Podcast

Doğru Yapmışım Değil mi? I Onay Arama İhtiyacı

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Siz de sürekli yaptığı şeyler için onay arayanlardan mısınız? Yani mesela bir mail atacakken "Bu olmuş mu, baksana?" diye sorar mısınız? Ya da mesela Instagram'da bir şey pahalaştığınızda kaç beğeni geldi diye sürekli kontrol eder misiniz? Tüm bunlar onay arama ihtiyacına tekabül ediyor ve aslında tabii ki hepimizin içinde bir onay arama ihtiyacı var. Sadece bu onay arama ihtiyacı bazıları biraz daha yoğun olabiliyor ve hayatı zorlaştırabiliyor. Nedir bu onay arama ihtiyacı, neden onaylanmak isteriz, onay bağımlılığı ile nasıl mücadele ederiz? Tüm bu sorular ve daha fazlası bu haftanın Yakın İlişkiler bölümünde cevap buluyor.


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.693 kelime · ~13 dk okuma

Size sürekli yaptığı şeyler için onay arayanlardan mısınız? Yani mesela bir e-mail yazacaksınız... ..."Tatlım şuna bir bakar mısın, olmuş mu?" diyenlerden misiniz? Ya da böyle Instagram'da ya da herhangi bir yerde bir şey paylaştığınızda... ...kaç beğeni geldi diye sürekli kontrol edenlerden misiniz? Yeteri kadar beğeni gelmezse... ...onu böyle kaldırmak isteği duyuyor musunuz içten içe? Bazen mesela partnerinize sürekli... Beni seviyorsun değil mi? Seviyorsun, eminsin.

Bugün de seviyor musun? Bu sabah? Bu akşam? Bunu soran insanlardan mısınız? Bu bahsettiğim örnekler onay arama ihtiyacına tekabül ediyor. Ve aslında tabii ki hepimizin içinde bir onay arama ihtiyacı var. Sadece bu onay arama ihtiyacı bazılarımıza biraz daha yoğun oluyor ve hayatı zorlaştırabiliyor. O yüzden bugün biraz bu konuya değinelim. Biraz kendi içimize dönelim istiyorum. Hazırsanız başlayalım.

Onay arama ihtiyacı aslında çok sosyal bir ihtiyaç. Ait olma ihtiyacımıza çok ilişkili. Eğer insanlar bizi onaylarlarsa, onların grubuna dahil olabiliriz duygusu. Beni sevmeye devam ederler. Yani paylaştığım bir şeyi beğeniyorlarsa, tamam, okey, ben hala orada varım gibi.

Transkriptin tamamını oku

Aslında bunu biraz da körüklemiyor muyuz birbirimiz için? Mesela biriyle ilk arkadaş olduğumuzda ya da böyle arkadaşlarımız iyiyken... ...paylaştığı her şey, yorum yapıyoruz, işte emojiler havada uçuşuyor falan. Sonra mesela aramız bozulduğunda ya da böyle bir tık uzaklaştığımızda falan... ...hemen mesafelenmeye başlıyoruz. Aa işte bilmem kimin postunu beğenmedi den durum analizleri yapabiliyoruz falan. Ve çok fazla şey anlatıyor aslında o. Mesela sosyal medya beğenileri.

Ya da mesela diyelim ki bir kıyafet giydik ve ofise girdik. İlk defa giydiğimiz bir kıyafet olduğunu varsayalım. İşte insanların ''Aa Gizem çok yakışmış.'' ''Üzerindeki yeni mi?'' gibi cümleleri hemen iyi hissettiriyor. ''Aa fark ettiler, demek ki güzel olmuşum.'' Ya da işte ''Aa bugün parlıyorsun.'' Atıyorum şu anda, bu arada atamadım bile yani örnekleri. Bu tarz böyle şeyler geldiğinde biz kendimizi görünmüş hissediyoruz aslında. Ben varım ve etrafımdaki insanlar benim varlığımı onaylıyorlar. Bir de bunun şey boyutu var. Mesela zor bir durumdan geçiyoruz ve etrafımızdaki insanlardan bununla ilgili bir onay bekliyoruz. Evet evet, başına gelen şey çok zor gerçekten. Yani ben de senin yerinde olsam zorlanırdım. Ya da evet evet, bu bilmem kimin de başına gelmişti ve çok zorlanmıştı. Orada mesela içinden geçtiğimiz süreçle ilgili de onay arayabiliyoruz. Ya da bazen mesela bir harcama yapıyoruz ve aldığımız ürünle ilgili onay bekliyoruz. Evet, çok iyi bir seçim yapmışsın. Bazen bu mesela cinsel hayatımızda ortaya çıkıyor. İyiydi değil mi? İyiydi. Sence en iyisi miydi? Hayatındaki en iyi performans diyebilir misin?

