Podcast

Flört Yetmezliği

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

En büyük yalnızlık, birinin seni biraz sevmesi. Sanki sorun biraz olanlarda.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.301 kelime · ~12 dk okuma

Selamlar. Bugün baharın da gelişine özel olarak, onu da kutlamak amacıyla hepimizin kanayan yarası, ne onunla ne onunsuz yapabildiğimiz, hayatımızın vazgeçilmez renklerinden ve ızdıraplarından biri olan flörtü konuşmak istiyorum bugün. Çünkü tam zamanı, tam mevsimi, gevşelen gönül yaylarımızın da bize verdiği sinyallerle birlikte çok düşünmeye açık olduğumuz bir dönem diye düşünüyorum. Artık flört... Bilmiyorum ya. Flört sandığımız anlamı mı taşıyor? Romantik bir alan mı? Artık onu bilmiyorum. Sanki artık biraz birine yaklaşma ihtimali olarak... ...ele alınması gereken bir şey haline döndü. Bir şeylerin ortak hayaller olması... ...ortak bir yolda yürüme ihtiyacı... Bunlardan sanki flört sırılı çok oldu. Artık flört bir görülme isteğine döndü. Bir görülme oyununa döndü sanki.

İnsan sevilmekten çok anlaşılmak istiyor diye bir söz vardır. Sanırım bunun en çok hissedildiği dönemlerdeyiz, konuflorda olduğu zaman. Bazen sadece görülmek istiyoruz, bazen karşısındaki sadece görülmek istiyor. Belki birini sevme derdinde değiliz. Biri bizi sevme derdinde değil, fark edilme derdinde.

Biri sende bir şey var desin derdi. Bazen karşılıklı çekimden çok, kendini yeniden hissettiğin bir alana dönüştü flört. Çünkü biri seni beğendiğinde, birisi sana daha yakından baktığında, birisi seni pozitif bir şekilde kalabalıktan ayırdığı zaman, insan aynada kendine daha az sorgular oluyor. İnsan davranışlarını geldiği yeri, gittiği yeri daha az görür oluyor, daha az bakar oluyor.

Transkriptin tamamını oku

Flört bazen bir başkasının değil de sanki kendi kendimize aynaya yazdığımız ufak bir not gibi oluyor. Hala buradayım. Hala görülüyorum. Hala birileri beni yakından tanımak istiyor. Birileri bugüne kadar içimde taşıdığım şeyleri yakından görmek istiyor. Hazinemi tanımak istiyor diyoruz.

Haftalarca bir yerlere gidecek gibi oluyor, olmuyor. Bir şey istiyorsun, olmuyor. O istiyor, sen istemiyorsun vs. vs. Aşklar hiç başlamıyor. Flört hiç... Neredeyse aşka evrilmiyor. Zaten aşk flörtten geçen bir yol mu? Buna girmek istemiyorum. Bambaşka bir konu olur. Flörtle aşkın birbirinin peşinden geldiğini çok fazla düşünmüyorum. Evrilere ayırabildiğimiz bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ama flörtte tutarsak... Bir şeyler başlamadan önce niyetler başlıyor artık.

Ve çoğu niyet cesaret gösterilmesi gerektiği zaman, adım atılması gerektiği zaman ortadan yok oluyor. O yüzden artık flört dediğimizde yürüyen şeylerden çok, yürümeyen şeyler... ...ne de sandığımız anlamlardan çok altını doldurduğumuz anlamları konuşmamız gerekiyor. Bazen insanı büyütüyor ama galiba içten içe de birçok yerde bizi eksiltmeye başladı.

Her flört yeni bir ilişki arayışı değil, görülme ihtiyacı olabilir diye baktığımdan beri... Klasik lafter ya, içimdeki çocuk... İçimdeki çocuk sevilmek istiyor belki, görülmek istiyor. Biri bize karşılık vermeyince yıkılmıyoruz. Biri bizle aynı dansı sürdürmek istemediğinde yıkılmıyoruz. Belki sadece karşılık alamadığımız için yıkıldığımızı zannediyoruz ama kendi yansımamız, o kişide gördüğümüz yansımamız, hissedilme, anlaşılma, umudumuz kaybolduğu için üzülüyoruz.

Yani artık flörtler ne zaman başlıyor? Hiç başlıyor mu? Bitiyor mu? Bilmiyorum. Ama bir noktada en büyük yalnızlıklarımıza vesile olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence bu hayattaki en büyük yalnızlıklardan biri, birinin seni biraz sevmesi.

