Podcast

I’m back witchez! yumurta dondurma, istifa ve daha çok UPDATE

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Geri döndüüümmm! Kısa bir aradan yine kaldığımız yerden devam ediyoruz peri bacası fakültesi. Merak etmeyin bu süreçte neler oldu hepsini anlatıcam. Yumurtalarımı dondurdum mu, donduracak mıyım, date mevzuları ne alemde, yoksa istifa mı ediyorum? Hepsi ve daha fazlası için bölüme bekleniyorsunuz!






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.862 kelime · ~19 dk okuma

Vay vay! Bir zamanlar bir pedibacası fakültesi vardı. Bu Tuğba bizi unuttu dediğinizi duyar gibiyim. Hatta duydum ama unutmadım. Arkadaşlar tam tamına bir ay olmuş. Bir aydır görüşemedik, özleştik. Niye görüşemedik? Size soruyorum niye? Bu bölüm nasıl olacak biliyor musunuz? Benim Instagram'dan takip eden, her storyimi izleyen ama... Böyle hayatımdaki en önemli, ne oldu, ne bittileri paylaşamadığım, uzun zamandır görüşemediğim yakın arkadaşımla FaceTime görüşmesi gibi olacak. Ne oldu, ne bitti, tiler ne, updateler, hepsini konuşacağız. Benim en sevdiğim bölümler bunlar. Çünkü böyle gerçekten ne yapıyorsanız, işte sporda da iyi gidiyor, yürürken de iyi gidiyor, böyle kahve sohbeti de iyi gidiyor, trafikte de iyi gidiyor. Tam böyle eşlikçi bölüm. Çok kafaya gerek yok, az mesai devam. Hazırsanız başlıyoruz.

Dr. Gületra Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Ay, bakın, içinizi şişireceğim ama bir şey söyleyeceğim. Şu Boyabat'ta benim oturduğum binanın, apartmanın işte neyse, tam yanında kaç aydır inşaat var, tamam mı? Ve saat 8'de, 9'da işte o ikisi arasında başlayıp akşam 6'ya kadar tok, tok, tok, tok inşaat yapıyorlar. Bu hep böyle mi oluyor? Yani bu benim özgürlüğümü böyle kısıtlayabiliyor mu? Her yerde böyle mi? Yani daha az saat aralığı içerisinde yap ama daha uzun yap. Kardeşim bu nasıl iş? Ben geliyorum nöbetten mesela, tok, tok, tok, ben nasıl uyuyacağım?

Tamam hani kulaklarımı kapatıyorum falan da bir saattir sizi bu podcast'ı kaydetmek için bekliyorum. Oturdum bitsin tak tak da kaydedeyim diye. Çünkü biraz bence gecikti ya da ben mi anlamadım. Zaten her neyse. Sonunda bitti. İnşallah sesi olmadan, çocuklar aşağı inmeden çekebilirim bunu. Çünkü sürekli ya bir anons ya bir şey sesi falan oluyor. Gerçekten zor. E burada haliyle yıltım yaptırmadım. Neyse. Gelelim T'lere.

Transkriptin tamamını oku

Ya neler oldu neler. Ben İstanbul'a gittim dayanamadı yani o yer küreğe deprem oldu. Neyse ben İstanbul'a gidmeden önce o zamanlar sizinle konuşamamıştım ama bir date planlamıştım ve baya heyecanlıydım. Bu dinlemiyordur zaten. Bu yalnız. Beyefendi dinlemiyordur.