Bunu belki yaşamış, belki duymuşsunuzdur. Yani bu cesaretten sonra onay arama ihtiyacı sık karşılaştığımız bir şey aslında. Peki nereden geliyor bu onay alma ihtiyacı? Tamam, ait olma isteğimiz var. Tamam, sosyal varlıklarız. Tamam, grup içerisinde yaşadığımız için ya da işte sosyal bağlar kurduğumuz için yakınımızdaki insanlar bizi onaylasın istiyoruz. Okey. Ama bazılarımız için bunun daha yoğun olduğunu fark edebiliyoruz. O zaman bu durumun yoğun olması ne anlama gelebilir? Ne de kimlerde bu duygu daha yoğun olabilir? Öyle bir yerden başlayalım.

Tabii ki hemen bizi ebeveynlerimize ve erken dönem çocukluğumuza götüreceğim. Çünkü oralarda bunun izleri var ister istemez. Çünkü baktığımızda koşullu sevgi alanlarımızın... ...ileride onaylanma ihtiyacının daha fazla olduğunu görüyoruz. Öz saygı düşüklüğü de yine onaylanma ihtiyacıyla ilişkili. Yani ben eğer kendimi değerli görülebilir... ...sevilebilir hissetmiyorsam... ...onu hep dışarıdan doldurmaya çalışıyorum. Daha önceki podcastlerde eminim şu örneği vermişimdir. Havuz meselesi. Yani benim havuzumun dibi çatlaksa, ben çocuklukta onay almadıysam... ...ilerleyen zamanlarda o havuzu dışarıdan aldığım onaylarla doldurmaya çalışıyorum.

Ama işte havuzun dibi çatlak olduğu için çoğu zaman dışarıdan aldığım onaylar da orada yeteri kadar barınamıyor. Bu arada bu literatürde External Validation diye geçen bir kavram. Hani belki bakmak, aramak isteyenleriniz olursa diye o şeyi de söylemek istedim. Çocukken özellikle başarılı olmanın ya da işte iyi çocuk olmanın onaylandığı, takdir edildiği bir çocukluk geçirdiyseniz, o zaman bu onay arama ihtiyacı yetişkinlikte biraz daha fazla olabiliyor. Hatta şöyle bir cümle belki, yani ancak bir şey başardığınızda görülebildiyseniz,

...diğer zamanlar varlığınız çok daha takdir edilmediyse... ...o zaman da bu dışarıdan onay alma ihtiyacı... ...bazen bizi profesyonel anlamda hırslı hale bile getirebiliyor. Yani şunu anlatmak istiyorum aslında. Şimdi, insanlar çocukluklarına baktıklarında... ...ve kendilerini ve ebeveynlerini değerlendirdiklerinde, çocuklukları özelinde... ...bazen orayı çok suçlamaya meyilli olsalar da... ...bazen de şöyle bir duyguda olabiliyorlar ki...

Çok anlaşılır. Ya benim annem babam aslında çok iyi insanlar. Ve yani elinden geleni de yaptıklarını düşünüyorum. O zaman hani orada bir suç aramamalıyım. Şimdi bizim hiçbir zaman amacımız ebeveynleri suçlu duruma düşürmek değil. Ben bunun altını hep çizmeye çalışıyorum. Bir kere daha çizeceğim. Yani hatta hep söylüyorum bunu. Ben kendim de bir ebeveynim. Ve elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum kızım için. Ama her zaman en iyisini yapamıyorum.

Kesinlikle. Yani hata yaptığım çok zaman var. Bazen hata yaptığımın farkına varıyorum, bazen varamıyorum. Ve bütün bunlar doğal olarak kızımda bir şekilde umuyorum ki derin olmayan izler bırakıyor. Ama sonuçta ben de hata yapıyorum. Ve hepimizin ebeveynleri hatalar yaptı. Şimdi burada aslında ebeveynin hatasını şöyle de almayalım. Yani sadece anne ya da sadece baba değil. Bazen onların birbirlerine yeterince tamponlayamaması ya da bazen birbirlerini hatta daha dolduruşa getirmesi gibi durumlar da söz konusu olabiliyor. ...ya da bazen onların karakterleriyle hiç ilgisi olmayan durumlarda... ...mesela hayat gaylesi içerisinde olabiliyorlar... ...ya da onların başlarına gelen mesela ebeveyn kaybı gibi... ...ya da bir sağlık sıkıntısı gibi durumlar içerisinde olabiliyorlar... ...ve böyle zamanlarda biz gözden kaçabiliyoruz büyürken.

