
2.592 kelime · ~13 dk okuma
Günün birinde telefonunuza bir mesaj geliyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı veya aynı isimde biri sizi bir chat grubuna davet etmiş. Hayırdır inşallah? Meraktan kabul ediyorsunuz ama ses seda yok.
Yavaş yavaş başkaları ekleniyor gruba ve konuşmalardan anladığınız kadarıyla Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, Hazine Bakanı, İstihbarat Direktörü, CIA Şefi, böyle böyle toplam 19 kodaman bir de kek gibi siz. Konu Yemen'deki Hutilere yapılacak saldırı. Ne yaparsınız? Herhalde önce İsrail hakkındaki üçlememizi tekrar dinleyip Hutiler neymiş hafızanızı bir tazelersiniz.
Süveyş kanalından geçen gemilere saldırıyordu bunlar. İngiltere ile Amerika anlaşıp onları bombalamaya başlamışlardı. Trump bu saldırıların şiddetini arttırdı. Göreve geldiğinden beri 100 saldırı düzenlenmiş.
En büyüğü de 14 Mart'ta yapılandı. Aynı anda 30 hedefe saldırdılar. İşte siz bunun birkaç gün öncesinde gruba eklenmişsiniz. Şimdi sessiz mi kalırsınız yoksa bir Türk olduğunuzu hatırlayıp, ''Kardeşim o harekat planını yanlış yapıyorsun.'' diye müdahale mi edersiniz?
Soruyorum çünkü bu olayın aynısı geçenlerde Atlantik Dergisi'nin yayın yönetmeninin başına geldi. İktidar karşıtı bir gazetecinin en üst seviyedeki görüşmelere yanlışlıkla dahil edilmesine ihtimal vermiyorsanız yalnız değilsiniz. Kendisi de öyle düşünmüş, ''Bu kadar salak olamazlar.'' diye düşünmüş.
ve alternatif bir açıklama aramış. Belki de birileri tezgah kuruyordu. Sahte isimler kullanıp onu yemlediler ve yalan yanlış şeyler yayınlatarak itibar kaybettirmek istiyorlar. Dolayısıyla en güvenli hareket gruptan çıkmak.
Fakat bir yandan da içi içini yiyor. Ya her şey gerçekse? Hangi gazeteci böyle bir fırsatı tepebilir ki? Resmen başına talih kuşuk olmuş.
Tek yapması gereken çenesini kapalı tutup kıyıdan köşeden izlemeye devam etmek. İzledikçe de görecekti ki ortada tezgah filan yoktu. Bu kadar salak olamazlar dedikleri tahmin ettiğinden de daha salaktılar. Selam flarsızlar, ben CIA Orta Doğu masasından İmmanuel Tostoyevski.
Türkiye gündeminden kafanızı kaldırmaya fırsatınız olduysa bu aralar dünyanın da pek sakin olmadığını fark etmişsinizdir. Birkaç gündür sizin için Amerika merkezli 3 perdelik bir oyun hazırlıyordum. Bugünün konusu komedi filmlerini aratmayacak bu istihbarat skandalı, nam-ı diğer Signalgate. Sonra MAGA hareketiyle teknoloji elitleri arasındaki gerilime odaklanacağız.
Özellikle göçmenlik üstüne. Son olarak da dünyayı altüst eden gümrük vergileri meselesi. Ardında bir plan mı var yoksa deli kralın keyfine göre gidiyor mu her şey? Elbette sadece olan biteni aktarmak istemiyorum bir haberci gibi.
Bunların bir ortak teması var, işlemek istediğim birkaç fikir var fakat bunu şimdi söylemeyeceğim, sonra paylaşacağım. Belki ne olduğunu tahmin edersiniz bölüm sonuna kadar. Signal Gate dedim, bu isim Watergate skandalına gönderme. Biliyorsunuz, ta 70'lerden beri Amerika'da ne zaman bir skandal olsa sonuna Gate ismi konuyor.
Watergate bir otelin adıydı çünkü, oradan başlamış. Signal kısmı da başroldeki chat programından. Güvenli bir haberleşme uygulaması, her şey uçtan uca şifreli, kişisel bilgi kaydetmiyor vs. Yalnız ne kadar güvenli olursa olsun, nihayetinde üçüncü parti bir uygulama.
