
5.013 kelime · ~25 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 30 Nisan'da alıyoruz. Normal şartlarda programımızda böyle bir bölüm yoktu fakat merakımı cezbeden bir iddianame beni 29 Nisan gecesi uyutmadı. Bu bölümü hazırlamaya da bu iddianame beni sevk etti. Gündemimizde Gezi davasından tutuklu yargılanan ID Production'ın sahibi menajer Ayşe Barım var. Barım hakkında 22 yıldan 30 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Barım'a isnad edilen suç ise anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs. Çok ciddi bir suç. Eskiden olsa bu suçun cezası idamdı. Bu bölümde sizlere 171 sayfalık Ayşe Barım iddianamesini anlatacağım.
Bunu da yaklaşık yarım saatte yapmayı planlıyorum ama anlatmak isteyip de konu dağılmasın diye girmediğim çok yer oldu. Bu nedenle bu bölümde sadece iddianamenin omurgası niteliğinde bir özet dinleyeceksiniz. Uzatmayayım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
İddianame 171 sayfadan oluşuyor. Bu tip iddianameleri daha önce de okudum. Evvela tarihsel bir süreç aktarılır ve bu süreçte sanığım pozisyonu değerlendirilir. Ayşe Barım İddianamesi de 7 sayfalık bir Gezi Parkı olaylarının hazırlık süreci başlığını taşıyor. Hikaye Gezi Parkı olaylarının patlak verdiği 2013 Mayıs'ında değil, ondan 2 yıl önce. Eylül 2011'de başlıyor.
16 Eylül 2011 tarihinde Taksim Yayalaştırma Projesi'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edilmesinin ardından, 2011 yılı Ekim ayında sosyal medyada Ayaklan İstanbul, Oküpay İstanbul isimli Facebook sayfasının oluşturulduğu, İddianame boyunca iddia makamı Gezi'nin bir anda ve beklenmedik biçimde ortaya çıkan bir toplumsal patlama olmadığını ısrarla savunuyor. Gezi eylemleri daha önceden planlanmış ve programlanmış bir darbe girişimi savcıya göre. Dolayısıyla bu hikayenin içinde yer alanlar da darbeci sayılıyor. Haliyle metin boyunca buna ilişkin delil sayılan şeyler anlatılıyor.
Ne gibi deliller mesela? Şöyle mesela. Ekim 2011'de Facebook'ta Okupay İstanbul adıyla bir sayfa oluşturulmuş. Bu sayfa ile 2013 Mayıs'ında ortaya çıkan Gezi Parkı olayları arasında İlliyet Bağı kurulmuş.
İddianamenin ağırlık merkezi inanmayacaksınız ama bu. Facebook'ta 2011'de kurulan Okupay İstanbul başlıklı sayfa. Gerçekten ilgi çekici. Gezi'den iki yıl önce böyle bir sayfa açmak pek şüpheli bir durum. Halbuki Okupay İstanbul sloganının Eylül 2011'de popüler olması Gezi'yle falan ilgili değildi.
Zira tüm dünyada yankı bulan Occupy Wall Street eylemleri Eylül 2011'de başlamıştı. Zaten sayfada Eylül 2011'de açılıyor Türkiye'de. Bu eylemler 2008 küresel finans krizi sonrasında ortaya çıkan ekonomik bunalımın ABD'deki bir yansımasıydı. Finans dünyasının kalbinin attığı New York'taki Wall Street protestoları büyüyerek devam ediyor. 17 Eylül'den bu yana süren gösterilerde yoksulluğun, işsizliğin ve küresel ekonominin içinde bulunduğu krizin sorumlusu olarak gösterilen bankalar, finans kurumları ile hükümet politikaları protesto ediliyor.
Bu eylemlerde eylemcilerin sloganı We Are 99% yani Biz %99uz şeklindeydi. İtirazın dayanağı da buydu. Hükümet %1'i kurtarmak için %99'u eziyordu. Bu süreçte Occupy Wall Street eylemleri öylesine büyüdü ki dünyaya da yayıldı, üzerine şarkılar bestelendi.
We occupy Wall Street, take back our soul Take back our country, take back control Take back our healthcare, take back our minds Take back our freedom and give up the grind We occupy Wall Street, no more fear No more acceptance of insanity's sneer Bizde de Taksim Yayalaştırma Projesi 16 Eylül 2011'de İBB meclisinden geçince bir grup, Occupy İstanbul adında bir sayfa açmış Facebook'ta Ekim 2011'de. Bu size bahsettiğim Occupy Wall Street eylemleri iddianamede yok bu arada. Yani çok ama çok açık şekilde Wall Street eylemlerinden etkilenilmiş ama bu önemli kısım iddianameye girmemiş. Çünkü bu kısım iddianameye girerse tez çöküyor.
2011'de Facebook'ta Occupy İstanbul diye bir grup kuruluyor ve geliyoruz 2013'e. Gezi parkı olaylarının aktif şiddet eylemlerine dönüştüğü 2013 yılında gösteri grubunun önünde polise taş atan eylemcilerin taktığı kasklarda ve giydikleri tişörtlerde de Occupy Turkey yazısının yer aldığı, eylemcilerin ve eylem çağrılarının temel olarak örgütlendiği alan olan Twitter'da da en çok kullanılan etiketlerin Occupy Turkey ve Occupy Gezi şeklinde olduğu, Tabii Taksim Yaylaştırma Projesi'nin ardından çeşitli sivil toplum örgütleri, meslek odaları bu projeye karşı Gezi Parkı'nda basın açıklamaları yapıyorlar. 2011'de, 2012'de falan. Niye yapıyorlar bu açıklamaları peki? Çünkü anayasal düzeni yıkmaya çalışan bir grup vatanhaini bu. Kent takkı falan hep bahane. Bu açıklamalarda bütün amaç, 2013 Mayıs'ında bir sosyal patlamaya zemin hazırlamak.