...büyürken gözden kaçtığımızı hissettiğimizde... ...yani aslında sanki ebeveynlerimizin... ...bizi fark edebilmesi için biraz parlamamız gerekiyor. Ve o parlamayı bir çocuk olarak nereden alabiliriz? Ancak başarılı olarak, yani akademik olarak başarılı olarak alabiliriz. Ya da ne bileyim, evde üzerimize düşen sorumlulukları... ...çok iyi yerine getirerek ve hatta belki üzerimize düşmeyen... ...sorumlulukları da yapmaya çalışarak alabiliriz. Belki bir sportif faaliyette çok başarılı olarak alabiliriz. Mesela işte atıyorum futbol takımına gireyim, işte yüzme takımına gireyim, orada çok başarılı olayım. Ya da işte piyano çalıyorum, çok güzel çalayım şeklinde alabiliriz. Ve bu şekilde aslında onların gözüne girebileceğimizi düşünürüz.

Ve oradan aldığımız işte aferinler, bravo sanalar zaman içerisinde bir dışsal onay ihtiyacına dönüşebiliyor. Ve biz ilerleyen ilişkilerimizde de bir şekilde insanlardan bu tarz onayları almak için çabalar hale gelebiliyoruz. Burada zaten biraz da şey de var. Yani bizim çocuksal deneyimlerimiz... ...ebeveynlerimiz tarafından yeteri kadar onay görüyor mu? Burada da şunu kastediyorum. Mesela diyelim ki çocuk okulda arkadaşıyla zor bir zaman geçirdi. Şimdi çocukların okulda arkadaşıyla geçirdiği zor zamanlar... ...yetişkinlerin geçirdiği zor zamanlara pek benzemiyor. Yani onu küçümsemek çok kolay aslında. Yani yani bu mu üzüldüğün, o ne kadar abartmışsın... ...ya da hep bu mu oldu falan demek çok kolay aslında. Ama gözden kaçırdığım şey, küçük bir çocuk için o deneyim... ...bizim yetişkin deneyimize hiç benzemiyor ve çok daha büyük. Yani onun okulda atıyorum arkadaş tarafından tahtaya yazılması... ...bizim yetişkin aklımızda hiçbir anlam ifade etmese de... ...bir çocuk için tahtaya yazılmak... ...veya arkadaşlarının ona bir isimle hitap etmesi, bir lakapla hitap etmesi... ...onun için çok büyük. Ve çocuk bunu gelip de bize anlattığı noktada... ...şey dediğimizde... ...çok abartıyorsun, bu da bir mesele mi dediğimiz zaman... ...aslında çocuğumuza aradığı onayı vermiyoruz. Yani aslında şunu dememiz bekliyor. Ya haklısın, bu gerçekten zor bir durum. Bunu şöyle şöyle başa çıkabilirsin aslında... ...eğer tabii ki çözüm arayışı içerisindeyse.

Ya da mesela ergenlik çağında da çocuklarımız... ...arkadaşlarıyla problemler yaşayabiliyorlar... ...ya da bazen zorbalığa uğrayabiliyorlar. Bazen kendilerini çok yetersiz hissedebiliyorlar. Şey vardı... ...Modern Family diye bir dizi var. İzlemediyseniz bence izleyin. Ben çok keyifli buldum bu dizidir. Orada bir bölümde çocuklardan bir tanesi... ...sınıftaki en kısa çocuk benim... ...ve o yüzden işte hiç dikkat çekemiyorum diye üzülüp... ...boyunu uzatmanın yollarını arıyordu. Ve annesi ona işte olsun kısasın ama şöyle akıllısın, böyle bilmem nesin diyordu ama çocuğun oradaki derdi boyu. Yani hatta zaten o da onu söyledi. Yani bu söylediklerinin benim problemimi çözmüyor. Yani şu anda boyumu uzatmıyor. Çünkü çocuğun orada derdi boyunun kısa olması. Orada çocuğun ihtiyacı olan, ya haklısın bu yaşlarda boyunun kısa olduğunu hissetmek sana kendini yetersiz hissettirebilir. Ama ergenlik herkes için farklı, senin de boyun belli bir zamanda uzayacak gibi bir şekilde rahatlatmamız gerekiyor aslında çocukları. Şimdi minik bir ara verelim, ondan sonra dönelim tekrar. Gördüğünüz gibi burada onaylamak her zaman aferinle olmuyor. Onaylamak, deneyimi onaylamakla da ya da duyguyu onaylamakla da olabilen bir şey.

