saatle çalışmak yerine her gün 20 dakika öğreneceğiz. Ve tekrar, ve tekrar, ve tekrar. Tekrar, ve tekrar.
Başkasını anlatacağız. Bunun adı ne? Retrieval Practice. Yani hatırlarken öğreniyorsun. Ne Retrieval Practice arkadaşlar? Niye bu böyle? Hani biz de öğrenmedik. Çünkü neydi hafızanın basamaklarından bir tanesi? Recall. Yani Retrieval. Yani hatırlamaktı. Bu da Retrieval Practice. Yani hatırlarken öğrenmek. Bilginin tekrar geri çağrılması. Retrieval dediğimiz şey. Retrieval hafızayı güçlendirir. Geri çağırmak arkadaşlar, sadece okumaktan çok daha etkileyici. Peki nedir? Yani ne? Sadece okumak. Pencil Review. Tamam. Yani ne yapıyoruz? Bir andan öğrendiniz bugünkü her şeyi. Diyorsunuz ki gel sana bir şey anlatacağım diyorsunuz arkadaşınıza. Cebrem ve Hile'yi zorla oturtturup diyorsunuz ki dinle beni.
Ve ona her şeyi anlatıyorsunuz. Tabii de aynaya anlatın arkadaşlar. Benim gibi video çekin. Sonra tekrar anlatın. Ben de aileme bazen zorla anlatıyordum. Hiçbiriniz bulamıyorsanız ses kaydı yapın falan. Benim şu an yaptığım gibi. Ben size anlatırken var ya ben de tekrarlıyorum. O kadar iyi oluyor ki bu. Şimdi düşünün ben bu bilgileri nasıl unutayım? Size anlattığım elli kere söylüyorum falan kafamda. Nasıl unutayım? Ayrıca insan anlatırken bunları anlamadığın yerleri de fark ediyorsun. Ve bu nokta üzerinde diyorsun ki bak ben anlamamışım. Tamam buraya tekrar çalışayım.
Ve bir şey daha, bu da Dr. Getch Life hack. Uzun süreli belli atmak istiyorsak bir şeyi, arkadaşlar, onu bir metafora dönüştüreceğiz. Sesle, kokuyla falan, bir duyguyla bağlayacağız. Ve diyeceğiz ki beynimize, bak, bak, bak Tuba'nın beyni. Girl, bunu silmiyorsun, bu önemli. Bunu demek için yapıyoruz, tamam mı?
Şimdi, her şeyi güzel anladık diyeceksiniz ki, ama benim genetiğim böyle değil, benim ailem... Herkes unutkan. Genetik hafızamız etkiler mi arkadaşlar? Cevap veriyorum, evet etkiler. Ama nasıl? Şimdi, birincisi. Evet, genlerimiz beynimizin nasıl gelişçiliğiyle ilgili talimat veriyor ve beyinle ilgili şeyler... Biliyorsunuz ki zeka aniden geçiyor.
Bu okey. Yani sinaps sayısı, nöron nöresi, iletişim hızı, hipokampüsümüzün büyüklüğü... Tamam bunlar doğrudan genetik mirasımıza eşlik kabul. I get it. Ama yani beynin donanımı genetikle geliyor okey. Ama arkadaşlar bu yazılım güncellemeleri de hayatla yapılıyor. Kusura bakmayın.
Update'siz bir iPhone 1 ne kadar işlevsel? Siz düşünün. İkincisi arkadaşlar, genetik hafızamız nasıl etkiler? Mutasyonlarla. Hafızayla ilgili bazı böyle riskli şeyler var. Mesela Alzheimer's diye bir hastalık var ya, unutkanlık, daha geç yaşlarda çıkıyor falan biliyorsunuz bu hastalığı. Burada APOE4 geni var. İlişkili ve bu çok iyi bir örnek.
Ya da bazı nörodejeneratif veya nörogelişimsel hastalıklar var. Mesela Down syndrome'u, Huntington hastalığı falan. Ya da kalıtsal mutasyonlar. Bunlar Huxley'i tabii ki etkiler. Ama bizim değiştirebileceğimiz işte bu yazılımlar, güncellemeler ne? Epigenetik arkadaşlar, genetik üstü. Burası çok çok çok garip. Şimdi, epigenetik, genlerin kendisini değil ama genlerin ne zaman ve nasıl çalışacağını etkileyen şey. Yani yaşadığımız stres, öğrenme deneyimlerimiz, üzerine kadar çalıştığımız, ya da travmalar.