Neyse o date depremle falan filan derken arkadaşlar iptal oldu. Ha iyi de oldu. Oralara geleceğim de en sonunda depremi anlatayım. Deprem olduğunda biz annemle beraberdik. Annem babam ben. Aynadaydık. Storilerimi görenler anlamıştır. Ben bayağı kafayı kırdım. Korktum yani çünkü ben önceden... Hadi ya sen de mi korktun? Neyse ben arkadaşlar genel olarak depremi falan filan umursamayan yani umursamayan derken olursa olur diye düşünen bunun üzerine çok kafa patlatmayan bir insandım. Genel olarak da zaten tıp dışında böyle şeylere çok kafayı patlatmıyorum çünkü anlamıyorum. Anlamadığım şeyle ilgilenmiyorum. Tamam mı? Neyse sonra bu deprem yaşayınca bende bir panik oldu. Ben dedim ki ha ben öğrenmeliyim çünkü her zaman herhangi bir acil durumda müdahale edebilen, hayat kurtarmak için elinden geleni yapan ben böyle mal gibi kaldım. Annem bana ben ona bakıyorum ancak sakinleştirdim onu falan. Ne oldu Tuğba sana deyip bilgisizliğim beni çok zorladı. Sonra hemen işte açıp okumaya çalıştım şunu falan. Baktım ki, aaa öyle her şeyi okuyunca öğrenilmiyormuş. Ve ne anladım biliyor musunuz? İnsanlar tıp konusunda hep böyle ikicikli konuşmalardan anksyoz oluyor ya, işte biri covid şöyle diyor, biri aşı böyle falan filan mesela en basiti aşılar hakkında söylenen şeyler. Ya da en basit takviyelerde bile neler neler... Gerçekten tıp konusunda insanların ne kadar anksiyoz olabileceğini anladım. Ve deprem konusunda en son neye karar verdim biliyor musunuz? Yani İstanbul depremi olacak mı, olmayacak mı? Deprem niye olur falan fayada ne yapmalıyız? Deprem anında ne yapmalıyız da bile o kadar farklı cevap var ki. En son şunu buldum. Şimdi nerede olacağımızı bilmiyoruz tabii ki. Ama diyelim ki evdeyiz. Evde böyle birkaç yer belirledim kendime. Annemlere de söyledim. Bakın burası, burası, burası. Her odada bir yer olacak şekilde.

Ha bu arada evle ilgili tüm raporlar falan yapılmış. Ev 8'e kadar sağlanmış falan. Okey. Şimdi evin sağlanma çok önemli ama yıkıldıktan sonra... Bu arada bunlar benim sadece ve sadece görüşlerim ve fikirlerim. Asla bilimsel bir tarafı yok. O da olamaz. Yani bilimden çıkardığım da tam değil. Çünkü bir yerde bıraktım okumayı. Ne diyordum? Ev sağlanmış ama ev yıkıldıktan sonra artık gerisi şans falan filan. Neyse yani çok... Kötüyü düşünmek istemiyorum. Ne yapacağım? Kafamı koruyacağım. Kafama bulduğum battaniye, yastık falan, yumuşak bir şey, ne varsa onu saracağım. Ondan sonra da böyle yatak, bazağı falan, koltuk, ne varsa yanına geçeceğim. Ve sonrasında da olacakları artık izleyeceğim. Ne diyeyim yani, böyle herhalde. Herhangi dışarıda bir yerde de, yine benzer şekilde, en azından asansöre binmemek lazım, en azından kaçmamak lazım falan filan. Yani çok böyle karmaşık şeyler ezberleyince, insan onu da yapamıyor. Bunun provası olmuş oldu.

Gerçekten sadece düşüneceğim şey kafamı korumak ve böyle sağlam bir yerin yanına geçmek. Bir de arabaya işte deprem çantasından arabaya inebilirsek sonrasında falan diye. Çünkü o da bir sıkıntı oluyor. Ha bir de mesela uygulamalar. Çünkü telefonlar gitti falan ya. Hani bluetoothla haberleşmedir, odur budur ses çıkaran düdük düdük diye onlar düdük düdük. Bir de depreme haber veren uygulamalar falan. Bunların hepsi olduktan sonra artık gerisi yapacak bir şey yok. Yani korkumla, ailemi kaybetme korkumla yüzleşmiş oldum. Bayağı böyle zor bir deneyimde.

Ama dediğim gibi iyi ki dedim ki doktor olmuşum. Çünkü mesela babamın çok böyle basit bir sağlık problemi oldu. Gerçekten basit yani. Kas iskelet sistemini ilgilendiren bir durum tamam mı? Ve ortopediste gitti. Profesöre, cerrah tabii ki ortopedisti yani. Ve bir şey yok dedi. Ve babamı gönderdi.

Çünkü evet, cerrahilik bir durum yoktu. Fakat cerrahinin dışında daha iyileştirmek, durumu daha iyiye götürmek için yapılabilecek bir sürü şey vardı. Birkaç şey diyelim en azından. Takviyeler, fizik tedaviye de ek birkaç şey. Ben bu durumu...

Gittim önce güvendiğim birkaç doktor arkadaşımın yönlendirmesiyle gittiğim diğer profesörlere falan filan gösterdim. Genel olarak söylenen şey aynıydı fakat ben sonra gittim araştırdım, fabmed okudum, şunu yaptım, bunu yaptım ve babama 3-4 tane takviyeyle beraber yapması gereken bazı hayat önerileri sundum. Ve evet, cerrailik bir durumu olmadığını da kesinleştirerek. Ve babam şu an çok iyi. Şükürler olsun. Daha da rahatladı ve bunları yaptıkça psikolojik olarak da rahatladı.