Demek istediğim kontrolü sende değil. Kodunu başka birileri yazıyor, sunucular başka bir yerde duruyor. Senin benim için yeterli de CIA şefinin resmi görüşmeler için bunu kullanması abes olur. Gizli belgelerini Google Drive'da saklamak gibi bir şey.
Nitekim tam da bu olayların yaşandığı hafta Pentagon çalışanlarına bir duyuru göndermiş. Diyorlar ki Signal Ruslar tarafından özellikle hedef alınıyor, gizli olmayan yazışmalar için bile kullanmamanız lazım. Rus hackerlar böyle süper gücü olan kötü adamlar değiller. Kırılamayacak şifreleri kırmıyorlar.
Phishing taktikleri kullanıyorlar ve kullanıcıların hesabına ekstra cihaz ekliyorlar. Böylece telefonda yazılanı kendi kurdukları desktop uygulamasından görebiliyorlar. Yani uygulamanın kendisinde hiçbir açık olmasa da sonuçta bunları insan kullanacak. İlla ki tıklanmaması gereken bir şeylere tıklayan olacaktır.
Uyarı mesajlarını dikkate almayan olacaktır. İşte bu tip riskleri bertaraf etmek için bırak kendilerine özel uygulama yapmayı, Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın kendilerine özel interneti bile var. Hatta bir değil, üç farklı ağları var. Hassas sayılacak iletişim için Nipernet diye bir şey kullanıyorlar.
Gizli iletişimler için Sipernet, isimleri uydurmuyorum, çok gizli haberleşmeler için de genelde istihbaratın kullandığı JVIX diye ayrı bir şey. Mümkün mertebe bunlar birbirlerinden ayrı altyapılara sahipler. Dolayısıyla belli yerlerden bağlanıyorsun bunlara. Dışarıdayken nasıl oluyor bilmiyorum.
Bunlara özel uydu kanallarım var, neyse artık. Ama işte ne yaparsan yap, insanın tembelliğini yenemezsin. Kişisel telefonunda tek tıkla açacağın bir uygulamanın rahatlığını yenemezsin. Bir kereden bir şey olmaz deyip Signal gibi uygulamaları kullanıyorlar zırpırtı.
Ama ilk defa bu kadar üst seviyede, bu kadar çok kişinin katıldığı ve uzun süren, günler süren bir muhabbette kullanıldığı ortaya çıkıyor. Ve bu işin sadece bir kısmı. Çünkü mesele sadece güvenlik ile rahatlık arasındaki bir seçimden ibaret değil. İşin arşiv boyutu da var.
Yasa gereği resmi iletişimler arşivlenebilir olmalı ki yargı tarafından veya çok gizli değillerse sonradan siviller tarafından erişilebilir olsunlar. Freedom of Information Act diye bir yasa var. Hiç olmazsa sonraki yönetimler o karar süreçlerini çalışabilsin, hatalarından ders alsınlar. Devlet arşivinin mantığı.
Fakat bu mevzubahis chat grubu her şeyi silmeye programlı. Bir hafta içinde hepsi gidecek. Bunları okurken öğrendim ki sıradan bir subayın veya bir istihbarat çalışanının Bu kuralları dikkate almaması gizli bilgiler sızdırmasa dahi kariyerini bitirecek kadar ciddi bir şeymiş. Fakat işte o subayların başı olan savunma bakanı çok daha büyük bir açığı bizzat verdi ve operasyonun askeri detaylarını paylaştı.
Hedeflerin ismini cismini vermemiş de hangi tip uçaklar, drone'lar saat kaçta kalkacaklar, hangi füzeler saat kaçta atılacak. Üstelik tam bir komedi gibi operasyonel güvenliğimiz sağlanmıştır diyor mesajında. Ne güvenliği Rus elçiliğine teslim etmedin kalmış bir tek. Bu arada onu da yapmış olabilirler.
Zira görüşmelere katılanlardan biri o sırada Kremlin'de. Beyaz Saray'ın Orta Doğu'dan sorunlu özel yetkili elçisi. Elçi diyorum da tabii ki herhangi bir diplomatik geçmiş yok. Trump gibi gayrimenkulcü adam.