Biri seni hiç sevmediğinde mesele çok basit olur. Çünkü ortada bir şey yoktur. Ama biraz sevildiğin zaman, işte en karmaşık boşluk, en karmaşık savaş orada başlıyor. Çünkü bir ilgi vardı, bir mesaj vardı, bir bakış vardı, bir adım vardı. Ve sen o ilgiden bir koza kuruyorsun kendine, bir koza inşa ediyorsun. Kendine farklı bakıyorsun. Sabah kendini daha az sorguluyorsun. Sırsındaki yükleri biraz hafifletiyorsun.

Ama o sevgiler birbirine yetişmiyor. O hayaller, o ihtiyacını alma süreçleri birbirine yetişmiyor ve yarım kalıyor. Ve yarım her şey netlikle olmayan şeylerden daha yıpratıcı. Yarım bir sevgi bazen delilmekten bile daha yıpratıcı. Yarım bir flört hiç flörtten daha yıpratıcı. Net bir sonu yok çünkü. Net başlamayan bir şeyin, var ya da yok olan bir şeyin hiçbir zaman net bir sonu olmuyor.

Kişi geri de dönebilir, geri dönüyor gibi gelebilir. Hareketlere anlam yüklemeye çok açık olur. O danstan çıkmak senin sorumluluğun olur. İki kişi diye başladığın yolda, iki kişi diye başladığın oyunda tek başına kalıyorsun. İz bırakmadan gitmiyor çünkü hiçbir zaman tam olarak gitmiyor.

O yüzden bence ya nesil olarak ya zaman olarak bir şeylere başlamanın ve bitirmenin aslında ne kadar rahatlatıcı bir şey olduğunun, nasıl güzel bir şey olduğunun biz farkına varamıyoruz. Çünkü her şey yarım, her şey biraz. Her şey bir tadına bakayım. Her şey bir kapıyı açayım bakayım orada ne var.

Ve bu insanı çok yoruyor. Dönüp baktığımda yaşanıp olmamış şeylerden çok ya da bir yere varamamış şeylerden çok... Hep birazlardan yorulduğumu görüyorum. Biraz flörtlerden. Ne yansı tutabiliyorsun, ne bağ kurabiliyorsun. Sanki içindeki sandalyeye biri oturacak gibi bekliyorsun. Ama o hep başka bir yere gidiyor. Başka bir yere oturuyor. Birinin seni biraz sevmesi, aslında seni gerçekten görmemesi demek.

Sen zannetmişsindir demek. O yüzden fark edilmemekten, durup geçilmesinden daha ızdıraflı bir şey. Bu yüzden hayatımın bence en doğru tespitlerinden ve en doğru cümlelerinden biri bu. En büyük yalnızlık birinin seni biraz sevmesi, birinin seninle biraz flört etmesi, birinin seninle biraz orada olması.

Bu hiçbir yere varmayan şeyler, olacak gibi olan şeyler... Neydi o? Olup olmaması problem değil de, olacakmış gibi olmuşsun bari. Benim için Freud buna döndü artık. Olacakmış gibi olan ve olmayan şeyler silsilesi. Çünkü yarımaller hayal kurmamızı engellemiyor. Her ne kadar biz kendimizi kontrol altına aldığımızı zannetsek, alamıyoruz. Tam tersi. Seni sürekli içinde tutuyor. Ya bir şey olacak galiba beklentisiyle yaşıyoruz. Ama hiçbir zaman olmuyor.

Mesela soruyor, ne oldu diyor, sana karşılık mı vermedi, flört gitmedi mi? Hayır, hiç sevmedi değil. Ama çok da sevmedi ya. İşte biraz... Bu biraz lanetinden, her alanda çıkmak istediğim gibi, flört alanında sanırım en çok burada çıkmak istiyorum. Peki neden yürümüyor bu flörtler? Neden bunlar gitmiyor? Neden kocaman insanlar, hayatta birçok şeyi başaran, birçok şeyi çözen biz insanlar bunu çözemiyoruz?

Neden evde pozitron çarpıştırıyor gibi bakıyoruz bu olaya? Niye bu kadar zor? Belki klasik, flört etmek istiyor ama bağlanmak istemiyor. Görülmek istiyor ama gerçekten bakmak istemiyor. Yalnızlığını başkasıyla paylaşmak istiyor ama işte başkasının yalnızlığını taşımak istemiyor. Sanki bundan olmuyor, buna döndü bu sanki.