Çünkü bazen hiçbir şey yok demek, o zaman niye bu böyle? Ne yapacağım? deyip güveni de alıyor insandan. Kendini önemsiz de hissediyor. Zaten sağlık budur yani. Hem bir gülümseme, hem bunu çok öğrendim Boyobat'ta. Hasta girdiğince, kapıdan geldiğinde böyle biraz gülümsediğinde %50-60 iyileşiyor o insan zaten. Bunu görmek çok güzel. Ama bunun aksini hissetmek de işte bu anlamda kötü oluyor. Her neyse, iyi ki doktor olmuşum ki kendi başıma veya ailenin başına bir şey geldiğinde olaylara müdahale edebiliyorum. Bunu bir kez daha anladım.

Ay bu arada saçımı sarıya boyatmak istedim biliyorsunuz. Böyle Goldie Hawn tarzı yapmak istedim. 90'lar. Böyle o storymi izlemeyenler için size biraz tarif edeyim. Hani rockstar saçı tamam mı? Vintage rockstar. Bir de böyle wolfkat ama sarı. Ve baya platine benziyor. Bej birazcık. Tamam o siyah. Neyse. Ve burada iki tane soru işaretim vardı. Şimdi benim saçımı o kadar sarıya açtıktan sonra benim saçım o wolfkat'ı nasıl alacak? Çünkü o wolfkat için normal Dyson'la yapılmıyor. Dyson'a yaparsan o hacimi gider ya düz ya böyle dalgalı oluyor. Ne yapmak gerekiyor? Diffuser'la yani Wiggle'la falan. Wiggle'layacaksın, köpükleyeceksin, texture katacaksın, texture sprayleriyle.

Ama saçımı o kadar sarı yaparsam, tekstür spreyleriyle olacak şey tiftik tiftik. Anlatabiliyor muyum? O yüzden benim saçım bence o olmaz. Ve olmayacaktı yani. Ben bunu da düşünmedim bu arada. Bunu sonradan düşündüm olmayacağını falan. Çünkü bunun kuaförünün anlaması gerçekten çok zor.

Arkadaşlar, vizyoner kuaför bulmak gerekiyor. Olur, olur yaparız. Sorsan hepsine, olur yaparız. Sonra, ben bu saçı... Sen yapamıyorsun ki bu fönü, ben yapayım. Fön çok zor bir olay ya, çok zor. Bunu bilen bilesin. Neyse, saçımı sarıya boyamadan önce, bence risk almak istemediler ama denediler. Yani, yapsa yapar bence. Saçım o kadar kötü değil. Ben çok daha kötü hallerinde saçımı sarıya açtırdım. Ne oldu? Kırıldı, kökünden koptu. Kırılmadı, koptu.

ama yine de yapılırdı bence fakat yapmadılar çünkü baktılar ki ben sorunlu bir müşteriyim hiç uğraşmayalım bu kadına dediler diye düşünüyorum ama orayı tek sıkıntı denerken saçımı dıştan denediler abi dıştan böyle denendiği duruyor yani orayı koyuya boyatmam gerekiyor her neyse iyi de oldu çünkü saçlarım tam toparlandı yani tam böyle güzel oldu ipek gibi oldu üst tarafları alt tarafları Hala yıpranık ama çok güzel bakımlarını yapıyorum. Kaç step'li bir bakım yapıyorum falan. Bir de böyle araştırıyorum. Hani önce bont bakımını yaptım. Va yapma bakımını. Ondan sonra işte keratinli. Ondan sonra şunu da bunu da falan. Her neyse. Ayrı ayrı zamanlarda ayrı ayrı bakımlarını yapıyorum. Daha ne yapayım? Ve bu güzel saçı kullanmak istiyorum yani hali hazırda. Ve Myson Fair Straight'le, hava düzüğüyle sonunda oldu. Böyle uçları tiftik tiftik olmadı. Yani freezlenmedi. Ki sonrasında da diğeriyle...

Hava bükücüğüyle. Fly away başlığıyla yapıyorum. Ve tamam işte oluyor yani. Biraz da bunu güzelce kullanmalıyım diye düşünüyorum. Bir de hali hazırda beyazlarım yok. Bunu hep söylerim ama çünkü çıkacaklarını düşünüyorum bir yerde. Bu arada yine söyleyeyim hadi size. Ben ne kullanıyorum beyazlarım için. Zaten tam genetik falan, yapısal. Bir de ben şöyle düşünüyorum. Şöyle bir teorim var ama bu sadece benim kendi teorim. Kişisel. Şimdi bende fazlasıyla psikosomatizasyon oluyor ya. Yani ben stres yaptığımda direkt ürtükel oluyorum, anjödem oluyorum. İşte karnım ağrıyor, midem donuyor, kusuyorum falan filan. İyi beslem azıyor.