Bunlar da kısa kısa anlatılıyor iddianamede. Bu eylemler, 2012 Haziran'ında Taksim Dayanışması adında bir çatı altında birleşiyor. Bunlar da anlatılıyor. Gezi Parkı olaylarından bir yıl önce, 2 Mart 2012 tarihinde, çeşitli sendikalar, odalar, siyasi partiler, çevre örgütleri ve dernekler tarafından Taksim Yayalaştırma Projesi'ne tepki bahanesiyle sanıklar Tayfun Kahraman ve Şerafettin Can Atalay'in öncülüğünde Taksim Dayanışması'nın kurulduğu Taksim Dayanışması'nın resmi Twitter hesabı olan ve Gezi Parkı olayları sürecinde eylem çağrılarının ve toplumu kışkırtmaya yönelik paylaşımlarının yapıldığı… Taksim Yayalaştırma Projesi'ni bahane edip Taksim Dayanışması'nı kuruyor Tayfun Kahraman ve Şerafettin Can Atalay. O tarihlerde kim bunlar? Tayfun Kahraman, İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı, Can Atalay da bu odanın avukatı. Bunlar iddianamede yok.
Konunun şehirle, şehir plancılarıyla, kent hakkıyla falan ilgisi yok iddianameye göre. Halbuki şehir plancılarının tarihi Gezi Parkı'na sahip çıkmakla geçti. Yani Gezi Parkı'na sahip çıkan ilk şehir plancısı Tayfun Kahraman değildi. Bu bir oda geleneğiydi. Gezi Parkı'nın tarihine bir bakın. Beyoğlu için Henry Prost tarafından hazırlanan plan doğrultusunda Maçka, Harbiye, Taksim ve Dolmabahçe arasında yaklaşık 20 hektarlık büyük bir park da aslında Gezi Parkı. Yani park tıpkı Londra'daki Hyde Park gibi kocaman bir arazi olarak tasarlanmıştı. Taksim'den başlıyordu ve inanmayacaksınız Nişantaşı'na kadar uzanıyordu Gezi Parkı normalde.
Bu plan 1950'de Şişli'deki Hilton otelinin yapılmasıyla askıya alındı. Böylece Gezi Parkı parçalandı. Şişli-Hilton oraya kalık gibi çakıldı. Kala kala Taksim'deki küçük park kaldı. Şehir plancıları odası başkanı Tayfun Kahraman da bu parka sahip çıkıyordu. Davaları da Can Atalay takip ediyordu. Gezi Parkı'nı yok edecek olan Taksim Yayalaştırma Projesi'ni itiraz edenler olduğu gibi, projeye doğrudan sahip çıkan bir isim de vardı. Başbakan Tayyip Erdoğan.
Tüm bunlar iddianamede yok. Projeye tepki gösterenler, tepki bahanesiyle bir araya gelmiş vatan hainleri gibi sunulmuşlar. Amaçları da darbeyi hazırlamak. Zaten iddianamenin bu aşamasındaki başlık, Gezi olaylarına hazırlık süreci. Gezi'yi bilen bilir. Bir tür toplumsal patlamaydı bu Gezi direnişi. Fakat bu toplumsal patlamayı kabul etmek iktidarın içine hiç gelmedi. Halkı küçümsediler, halk öyle şeyler yapar mı ya gibi bir anlatı da zaten sağcılaşmış zihnimize kolayca sokuluverdi. Planlı programlı bir kalkışma hareketi gibi sunulmalıydı bu direniş. İddianame de AKP ile aynı dili kullanıyor.
Öyle anlık bir tepki değildi, iki yıl boyunca hazırlanan bir kalkışma hareketiydi bu deniyor. Gezi Parkı olaylarına yönelik ilk adımların atılmaya başlandığı, bu kapsamda 27 Mayıs 2013 tarihinde fiili olarak başlayan ve şiddet eylemlerine dönüşen Gezi Parkı eylemlerinin, toplumun verdiği anlık ve öngörülemez bir tepki hareketi olmayıp, çalışmaları iki yıl öncesinden başlatılan ve planlı bir kalkışma hareketi olduğu, 171 sayfalık iddianamenin henüz 3. sayfasındayız. Buraya kadar Ayşe Barım'ın adını duymadık henüz. Zaten Ayşe Barım'ın adını sayfalarca daha duymayacağız. Bu aşamada Gezi Parka Eylemlerinin dışarıdaki gizemli organizatörüne giriyoruz. Öyle ya, sadece Can Atalay ve Tayfun Kahraman'la olacak iş değil bu. Dışarıdaki akıl hocası kim peki? Kim biliyor musunuz? Otpor grubu.
Bu grup Gezi'dekilere benzer eylemleri 2000 yılında Sırbistan'da yapmış. Soros vakıflarından da destekleniyorlar. Adı sana bilinen tipler. Twitter'dan da eylemler başladığında o Kupay Gezi hashtagine tweet atmışlar, eylemleri desteklemişler. Zaten grubun üyeleri 2012'de Türkiye'ye gelmiş, Mısır'a da gitmişler. Mısır'da da zaten Arap Bağrı falan oldu ya.
Bu böyle 3-4 sayfa boyunca anlatılıyor. Komplo teorilerini sevenler için çok seksi bir konu. Bu Otporu, belki vaktimiz olursa başka bir bölümde ayrıca işleriz. Büyük komedi aslında bu. Otporu'nun kurucusu bir aktivist. Moda ifadeyle aktivist yani. Adı Gene Sharp. Gene diye okuyorum, herhalde öyle okunuyordur, bilmiyorum. Bu abinin bir de 198 Şiddetsiz Mücadele Yöntemi başlıklı bir makalesi de var.