Hani bir şeyler bir yere varmasın diye değil. Zaten kimse o gayeyle çıkmıyor. Biraz bunun içinde durayım gideyim diye çıkmıyor. O anlık hoşlanmayı yaşıyorsun. Ve öyle hissetmek bile bir lütuf olduğu için, o anlık hoşuna gittiği için yapıyorsun, bu yola giriyorsun. Ama devam etmiyor. Çünkü bunu da göz ardı edemeyiz. Artık bir şeyleri hissetmek yirmi yaşlarındaki gibi kolay değil. Birilerinden hoşlanmak yirmilerindeki kadar kolay olmuyor. Yirmilerimizdeki arkadaşlar da şimdi diyebilir ki... ''Ezgiciğim kolay mı sence yirmilerde?'' Vallahi olmayabilir. Benim yirmilerde kolaydı.

Zaman geçtikçe, yani burada önemli olan şey sayılardan çıkmak gerekirse, zaman geçtikçe bağı kurmak, bir şeyi beğenmek, eskisinden daha zor oluyor. O yüzden o anı koşturabilmek bile bir lütuf gibi geldiği için, o an bir şekilde takdir ettiğimiz ama neden takdir ettiğimizi bilmediğimiz, ufak da bir hayranlık duyduğumuz birisi tarafından görülmek, bakılmak ve yalnızlığımızda o insanla birlikte bir pencere açmak çok hoşumuza gittiği için, belki de bodoslama dalıyoruz ve sonunu düşünmüyoruz. Bu yüzden de gitmiyor. Sadece kendi penceremizi açmak istiyoruz. Kendi yalnızlığımızda bir pencere açmak istiyoruz. Ve bunun kapısı olduğumuzu zannediyoruz. Karşıda da bu hissi uyandırdığımızı zannediyoruz ama her zaman... İşte böyle olmuyor. Geçip giden bir rüzgar gibi oluyor bazen. Oturmak istemiyor insanlar, kalmak istemiyor. Kendine, senin üstünden bakmak istemiyor.

Bazen de yürümüyor. Çünkü çoğu zaman samimi değil. Bu aslında bize geçiyor ama sen kafanda kurumuşsun kızım olmak istemediğimiz için insanların açık olmadığını, hazır olmadığını dile getiremiyoruz ya da bununla başlamıyoruz. Bize en çok da bizimle ilgilenmiş gibi yapanların ortasında kalmak, buralarda yarım kalmak yalnızlaştırdığı için birinin biraz sevmesi, bir süre tutması, sonra onunla yok olması, sonra birinin daha biraz tutması, yok olması, Yalnızlığımıza pencere açalım derken, daha da dibine dibine, kurtusuna batıyoruz. Yanımızda biri varmış gibi hissediyoruz ama aslında tek başına yürüyoruz. Tek başına yürümek kötü bir şey değil. Gerçekten tek başına yürürsen... Ama bir şeyleri zannederek, bir şeyleri varsanarak, bir şeylerin birazını yüklenerek yürümek, tek başına yürümek olmuyor. Biri varmış gibi zannetmek oluyor.

Bu beni gerçekten yoruyor. Bir şeylerin eksik kalması, senin tamam sanman, beklentiler, umutlar olması, bir şeylerin yalnızlıkların, kırıklıkların, kokuların taşıması... Bunlar gerçekten beni çok yoruyor. Hiç kimse bana olduğu gibi gelmiyor. Hiç kimse bana sıfırdan gelmiyor. Herkes hesaplaşamadığı bir şeyi benim üstüme getiriyor. Ya da ben birinin üstüne götürüyorum.

Artık olması mucize bir şey haline geldi Flört. Sürmesi mucize bir şey haline geldi. Bu kadar yapılması istenip, yapılamayan, bu kadar bizi büyüteceğini zannettiğimiz ama bizi eksilten, çok nadir şey var ya, bu kadar umut yüklenip, bu kadar inanç yüklenip, bu seferinde farklı olacak deyip de bu kadar aynı olan, bilmiyorum Flört kadar bir şey vardır herhalde, yarın başlıyorum sözü, bir de Flört bu kadar olacak gibi olup da olmaya. Zaten sosyal medya flörtlerine hiç girmiyorum. Ya da sosyal medyadaki işte bana üç gün yazdı, sonra kayboldu, oradan bir şey attı, her koyduğumu izliyor falan bunlara girmiyorum. Çünkü bunları gerçekten flört olarak almaya başlarsak bu skor çok çirkin bir yerlere gidecek ve bunu yaşamak istemiyorum. Bunu düşünmek bile istemiyorum.

