Podcast

Hatalıydım, Özür Dilerim: Haksızlığı Kabul Edebilmek

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Sizin de bir tartışmaların ortasında veya hemen sonrasında haksız olduğunuzu fark ettiğiniz oldu mu hiç? Peki bunu fark ettikten sonra hatalı olduğunuzu kabul edebildiniz mi? Özür dilemekten de öte; karşımızdaki insanı dinlemek, onu anlamak, savunmada kalmayı bırakmak, bir şeyleri değiştirebilmek için daha gönüllü olmak aslında burada bahsedilen. Bunu yapmak da çok zor bir şey haliyle... Yakın İlişkiler'in bu bölümünde Psikolog Dr. Gizem Sürenkök haksız olmayı kabul edebilmek hakkında konuşuyor ve ve bunu nasıl yapabileceğimizi anlatıyor.


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.974 kelime · ~10 dk okuma

Ya evet, belki biraz sert söyledim ama haklıydım sonuçta. Zaten o da beni hiç anlamıyor ki. Nasıl söyleseydim? Yani ne yapabilirdim ki? Olaylar öyle gelişti sonuçta. Ben sadece kendimi savundum. Ama ya gerçekten haksızsam? Ya o an aslında sadece birazcık... ...böyle güzel şeyler duymaya ihtiyacı vardıysa? Ya böyle yaparken onu kendimden uzaklaştırıyorsam? Ama özür dilemek de hiç istemiyorum. Sonuçta haklıydım. Ama ya tam olarak öyle değilse?

Eğer bunlar size tanıdık geliyorsa... ...bunlar benim birçok tartışmada... ...içimde dönen... ...seslerin sadece bir kısmı. Sonuç olarak birçok tartışmamızda... ...kendimizi haklı veya haksız konumuna... ...sokmaya çalışırken... ...kendimizi ve karşımızdaki insanı haklı veya haksız konumuna sokmaya çalışırken... ...ki bu kendi içinde hatalı olsa da, oraya sonra döneceğim...

Bazen böyle öyle bir an geliyor ki haksız olduğumuzun çok da farkında oluyoruz. Yani ben yanlış yaptım. Sonuç olarak bu yanlış bir davranıştı. Öyle söylememeliydim. O şekilde bakmamalıydım. Kapıyı çarpmamalıydım. Neyse artık. Ve orada haksız olduğumuzu kabul etmek çok zor hale geliyor.

Transkriptin tamamını oku

Aslında özür dilemekten fazlasından bahsediyorum. Yani özür dilerim, sana öyle yapmamalıydım demenin daha ötesinde... ...karşınızdaki insanı dinlemeyi, onu anlamayı seçtiğimiz, savunmada kalmayı bıraktığımız... ...bir şeyleri değiştirebilmek için daha gönüllü olduğumuz bir anı yakalayabilmek çok başka bir şey. Eğer bunu hiç yaptınız mı? Bilmem. Bunu bir kere olsun yapmayı tercih edebildiyseniz ne mutlu size. Çünkü bence çok azımız o kutlu anı yaşayabiliyoruz. Çünkü çoğunlukla kendi içsel çabamız, kendi iç benliğimizi daha sağlam tutma çabamız... ...karşımızdaki insanla bağ kurma isteğimizden biraz daha üstün gelebiliyor. O yüzden hadi gelin bugün haksız olduğumuzu kabul etmek hakkında konuşalım. Çünkü dediğim gibi çok zor, çok zor bir durum. Ve bundan nasıl faydalanabiliriz? Yani bu davranışı nasıl geliştirebiliriz? Bundan nasıl faydalanabiliriz? Saygıyı hep kendimize savunarak mı kazanmak zorundayız? Birazcık bunlardan bahsedelim istiyorum.