O yüzden stresi içimde biriktirmiyorum. Dışa atıyorum. Dışa attığım için de stres saçlarıma vurmuyor. Yapılsa da olarak. Çünkü atıyorum ben stresi diye düşünüyorum, tamam mı? Neyse, ayfalipelik asit kullanıyorum. Kendim, tabletlerini, kapsüllerini daha doğrusu. Fakat bu kayıp hastalarına, tansiyon hastalarına cidden ağır etkileri olabilir. Yan etkileri. Mutlaka doktorunuza danışın. Bunu öyle kafanıza göre asla kullanmayın, tamam mı? Sakın. Anca oksijenler kafanıza göre kullanılmaz arkadaşlar.

Tamam mı? Kime gideceğiz diyeceksiniz. Gideceksiniz bir fonksiyonel tıp doktoruna. Konuşacaksınız. Bu kadar basit. Evet, gelelim. Yine o gündem, yine o konu. Date mevzusu. Bu date mevzusundan sonra ne konuşacağız biliyor musunuz? Hepinizi merak etti. Yumurtalarımı donduracak mıyım? Ne zaman donduracağım? Arkadaşlar, İstanbul'a geldim ve o date iptal oldu. Bayağı da heyecanlanmıştım aslında. Ama olmadı olmadı da iyi oldu. Çünkü bence ben şu anda hiç hazır değilim. Evet, hazır olmadığınız zaman da oluyor falan filan da... Ben şu an istemiyorum. Ben kim gibi birini istiyorum biliyor musunuz? Gibi karakterleri gibi. Hayır, onların gerçek hallerindeki... Yani sohbet edebileceği... Mesela Feyyaz Yiğit'le Cem Mumcu çok güzel sohbet ediyor ya. İkisi. Çok güzel videoları var YouTube'da. İzleyebilirsiniz. Ben o sohbeti yapabileceğim bir hayat arkadaşı istiyorum. Anlatabiliyor muyum?

Belki o sadece arkadaş olur. Hayat arkadaşı kısmında nasıl olur bilmiyorum deneyeceğiz de. Neyse bunu derken sonra şuna karar verdim. Bir de ikinci seçeneğimiz yani. Bittikten sonra buralar Barcelona'ya kapağı atayım. Sonra ilk 30 date'imi YouTube'da ya da Instagram'da size çekeyim. Böyle 30 tane İspanyol adamda. Her bir date'im. Böyle bakacağız nasıl gidiyor, nasıl ediyor falan. Sonra 30 arasından karar vereceğiz. Ya da 30 arasında en iyisi olan varsa bitireceğiz 30 tane deneyi. 30 tane olmasına gerek yok illa falan.

Bunu konuşuruz ama böyle bir fikrim var. Neden İspanyol'dan yabancı? Çünkü benim İspanyolcam az. Yani ben sürekli konuşamam. Milleti darlayamam. Ya da her konuştuğumda bana yeni bir şey öğretmiş olacak. Çünkü kültür daha iyi biliyor. Çünkü İspanyol karşıdaki bana dili öğretecek ya. Hani ben çok da bir fazla beklentiye girmeme gerek kalmayacak. Çünkü bana zaten hep bir şey öğretecek. Ve daha az bildiğim için daha çok düşünerek konuşacağım falan. Daha az bildiğim için böyle ben yetineceğim yani. Ben öyle düşünüyorum.

Bir de bunu deneyeyim dedim. Şimdi eskiden İtalyan biriyle görüşmüştüm. O zamanlar İrlanda'daydım. İyi gelmişti aslında. Ama o çocuk Sicilyalıydı ve Sicilyalı olduğu için de çok böyle tripleri vardı işte. Parfümünü gidip kendi yaptırıyordu falan deyip kendi triplerine baktı. Hayır ya, o böyle ne bileyim şalı falan filan çok tripliydi. Ve böyle birazcık pretentious'tu hareketlere. O yüzden olmamıştı. Şimdi İspanya'da da şehir var, şehir var yani. Böyle her şehir olmaz.

Barcelona'dakiler de birazcık böyle, Katalanlar biraz zor olabiliyor. Bakacağız arkadaşlar. Keyfimize göre. Ama onun dışında, bu da olmazsa, bir elimde Japon kaldı. Hani POV Husband diye bir hesap var ya Instagram'da. Böyle kocası sürekli, bunlar bir Japon aile ve sürekli çok güzel yemekler yapıyor. Ya öyle biri istiyorum.

