Podcast

Bir Yerde Fazla Kalınca Küçülüyor İnsan

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bazen bir yer artık seni büyütmüyordur ama sen hala oradasındır. Oraya alışırsın. Gitmek dışında, orada kalmamak dışında her şeyi denemişsindir. İşte bu bazen insanda küçülme ağrıları yapar. Bu bölümde biraz kalmaktan, kalmanın küçülttüğü bu hallerimizden bahsetmek istiyorum. Çünkü kimi zaman, aidiyet hissiyle çürümeyi ayıramıyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.349 kelime · ~12 dk okuma

Selam. Bugün yine zor günlerden birisi olacak. Çünkü kahvemi içmeden geldim. Bilmiyorum, bazen kahveyi içmediğimde dayıldığımı söyleniyor. Kendimi bir yerlerde galiba kahve içmeden dayılabildiğimi kabul etmişim. Kahve içmeden dayılabiliyormuşum yani ama bu kendime söylediğim küçük bir yalanmış. Küçük demişken bugün küçülmekten bahsetmek istiyorum.

Aslında tam küçülmek değil de, bir insan bir yerde fazla kaldığı zaman küçülüyor. Bundan bahsetmek istiyorum. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama... Bir insan bir yerde fazla kalırsa küçülür, diyordu ilk başta. Çok fazla anlayamamıştım ama... Sanırım bazı şeyler yaş aldıkça, tecrübe aldıkça, zaman geçtikçe anlaşılıyor. Bunu da zaman geçtikçe daha iyi anlamaya başladım galiba.

Bazen bir ilişki, bazen bir şehri, bazen bir fikri... Sanırım olduğundan daha fazla, daha uzun tutuyoruz hayatımızda. Bir şeyler hayatımızda olması gerekenden daha fazla yer kaplıyor. Ve fark etmeden, zaman geçerken, biz değişip gelişirken, kabuk değiştirirken, sanırım onun içinde kalırken sığmaya çalışıyoruz artık.

Transkriptin tamamını oku

Eskiden, hatırlıyor musunuz, biz küçükken böyle sebepsiz yere kemiğimiz, etimiz ağrıdığı zaman, büyüme ağrıları çekiyorsun derlerdi. Hani, korkma, endişe etme, büyüyorsun. Şimdi de sanırım yaş geçtikçe bazen küçülme ağrıları hissediyorum ben. Bunun tabii tıbbi bir açıklaması yok, psikolojik bir açıklaması yok. Bu tamamen ezgisel bir açıklama. Bazen bir yer artık seni büyütmüyordur. Ama sen hala oradasındır. Oraya alışırsın. Gitmemek dışında, orada kalmamak dışında her şeyi denemişsindir. İşte bu sende bazen küçülme ağrıları yapar. Bu bölümde biraz böyle kalmaktan, kalmanın küçüldüğü bu hallerimizden bahsetmek istiyorum. Bazen bir şeylerin gölgesinde çok fazla kalmaktan bahsetmek istiyorum. Bize dar gelen bir yerin içinde küçülmekten bahsetmek istiyorum.

Bilmiyorum tanıdık gelecek mi bu his size ama bazen bana çok fazla tanıdık geliyor. Peki neden bu kadar küçülmeyi isteyerek kabul ediyoruz? Ya da küçülmekten başka bir çaremiz yokmuş gibi davranıyoruz? Neden gitmiyoruz? Birini kırmamak için mi? Kendimizi kırmamak için mi? Bir bilinmezden korktuğumuz için mi? Yani acaba burada bulduğumuzun azına kanaat etmek zorunda kalacağımızı düşündüğümüz için mi? Hani gidersem bundan zaten daha iyi olmayacak hissi mi bizi kandırıyor acaba?