Bu elemanı sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasal partiler, çeşitli kitle örgütleri falan panellerine çağırmışlar zamanında. Yani Türkiye'ye daha önce 2000'li yıllarda 3-4 kez gelip gitmiş. Gezi parka eylemleriyle, 2000 yılında Sırbistan'da yapılan eylemler sonucunda iktidarın devrilmesiyle sonuçlanan olaylar arasında birebir benzerliklerin bulunduğu, bu benzerliklerin tesadüfen gerçekleşmediği, ülkemize gelen Otpor yöneticileri ve eğitmenleri tarafından eğitilen şahıslar tarafından Jean Sharp'ın 198 Şiddetsiz Mücadele Yöntemi ile Şiddetsiz Protesto ve İkna Yöntemleri isimli kitabında geçen prensiplerin uygulamaya konulduğu, Henüz iddianamenin giriş kısmındayız. Yani Gezi Parkı olaylarının hazırlık sürecindeyiz. Hazırlandı çünkü bu olay. Paxim danışmasını kurduk. Otporu anlattık. Bir de bu süreçte kritik önem arz eden Mimineur adlı bir tiyatro oyunu var. Bu tiyatro oyunu çok kritik arkadaşlar. Yani bu, bu oyun işin merkezinde. Bu oyunu Handan Meltem Arıkan yazıyor. Şu anda firari sanık pozisyonunda.
Yönetmenliğin de yine firari sanıklardan Mehmet Ali Alabora yapıyor. Bu oyun Aralık 2012'de oynanmaya başlıyor, Nisan 2013'e kadar da sahne alıyor. Oyunda Pinima isimli hayali bir ülke var. Onun başında da bir diktatör var.
İşte insanlar ayaklanıyor, diktatörü deviriyor. Oyunun tanıtımını yapmak için de seyircilere sosyal medyadan paylaşım yaptırıyor oyuncular. İşte siz de çağırın insanları diktatörü devirelim falan. İnsanlar da o ara tweet atıyor, Facebook iletisi falan paylaşıyorlar. Yani oyun boyunca oyuncular çıkarın telefonları da paylaşın oyunumuzu diyorlar. Bu fakat iddianameye korkunç bir şimde girmiş.
Mi Minor isimli oyunun en önemli özelliklerinden birisinin izleyicilerin oyun esnasında oyunla ilgili sosyal medyada paylaşım yapması olduğu, oyunda yer alan diktatör başkana karşı yapılan paylaşımların sosyal medyaya, seçilmiş ve meşru hükümete karşı yapılan başkaldırı paylaşımları şeklinde yansıdığı, Gezi Parkı olaylarının hazırlık sürecinde otborcular bizlere nasıl hükümet devrilir onu öğrettiler. Mehmet Ali Alabora da tiyatro oyunuyla eylemlere ilham verdi, seyircileri eğitti, işte dedi böyle yıkıyoruz hükümeti. Hazırlık süreci daha bitmedi. Bir de üçüncü başlık, Orta Doğu Teknik Üniversitesi olayları var. Otdülüler orada da var yani.
Şimdi, Okupay İstanbul diye sayfa açılmıştı ya 2011'de. O türler de bu vaziyeti kıskanıyor belli ki ve Okupay Anadolu ve Diren Anadolu diye bir sayfa açıyorlar. Bakın bu Diren Anadolu ifadesi çok kritik. Çünkü bu Diren Anadolu ifadesi Diren Gezi Parkı hashtagine de ilham vermiş.
Yani, Mayıs 2013'te direngezi hashtag'i popüler olmuştu ya, onu otdülüler hazırlamış ve bunların hepsi planlı programlı biçimde, 2013'te bir kalkışmanın hazırlık süreci olarak anlatılmış. Diren otdü demişler 2012'de, vay siz bunu dediklerinize göre veya size bunu dedirttiklerine göre aslında Mayıs 2013'e hazırlık yapıyorsunuz. Ben de okurken hayret ettim ama öyle gerçekten. İddianameye bakalım.
Gezi Parkı olaylarının hazırlık sürecinde etkili olan Occupy Turkey sayfasının adresinin 2012 yılı Aralık ayında kurulduğunda Diren Anadolu bağlantı adını seçtiği, ilk kurulduğunda Diren sözünün seçilmesinin bilinçli bir tercihin ürünü olduğu, Türkiye'de ve uluslararası alanda en çok kullanılan Diren Gezi Parkı etiketinin temellerinin bu şekilde atıldığı, Occupy Turkey sayfasının OTTÜ'de 18 Aralık 2012 tarihinde başlayan ve günlerce süren öğrenci eylemleri sırasında kurulduğu, O türler Diren Türkiye diyerek Gezi olaylarının altlığı olmuşlar. Hazırlık sürecinin son başlığı da Arap Baharı. İşte oradan da etkenildi param. Şimdi, bu dört başlık da Gezi Parkı olaylarının bir toplumsal patlama değil, planlı, programlı bir darbe girişime olduğunu ispat etmek için iddianame konuluyor. Böylece Gezi'ye giden herkes bu darbenin birer aparatı olarak kriminalize ediliyor.
Ardından geliyoruz ikinci bölüme. İlk bölümde hazırlık sürecini anlatmıştık ya. İkinci bölümün başlığı, geziparkı olaylarını destekleyen ve yönlendiren oluşumlar. Nasıl oluşumlar mesela? Tabii ki ilk sırada Açık Toplum Vakfı var. Açık Toplum Vakfı'nın Gezi'de nasıl bir misyon edindiği bilinmiyor. Ama vakfın kurucusu George Soros ya, George Soros olduğu için söz konusu bu vakfın adının geçmesi son derece işlevsel. Zira giriş bölümünde anlatılan Otpor'u da Soros desteklemişti. Açık Toplum Vakfı her ne kadar demokrasi insan hakları falan dese de, asıl derdi başka. İddianameye bakalım.
Açık Toplum Vakıfları Başkanı George Soros'un Yahudi olduğu için açık toplumu İsrail'in politikalarına uygun hareket etmeye ve Türkiye-İsrail krizi sırasında AK Parti hükümetine muhalefet etmeye zorladığı, Bir Yahudi tezgahıyla karşı karşıyayız yani. Açık Toplum Vakfı böylece tanıtılmış. Osman Kavala'ya atıf yapılmış. Oradan geçilmiş Osman Kavala'nın derneği ve bu derneğin iştirakı olan Anadolu Kültür Ananım Şirketi'ne. Bu dernek 2002'de Osman Kavala tarafından kuruluyor. 2009'da da İstanbul'da Depo isimli bir kültür merkezi açıyorlar.