Ya da işte bahsettiğim Cem Bümcü-Feyyazit muhabbetinden istiyorum. Bu arada, recently 0-0 flörtüm var. 0 date'im var. Sadece iş, güç, hastane, yemek. Bunları yapıyorum. Başka hiçbir şey yapmıyorum. Ben 0 flört yani. Kimseyle konuşmuyorum. Konuşmak da istemiyorum zaten. İşime, gücüme odaklandım. Kaç nöbet kaldı, ne yapacağım, ne yiyeceğim? Bunların hepsi biraz soluklandıktan sonra görüşürüz. Doktor Güneş radyo.

Hoş geldiniz, güzellerim. Canlar, hoş geldiniz. Şimdi arkadaşlar, nereden çıktı bu yumurta dondurma meselesi? Biliyorsunuz ki benim en yakın arkadaşım kadın doğumcu. Kadın hastalıkları, doğum uzmanı. Biz sürekli konuşuyoruz bu konuları zaten. Muhteşem bir şey, biliyor musunuz böyle bir şey olması? Çünkü başına ne gelse...

Her şeyi soruyorsun. Geçen dedim ki ben yani bu date de iptal olunca falan. Oradan çıkmış aslında. Yok arkadaşlar öyle olmadı. Hep aklımda vardı zaten. Dedim artık tamam. Zamanı geldi. Otuzuna kaç gün kaldı şurada falan. Neyse size bilgileri şöyle vereyim. Biraz Instagram'da bahsetmiştim bunları. Ben lisede

Regle oldum. Düzenli bir adet döngüm var. Herhangi bir jinekolojik rahatsızlığım yok. Bunlar cepte. Seneler önce baktırdığımda her şey sağlamdı, sıkıntı yoktu. Herhangi bir kistim mistim yok. Söyledim zaten bunları. Polikistlik falan da yok. Yani bunlara göre değerlendirelim, tamam mı? Son zamanlarda evlilik kurumuna biraz daha sıcak baksam da...

Ufuk'ta ne öyle bir aday var ne de yani dün evlenseydim arkadaşlar belki iki sene içerisinde çocuğum olurdu ama öyle bir durum da olmadığı için benim iş biraz yaş gözüküyor. Şöyle 34'me 35'me belki yani çocuğa hala hazır değilim ama ona da böyle aşırı hayır diye bakmıyorum. Fakat çok fazla bileşen var orada bunun olabilmesi için ama o başka dersin konusu, geçiyorum. Ben sonra dedim ki, madem öyle, sonuçta 26, 27, 28 bunlar güzel yaşlar, güzel yumurtalar, taze yumurtalar, daha kaliteli yumurtalar. Şimdi bu arada tıp komşularınız değil arkadaşlar. Yani örneklem kümemiz eşittir, bir değil. Benim babaannem 40'da doğurmuştu. Eee? Olabilir. Tıp zaten istatistik bilimi.

Ayrıca yani bir şey ihtimaldir ama başınıza geldiğinde %100 oluyor değil mi? Yani bir sürü de kalitesi düştüğü için yumurtasının sıkıntılar yaşayan kadın var. Ayrıca böyle bir istatistik ve böyle bir veri varken neden ben bu riski almak isteyeyim? Değil mi? Zaten herkes hakkında o kadar çok laf ettim ki benim çocuğum büyüktü. Hepsi bunu diyorum. Yani hani umarım ağzı burnu, umarım beyni olur çocuğumun. O kadar çok şaka yapıyorum. Neyse. Bu durumlar biraz sıkıntı. Hepimiz konuşuyoruz ya. Şu salak, bu geri zekalı falan. Ondan diyorum. Neyse arkadaşlar, ben dedim ki girişeyim şu işe. Şimdi konunun yasal zemini çok merak ediliyor. Birazcık gireyim oraya da. Hadi aramızda konuşuyoruz madem. Türkiye'de hali hazırda 4-5 tane faktör var. Bu faktörleri sağlamadığınız sürece yasal olarak donduramıyorsunuz. Evliyseniz de yasal olarak yumurta donduramıyorsunuz. Enbrio, yani kocanızın sipermide döllenmiş yumurta dondurabiliyorsunuz. Tamam mı? Yasal olarak böyle.