Şimdi açılışı şöyle yapayım. Kendi zihnimde de bunu düşünüyorum. Bizden genellikle hiç özür dilemeyen ebeveynlerle büyüyoruz. Yani siz hiç etrafınızdaki büyüklerin sizin özür dilediklerini ya da ya haksın ben haksızdım sana gereksiz bir çıkış yaptım dediğini hiç duydunuz mu? Ya da işte bu davranışımla senin fazla üstüne geldim kötü bir gün geçiriyordum böyle olmasa daha iyi olurdu bir daha bunu yapmayacağım diyen ve gerçekten bir daha yapmayan büyükler tanıdınız mı? Genellikle bizi yetiştiren insanlar hatalı olmayı

yetersiz olmakla eş tutuyorlar. Öyle olunca biz de bunu görerek büyüyoruz zaten. Hatamızı görmek, hatamızdan ders çıkartmak. Karşımızdaki insanla tekrar onun istediği bir noktadan bağ kurmaya çalışmak. Bunlar çok öğrendiğimiz şeyler değil. Sonra arkadaşlık ilişkilerine geçiyoruz. Genellikle işte ilkokuldan itibaren, ilkokulun biraz daha ortalarına doğru... ...giderek artan ve önemli arkadaşlık ilişkilerimiz yoğunlaşıyor. ve arkadaşlıklarda da işte o akran ilişkilerinde yaşadığımız ilişkilerde daha birbirine denk ilişkilerde de hatalı olmayı kabul etmeyi tam bilmiyoruz nasıl yapabileceğimizi genellikle hatalı olduğumuzda susmayı o iletişimden kaçmayı hatta bazen ilişkimizi bitirmeyi tercih ediyoruz genelde de şu bize öğretiliyor haksızsan zaten kaybetmişsindir

Hata yaptıysan zaten yani sevilemezsin de bir ilişki içerisinde haksızlığı kabul etmek seni iyicene eksik kılar. O zaman bunu yapmamalısın. Hele de hele de çocukken sık sık eleştirildiysek karşımızdaki insan böyle bizi azarlayarak domine ederek çok konuşarak susmaya zorladıysa Bugün bir yetişkin olarak daha böyle bir haklı çıkma ihtiyacı, o geçmişte susturulmuş sesini daha kendini gür bir şekilde ifade etme ihtiyacı olabiliyor. Ama gerçek şu ki, hatalı olmak bizi eksik yapmıyor. Hatta hatalı olduğumuzu kabul etmek genellikle bizi karşımızdaki insanın gözünde daha saygıdeğer biri yapıyor.

Mesela geçmişte, çocuklukta özür dilemeye zorlandıysak, böyle her sıkıntı yaşadığımızda özür dilerim demeye zorlandıysak yetişkinlikte özür bizim için, özür dilemek bizim için bir ceza şekline dönüşebiliyor. Ya da çocukluğumuzda hata yaptığımızda utandırıldıysak, hata yapmak bizi karşımızdaki insanların gözünde küçük durumu düşürdü gibi hissettiysek, yetişkinlikte hatamızı kabul etmek ve özür dilemek... yine bizi yargılanmış ve küçülmüş hissettirebiliyor. Aslında baktığımızda çünkü duygusu olarak daha güvenli bir ortamda büyüyen çocuklar, kendilerinden özür dilenebilen çocuklar ya da bir hata yaptıklarında illa özür dilerim demeden Daha doğal akış içerisinde hatalarını telafi edebilen çocuklar ve özür dilediklerini aslında sevgi kaybı yaşamayan çocuklar özrü bir bağ kurma biçimi olarak öğrenebiliyorlar. Daha doğrusu hata yapabilmeyi bir bağ kurma şekli olarak da öğrenebiliyorlar. Evet, ben bir hata yaptım. Bunun sorumluluğunu alıyorum ve bununla ilgili nasıl bir telafi darnışında bulunabileceğimi araştırıyorum, keşfediyorum şu andayı. Bir bağ kurma biçim olarak öğrenebiliyorlar. Öyle olunca da aslında ilişkilerinde haklılık ve haksızlık, iktidar ve zayıflık gibi kalıplar yerine bağlantıyı, yani tekrardan teması seçebiliyorlar. Buna zemin hazırlanmış oluyor.