Ne bizi kandırıyor? Daha iyi olmayabilir. O yüzden burası iyi. Buraya razı olma. Diyoruz. Konfor alanı dedikleri şey mi oluyor? Hayır, bu öyle olmuyor galiba. Konfor alanı değil bu. Burada kalmalıyım çünkü buradaki kadar sevinmeyeceğim. Burada kalmalıyım çünkü buradaki kadar başarılı olmayacağım. Bu suda en azından ne kadar ebatlarla bir balık olduğumun farkındayım. Burada olmalıyım çünkü burada en azından varım. Burada bir şey alıyorum. Bu his bizi küçültmeye başlıyor.

Beckett'ın çok sevdiğim bir sözü var, en son okuduğum kitaplarından birinde okumuştum. Vakti geldiğinde bir yerden bir şeyden gitmemek, bu dalalıktır diyordu. Gerçekten hayatın en büyük bu dalalıklarından biri galiba. Bir yerde olmaman gerekir. Bunu, iyiliklerini ne kadar hissedersin? Bir şeyin içinde olmaman gerekir. Birinin yanında olmaman gerekir. Bir işin içinde olmaman gerekir.

Ama gidemez, veda edemez, çıkamaz. Bu hayatta başımıza ne geliyorsa duracağımız yeri, gideceğimiz yeri bilmemekten geliyor. Bunu hep söylerim ya. Bu da yine hayatın kahretsin gibi yana haklı çıkardığı yerlerden bir tanesi.

Bir şeydir kabul etmek. Burada aldığımı kabul ediyorum. Burada olduğumu kabul ediyorum demek. Kabul etmekle razı olmak aslında aynı şey değil. Bunu bazen bence hayat içinde karıştırıyoruz. Daha iyi bir şey bulamayabilirim. O yüzden burada kalmalıyımdaki ton kabul etmek değil. Ya da süslediğimiz gibi ben sahip olduklarıma şükrediyorum. Fazlasında gözüm yok demek değil. Yani hayatın belki de en büyük cilvelerinden bile razı olmakla kabul etmeyi çok karıştırmamız.

Ve razı olduğumuz yerde küçülüyoruz. Kabul etmek bazen büyütürken, dallanıp budaklandırırken bizi, razı olmak bizi büyütmüyor, küçültüyor. İşte o zaman bu bir konfor alanına dönüşüyor, razı olduğu noktada. Ama bir bakıyorum da, konforlu dediğim yerler belli bir zamandan sonra artık konforlu olmuyor ki. Gerçekten konforlu mu? Yani konfor alanı olarak kabul ettiğiniz şeylere bakın. Ya da bir günün sonunda güvende hissettiğiniz yere bakın. Gerçekten konforlu mu? Konforlu mu hissediyorsunuz? Gerçekten orada ne hissediyorsunuz? Çünkü bana artık çürüme hissediyormuşuz gibi de geliyor bazen.

Bazen emin olamıyorum. Konforlu mu hissediyorum, çürüyor muyum? Kabul ediyor muyum, razı mı geliyorum? Bunlarla yüzleşmek tabii ki de zor. Bunlarla yüzleşmek istemiyoruz. Ben de istemiyorum. Çünkü bazen hiçbir şey değişmeyecek diye kös kös oturup değişmeyeceğini bilmek hakkında düşünmek de istemiyoruz.

Ama sanırım Clarice Lispector söylüyordu. Hiçbir şey değişmeyecek diye ağlamaya başlıyorsan da, bir şeyler zaten değişmeye başlamış demektir. Sen zaten bir şey için ağlamaya başlıyorsan, ister adım at, ister atma, atıl bir şekilde zaten içinden sen bir şeyleri değiştirmeye başlıyorsun demektir. Artık konforlu hissetmiyorsundur. Artık o kabuğuna sığmıyorsundur. Büyümen gerektiğini biliyorsundur. Ama sığmaya çalıştığında farkındasındır. Yani senin hoşuna gitsin, gitmesin. Yapabilirim de, yapamam da fark etmez ama bir yerlerde zaten değişmeye başlıyorsun. Bazen bir de bu sığmaya çalışmalarımızı böyle taçlandırıyoruz ya, bir mücadeleymiş gibi. Ben kalmayı seçtim ya. Sen ne diyorsun? Ben kalmayı seçtim. Bir de bunu böyle bir mücadele gibi gösteriyoruz.

