Podcast

153 - Ölümcül Saplantı: Lilie James

Karanlık Dosyalar

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

St. Andrews Katedrali Okulu’nun gri duvarlarında Lilie James'in hızlı adımları yankılanıyordu. Lilie hiç beklemediği birinin, kendisi hakkındaki kan donduran bir planı olduğundan habersiz aceleyle okula gelmiş, kimse yokken duş alıp kısa bir antrenman yapmayı düşünmüştü. Fakat maalesef bu planı korkunç şekilde yarım kalacaktı.


Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Sezgi Aksu, Kevser Biçici
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandırmalar:
Jamie James: Metin Bozkurt
Peta James: Hazal Beril Çam
Lilie James: Gülşah Dim
Paul Tyson: Tolgacan Bozca
Polis: Uğur Yıldırım



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.919 kelime · ~10 dk okuma

Of, neredesin be kızım, neredesin ya? Of, açmıyor değil mi? Hayır. Normalde geç kalacağı zaman bile haber veren kız... ...kesin başına bir şey geldi kaç saattir ya. Dur dur dur, hemen telaş yapma. Belki şu okuldaki çocukla falandır ha? Lili mi? Jamie? Jamie, konuşsana, Lili mi? Baba hemen okula gel, sorun var. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere St. Andrew's Katedrali Okulu'nun gri duvarlarının ardında vahşice hayattan koparılan genç bir kadından bahsedeceğim. Ne dersiniz? Lily James'in can yakan hikayesini dinlemeye ve ona bunu yapan caninin maskesinin nasıl düştüğünü görmeye hazırsanız başlayalım mı?

Sydney'de yaşayan Lily James ve ailesi için 25 Ekim 2023 günü her zamanki gibi başlamıştı. Aile hep birlikte kahvaltısını yapmış, ardından herkes günün geri kalanı için hazırlanmaya başlamıştı. Lily James önce okuluna gidip o günkü derslerine girecek, ardından yarı zamanlı spor eğitmenliği yaptığı St. Andrew's Katedrali okuluna giderek görevini yerine getirecekti.

Akşam yemeğinde görüşmek üzere vedalaşan James ailesi, o anın hep birlikte geçirdikleri son an olduğundansa henüz habersizdi. 21 yaşında bir genç kadın olan Lily James'in yoğun ama son derece sıradan bir hayatı vardı. Yaşıtları gibi okuluna devam ediyor, isteyerek girdiği spor işletmeciliği bölümünde severek okuyordu. Zaten çocukluktan beri sporun her dalına özel bir ilgisi ve doğuştan bir yeteneği vardı. Dans konusunda da büyük bir tutkusu olan Lily, bitmek bilmeyen enerjisiyle herkesi kendine hayran bırakırdı. Dans eğitmenliği ve spor koçluğu genç yaşına rağmen Lily'nin meslekleri arasında yerini almıştı. Sırada bir yenisi daha vardı.

Transkriptin tamamını oku

Lily James, St. Andrew's Katedrali Okulu'nda su topu koçu olarak yarı zamanlı eğitmenlik yapmaya başlamıştı. İşini çok seviyor, her anından müthiş bir keyif alarak yapıyordu. Lily'nin bu enerjisi öğrencilerine ve iş arkadaşlarına da yansıyordu. Tanıyan herkes onun ne kadar güler yüzlü ve eğlenceli bir insan olduğundan bahsediyor, hayatlarında onun gibi biri olduğu için kendilerini şanslı hissettiklerini söylüyorlardı.

Arkadaş grubunun aranan yüzü olan Lili'nin ailesiyle de arası son derece iyiydi. Onlara hiç yalan söylemez, arkadaşları, flörtleri ya da gündelik dertleri hakkında bilgi vermekten çekinmezdi. Lili ailesine vakit ayırmayı sever, onları meraklı bırakmayı istemezdi. Bu nedenle anne babasının Lili'nin eve kaçta geleceğinden, geç kalıp kalmayacağından her zaman haberi olurdu.

