
1.370 kelime · ~7 dk okuma
Psikologlar veya psikiyatristler bir konferansta veya bir akademik çalışmada bulgularından bahsederken, gizlilik anlaşmaları gereğiyle danışanlarının isimlerini hiç kullanmazlar. Genelde verileri Ayşe ve Ahmet gibi jenerik isimler ya da takma adlarla aktarırlar insanlara. İngilizce'de de benzer bir durum söz konusudur hatta. Elde edilen bulguların kaynağı bir kadınsa Jane Doe, erkekse John Doe derler. Psikoloji tarihinde N-O olarak bilinen bir kadın da onlardan birisiydi. Fakat bu isim psikoloji tarihinin yeniden yazılmasında aracı olmuştu.
Bu sebeple daha sonralarda gerçek adını da öğreneceğimiz Anne O, kayıtlara bildiğimiz kadarıyla konuşma terapisiyle tedavi edilen ve dolaylı olarak Freud'un da bu şekilde tedavi edilmesine ön ayak olduğu ilk hastaydı. Aslına bakarsanız Anne O'nun bu şekilde tanınması bir açıdan epey üzücü bir durum. Zira kadın hakları mücadelesi içinde çok önemli bir şahıstı Anne O. Gerçek adıyla Bertha Pappenheim'den bahsediyorum. Yani psikanalizin ilk hastasından. Bertha'nın hikayesini yani N.O.U. ilk olarak Sigmund Freud ve asıl doktoru Joseph Breuer'in birlikte yazdığı bir kitapta duymuştuk. 1895'te yayınlanan ve hisleri üzerine odaklanan bir çalışmaydı bu.
Freud, Bertha ile bizzat kendisi ilgilenmemişti aslında. Bertha, nörofizyoloji dalında önemli keşifleri olan Joseph Breuer'e sıra dışı belirtilerle başvurduğunda başlamıştı tüm bu hikaye. Breuer işin içinden çıkamayınca, Freud'a yazarak yardım istemişti. Karşılıklı yazışmalarla tedavi ilerlerken, Sigmund Freud bu süreçten çok etkilenmişti. Tüm bu süreç psikanalizin doğuşuna neden olmuştu diyebiliriz.
Biz de o süreci takip edeceğiz bu bölümde. Fakat bu sadece tarihsel bir hikaye değil. Zira Bertha Poppenheim'ın hikayesinin arka planında yaşananlar, insanın kendisine çare arayışına dair de çok şey anlatıyor bize. Öncelikle Bertha Pappenheim'in kim olduğunu konuşarak başlayalım isterseniz. 1859'da Viyana'da Yahudi bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi Bertha. Ayrıcalıklı bir ailede büyüdüğünü söyleyebiliriz elbette. Fakat her şey kolay değildi onun için. Ne de olsa o dönem tüm dünyada kadınların çok zor zamanlar geçirdiği ve birçok haktan mahrum kaldığı yıllardı.
Kadınların akademik dünyada varlıklarını sürdürmesi birçok insan için garip bir şeydi maalesef. Açıklaması güç bir cehalet hüküm sürüyordu dünyada anlayacağınız. Bertha da bu dar görüşten payını almıştı ne yazık ki. Okulu bırakıp o yıllarda tüm kadınlardan beklendiği gibi dikiş nakışla falan uğraşmak zorunda kalmıştı. Fakat dönemin şartları onun pes etmesine bir gerekçe değildi. Her zaman tırnak içinde aykırı bir karakter olmuştu Bertha.
Bunu ilerleyen yıllarda çok daha iyi anlayacaktı tüm insanlık. Ama işte 1880'de trajik bir sorunla daha boğuşmak zorunda kalmıştı kendisi. O yıllarda çok yaygın gözüken ve ölümcül bir hastalık olan tüberküloz, Bertha'nın çok sevdiği babasını da yakalamıştı. Her şeyi bırakıp tüm zamanını yatağa düşen babasıyla ilgilenmeye adadı o da.
Ancak tüm çabalarına rağmen bir yıl sonra babası hastalığa yenik düşmüş ve hayatını kaybetmişti. İşte bu sancılı dönemde Bertha da çok ilginç belirtilerle babasından farklı bir hastalık yaşamaya başlamıştı. Babası henüz hayattayken bu belirtiler şiddetlenmiş ve sonunda Joseph Breuer'e başvurmuştu. Sigmund Freud notlarında şöyle anlatıyordu Bertha'yı.