Devlette de aynı yasalar, özelde de aynı yasalar. Sadece özelde fiyatı daha fazladır. Sürekli bana fiyat soruluyor İnstagram'da. Ben vezinemeyim. Ben nereden bileyim fiyatını? Ha sen yaptıracaksın falan diyeceksiniz. Evet, tamam da yani arayıp sorabilirsiniz fiyatlarını. Her hastaneye göre değişiyor. Her kişiye göre değişiyor. Çünkü herkesten yumurta toplama süreci farklı, kaç yumurta sokacaksın farklı, ona göre fiyat değişir falan filan. Hiç sevmem ben böyle bu anlamda fiyat konuşmayı. Neyse. Bir de şimdi ben bu konuyu böyle rahat rahat açtım ya, insanlar diyor ki, eee sen nasıl yaptıracaksın? eee amc yaşın kaç çıktı? falan. Anlıyorum, merak ediyorum arkadaşlar. Yani biraz da özelim olabilir mi? Aile hükmü nereden biliyorsunuz? falan. Neyse. Yasalara gelelim arkadaşlar.

Diyor ki mesela, işte kemoterapi, radyoterapi gibi yumurtalıklarına veya üreme fonksiyonuna zarar verebilecek bir şey geçirecekse, genel anlamıyla AMH düşükse, yumurtalarının sayısı düşükse ya da en yakın akrabalarında birinci derece erken menopozu falan varsa falan. falan diyorum çünkü birkaç tane daha şey var hepsini anlatamayacağım için burada falan diyorum genel hatlarıyla böyle bir yerden bakmadığım için de şu an unutmuş olabilirim varsa böyle birkaç tane faktör var tamam mı bunları sağlamıyorsanız öyle kafanıza göre gidip de ben yaşım oldu 35 dondurmak istiyorum deyip donduramıyorsunuz yasal olarak. Yurt dışında yapabiliyorsunuz. Ama burada öyle. Burada diyelim ki dondurdunuz. Mesela sonra ben gideyim de alayım yumurtalarımı. Spam buldum. Single mama olacağım. Bu da yok. Single mama olmak yok. Evleneceksiniz, evlendiğiniz kocanızla onu kullanabilirsiniz falan filan muhabbetleri var. Yurt dışında o da yok. Şimdi gelelim ben ne yapacağım. Merak edilen konu buydu. Benim yumurtalarımı saydık. Değil mi? Hatırlıyor musunuz? Antral foliküllerimi. Bir yerde 10, bir yerde 12. Çok iyi, tamam. Yani sıkıntı yok bu demek oluyor.

Şimdi ben yirmi dokuz buçuğu geçtim. Fakat lisede regle olduğum için henüz aslında daha zamanım var. Ve bilimsel olarak verilerde şöyle bir sıkıntı var arkadaşlar. Şimdi bizim ülkemizde yumurtaların dondurabilen insanlar hali hazırda ya bununla ilgili sıkıntı yaşayan, doğurganlığı azalmış ya da işte yani hani AMH'i azalmış, yumurta sayısı ya da kelime törepi, radyo törepi gibi sıkıntıları olan insanlar olduğu için Bizim ülkemizdeki verilerle yurt dışındaki veriler aynı değil. Çünkü yurt dışında yasal olduğu için bunlar rahat yapılabildiği için oradaki canlı doğum, işte saklanma, yumurtaların kalitesi verileriyle Türkiye'deki aynı değil. O yüzden de neye göre bakacaksınız falan filan karışıyor işler. Ben size kişisel fikrimi söyleyeceğim. Tamam mı? Ne yapıyorum, ne ediyorum kişisel fikrim. Doktor olarak kişisel fikrim. Şimdi belli bir yumurta kasasıyla geldik ya.

Dünyaya falan işte. Her ay o kasadan seçiyoruz. Belli yumurtaları olgunlaştırıyoruz. Sonra aradan bir tanesini seçiyoruz. O döllenmezse atıyoruz. İşte o ne oluyor? Kanıyor. Sonra re gidiyoruz böyle menstruasyon. Biz peki yumurta dondurma sürecinde ne yapılıyor? Yumurtalar bir ayda toplanacakken normalde bir tane olgunlaştırılacaksa böyle hormon verilerek daha fazla yumurta olgunlaştırılıyor. Ve onlar iyice olgunlaştırılan, güzel kalitede mi değil mi diye bakılıyor ultrasonlar sürekli. ve cidden iyi olanlar alınıyor, toplanıyor ve dondurucuya atılıyor, tamam mı? Öyle düşünelim. O yüzden her toplamanın yumurta sayısı değişebilir artık. O kişinin o anki hormonlarına nasıl tepki verdiğine, nasıl cevap verdiğine göre değişiyor. Ve bu toplanan, dondurulan yumurtaların dondurucuda bekleme süresiyle arkadaşlar, o yumurtaların ilerleyen dönemde spermle buluştuğunda, canlı doğum olma arasında, cümleye bak ya, Neyse işte arkadaşlar, yumurtalar bekledikçe canlı donmamasıyla azalıyor diye inanıyorum ben. Anlatabiliyor muyum? Ben inanıyorum buna. Ve ben kendi yumurtalarımın 5 yıldan fazla beklemesini istemiyorum. O yüzdendir ki, zaten şu anda 29,5 yaşındayım, değil mi? Ben 4-5 yıl içerisinde çocuk doğurmak istersem kendi hali hazırda taze donmamış yumurtalarımı kullanırım.