Fakat 25 Ekim 2023 günü bu rutin bozulacaktı. Lily o gün her zamanki gibi okuluna gitmiş, gün içinde girmesi gereken derslere girmiş, ders aralarındaysa arkadaşlarıyla zaman geçirmişti. Sorumluluk sahibi ve ailesine zaman ayırmayı seven biri olduğu kadar sosyalleşmekten ve arkadaşlarıyla zaman geçirmekten de keyif alırdı. Bu sebeple her şeye yetişmeye çalıştığı o günü de yoğun ama keyifli geçiriyordu.

Okuldaki işleri bitmiş ama Lily'nin günü henüz bitmemişti. St. Andrew Katedrali Okulu'na yetişmek için hızla yola koyuldu. Havuzda kısa bir antrenman yapıp eve geçmeyi, ailesine söz verdiği gibi akşam yemeğine yetişmeyi planlamıştı. Fakat okula adım attığı andan itibaren hiçbir şey beklediği gibi ilerlemeyecekti.

Lily, St. Andrew'un kapısından girdiğinde saat 19 olmak üzereydi. Okulun ince ve ıssız koridorunda öğretmenler odasına doğru yürüyordu. Normalde cıvıl cıvıl olan okul, bu saatlerde terk edilmiş metruk bir binayı andırıyordu. Bu haliyle bir korku filmi setinde hissetmemek mümkün değildi. Tüm öğrenciler evlerine dağılmış, işi olan birkaç öğretmen ve görevli dışında kimse kalmamıştı.

Lily'nin St. Andrew'daki her bir adımı boşlukta yankılanıyor, gri duvarlara çarpıp daha da büyüyerek geri dönüyordu. O sırada Lily, gün içinde birkaç kez daha olan garip bir şey hissetti. Sanki izleniyor, sanki biri onu takip ediyor gibiydi. İstemsizce kafasını çevirip arkasına bakmış ama kimseyi görmemişti. Son zamanlarda okuduğu haberlerin ya da izlediği filmlerin etkisinde kaldığını düşünerek öğretmenler odasına girdi.

Çok fazla vakti yoktu. Hızlıca antrenmanını yapıp akşam yemeğine yetişmesi gerekiyordu. Eşyalarını bırakıp gerekli malzemeleri alarak spor salonunun duş ve tuvaletlerinin olduğu bölüme doğru hızla ilerledi. Aklındaki diğer her şeyi silmiş, yapacağı antrenmana odaklanarak hazırlanmaya başlamıştı. Fakat Lily endişelerinde haklıydı. O duşa girdikten kısa bir süre sonra bir adam elinde bir çekiçle soyunma odasına girdi.

Keşke ben dinleseydim Lili. Böyle olmasını istemezdim. Lili James kafasına ve vücudunun geri kalanına sayısız çekiç darbesi almış, karşısındaki canavarın öfke, nefret ve intikam dolu saldırısına dayanamayarak oracıkta can vermişti. Yaşanan bu vahşetten yaklaşık iki saat sonra Lili'nin babası Jamie'nin telefonuna Lili'den bir mesaj geldi.

Saatlerdir ulaşamadıkları kızları babasına bir sorun olduğunu ve okula gelmesini söyleyen bir mesaj atmıştı. Kızının başına bir şey geldiğinden emin olan baba telaşla okula doğru yola çıktı. Aynı anda polise de ilginç bir ihbar gelmişti. Alo polis? Buyurun? Bir ihbarda bulunmak istiyorum. Sizi dinliyorum. San Andreu Katedreli Okulunun soyunma odasına bakmanız gerekiyor. Acil. Orada bir kadın cesedi bulacaksınız.