Gezi Parkı olayları sırasında da bu kültür merkezinde forumlar yapılmış, toplantılar yapılmış, işte film gösterimleri yapılmış. Orayı da andık. Sonra geliyoruz Taksim Dayanışması'na. Onu da anlatıyorlar uzun uzun. Böylece hazırlık süreci ve destekleyen kuruluşlar bitirilmiş oluyor. İşte bunlar destekledi. Bak Taksim Dayanışması var, Açık Toplum Vakfı var, Anadolu Kültür AŞ falan filan. Bu altlığı uzun uzun anlatmamın nedeni şu. Toplumsal etkileşimler, sosyal olaylar tümüyle bir kukla oyunuymuş gibi sunuluyor. Bakın, 19 Mart'ta Beyazıt'ta barikata aşan öğrenciler bir talimatla mı yaptılar bu işi? Ama o barikatın yarılması pek çok olayı tetikledi değil mi? Gezi de bunun gibi bir şeydi ama bunu reddediyoruz. Her şey planlı ve programlı bir kukla oyununun içindeymiş gibi. Kukla oynatıcılar da darbeci oluyor böylece.
Mehmet Ali Olabora'nın oyununun Gezi Parkı olayları düşünülerek tasarlandığı ne belli? Veya Otpor'un Gezi Parkı'nı nasıl yönettiği nereden belli? Bunların hiçbiri yok ama gizemli bir altlığımız var. Sonra Gezi olaylarının nasıl finansi edildiği anlatılmış. Ben de merakla okudum. Bir toplumsal patlama nasıl bir finansmana ihtiyaç duyardı? Paraya ihtiyaç duyan bir şey değil ki. Saraçhane'ye parayla mı gittiniz 19 Mart'tan sonra? Bir finansmana ihtiyaç olduğu kesin de bu çok büyük bir para değil yani.
Böyle dayanışmayla halledilen şeyler. Daha önce anlatmıştım, ya bir arkadaş nasıl olsa devrim olacak diye kredi kartı borcunu ödemeyip gaz maskesi falan almıştı millete. Bizzat tanıdığım insan. Muhtemelen Osman Kala'dan daha çok para harcadı bu. Neyse. Bizim o arkadaş gibi bir şey bu Osman Kavala'da. Dinleyelim iddianamede. Mehmet Osman Kavala'nın, eylemcilerin her türlü ihtiyacını gidermek için başvurulan kişi konumunda olduğu, Gezi Park eylemlerinde eylemcilerin polisle çatışmaya girerken kullandıkları gaz maskesi ve gözlük, eylemciler için yemek ve kahvaltı ve eylemcilerin koordinasyonu daha kolay sağlayabilmeleri için Gezi Parkı'na masa ve ses sistemi gibi malzemeleri temin ettiği,
kahvaltılık malzeme, gaz maskesi için biraz para, masa ve sis sistemi. Şimdi bak, finansman dediğimiz şey bu yani. Gezi'yi de böylece finansi ettik. Bakın henüz Ayşe Barım'ın adını duymadık. Ayşe Barım iddianamesi bu. 24. sayfadayız fakat Ayşe Barım'ı henüz duymadık. Geldik 5. bölüme. Başlığımız Gezi Parkı eylemlerinin planlanması ve organize edilmesinde sorumluluğu bulunan sanıkların eylemlerine.
Burada anlatılan isimler, önceki Gezi İddianamesinde yer alan ve bugün cezaevinde bulunan Osman Kavala, Çiğdem Mater, Can Atalay, Tayfun Kahraman gibi isimler. Bölüm 21 sayfa sürüyor. Bölüm boyunca kişilerin mesaj trafiği ve telefon görüşmeleri var. Bu görüşmelerde işte Galata'dan gelmeyin orada Toma var denmiş.
İşte sıra selvilerden geçmeyin orada akrep var denmiş. Buna benzer görüşmeler yani. Ya insanlar eylemlere geliyorlar işte. Bunu da gizlemiyorlar ki. Ya da işte mesela, oralar daha gizemli tabii. Uluslararası af örgütü temsilcisi gelmiş Türkiye'ye. Osman Kavala'ya biri onu haber veriyor. Yiğit Ali Ekmekçoğ'da. İşte bak diyor uluslararası af örgütü temsilcisi gelmiş onunla görüşmek ister misin falan. Böyle böyle şeyler yani. Mesela okurken ilgimi çekti. Pelin Batu var ya, Pelin Batu. Pelin Batu'yla Osman Kavala'nın görüşmesi iddianamenin bu kısmına girmiş. Mehmet Osman Kavala'nın Pelin Batu'yu 22 Haziran 2013 tarihinde aradığı görüşmede özetle Pelin'in
Neyse işte pazartesi ameliyat olacak ve ümit ediyorum her şey iyi geçecek de ben de birazcık motivasyon olsun ve iyi şeyler olsun diye sana şeyi önerecektim. Ya bir sürü insanla konuşuyorum ve bu gezi ruhu sönmeden ve hakikaten seçimlere de bu kadar az zaman kalmışken oturup bir beyin fırtınası yapsak diye. Dediği Mehmet Osman'ın Haa tamam. Dediği Pelin'in Hakikaten acayip acayip şeyler oluyor ve acayip acayip insanlar konuşuyor ama hala doğru dürüst bir şey yok. Dediği Mehmet Osman'ın
''Olur şey yapalım, önümüzdeki hafta bir konuşalım.'' dediği... Böyle böyle şeyler işte, yani sayfalar dolusu buna benzer bir bölüm var, 21 sayfalık. Daha henüz Ayşe Barım yok bakın. Nereye varıyoruz peki mesela bu gündelik konuşmayla? Şuraya varıyoruz. Bu suretle, Gezi Parkı olaylarının yeniden alevlendirilmesi ve genişletilmesiyle toplumun geniş kitlelerinin katılımının sağlanması gayreti içerisinde oldukları,
Daha önce bahsetmiştim düşman ceza hukuku diye. Şimdi düşman ceza hukukunda zaten düşmanınızı içeri alırsınız, sonra onu kriminalize edersiniz. Fiili değil, faili yargılarsınız. Bu bütün hukuk kurallarını tümüyle ters yüz etmektir zaten. Yani gündelik bir sohbet, içinde suça dair hiçbir şey olmayabilir ama ne yaptık? Otpor'dan aldık, Soros'tan çıktık, oradan Pelin Batu'ya zıplayabiliyoruz.