Ama bundan sonra, 34 yaşından sonra, 35 yaşından sonra yapmak istersem o zaman dondurmuşları kullanmak isterim. Çünkü neden? İşte bu 5 yıllık bekleme süresinden ötürü. Yani ben kendimin şahsen şu an sağlıklı olduğum takdirde 5 yıldan fazla beklemiş yumurta kullanmak istemiyorum. Anlatabiliyor muyum? Bu benim fikrim. O yüzden bugün dondurum yiyeceğim.

Yasal olarak Türkiye'de dondurmak istersem de aile hükmü bilmiyorsunuz, ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bunları anlatmadım tabii ki. O gün geldiğinde de bakacağım. Ama bence herkes gitsin bir baktırsın. Hem yumurtalığına, hem rahmine, hem rahim ağzına. Hem simirini alırsın hem bir AMH'na baktırsın. Çünkü bir anda strese ne olur ne olmaz. Anlatabiliyor muyum? Korkmaya gerek yok ama bir baktırılsın. Ben baktırdım. Kafam şu an rahat. Önümü görebiliyorum. Diyorum ki 33-34'e kadar. Olmazsa böyle bir şey, tamam o zaman yolun belli. Arkadaşlar, bazı şeyler sona eriyor. Ama benim sabrım da sona eriyor. Boyabat'ta 470. günüm.

zorunlu hizmetimin yani devlet hizmet yükümlülüğü DHYM'in 470. gününe bir çizelge yaptım. O çizelgede işte her gün böyle işaretlerimi tik atıyorum falan kaç nöbetim kaldı diye. Son 10 küsür nöbetim. Heyecanlanmam valla sabrım taştı yani. Ben artık spor yapmak istiyorum. Ben artık uyku düzenimi silikal dinimi geri istiyorum. Çünkü uykusuzluk ve spor, suzluk beni çok etkiliyor. Ama neyse az kaldı. Sabır diyorum.

Burada yalnız olmak gerçekten iyi İstanbul'da. Çünkü hani görüşüyorsun insanlarla, arkadaşlarla falan filan. Ve bu cidden üretkeni de etkiliyor. O yüzden yalnız olmak güzel. Yalan söylemeyeceğim. Ama bu süreçte bir sürü de proje var. Şimdi ben ne yapacağım? Aramızda kalsın, size anlatayım. Madem var böyle bir topluluğuz burada. Dost Meclisi madem. İstifa edeceğim arkadaşlar. Memuriyetten istifa edeceğim. Şükürler olsun.

Bittiği gün DH'ye. Neden DH'ye bitiriyorum? Çünkü Türkiye'de bir yer açmak isterseniz ya da herhangi bir şekilde devlet hastanesinde ya da özelde çalışmak isterseniz sizin devlet hizmet yükümlülüğünü bitirmiş olmanız gerekiyor. Ve bu yüzden de ben bunun bitmesini bekliyorum. istifa sonrası ne yapacaksın derseniz yani tek bir şey yapmayacağım ve böyle hani a yapacağım diyemeyeceğim size bir sürü projem var hepsinin üzerinde çalışıyorum özellikle bazı ürünler var üzerinde çalıştığım işte kitap var şu anda ya benim böyle kafamı o kadar verimli kullanmam gerekiyor ki çünkü kreatif süreçler hakikaten çok zor kitapla ilgili yani siz yeter artık bas şu kitabı ya çok az bir yer kaldı

Fakat çıtan böyle oturup düşündüğüm ve böyle yapmaya çalıştığım bir şey, beynimi dörde bölüyorum. O yüzden Instagram'da bu ara bir şeyler paylaşmayacağım dedim kendime. Çünkü paylaştıkça oraya çok kanalize oluyorum. Daha çok kitaba vereceğim kendimi. Bir an önce çıksın şu. Şu ama. Sonra da kanalize olacağım şey, kanalda bahsettiğim ürünler. Çok güzel fikirlerim var. Ama zorlu bir yolculuk.