Jane E. James, öğretmenler odasında kızının eşyalarını bulmuş, onun nerede olduğunu anlamaya çalışırken bir anda gelen polisler ve ambulansla karşılaştı. Bu sırada doğrudan soyunma odasına giden ekipler, ihbarda söylendiği gibi orada bir kadının, Lily James'in cansız bedenini buldu. Haberi polislerden alan baba yıkılmıştı. Vakit kaybetmeden kamera kayıtlarını inceleyen yetkililerin, Lili soyunma odasına girdikten kısa bir süre sonra arkasından giren adamı fark etmeleri uzun sürmedi. Bu adamdan sonra içeri başka kimse girmemiş, o çıktıktan sonra da çıkan olmamıştı. Görüntülerdeki adamın kim olduğu hızla tespit edilecekti.

Şimdi kısa bir ara verelim. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Kamera görüntülerini inceleyen polisler, Lily James'in katilinin kim olduğunu tespit etmişti. Bu kişi, bu okulda çalışan spor eğitmenlerinden biri, aynı zamanda Lily'nin üç gün önce ayrıldığı eski erkek arkadaşı Paul Tyson'dan başkası değildi.

Lily James ve Paul Tyson, St. Andrew Katedrali Okulu'nda tanışmıştı. Paul da Lily gibi okulun spor eğitmenlerinden biriydi. 2020 yılında mezun olduğu okuluna spor koçu olarak geri dönmüş, bu dönüşü onu tanıyan herkes tarafından sevinçle karşılanmıştı. Zira Paul Tyson bu okulun sevilen öğrencilerindendi. Hırslı, çalışkan ve neşeli bir karakterdi. Eğitmenlik hayatına da aynı şekilde devam eden Paul, hem meslektaşları hem de öğrencileri tarafından saygı duyulan biri olmuştu. Lily işe başladığında kendisine en çok destek olanlardan biri de Paul Tyson olmuştu.

Ne yapacağını bilemez haldeyken heyecanını yatıştırmış, ona etrafı tanıtmış, diğer öğretmenler ve öğrenciler hakkında bilgi vererek okula hızlıca alışmasını sağlamıştı. Paul'un güler yüzü, bitmek bilmez neşesi ve yardımseverliği Lily'i oldukça etkilemişti. Paul'un Lily'e olan ilgisi ise en baştan beri gizlenemez şekilde ortadaydı. Nitekim bu etkileşime karşı koyamayan ikilinin arasındaki iletişim, hızla boyut değiştirerek romantik bir ilişkiye dönüştü. Lily ve Paul sık sık birlikte takılıyor, yan yanayken çok eğleniyorlardı.

Hatta Lili'nin Paul'la tanışan arkadaşları... ...onun ne kadar konuşkan ve nazik biri olduğunu söylüyor. İkisinin birbirine çok yakıştıklarından bahsediyorlardı. Lili'nin ailesi onu böyle mutlu gördükleri için memnun olsalar da... ...bir yandan da kızlarının henüz yeni tanıştığı bu adamla... ...bu kadar hızlı bir şekilde ilişkiye başlamasından dolayı tedirginlerdi. Anneciğim.

Ben çıkıyorum. Çok geç kalmam. 12 gibi dönerim. Tamam mı? Tamam canım. Lili? Evet anneciğim? Şu Paul'la diyorum. Biraz hızlı gitmiyor musunuz sanki? Merak etme. Eğleniyoruz sadece. Yani zaten başta konuştuk bunu. İkimiz de öyle ciddi bir ilişki peşinde falan değiliz. Takılıyoruz işte. Fakat Paul Tyson'ın Lili ile aynı görüşte olmadığı ilerleyen günlerde acı bir şekilde ortaya çıkacaktı.

İlişkileri başlayalı bir ay kadar olmuşken Lily, Paul'dan ayrılmaya karar verdi. Güzel bir ay geçirmişler, gülüp eğlenmişlerdi. Lily'e göre bunu daha fazla uzatmanın anlamı yoktu. Zaten en başta da böyle konuşmuşlardı. Bu nedenle Lily, Paul'ün de bu durumu anlayışla karşılayacağını düşünüyor, onun da kendisiyle aynı fikirde olacağını sanıyordu.