Bu arada Gezi'ye katılan kimse de bunu reddetmiyor. Yani evet gittik, hatta eylemler keşke bitmeseydi falan diyor yani insanlar. 171 sayfalık iddianamede Ayşe Barım adını henüz duymadık ya, 47. sayfaya geliyoruz ve ilk kez karşımıza Ayşe Barım adı orada çıkıyor.
Bu kapsamda, şüpheli Emine Ayşe Barım'ın açık kimlik, güncel adres ve gezi parkı olayları sürecinden beri kullandığı GSM hatlarının tespit edilerek, akabinde şüphelinin son 12 yıllık para hareketlerine ilişkin MASAK raporu ile kullandığı GSM hatlarının iletişimlerinin tespiti amacıyla surh-ceza hakimliğinden karar alındığı, Ayşe Barım'ın 12 yıllık para hareketlerini Masak'tan istemişler. Yetmemiş HTS kayıtlarını falan almışlar. Bakın 2013'te gezi oluyor ve bitiyor. 2025 yılında 12 yıllık hesap hareketleri incelemeye alınıyor. Yani daha önce incelenmeye başlamış değil, 2025'te başlıyor hadise. Giriş bölümünde de değiniliyor. Burada mesele oyuncular.
Ayşe Barım'ın sahibi olduğu ID Production isimli şirkete bağlı oyuncular Okupay Gezi, Diren Gezi yazmışlar. Burada iddianame tekrara düşüyor. Yeniden başlıyoruz Osman Kavala'ya, Çiğdem Matera falan. Buraları tekrar etmeyeceğim. Yani 47. sayfadan 63. sayfaya kadar henüz bir şey Ayşe Barım adına yok. Daha önceki Gezi davasından böyle kopyala yapıştır şeyler. İlk 47 sayfada Ayşe Barım adını hiç duymadık. Bu 47 sayfa ana Gezi davasından kopyala yapıştır metinlerle dolu.
47. sayfadan sonra ne olduğunu ama kısa bir aranın ardından konuşalım. 47. sayfada Ayşe Barım'ın adını ilk kez nasıl duyduğumuzu biraz önce dinlediniz. İkinci kez duymamız için 63. sayfaya kadar geliyoruz. Burada ID Production'ın internet sitesine girilmiş, evet bayağı internet sitesi, ve bu şirkete bağlı oyuncular birer birer iddianame yazılmış, fotoğrafları bazılmış.
Galeri gibi, oyuncu galerisi gibi. İD İletişim Danışmanlık Anonim Şirketi isimli firmanın www.idiletişim.com.tr
internet adresinde yapılan incelemede, İD ve İD Stüdyo başlıkları altında firma ile çalışan oyuncuların listesinin olduğu, İD başlığı altında yazılı ve görsel basında çokça yer alan 58 oyuncunun, İD Stüdyo başlığı altında ise yaş olarak daha genç yardımcı oyuncu olarak nitelendirilebilecek 10 kişinin olduğu, Sonra bu 58 oyuncu ve 10 yardımcı oyuncunun Gezi Parkı'nda çekilen fotoğrafları ve aynı dönemde yaptıkları sosyal medya gönderileri iddianameye konu edilmiş. 60. sayfadan sonra Ayşe Barım'ın bir de 100. sayfada adı geçiyor, bakın. 63'ten 100'e kadar, 37 sayfa boyunca bu 58 oyuncunun Gezi Parkı'nda çekilmiş fotoğraflarını böyle boy boy görüyoruz. Bu arada 37 sayfada, iD Production'a bağlı oyuncuların sosyal medya mesajlarını ve Gezi'de çektirdikleri fotoğrafları da görüyoruz.
Fakat burada dikkatinizi çekmek istediğim bir şey var. Sadece iD Production oyuncuları mı gitti Gezi'ye? Yok. Mesela Engin Altan düz yatan da var Gezi'de. Ama o şahlanış, diriliş aktörü oldu ya daha sonra, iddianamede yok. Tamer Karadağlı mesela, o da yok iddianamede. Ya da Bülent İnal, böyle bir fotoğrafın yanında yazılmış ama ayrı başlık açılmamış. Hatırlayın, bu namı diyen Payitaht Abdülhamit aktörü. O da Gezi'de var ama iddianamede yok. Ve 100. sayfaya geldik.
İşte burada Ayşe Barım adıyla sanıyla ilk defa görülüyor. Yüzüncü sayfada bakın. Ayşe Barım Gezi'de. Ne görüyoruz? Yüzüncü sayfaya kadar Ayşe Barım ile Gezi arasında nasıl bir ilişki var diye meraklandık. Yüzüncü sayfada bir fotoğraf karşımıza çıkıyor.
Fotoğrafta Halit Ergenç var, gezi parkındayız. Ayşe Barın da arkada telefonla konuşurken fotoğrafı çekilmiş. Daha doğrusu fotoğraf da çekilmiş, videodan görsel alınmış. Yani sosyal medya paylaşımı da değil, görüntülerden bulunmuş, Halit Ergenç'in arkasında bir yerde duruyor Ayşe Barın.
Orada böyle bir zoom yapılmış. Bakın bu Ayşe Barım deniyor. Gezideki tek fotoğrafı bu. Böylece neyi anlıyoruz? Ayşe Barım da Gezi Parkı'nda bulunmuş. İddianamenin 100. sayfasında ilk kez Ayşe Barım ile Gezi arasında ilişi kurmuş olduk. O da Barım'ın Gezi Parkı'nda bulunduğunu gösteren bir fotoğraf.