Ben artık bir şeylerin sadece ihtiyaç olarak yer almasında, ucu açık bırakılmasında, hiçbir zaman kapanma işinde, başlamasıyla bitmesi arasındaki bu uçurumda, kalabalık yalnızlığa dönüşmesinden hiç hoşnut değilim. Beğenilmek isteğinin görülmek isteğinin karşı tarafta bu kadar hasar bırakmasından hiç mutlu değilim, hiç hoşnut değilim. Hayal kurmanın bu kadar zararlı bir şey gibi görünecek olmasından hoşnut değilim. Sanki hayatta taşıyacağım çok fazla yük yokmuşçasına bir de flört yorgunluğunu taşımaktan hiç hoşnut değilim.

Bazen kendimizi kapattığımız dönemler oluyor. Ben işte karşı cinste mesafeli olacağım. Ben flörtü bıraktım. Hani bu benim meşhur lafımdır. Ben flörtü bıraktım. Hani şekeri bıraktım, ekmeği bıraktım. Flörtü bıraktım. Flört free yaşıyorum. Hani flört geçirmez yaşıyorum. Bu şakaları dönem dönem yaptım. Ben flörtü bıraktım ya dediğim. Ama bunların çözümünün de bağ kurmayı bırakmak ya da göz temasından kaçınmak olduğunu düşünmüyorum. Bu da bana çok çocukça, çok gerçekliği yansıtmayan şeylermiş gibi geliyor sona. Tabii ki bağ kurmaktan vazgeçemeyiz. İnsanız, sosyal canlılarız. Bilin de kendimizi görmeye ihtiyacımız var. Bu lanet girdaptan tabii ki çıkamayız. Ama sanırım artık toplamak gerekirse çok dağılmadan.

Gerçekten flört ihtiyacında mıyız? Karşısı gerçekten flört ihtiyacında mı? En başta bunu bir netleştirmek gerekiyor. Ya da sözsüz bir sözleşme gibi. Bunu birkaç kere yaptım. Çok iyi bir fikir gibi geliyordu bana. Marazlarını söylemek. Neyden rahatsız olduğunu söylemek. Nereye gitmesini istemediğini söylemek. Ama ondan sonra baktım ki bunu söylemediğimde daha az oraya gidiyordu.

Öncesinde konuşulmuş, şartlanmış çizgilerin... ...bir şeylere zarar verip vermediğine de artık emin olmuyorum. O yüzden karşına al, dürüstçe konuş. ''Hey, sen bunun içinde misin?'' ''Sen benimle aynı şeyleri mi istiyorsun?'' Demenin çok büyülü bir şey olduğu düşünüyor da... Hayır, kimse tabii ki gelip seninle ilgilenirken veya senden alacağı bir şey varken... ''Yok ya, ben hiç seninle aynı noktada değilim. Bir bakıp çıkacağım.'' diyecek hali yok ya.

Yani bu tarz gerçekliğe uygulanamayan örneklerin, inançların da ben çok çaresizce benimsenmesinden yana değilim. Uygulanamayan şeylere çok bel bağlamamak gerekir. Birinizi karşısınıza alın ve işte yaralarınızı anlatın. Bu ilişkiden beklentinizi anlatın. İki adım öndesinizdir. Hayır, hiç öyle bir şey yok. Herkes kendi iki adımına baktığı için böyle bir şey yok. O yüzden biz havayı koklamak zorundayız. Flörtün gerçekten flört olup olmadığını anlamak için maalesef bezmemek ve yarım kalmış yorgunluklar yaşamamak için havayı koklamak zorundayız.

Karşımdaki görülmek mi istiyor? Bu bir tek karşının suçuymuş, karşının ihtiyacıymış gibi görülmesin. Biz de birçok şey ilgimizi kısa bir sürede kaybedebiliyoruz. Görülmek mi istiyorum? Kendimi daha fazla sorgulamak istiyorum. Bir yalnızlığımı, hoşuma giden, beraber güldüğüm ve bir şeyler yapabileceğimi düşündüğüm birinin birazcık olmasını mı koymak istiyorum?

Ya da birine hafif yaslanası mı var? Ya da birinin bana yaslanası mı var? Artık bunları koklamak zorundayız. Çünkü yorgunuz. İnsanları bunun için de yargılayamayız. Bence sevilme ihtiyacıyla, sevme ihtiyacıyla gerçekten birinde bir şey görmenin çok kolay ayrıştırılabildiği bir nokta olduğunu zannetmiyorum. Çok ciddi bir bilinç gerekiyor.