Ne olacak sonuçta? Alt tarafı dünyanın en sorunlu bölgesinden bahsediyoruz. İran-İsrail Savaşı'nın eşindeki bir dönemden bahsediyoruz. Tecrübeli biri gerekmiyor.
Bunlar böyle yönetiyorlar ülkeyi. Birileri uçuş kayıtlarından adamın o sırada Moskova'da olduğunu buldu. Sonra ortaya çıktı ki, chatte o sırada konuşmalar dönüyor, bir CIA ajanının ismi geçiyor, gizli kalması gereken, hala da gizli, onu yayınlamadılar. Tam o dakikalarda bu adam Putin'le görüşüyormuş.
Ha sırf orada diye mesajlarının okunması garanti değil. Rusların öyle sihirli güçleri yok demiştik. Ama neredeyse 70 yaşındaki bir gayrimenkulcünün hele kişisel telefonuna spyware yerleştirmek çok zor olmasa gerek. Zaten o yüzden özel açıklama yapmak zorunda kaldı.
Moskova'dayken kişisel telefonumu hiç kullanmadım diye. Neyse artık, sonuçta genel tablo belli. Muhabbete gazeteciyi katmasalardı da ortada bir sürü yanlış var, hatta suç teşkil eden hareket var. Şimdi gazetecinin perspektifine dönelim.
Hala nasıl davet edildiğini bilmiyor. Chatte duyduğu hareket zamanı gelince sosyal medyanın başına oturmuş. Hakikaten tam da o dakikalarda patlama haberleri yayılıyor, her şeyin gerçek olduğundan emin oluyor artık ve gruptan çıkıyor. Yani o ana kadar, aa ben kamera şakası sanmıştım diye Safa yatabilirdi, artık bu saatten sonra grupta kalması muhtemelen suç teşkil edecek, çıkıyor.
Çıkar çıkmaz ilk işi, bir gazeteci refleksiyle bir takım resmi hesaplara mail atıp durumu anlatmak ve o katılımcıların kimliklerini onaylatmak. Hakikaten bu insanlar var mıydı o konuşmada? Bunu başarıyor da. Ve birkaç gün sonra Olambite'nin otosansürlü bir versiyonunu yayınlıyor.
Hassas bilgilerin olduğunu söylüyor ama onları çıkarmış, yayınlamamış. Kalan içerik bence aslında işin en ilginç tarafı. Çünkü neyi tartıştıklarını görüyorsun. Mesela saldırılarda kaç kişinin öleceğini hiç tartışmamışlar.
Geçen seneki saldırıların aksine sivil bölgelerdeki hedefler bombalanıyor artık. Nitekim hedef alınan kişilerden bir tanesi için kız arkadaşının binasına girdiği söyleniyordu chatte, orada vuracaklar. Belli ki sivil kayıplar olacak. Biri de çıkıp dememiş, uzun vadede bu taktikler çıkarımıza değil, bize karşı nefreti körükler, bombalama yerine suikast düzenleyelim gibi bir şey dememişler.
Hani illa bu görüşün doğru olduğunu bildiğimden değil, yanlış da olabilir, tersi de söylenebilirdi. Ama mesele hiç konuşulmamış. Onun yerine ne konuşulmuş biliyor musunuz? Avrupa'nın bu harekattan fayda sağlayacağı.
Ve bunu kötü bir şey olarak görüyorlar. Başkan yardımcısının pozisyonu, saldırıyı bir ay geciktirmek. Çünkü diyor ki, Turuncu liderimizin verdiği mesajı ters düşüyoruz. Zira Ukrayna işgali olsun, gümrük vergileri olsun, NATO harcamaları olsun, Grönland'a ilhak etmemiz olsun, o da ayrı bir mesele, ifade özgürlüğü konusu olsun, her fırsatta Avrupa'ya saydırırken, Onların üstümüzde kambur olduğu mesajını verirken, şimdi gidip yine kıçlarını kurtaracağız.
Bundan nefret ediyorum. Ama hepiniz saldırıdan yanaysanız elbette sizi desteklerim. Bunu diyor Başkan Yardımcısı. Savunma Bakanı direkt buna cevap veriyor.
Ya hiç sorma, Avrupa'nın bedavacılığından en çok ben nefret ediyorum. Acı nasıl var? Bu kısmı büyük harflerle yazmış. Ama şu hedefleri hazır yakalamışken vuralım işte.