Ama bunların eksik olduğu çok aile var. Ve öyle olduğunda büyüdüğümüzde mesela... ...kendi duygumuzu da onaylatma ihtiyacı duyabiliyoruz. Mesela bence psikolog deneyiminin önemli bir kısmı buradan geliyor. Yani birine bir şey anlatırken yaşadığınız durumun gerçekten acı verici... ...ya da ihmal gösteren ya da stres verici bir durum olduğunu...

Biriyle konuşarak fark etmek ya da bir cümle söylediğinizde o cümlen içerisindeki aslında kalp kırıklığını bir başkasının da fark edip size orayı işaret edebilmesi aslında sizi onaylıyor. Yani insanlar psikolog deneyiminde hep şey derler, işte psikologdan onay bekleme. Bu psikologdan onay bekleme, bence sadece psikologdan takdir bekleme olarak değerlendirilmemeli. Evet, psikologlar takdir edici pozisyona sokulmamalı. Çünkü sonuçta psikologlar bir yargın verici değil. Yani, aferin çok iyi yapmışsın ya da hiç başaramamışsın dememesi gereken insanlar zaten. Ama bir yandan da şöyle bir yerden onay vericiler senin deneyimini görüyorum. Evet bu zorlu deneyimi görüyorum. Bunu aslında ister istemez yapıyor zaten psikologlar. Ve bence oradan aslında danışanlarına bağlanıyorlar. Oradan görülme ihtiyacını karşılayabiliyorlar.

Bunu biz romantik ilişkilerimizde ya da arkadaşlık ilişkilerimizde de... ...yapıyoruz tabii ki. O ihtiyacı duyuyoruz. Yani mesela... ...biz neden iyi ilişkiler mutlaka bir şekilde... ...duyguların onaylandığı anlar içermeli diyoruz ki... ...tam da bu sebeple. Yani mesela bir arkadaşım ya da partnerim bana... ...başına gelen olumsuz bir olayı anlattığında... ...ben onun duygusunu ya da yaşadığı stresi hissedebilmeliyim.

Hissetmek derken şunu kastetmiyorum, onunla aynı miktarda, aynı dozda... ...ya da belki birebir aynı duyguda bile olması gerekmiyor. Ama mesela en yakın arkadaşım bana yaşadığı bir durumu anlattığında... ...ben onun o durumunda öyle hissetmeyecek olsam bile... ...arkadaşım o durumda öyle hissedebileceğini biliyor olmalıyım... ...ve şunu söyleyebilmeliyim, ya bu senin için çok zor bir durum olmalı gerçekten. Peki nasıl başa çıktın bununla? O esnada neler söyledin? Ya da o esnada nasıl hareket etmeye karar verdin?

Çünkü benden o cümleyi duymak onun için o kadar kıymetli ki. Çünkü şu anlama geliyor. Gizem beni biliyor. Şu dünyadaki en az bir kişi... ...benim böyle durumlarda nasıl hissedebileceğimi tahmin ediyor. Ve beni anlıyor. Ve bu o kadar kıymetli bir şey ki.

Yine aynı şekilde yani partnerimizle de... ...eğer ben partnerimle gün içerisinde yaptıklarımı... ...ya da işte arkadaşlık ilişkilerimi... ...başıma gelenleri paylaşırsam... ...bizim ilişkimiz derinleşiyorun... ...altında biraz bu da var. Yani mesela ben partnerimi düzenli olarak aslında... ...hayatımda olup bitenleri anlattığımda...

Bir durum yaşandığında ve bu durum beni etkilediğinde... ...onu anlayabilmesi ve benim duygularımı valide edebilmesi çok daha kolay oluyor. O yüzden hep iyi ilişkilerin sırlarını verirken bunu söylüyoruz. Hayatınızı paylaşın, zorluklarınızı paylaşın, güzel anlarınızı paylaşın... ...ki karşılık bulsun. Bu ona ihtiyacı karşılık bulmakla çok ilişkili. Benim deneyimimin başka birinin zihninde bir karşılığı var.