İDE İletişim Danışmanlık Anonim Şirketi isimli firmaya bağlı oyuncuların, Gezi Parka eylemleri sırasında okudukları bildirilerle ilgili olarak yapılan açık kaynak çalışmaları, Twitter adlı sosyal medya platformu üzerinden Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçu ile alakalı ... uzantılı adreste paylaşılan video içeriği incelendiğinde, Burada nokta nokta diye seslendirdiğimiz yerde bir link verilmiş. Linke girince, İmamoğlu davasında da savcılık kaynaklarını paylaşan Emre Erciş'in 24 Ocak 2025'te attığı bir tweet'i görüyorsunuz. Evet, bakın. 2013'teki Gezi olaylarını yargılıyoruz. 24 Ocak 2025'te attığı bir tweet. Tweet'te bir video paylaşılmış ve bu videoya Emre Erciş şöyle yazmış. Bugün gözaltına alınan ve bazı medya kuruluşlarında Gezi Parkı'nda Halit Ergenç ile birlikte görüntüsü yayınlanan Ayşe Barım'ın, aynı gün Gezi Parkı içinde çoğunluğunu İDE İletişime Bağlı Oyuncuların oluşturduğu grubun yapmış olduğu bir basın açıklamasının tam hali.
Sonra iddianamede bu basın açıklamasının deşifresi yapılmış. Bir basın açıklaması metnini birden fazla oyuncu parça parça okuyor. Biraz da matrak bir ortam var. Gezi Parkı'nda gençler oturuyor, oyuncular da metni okuyor. Giriş Ozan Güven'den.
Diye devam ediyor sonra megafonu Halit Ergen çalıyor. Her türlü şiddetin bir an önce durması Herkesin birbirini anlamaya çalışması ve bugünden sonra barışçıl bir ortam için ne yapılabileceğini düşünün." diye devam ediliyor. Bu arada metni okuyan oyuncuların hepsi iD Production'a bağlı değil. Zaten iddianamede bile çoğu deniyor, hepsi denmiyor. Fakat sorun şu ki zaten piyasadaki çoğu oyuncu iD Production ile çalışıyor. Bunun dışında Ayşe Barım ile hiç ilgisi olmayan mesele şarkıcılar da var. Can Bonomo mesele.
olsun. Halkımızın yüzde yüzünü halkımızın yüzde yüzünü vicdanı için buradayız. Kriminal bir işin içindelermiş gibi sunulan oyuncular ve şarkıcılar böylece suçlanıyorlar. Bu basım açıklaması deşifre edilmiş. Bu açıklama ile Ayşe Barım'ın ne gibi bir ilişkisi var, o yok. Deniyor ki, açıklamayı yapan oyuncuların çoğu ID Production'a bağlı, işte bu oyuncuların da marifetleri bunlar.
Ayşe Barım yok bak. Bu arada sevgili dostlar, iddianameyi bir kenara bırakalım. Ayşe Barım'ın Gezi'deki pozisyonu biraz anaç. Anaç derken açayım biraz. Oyuncuları mümkün mertebe Gezi'ye gitme değil, gitmeme konusunda uyarıyor. Yapmayın, etmeyin biz işimize gücümüze bakalım diyen bir tip Ayşe Barım. Ya ekmeğinde kadın. Zaten tapelerden de bu anlaşılıyor. Oraya da geleceğiz. İddianamenin bu bölümünde menajer Ayşe Barım'a ilişkin ulusal basında çıkan haberler derlenmiş.
Tabi bu haberlerin çoğu iktidar medyasından ve oldukça suçlayıcı bir dil içeriyor. Bu arada iktidar medyasından diyorum da böyle abuk sabuk internet siteleri bile var. Mesela TR Haber adlı internet sitesinde 25 Ocak 2025'te çıkan haber iddianameye girmiş. AK Parti hükümetini devirmeye yönelik Gezi Parkı eylemlerine ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan menajer Ayşe Barım hakkında ortaya çıkan yeni verilerle zor duruma düştü.
Taksim meydanına gelişinde Halit Ergenç'e nezaret eden Ayşe Barım, yönettiği oyuncu grubuyla iletişim halinde kalarak meydanda bir organizatör gibi davrandı. Ergenç'i Taksim'e getiren Barım, Mehmet Ali Alabora'ya da talimatlar yağdırıyordu. Talimatlar falan yağdırıyordu diyorlar. Buna ilişkin delil yok bakın, hiç öyle bunlar yok. Ama işte açık kaynakta talimatlar yağdırılıyordu diyor ya iddianameye girmiş. Mehmet Ali Alabora tabii suçlular suçlusu, hainler haini bir kişi. Ama o günlerde oyuncular sendikası başkanı adam.
Ayşe Barım ile Mehmet Ali Alabora biraz önce Ozan Güven'in okumaya başladığı basın açıklamasına dair konuşuyorlar. Açıklamaya anlaşılan o ki, oyuncular sendikası kalemi almış, Ayşe Barım da sendika başkanı Mehmet Ali Alabora'yı arıyor. Ya bu böyle çok kötü, yapmayın etmeyin falan diyor kadın. Yani yapmayın, açıklama yapmayın, oyuncuları bu işe sokmayın demeye çalışıyor Ayşe Barım. Şimdi beraber bir Kanal D haberini dinleyeceğiz ama. Ayşe Barım'ın bu pozisyonu bu haberde nasıl anlatılmış? Tüm bunların halka nasıl servis edildiği aslında içinde yaşadığımız düzene ilişkinde düşündürecek bizleri. Gezi olayları nedeniyle 12 yıl sonra gözaltına alınan menajer Ayşe Barım 3 günün sonunda emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Ayşe Barım'ın hem gezi dönemindeki hem de günümüzdeki ilişkileri mercek altında.
Hükümeti devirmeye teşebbüsle suçlanan Barım'a emniyette firari oyuncu Mehmet Ali Alabora ile tapelerinde geçen bildiri ve ajansına bağlı oyuncuların gezi olaylarındaki rolleri soruldu. Barım'ın ajansına kayıtlı 12 ünlü oyuncunun da ifadesi alındı. İşte detaylar. Metin gelince benim kan tepeme çıktı ve senin için panik oldum. Ben de şu an itibariyle böyle bir metin düşünüyorum.