Sonradan ABY faturasını göndeririz. Bir şekilde onlara ödettiririz. Bunlar tartışırken sonunda cumhurbaşkanının özel kalemi araya giriyor, başkan onayı vermişti, dırdır etmeyin demeye getiriyor ve konu kapanıyor. Kameralara şok yapmıyorlar bunlar, kendi aralarında da böyleler demek ki.
Hani dünya konteyner ticaretinin üçte birinin geçtiği yerin güvenliğini sağlarken tek takıntın Avrupa Birliği olabilir mi? Hani bırak ölecek insanları veya başka konuları. Sırf jeopolitik açıdan baksan bile İran'ın uydusunu bombalıyoruz. Acaba Rusya buna ne der?
Çin'in ticareti nasıl etkilenir? Hiçbiri yok. Onun yerine bize kültürel ve ekonomik açıdan en yakın topluluğa fayda sağlayacak Allah kahretsin. Adamların görüşü bu.
Bir de saldırı gerçekleştikten sonra birbirlerini tebrik ediyorlar. Orada kullandıkları emojiler de gündem oldu. Bayraklar, yumruklar, dua eden eller... Zaten Smile Edition'daki emojilere alerjim var bir de bunları görünce.
Neyse onların takıntısı Avrupa Birliği, benimki de bu. Velhasıl bu yazışmalar ortaya çıktı, herkes okudu. Normal bir iktidar bu noktada ne yapar? İdeal demiyorum, normal diyorum.
Ya her şeyi reddeder ve gazeteciyi karalamaya çalışır ya da hatayı kabullenir, hatta sorumlu davranıp operasyonu berbat etmediği için gazeteciyi tebrik de eder. Ufak bir ihtimalle savunma bakanını kovar ve mümkün mertebe saldırının başarılı olduğuna odaklanarak krizi ashasarla atlatırdı. Ama bunların kafa farklı çalışıyor. Bir kere aralarında koordine olamamışlar.
Beyaz Saray konuşmaları doğrulamasına rağmen savunma bakanı bir yerden geliyordu, uçaktan iner inmez buna mikrofonları uzattılar. Adam direkt gazeteciye saydırmaya başladı. Loser, adi, pislik, ağzına geleni söylüyorlar. Kısa sürede hakaretlere başkan da katıldı zaten.
Hani ad hominem bile değil bu yaptıkları. Ad hominem biraz çaba gerektiren bir şey. Kişinin hakkındaki alakasız şeylere dikkat çekip onun güvenilirliğini zedelemeye çalışırsın değil mi? Buradaysa kaynan güvenilirliği belirlenmiş.
Sonra karalamaya çalışıyorlar. Ve tüm ekran görüntülerinin gazetecinin elinde olduğunu bile bile onu fiştekliyorlar. Yani hakikaten anlaşılır gibi değil. Eninde sonunda onları da açıklayınca ne olacaksın?
Rezil olacaksın. Demek ki umursamıyorlar rezil olmayı. Adam da şaşırmış. Ya ben kendi halimde oturuyordum.
Beni olaylara dahil eden sizsiniz. Savunma Bakanı'nı iyice rezil edecek kısımları yayınlamamışım. Şimdi bizzat ondan hakaretliyorum. Nasıl iş bu?
Yalnız o da saf değil. Anasının gözü bir tip belli ki. Bilerek bekletiyor hassas kısımları. Çünkü basına yapılan bu açıklamalardan sonra Senato'da bir istihbarat komisyonu var.
Sıra onlara geliyor. Bunlar istediklerini çağırıp sorguya çekiyorlar. Hemen bu gruptaki bazı isimleri de sorguladılar. Naklen yayınlanıyor bu sorgular.
Ben oturup izlemedim tabii. Bana kalırsa performatif sanat. Soru soranlar genelde kendi şovlarını yapıyorlar. Cevap verenler de insan gibi cevap vermiyorlar.
Avukatça konuşuyorlar. Mesela Tulsi Gabbard diye bir kadın var. Tüm istihbaratın başı bu. CIA, NSA, İlluminati hepsi bununla çalışıyor.