Peki ben deminden beri onay ihtiyacının ne kadar doğal olduğunu anlattım. Ama onay ihtiyacı abartılı olduğunda... ...bunun hayatımızı ne kadar zorlaştırdığını... ...ve ilişkileri belki de zora soktuğunu anlatmadım. Çünkü mesela eğer ben durup durup... ...size çok zor bir durum değil mi? Haklıyım değil mi? Böyle yaptım mı? Doğru olmuş değil mi? Bu kıyafeti aldım ama yakışmış değil mi? Beni seviyorsun değil mi? Gibi böyle ısrarla o onayı... ...ararsam, bu sefer hem karşımdaki insanı zorlaştırıyorum... ...hem de en önemlisi benim kendi fikrimin... ...ya da benim kendi onayımın... ...önemli bir şey olmadığını kendime anlatmış oluyorum. Komplike bir cümle kurmuş olabilirim, o yüzden biraz açacağım. Benim kendi fikrim eğer yeterince önemliyse... ...diyelim ki ben bir kıyafet aldım... ...ve bu kıyafet bana yakışmış mı, yakışmamış mı? Bunun cevabını ben verebilmeliyim aslında.

Yani benim bir zevkim olmalı. Benim bir rahatlık duygum olmalı. Benim bir bana yakışanlar fikrim olmalı. Bir şeye baktığında evet ya ben bunun içinde kendimi iyi hissediyorum. Bunun benim üzerine güzel durduğunu düşünüyorum. İçinde kendimi çok rahat hissediyorum diyebilmeliyim.

Ha bunun üzerine ben bu kıyafeti aldıktan sonra dışarıdan da bununla ilgili olumlu yorumlar gelirse ne ala? Ama olumsuz yorumlar gelirse de benim şey diyebilmem lazım. Ben bunu sevdim, aldım, rahatım, içinde iyiyim. Okey yani çünkü...

Herkesin onayı, herkesin fikri benimkiyle birebir aynı olmak zorunda değil. Ya da mesela diyelim ki ben partilerimden sürekli beni seviyor musun, beni seviyor musun, beni seviyor musun onayı almaya çalıştığım zaman aslında karşı taraf çok yoruluyor. Yani... E seviyorum. Sevgim dünden bugüne, bugünden yarına... ...ya da bugün sabahtan bugün öğrene değişen bir şey değil. Dahası da, bu böyle ısrarlı onay ihtiyacında... ...çoğu zaman onay alamayınca kırılmak, geri çekilmek... ...sevgisizlikle suçlamak gibi eylemler de olabiliyor. Ve bu çok kaygıyla ilişkili bir şey ya, bunları hep konuşuyoruz aslında. Bu sefer karşımdaki insanı ben o esnada hissetmediği yoğunlukta bir duyguyu paylaşmaya zorlayabilirim ya da rol yapmaya zorlayabilirim ya da kendisini hazır hissetmediğinde bir şey söylemeye zorlayabilirim. Bu da ilişki için sağlıklı bir şey değil.

Bir de zaman içerisinde partnerden aldığım onaya bağımlı hale de gelebilirim. Mesela, partnerim benim bütün arkadaşlarımı onaylamak zorunda mı? Partnerim benim ailemle kurduğum bütün interaksiyonları onaylamak zorunda mı? Partnerim benim mesleki bütün kararlarımı onaylamak zorunda mı? Çünkü değil. Ve hani bu hep şey konuşuyoruz ya, ben olmak ve biz olmak. Eğer ben sürekli onun onayına ihtiyaç duyuyorsam, o zaman ben olmaktan vazgeçiyorum zaten.

Yani benim pusulam günün sonunda ben olmalıyım. Ben mesleki bir karar alıyorum diyelim ki. O kararı ben alıyorum. Yani o kararı ben alırken, partnerimin de gizem bir karar alıyorsa... ...zaten o koşullar içerisinde alabileceği en doğru kararı alıyordur'a güvenmesi gerekiyor. Ha ben yine günün sonunda bir karar aldıktan sonra ona söyleyebilirim... ..."Ya ben böyle böyle bir karar aldım, ne düşünüyorsun?" diye. Ve o da yorumunu yapabilir. Ama günün sonunda o kararı alan ve onun sorumluluğuyla baş etmesi gereken insan benim. O yüzden de önce kendi onayımı almam gerekiyor.