Bu bildirinin içeriği de kim tarafından kaleme alındığı da soruldu. Gezi olaylarıyla ilgili 12 yıl sonra gözaltına alınan hem o günlerdeki hem de bugünkü ilişkileri mercek altında. Ayşe Barım hakkında dizi sektörünün tekerleşmesi ve şantaj soruşturması yürütülüyordu ama savcılık reysen bir soruşturma daha başlattı. Onun konusu gezi olayları ve hükümeti devirmeye teşebbüs suçlaması oldu. Cuma günü gözaltına alınan Barım
3 gün emniyette sorgulandı. Barım'la ilgili dosyada Firari oyuncu Mehmet Ali Alaboray'la tapeleri yer aldı. Her okuyan birbirini arıyor yani tonu doğru değil. Tamam tamam son derece zarar verici bir tavır ve ton. Barım'a bu tapeler soruldu. Bildirinin kimin tarafından hazırlandığı ve neden yayınlamayı düşündükleri soruları üzerinde duruldu. Barım'sa ifadesinde tapelerde anlatılan bildiriyi yayınlamaya karşı çıktığını savundu. Hakikaten öyle. Kadın bu formatta bir şey okunmasına karşı çıkıyor. Mehmet Ali Alabora da onu sakinleştiriyor ya bir şey olmaz Ayşe falan diye. Bu Kanal D haberi de iddianameye girmiş bu arada. Tuhaf olan şu, istihbarat kayıtları Kanal D'ye sızdırılıyor, sonra Kanal D'nin haberi iddianameye dayanak yapılıyor.
Çünkü dinlemeler yasa dışı. Böylece yasa dışı dinleme bir açık kaynağa dönüştürülüp oradan iddianameye giriyor. Bu arada dinlemeleri yapan da Fethullahçılar. Onlar da tabi mortingen bu süreçte. Konuşmada neyin suç olduğu belirsiz ama işte Mehmet Ali Alabora ile telefon görüşmesinin olması bile iddia makamının algı yaratma sürecinde elini kolaylaştırdığı için iddianame alınıyor. Ardından sayfalarca Ayşe Barım'ın telefonuyla aranan ve Ayşe Barım'ı arayan kişilerin listesi var.
Burada telefon görüşmelerinin deşifreleri yok. Ama mesela, çok kez gezi tutuklusu Çiğdem Mater ile görüşmüş. E Çiğdem Mater yönetmen, Ayşe Barımla menajer ama illiyet bağı öyle kurulmuyor. Çiğdem Mater gezi tutuklusu sonuçta. Tabii sadece Çiğdem Mater değil. Mesela, Fethullahçı bir yapımcı sinemacı Ahmet Gül ile görüşmüş. Dediğim gibi ne görüştüğü değil, orada öyle liste yapılmış. Yani bu süreçte bunlarla görüştü diye.
Sadece görüşme kaydı iddianameye girmiş yani. Ya da mesela, grup yorum üyesi biriyle görüşmüş, yanına DHKPC notu düşürmüş. Enteresan bir not mesela, Mehmet Avni Özgür'e ilişkin. Mehmet Avni Özgür'e tanır mısınız, bilmem. Sağcı bir adamdır, MHP'lidir. Daha sonra değişti falan filan. Barın bu kişiyle de görüşmüş, bu kişinin yanına da PKK KCK notu düşürmüş.
Avni Özgürel gazeteci, yazar ve senarist. Adam dışarıda. PKK ile ne ilgisi var belirsiz. Hatta bilinen o ki, Özgürel MHP'ye yakın bir isim. Üstelik an itibariyle dışarıda daha önce PKK'dan bir tahkikat geçirmiş de değil. Ama işte iddianameye girmiş. Avni Özgürel'le de konuşmuş diye. T24 yazarı Candan Yıldız bu konuyu köşesine taşımış.
12 Eylül askeri darbe döneminde MHP'ye yakın Hergün gazetesinin Ankara temsilciliğini yapan, sonrasında Milliyet, Radikal gibi gazetelerde çalışan, TRT ve Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen pek çok belgesel filmin yanı sıra, Zincir Bozan ve Büyük Oyun adlı sinema filmlerinin senaryo yazarlığını yapan, çözüm sürecinde Akil İnsanlar heyetinde yer alan Avni Özgürer hakkında iddianamede, silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üye olma PKK-KCK terör örgütü notu düşüldü. Sayfalar dolusu telefon kaydı. Dediğim gibi kayıtların deşifresi yok. Sadece görüşlü deniyor. Nejat İşler var, Serenay Sarıkaya var, Mehmet Günsür var, Okan Yalabık var, Hümeyra var ya, o var. Halit Ergenç var, Dolunay Soysert var, daha bir dolu oyuncu. Bilimun bildiğiniz ettiğiniz sanatçılar var. Böylece 144. sayfaya kadar geliyoruz. Bakın Ayşe Barımın buraya kadar. Ne yaptığına ilişkin herhangi bir şey anlamış değiliz. Gezi Parkı'ndaki bir fotoğraf dışında Gezi'yle ilgili bir illiyet bağını tespit etmiş değil iddianame. Ardından Ayşe Barım'ın savcılık sorgusundaki ifadeye geçilmiş. Yani tüm bunlara Ayşe Barım ne diyor? İl Emniyet Müdürlüğü'nde verdiğim ifademe katılıyorum. Herhangi bir baskı ya da yönlendirme altında ifade vermedim. 1969 yılında İstanbul'da doğdum. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatından mezun oldum.
diye başlıyor ifadeye. Diyor ki Gezi Parkı'na bir ya da iki kez gitmişimdir. Oyuncuları yönlendirmen falan olmadı. Suçlamaları reddediyor. Sonra kendisine soruluyor. Mehmet Ali Alabora ile Gezi Parkı olaylarından önce hiçbir HTS kaydınız olmamasına rağmen olaylar sırasında neden görüştünüz? O da cevap veriyor.
Mehmet Ali Alabora, Oyuncular Sendikası Başkanı olması nedeniyle oyuncularla yakın temas içerisindeydi. Mehmet Ali Alabora ile TAPE içeriklerinden yazan görüşmeler bana aittir. Orada hatırladığım kadarıyla Mehmet Ali Alabora sosyal medyada zor duruma düşmüştü. Hedef haline geldiğini hatırlıyorum. Bu TAPE içeriğindeki metin için kendisiyle görüşmüşümdür.