Fakat aralarındaki konuşma umduğu gibi ilerlemedi. Lily'nin söylediklerini duyan Paul ağlamaya ve kendisini bırakmaması için ona yalvarmaya başladı. Fakat Lily'nin kararı kesindi. Paul'e neden daha fazla uzatmak istemediğini uygun bir dille anlatıp onu üzmeden konuyu kapatmak istedi. Fakat Paul kabul etmiyordu. Lily lütfen kararını bir daha gözden geçir. Seni çok seviyorum. Sonraki gün boyunca Lily'i aramaya, mesaj atmaya ve ona geri dönmesi için yalvarmaya devam etti. Lily saçmalamayı kes artık lütfen. Yalvarırım aç şu telefonu. Konuşalım. Fakat Lily geri adım atmıyor, bu durum Paul'ü vazgeçirmek şöyle dursun, daha da hırslandırıyordu. Terk edilmeyi egosuna yediremeyen Paul Tyson mesajlarına cevap alamadıkça deliriyor, yazdıklarının dozu her seferinde artarak yükseliyordu.

İlk başlarda ağlayarak yalvaran adam, üç günün sonunda öfkeden deliye dönmüş, tehditkar bir canavara dönüşmüştü. Pol Tyson o gece, ertesi gün yapacaklarını planlamaya başlamıştı. 25 Ekim 2023 günü erkenden evden çıkan Pol Tyson, bir yapı marketten satın aldığı çekiçle birlikte Lily James'in evinin yolunu tuttu. Saklandığı yerde kızın evden çıkışını bekleyerek okuluna kadar onu gizlice takip etti. Dersten çıkana dek oradan ayrılmayan Paul, Lily St. Andrew Katedralı okuluna giderken de Lily'nin peşindeydi. Bütün gün Lily'nin yalnız ve savunmasız olduğu anı bekleyen Paul'un gözlediği şartlar sonunda oluşmuştu.

Kimsenin olmadığı bir anda ve en savunmasız anında Lili'nin karşısına çıkan Paul, elindeki çekiçle önce kadının kafasına, ardından vücudunun geri kalanına vurmaya başladı. Hiçbir şekilde durmuyor, gözü dönmüş gibi çekici ardı ardına indiriyordu. Büyük bir öfkeyle, adeta canavarca hislerle saldıran Paul, ancak Lily'nin yüzü tanınmaz bir hale geldiğinde durabilmişti. Üstelik gözünü kırpmadan işlediği bu vahşi cinayet, onu çok da etkilemişe benzemiyordu. Sonradan ortaya çıkan CCTV görüntülerine göre, Paul Tyson, Lily'nin cansız bedenini öylece bıraktıktan sonra, Sydney sokaklarında sakince dolaşmış,

bir çöp kutusuna cinayet aleti olan çekici ve kişisel eşyalarını attıktan sonra bir süre arabasında sessizce oturmuştu. Yaklaşık iki saat sonra önce Lili'nin telefonundan babasına okula gelmesini söyleyen bir mesaj atmış, sonrasında soğukkanlılıkla polisi arayarak St. Andrew Katedrali okulunda bir ceset olduğu ihbarını yapmıştı. Lily'nin Paul Tyson tarafından vahşice katledildiği haberi onları tanıyanlar arasında şok etkisi yaratmıştı. Herkes Paul Tyson gibi nazik ve güler yüzlü birinin böyle bir şeyi nasıl yapabildiğini sorguluyor, bugüne kadar nasıl olup da onun gerçek kişiliğini anlayamadıklarını düşünüyorlardı. Ancak eski bir kız arkadaşının bu konuda anlatacağı önemli şeyler vardı.