Ben bu fikrin içinde, ben bu işin içinde, işte ben bu arkadaşlığın içinde, ben bunun gölgesinde, ben bu aşkın gölgesinde, ilişkinin gölgesinde, bu ailenin gölgesinde kalmaya çalıştım. Sen ne diyorsun? Böyle bir kahraman gibi, bir mücadeleci gibi. Tamam, pardon da kimse sana bu mücadeleyi al demedi ki. Kimse sana böyle bir savaşa soyun demedi ki. Sen mücadele verdiğini zannederken, kendi kendini bu konuda överken, aslında bazen kendi varlığını inkar etmiyormuşsun.

Kendi varlığını inkar ediyorsun ya. Kendi ebatlarını, hayatta kapladığın duygusal, fiziksel yeri inkar ediyorsun. Ne yapıyorsun? Artık zevk almadığın bir şeyden, artık heyecanlanmadığın bir şeyden, zevk alıyormuş gibi yapıyorsun. Artık sevmediğin bir yerde, sevilmediğin bir yerde çabalıyorsun. Bir şey seni yormasına rağmen, yok ya, bu hala bana göre diyorsun.

Hani ayakkabı uyuyorsa giy Cinderella derler ya, ayakkabın uymuyor Cinderella ama sen hala o ayakkabıyı giymeye çalışıyorsun. Belki böyle daha iyidir, benim hakkımda böylesi hayırlıdır, belki beni daha çok sever, belki beni böyle sever, diye diye kendini oraya sığdırmaya çalışıyorsun. Ama bu, bu verdiğin mücadele, sence gerekli bir mücadele mi? O zaman ne diyoruz? Doğru savaşlara soyunmak daha makbul.

Gereken savaşlara soyunmak daha makbul. Kimsenin senden istemediği, sana yüklemediği savaşlara girme lütfen. Lütfen girme. Hayatımızın bazı dönemlerinde iyi gibi görünen çürüme alanlarımızı tanıyamıyoruz. Artık heyecanlanmadığımız yerlerde, heyecanlanmadığım şeyleri yaparken çürüdüğümüzü hissetmiyoruz.

Bazen bizi yargılayacak gözlerden korkuyoruz. Yargılayacak ağızlardan korkuyoruz. Tamam ben burada küçülüyorum, burada değişeyim de... Ama ya beni yargılarlarsa? Daha bahsedilmemiş, edilmemiş, söylenmemiş şeylerden, düşüncelerden, fikirlerden korkuyoruz. Daha az konuşuyoruz, daha çok susuyoruz, daha az gülüyoruz. Bunlar konforun değil. Bunlar büyümenin değil. Bunlar çürümenin, küçülmenin göstergeleri.

Hait olmadığın bir yerde sıkışıp kalmak, ben artık başka bir yere ait olabilir miyim, olur muyum korkusundan dolayı da sıkışıp kalmak demek. İhtimaller sebebinden, kafandaki korkutucu ihtimaller, daha iyisini bulamamlarla razı olmak bence bir hayatta insanın kendisine yapabileceği en kötü şeylerden bir tanesi. Hait olmadığını bilerek kalmak kendimize yapabileceğimiz en kötü şeylerden bir tanesi. Bu bir tek ilişkilerde, arkadaşlıklarda değil, işlerde de küçülüyoruz. Bundan başka iş bulamam. Buradan başka bir yere gidersem baştan başlamak zorunda kalırım. Maaşımı bulamam. Hayat kaygılarımızın bizi yiyip bitirdiği, küçülttüğü, sıkıştırdığı, bir yerlere uyumak zorunda kaldırdığı bir hayata dönüyor hayatımız.