Şimdi tartışmalarında en sık yaptığım şeylerden bir tanesi... ...gerçeklik yarışına girmek. Hayır ben öyle demedim. Sen yanlış anladın. Abartıyorsun zaten. Niye böyle söylüyorsun ki? Tamam ben öyle demiş olabilirim ama sen öyle hissettin. Ben seni öyle hissetmeye için hiçbir şey yapmadım. Tamam mı? Ama aslında gerçek gerçekten hep bizim ifade ettiğimiz şey mi? Yani benim amacım karşımdaki insanın gerçekliği olmayabiliyor bazen.

benim onun bana tekrar söylediği kelimeleri kullanmamış olmam aslında öyle demediğim anlamına da gelmeyebiliyor yani belki ben kullandığım kelimelerle tam olarak öyle demedim ama karşımdaki insanın anladığı şeyleri ifade ettim ve şu anda onları ifade etmiş olmaktan dolayı kendimi iyi hissetmiyorum evet ve bunu kabul etsem aslında ilişkide çok daha iyi bir yere gideceğim ama ben öyle demedim ve sen yanlış anladın abartıyorsun dediğimde araya hemen kocaman kocaman bir duvar koymuş oluyorum yani mesela partnerin bana beni yalnız hissettirdin beni yalnız bıraktın gibi bir cümle kurduğunda ben hayır öyle bir şey yapmadım seni yalnız bıraktık hiçbir şey yapmadım ben zaten abartıyorsun her zaman demek yerine tam olarak hangi davranışım sana kendini yalnız hissettirdi Ya da orada yalnız hissetmiş olmak seni nasıl etkiledi? Ne şekilde varlığımı sana gösterebilirdim gibi bir cümle bile... Aslında bir anda o konuşmanın seyrini değiştirebiliyor. Çünkü duymuş oluyorsunuz karşınızdaki insanı. Sen yalnız hissettin. Tamam, benim amacım bu değildi asla. Ben öyle bir şey yapmak istemedim. Ama şimdi bu savunmayı orada vermek yerine... Onun yalnız hissetmesi üzerine odaklanmam gerekmez mi? Çünkü benim ona yalnız hissettirmeyi tercih etmemiş olmam. Veya benim ona yalnız hissettirecek bir davranışı yapmamış olmam. Onun yalnız hissettiği oluşum değiştirmiyor. O yüzden önce onun yalnızlık hissiyle konuşabilirim. Sonra böyle hissettiğini duyduğuma çok üzüldüm. Ben herhangi bir darlaşımla sana böyle hissettirmeyi amaçlamadım. Ama eğer böyle bir sonuca vardıysak gerçekten bunun için çok üzgünümle devam edebiliriz aslında. Yani niyetimi onun duygusunu anladıktan sonra konuşabilmem de mümkün. Şimdi bir minik ara verelim. Aradan sonra haklı olmak mı, huzurlu olmak mı başlığı altında hem biraz ilişkide haklı olmak, haksız olmayı konuşmak istiyorum. Hem de arkasından nasıl hatamı kabul edebilirim biraz oraları konuşmak istiyorum. Birazdan buluşalım. Evet şimdi şeyi söylemek istiyorum. Yani haksız olduğumu kabul etmek ilişkideki huzuru arttırabilir mi sorusunu sormak istiyorum.

Çünkü genelde şu oluyor ya, ben haksızsam saygı görmem. Haklı olmak beni saygı değer yapıyor. Bunun şeyden bir farkı yok. Karşımdaki insanı korkutarak, sindirerek saygıyı kazanmalıyımdan bir farkı yok aslında. Halbuki gerçek saygı karşınızdaki insanın sizin emeğinizi, sizin çabanızı, sizin bağ kurmak adına yaptıklarınızı görmesiyle kazanılıyor.

Sizin tarafınıza sindirilmiş bir insan size o an saygı duyuyor belki. Hatta buna bile emin değilim. Size saygı duyuyormuş gibi davranıyor belki. Ama uzun vadede hissettiği şey saygı değil. Ama eğer gerçekten ilişkisel bir saygı istiyorsanız, o zaman orada var olduğunuzu hissettirmelisiniz. Orada var olduğunuzu haklı olarak hissettirmeyeceksiniz. İlişkiyi ön plan alarak hissettireceksiniz.