O yüzden de flörtler olmuyor. Çünkü daha önce de dediğim gibi, hep çok iyi süren ilişkilerime bakıyorum. Ya da bir yere varmış, bir yere kadar yürümüş şeylere bakıyorum. Ne noktası flörttü, ne noktasında birbirimizi bekledik, ne noktasında birbirimizi anladık hiç hatırlamıyorum. Aşama aşama hatırladığım hiçbir şeyden bana hayır geldiğini hatırlamıyorum. Çünkü o kadar organiktir, o kadar hayatın içindedir ve o kadar nefes kadar kolaydır ki, onu flört, tanışma, bekleme, ben ona iki yaptım, o bana beş yaptı gibi hatırlamıyor oluyoruz. Organik şeyler zaten kendini evre evre, dönem dönem göstermiyor. Birisi ya zaten flört diyebilmek, onun olmadığını gösteriyor sanki.

Ben de işte biriyle flört ediyorum. Bizde işte flört var sanki. Ya da hiç flörtüm kalmadı, eksi üç tane flörtüm kaldı falan. Yani bunlar ya zaten olmayışın habercisi... Belki de flörtün kendisi olmayışın habercisi.

Buralarda ne yapabiliriz? Havayı koklayabiliriz evet ama... Lütfen kendimizi biraz sevmelerden, biraz olmalardan, biraz görmelerden, olacak gibi olmalardan ve onların getirdiği yorgunluklardan, belirsizliklerden koruyalım. Ve mümkün olduğunca insanları da bunların içine atmayalım. Lütfen insanları bulmak istediğimiz gibi bırakın.

Siz de lütfen karşıdaki insanlar bizleri bulmak istediğiniz gibi bırakın. Olsun, olmasın. Başlasın, bitsin. Bir sonu olsun, başı olsun. Ama birazı olmasın. Çünkü bizleri flört, flört etme çabaları... Bunlar yormuyor. Yanlış nedenler yoruyor. Görmediğimiz sebepler yoruyor. Sonuçlara flört, iletişim, ilgi gibi görünse de nedenler gerçekten sandığımız nedenler olmayabiliyor.

En büyük yalnızlıklar, biraz olan şeylerle başlıyor. O yüzden umarım kendimizi bunlardan kurtarabiliriz. Umarım bunların kokusunu almayı öğrenebiliriz. Ve hayattaki en doğal şeylerin, en bir yere varan şeylerin de böyle dönem dönem, evre evre görülemediğini anlayabiliriz.

Bunları kabul edebiliriz. Görülmeye mi ihtiyacın var? Çok doğal. Ama bunu bil de gir. Biriniz sende bir şey görmesine ihtiyacın mı var? Bunu bil de gir. Karşıdan bunu mu seziyorsun? Bunu bil de gir. Aynı yöne bakıyor olmanız aynı şeyi gördüğünüzü göstermiyor. Bunu bil de gir. O yüzden flört dendiğinde artık daha çok flört etmek değil de flört edememek neden konuşuluyor? Neden olmayışlar konuşuluyor? Bunu fark et de gir.

Çünkü tabii ki bağları koparamayız. Flörtten vazgeçemeyiz. Bir şeylere bir şey hissetmekten vazgeçemeyiz. Yalnızlığımızla pencere açmaktan vazgeçemeyiz. Ama bunları bilip girmeli. Alabileceğimiz hasarları, verebileceğimiz hasarları bilip girmeli. Birazcık şeylerden kaçınalım. Birazcık olan yerlerden de kaçınalım. Umarım omzuna dokunabilmişimdir, sana sarılabilmişimdir. Belki birkaç kere daha konuşulabilecek bir konu çünkü dönem dönem, sene sene çok farklı. Ama umarım biraz olsun kafandaki o ''Evet ya, yürüme işler bunlardan, kırgınlıklar bunlardan, olma işler belki de bunlardan'' dediğimiz yerleri beraber aşabilmişizdir.

Bazen bir şey hissetmek bile birilerinin bir şeye başlamasına ve bizim bir şeye başlamamıza neden oluyor. Çünkü maalesef hissetmenin bile çok zor olduğu bir hayatta yaşıyoruz. Çok sarıldım, çok öptüm. İhtiyacı olan olsun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)