İş, arkadaşlık... Bazen tanıdığın sokaktan çıkamıyorsun ya, bir şehirde küçülüyorsun. Bir ilişkide küçüldüğün gibi, bir hayatta küçüldüğün gibi, bir arkadaşlıkta, bir işte küçüldüğün gibi şehirde küçülüyorsun. Sen sokakları çok iyi tanıyorsun ama sokaklar artık seni tanımıyor. Bir zamanlarken ifade ettiğin, şu köşeye dönünce şu var dediğin, sana senin parçağın gibi gelen yerleri artık tanımıyorsun ve onlar da seni tanımıyor. Ama bir tanımanın, bir alışılmışlığın hayaletiyle küçülmeye başlıyorsun.

Bazen bir ailede küçülüyorsun. Kökler çok güzel şeylerdir. İyi kanatlarımız olabilmesi için evvela iyi köklerimiz de olması gerekiyor. Çünkü bir yerlere inebileceğimizi bilmek, bir yerlere tekrar dönebileceğimizi bilmek, kanatlanmanın en güzel yakıtlarından bir tanesi. Ama bazen o köklerde de küçüldüğümüzü hissediyoruz. Çünkü o kökler, sen orada sürekli otur ve daha da fazlasını sal diye yok. Yani ait hissetmek, aidiyet hissiyle çürümeyi ayıramıyoruz bazen.

Biz bazen bir yere ait olmak, bir yerde iyi hissetmek, bir yerde mutlu olmak, bir yerde güvende olmayı... Biz küçülmeyi güvenli olmakla, küçülmeyi tamam yerimi buldumla, kabul etmeyi razı olmakla karıştırıyoruz. Ve bir yerde fazla kaldığımızda, evet küçülmeye başlıyoruz. Ha bu illa şey gibi bir şey değil. Küçülmek istemiyorsan kalkıp gitmelisin. Hayır. İlla bir yere kalkıp gitmen gerekmiyor.

Ama bir yerde küçüldüğünü hissediyorsan, o zaman kalışını yeniden düşünmek zorundasın. Her gittiğin yer, her durduğun dal senin küçüldüğün anlamına gelmiyor. Bu, hadi çarp kapıyı çık, küçülüyorsun, çık oradan falan gibi bir slogan atmak değil. Elbette her yer toksik değil, her yer zehir değil, her yer durgun su değil. Hala devinime olan, seni büyüten, seni besleyen yerler var. İlla her yaptığın karar, her durduğun yer yanlış yer değil.

Büyümen için illa bir yerleri terk etmen, çok büyük şeyler yapman gerekmiyor. Çok büyük bir aksiyon aldın diye büyümüş olmayacaksın. Lütfen söylediklerimi bununla karıştırma. Bazen sadece kendin olmana izin vermek, gerçekten ne hissettiğinle yüzleşmene izin vermek ve sana kendin olmana izin veren şeylere, yerlere, nefeslere yönelmek bile yeterli. Bazen korkmak bile yeterli. Korkuyorsan iyi. Çünkü bir şey değişiyor. Korkuyorsan iyi. Çünkü zemin kayıyor.

Korkmadan olmaz. Heyecanlanmadan olmaz. İp ile atlayamazsın. İpsiz atladığını hissetmeden olmaz. O yüzden illa bir yerlere atlayıp zıplamak, çok büyük hareketler yapmak zorunda değilsin. Şu an olduğun yerde büyüyor musun? Yoksa sadece sen buraya sığmaya mı çalışıyorsun? Bu sorunun cevabını arayacaksın. Hayatın dönem dönem bence bir yerlerinde aramamız gereken cevap bu.

Ben burada büyüyor muyum? Ben burada iyi miyim? Yoksa sığınmaya mı çalışıyorum? Kulum bacağım mı ağrıyor? Ben çok mu büzüldüm? Alice gibi evin içinde büyüyüp, evi içimde taşımak noktasına geldiğim yerde hâlâ o evin içinde kalıyorsam bir problem var demektir. Bir şeylerin artık içinden çıkıp onları içimizde taşıdığımız hallere geçmemiz gerekiyor büyüyebilmek için. Bazen kendine sen ne yapıyorsun? Buraya sığıyor musun diye sormak evet. Bir lüks değil, ihtiyaç.