Bu kendi onayını almaya da şuradan birazcık daha girip şunu söyleyeyim. Zaten dışarıdan onay almak ve dışarıdan alınan onaya ihtiyaç duymak belli bir düzeyde tamam. Uygun zaten, olması gereken zaten. Ama ben eğer şeyi fark ediyorsam, ben kendi onayımla yetinemiyorum, mutlaka dışarıdan gelen onay orayı besliyor bunu görüyorsam, demek ki orada bir sıkıntı var. O zaman şunu yapmak lazım bence. Kimin onayına ihtiyaç duyuyorum? Mesela annemizin onayına ihtiyaç duyduğumuz çok oluyor değil mi? Ya da babamızın, ya da ebeveynlerimizin onayına. Kaç yaşına gelirsek gelelim. Bazen ben kendimi de yakalıyorum. Mesela bir şey alıyorum, annemi arıyorum, soruyorum. Anne sence bu olmuş mu bana diye.

Sonra kendi kendime diyorum ki yani neden böyle bir durum için annenin onayına ihtiyaç duyuyorsun? Sonra şunu fark ediyorum, genellikle annemin onayına ihtiyaç duyduğum şeyler anneme benim kendi kimliğimi kanıtlamaya çalıştığım yerler. Ya da mesela babamın onayına alma ihtiyacı duyduğum yerler genellikle sadece babamla potansiyel olarak çatıştığım, ...ve bak ben burada böyle böyle adımlar attım, kendi kararlarımı verdim... ...seni de haberin olsununa getirmeye çalıştığımı fark ediyorum aslında. Yani çünkü şeye dönüşmüyor artık. Aa, bence bu sana yakışmıyor bir şeyler. Bence öyle yapma gibi bir cümle geldiğinde... ...orayı sorgusuz, sualsiz almıyorum ben, üstlenmiyorum. Ha tamam, ben böyle düşündüm ve böyle yapacağım diye biliyorum. Çünkü bu artık benim kendi onayımı... ...onların onayından önce koyabildiğim anlamına geliyor.

Yine aynı şekilde mesela diyelim ki bir kıyafet aldım ben ve en yakın arkadaşımla Gizem Musa hiç yakışmamış dedi. Ya ben şey diyebiliyorum artık. Tamam ama ben severek aldım. Yani sen beğenmeyebilirsin ama ben sevdim. Bu sen beğenmeyebilirsin, ben sevdim. Hani tartışmalar konusunda söylediğim şey var ya hep... Let's agree to disagree. Anlaşamadığımızda anlaşalım. Onun rahatlığıyla aynı şey. Yani ben böyle düşünüyorum, sen böyle düşünüyorsun.

Okey, problem yok. İkimiz farklı insanlarız ve... ...birbirimize aynı şeyi düşünmeyebiliriz. Bu senin beni daha az sevdiğin... ...bu kararımdan dolayı benim yanımda olmayacağın... ...ya da beni dışlayacağın anlamına gelmiyor. Bu da duyursanız eğer, şu an tam ben de kendim söylerken fark ettim... ...aslında benim ilişkiye güvendiğim anlamına geliyor. Yani biz de aynı fikirde olmasak bile...

Aynı şekilde bakmasak bile bir olaya, birbirimize olan sevgimiz bununla ilişkili bir şey değil. Bu ilişkinin devamı bizim yüzde yüz anlaşmamız üzerine kurulu değil. O zaman buradan da şuraya getireyim bizi. Toksik ilişkiler. Hep diyorum ya, toksik ilişkiler içinde kendimiz gibi hissedemediğimiz ilişkiler diye.

O zaman demek ki bizim hayatımızda onay alamadığımızda dahi kendimizi huzursuz hissetmediğimiz ilişkiler gerekiyor. Yani o bizim ilişkilerimiz içerisinde, bu arkadaşlık olsun, ebeveyn çocuk olsun, romantik ilişkiler olsun, benzer şekilde düşünmesek dahi var olmaya devam edebildiğimiz ilişkiler kurmamız gerekiyor. Ancak o zaman aslında sevilme ihtiyacımız karşılanırken... ...onay alma ihtiyacımız kendimizden karşılanabilir. Ve bu yeterli bir kombinasyondur. Umarım bu podcast dinleyen herkese iyi gelmiştir. Siz de eğer onay alma ihtiyacınızla baş etmekte bazen zorlanıyorsanız... ...bence sebeplerini düşünmek için güzel bir derleme oldu. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Bir sonraki hafta görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)