Bunlar arkadaşlar bakın çok önemli. Bazı genleri açar, bazılarını kapatabilir. Mesela örnek vereyim hemen de bize örnek ver Tuğba. Evet veriyorum. Uzun süreli stres BDNF yani beyin kaynaklı nöro trafik faktör üretimini baskılayabilir. Bu da işte o hani uykumuzda olan konsolidasyon vardı ya işte oturulması. Bu da hafıza konsolidasyonunu olmuş etkiliyor. Ya da öğrenme, sosyal etkileşim, hareket bunlar da bu genleri aktif hale getirir.
Şimdi siz düşünün yani doğan bir çocukla ilk beş sene hafızası için oynadığınız oyunları, sosyal etkileşimleri, öğrettiğiniz şeyleri... Düşünün de televizyon izlediğini o kadar saat boyunca. Bir düşünün o iki çocuk arasındaki farkı. Sonra bunu genetiğe bağlamak ne kadar adil, ha? Yani ne genetik sadece, ne de sadece deneyim. İkisi beraber, tamam mı? Donanımımız annemizden, babamızdan, okey. Yani sinapslarımız, hücratlarımız, ailemizden biraz. Ama kullanımımız, kılavuzumuzu hayat yazıyor. Peki, bir güzel soru daha. Niye bazı anılarımızı unutuyoruz arkadaşlar?
Biz bazen beynimizi sanıyoruz ki hard disk, her şey depoluyor. Hayır arkadaşlar, beynimiz bir arşiv alanı ve bu dinamik değişiyor, bir kitap anneci gibi. Her şeyi saklamıyor, yani tarihi geçmiş, miladı dolmuş. Miladı mı, miladı mı? Son kullanma tarihi. Dolmuş, her şeyi gereksiz buluyor bazılarını, bazılarını travmatik buluyor, bazılarını bağlantısız buluyor, ne alaka diyor ve diyor...
Çöp kutusuna atıyor tamam mı? Niye peki bunu yapıyor arkadaşlar? Sistem çökmesin diye. Sistemi kurtarmak için arkadaşlar. Her gün binlerce şey öğreniyoruz. Değil mi? Bu yüzden diyor ki alan boşaltalım biraz. Yani storage full. E o zaman bize lazım olmayan bilgiler uçuruluyor. Bize lazım olan bilgilerimiz uzun süredir belliğe geçiyor.
İkincisi, niye unutuyoruz arkadaşlar? Kronosodilyasyon olmazsa, bilgi uçar. Yani ne demiştik? O bilgileri öğrendikten sonra güzelce uyumazsan, uyku yoksa o bilgi kortekse aktarılamaz. Burada uyku, tekrar ve dikkat çok önemli. Uyku yoksa dedik, kortekse aktarılma yok. Tekrar yoksa, sinaptik bağlantı zayıf. Çünkü niye? Sinapslar derinleşiyordu, space repetition, aralıklı tekrarla. Dikkat dağınıksa arkadaşlar, bilgi hiç kodlanmıyor bile yani, oraya geçmiyorum.
Zaten üçüncüsü, niye unutuyoruz? Stres, trauma, yorgunluk. Kronik stres, bildiğimiz gibi, kortizol seviyesini yükseltiyor. Bu ne yapıyor arkadaşlar yükselen kortizol seviyesi? Hem hipokampüse zarar veriyor, hem de bu bilgi işleme süreçlerinin baskılıyor. Ayrıca, zaten böyle bir stres varsa, beyin önce diyor ki, ya hayatta kal da sen, gerisine bakarsın, survival instinct çalışırken, ben şuan neyi hatırlayayım, önce bir hayatta kalayım diyor, tamam mı? Ve dördüncü en sevdiğim şey, selective memory. İşte ben bunu yapıyorum, beynimi koruyorum. Seçici unutma. Selective memory. Yani seçici hafıza. Aslında bu biraz disosyasyon da, ben bunu kendim yapıyorum diye. Onu da yapıyorum çünkü. O da yani savunma mekanizması. Şöyle, mesela travmatik bir deneyim yaşıyoruz bazen. Ve bu o an o kadar başa çıkılamayacak bir düzeyde oluyor ki o travma. Beyin bunu görmezden geliyor. Ben yaşamadım diyor. Ben değilim o diyor. Yani...