Kendisi hastalanmadan önce gayet sağlıklı bir yaşam sürdüğünü, akranlarından farklı bir zeka, hayal gücü ve yaratıcılık gösterdiğini belirtmiş. Fakat bir noktadan sonra yaşadıkları tüm hayatını etkilemeye başlamış ve dışarıdan da anlaşılığı bir şekilde ruhsal durumu bozulmuş. Onunla doğrudan ilgilenen Joseph Breuer ise kısa bir süre felsefe okuduktan sonra tıbba yönelmiş bir doktordur. Bertha'nın gösterdiği belirtileri inceledikten sonra onun hastalığının gelişimini dört aşamada özetliyordu. Birinci aşamaya Gizli Kuluçka dönemi adını vermişti Breuer. 1880'in ortalarından sonlarına dek süren bu dönemde Bertha'nın hastalığı başlamıştı. Freud bu dönemi şöyle anlatıyordu. Gizli Kuluçka dönemi başka hastalarda genelde pek anlaşılmaz. Dışarıdan baktığınızda fark edilebilen bir şey değildir.
Fakat NO vakasında bu süreç daha şiddetli seyrediyordu. İkinci aşamayı ise görünür hastalık olarak adlandırmıştı Breuer. Bu noktada birazdan detaylı konuşacağımız çok ilginç belirtiler şiddetlenmişti. Hatta Bertha bir noktada iyileşme belirtileri gösterse de babasının 1881'deki ölümüyle belirtiler daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkmıştı.
Birkaç ay içinde intihar eğiliminin de başlaması üzerine Bertha, Viyana'da güvenli bir eve taşınmıştı. Üçüncü aşama uyur-gezerlik evresiydi. 1881'in ortasında, sonlarına kadar dönem dönem uyur-gezerlikle birlikte davranışları normalleşmeye başlamıştı Bertha'nın. Bir nevi stabil oluyordu belirtiler. Ve son aşama olan iyileşme evresinde tedavi sonuç vermeye başlamıştı.
1882'nin ortalarına doğru Bertha Papenheim tam anlamıyla iyileşmişti. Bu süreçte çok çeşitli belirtiler göstermişti Bertha. Bunlar arasında bazıları epey şiddetliydi. Mesela kısmı felç geçirmişti Bertha. Bir süre sağ kolu ve bacağını hareket ettirememişti. Bunun yanında hidrofobi yani yiyeceklerle birlikte suya karşı bir iğrenme ortaya çıkmıştı. Kimi zaman günlerce su içemiyordu kendisi.
Bir diğer belirti ise letharji olarak bilinen bir uyuşukluk haliydi. Bazı haftalar gece gündüz uyuyordu. Bazen de sadece gündüz uyuyor ve gece uyanık kalıyordu. Uzun bir dönem yataktan hiç çıkamaz hale gelmişti maalesef. En ilginç belirtilerden biri de dil karmaşasıydı.
Cümlenin ortasında birden durup başka bir dilde konuşmaya başlıyordu Bertha. Ve bunun çok normal olduğunu, herkesin kendisini anladığını zannediyordu. Kimi zaman kendi dilini tamamen unutup İngilizce konuşuyordu mesela. Bir noktada iki hafta boyunca hiç konuşamadığı da olmuştu. Peki tüm bu garip ve farklı belirtiler ne anlama geliyordu? Sonuçta bunlardan yola çıkarak bir tanı koymak lazımdı elbette.
Breuer ve Freud da aralarında yaptıkları görüşmelerin sonunda bu tanıyı koymuşlardı. Tanının ne olduğunu ve N-O'nun tedavi sürecinde yaşananları da kısa bir aradan sonra anlatacağım size. Evet, Breuer ve Freud, Bertha'nın belirtileri üzerine yazışmış ve yaşanan bu duruma bir tanı koymuşlardı. Onlara göre N-O'nun yaşadığı şey bir histeriydi.
Histerinin tanımına baktığımızda Freud ve Breuer'in neden bu tanıyı koyduklarını daha iyi anlayabiliriz aslında. histeri veya isteri, psişik ve motor bozuklukları ifade eden, özellikle de duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı gibi çeşitli sistemlere ait psikosomatik şikayetlerle belirginleşen, psikonevrotik bir bozukluk olarak tanımlanıyor. Ani, sinirsel ve nevrotik bir hastalık yani. Diğer yandan histerik kişi kendindeki ruh sağlığının bozukluğundan da habersizdir. Bertha da bu belirtilerden birçoğunu doğrudan gösteriyordu. Bununla birlikte halüsinasyonlar ve onlara eşlik eden derin bir anksiyete de yaşanıyordu. Bu halüsinasyonların arasında hareket eden iskeletler ve siyah yılanlar da vardı. Gün ortasında daldığı uykudan ıstırap diye bağırarak uyanıyordu.