Çok yoğun, yoğun. Burası bitince böyle kendimi yurt dışına atmak istiyorum arkadaşlar. Yemek istiyorum, içmek istiyorum. Böyle o kitaba kendi fotoğraflarımdan koyarken, fotoğraflara bakarken kendi eski fotoğraflarımı gördüm. Nasıl böyle, ne güzel şey yaşamışım. Şimdi 470 gündür sadece çalışıyorum ya. Zor ya, düşünüyorum hakikaten. Yani gençliğim bitmedi, bitmeyecek. Öyle karamsar falan değilim tabii ki de. cefasını çektim, sefasını da sürmek istiyorum artık. Neyse, ben bu eski fotoğraflarımdan Instagram'a koydum. Bakın böyle böyleydim falan diye. Çünkü kendimi de anlatmak istiyorum, tanıtmak istiyorum. Bugünlere zor geldim, kolay gelmedim, böyle geldim falan diye yani. Sonra bana dediniz ki, özlüyorsun, eskiye dönmek istiyorsun. Hayır arkadaşlar, eskiye falan dönmek istemiyorum. Her şey zamanda güzeldi. Ayrıca Türkiye benim bu halimi deli meli diyor, kaldıramıyor, tuhaf diyor.

O halimle olsaydım herhalde neler derlerdi bana. Kaldıramazdı diye düşünüyorum. Gerçi ne kadar önemli o da ayrı. Bu arada düşündüm ben tuhaf mıyım falan diye. Sonra dedim evet tuhafım ama dünyanda tuhaf insanlara ihtiyacı var bence böyle düşünüyorum. Peki benim grandiozite dünyanın buna ihtiyacı var.

Size kapatmadan önce, update'lerimi bitirmeden önce çok güzel bir T vermek istiyorum. Bu çok güzel bir update. Canım arkadaşım Şehit Doktor Turan'ın kütüphanesinin çoğu bitti arkadaşlar. Sadece işte yerleştirmesi falan filan kaldı. Ve Mayıs sonu gibi planlıyorum. Gidip kütüphane açılışını yapacağız inşallah Malatya'ya. Öyle. İnşallah nöbetlerimi ayarlayabilirim. Ya Mayıs sonu ya Haziran başı.

Öyle. Tıklandım bölümün sonunda. Neyse. Jack başka bir şeyin var mı? Ben sizi çok özlemişim. İyi geldi bana konuşmak. Haftaya bomba gibi bölümle beraber olacağız. Söylemediğim bir şey kaldı mı? Sizi ne kadar sevdiğimi söylememiştim. I love you. I rap you. Hadi bye bye.

Ay ay şeyi söylemedim ya. Biliyorsunuz ki ben bu süre zarfında kongreye gittim. Ege Tıp'ın düzenlediği bir kongre. Back to the Future kongre. Çok iyiydi kongre. Hakikaten böyle gözleri parlayan böyle yüzlerce çocuk falan. Genç insan. Çocuk değil. Genç insan. Sadece ne kötü biliyor musunuz? Ben fotoğraf çektirmeyi unutuyorum. Yani herkes çekiyor. Onları almayı unutuyorum. Ve o an sahneye keşke fotoğraf çekseydim sizinle. Fotoğraf varsa bana atar mısınız ya? Lütfen rica edeceğim.

Ve ne diyecektim? Orada böyle beni tanıyorlar ama mesela eskiden insanlar beni tanıyordu fakat podcastdan önce sadece popüler biri olduğum için, internet kişisi olduğum için bende fotoğraf çekiliyorlardı bazıları ama şimdi podcasttan sonra özellikle, ya diyor sen diyor benim kötü anımda benim suratımı güldürdün, beni anladın, biz beraber yoldaş olduk, ortak olduk, bu diyor kötü dünyanın çarkına diyor beraber küfrettik diyor yani ve bu yüzden Böyle omuz omuza sarıldık insanlarla. Omuz omuza sarılır mı? İşte anladınız. Neyse. Bu beni çok ağır hissettirdi. Yani beni internet kişisi olduğum için değil de gerçekten sevdiği için orada benle, fotoğrafçıyla konuşmak isteyen insanların olması, bu sevgi, bu anlaşılabilirlik beni çok iyi hissettirdi. İyi ki varsınız. Tekrar söyleyeyim oradaki insanlar için. Orada da söyledim. Ve çok güzel geçti bu arada kongre. Çok eğlenceliydi. Ama sizden bir isteğim var değil mi? Fotoğraflar. Tamam mı? Hadi öptüm tekrar. I love you. Bye bye.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)