De-realizasyon yapıyor. Bu gerçek değil diyerek. De-çıkarmak, real, gerçek. De-realizasyon. Ya da de-personalizasyon yapıyor. De-çıkarmak, personalizasyon, kişilik. Kendinden çıkarıyor. Bu ben değilim. Bu gerçek değil, diyor. Ve bu olay olmadı, diyor. Disosye ediyor kendini. Bu ne? Psikolojik bir savunma mekanizması.
ya da amigdala, bu bilgi diyor çok acıdı ya, tamam diyor. Bu da artık kaldıramıyor bu büyüye diyor, tamam mı? Ve hafızayı bloke ediyor. Bu biraz şey oldu yani, acı oldu şu anda. Ne gerek vardı bunun tuvala? Yani söyleyeyim. Ben disosiyasyonu da çok yaptım zamanında. Travma yaşadığımda görmezden gelmek ama sonra terapiyle falan bunu azalttım tabii ki ve o travmaların da daha temeline indim. Şükür. Ben o zamanlarda ama yine buna bir lüks olarak bakıyordum. Çünkü aslında o travmadan kaçışı olmayan bir insansanız... ...o sırada gerçekten ondan kendini sıyırabilmek bir lüks gibi geliyor insana. Yalan yok. Şimdi niye unutuyoruz? Beyin hasarı çok üzücü. Bu arada inmeyle alakalı yani beyin hasarı, inme, cerebrovascular olayla ilgili bir reel çekeceğim. Çok önemli çünkü.
İşte baş dönmesi oluyor böyle bir anda konuşması insanın bir kayıyor falan ve geçer diye bekliyorlar. Arkadaşlar çok önemli bir zaman sınırı var orada ve o saat geçtikten sonra geri dönüşümsüz olabiliyor bunlar ve aslında o saat aralığında hastaneye gelirse bazı şekillerde geri döndürülebilecekken bu elimizden gidiyor. Ben en çok üzüldüğüm hastalıklarından bir tanesi bu. Geliyor hastaneye, hocam diyor dünden beri oldu diyor ama biz geçer diye bekledik. Ya diyorum neden gelmediniz? Çünkü yapacak bir şey kalmadı yani kalmadı.
Her dakika 2 milyon beyin hücresi ölüyor. Neyse yani burada işte Alzheimer's, Demenz, Traumatik beyin hasarı, Plepsi gibi durumlar arkadaşlar. Maalesef ki hafıza merkezine zarar verebiliyor. Tamam mı? Şimdi burada çok ilginç bir şey var arkadaşlar. Biz hepimiz sanıyoruz ki hafızamızdaki her şey doğru.
Mesela birisi diyor ki, bunu böyle mi yaptın? Ben diyorum ki, evet diyorum orası öyle, bu buradaydı falan. Ama aslında değil. Değil arkadaşlar. Hepimiz, size ilginç gelecek ama hepimiz sahte anılara sahibiz. Psikolojide bu false memory yani sahte anı, kişinin gerçek sanarak hatırladığı ama hiç yaşanmamış ya da önemli ölçüde çarpıtılmış zihinsel deneyimler.
Mesela o gün kırmızı elbise giymiştin derken aslında o mavi falan. Böyle basit şeyler de olabilir ama bazen böyle büyük çaplı, tamamen uydurulmuş bir olay da olabilir. Mesela ben çocukken kaybolmuştum diyorsun ama aslında böyle bir şey yok. Benim böyle bazen çocukluk anılarımda var mesela kendimi sorgudum. Oldu mu olmadı mı? Anneme falan da sormak istemiyorum mesela çünkü kalsın öyle o anı falan gibi. Çok da bir önemi yok çünkü. Bunlar ne oluyor peki arkadaşlar? Suggestion yani telkin. Mesela birisi sana tekrar tekrar böyle olmuştu, bu böyleydi, bu böyleydi derse beyin sonunda evet öyle olmuştu demeye başlıyor.
Ya da misattribution yani yanlış kaynaklama. Başka bir yerde duyduğun ya da okuduğun bir şeyi sanki kendi anılmış gibi sahiplenebiliyorsun. Çok korkunç aslında. Ya da bilissel çarpıtma yani cognitive distortions, distorsiyon çarpıştma. Zamanla anılar sadeleşiyor, birleşiyor ya da dramatize ediliyor.