Soruyorlar, grupta gizli bilgiler hakikaten paylaşıldı mı? Hatırlamıyorum, bilmiyorum, hafızamı kaybetmişim. Yalan söyledikleri o kadar belli ki. Bunların cevapları kayıtlara geçer geçmez gazeteci ikinci bir makale yayınladı.
Ve o hassas kısımları da ekledi. Ondan sonra senatoda bir tur daha sorgu. Savunma Bakanı durumu çevirmeye çalışıyor. Bakın bunlar önce savaş planı demişlerdi, alt tarafı saldırı planı çıktı gibi.
veya sadece zamanlamayı paylaşmışım, hedeflerin yerini paylaşmamışım ama büyüttüler gibi. Bence hiç konuşmasa daha iyiydi. Aslında bana kalırsa bu sorguların hiçbiri olmasa daha iyiydi. Yüzeysel olarak bakarsak iyi bir şey.
İşte meclis iktidarı sorumlu tutabiliyor, gelip orada sorguya çekebiliyor herkesin önünde. Varlığını unuttuğumuz şeyler bunlar. Ama sonunda bir şey olmuyor. O sürecin hiçbir ağırlığı kalmıyor.
10 kişiyi sorguya çekeceğinin bir tanesini çek ama gerçek bir sonucu olsun. O yüzden zaten performatif demiştim bu işe. Trump'a bakıyorlar işte bir bakanı kovacak mı, kovmayacak mı diye. Kovmuyor adam da.
Zaten Trump'ın olayı kesinlikle hiçbir hatayı kabul etmemek. Ne kadar bariz olursa olsun reddetmek. Eski kafayla buna yaklaşırsak aslında idare edilmesi görecek kolay bir rezalet bu. Bir kişiyi sadece feda edeceksin, şeffaflık, meffaflık dersin, puan toparsın dediğim gibi.
Ama bunlar böyle işlemiyorlar. Sürekli inkar. Trump kesinlikle hata yapamaz zaten. İki şey olur.
Ya hata gibi gözüken şeyleri aslında planın bir parçasıdır. 5 boyutlu satranç oynuyordur, 10 adım sonrasını görüyordur. Ya da ihanete uğramıştır. Kesin bizden öğrendiler bunları.
Dünyaya en büyük ihracımız bu bizim. Neyse, tüm bunlar olurken ek rezaletler ortaya çıkıyor. Bir ana dizi var, bir de spin-off dizileri çıktı. Üç önemli kişiden bahsettim şu ana kadar.
İstihbaratın başı Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Savunma Bakanı, değil mi? Hemen o günlerde, ertesi günü filan, Dersh Pigel araştırmış. Bunlara ait bir sürü özel bilgi bulmuşlar internette. kimi yasal pazarlamacı veri tabanlarında, kimi ise toplu hackler sonrası yapılan sızıntılarda, kişisel telefon numaraları, kullanıcı isimleri ve hatta şifreler.
Aynı gün Wire dergisi Ulusal Güvenlik Danışmanı'nın Venmo hesabının halka açık olduğunu öğreniyor. Venmo orada popüler bir ödeme uygulaması. Kime ne ödediğin, iliştirdiğin notlar hepsi gözüküyor. Sonra bakıyorlar bir sürü başka vekilin, başka Beyaz Saray görevlisinin de durumu aynı.
Burada herhangi bir hesabın doğrudan ele geçirilmesi ana çekince değil. O da olabilir de ana çekince buralardan edinilen bilgilerle çok daha etkili phishing saldırıları yapabilmek, kimi hedefleyeceklerini öğrenmek. Sonuçta böyle hesaplarını halka açık halde bırakacak kadar teknoloji özürlüysen ve etrafında bunu kontrol eden bir sistem yoksa dış istihbaratlar için en iyi hedefsin. 30 Mart'ta Wall Street Journal yayınladı.
Aynı danışmanın Ukrayna Savaşı üstüne de Signal üstünden chat grupları kurup konuştuğu, orada da hiçbir şeyin arşivlenmediğini yazdığı, hatta birçok resmi işini kişisel e-mail hesabından hallediyormuş. Burada tabii Hillary'nin e-mail skandalını anmamız lazım. Hatırlıyor musunuz? Dışişleri Bakanı iken evindeki e-mail sunucusunu iş için kullanması aylarca gündem olmuştu.