Bir de çok sevdiğimiz bir his var ya, ben yarımı arıyorum. Ben falanca'nın yarısıyım, falanca benim yarım. Hayır ya, biz kimsenin yarısı olmak için bu dünyaya gelmedik. Böyle bütün sözler, bütün aşka, aidiyete yönelik sözlerin hepsi, bir bölü iki olmaya, küçülmeye falan itiyor bizi. Hayır ya, sen kimsenin yarısı olmak için yaratılmadın ki, bir başkasının bütününe dönüşmek için ya da bir başkasıyla bir bütüne dönüşebilmek için

Neden kendinden ödün verip küçülüyorsun? Konsepti tamamen yanlış anlıyoruz. Birisiyle bütün hissetmek, bu kendine yarım hisset demek değil. Bir ilişkinin içinde yanlış hisset demek değil. Bir ilişki senin otomatikman tam olabilmek için küçüldüğün bir yer olmamalı. Yani sen bir şeyin yarısı olurken, bir şeyin yarısı haline gelirken... ...kendinin içinde hala tekniğini koruman gerekiyor.

Neden her şey, her şey bizi sığmaya yönlendiriyor, küçülmeye yönlendiriyor bilmiyorum. Neden her şeyin nihai huzurlu noktası durgunlukmuş gibi görünüyor? Mesela bir şeylerin en iyi anı kaçmaktan vazgeçtiğin andır. Hayır ya! Öyle bir şey olabilir mi?

William Blake'in sözü gibi, durgun sudan zehir bekle, ya durmak zehirdir. Kurtlu gibi hareket et demiyorum ama durağanlığa evet demek, bir durağanlığa inanmak, son gününe kadar hiçbir değişim olmayacağına ve duracağına inanmak zehirdir. Kalmışsın ya orada, olduğun halinde kalmışsın, hayatı durdurmuşsun. Belki otuz yaşında, belki kırk yaşında, fark etmez, belki altmış yaşında. Ama sen nefes aldığın sürece kendini bir yere sığdıramazsın, küçültemezsin.

Bazen hayatta çok fazla kalmak bize tecrübe getiriyormuş gibi hissediyoruz ama uzun kalmanın da dezavantajları var. Küçükken çektiğimiz büyüme ağrılarını unutuyoruz. Bir yerden sonra büyüme duruyor, sığınmaya dönüyor. 35 yıldır profesyonel olarak bu hayatı yaşıyorum ama sanki 10-15 yaşında daha iyi yaşıyordum ben. Ne noktada büyümeyi bıraktım? Ne noktada yetişmeye, sığmaya, razı olmaya başladım? Ne noktada bana bir şeyler fazla geldi ve orada küçülmeye başladım?

Ne noktada her sokağın taşı beni tanıdı, her sokağın köşesindeki lekeyi hatırlar oldum? Bindiğim toplu taşıma araçları kaçıncı kere aynısı oldu mesela? Ve ben bunları kaçıncı kere fark ettim? İdare ederim diyerek ne kadar zaman yaşadım? Ne kadardır ben razı geliyorum? Bir de en sevdiğim, en bayıldığım kumarlardan bir tanesi. Çok emek verdik ya! Buradan çıkıp çok emek verdik ya biz! Ürün yatırım. Çok emek verdik biz ya!

Emek verdin diye, biraz daha emek vermeye ve yatırım yapmaya devam ediyorsun. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik ya. Bırakmayalım. Ben bu ilişkiye çok emek verdim. Ben bu işe çok emek verdim. Ben buraya çok yatırım yaptım. Diye diye diye... Geçmişin hatırına, geçmişin sevdasına... Geleceğimizi feda ediyoruz.