O yüzden de haksız olduğumuzu kabul etmek... ...biraz bu konuşmadan galip çıkmak zorunda değilim demek. Ve bu eşittir... ...kontrolü zaman zaman kenara koyabilmek. Ama asıl mesele bu değil mi zaten? Yani biz... ...hep kontrolde kalmak istiyoruz. Biz o ilişkiyi yönetebilmek istiyoruz. İlişkide karşımızdaki insanı hissettirdiklerimizi yönetebilmek istiyoruz. Bunun bir başka yansıması da aslında karşımızdaki insanın duygularına yer bırakmamak.

Yani hayır üzülmüş olamazsın. Buna da kızmış olamazsın. Ama karşımdaki insan üzüldü veya kızdı veya hayal kırıklığı hissetti. Her neyse duygusu. Bırakalım yaşasın. Karşımdaki insanın mutsuz hissetmesi benden kaynaklanıyorsa bununla biraz oturabilmeliyim. İngilizceden direk çeviri gibi oldu. Sitymocit diye geçer. Bununla baş edebilmeliyim. Bunun sorumluluğunu alabilmeliyim. Ben bir şey yaptım ve karşımdaki insan bununla ilgili bir tepki veriyor şu anda. Bir duygusal tepki veriyor. Duygusal tepkiyi alabilmeliyim aslında.

Ve haksız olduğumuzu kabul etmek, kontrolü bırakmanın yanı sıra ilişkiyi seçmek demek. Seninle bağ kurabilmem haklı olmaktan daha önemli. Ve aslında bu gerçekten olgun sevginin tanımı gibi. Yani ben burayı tercih ediyorum. Ben seninle takım olmayı tercih ediyorum. Ben senin karşına geçmeyi değil de senin yanında olmayı tercih ediyorum.

Biraz şunu düşünebilmek aslında. İki saat sonra ben bu insanın ne yapıyor olmak istiyorum? İki saat sonra ben bu insanla sarmaş dolaş oturuyor ve güzel bir an getiriyor olmak mı istiyorum? İki saat sonra ben bu insana hala kendi haklılığımı savunuyor olmak mı istiyorum?

Burada şunu kastetmiyorum aslında. Yani karşımdaki insanın sınırlarımı ihlal ettiği, bana saygısızlık ettiği ya da benim ilişkisel değerlerimi ihlal ettiği anlardan bahsetmiyorum. Ama daha basit, daha günlülük tartışmalarımızda bile haklılık talebimiz oluyor ya. Yani çok çok daha önce küçük şeyler için tartışıyoruz. Konulu bir podcast'ım vardı orada bahsettiğim. Gerçekten bazen çok küçük şeyler için tartışıyoruz. O tartışmalar bir anda büyüyor ve tartışmalar büyüdüğünde bir anda kendimizi çok önemsiz bir şeyin haklığını savunurken buluyoruz. Gerçekten buna gerek var mı? Gerçekten benim haklı olmam mı? Söylediğim şeyi öyle söylemiş.

...olmamın karşımdakini kırmış olduğu gerçeğini kabul etmememin beni vardıracağı bir yer var mıyı sormak lazım sanki. Peki nasıl yapacağız bunu? Yani ne zaman ve nasıl kabul edebiliriz? Birincisi aslında kendi niyetimizi sorgulamamız gerekiyor arkadaşlar. Yalnız buradaki bütün mesele bu. Bunu yapmak hiç kolay değil bu arada. Yani... ...bir kere zaten... ...o yükseldiğimiz ve... ...zihnimizin öfke ve haklı çıkma isteğiyle... ...yer yer kapandığı anlarda... ...şunu sorabilmek... ...hiç kolay değil. Ben şu anda bağ mı kurmaya çalışıyorum, üstünlük mü kurmaya çalışıyorum?