İşte Brouwer de bu süreci hipnoz yöntemiyle tedavi etmeye çalışıyordu. Hipnoz sırasında Bertha gördüğü halüsinasyonları tanımlıyor. Sonrasında rahat bir uyku uyuyabiliyordu. Bu şekilde kendisini rahatsız eden duyguları konuşarak zihninden atıyordu yani. İşte bunun faydalarını gören Brouwer de bugün konuşma terapisi olarak bildiğimiz bir tedavi yöntemini uygulamaya devam etmişti.
Bertha'nın kendisi ise bu tedaviyi baca temizliği olarak tanımlıyordu. Bu şekilde sık sık hastasıyla konuşan Breuer, histerinin altında yatan psikolojik nedenleri bulmaya çalışıyordu. Enn ise bu konuşmalarda hayal gücünün de etkisiyle, anlattığı hikayelerle, histerinin ve belirtilerinin arkasındaki nedenleri ortaya çıkarıyordu aslında. Mesela rüyalarında hala hasta olan bir insanın yanında beklediğini, siyah bir yılanın hastaya doğru ilerlediğini ve kendisinin hastayı koruyamadığını gördüğünü anlatıyordu. Rüyasında da kıpırdayamıyor, felç oluyordu yani. Bu gördüğü hayali felç, gerçekte de Bertha'yı etkisi altına aldı zamanla. Breuer ile arasındaki konuşmalardan birinde, küçükken su içtiği sırada bir köpeğin de suyundan içtiğini hatırlamıştı Bertha.
Bu anısı da histeri sırasındaki sudan tiskinmesini açıklıyordu Freud'a göre. Bu şekilde devam eden tedavi sürecinde halüsinasyon ve travma gibi kişinin hatırlamadığı, bilinç dışındaki endişelerin bilinç düzeyine çıkarılması durumunu gözlemlemişti Breuer ve Freud. Onlara göre bu, Bertha'nın histeriyi yenmesindeki anahtar rolü üstleniyordu. Konuşarak travmalarını ve gördüğü halüsinasyonları bilinçli bir şekilde algılamaya başlamıştı Bertha.
Bir süre sonra mevzu bahis tüm belirtilerden kurtulmuş, bir köpek sahiplenmiş, hasta insanlara yardım etmek için yardım kuruluşlarında çalışmaya bile başlamıştı. N-O vakası Breuer ve Freud'u ve Freud'un psikodinamik yaklaşımını da derinden etkilemişti elbette. Önceki travmaların ve bilinç dışı endişelerin gün yüzüne çıkarılmasının ne kadar önemli olabileceğini gösteren ilk örneklerden biri olmuştu bu. Böylece ruhsal bozuklukların olası nedenlerinin tespit edilebilmesi açısından konuşma terapisi bir çözüm olarak ortaya çıkmıştı. Evet bununla birlikte hipnoz ve çocukluğa dönme gibi kavramlar da oldukça popüler olmuştu. Ki bu yöntemler hala psikoloji dünyasında yaygın bir şekilde kullanılan teknikler. Evet. Bertha Pppenheim'ın bu tedavi süreci tarihte NO olarak biliniyor.
Fakat onun adını özellikle anmanın çok daha önemli bir sebebi var. Zira sadece yaşadığı rahatsızlıkla değil, yaşamında yaptığı şeylerle de insanlığa dair çözüm arayışlarının bir parçası oldu kendisi. Örneğin kadın hakları ve feminizm hareketinde çok önemli bir rol oynamıştı Bertha Pappenheim. Kadın ticaretinin önlenmesi ve kadınların sosyal haklarını kazanabilmesi için tüm hayatını adamıştı. Öldüğü gün bile bu anlayıştan kopmadı kendisi.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde başlayan süreçte, 1935'te, Nazilerden kaçırabildiği birkaç çocuğu yanına almış. Onları Glasgow'da güvenli bir yetimhaneye yerleştirmişti mesela. Bir sonraki yılda kanserden hayatını kaybetmişti maalesef. Söz konusu psikoloji ya da psikiyatri tedavisi olduğunda gizlilik en önemli konu elbette.
Fakat N.O.'nun ismi her anlamda tarihte yer etmişti. Sadece yaşadığı duygu bozukluğunun tedavisiyle değil, kendi yaptıklarıyla da başarmıştı bunu. Dolayısıyla N.O.'nun asıl ismini sık sık hatırlatmak gerekiyor kendimize. Zira bu Bertha Pappenheim'in hikayesiydi.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.