Şu an bir şey artık seni sen yapmıyorsa, şu an bir şey sana nefes aldırmıyorsa, geçmişte bunun ne kadar güzel olduğu, senin ne kadar emek verdiğin ne fark eder? Ya hiçbir şey geleceğinden, huzurundan, nefesinden kıymetli olabilir mi? Niye sığmaya çalışıyorsun? Niye kendini verdiğin yemeklerin içine kabukluyorsun? Kabuk böyle bir şey değil. Kabuk seninle birlikte her zaman çatlayan, büyüyen, genişleyen, yeri geldiğinde küçülen ama büyümek için küçülen, yeri geldiğinde gerileyen ama ileri gidebilmek için gerileyen bir şey.

Bazı yerlerden artık sadece valizimizi toplayarak değil, sesimizi toplayarak, kendimizi toplayarak çıkmamız gerekiyor. Çünkü oralarda susturuluyoruz, küçültülüyoruz. Kimse bize git demiyor ama kimse bize kaldı demiyor aslında. Emek verdim, daha iyisini bulamam. Kendi kendimizi küçültüyoruz. Kimsenin bize git dememiş olması, gitmek için bir sebep bulamıyor olmamız illa bir sebep olması gerekmiyor. Kimse bize kaldı demiyor.

Her şey için büyük kararlara gerek yok. Ben sığmıyorum deyip çıkabilmeliyiz. Denizle ilgili de çok güzel bir söz vardır. Bugün sürekli aklıma bir şeylerin sözleri geliyor. Hani balık yaşadığı suyun farkında değildir ya ta ki başka suya girene kadar. Mesela bu bazen şeyde de oluyor. Eve yeni su söylediğimiz zaman ilk içtiğimiz su inanılmaz taze, inanılmaz serin oluyor ve ne kadar bayat bir su içiyor olduğunu o güne kadar fark etmiyorsun. Ya bazen yenilemeden, tazelemeden ötekinin bayatladığını anlamıyorsun.

O yüzden bir şeyler artık gitmek değil, bir şeyler ila bir şeylere arkana dönmek değil, ya ben burayı bırakırsam ne olur, değil. Artık kendine doğru bir adım atmak. Küçülüyorken başka yöne adım atmak bir şeyleri terk etmek değil, kendine doğru adım atmak. Sürekli tabii ki oradan buraya geçeyim, buradan buraya geçeyim yapamazsın. Ama şu sözleri unutma. İçin bilir, sezgilerin bilir. Bir yerden gitmen gerekiyorsa bunu bilirsin.

Bazen gidecek bir yerin olmasa da, bazen ne yola gideceğini bilmesen de, gitme vakti geldiyse tamam. Bunu hissetmen gerekir. Bazen kalınca büyüyeceğimizi zannediyoruz, mücadele edince büyüyeceğimizi zannediyoruz ama çok küçülüyoruz. Çok küçülüyoruz ya.

''Bu halimle büyüyebilir miyim?'' demiyoruz. ''Bu hal bana iyi geliyor mu?'' demiyoruz. ''Çürüyor muyum?'' demiyoruz. Kendimi tekrarlamak istemiyorum ama... Lütfen bir hayat daha yok. Küçüklükteki büyüme ağrılarımızı hatırlayalım biraz. Artık ben küçülme ağrısı istemiyorum. Tekrar eskisi gibi büyüme ağrısı istiyorum. Tekrar geliştiğimi, değiştiğimi, nefes aldığımı, taze aldığım suyu içtiğimi hissetmek istiyorum.

Bilmiyorum omzuna dokunabildim mi? Sana sarılabildim mi? Çok dağınık mıydım? Söylediklerimi toparlayabildim mi bilmiyorum ama yeni yeni düşünüyorum. Yeni yeni küçülme ağrıları çekiyorum ve bunu seninle paylaşmak istedim. Umarım beraber tekrar büyüme ağrıları çekebiliriz. Umarım. Umarım razı olmakla kabul etmeyi karıştırmadığımız bir hayatta yaşayabiliriz. Çok sarıldım. İhtiyacı olan alsın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)