Çünkü üstünlük kurmaya çalışıyorumu hissediyorsam orada durmam lazım. Karşımdaki insana üstünlük kurmamın bana hiçbir faydası yok. Bu jenerşik bir ilişki değil. Karşımdaki insan bana saygıyı ben burada haklı olduğum için duymayacak. Karşımdaki insan hatta belki de ben burada daha haklıyım diye tırnak işareti içerisinde bana olan saygısını yitirecek. Benim burada hata yaptığımı kabul edebilmem... ...karşımdaki insana... ...onu çok önemsediğim ve bu ilişkiyi çok önemsediğimi gösterebilir. Tabii bunu rol yapar bir yerden söylemiyorum. Gerçekten hata yaptığım zamanlar için söylüyorum. Altını çizmek istiyorum.

Bir de şeyi de sormak lazım. Duygulardan kaçıyor muyum? Yani şu anda savunmaya geçtiğimde ben şu an neyi hissetmekten kaçıyorum? Suçluluk duygusunu mu hissetmek istemiyorum? Utanç mı hissetmek istemiyorum? Kontrolümü kaybetmek istemiyorum? Şu anda neyi hissediyorum?

Çünkü bu da önemli. Yani bazen de sadece o suçluluk hissini duymaktan hiç hoşlanmadığımız için kaçıyoruz ya da utanç hissini. Daha önce kaçıngan bağlanan insanlarla ilişkili bunu anlatmıştım. Yani kendimizi yetersiz hissetmekten hiç hoşlanmadığımız için kaçıngan bağlanıyorsak hatamızı kabul etmekten de kaçabiliyoruz.

O yüzden hangi duygudan kaçıyoruz ya da bir duygudan mı kaçıyoruz? Bir üçüncü adımda ilişkiyi hatırlamak. Yani ben burada kendimi mi korumalıyım, ilişkiyi mi korumalıyım? Beni mi tercih etmeliyim, bizi mi tercih etmeliyim?

Beni tercih ediyorsam, tercih ettiğim ben gerçekten kendi değerleriyle uyumlu bir ben mi? Yoksa bu ben sadece haklı olmayı önemseyen bir ben mi? Kimi tercih ediyorum? Ve eğer özür dilemeyi istiyorsam, özür dilemenin, iyi bir özrün, şu üç şeyi içerdiğini hatırlamak da önemli. Sahiplenmek, yani hatayı sahiplenmek. Karşımızdaki insanın duygusunu onaylamak. Ve bunu telafi etmeye açık olmak.

Seni hiç dinlemedim, özür dilerim. Bunu seni kırdığını çok iyi anlıyorum. Bunu bir daha yapmamak için dikkat edeceğim. Yani örneğiyle de yapmak istedim ki daha açık olsun. Haksız olduğunu kabul edebilen bir partnerle, haksız olduğunu kabul edebilen bir anneyle, haksız olduğunu kabul edebilen bir arkadaşla ilişki kurmak çok şey değiştiriyor aslında. Çünkü o zaman ilişkiye denge geliyor. O zaman ilişkiye şeffaflık geliyor.

O zaman ilişkiye güven geliyor. O zaman karşımızdaki insan gerçekten savunmaya geçiyorsa onun o savunmasına biraz daha kulak verme ihtimali artıyor. Yani basit bir of zaten her şey için kendini savunuyor. Yine başladığından çıkıp bir dakika Burada eğer haksız olduğunu kabul etmiyorsa, defaatle etmiyorsa, o zaman bir durup dinlemem lazım. Demek ki onun için önemli bir nokta diyebilmeye başlıyorum. Bağ yeniden kuruluyor aslında ve ilişki hafifliyor, rahatlıyor. O yüzden o haklı çıkma, güçlü olma yükü kalkıyor ortadan ve daha gerçek bir ilişki kuruluyor.

İşte böyle. Özetle haksız olmak, haksız olduğunu kabul edebilmek bir zayıflık değil. Tam tersine ilişki için çok bence güçlü ve özel bir adım. Kırılgan bir adım ama hep söylediğimiz gibi kırılganlık ilişki için iyidir aslında. Beğenildiğiniz için çok teşekkür ederim. Bir sonraki hafta görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)