Bu arada sunucu ayarları da rezalet. Dışarıdan, internetten doğrudan bağlanabiliyorsun. Remote desktopla kontrol edebiliyorsun. E-mailler şifreli değil.
Eski CIA direktörü şey demişti zaten, eğer yabancı istihbaratlar bundan faydalanmamışlarsa onlara yönelik tüm saygımı kaybederim. O da aynı çakallığı yapmaya çalışmıştı. Bunlar gizli e-mail'ler değil, hassas şeyler yok demişti. Soruşturma açılınca çaktırmadan e-mail'lerini silmeye çalıştığı ortaya çıktı.
Sildi de bir sürüsünü. Ama bu tantana seçime kadar sürdü, aylarca. Şimdi daha kötüsü oluyor. Çünkü ortada somut bir sızıntı var.
Üstüne birçok açıdan kötü, birden fazla potansiyel risk var. Gündemde bir hafta kalırsa iyi. Şimdi son bir detay kaldı. Yani son bir beceriksizlik.
Ulusal güvenlik danışmanı, gazeteciyi tam olarak nasıl yanlışlıkla davet ettiğini bir türlü açıklayamamıştı. Meğer bu gazeteci birkaç ay önce, Ekim ayında, seçimden hemen önce Trump'ın ekibine bir e-mail atmış. Onun zamanında gaziler üstüne yaptığı bir yorum hakkında bir hikaye yazıyorlar herhalde. Herif de yapılmaması gereken her şeyi yapıyor ve inanılmaz bir şekilde hiçbir zaman sorumlu tutulamıyor ya.
Yani gazilerle dalga geçmek. Amerikan siyasetinde yapılacak en son şey asker fetişi bizdekinden de fazla. Çünkü askerlik zorunu değil onlarda. Savaşlar da hep uzaklarda oluyor.
Çoğu insanın askerlikten haberi yok nasıl bir şey olduğundan ama vatanseverliklerini sinyallemek istiyorlar. O yüzden iyice abartılı şekillerde gösteriyorlar bunu. Bu herif size dalgasını geçebiliyor. Neyse o konu hakkında yorum almak için e-mail atmışlar.
Trump'ın o zamanki sözcüsü de bu e-maili ve içindeki bilgileri tamamen copy-paste yapmış ve sonradan güvenlik danışmanı olacak adama göndermiş. Adam da orada yanlış bir şeylere basıyor ve o mesaj içindeki iletişim bilgilerini bu sözcünün alternatif iletişim bilgisi olarak kaydediyor telefonda. Aylarca da öyle kalıyor farkında olmadan. Sonra bu toplantı için sözcüğü davet etmeye çalışırken onun alternatif kontağını yani aslında gazetecinin kontağını davet etmiş oluyor.
Onunla da birebir muhabbet etmediği için arada kaynayıp gidiyor. Bu kadar saçma her şey. Ve daha da saçması ne biliyor musunuz? Bunlar daha anlaşılmadan önce.
Diyordu ki Elon Musk'a sorduk, o bakıyor. Telefonla yanlış kontak eklemekle Elon Musk'ın ne alakası var? Hani o teknolojiyle alakalı, onlar bu işlerden diye kafasında kurmuş. Aramızdaki en büyük zeka bu işe bakıyor.
Vatandaşımız rahat olsun, devletimiz çalışıyor. Vallahi aptal insanlar tarafından yönetilmek beni kötü insanlar tarafından yönetilmekten daha çok gıcık ediyor. Şu hikayenin her ayrıntısı dalga geçilecek gibi. Bir bildikleri vardır diyeceğimiz gelişmelerin ardında bence aslında ne yaptıklarını pek de bilmeyen insanlar var.
Her şey biraz balına işliyor, bazen de hiç işlemiyor ve çöküyor. Biz imparatorlukların savaşlarda yenilip parçalanmasına, iflas etmesine yahut demografik değişimler sonucu yavaş yavaş çürümesine alışığız da, böyle görece sağlıklıyken, rakiplerine göre iyi durumdayken, kendini ayağından vurmaya çalışan, intihar etmeye çalışan imparatorluk hakikaten ilginç vaka. Birinci perde bu kadar. Şimdi çıkın biraz hava alın.
İkinci perde de görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.