Bu genç kadın yaşanan dehşet verici olayın kendisini derinden sarstığını söylüyor, ancak failin Paul Tyson çıkmasına şaşırmadığını ifade ediyordu. Zira söylediğine göre, Paul Tyson son derece takıntılı biri, ayrıca öfke kontrol problemi yaşayan bir narsistti. Birliktelikleri boyunca Paul'un sürekli olarak ilgiye ihtiyaç duyduğunu, en küçük bir ihmale ya da umursamazlığa katlanamadığını söylüyordu. Ayrıca son derece kontrolcü ve takıntılı biriydi. Yan yana olmadıkları her an konum paylaşımı yapmasını istediğini, sosyal medya hesaplarındaki profil fotoğraflarını birlikte çekindikleri fotoğraflardan seçmesini talep ettiğini aktarmıştı. Üstelik Paul'un red flag'leri yani sinyal veren davranışları sadece bu kadarla da sınırlı değildi.

Kadının söylediğine göre ayrılmak istediğini ona söylediği an, Paul Tyson hemen yanlarındaki ağacı yumruklamış, ardından sinirle aslında ona vurmak istediğini ama şu an için ağacı tercih ettiğini söylemişti. Taciz bitmiyordu. Genç kadın ayrılık konuşmasından birkaç gün sonra Paul'un evinin önünde beklediğini ve onu gözetlediğini fark etmiş, ondan ancak babasının olaya müdahalesi sonrasında kurtulabildiğini ifade etmişti. Yaşanan tüm bu olayları ve anlatılanları değerlendiren adli psikolog Dr. Peter Asher, reddedilmenin Paul Tyson'da derin bir narsistik yaralanmaya yol açtığını, bunun da kendini küçük düşürülmüş ve aşağılanmış hissetmesine neden olduğunun altını çiziyordu. Bunlar onun gibilerin başa çıkabildiği duygular değildi.

Bu duygular Paul gibi narsistik kişilik bozukluğuna sahip bireylerde yoğun bir öfke açığa çıkarır ve intikam duygusunu tetiklerdi. Paul Tyson nasıl olmuşsa o güne kadar kendini bir şekilde saklamayı başarabilmiş, toplumda kendine saygın bir yer edinmişti. Fakat artık maskesi düşmüştü. Polis hiç vakit kaybetmeden onu yakalamak üzere harekete geçti ve kısa sürede izini buldu.

Fakat o, yaptığı bu korkunç eylemin sonuçlarıyla yüzleşmeyi göze alamadığı için, Sydney'nin intihar eylemleriyle meşhur bir tepesinden kendini atarak intihar etmişti. Maalesef bu olay, bir kadın tarafından reddedilmeyi kabul edemeyen kırılgan erkeklerin, sırf egoları zedelendi diye neler yapabileceğini bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Her gün duyduğumuz, okuduğumuz kadın cinayetlerinin bir çoğunun altında yatan en büyük sebep de bu zaten. Ya benimsin ya kara toprağın düşüncesi. Peki bu zihniyeti nasıl yok edeceğiz? Pes etmeden onlarla savaşacak, kız kardeşlerimizin arkasında duracağız. Etrafımızdaki erkeklere, çocuklarımıza, kardeşlerimize ya da arkadaşlarımıza bir gün bir kadın tarafından reddedilebileceklerini, bunun doğal olduğunu ve her kadının kararına saygı duymak zorunda olduklarını öğreteceğiz. Ve en önemlisi de kendimizi ve yakınlarımızı böyle insanlardan korumalıyız. Red Flag dediğimiz uyarılar çok önemli. Lütfen göz ardı etmeyin. Takıntılı davranışlar, kontrolcü istekler, aşırı kıskançlıklar normal değil arkadaşlar. Kimse bunları sizi çok sevdiği için yapmaz. Ve siz kimseyi değiştirmek, düzeltmek zorunda değilsiniz. Bunu sakın unutmayın.

Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)