Dememek ki arkadaşlar, sen bazen bir şeyi çok net hatırlıyor olabilirsin ama netlik doğruluğunun garantisi değil. O yüzden geçmişimiz her zaman güvenilir bir tanık değil. Bazen sadece bir iyi hikaye anlatıcısı. Bu arada düşünsenize, sahte anılar sadece telefon altında kalmıyor. Mahkemelerde yanlış tanıklıklar olabiliyor, yanlış mahkumiyetler olabiliyor, yanlış yönlendirilmiş ebeveyn suçları olabiliyor. Bayağı korkunç bir olay aslında.
Yani hani bir kitap yazıyor demiştik ya, beynin. Buradaki beynin prodüksiyon ekibi fazla mesai yapmış arkadaşlar. Fazla kurgu yani. Çok iyi, çok iyi kurgu. Tebrik ediyorum. Mesela işte, çocuk kendisini elinde gitmiştik diyorsun. Ve buna inanıyorsun ama aslında hiç gitmemişsin falan. Hani belki bir arkadaşın bunu anlattı. Sen çok etkilendin falan. Ve benim de başıma gelmişti. İnanıyorsun buna. Yalan söylemiyorsun. İnanıyorsun çünkü. Black Mirror'ı izlediyseniz bir bölümüne benzedi değil mi? Spoiler vermeyeceğim.
Ha bu false memory yani sahte anıyı anlatmışken Mandela etkisini anlatmadan olmaz. Mandela etkisi ne bu arkadaşlar? Bir insan topluluğunun bir olay veya detayı aynı şekilde ama hatalı biçimde hatırlaması durumu. Adını nereden anıyor arkadaşlar? Birçok insan Nelson Mandela'nın 1980'lerde hapiste öldüğünü sanıyordu ama gerçek bu değil. Gerçek ne? 2013'te serbestken hayatını kaybediyor.
Yani bu false memory'nin yani sahte anının bir sosyal versiyonu. Bu ne olabiliyor? Misinformation yani yanlış bilgi yayılması, grup etkisi, sosyal onay, medya, internet ve kültürel tekrarlar ya da source monitoring error yani kaynak karıştırma. Tamam mı? Yani hafıza sadece içsel değil, toplum, kültür, internet, senin neyi nasıl hatırlayacağını gizlice yönelendiriyor. Ve bazen hepimiz aynı rüyayı görmüş gibi oluyoruz. Hmm.
Bu güzel bölümü kapatırken size beni ve beyin tarihini çok etkileyen bir olaydan bahsederek kapatmak istiyorum. Phineas Gage olayı. Arkadaşlar bilimi değiştirdi bu olay. Nasıl oldu biliyor musunuz? Phineas Gage 1848 yılında bir demir yolu şantiyesinde çalışırken bir demir çubuğu kafatasından giriyor arkadaşlar ve girdiği yerden çıkıyor ve böyle ciddi bir beyin travması geçiriyor. Bu demir çubuk bu kişinin doğrudan frontal lobunu tahrip ediyor.
Ve arkadaşlar, mucizevi bir şekilde bu adam hayatta kalıyor. Ama artık gelin görün ki bu geç, aynı geç değil. Adam değişmiş. Arkadaşlar diyor ki sana ne oldu? Sen kazadan önce nazik, sorumluluk sahibi, planlı falan böyle biriydin. E şimdi diyor dürüstsel oldun, dengesiz oldun, öfkeli, kaba. Ne oldu sana? Artık bu o değil. Ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar? Bilim anlıyor ki.
Frontal lob sadece motor kontrolü değil. Frontal lobun kişilik, sosyal davranışlar, empati, karar verme... Beynin böyle şeylerde de görevi varmış falan. Böyle ortaya çıkıyor bunlar. Bu geç vakası nöropsikolojinin doğuşunu simgeliyor arkadaşlar. Bu yüzden hala ona ne deniyor biliyor musunuz? The man who began neuroscience. Yani... Neurobilim, sinir bilimi başlatan adam. Nasıldı bölüm? Beğendiniz mi? I love you. Arkadaşlar bu bölümü beğendiyseniz daha çok böyle bölüm gelsin. Çünkü ben anlatmaktan aşırı keyif aldım. Çok seviyorum neuroscience and stuff. Kendinize çok iyi bakın. Ve şu fotoğraf tekniğini ve uyku tekniğini mutlaka deneyin tamam mı? I love you. Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.