Başkaca irtibatıma bakıldığından kendisiyle o döneme ve sonrasına ilişkin görüşmem hiç yoktur. Ben, birlikte çalıştığım oyuncularımı başlarına bu süreçte provokatif bir eylem gelmesinden endişe duymam ve Mehmet Ali'nin Oyuncular Sendikası Başkanı olması sebebiyle aramışımdır. Olan tam olarak şu, Mehmet Ali Alabora bu süreçte oyuncuları örgütleyen kişi. Zaten oyuncular sendikası başkanı adam. Oyuncularda bu sendikaya üyeler. Ayşe Barım da oyuncuların menajeri. Aslında olan şu, Ayşe Barım Alabora'nın üzerine gidildiğini görüyor ve oyuncularını Alabora'dan uzak tutmak istiyor. Ya kadın ekmeğinde ekmeğinde. Kadın para kazanmak istiyor. Derdi bu. Bu kaydı dinleyen sizlerin Gezi'ye daha çok katkısı olabilir yani. İşin ilginç yanı mesela Osman Kavala hakikaten Gezi'ye destek veriyor. Ayşe Bağrım'ın böyle bir desteği bile yok. Yani kadının tek ilgisi Gezi Parkı'nda bir fotoğrafı var. O kadar. Savcılıkta soruluyor. Çiğden materla neden irtibat kurdunuz? Cevap.
Ben Çiğdem Mater'le Boğaziçi Üniversitesi Mithatalan Film Merkezi'ne yönetici olması sebebiyle tanıştım. Gezi Park olaylarından önce birlikte çalıştığımız sanatçıları üniversiteye söyleşi yapmak için davet ederlerdi. Ben de bu söyleşilere eşlik ettiğim bir dönemde kendisiyle tanıştım. Aramızdaki bağ bundan ibarettir.
Bu arada size de söylemem gerekir. İddianeme aceleye gelmiş olacak ki çok sayıda tasihli kelime var. Ben onları düzeltip aktarıyorum size. Yani böyle bir kelime cümlenin başına yazılmış, cümle düşüyor falan. Neyse. Dikkat ederseniz sadece iletişim kurulmasına dair sorular var. Yani konuşma içerikleri yok. Çiğden materle neden konuştun diye soruluyor. Ne konuşmuşum bir söyleyin hele. Yok o yok. Suç mu çiğden materle konuşmak belirsiz. Tabii bir kez de Osman Kavala ile görüşmüş Ayşe Barım. Kızıl Soros.
Mehmet Osman Kavala ile Fatih Akın isimli yönetmenin filminin tanıtım sürecini yaparken temas ettim. Bahse konu filmin çekimleri 2013 yılı içerisinde yapılmıştır. Filmin adını Kesik olarak biliyorum. Venedik Film Festivali'nde bu filmin açılışını o yıl içerisinde yaptık. Türkiye'deki galasının Nişantaşı Stiz'de ön gösterimi ve after partisini ise Osman Kavala'ya ait Cezayir isimli iş merkezinde yapmaya karar aldık. Osman Kavala ile irtibatım bundan ibarettir.
Daha sonra TCK'nın ilgili hükümleri iddianameye alınmış. İşte anayasal düzeni bozmaya teşebbüs suçu budur falan filan. Böylece 169. sayfaya geliyoruz. Artık sonuç kısmındayız. Size 169 sayfa boyunca nelerin olduğunu anlattım. Bomboş bir 169 sayfa. İnsan okurken çok üzülüyor. Ama sonuç kısmında deniyor ki. Tanık sıfatıyla alınan ifadelerinde kendi iradeleriyle eylemlere katıldıklarını beyan etseler de, şüpheliyle eylemlerin başladığı döneme dair yoğun irtibatlarının içeriği hayatın olağan akışına uygun değildir. Savcılık tüm oyuncuların ve sanatçıların Ayşe Barım tarafından talimatla Gezi'ye gönderildiğine inanmış. Bakın, Savcılık buna inanmış. Bilmiyorum, belki kendileri de inanmadı da bilmiyorum yani. Ama buna inanmış. Fakat biz ne görmeliyiz iddianamede? Bunun dayanaklarını görmeliyiz değil mi? O dayanaklar yok. Bu oyuncuların bir kısmının iD Production'la ilgisi bile yok. Ama olsun. Tapelerden Ayşe Barım yapmayın etmiyor diyor da bunun da bir önemi yok.
Heyecanla hüküm kısmına geliyorum. 169 sayfa bomboş da ne fark eder ki? Hükmü beraber dinleyelim. Gezi Parkı olaylarında sanatçılar camiası adına sahada aktif planlama, organizasyon ve eylem yönlendirmeleriyle kendisine bağlı sanatçıları etkin bir şekilde kullanarak sahaya yönlendirmek suretiyle yardımda bulunarak müsnet suçun icrasını kolaylaştırdığı anlaşıldığından Mevcut eylemlerinin, TCK'nın 39'a 2-C maddesi kapsamında yardım mahiyetinde kaldığı ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan sorumlu olduğu ile iddianame düzenlemeye yeterli şüpheye ulaşıldığı anlaşılmakla, Böylece Ayşe Barım hakkında 22 yıldan 30 yıla kadar ağır hapis cezası isteniyor. 30 yıl. İşte Ayşe Barım iddianamesi. Hepsi bu kadardı. Bu iddianame bir şeyi reddediyor. Reddedilen şey, halkın ta kendisi.
Tüm bunlar bir kuklacının kontrolünde gerçekleşmiş, bu halk hiçbir şeye kendiliğinden tepki veremezmiş gibi bir varsayım üzerine kurulmuş iddianame. Halbuki hakikat, Gezi adıyla, sanıyla bir halk hareketiydi. Duyuyor musun sesi? İşte bu halkın öfkesi. Olmayacak hiçbir zaman bir başkası.
İddianame bu kadardı ama bu dosyayı takip edeceğiz. Utanç verici bir dosya. Siz de takipte kalın. Görüşmek üzere.
Karışıyor bu rüya dolu, durur da yeni bir yarın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.